Ruh Adam: Atsız (İzleti)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 10:52:11


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ruh Adam: Atsız (İzleti)  (Okunma Sayısı 23466 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 02 Şubat 2012, 00:36:00 »

Hüseyin Nihal Atsız'ı kendimce anlatmaya çalıştım. Umarım beğenirsiniz.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.dailymotion.com/embed/video/xo9bbo


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.dailymotion.com/embed/video/xo9eax


Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.dailymotion.com/embed/video/xo9he8


ATSIZ'I ANLATIYORUM (BİRİNCİ BÖLÜM)

(“Ruh Adam: Atsız” adlı izletinin düzyazı halidir)

Tarih: 12 Ocak 1905
Devlet-i Aliye-i Osmaniye sancılı dönemler geçiriyor.
İmparatorluğun başında kimilerinin “ulu hakan”, kimilerinin “kızıl sultan” Atsız’ın ise ileride “Gök Sultan” diyerek savunacağı Abdülhamid Han bulunuyor.
Kasımpaşa’daki evlerinde Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Beğ ve bir asker kızı olan Fatma Zehra Hanım, ailelerine yeni katılan bu gürbüz çocuğu selamlıyorlar. Adını “Hüseyin Nihal” koydukları bu çocuk ailenin ilk göz ağrısı idi ve ilk umudu idi.  
Hüseyin Nihal, 1910’da doğan Nejdet ve 1912’de doğan Fatma Nezihe ile birlikte geçirdiği çocukluğunda yaşadıkları, ileride savunacağı Türkçülük düşüncesinin tohumlarının ekilmesine ve Türk olmayan unsurlara karşı kuşkuyla bakmasına vesile olacaktı.

1912’de başlayan Balkan Savaşları, bunun neticesinde kaybedilen topraklar ve balkanlarda yaşayan Türk nüfusunun anayurtlarına dönmesi onun çocuk aklına o dönem yer etmiş, askeri başarısızlığı ve sonucunda milletinin perişan olmasını hiç unutamamıştır.
İlk ve orta öğretimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda ve babasının askeri görevi nedeniyle kısa bir dönem Süveyş’te tamamlayan Hüseyin Nihal, okuldaki gayrı Türklerin ihbarcı ve nankör davranışları ve Süveyş’teki İtalyanlarla yaşadığı kavgalar ile millilik duygusuyla tanışır. Ünlü Türkçülerden Yusuf Akçura’nın Türkçülük üzerine yazılmış ilk önemli makale sayılabilecek “Üç Tarz-ı Siyaset” manifestosu da onun Türkçülük ile tanışmasını ve benimsemesini sağlamıştır.
Karakterini ve mefkûresini oturtmaya başladığı, yavaş yavaş kendisini ve ırkını tanımaya başladığı bu yıllar bir büyük Türkçünün, bir Gökbilge’nin ülkü adamı olarak sahneye çıkmaya hazırlandığı yıllardı.
Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunda Osmanlı’nın yenilmesi, elde avuçta yalnızca Anadolu topraklarının kalması ve Arapların İngilizlerle işbirliği içine girerek devlete ihanet etmesi Hüseyin Nihal’in Türkçülük düşüncesine olan bağlılığını iyiden iyiye perçinliyordu.
Hüseyin Nihal artık bir Türkçüydü.

Lise eğitimini başarıyla tamamlayan Hüseyin Nihal, 1922’de Askeri Tıbbiye’ye 82 apolet numarasıyla kaydoldu. O yıllarda çıkan “Türkçülüğün Esasları” kitabı onun başucu kaynağı olmuştu. Türkçülüğün fikir sahasına girmesini sağlayan Ziya Gökalp’ı mefkûresinin kaynağı olarak gören Hüseyin Nihal, ileride Türkçülük bayrağını ondan daha da keskinleştirerek devralacaktı. Askeri Tıbbiye içindeki yabancı ırkların milliyetçiliğini yapanlar ve Rusya’da parlayan komünizm düşüncesini savunanlarla girdiği sert tartışmalar, tartışmalar sırasında destek görmesi, onu Türkçülük yolunda daha da heyecanlandırıyordu.
Bu arada Türkiye toprakları sarsıntılı günler geçirmekteydi. Mustafa Kemal önderliğinde başlayan milli hareket ilerlemiş, Türk – Yunan savaşı yani Büyük Taarruz başarıyla sona ermiş, Türk toprakları Yunan askerlerinden temizlenmişti.
Mustafa Kemal ve arkadaşları yönetim biçimini değiştirmiş ve cumhuriyeti Ankara’da kurmuştu. Cumhuriyet kurulduğunda Nihal Atsız da Askeri Tıbbiye'de idi.
25 Ekim 1924’de fikirlerinin babası sayılabilecek olan Ziya Gökalp’ın vefat haberini aldığında Hüseyin Nihal derinden sarsılır. Bir gün sonra yapılan cenaze töreninin akşamında Askeri Tıbbiye’de olaylar çıkar. Olayların sonucunda Hüseyin Nihal gözetim altına alınır. Kendisine ilk uyarı yapılmıştır. Bu, tekrarında Tıbbiye’den atılacağı anlamına gelmektedir.

