Bir MiT Görevlisinin Sıradışı Yasamı / Soner yalçın
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 09 Ağustos 2020, 19:55:27


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bir MiT Görevlisinin Sıradışı Yasamı / Soner yalçın  (Okunma Sayısı 16992 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #30 : 21 Haziran 2014, 20:20:14 »

Aşağıda cip, bindik, gittik Emniyet Müdürlüğü'ne. Saatlerce bekledikten sonra Ali
Sulukioğlu'nun karşısına
çıktım:
- Başka bir soruşturma nedeniyle şimdi sizi daha yetkili görevlilere yolluyoruz, Harp Okulu'na
gidiyorsunuz.
Bir cip ve Harp Okulu. Şaşkınlığım sürüyor, bir yandan da seviniyorum. Harp Okulu'nda 21
Mayıs olayına katılan Harbiydiler yatıyor, bir gazeteci için ilginç olabilir. Akşam •b'astınyor,
Harp Okulu'nun koridorlarında ilerliyoruz. Kapı-larda Sıkıyönetim Mahkemeleri'nin numaralarını
okuyarak koridorun sonuna geliyoruz. Bir kapı, bir kapı daha, bir oda-ya giriyorum. Camlar
kapalı, ortada bir karyola, temiz çar-şaflı yastığıyla çok hoşuma gitti, hemen yattım, bir güzel
uyudum. Sonra bir kadın çığlığıyla uyandım birden, yan odadan sesler geliyor. Başını karyolaya
vurarak bağıran bir kadın suçsuzluğundan bahsediyor. Ben de suçumu merak ediyorum, ama
sabahı beklemek gerek.
Ertesi günü akşam saatlerinde sorgu yargıcının karşısına çıkınca suçumu öğrendim neyse!
Mamak'ta yatan Talat Ay-demir ve arkadaşları için vurucu bir kuvvet suçüstü yakala-nıyor, ben
de o kuvveti yönetenlerden biriyim!.. Mamak'a gi-dip kaçıracağız onları!.. Kargaların bile
güleceği bir olay...
Valizimdeki mektupların, yazıların okunması bitince ben-den özür düedüer..." 36
Gazeteci Müşerref Hekimoğlu başından geçenleri yıllar sonra kaleme aldığıBaşkent Günleri adh
kitabında böyle an-latıyordu...
Müşerref Hekimoğlu'nu yakalama emrini MAH Başkanı
Fuat Doğu vermişti.
48 yaşındaki Fuat Doğu'nun bir diğer özelliği de, herkes-ten kuşkulanmasıydı...
MAH başkanlığına gelmesi için Fuat Doğuya en büyük desteği, Millî Birlik Komitesi
üyelerinden Sami Küçük ver-mişti.
36 Müşerref Hekimoğlu,Başkent Günleri,ÇağdaşYayınları, nisan 1990, s. 186, 187.
Fuat Doğu koltuğuna oturduğu ilk günlerde, Sami Küçük, komiteden arkadaşı Suphi Karaman'ı
da yanına alıp, kutlama ziyaretine gitmişlerdi.
Sonradan MAH içindeki arkadaşlarından öğrendiler ki, Fuat Doğu, kendisini kutlamaya gelen bu
meslektaşlarının konuşmalarını teybe aldırmıştı!..
. Fuat Doğu, Genelkurmay Başkanı Sunay'ın emrini yeri-ne getirmeye başlamıştı; Türk Silahlı
Kuvvetleri'ni izliyordu!
MAH yeniden içedönük istihbarat faaliyetlerine başla-mıştı... Günlerini tavla oynayarak
geçiriyor
İki yıldır sessizce istanbul'daki teşkilata gidip gelen ve pek bir iş yapmayan 30 yaşındaki Hiram
Abas, günlerini tavla oynayarak, atış talimleri yaparak geçiriyordu.
"Öğretmeni" Fuat Doğu'nun MAH başkanı olmasını, teş-kilattaki arkadaşlarına rakı ısmarlayarak
kutladı.
Fuat Doğu istanbul'da ilk değişikliği yapmış, 27 Mayıs'ta gözaltına alınan Mazhar Eymür'ü,
MAH istanbul bölge baş-kanlığına getirmişti...
Hiram Abas bilmiyordu ve kendisine de cesaret edip so-ramamıştı; Mazhar Eymür'ün mason
olduğu söyleniyordu...
Yeni bölge başkanının 19 yaşındaki oğlu Mehmet Ey-mür'ü, o tarihlerde, babasını ziyarete
geldiğinde tanımış ve kanı çok ısınmıştı. Gerçi biraz yaramazdı... Ankara Koleji er-kek kısmında
okuyordu, ingilizce öğretmeniyle derste tartış-mış iki arkadaşıyla birlikte okuldan uzaklaştırma
cezası al-mıştı. Okul arkadaşlarıyla birlikte, olayı kınamak için 97 metrelik dilekçe yazıp Millî
Eğitim Bakanlığı'na göndermişti. Mehmet Eymür istihbarat konularına da çok meraklıydı. Sık sık
babasını ziyarete geliyordu:
"Babam 1962 yılında 62 yaşında iken istanbul ve bölgesi merkez şefliğine veya diğer bir adıyla
İstanbul ve bölgesi em-niyet baş müfettişliğine tayin edilmiş, Trakya, Bursa, iz-mit'in de dahil
olduğu geniş ve önemli bir bölgenin başına geçmişti. Bir hafta sonu Bursa'ya gittik. Babam
daireye gi-decekti. Benim de gitme isteğim üzerine birlikte yola çıktık. Daireye uğrayıp bir
müddet kaldıktan sonra Bursa'daki gö-.revlilerle birlikte iki katlı küçük bir eve gittik. Evde yerde
bağdaş kurmuş oturan, iki sakallı adamla ayakta duran Irtyan muhafız tipli birkaç adam vardı.
Oturanlar biz girince , ayağa kalktılar. Babam adamlardan daha yaşlısı ile tercü-man vasıtasıyla
bir şeyler konuştu. Ben yanlarında fazla1 kalmayıp dışan çıktım, şoförlerin yanına gittim.
'Bunlar da j, kim böyle' diye sorduğumda iran'dan sürülen bir şahıs oldu-t ğunu, Türkiye'de
misafir edileceğini söylediler... Yıllar sonra a bab^ânla konuşan o yaşlıca sakallı adamın
dünyanın ve »Ifan'ın kaderini değiştireceğini nereden bilebilirdim. O adam ' iran'ın dinî lideri
Ayetullah Humeyni idi."37• Ayetullah Humeyni'nin Türkiye'de bulunduğu o yıllarda
Amerikan Barış Gönüllüleri akın akın Anadolu'ya geliyorlar-dı. Gelmelerinin "nedeni" de, "geri
kalmış toplumlara Batı; uygarlığını götürmekti!"
Köy Enstitüleri'ni kapatan Türkiye, kapılarını ardına ka-dar Amerikan Banş Gönüjlüleri'ne
açmıştı.
Banş Gönüllüleri'nin organizasyonunu, -bugün artık B ClA'nın "sivil toplum kuruluşu" olduğu
açığa çıkan- Mor-I mon misyonerleri yapıyordu...
ABD'de geniş bir kampanyayla gençler toplanıyor, kurs-lardan geçiriliyor ve şu sloganla Türkiye
gibi az gelişmiş ül-kelere uğurlanıyorlardı: "Amerika'nın daha iyi yaşanacak bir yer olmasını
sağlamak için ülkeyi terk et!"
Banş Gönüllüleri'nin dolaylı ajanlık yaptıkları kısa bir sü-re sonra ortaya çıkacaktı. Örneğin,
geldiklerinin üçüncü yı-lında Genelkurmay Başkanlığı, Banş Gönüllüleri'nin Doğu Anadolu
Bölgesi'ne gitmesine izin vermeyecekti...
Hiram Abas'ın da içinde bulunduğu Kontrespiyonaj Bölü-mü, Banş Gönüllüleri'nin ne
yaptıklarını, neleri merak ettik-lerini, kimlerle temas kurduklarını araştırmamıştı. 1962-1964
yıllan arasında üç Türk vatandaşını Bulgaristan adına casusluk yapıyor diye yakalamışlardı.
Ama müttefiklerin casusluk yapacaklarına hiç, ama hiç inanmıyorlardı!..
37 Mehmet Eymür,Analiz, Milliyet Yayınları, 1989, s. 38-30.
Türkiye'deki Banş Gönüllüleri'nin sayısı l 201'di. Bu ra-kam, Hindistan'dan sonra dünyada en
çok barış gönüllüsü-nün bulunduğu ikinci ülkenin Türkiye olduğunu gösteriyor-du...
işin ilginç bir yanı ise Banş Gönüllüleri'nin en çok baş-kent Ankara'da (317) bulunmalarıydı,
istanbul ikinci sırada (64) gelmekteydi...
"Batı uygarlığını öğretecek" Banş Gönüllüleri'ne kapıları-nı sonuna kadar açan Türkiye, iki yıl
önce "komünist" ol-duklan gerekçesiyle, 147 öğretim üyesini üniversitelerden kapı dışan etmişti!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #31 : 21 Haziran 2014, 20:21:03 »

CIAanketi

1960'h yıllar ne Türkiye için, ne de Amerika için "hayırlı" geçiyordu...
ABD telaş içindeydi, dünya elinin altından kaymaya baş-lamıştı. Birleşmiş Milletler'deki
ağırlığını her geçen yıl kaybe-diyordu. 1952 yılında üye ülkelerin yüzde 85'i Amerika'yla birlikte
hareket ederken, bu oran 1960 yılında yüzde 56'ya düşmüştü.
Güney Amerika, Afrika, Asya ve Ortadoğu'da Amerika'ya karşı sert tepkiler başlamıştı. 1960-
1964 yıllan arasında 27 Afrika ülkesi bağımsızlığını kazanmıştı. "Yankee go home" afişleri
asılıydı dünyanın her köşesinde...
Amerika sertleşmeye başlamıştı. Hâkimiyetini reddeden "Üçüncü Dünya ülkeleri" liderleri CIA
tarafından ya tasfiye ediliyor ya da öldürülüyordu...
Ve Türkiye de bundan "nasibini" alacaktı.
21 aralık 1963...
Akdeniz'in en sorunlu adası Kıbns yine karışmıştı, iki Türk öldürülmüştü. Türkiye'de gösteriler
başlıyor, Türk uçaklan Kıbns göklerinde gövde gösterisi yapıyordu. Bu-gün sonra da Türk
donanmalan Kıbns karasularına giri-yordu.
ingilizler ve Yunanlılar eğer Türkiye adaya çıkarma yaparsa karşı koyacaklarını söylediler.
Türkiye çıkarma yap-
IfDadı.
f Ancak Kıbns durulmuyordu. Lefkoşa'run Yunan Mahalle-
1 ii'ndekiBayraktar Camii'ne bomba atıldı.
,1; Adada gerginlik artıyordu. Kıbns sorunu konferanslarla
g eşmiş Milletler nezdinde çözüme kavuşturulmaya ça-• la önce Kıbns konusunda Türkiye'nin
lehine, Yuna-'ın aleyhine tutum alan Amerika saf değiştirmişti, e ingiltere Türkiye'yi
sıkışünyordu. Başbakan inönü başta olmak üzere, Türkiye geri adım at-1,iniyordu... -- •••
|; 22 şubat 1964 tarihinde saat 11.45'te, Başbakan ismet l.'înönü'ye, Başbakanlık'tan çıkarken.
Mesut Suna adındaki • kişi tarafından dört el ateş edildi. Kurşunlar otomobilin kapısına isabet
etmişti...
Suikastı gerçekleştiren Mesut Suna'yı MAH ve Emniyet birimleri birlikte sorguladılar.
Kayseri'den gelmişti. Hiçbir p örgütle bağlantısı yoktu! inönü'nün yaptığı konuşmalardan
olumsuz etkilenip onu öldürmeye karar vermişti!.. Hepsi buydu!. .38Mesut Suna yargılanıp ceza
yedi ve "dosya" kapandı...
Bu arada Kıbns krizi giderek tırmanıyordu...
6 mart 1964 tarihinde inönü gazetecilere, adaya çıkarma yapabileceklerini söyledi. 13 martta
Türk jetleri bir kez daha ada üzerinde uçtu.
16 martta meclis oybirliğiyle, hükümete Kıbns'a çıkarma
yetkisini verdi.
Soluklar tutulmuş, çıkarma saati beklenirken ABD Baş-kanı Lyndon Johnson'dan Başbakan
inönü'ye bir mektup geldi. Amerika Türkiye'yi uyararak, "Bizim verdiğimiz NATO silahlarını
kullanamazsınız" diyordu!
38 Türkiye'de başbakanlara yapılan suikastlarda nedense hiçörgüt bağıbulunamıyor-du. Demirel
iki kez, Ecevit biri yurtdışında olmaküzere iki kez veÖzal bir kez bu tür saldı, rılara maruz
kalmıştı. Ancak hiçbir suikastta siyasi neden bulunamamıştı. Garip I..
O güne kadar Türkiye'nin yüzüne gülen Amerika gerçek yüzünü gösterivermişti. Silahlar sadece
"komünistlere" kar-şı kullanılabilecekti!. .
Başbakan inönü, siyasî literatüre geçen, "Yeni bir dünya kurulur, Türkiye'de orada yerini alır"
ünlü sözüyle yanıtladı mektubu...
Ardından Amerika ve ingiltere'de bir dizi görüşmelerde bulundu.
Sovyetler Birliği firsatı kaçırmıyor, NATO içinde yalnız ka-lan Türkiye'ye sıcak mesajlar
gönderiyordu...
"ihtiyar Kurt" inönü pes etmiyordu. Türk uçakları bir kez ada üzerinde gövde gösteri yaptı...
O sıcak günleri Başbakan inönü'nün damadı gazeteci Metin Toker yalandan yaşamıştı:
"Benim bildiğim kadarıyla, biz Kıbrıs'a çıkmaya ciddi ola-rak ilk defa 1964 yazında azmettik. O
teşebbüsümüz de, Johnson'ın ünlü mektubuyla durdurulmuştu.!...)
General Porter diye bir Amerikalı geldi. General Anka-ra'ya bizzat Başbakan Johnson tarafindan
gönderilmişti. Görevi ismet Paşa'nın 'hayır' dediği birtakım teklifleri Türki-ye adına kabul
edebilecek bir başbakan aramaktı.(...)
General Porter'ın gelişi günlerinde CIA ajanları da, Türki-ye'de bir anket yapıyorlardı: 'Başbakan
kim olsun ?'."39
Aranan başbakan bir yıl sonra bulunacaktı: Süleyman Demirci...
O günlerde Fuat Doğu da, Cento kursuna gidecek Türk istihbaratçılarını tespit etmişti; listesinin
başına en beğendi-ği "öğrencisi" Hiram Abas'ı yazmıştı...
Hiram Abas'a Cento kursu
19 nisan 1964...
Genelkurmay Başkam Orgeneral Cevdet Sunay, Kıbrıs'la ilgili gazetecilerin sorularını,
"Sabrımız tükendi, artık bun-dan gerisini dostlarımız düşünsün" diye yanıtlayıp, Cento Askeri
Komitesi'nin toplantısına katılmak için Amerika'ya
39Metin Toker,Demokrasimizin ismet Paşa//Yılları,Bilgi Yayınları, 1990, s. 195-211.
giderken, Hiram Abas ve teşkilattan arkadaşları Londra'da-ki Cento kursuna gitmek için son
hazırlıklarını yapıyor-lardı...
Hiram Abas arkadaşlarına karşı sürekli sıcak, neşeli ve espriliydi. Oysa eşi ve oğluna karşı soğuk
davranıyordu.
Kimsenin gelip kendisini havaalanından yolcu etmesini istemedi. "Zaten" diyordu, "abartacak bir
şey değil, topu to-/ pu bir aylığına gidiyorum, göz açıp kapayıncaya kadar biter.":'
Arkadaşlarıyla Yeşilköy Havaalanı Dış Hatlar bölümünde buluştular. Görevli olarak ikinci kez
yurtdışına çıkıyordu... Cento, (Merkezî Anlaşma Teşkilatı) Türkiye ile Amerikan, ingiliz, Iran,
Pakistan istihbarat birimleri arasında sıkı bağ-ların kurulmasına ve gizli faaliyetlerin
yürütülmesine yol açan bir ittifaktı.
Bu teşkilat Türkiye, Iran, Irak, Pakistan ve ingiltere ara-sında Sovyetler'in Ortadoğu'da nüfuz
kurmasını önlemek amacıyla Bağdat Paktı adıyla 1955 yılında oluşturulmuştu, işin özünde Nasır
harekâtına karşı Ortadoğu'da bir örgüt-lenmeydi Bağdat Paktı. