Modernleşme ve Batılılaşma
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 21:59:16


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Modernleşme ve Batılılaşma  (Okunma Sayısı 1420 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« : 13 Kasım 2015, 14:08:36 »

Ve nihayet bir anayasa sadece bir hukuk işi miydi? Aynı zamanda tarihi gelişmenin sonucu değil miydi? Öyleyse bu anayasa hazırlanırken neden tarihçilerin düşüncesi sorulmamıştı? Sorulmalıydı. Çünkü hukukçularımızın cihan piyasasındaki mevkii ancak sıra adamı olmaktan ibaretken tarihçilerimizin uluslararası ünü ve yeri vardı. Bu yapılmadı. Yapılamadığı için Türk devletinin "sosyal" devlet olduğu kaydolundu. "Türkçü" devlet olduğu kaydolunmadı. Onun için ben bu anayasaya "hayır" dedim. (Ötüken, 1967, Sayı:40)

Bu düşünce ve tespit ile tercüme olunan her şeyden Türklüğü mahvü inkırazdan kurtarmak… vatanını, hukukunu, namusunu, mefahirini korumak için ancak kendi kuvvetine istinat eder bir Türk nesli vücuda getirmek için örfe ve ahlak prensiplerine sahip olunmasından bahsediliyor.

Modernleştirilme ve batılılaştırma adı ile millet; örf ve ahlaki düzleminden, tarihsel ve kültürel birer soy halinden, “hukuki-siyasal” bir topluluk alanına çekilmeye çalışılıyor. Kanuni sistem üzerinden millet yurttaşlaştırılıyor, sadece ortak bir hukuk sistemi ile yönetilerek ve bu sistemden kaynaklanan hak ve ödevlere sahip olmaları sağlanarak; dış boyutunda; milletin uluslaştırılması, özerk ve egemen bir birim olarak topluluklara ayrılmış yığınlar şeklinde var olmaları amaçlanıyor.

Modernleşme ve batılılaşma fikri, modernist milliyetçilik ile primordiyalizmin savaşıdır. Pek tabi bizim için Türkçülük, Türkçülük Ülküsü ve İlkeleri esastır.

Ziya Gökalp’in “Garplılaşma” fikrine karşı, toplumun değişim sürecinde birer tezahür ve eleştiri niteliğinde olarak o dönemde dile getirilen tali bir düşünce.

Gökalp’ın “Garplılaşmak” formülünün toplum tarafından yanlış anlaşılarak bunun batı medeniyetinin kopyalanması seklinde uygulandığını; örneğin soy isimlerin yabancı dillerden alındığını, Latince ve Grekçe derslerin okutulduğunu, hümanizmanın etkisiyle kültürün yabancılaştığını, aydınların eşlerini Almanya’dan, Fransa’dan seçtiğini, kanunların İsviçre ve İtalya’dan “tercüme” edildiğini hatırlatan Reha Oğuz Türkkan bu duruma bir takım eleştiriler getirmiştir.

Türkkan, soysuzlaşma sürecinden dolayı Türkiye’nin geri kaldığını ve bunu etkilendiğimiz medeniyetlere bağlamakla çözemeyeceğimizi söyleyerek yapılması gerekeni şu şekilde açıklar.

“Hakiki Rönesans çökmüş olan milli medeniyetin harabelerinin içinden canlı, doğru ve diri kalmış kaynaklarını meydana çıkarmakla onlara yeni bir yaratıcı dinamizmle sarılmakla mümkün olur.”

Atsız Ata ise her alanda millileşme vurgusu yaparak, bir takım eleştirilerde bulunur ve bu yönde bir soru sorar, cevabını da verir.

“Şu caz denilen zenci musikisi, balo denilen Avrupa rezaleti, bar denilen, Amerika kepazeliği kalksa, hele şu tercüme kanunlar yerine milli örf ve ahlakımızdan alınmış kanunlar yapılsa, yani tam manasıyla milli olsak, ne olur, biliyor musunuz?... Yine dünyanın birinci milleti oluruz.”(Atsız)

Atsız Ata batılılaşma denilen kanalizasyonu daha sosyal düzeye indirgeyerek irdelemiştir.

Soysuzlaşmanın önlenebilmesi için “gençlik okulda, hayatta sinemada, kitapta, plajda, sokakta, vapurda, tramvayda, daima ahlakın hakim olduğunu” görmelidir. “Gevşek bir öğretmen, kötü bir film, zararlı bir kitap, bir plaj kepazeliği, sinsi bir yazı bazen herhangi bir gencin bu cemiyet için kaybolmasına sebebiyet verebilir” ve Türk gençleri, “millete kötülük edenlerin tepelendiğini, büyüklere heykel dikildiğini” görmelidir. Türk gençleri, “ata yadigârı olan sebillerde rakı satıldığını, şehvet uyandıran filmler gösterildiğini, sağlık koruma yeri olan plajlarda türlü kepazelikler yapıldığını” görmemeli, “mefahiri inkar eden, yabancı ülkülerin propagandasını yapan, aileyi baltalayan yazı, roman, makale” okumamalıdır.