Tıbbiye günleri Atsız’ın bazen keyif aldığı, bazen sinirlendiği birçok anının yaşandığı günlerdi. Maçlarda kalecilik yaptığı, Tıbbiye’den kaçmak için türlü numaralar denediği, 41 derece ateşle hastalandığı o günler Atsız’ın gençlik yıllarının renkli günleriydi. “Kendimi Tanıtıyorum” adlı makalesinde bu günleri uzun uzadıya anlatır.
Tıbbiye günlerinde eğlenceli olduğu kadar sıkı dersler de vardır. Atsız “ruhi ve fikri hiçbir hazırlığı olmadığı” düşüncesini taşımaktadır. Nitekim derslerinde başarısız olmuştur. 41 kişi içinde 38. sıradadır. Sık sık bütünlemeye kalıyor, asiliği nedeniyle pek çok kez hücre cezası alıyordu.
4 Mart 1925 günü Arap asıllı olduğunu bildiği Teğmen Mesut Süreyya Efendi, gereksiz bir yerde Hüseyin Nihal’den selam ister. Hüseyin Nihal bu selamı vermez. Disipline önem veren Tıbbiye, bu olayı affetmez ve Hüseyin Nihal okuldan uzaklaştırılır.
Üç yıl okuduğu onca bilgi, uzun yılları “boşa gitmişti”
Okuldan uzaklaştırılan Hüseyin Nihal geçim sıkıntısı içine girince, Kabataş Lisesi’ne öğretmenlik başvurusu yapar. Üç ay yaptığı yardımcı öğretmenlik, ders yılının sona ermesi ile kesintiye uğrar. Gençlere bir şeyler öğretmek Hüseyin Nihal’in epey hoşuna gitmiştir. Fakat bakanlığa kayıtlı bir öğretmen olmadığı için tatil döneminde maaş alamaz. Bunun üzerine Deniz Yolları’nın İstanbul – Mersin seferini yapan “Mahmut Şevket Paşa” adlı vapurunda kâtiplik yapmaya başlar.
Kâtiplik görevi nihayete erdikten sonra öğrenimini öğretmen olarak tamamlamaya karar verir. Bu arada Türkocağı’nda da çeşitli faaliyetleri bulunur.

Ekim 1926’da İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin Yüksek Muallim Mektebi’ne kayıt yaptıran Hüseyin Nihal, öğretmen olmayı ciddi manada düşündüğünü böylelikle göstermiştir. Çevresindekiler de onunla aynı fikirdedir:
Fakat ummadığı bir olay onu beklemektedir. Okula kaydını yaptırdıktan tam bir hafta sonra askere çağrılan Hüseyin Nihal, tecil başvurusu yapar. Başvurusu reddedilince mecburi askerlik hizmetine başlar. Görev yeri İstanbul Taşkışla 5.Piyade Alayı’dır. 28 Temmuz 1927’de askerlik hizmetini tamamlayarak Muallim Mektebi’ne geri döner.
Muallim Mektebi’nde ileride Atsız gibi tanınacak olan Orhan Şaik Gökyay, Nihat Sami Banarlı, Ziya Karamuk ve Pertev Naili Boratav gibi isimler bulunuyordu.
Atsız, ileride birçok kez karşı karşıya geleceği Hasan Ali'yi de Muallim Mektebi yıllarında tanır. Pertev Naili Boratav ile birlikte gittikleri Yücel’in, sürekli olarak Fuad Köprülü’yü eleştirmesi Atsız üzerinde olumsuz bir etki bırakmıştı.
Muallim Mektebi’nde gece eğitimi gören Atsız, Fransızca da dâhil olmak üzere birçok ders görür. Ders veren öğretmenleri ile münakaşaya girer. Sık sık girdiği münakaşaları makalelerinde anlatmıştır.
Muallim Mektebi yılları Atsız için epey hareketli geçmiştir. Daha önce de belirttiğim gibi birçok isim Muallim Mektebi sıralarından geçmiştir.Okul yıllarında derslerle ilgilenmek dışında şiirler de yazan bu öğrenciler arasında bulunmamasına rağmen, o çevreyle arası iyi olan ve aradan uzun bir zaman geçmeden Atsız ile arasında davalar geçecek olan Sabahattin Ali de Atsız'a hitaben bir Terkib-i Bend yazmıştır.

