Yahudi Casusu Cevat Rıfat Atilhan
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Ekim 2019, 04:48:56


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yahudi Casusu Cevat Rıfat Atilhan  (Okunma Sayısı 3385 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KANIKEY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 590


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« : 24 Haziran 2014, 23:30:22 »


Yahudi Casusu


SUZY LIBERMAN 

Bu eser: Genel Kurmay Başkanlığının tetkiki ile
ordu subaylarının okumasının faydalı olacağı
tesbit edilerek,
26 Mayıs 1935 tarih, 43782 sayılı tamim ile 40 000 nüshası alınarak Ordu'ya dağıtılmıştır.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 590


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #1 : 24 Haziran 2014, 23:35:12 »

ÖNSÖZ


Türlü bahanelerle Filistinde muhaceret ve orada arazi satın almalarına müsaade için merhum Sultan Abdülhamid Han'a müteaddit müracaatlar müsbet bir netice vermemiştir, merhuma 20 Milyon Altın, 12'si şahsına, 8'i hazineye ait olmak üzere rüşvet teklif edilmiştir. Aldıkları cevap huzurdan kovulmak ve “vatan toprakları satılamaz, alındığı fiyata verilir” olmuştur, keza tapu dairelerine de yahudilere Arazi satılmasını yasaklamıştır, Merhum Abdülhamid han’ın sert hareketleri, Siyonistlerin yıkıcı faaliyetlerini artırmış, Padişah ve Devleti yıkmağa kafi karar almışlardır. Bütün yasaklara rağmen 1882 de Filistin'e 3000 kadar yahudi girmiştir. Bu suretle Filistine gelen Yahudi muhacirleri artık hacılık ibadeti İçin değil, düpedüz memlekete iskân Coloniser etmek için geliyorlardı. Bu hal yahudi alemi için İsrail Yurdunun ele geçirilmesine başlangıç sayılabilecek muslihane bir hululdü... Böylece 1882 de yafa civarında mevcut Mikve İsraelden sonra Rişanle Zion, daha sonra Zihrav Yakov, Raş-Pina ve Pitah-Tikva gibi küçük koloniler kurulmuştur. (Celal Tevfik Karasapan: Filistin ve Şark Ül-Ürdün Cilt 2 sahife 38-1890) Pariste Merkez Komitesi teşkil olunmuştur. Bu komite yukarda saydığımız kalemleri himayesi altına almış ve bu harekete Baran Edmandde Ratchild arka vermiş oluyordu. 1914 de Filistin'deki köylü yahudilerin yansı "Ratchild Grubu" namı altında bu zengin yahudinin himaye ettiği kolonilerde yaşamakta idi. Rachild bu kolonilerin idaresini J.C.A. remizleri altında tanınan Jevish Calanisatian Assriatian'a devretmiştir. Bu kuruma 1891 de Baran Hissch 2 milyon ingiliz lirası hibe etmiştir. Osmanlı Hükümetinin 1888-1900 yılları arasında Filistin'e yahudi iskânına daha uzun müddet müsamaha olunamıyacağını ilân etmesi üzerine (Düveli Muazzama) denilen devletler tarafından Protesto edilmiştir. 1912 Meşrutiyet meclisinde bu mesele ortaya konmuş ve o sene Filistin'deki Osmanlı Makamlarına ecnebilerin Osmanlı Topraklarında yer sahibi olmalarının memnu olduğu yolundaki talimat verilmiş ve bu memnuşiyetin sıkıca tetkiki istenmiştir.

Bütün bunlara rağmen Filistinde 12.000 nüfusu olan 42 yahudi kolonisi meydana gelmiş ve bunların senelik geliri 200 bin İngiliz lirası ve sahip oldukları arazi ise 100.000 m2 idi. 1881 de Kudüs'te 14.000 Yahudi varken 1914 de bu miktar 45.000'i bulmuştur. Böylece 1909 da Bahar tepesi manasına gelen TelAviv şehri, yahudi şehircilik şirketi tarafından kurulmuştur. Böylece 1914 yılında Filistindeki yahudilerin miktarı 80.000'i bulmuştur ki, kendilerini Osmanlı camiasından büsbütün ayrı tutup kendilerine mahsus numune çiftlikler mektepler ve hayır kurumları tesis etmşilerdir.

