Şehit Kubilay Türk sinemasında!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 29 Ekim 2020, 04:14:51


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Şehit Kubilay Türk sinemasında!  (Okunma Sayısı 5214 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çepni77
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 130



Site
« : 15 Ekim 2010, 22:45:44 »

http://video.mynet.com/herginn/Kubilay-fragman/968486/

Bakalım derviş Mehmetin torunu Bülent Arınç ta bu filmi izleyecekmi merak ediyorum!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, büyük Türkelinde, Türk uruğunun kayıtsız şartsız hakimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olma ülküsüdür.
İLTERİŞKAĞAN
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 412


BİN CİHANA DEĞİŞMEM ŞU ÖKSÜZ TÜRKLÜĞÜMÜ


« Yanıtla #1 : 15 Ekim 2010, 22:59:19 »

Filmin özetine bakılırsa ses getireceğe benziyor. Ordaki sakallı da bir yerlerden tanıdık geliyor. Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Damla damla ırkımın kanı,
Bir kımız çamçağına akarken,
Altaylar'da öğrenmiştik biz,
Ölümle anda olmayı.
Umay'ın kanatlarında,
Tanrı Dağı'na bakarken,
Küçücük ellerimizle Güneşe dokunmuştuk.
Sonra bizim olsun istedik güneş,
İşte herşey böyle başladı...
atilapars
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 190



Site
« Yanıtla #2 : 15 Ekim 2010, 23:03:23 »

Kandaşlar ben bülent arınç köpeği'nin atalarının bu işin içinde olduğunu düşünüyorum.Doğrusunu Tanrı bilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ya hepsin ya hiç,Ya TÜRK'sün ya piç..
GökBörü
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 112


BİR BOZKURT GÖRÜN BU GECE BİR DE BENİ


« Yanıtla #3 : 15 Ekim 2010, 23:05:59 »

Var ya da yok hepsi aynı b.k. Hepsi devlet düşmanı... Çıkıpta demokrasi demiyorlar mı? Yoldan çıkacam ne demokrasi anlamadım demokrasi etnik döküntüler için var bizi sallayan var mı?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ERGENOKON
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 16 Ekim 2010, 00:46:19 »



Menemen’de 23 Aralık 1930 günü gerici bir güruh tarafından şehit edilen genç öğretmen, genç asker Şehit Kubilay.

Daha sabahın erken saatleridir. Çember sakallı başlarında sarık, sırtlarında cüppe Manisa’dan gelmiş dördü silahlı altı tane hırpani kılıklı gerici adam, ilçe meydanında tekbir getirerek gezinmeye başlarlar.

Derviş Mehmet denilen Nakşibendi tarikatına bağlı biridir elebaşları. Camide bulunanlara kendini Mehdi olarak tanıtmış, dini korumaya geldiklerini söylemiştir.

Arkalarında 70 bin kişilik hilafet ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini iddia eden bu adam, camideki yeşil bayrağı sopaya takarak kalabalığa sloganlar attırmaya başlar.

“Şapka giyen kafirdir, yakında yine Şeriata dönülecektir.” diye bağırtır etrafındaki çapulcuları.

“Taraf-ı İlahiden geliyoruz. Şeriat istiyoruz. Askerin kılıç ve kurşunu bize işlemez. Herkes bu bayrağın altından geçecektir. Geçmeyenleri kılıçtan geçireceğiz.” diyerek de ilçedeki saf halka tehditler savurmaya başlar.

Esrar almış, sürekli zikreden bu grup tam anlamıyla gericiliğin, cumhuriyet karşıtlığının ve cahilliğinin bir simgesine dönüşürler.

Asteğmen Kubilay ise ilçede askerliğini yapmakta olan bir öğretmendir sadece, kalbi vatan sevgisiyle dolu bir Türk genci...

