Genç Atsızcı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Kasım 2019, 09:43:35


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Genç Atsızcı  (Okunma Sayısı 1965 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Genç Atsızcı
Ziyaretçi
« : 03 Mayıs 2019, 00:52:05 »

Bugün, 3 Mayıs.

Bugün, korkudan saklanacak delik bulamayan eşeklerin göz yaşlarıyla anırma; ölümlerle eğlenen, korkusuz, ulu kurtların ise uluma günüdür!

 KURT KURT KURT KURT
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Genç Atsızcı
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 04 Mayıs 2019, 17:04:46 »

Sokaklarda bağıra bağıra, geniş geniş, çevresine gram saygısı olmadan, medeniyetten nasibini alamamışçasına küfürlü konuşmalar yapan gençler görüyorum. Ahlak üzerine nutuklar atmayı çok sevmem çünkü haddime değildir ama söz konusu davranışı da milli ahlaka uygun görmüyorum. Bana göre küfür etmek sakıncalı değildir; insanın sinirlerini alır, duygularını kontrol etmesine olanak sağlar ancak yerinde kullanılmalıdır. Yerinde edilen küfür keskin bir zekanın bile bir göstergesi olabilir. Küfrü hayatta bize verilen sınırlı sayıdaki haklar gibi görüyorum. Bu hak boşa kullanılarak gereksiz israf edilmemeli, doğru zamanlarda kullanılmalı ki "taşı gediğine koymak" deyimi anlamını bulsun. Uzun sözün kısası, Türk gencinin iki lafından birinin küfür olmasını doğru bulmuyorum çünkü bu kelime dağarcığını ölçmede bir kıstas yerine geçebilir. Demek istediğim insan küfür edeceği zamanı öyle kollamalıdır ki Nasreddin Hoca gibi şaşırtıcı derecedeki hızlı çalışan keskin zekası ve hazır cevaplılığıyla söyleşi ortamına etki etsin. Ayrıca Türkçe zengin bir dildir. Dolayısıyla herkesin anlayamayacağı kadar kelime bilgisi gerektiren küfürler de mevcuttur. Türkçe İngilizce'ye benzemez, İngilizce gibi kıt bir dil değildir. Sözcüklere hakim olabilen insan bu zenginlikten de faydalanır. Bu da onun kelime haznesini ortaya koymasında bir etken olabilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Genç Atsızcı
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 14 Mayıs 2019, 00:46:47 »

Video oyunları ve animasyonlar eğlence sektörünün bir parçası olsa da bu oyunlar önemli propaganda malzemeleri olarak da kullanılmaktadır. Örneğin Amerikanlar ortakları Yahudiler'in lehine hizmet etmek amacıyla Hitler'i aşağılayan, küçük düşüren oyunlar yapmaktadır. Aynı şekilde bu yapımlarda bizim atalarımız hakkında da alay içerikli mesajlar görülebiliyor. Örneğin Türkiye'de de çok popüler olan Pokemon isimli video oyunu/animasyonun baş kötülerinden olan Roket Takımı isimli ekibin Türkiye'de sansürlenen diğer iki karakterinin ismi de Attila ve Hun'dur. Bu iki isim tabiki de tesadüfen denk gelme değildir. Burada çok net kasıt bulunmaktadır. Yabancıların en büyük korkulu rüyası Attila değil midir? Hala çocuklarını Attila ismi ile korkutanlar var... Ayrıca bilinmesi gereken bir diğer detay da bahsettiğim bu markanın dünyada en çok satan ikinci marka olduğu!

Bizim de bu sektörde gelişmemiz artık şart. Video oyunu üretmek, özellikle yaşlılar tarafından sürekli baltalanan bir şey ancak gerçek şu ki bu sektör şu an hem bir ülke ekonomisinin kalkınmasında hem de sözünü ettiğimiz mesajları aşılamakta son derece etkili bir ayak.

Günümüzde video oyunlarının artık sinemadan daha fazla para getirdiği tespit edilmiştir. Tüketici toplumu artık buraya yönelmektedir çünkü video oyunlarının algısı da gelişen teknoloji ile birlikte sinema, dizi formatına evrilerek ekran başındakilere bu tecrübenin bir benzerini yaşatmak oldu. Video oyunlarının önemli bir özelliği de oyuncuları doğrudan bir filmin başrolü yapmak. Bu da bu sektörün sinemanın önüne geçmesine yol açtı. Yani buradan görebiliriz ki bir ülkenin ekonomisi için bu sektörde gelişmek gerekiyor.