Merhum, Filistin cephesinde vatani vazifesini yaparken ordumuzu geriden hançerleyen vatan hainleri ile de uğraşmış, onların hıyanetlerini tesbit ve mesullerini derhal divanı harbe verip idam ettirmiştir. Bunların içinde dünya çapında şöhreti haiz yahudi casuslan mevcuttu, Simi Simon, Suzy Liberman…

Ne hazindir ki askerlik hayatından çekilip sivil hayatta da kalemi ile bu vatan hainleri ile mücadeleyi kendisine şiar edinen Cevat Bey, hayatın çok kahrını çekmiş, ne işe atılmışsa yahudi ve onların maşası olan masonlarca türlü felâketlere duçar edilmişdir.

Avrupanın zamanın en kudretli devleti olan Hitler Almanyası, Merhumun yahudiler hakkındaki düşüncelerini bildiklerinden Almanya'ya davet edilmiş, büyük bir itibar gösterilmiş, Hitler ile tanıştırılmıştır.

2. Cihan harbi içinde, Cevat Rıfat’ın Almanlardan milyonlarca lira para aldığı ihbarını nazara alan zamanın idaresi derhal merhumu tevkif ile, askeri mahkemeye sevketmiş, aylarca mevkuf kaldığı gibi aile efradı da perişan olmuştur. Vaktaki merhum Maraşal Çakmak işe müdahele ile, o zaman genelkurmayda askeri hakim olan Şevki Mutlugil Paşa'yı tahkikata memur etmiş ve bu faziletli hakimde derhal İstanbul'a gelip tahkikata el koymuştur. Çok hürmet ettiğim Şevki Mutlugil Paşa'nın kendi ifadesine göre, (etraftan malumat topladım. Subaylar ile konuştum. Dediler ki milyonlar aldığını bilmeyiz. Ancak burda kendisine verilen taynın bir kısmını kesip dilim yapıyor, kurutup ziyaretine gelen zevcisine veriyor. Evine gittim. Çoluk çocuğunun durumu çok perişan. Hemen tahkikatı bitirip beraat kararı verdim. Karardan bir nüshayı merhum maraşala götürdüm. Okurken gözyaşlarını tutamadı, dosyadaki kararın aslı göz yaşı ile ıslaktır. Biz kimlerle uğraşıyoruz dedi ve 2000 lira hediye gönderdi...) İşte merhum böyle idi. Fakat düşmanları onu nelerle nelere benzetmediler.

O bunlardan zerre kadar yılmadı. Hayatının sonuna kadar mücadelesine devam etti. Simi Simon, Suzy Liberman'ların Filistin cephesinde, genç zabit Adnan ve arkadaşlarını yoketmelerinin, kahraman bir ordunun arkadan hançerlenmesinin intakımını almağa uğraştı.

Devlet arşivlerinde, şüphesiz büyük tomarlar teşkil eden bu casusluk hâdiselerini bu kitapla milletinin, zabit kardeşlerimizin önüne sermek istedi. Bunda da muvaffak olmuştur.

8.11.1968 Cuma
Avukat M. Fazlı Akkaya

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 590


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #2 : 24 Haziran 2014, 23:36:28 »

SÖZ BAŞI

1935'te bastırdığım "Suzy Liberman" adlı eser Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye riyâsetince tekik edilmiş ve yararlı görülerek 26 mayıs 1935 tarih ve 43782 sayılı remizle subaylara tavsiye edilmiş ve bütün birliklere tevzi edilmiştir.

Bu defa meşhur casusun hatıra defteri de ilâve edilerek tekrar milletin nazarı ibretine arz edilmiştir. Bu kitap bir müddet evvel siyonizmin propagandası mâhiyetinde olmak üzere Dünyanın her yerinde bir ânda milyonlarca nüsha olarak bastırdığı "Anna Frank'ın Hâtıra Defteri" kitabına benzemez. O yalan bu ise, gözümüzün önünde geçmiş hakikî bir facianın tâ kendisidir.