Atsız, Ahmet Naci ile birlikte hazırladıkları “Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri” adlı çalışmasının, Türkiyat Mecmuası’nda çıkmasından sonra Fuad Köprülü’nün dikkatini çekmeye başlamıştır. 1930 yılında “16. Asır Şairlerinden Edirneli Nazmi’nin Eseri ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Ehemmiyeti” üzerine yaptığı çalışmanın sonrasında fakülteden mezun olmuştur. Bu çalışmayı 1934 yılında Orhun’da da yayınlayan Atsız, İran etkisinde kalmamış ve şiirleri bugüne ulaşmış aruz kullanan en eski Türk şair olarak nitelediği Edirneli Nazmi’nin şiirlerini incelemiş ve kimi kelimelerin bugünkü karşılıklarını bulmuştur.
Kimi Türkçülerin şeytan manasında kullandığı “albız” sözcüğü de ilk olarak bu makalede anlatılmıştır.

DEVAM EDECEK

ATSIZ'I ANLATIYORUM (İKİNCİ BÖLÜM)

(“Ruh Adam: Atsız” adlı izletinin düzyazı halinin ikinci bölümüdür.)


Hüseyin Nihal, 1930 yılında annesi Fatma Zehra Hanım’ı kaybeder. 1930 yılında kendi deyimiyle “çifte kavrulmuş” olarak fakülteden mezun olur.
“Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri” makalesi ile dikkatini çektiği Fuad Köprülü, Atsız için girişimde bulunarak sekiz yıllık zorunlu lise hizmetini affettirir ve Atsız’ı 25 Ocak 1931’de asistanı olarak alır.
15 Mayıs 1931’de Atsız Mecmua’nın ilk sayısı çıkar. Zeki Velidi Togan, Fuad Köprülü ve Abdülkadir İnan gibi tanınmış Türkçü isimler dışında Sabahattin Ali, Pertev Naili Boratav gibi isimler de Atsız Mecmua’da yer almaktadır. Yazılarına “H.Nihal” öykülerine de “Y.D.” imzası koymaktadır. İlk öykü denemeleri olan

Dönüş
Şehitlerin Duası
Erkek Kız
İki Onbaşı Galiçya 1917

Bu dönemde yayınlanmıştır.
Atsız Dönüş’te asker yolu bekleyen baba ve kız kardeşin acıklı durumunu, Şehitlerin Duası’nda babası ve kız kardeşi şehit olmuş bir kızın hikâyesini, İki Onbaşı’da ise Türk ve Leh ırkından iki onbaşının savaşta karşılaşması sonucunda yaşanan olaylar anlatılır.

Bu arada ilk eşi olan Mehpare Hanım ile evlenir.

1932 yılında Hüseyin Nihal’in Türk tarihi konusundaki bilgisi Azerbaycan’a kadar uzanır. Çiftçioğlu Hüseyin Nihal mahlasıyla “Dede Korkut Kitabı Hakkında” makalesi yayınlanan Hüseyin Nihal, bu makalede Orhun dili ile Dede Korkut kitabındaki dil arasındaki benzerliklere dikkat çekmektedir.

1932 yılının Temmuz ayında toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi’nde Afet İnan’ın Fuad Köprülü’ye yaptığı eleştirilerden sonra Reşid Galib’in de Zeki Velidi Togan’a “Zeki Velidi Beyin Darülfünundaki kürsüsü önünde talebe olarak bulunmadığıma çok şükrediyorum” demesi üzerine içlerinde Pertev Naili ve ileride eşi olacak Bedriye Hanım’ın da olduğu sekiz arkadaşı ile birlikte “Biz ise Zeki Velidi’nin talebesi olmakla iftihar ederiz” diyen bir telgraf çekmişlerdir.