Peki ne yapmalıyız?

Bir Toprak Mühendisi olarak örf ve ahlakımızı korumanın, bütün sosyal yaşamı Türk’e göre yaratmanın yegane yolunun köylümüzün dini ve eğitimsizlik bataklığından çıkarılarak, kent ve köy karşıtlığı içinde millileşmeye yönlendirilmesi ile mümkün olacağı düşüncesindeyim. Böylelikle ileride dünyaya gelecek nesillerimiz güçlü bir soy tabiatında teşekkül edecektir.

Toplumumuz devlet hiyerarşisi içinde bütün sosyal, ekonomik, teknik ve adalet unsurlarını küresel kentleşme ve kasaba kültürünün paçozluğundan acilen sıyırmalıdır. Milli mücadelenin bizzat Anadolu’dan, köylümüzün yüksek inancı ve iradesi ile alevlendiği düşünülür ise bütün yönelimimizi o alana kaydırmalıyız. Düşüncemin haklılığını da mevcut iktidarların Anadolu’daki insanların inançlarını ve manevi duygularını kullanarak yürütmüş oldukları siyasetler ile kazanmış oldukları suni güce bağlayabiliriz.

1931 yılında Atsız Atamız, “..yurdumuzun kurtuluşu köylerimizin kurtuluşuna bağlıdır. Şu halde birinci vazifemiz köylerimizi kurtarmak ve yükseltmektir. Büyük Türkiye’yi köyler yaşatacak, köyler yükseltecektir.” ifadesini kullanmıştır.

Atsız Ataya göre, kentte yaşayanlar aslında birer asalaktırlar ve köylünün sırtından geçinmektedirler:

“Türkiye’de şehirler daima köylerin zararına olarak yapılır ve büyütülür. Sanayi memleketi olmadığımız için milli istihsale faydalı fabrikalarla dolu sanayi şehirlerimiz de yoktur. Şu halde bizde şehir, memurların, tüccarların, köylü ile tüccarlar arasındaki mutavassıtların ve daha bilmem nelerin oturduğu yerlerdir. Yani köylünün uşakları şehirde oturur; fakat ne gariptir ki, efendilerimiz harabelerde yaşar, onun ücretli hizmetçileri büyük şehirlerin sakinleridir.”

Köycülük, köylerin birleştirilmesi ve böylece sağlık ve eğitim hizmetlerinden daha kolay yararlanılabilmesi, tarımın modernleştirilmesi ve toprak reformu yapılması esaslarına dayanmaktadır. Milli ve manevi hasletleri islami taassubun elinden kurtarıp yeni bir millet şuuru yaratmalıyız.

Türklerin Anadolu’da başka ırklarla karışmaksızın kanının saflığını koruduğunu ifade eden Atsız’a göre bu durum, Türkler arasında, özellikle Anadolu köylüsünde, bir “kan bilinci”nin mevcut olduğuna işaret etmektedir. Bu düzlemde örf ve ahlaka da atıfta bulunulmaktadır.

“Soyculuk, Anadolu Türklerinin içinde örf olarak yaşamaktadır. Köy ve kasabalarda, kaç yıl ve hatta yüzyıl önce oraya gelmiş olan bir yabancının bugünkü torunları hala yabancı sayılır. Tamamen Türkleşen, Türkçeden başka dil bilmeyen ve kendisini başka bir millete mensup saymayan bu türlü insanlara dahi yabancı gözle bakmak Anadolu Türklerindeki kuvvetli soy şuurunu gösterir.”(Atsız)

Elbette Türkçülük, bilimci, gelişmeci, endüstrileşme yanlısı ve modern bir hareket niteliğini de muhafaza edecektir. İlkeleri düzleminde sahip olduğu antikapitalist unsurlar nedeniyle, köyü ve köylülüğü mutlak gerçekçi bir zeminde ideolojisine dahil etmek zorundadır. Köy, Türk ırkının en diri ve en saf unsurlarının bulunduğu, Türk örf ve geleneklerinin halen yaşatıldığı, kentin kozmopolit yapısından ve keşmekeşinden uzak, proletaryanın ve dolayısıyla sınıf çatışmalarının olmadığı ve komünizmin, kapitalizmin henüz sızmamış olduğu, bir tür başlangıç noktası olarak gücünü korumalı, kasaba kültüründen ve bağnazlığından ivedilikle arındırılmalıdır.

19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmelerin köycü akımların güçlenmesi üzerinde büyük etkisi olmuştur.

Şehirlere ait olmayan insanların büyük bir dejenerasyon içinde siyasi, kültürel, inanç vb. keşmekeşte vaat edilen ümitlere erişememesi her türlü batılı düşüncenin milletimizi, özümüzü yok etmesi ile sonuçlanabilir.

Ancak biz var olduğumuz sürece bu mümkün olmayacak. Çünkü kainat Türk'tür.

Tan Hu”Emre”
13.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #1 : 14 Ekim 2017, 11:55:11 »

Aralarında milli bir his bulunan milletin vatandaşları dışarıya karşı daha güçlü olurlar mantığından hareketle Gökalp basit bir düşünce ifade eder.