Bu eserimizin hakikî olduğu, Erkân-ı Harbiyemizin tetkiki ve hâdiseyi gözleriyle gören silâh arkadaşlarımızın şâhadetleriyle sabit olduğu halde, ötekisinin Yahudilerin hayali mahsûlü olduğu aşağıdaki izahla sabittir:

Birleşik Amerika'da çıkmakta olan "The Gross and the Flag" gazetesinin 18. yıl 9. sayı 18. sahifesinde ve yine Amerikada National Economic Concil Bulletin'in 15 Nisan 1960 tarihli sayısında ve İsveçte Stokholm'de çıkan Pria Ord gazetelerinde Anna Frank hakkında aynen şu yazılar okunmuştur:

"Tarihte bir çok efsâne bulunur, fakat An Frank rezaleti gibi olanı görülmemiştir. Bu efsâne tamamiyle Yahudi kafasından çıkmıştır. Bu eseri yazan Mayer Levin, bizzat An Frank ismini de bir kızın kendi yazdığı şaheserle hiç bir alâkası olmadığını bildirmiştir. Bu sebeple New-York âli mahkemesine müracaat etmiş; An Frank adlı bir kızın bu eserle alâkası olmadığını isbat etmiş ve An Frank'ın babası geçinip bu sayede film, radyo, televizyon şirketleri ve neşriyat evlerinden muazzam para sızdıran Mösyö Frank, âli mahkeme karariyle eseri yazan Mayer Levin'e 50.000 dolar tazminat vermiştir.

Resmî şekilde yalanlanan uydurma ve tamamen hayalî bir propaganda eserine mukabil, yüzde yüz hakikat olan ve koca bir Türk ordusunun gözü Önünde cereyan etmiş; âdil ve âlicenap asker hâkimlerin kararlariyle kesinleşmiş hakiki bir faciayı olduğu gibi ve bütün çıplakığıyle halk efkârına, medenî milletlere, tarihe ve hak seven bütün insanlığa hediye etmeği şerefli bir insanlık vazifesi bildim.

Kitaba koyduğumuz imza, bu eserin ciddiyetine ve doğruluğuna başlıca teminattır.

Cevat Rıfat Atilhan

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 590


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #3 : 24 Haziran 2014, 23:38:46 »

YAHUDİ CASUSU SUZY LIBERMAN


1333(1917) senesi, büyük boğuşma (cihan harbi) son bulmamış ve 334(1918) senesi henüz başlamıştı.

Çöllerde ve Filistin topraklarında tatlı ve ılık bir rüzgâr esiyordu. O sırada bütün Dünyada hüküm süren karakıştan bu iklimde eser yoktu.

Bilâkis buradaki insanlar bütün yaz sıcaktan çektikleri azabın kefareti gibi munis ve serin bir hava içinde dinleniyorlardı.

Cephelerde de aynı ılık rüzgâr esiyor ve aynı tatlı sükûnet vardı.
Askerler yorgunluklarını dinlendiriyor, noksanlarını tamamlıyor ve yaralarını tedavi ediyorlardı.

Cephenin bu manidar sessizliği havanın bu lâtif hali aylarca müşkül muharebeler geçirerek ölümü kanıksamış ruhlara ümitler ve yeni neşeler dağıtıyor. Bu anda her şey unutulmuş, her yara sarılmış ve her hastalık tedavi edilmişe benziyordu.

Bütün bu nikbinlikler, hoş bir koku ile esen sonbahar havasının eseriydi.
Sanki füsûnlu bir el Arz-ı Mev'udun kana bulanmış toprakları üzerinde dolaşmış kederleri dindirmiş, kırık gönülleri avutmuştu.

Güneş yaz aylarında olduğu gibi vahşi ve hırçın değil, munis ve müşfikti.
BU vaziyette İnsan, yarın kopacak kıyameti, dökülecek kanları düşünmüyordu bile.
Hayat bazan rüyaya ne kadar benzer!..

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 590


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #4 : 24 Haziran 2014, 23:41:20 »

Ateş ve güneş diyarının zümrüt gibi yeşil bir sırtına dayanan HUDEYRA adındaki yahudi köyü çok lâtif meyiller ve güzel manzaralarla önünde uzanan araziyi ayakları altına sermişti.

Her biri, bir kaç saat ilerde kuru toprak üstünde yatan askerlerin çektiği müşkülâtla alay eder gibi duran zarif ve bahçelikli evler Lehistan'dan Türk Milletinin müşfik ve asil sinesine sığınmış olan Polonya yahudilerinin meskenlerini teşkil ediyor.

Sekizinci Cevat Paşa ordusunun sağ cenah gerisine isabet eden bu koy bu mevsiminde hazin bir şîriyet erzediyor.

Muntazam açılmış sokakları süsleyen küçük villaların önündeki bahçeler bu iklimin hayatbahş sıcaklığile renklerine koyulaştırmış ve güzelleştirmiş. Hafif bir rüzgâr bu tatlı çiçek kokularını etrafa yayıyor. Köyün biraz ilerisinde çadır kurmuş olan binbaşı Hakkı Bey kumandasındaki Sekizinci Ordu tâlim alayı da tabiatın lûtfundan bu kadarcık olsun istifade ediyordu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 590


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #5 : 24 Haziran 2014, 23:41:25 »

Alay yaveri Adnan Bey ceylân gibi bir arap atı üzerinde köyden geçerek karargâha gidiyordu. Duvarları sarmaşıklar ve balkoniyle bahçesi envai çiçeklerle süslü bir evin önünden geçerken iki koyu lâcivert göz bütün benliğini bir anda manyetize eden sihirli bir elektrik cereyanı gibi mevcudiyetinidolaşmış, genç ve yakışıklı zabit sanki olduğu yere mıhlanmıştı...

Çevik arap atı sar'aya tutulmuş bîçareler gibi yerinden kıpırdayamıyordu.
Adnan'ın çiçekli balkonun pencereleri arkasından gördüğü bu bir çift lâcivert göz uzun boyu, mevzun endamı, ince beli, parlak kumral saçları ve mahir bir ressamın fırçasından çıkmış gibi yakıcı bir kavis ile uzanan kaşları, beyaz teni, mütenâsip burnu, uzun parmaklı güzel elleri ve bütün bu güzelliklere taş çıkaran çifte gamzesiyle SÛZY LİBERMAN adında on dokuz yaşında bir yahudi kızının eşkâlini tasvir ediyordu.

Suzy hiç farkında olmamış gibi Adnan'a tatlı bir tebessümle yüz gösterdi ve çifte gamzesini çukurlatarak süzüle süzüle ve kırıta kırıta balkondan içeri girdi. Bu iki sehhar gözün cazibesi Adnan'ı yıldırımla vurmuş gibi idi. Genç subay iradesini güçlükle elde eden insanlar gibi hayvanını mahmuzladı ve karargâha doğru uzaklaşmaya başladı.

Vazifesine döndüğü zaman alay yaveri kendisini tamamiyle hurdehaş buldu. Bu bir tek bakışın sersemliği günlerce üstünden gitmedi.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 590


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #6 : 24 Haziran 2014, 23:43:23 »

— "Siz burada... Böyle... Yalnız..."
Adnan sözünü tamamlıyamadı ve cümleyi muntazam söyleyemedi. Bu beklenmeyen tesadüf onu derin hayretlere ve heyecanlara düşürmüştü. Tâlim yerine giderken hayalinden bir dakika eksik etmediği bu güzel mahlûku yolun üzerinde hafif meyilli bir çimenlik üzerinde dolaşırken görmüştü. Orası pek tenha idi. Suzy kır çiçekleri toplamakla meşguldü. Fakat öyle munis ve yakıcı bir bakışla genç zabiti süzmüştü ki; Adnan bundan cür'et alarak, âdeta kekeler gibi sormuştu:

— "Siz... Burada... Böyle... Yalınız..."
Yahudi kızı bu ilk suale yüzünde tatlı pembelikler ve vücûdunda tahrik edici eğilmeler yaparak lisan-ı haliyle cevap verdi.

Bu lisanı halde en kuvvetli bir hatibin nutkunu gölgede bırakan bir talâkat vardı. İkisinin de tavırlarında birbirini çok sevmiş insanların samimiyeti okunurdu.

Adnan, uzun boyu ve mütenâsip vücudu, iri ve parlak gözleri ve muntazam eşkaliyle tam mânasiyle bir erkek güzeli, bülent ve levent bir Türk zabiti idi...

Erkeklik cesaretini bir araya toplayan Adnan kıza tekrar sordu:
"— Bu hüsn-i tesadüfe çok sevindim matmazel! Böyle tenha kırlarda ne arıyorsunuz?"
"— Kır çiçekleri topluyorum."
"— Demek kendiniz gibi güzel ve kendiniz gibi saf çiçekleri seviyorsunuz..."
Yahudi kızı güzel ağzının içine sıralanmış inci gibi dişlerini göstererek büyüleyen bir tebessümle mukabelede bulundu. Gamzeleri bir defa daha gencin içini tutuşturdu.
"— Size böyle her vakit kırlarda rastlamak hoş bir saadet olacak...
"—- Benim için de öyle..."

Anlaşılan duyguları karşılıklı idi. Demek ki; bu kız da Adnan'ı seviyordu. Ve ihtimal ki; kendisini görmek için böyle tenha kırlara çıkmak cesaretini göstermişti.

Genç Türk atından yere atladı ve hayvanının dizginini kolunun arasından geçirerek kıza biraz daha sokuldu.

"— İsminiz nedir matmazel? "
"—  Suzy."
"— Ne tatlı isminiz var...'
"—  ...................................."
"— Ne zamandan beri bu köyde bulunuyorsunuz?"
"— Beş seneden beri."
"— Aslınız nerelidir matmazel?"
“— Varşovalıyız efendim."
"— Otuz dokuz numaralı evde oturuyorsunuz değil mi?"
"— Evet otuz dokuz numara..."

Bu muhavere genç zabiti genç kıza biraz daha yaklaştırdı. Karşı karşıya, burun buruna idiler. Adnan tereddüt ve ihtiyatla yavaş yavaş kızın eline uzandı, güzel eli avuçları içine aldı, okşadı, okşadı. Hiç bir mümanaat (karşı koyma) görmedi. Bil'akis tatlı bir penbelik yeni baştan kızın yüzünü dolaştı, Adnan'ın sinirlerini kamçıladı. Bu sıcak iklimin harareti altında oldukça kavrulmuş olan sinirler bu kritik vaziyette daha fazla gerilmişti. Alay yaveri kızın iki elini de avuçları içine almış yahudi dilberini biraz daha kendine çekmişti.

Bunaltıcı bir buğu zabitin kafasını büyüledi ve iradesi elinden giderek dudaklarını kızın yanaklarına yapıştırmak istedi.

"— Rica ederim yapmayınız."
Umulmayan bu mümanaat delikanlıyı biraz şaşalattı.
"—Sizi rahatsız ettiysem, affediniz!"
"— Hayır bilakis."
"— Peki niçin aşkıma gem vuruyorsunuz?"
“— Henüz sırası değil de onun için..."

Demek ki iş sade sırasını bulmak meselesine gelmişti. Öyle ise artık muvaffakiyet kafidir.

Duygulan ve düşünceleri pek saf olan genç zabit yarı mütereddit yarı memnun bir neş'e içinde sustu ve önüne baktı. Bir çok dakikalar yahudi kızının eli avuçlarında sessiz kaldılar. Suzy başını biraz kaldırdı, uzun kirpikli ve hareli lâcivert gözlerini manalı bir tarzda Adnan'ın yüzüne çevirdi ve:

"— Müsaadenizle" diye kekeledi.
"— Bir daha ne zaman görüşeceğiz Suzy?"
“—İlk fırsatta."
“— Bu fırsat çok uzamaz değil mi?"
“— Hayır uzatmayız."
"— Öyle ise Allaha ısmarladık..."

Ve ayrıldılar... Genç Türk çevik bir hareketle atına atladı mağrur ve mütebessim, memnun ve müsterih atını kırlara doğru sürdü.

Türk zabiti bir casus kızın iğfalkâr tuzağına düşmüştü...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 590


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #7 : 25 Haziran 2014, 22:14:56 »

Günler geçti. Adnan'ın gözleri her gün kırlarda Suzy'yi aradı. Fakat heyhat. Belki on gün ne yolu üzerinde ne de kızın evinin önünden geçerken ona raslamak mümkün olmadı. Bu sükût genç zabitin kalbine saçılan kıvılcımları tutuşturmakta idî. Meşhur bir psikoloji nazariyesine göre "ayrılık, tıpkı rüzgâr gibi hafif ateşleri söndürür ve fakat büyük ateşleri alevler" dedikleri gibi bu "bir kaç günlük ayrılık Adnan'ın kalbindei ateşi cidden tutuşturmuştu. Demek ki; bu çocuk bu casus kızı çok sevmişti. Bu sevgisinde de haklı idi. Gençti, yakışıklı idi, aşka ve sevgiye muhtaçtı. Gördüğü kız da cidden güzeldi.

Didişmeler, silâh sesleri ve türlü zahmetler sinirlerini gevşetmişti. Bütün bunlara beraber genç bir kızın onu aldatacağını, cephe aleyhine istifâde etmek istediğini tahmin edememişti.