Bütün bunların üzerine Atsız Mecmua’nın on altıncı sayısında “Maziyi İnkar Edenler Darülfünun ve Milli Tarih Kongresi” başlıklı bir makale yayınlanır. Atsız bu makalede Milli Tarih Kongresi'nde yaşanan olaylara pek değinmez. Sadece darülfünunun eksiklerini anlatmakla yetinir.

19 Eylül 1932’de Reşid Galib’in Maarif Vekili olması üzerine önce Fuad Köprülü dekanlıktan ayrılır.  25 Eylül 1932’de “Darülfünunun Kara, Daha Doğru Bir Tabirle Yüz Kızartacak Listesi” adlı makalesi üzerine Hüseyin Nihal’in üniversite asistanlığına son verir. Bu makalenin çıktığı on yedinci sayı, aynı zamanda “Atsız Mecmua”nın son sayısıdır.
Bu makalede Zeki Velidi Togan, Fuad Köprülü gibi eser sahibi hocaların yanında herhangi bir eser vermemiş “hocaları” eleştiren, soyları ve düşünceleri hakkında bilgi veren Atsız, bu makalesinin ardından iyice şimşekleri üzerine çekmiştir.

Atsız’ın ikinci görev yeri de Edirne (11 Eylül – 28 Aralık 1933) olmuştur. Edirne’de Atsız Mecmua’nın devamı sayılabilecek olan Orhun dergisini çıkarır.

1933 yılında yayınlanan “Çanakkale’ye Yürüyüş” adlı kitabı da Atsız’ın çıkardığı ilk broşür sayılabilir. Atsız kendisi ile birlikte dokuz kişinin Ağustos 1933’de Çanakkale’de yürüyerek yaptığı ziyareti anlatır. Birinci bölüm olan ve kitabın da ismini taşıyan “Çanakkale’ye Yürüyüş”, Atsız ve arkadaşlarının ziyaret sırasında gördükleri ve yaptıklarının bir anlatımı, ikinci bölüm “Çanakkale Savaşı” da savaşın ayrıntılı bir anlatımı ve değerlendirilmesinden ibarettir. Atsız özellikle birinci bölümde Çanakkale’ye yapılan vefasızlığı ve yabancıların anıtlarına rağmen Türk şehitler için henüz bir anıt yapılmamış olmasını ağır bir dille eleştirir.
Atsız’ın Orhun Dergisi’ni çıkartmaya başladığını daha önce söylemiştim. Orhun’un ilk ömrü 5 Kasım 1933’de başlar. Orhun Dergisi’nde Liseler için hazırlanan tarih kitabına yaptığı eleştiriler nedeniyle, 28 Aralık günü vekâlet emrine alınır. 31 Temmuz 1934’de çıkan dokuzuncu sayı, Orhun’un ilk ömrünün son sayısıdır.

Orhun dergisinde başyazar olan Atsız, bugün bile güncelliğini yitirmeyen makaleler yazmıştır.
Atsız, Orhun’un dokuzuncu ve ilk ömrünün son sayısında 1930 yılında yayınladığı “Edirneli Nazmi’nin Eseri ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Önemi” adlı çalışmasını yayınlar.
Bakanlar Kurulu’nun 14 Temmuz 1934 tarihli kararına göre “Hükumetin iç ve dış siyasetine aykırılık” gerekçesiyle Orhun Dergisi kapatılır. Atsız’a göre Mussolini aleyhinde sert yazılar yazması, tarih tezini eleştirmesi ve Ali İhsan Paşa’nın bir mektubunu yayınlaması Orhun’un kapatılmasının asıl sebebidir.
1934 yılında çıkan soyadı kanunu ile resmen “Atsız” soyadını alır. Kardeşi Nejdet ise “Sançar” soyadını seçer. Babaları Mehmet Nail ise Mehmet Nail Yılmaz olur. Burada ilginç olan hiçbirinin Çiftçioğlu soyadını almamasıdır. Yakın akrabalardan da Baykara gibi soyadlarını da aldığını görmekteyiz.
On yıl sonra yapılacak Irkçılık Turancılık Davası’nda Nejdet Sançar bu durumu izah etmiştir.
Atsız vekalet süresi içerisinde Eylül 1934 tarihinde bugün Kasımpaşa’da olan Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’na atanmıştır.
Atsız, 1935 yılında ilk eşi Mehpare Hanım ile ayrılır. Bu arada “Türk Tarihi Üzerine Toplamalar” adlı eseri yayınlanır. Bu eser Atsız’ın ilk on beş kitabı olarak nitelendirilen kitapları içerisinde değildir. Günümüzde yeniden basımı yapılmıştır.

Aynı yıl Nazım Hikmet’in Namık Kemal’i “aslan postu giymiş olmakla” itham etmesi üzerine “Komünist Donkişotu Proleter  - Burjuva Gospodin Nazım Hikmetof Yoldaşa” adlı bir broşür yayınlar. Yalnızca 500 adet basılan bu broşür kısa sürede tükenir.  Nazım Hikmet ve Peyami Safa arasında geçen tartışmada sözün Namık Kemal’e gelmesi üzerine öne çıkan Atsız, Nazım Hikmet’e karşı ağır bir yazı kaleme alır:
Atsız 1936 yılında ikinci eşi olacak olan Bedriye Hanım ile evlenme hazırlığına başlamıştır.
Hüseyin Nihal, bu evliliğin yaşanma evresinde Nazım Hikmet’e yazdığı yazı dolayısıyla aleyhinde dava açılmasını da beklemektedir. Celp gelir ama gelen celp Hüseyin Nihal’i fazlasıyla şaşırtır. Çünkü gelen celp Nazım Hikmet adına değil Halk Partisi adınadır. Yani Halk Partisi, Hüseyin Nihal Atsız’a dava açmıştır.
Bütün bunlar yaşanırken Hüseyin Nihal Bey ile Bedriye Hanım, 27 Şubat 1936’da evlenirler. Nikâh şahitleri de Doktor Cezmi Türk ve öğretmen Sadi Erülgen idi.

Nikâh töreninin ertesi günü yani 28 Şubat 1936’da Üçüncü Ceza Mahkemesi’nde Hüseyin Nihal Bey’in duruşması vardır.
Nikâh töreninin ertesi günü yani 28 Şubat 1936’da Üçüncü Ceza Mahkemesi’nde Hüseyin Nihal Atsız’ın duruşması vardır. Salon epey kalabalıktır.
Hakim ile geçen konuşmalarını Atsız yıllar sonra anlatmıştır. Hakimin “Hükümeti tahkir etmişsin, ne dersin?” sorusu üzerine Atsız “Hükümeti değil, bir köpeği tahkir ettim” demiştir.
13 Mart 1936 tarihinde yapılan oturumda, savcı Atsız’ın beraatını ister. Hâkimin “Diyeceğin var mı?” sorusu üzerine Atsız:
“Beni mahkûm ederseniz, bu memleket çocuklarının milli davaları savunmak hususundaki şevkini kırarsınız” der. Mahkeme dört gün sonrasına ertelenir.
Dört gün sonra yapılan oturumda Atsız’ın ittifakla beraatına karar verilir. Mahkeme sonunda Atsız’ın başına ilginç bir olay gelmiştir. Hâkimler, Atsız’dan Nazım Hikmet’e yazdığı broşürün bir kopyasını istemiştir. Ne yazık ki Atsız’ın elinde bu broşür yoktur, kalmadığı için bu isteklerini yerine getirememiştir.
Hüseyin Nihal Atsız, 1 Temmuz 1938 tarihinde Deniz Gedikli Hazırlama Okulu’ndaki görevinden ihraç edilmiştir.  İhraçtan sonra 1938–1939 yılları arası Özel Yüce Ülkü Lisesi’nde görev yapmıştır.
Atsız öğretmenlik görevindeyken Türkiye Mustafa Kemal Atatürk’ü kaybetmiştir. Atatürk’ün ölümünden sonra Cumhurbaşkanı İsmet İnönü olmuştur. Atsız,  o günlerdeki düşüncelerini yıllar sonra “Türkçülüğe Karşı Haçlı Seferi” adlı kitabında anlatmıştır.
O dönem insanların Atatürkçü ve İnönücü olarak ikiye ayrıldığını söyleyen Atsız, Atatürk’ün ölümünden sonra farklı Cumhurbaşkanı adaylarının ortaya konduğunu fakat bunların kabul etmemesi üzerine İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğunu söylemiştir.