Eğer halk tek bir harsa mensup olursa aralarındaki bağ güçlenir (Gökalp, 1976f).

Bu “hars” milli olmak şartıyla ilgilidir. Gökalp sosyolojisine göre; Ulusun varlığını devam ettirmesi açısından kültürün de bozulmaması gerekir. Kültürü (hars) “yalnız bir milletin dini, ahlaki, hukuki, muakelevi, bedii, iktisadi ve fenni hayatlarının ahenkdar bir mecmuu” şeklinde açıklayan Gökalp doğal olarak kültür ve milleti aynı çerçevede değerlendirmiştir (Gökalp, 1976f).

Bununla beraber Türklerin ayrı sınıflar halinde tasvir edilmesi Gökalp’e göre Türk kavimlerini parçalama niyetinde olanların söylemidir. Oysa Gökalp “Türklerin yalnız bir harsı olmalı, bu da kendilerinin yarattığı bir hars olmalıdır’’ demektedir (Gökalp, 1976g, s.78).

Kültür ve medeniyet Gökalp sosyolojisinde ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Gökalp’e göre medeniyet; “birtakım müesseselerin yani düşünüş ve icra tarzlarının heyet-i mecmuasıdır” (Gökalp, 1976f, s.47). Medeniyet, kültürün aksine daha geniş bir daireyi içine alır (Gökalp, 1976f).

Medeniyeti evrensel boyutlara taşıyarak konuyu milletlerin ortak anları meselesine getirir. Buna göre her milletin ortak bir sosyal müessesesi vardır ve bunlar medeniyet dairesi içine girer. O halde bir medeniyet takip edilecekse onun olumlu yanları alınmalıdır. “Medeniyet de din gibidir. Ona iptida kalp ile bağlanmak lazımdır” demiştir (Gökalp, 1976f:49).

Gökalp’in medeniyet düşüncesi “muasırlaşmak” fikrini kapsar. Batı’nın ilim ve feninden faydalanılması gerektiğini düşünen Gökalp, Batı Medeniyetini Türk Milletine hedef olarak göstermiştir.

“Medeniyet usulle yapılan ve taklit vasıtasıyla bir milletten diğer millete geçen mefhumların ve tekniklerin mecmuudur” diyen Gökalp’e göre milli olmak koşulunu taşıyan kültürün aksine medeniyet lâmillidir (Gökalp, 1976f).

Daha önce kabul edilen medeniyet politikasını bir özenti durumu olarak yorumlayan Gökalp, Garp medeniyetine ait ne varsa tamamının Bizans’tan alındığını iddia eder (Gökalp, 1976f).

Dolayısıyla Gökalp için medeniyet kültür gibi tek bir millete özgü değildir. Toplumların birbirleriyle etkileşimini inkâr etmeyen Gökalp, medeni bir toplum olmanın temel şartının dünyayı yakalamak olduğunu bilmektedir.

Gökalp için “medeniyet” münevverlere aittir, “kültür” ise halkta mevcuttur. Fakat Osmanlı medeniyetine sahip münevverler ile Türk harsına sahip halkın birbirini sevmesi mümkün değildir (Gökalp, 1976f).

Medeniyeti tek bir çatı altında birleştirmek, tüm dünya üzerinde tek medeniyet yaratmak düşüncesi Gökalp için kozmopolit yaklaşımdır. Türkçülükle örtüşmeyen kozmopolitlik için Gökalp “Hiçbir Türkçü kozmopolit olamadığı gibi, hiçbir kozmopolit de Türkçü olamaz” (Gökalp, 1976f, s.98-101) demiştir.

Gökalp bunun yerine beynelmilelliyetçiliği savunur.

................................

Tan Hu
14.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #2 : 14 Ekim 2017, 12:12:42 »

Millî kalkınma endüstriden evvela manevî kuvvet ile olur. Birtakım gelişmeler (teknoloji, köprü, yol yapmak, tünel, metrobüs vb.) zaten zamanla olan, olağan gelişmelerdir. Bunlar yapılmakla millî şuur ihya edilmiş değildir. Millî hayatta da, ülkeler arası ilişkilerde de bir basamak aşılmadan diğer bir basamağa çıkılır. Şayet bir millet başka etnik unsurlarla birleşmeye devam ederse, o etnik unsurları medeniyet alanında yukarıya çıkartmış, kendi ırkını da ebedî olarak uçurumdan aşağıya atmış demektir. Irkçı bir devlet ırk ruhunu, ırk duygusunu kendini ve geleceğini temsil eden her gencin yüreğine işlediği zaman görevini yapmış, en büyük gayesini yerine getirmiş demektir. Kanın halis olmasının ehemmiyetini ve milletinin geleceğinin hayatiyeti için gerekliliğini anlamış olan her genç temeli kuvvetlendirmiş olur. Medeniyetin oluşmasını ve gelişmesini sağlayacak en büyük ihtiyaç budur. Aksi takdirde medeniyetin yara kabuğu olarak kalınır.

Değerli paylaşımınız için çok teşekkürler Tan Hu
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.06 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.