Hem de bu insanlardan böyle bir hareket nasıl beklenebilirdi? Mensup olduğu devlet onlara bol toprak vermiş, zengin ve müreffeh olmalarına yardım etmişti.

Asil bir Türk çocuğu bu kadar âlicenap bir himaye ve nimete kahpece küfran edileceğini elbette havsalasına sığdıramazdı. Bilhassa kendilerine bunlar hakkında bîr ihtarda bulunan da olmamıştı.

Suzy'ye gelince, O'nun tavırlarındaki masumiyetle tabiatın kendisine bahşettiği müstesna güzelliği görenler bu mahlûkun âdi ve hâin bir casus olduğunu asla akıllarına getiremezlerdi.

Fakat bu evvelden yetiştirilmiş müthiş bir yahudi casusu idi...

* * *

Tâlim alayı, yetiştirdiği askeri cepheye göndermekte ve yerine yeni acemiler almakta idi. Adnan böyle bir kafileyi ordu karargâhına götürmüştü, gece geç vakit alay karargahına götürmüştü. Gece geç vakit alay karargâhına döndüğü zaman köyde ışıklar sönmüş, kırlar ve evler hazin bir loşluk içine gömülmüşlerdi. Adnan köyden geçerken ortalığın derin sessizliğini kendi hayvanının nal seslerile ihlâl ediyordu.

Otuz dokuz numaralı evin önünden geçerken atını, gayrî ihiyari yavaşlattı ve kalbinin heyecanla çarptığını hissetti.

Evin sokak üstündeki balkonlu odasında bir petrol lâmbasının hafif ışığı fark ediliyordu. Bir hiss-i kablelvuku (ön sezi) genç zabitin içini sardığı şu dakikada odada kısık bir halde yanan lâmbanın ışığı büyüdü ve yahudi dilberi peri kızları gibi beyaz bir gecelikle pencerenin önünde belirdi. Bu manzara genci büsbütün baştan çıkardı.

Gördüğü şey bir kadından ziyade müthiş, güzelliklere bürünmüş, uhrevi bir hayalete benziyordu. Atını durdurdu ve yüzünü kıza doğru çevirdi.

“— Adnan bey, Adnan Bey", diye bir fısıltının kulaklarına ulaştığını hissetti. Kalb çarpıntısını artırdı.

Suzy balkonun parmaklığından yere atlamış ve bahçenin parmaklığına yaklaşmıştı.

Yavaş yavaş konuşmaya başladılar.
“— Günlerden beri hiç gözükmedin Suzy.”
“— Babamdan müsaîd bir vakit bulamadım.”
“— Peki benim bu saatte buradan geçeceğimi nasıl tahmin ettin, henüz uyumadın mı?"
"— Yalnız bu gece değil, bütün gecelerim hep böyle uykusuz, hep böyle bekleme içinde geçiyor."
"— Kırlara niçin çıkmadın?"
"— Annemle babam peşimi bırakmadılar..."

Bu görüşme çocuğu bütün bütün kavurdu. Ve casus kızın cazibesine biraz daha esir etti.
"— Ya şimdi baban ve annen seni burada görürlerse?"
"— Onlar derin uykuda şimdi..."

Hakikat hiç de öyle değildi. Casus dilberlerinin ebeveyni ve şeriki cürümleri (suç ortakları) değil, biz uykuda idik. Fettan kızın böyle zabitin geçmesini beklemesi ve böyle konuşması hep evvelden tertip edilen bir plânın icabı idi. Bunu temiz ve saf zabit birden farkedemezdi. Hattâ yahudi kızı işi sezdirmemek ve Adnan'a daha ziyade emniyet telkin etmek için.

"— Ben odama gideyim, belki görürler” diye titizlenmeye, telaşlanmaya başladı.
"— Peki bir daha nerede görüşeceğiz?"
"— Yarın ben kırlara çıkacağım. Tâlim meydanına giden yolun vadiye saptığı noktada ve tâlim paydosundan bir saat sonra buluşuruz olmaz mı?"
"— Olur güzelim."

Adnan kızın güzel ellerini bir çok defa öptükten sonra çadırına doğru yollandı. Gece sessizliğini ve karanlık koyuluğunu arttırmıştı. Yalnız nöbetçilerin sesleri duyuluyordu.

"— Kimdir o! Kimdir o!"

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.065 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.019s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.