DEVAM EDECEK


KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gumus Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 02 Şubat 2012, 02:00:21 »

Çok güzel düşünmüşsünüz, elinize sağlık. Büyük bir keyifle izledim ve dinledim. Mükemmel anlatmışsınız.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 123


« Yanıtla #2 : 02 Şubat 2012, 11:44:44 »

Toplamda 45 dakikayı aşan bir çalışma olmuş. Bunu bu kadar güzel bilgilerle hazırlamak, okumak, hem de kamera önünde görüntülü bir şekilde yapmak gerçekten büyük bir emek ister. Elinize sağlık.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 02 Şubat 2012, 12:23:12 »

Toplamda 45 dakikayı aşan bir çalışma olmuş. Bunu bu kadar güzel bilgilerle hazırlamak, okumak, hem de kamera önünde görüntülü bir şekilde yapmak gerçekten büyük bir emek ister. Elinize sağlık.
Toplamı 50 dakika... Dediğiniz gibi gerçekten zorlandım. Kamera önünde insan bildiklerini de unutuyor. Bunun için bazı yerlerde tarih hatası yapmamak adına notlarımdan da faydalandım.
Atsız'ı bilenler için sıkıcı bir izleti olabilir. Zaten amacım, mevcut belgesellerde olmayan notları ekleyebilmek ve bilmeyenlere anlatmak oldu. Tarih hatası yaptığım bir noktayı yakalayabilenler olursa, yanlış bilgiyi temizlemek adına düzenleyelim.

Olumlu yorumlar için teşekkürler. Otağa hediyemizdir. Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 02 Şubat 2012, 12:29:42 »

Bu otağın Korkusuz çerileri, yüreklileri, işte Türkçüleri ve bu Türkçülerin önde giden Gökyelelisi Kağan Bahadır, ilk kez denenmiş böyle bir izletiyi bize sunduğun için Varol. Türk milletinin sizin gibi Bozkurtlara ihtiyacı var.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 02 Şubat 2012, 12:32:20 »

Bu otağın Korkusuz çerileri, yüreklileri, işte Türkçüleri ve bu Türkçülerin önde giden Gökyelelisi Kağan Bahadır, ilk kez denenmiş böyle bir izletiyi bize sunduğun için Varol. Türk milletinin sizin gibi Bozkurtlara ihtiyacı var.

Sağol ağabey... Yolu yeniden sen açtın ki biz de böyle yürüyebiliyoruz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 02 Şubat 2012, 12:53:00 »

 Kağan Bahadır; yüreği, bileği,  ruhu ve bedeniyle Türkçü kardeşim. Hazırladığın bu izleti gerçekten gözlerimi yaşarttı.  Tvlere doluşan kokuşmuş satılık kalemlerden sonra ışık gibi oldu. Sanki yıllardır kameralrın karşısındaymışsın gibi rahat ve özgüvenli duruşun, akıcı uslubun ve bir okadar da bilgiyle donanmış zekan ile sen kameraya çok yakışmışsın. Bu emeğin için ne kadar teşekkür etsek azdır. Okumayı sevmeyenlerede mükemmel bir bilgi kaynağı sunuyorsun. Seni yürekten kutluyorum. İyiki varsın ve bizimlesin.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 02 Şubat 2012, 12:57:13 »

Türk milletine Hizmet, Türkçülüğe hizmetten geçer. Türkçülüğe hizmet ise Türk milletine ATSIZI tanıtmakla olur.

Bağlantı buna hizmet ediyor kandaşlar. BUNU PAYLAŞIN!

Otağa üye olan her kişinin görevi üyesi oldukları bütün paylaşım sitelerinde bu başlığı paylaşmalarıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
sng
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 02 Şubat 2012, 17:03:46 »

Hiçbir söz duygularımın karşılığı değil....Sağ ol, var ol! Tanrının esirgenliği üzerine olsun...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 04 Şubat 2012, 23:02:53 »

İzlenme sayılarına baktım da... İlk bölümdeki sayı, ikinci üçüncü bölüme geçtikçe giderek düşüyor. Fazla detay anlatmış olacağım ki izleyen sıkılıyor...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.054 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.