“Fes giymek isteriz, eski harfleri isteriz,” diyen, sayıları yüz elli kişiye ulaşmış bu mürteci grubu olay büyümeden dağıtmaya çalışan bir zabittir. Sadece 26 askerle olay yerine gönderilen bir takım zabiti...

Böylesine bir olayda kan dökülmesin diye uğraşan Kubilay, arkasındaki askerleri bırakarak tek başına kalabalığı yararak,

“Ne yapıyorsunuz,” der, “Hükümete isyan mı ediyorsunuz, haydi dağılın bakalım.”

Zaten iyice delirmiş olan Derviş Mehmet önce onu iter, yere düşürür sonra da tabancasını çekip kurşunla göğsünden vurur.

Zavallı Kubilay, yaralı olarak Hükümet binasının yanına sığınır. Sürekli kan kaybetmektedir. “Mehdi”nin atıp tutmalarıyla, “Hilafet ordusu”na iyiden iyiye güvenen grup Kubilay’ın yaralı kalmasına bile tahammül edemez ve hemen orada kör testereyle başını vücudundan ayırırlar.

Belki de bu gerçekleşen Cumhuriyet tarihinin en unutulmayacak olaylarından biridir. Atatürk’ü en çok sinirlendiren, “Menemen’i haritadan silin” dedirtecek kadar kızdıran olaylardan biri..

Bu olay, Serbest Fırka’nın kuruluşuyla da cesaret bulan tarikatların cumhuriyet düşmanlığını gözler önüne sermektedir. Masum bir Cumhuriyet öğretmeni, savunmasız bir cumhuriyet zabitidir Kubilay ve öylesine korkusuz ve öylesine görevine sadıktır ki, herhalde bu hırpani kalabalığın kendisine yapacaklarının farkında bile olmadan onları dağıtmaya çalışmıştır sadece.

Kubilay ilk şehittir. Aynı gün olayları bastırmaya gelen Bekçi Hasan ve Bekçi Vefki de diğer ikisi...

Kubilay’ın başını sopaya takıp bağırıp, çağırıp zikrederek güya Hilafet Ordusunu bekleyen bu güruhu gözlerinizin önüne getirin.

Ha bir de Kubilay’ı...

Giritli bir ailenin okumak için, öğretmen olmak için direten bu kararlı çocuğunu. Sıradan biri midir Kubilay? Bizce değil.

“...Cenge giden askerlere Vatan marşları okurum...”

Bakın çocukluğuna dönelim. Kubilay’ın şehit edilişinden sonra bastırılan kitabın yazarı Kan Demir şöyle anlatıyor Kubilay’ı:

“Düşman İzmir’e döküldüğü gün sevincinden sabahlara kadar uyuyamayan ve mütemadiyen karşısına diktiği bayrağa karşı milli neşideler terennüm eden genç, vatan ve millet sevgisini istilaya uğramış bir vatan parçasında içine katra katra sızan bir sır gibi almıştır.

Daha o yaşta parmak kadar çocukken bir gün diğer üç arkadaşına:

- Kaçıp Ankara’ya gitsek... diyor.

Bu arkadaşı soruyor:

- İyi ama, orada biz ne işe yararız ki?

Kubilay’ın gözleri doluyor:

- Ne işe mi yararız, kadınların bile sırtlarında cephane taşıdıkları bir zamanda... Mesela diyor hiçbir işe yaramasam, elime bayrağı alır, cenge giden askerlerin önüne geçer, onlara en güzel vatan marşları okurum...”

İşte size Kubilay... Bir de sopaya taktıkları yeşil bayrağın altından geçip cumhuriyete küfreden mürtecileri düşünün.

Bunlara belki deli diyebilirsiniz, belki esrardan ya da zikirden ne yaptığını bilmeyen ayyaş müritler, gelip geçici küçük bir isyanın aktörleri...

Alt tarafı ölen bir asker ve iki bekçi olarak yorumlayabilirsiniz kaybı. Gösterişli bir cenaze ve ailelerine taziye ziyareti ile meseleyi kapatabilirsiniz, bugün sıklıkla yapıldığı gibi...

Menemencilerin kökü kazınıyor!

Ancak Atatürk öyle yapmıyor. Menemen Olayı’nın pekala bir sonun başlangıcı olacağının farkında. Böylesine gerici bir ayaklanmanın kendiliğinden çıkmış küçük bir olay olmadığının da... Ayaklanmanın hazırlık aşaması vardır.

Eylemin elebaşları Giritli Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet, Nalıncı Hasan ve Çakıroğlu Ramazan Nakşi tarikatına bağlıdırlar ve onları bu tarikata sokan ve eğiten Manisa Askeri Hastanesi imamlığından emekli İbrahim Hoca’dır. Tarikatın etki alanının genişletilmesi ve yayılmasından sorumlu bu adam da, İstanbul Erenköy’de oturmakta olan Şeyh Esat’a bağlıdır. Kubilay olayının asıl mimarı...

Eylemcilerin verdiği ifadelere göre amaçları, Manisa’ya ve Ankara’ya kadar genişleyen ayaklanmalar çıkarmak ve sonrasında da İstanbul’da Hilafeti ilan etmektir.

Atatürk tüm bunların bilincinde ciddi bir tedbir almaya çalışır. 31 Aralık günü Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir’in merkez ilçelerinde 1 ay süre ile sıkıyönetim ilan edilir. 1. Kolordu Komutan Vekili General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divan-ı Harp kurulur. 7 Ocak 1931’de Atatürk’ün başkanlığında ikinci bir toplantı yapılır. Olaya doğrudan ve dolaylı katılan 105 sanık Divan-ı Harp’te yargılanmaya başlar ve 28 sanığın idamına karar verilir. Şeyh Esat çok yaşlı olduğu için idam edilmez ancak oğlu Mehmet Ali idam edileceklerin içindedir. Yani sadece olaya karışanlar değil, olayı kurgulayan, başında olan pek çok kişi ölüm cezası almıştır.

Bu 28 sanık, Menemen’de Kubilay’ın başının kesidiği yerde asılırlar!

Cumhuriyet hükümetinin ilahi adaleti diyebiliriz buna ya da ibret-i alem...

Olayın hemen arkasından da Menemen’de Kubilay ve devrim şehidi iki bekçi için bir anıt dikilir. Üzerinde şöyle yazılıdır:

“İnandılar, dövüştüler, öldüler. Bıraktıkları emanetin bekçisiyiz.”

Atatürk gerçekten de olayın hangi boyutlara varabileceğinin farkındadır. Bu güruh ne Hilafeti ilan edebilecek güçtedir ne de büyük ayaklanmalar çıkaracak. Ancak Atatürk’ün bu kararlılığı bundan sonra çıkacak tüm ayaklanmaların önünü kesmiştir. Gerçekten de Kubilay olayından sonra böylesine gerici bir ayaklanma yaşanmamıştır. Hilafet sevdalılarının hayalleri başlamadan bitmiştir. Üstelik Menemen’i haritadan silmeye gerek kalmadan Menemencileri tarihten silerek yapmıştır bunu Atatürk.

Bu Menemen Olayı’nın önemli bir boyutu. Şeyh Esat’a varıncaya değin, bunu tezgahlayan hiç kimse cezasız kalmamıştır. Genç Cumhuriyetin kararlılığının önemli bir ifadesidir ve gericilerin tüm cesaretini uzunca bir süre kıracaktır.

Kubilay’ı öldürenler kadar katilleri alkışlayanlar da suçludur!