Günümüz sanat perspektifi içerisinde artık video oyunları da yer alıyor. Kısacası oyunları sanat eseri olarak tarif etmekte bir sakınca yok. Değişen bir algı da bu, sanat algısı oldu. Artık sanat toplumu da bu alanda yer almaya yönelik girişimlerde bulunuyor. Animasyonların sanat camiasına kabul edilişi ise daha eskiye dayanıyor. Japon kültürünün bir parçası haline gelen animasyon sektörü Amerika'nın da önemli bir uğraşı olarak değerlendirilebilir. Özellikle Walt Disney, Amerika'nın bu konudaki en önemli silahı. Ayrıca Amerika'nın dünya savaşları yıllarında, Kore yıllarında vs. animasyon sektörünü bir propaganda malzemesi olarak kullandığını da biliyoruz. Hala dizilerde, filmlerde ve animasyonlarda "Sana demokrasi getirmeye geldik" gibi aptalca bir propaganda cümlesi işitebiliriz. Bu Amerika'dan çıkma birçok yapımda hala yer almakta.

Video oyunlarının propaganda yönü de çok önemli. Geçmişten günümüze Hitler'in aleyhine propagandalar yayınlayan oyunlar gördük. Bunların bir kısmı sektörün en popüler oyunları oldular. Oyuncu olarak Hitler'i katlettiğimiz oyunlar bile vardı. Amerikan iki yüzlülüğü ironik. Amerika'nın kaymağını en çok yediği, teknolojisinden en çok nasiplendiği Naziler'i bugün bu şekilde yermesi kadar büyük bir iki yüzlülük göremiyorum. Video oyunlarında bu mesajlar eleştirel, nükteli yollarla da verilebiliyor, gayet açık seçik şekilde de. Ancak hala önyargılar ile yaklaşılan, çoğunluk tarafından kabul görmeyen ideolojiler bunu esprili yollarla gerçekleştirmeyi daha rahat buluyor, bu yüzden bunu son derece mizahi yollar ile yansıtmaya çalışıyor.

Bir diğer unsur da çizgi roman kültürü. Eskiden Tarkan çizgi romanları çizilirdi. Üzücü bir detay: Bu çizgi romanların Türkiye'den daha çok yurt dışında okunduğu gözlenmiş. Amerika'nın birçok siyasi propaganda çizgi romanı oldu. Örneğin milliyetçi damarı yükseltmek amacıyla, yine Hitler karşıtı olan bir karakter olarak ilk göze çarpan hayali karakter Captain America. Bundan önce ve sonra da birçok bu amaca hizmet eden hayali kahramanları bulunmakta. Bugün bu çizgi roman olayı yerini daha çok dijitale bıraksa bile hala azımsanmayacak bir kitlesi bulunmakta. Türklerin destanlarını çizgi roman olarak aktarması hem okuma sevmeyen insanları da görseller yoluyla öğrenmeye teşvik eder, bu sayede okumayı bile sevdirebilir hem de kültür tüm acuna yayılabilir. Sonuçta eskisi kadar tüketicisi olmasa bile azdan da çoktan da faydalanmak içinde bulunduğumuz yüzyılda gerekli olan şeylerden biridir.

Bu konuda üretimi arttırmamız gerektiği gibi üreticileri de desteklememiz gerekiyor. Üreticileri bu işleri yapmaya küstürmeden, onları teşvik ederek ve ürettiklerini alarak bu alanlarda gelişmemiz gerekiyor. Tüm Türk gençleri kodlama öğrenmeli. Modelleme öğrenmeli. Bunların bir kısmı "OS" adını verdiğimiz işletim sistemi geliştirmeye, bir kısmı video oyunu gibi alanlarda bir şeyler üretmeye, bir kısmı da icatlar geliştirmeye yöneltilmeli. Artık bir medeniyetin gelişimi için programlama olmazsa olmaz.

İnsanların da bu konuda bilinçlendirilmesi gerekli. Bu konuda bir şeyler geliştirmeye çalışanları baltalamamak gerekli. Video oyunu ya da animasyon üreten kişiyi "Çocuk işi yapıyorsun!" gibi eleştirilerle aşağılamamak gerekli. Bugün dünyada en çok izlenen dizilerden biri South Park isimli dizi. Bu dizi birçok siyasi eleştiri, mesaj bulundurmakta olan bir animasyon dizisi. Yetişkinlerin hedef kitlesi olduğu bu dizide birçok ülke, din, ırk eleştirilmekte ve hatta küçük düşürülmekte. Örneğin gazetelerden öğrendiğimiz bir bilgi: Amerika'nın zamanında tutsaklarına uyguladığı işkencelerden biri bu diziyi izletmekmiş. Saddam'a saatlerce bu dizi izletilmiş. bu dizi Saddam'ı da hicvetmişti, hatta hicvetmek ne kelime resmen alay etmişti.* Bu anlamda bu sektörün ne kadar güçlü olduğu bilinmeli...

Bu ürünleri üreten insanları teşvik etmek adına yapıtlarını satın almamız da önemli. Bu sanatçıların bu eserleri vermeyi kesmesinin en önemli sebebi desteğin kesilmesi, finansal sıkıntıları. Bizim bu desteği sürdürülebilir kılmamız gerekli. Fakat bu ürünler gökten inecek değil ya. Bizlerin de bu konulardan yatkın olduğumuz alanlarda eserler vermemiz, bir şeyler üretmemiz gerek! Kodlama herkesin öğrenebileceği bir iş.

Yeri gelmişken kısaca buna da değineyim. Bu sektöre ilgisi olanlara neler tavsiye edilir? Benim tavsiyem programlamaya algoritma öğrenme ile başlanması. Bu konuda internet üzerinde sınırsız sayıda Türkçe ve yabancı dillerde kaynaklar yer almakta. Önemli anahtar kelime: Algoritma ve veri tipleri. Bir kitap almak da faydalı olabilir. Kitap alacak durumu olmayan ise bu ücretsiz kaynakları ağ üzerinde kolaylıkla bulabilir. Algoritma programlamanın temelidir. Temel çürük veya eksik olursa yapıt da uzun ömürlü ve dayanıklı olmaz.

Bundan sonra ilgili kişilerin yapması gereken yatkın oldukları dili tespit etmesi. Bu nasıl bulunacak? Her dilin belli işlevleri vardır. Örneğin video oyunu geliştirmek için kullanılan kütüphaneler, diller bellidir. Bunlardan başka diller ile de video oyunları yapılabilir tabi ki ancak sözünü edeceğim diller bu konuda daha çok imkan tanıyan, daha yatkın olan diller. Neler mi? C, C++, C# benim naçizane önerilerim olur. Göze çok gelebilir ama bu üç dilden birini tamamen bilmek bile video oyunu yapmak için yeterlidir. Kaldı ki dillerin temel mantıkları aynıdır. Yani bir dili bildikten sonra alternatiflerini bilmek ilk öğrenilen dilden daha kolay ve daha az zaman alıcıdır.
İşletim sistemi ve yapay zeka için ise tavsiyem Python ve Javascript dilleridir. Bu diller üstte yer alan C# ile birlikte bugün en çok tercih edilen yapay zeka kütüphanelerini içermektedir. Konuyla ilgili diğer alanlarda işler yapmak isteyen insanlar internette araştırma yaparak dillerin işlevlerini, çalışmak istedikleri alanın hangi dilleri bilmeyi gerektirdiğini öğrenebilirler.

Yarım saattir kütüphane lafı ettim durdum. Evet üçüncü adım da o dilin ilgili alanlardaki kütüphanelerini öğrenmektir.

Zamanla kendi programlama dilinizi bile oluşturabilirsiniz. Size zor gelen şeylerden arınmış bir dil oluşturmanız mümkündür. Kendi motorlarınızı dahi kodlayabilirsiniz ki bugün bu sektörde nam salmış ekipler hep kendi ürettikleri motorlar ile bu başarılara kavuşmuştur.

Konuyu daha fazla dağıtmak istemiyorum fakat buradan çıkarılması gereken en önemli mesaj anlaşılmıştır diye umuyorum. Gelişen teknolojinin alanlarında çalışmalarımızı hızlandırmamız ve yapıtlar vermemiz gerekli. Bu yapıtlar baştan savma, allak bullak şeyler olmamalı. Üstlerinde özenerek çalışılmış şeyler olmalı. Piyasada bir sürü yerli yapım diye geçen ama aslında ya Türkçe'ye uyarlanmış ya da çalıntı olan oyunlar filmler yer almakta. Ya da çok gereksiz, zaman ayırdığına değmeyecek şeyler de var. Bunların temel sebebi özensizlik. Burada da unutmamamız gereken deyişi hatırlıyoruz: "Vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır." Üstünkörü iş yapmamalı, çalışmalarımızı layıkıyla, son derece özen göstererek gerçekleştirmeliyiz. Mükemmeliyetçi olursak başarılı oluruz. Eleştirel bir gözle bu yapıtları vermek ve son derece mükemmeliyetçi olmak bana göre bu işte bir gereklilik. Çünkü birçok insanı eğlendirmek, kişilerden olumlu olumsuz tepkiler almak üzerine kurulu bir sektörden bahsediyorum.

-Alp (Genç ATSIZcı)
14.05.2019, 00:46 (01:06 itibariyle son düzenleme yapıldı.)

*:http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/cia-bu-sarkilari-iskence-icin-kullaniyor-27797507
 Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Genç Atsızcı
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 12 Ağustos 2019, 09:06:43 »

Bir iki gün evde olamayacağım, bu süre zarfında internetten uzak kalacağımdan buraya giremeyeceğim. Kendinize iyi bakın.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.05 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.