Ancak Kubilay olayının bir başka önemli boyutu daha vardır. Atatürk’ün 27 Aralık 1930 tarihinde Fevzi Paşa’ya gönderdiği taziye mesajını inceleyelim:

“Menemen’de yakınlarda meydana gelen gericilik girişimi sırasında Yedek Subay Kubilay Bey’in görevini yaparken öldürülmüş olmasından dolayı Cumhuriyet ordusuna başsağlığı dilerim. Kubilay Bey’in şehit edilmesinde gericilerin gösterdiği vahşilik karşısında Menemen’deki halktan bazılarının alkışla onaylamaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanseverler için utanılacak bir olaydır. Vatanı savunmak için yetiştirilen, içteki her politika ve ayrılığın dışında ve üstünde saygın bir konumda bulunan Türk subayının, gericiler karşısındaki yüksek görevinin yurttaşlar tarafından yalnız saygıyla karşılandığına kuşku yoktur. Menemen’de halktan bazılarının hataları bütün millette acıya sebep olmuştur. Saldırının acılığını tatmış bir kesime genç ve kahraman Yedek Subayın uğradığı saldırıyı, milletin bizzat Cumhuriyet’e karşı bir öldürme girişimi olarak kabul ettiği ve cüretkârlarla, destekçileri, ona göre takip edeceği kesindir. Hepimizin dikkati bu sorundaki görevlerimizin gereklerini duyarlılıkla ve gerektiği biçimde yerine getirmeğe yöneliktir. Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmenler topluluğunun değerli üyesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, hayatını tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”

Atatürk’ün burada dikkati çekmek istediği çok önemli bir nokta vardır. Gericilerin vahşiliği karşısında halktan bazılarının alkışlarla onaylamaları, destek olmaları ya da en iyisinden sessiz kalmaları... Bunun gerçekten utanılacak bir olay olduğunu düşünmüştür. Kubilay’ın başına gelenler karşısında muhtemelen acı çeken, belki de içten içe ağlayan Atatürk, ilçe halkının bu suskunluğu ve destek vermesi karşısında hayrete düşmüş ve çok da üzülmüştür.

Aynı meseleye Sıkıyönetim kararı alınırken TBMM görüşmeleri sırasında Kars Milletvekili Ağaoğlu Ahmet Bey de değinecektir:

“Bunu kim yapmıştır? Tabiatile Türk değilse de Türk tabiiyetinde bulunan ve Türk Hükümetine iştirak etmiş olan insanlardır. Bunlar mütemadiyen böyle Türk’ün önüne çıkmışlar ve mütemadiyen bu hususta Türk’ün inkişafına mani olmak istemişlerdir ve mütemadî hareketleri neticesinde Türk’ü bir kat daha zaafa uğratmışlardır. Fakat bu günkü hadisenin diğer bir alâmeti daha vardır ki o alet üzerinde bütün arkadaşlarım ve Başvekil Paşa Hazretleri de tevakkuf ettiler. Bunun üzerinde bir daha durulması, tevakkuf edilmesi lazımdır. O da bu faciayı görüp te lakayt ve seyirci kalan halkın haleti ruhiyesidir. Hakikaten bu, o kadar feci bir haleti ruhiyedir ki ve o kadar adi bir şeydir ki insan bunu duyduğu zaman şahsen mahcup bir vaziyette kalıyor, yerin dibine girmek istiyor.

Çünkü biz hepimiz bu memleketin adamıyız, bu memleketin içinde, bir şehrinde adam boğazlanıyor. O da kim? Zabit, muallim, yani memleketin maddi ve manevi inkişafı vazifesini üzerine alan bir genç, o kadar izdihamın ortasında boğazlanıyor. Yirmi dakika boğazı kesiliyor da müdahale edilmiyor. Hatta tasvipkâr olanlar bile çıkıyor. Efendiler; sormak lâzım gelen asıl bu hadisedir. Halkta, kütlei nasta mevcudiyeti bu gün keşfedilen bu haleti ruhiyenin karşısında, ben kendi nefsime, kendimi çok küçülmüş bir vaziyette gördüm ve bu kütle mes’uliyetinin manevi mes’uliyetin bir kısmının da bana geldiğini hissettim.”

Kubilay olayının belki de en trajik gerçekliklerinden biri budur. Kubilay boğazlanmıştır, kesik başı sopaya takılıp cumhruyete küfürler edilmiştir ve tüyleri diken diken edecek bu görüntü karşısında daha da trajik olan sıradan halkın buna ses çıkarmaması ve alkışlarla desteklemesidir. Bunu yaptıran şey herhangi bir dini inanç ya da herhangi bir davaya olan bağlılık değildir.

Bu bir topluluğun her zaman yaklaşma ihtimalinin olduğu umursamazlık çizgisi ve kendi başına gelmediği, kendi hayatını ya da çocuklarını, işini etkilemediği müddetçe sessiz kalma, yandaş olma çizgisidir. Kubilay olayından çıkarılacak önemli bir derstir bu.

Evet Kubilay olayı bir kararlılıktır. Pek çok dersler içerir. Vatansever bir gencin gericilerin üstüne nasıl yürüdüğünü gösteren, Cumhuriyetin gericilerle nasıl hesaplaştığını gösteren bir kararlılık destanıdır. Simge bir isim yaratmıştır ve her Türk gencine Kubilay olma cesaretini verir elbette ama bir toplumun psikolojisini yansıtan çok da önemli bir uyarıdır.

Atatürk’ün taziye mektubu, ‘hesabı sorulacaktır’ mesajından çok çok ötedir. Onun için “katliamcı” ya da “faşist” diyenlerin anlayamayacağı kadar ince bir hümanizm içerir.

Atatürk, Kubilay için hissettiği acı kadar, onun katlini alkışlayan Türklerin düştüğü durum için de üzülmüştür. Bu vurdumduymazlığa tahammülü yoktur.

Sloganların önemi yok. “Şeriat isteriz” ya da “Kürtlere özgürlük”... Dün Kubilay’dır şehidiniz bugünse masum bir kız çocuğu Serap olabilir...

Onlar için gözyaşı dökmemekle, katillerini alkışlamak aynı şeydir.

Katliama ortak olmak...

Bir genç kızı molotofla diri diri yakanlarla, onun için gözyaşı dökmeyenler nasıl aynı kişilerse, Kubilay’ın kesik başını sopanın ucunda gezdirenle, onu alkışlayan aynı kişilerdir...

Kubilay Olayı o nedenle, nasıl bir kararlılığın simgesi, nasıl bir devrimci duruş örneği ise biraz da kaypaklığın, korkaklığın, hainliğin tarihidir.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gümüş Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 27 Ekim 2010, 03:57:01 »

Her yerde Mustafa Filminin reklamları yapıldı; ama bunun neden yapılmadı? Kubilay Filmi 3 gün sonra sinemalarda.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ERGENOKON
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 27 Ekim 2010, 13:47:23 »

Benimde dikkatimi çekti kandaş medyada türbandan başka tartışma yok ama Cumhuriyet tarihimizin en karanlık yobaz olayı film yapılıyor, medyada ne konusunu gördüm nede tartışmasını. 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BugaY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 396



« Yanıtla #7 : 29 Ekim 2010, 04:35:24 »

Yarın 2 izlenicek film birden çıkıyor, Kubilay ve Nene Hatun, ben ikisinede gideceğim ama tek film'e gitme şansı olanlara Kubilay film ini tavsiye ediyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
GökTürk.çe
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 62


Deli Kurt


« Yanıtla #8 : 29 Ekim 2010, 14:40:43 »

Umarım gereken ilgiyi görür. İnsanların tehlikeyi farketmesi için uyandırılması gerekiyordu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Vatan ne Türkiyedir Türkler\'e, ne Türkistan; vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!
BugaY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 396



« Yanıtla #9 : 29 Ekim 2010, 23:28:28 »

Arkadaşlar bugün film'i sinema sinema aradım ancak izleme fırsatı bulamadım koskoca İstanbul'da 4,5 sinema salonu veriyor bu film'i sanırım bu film yobazların baskısına mağruz kaldı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.287 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.021s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.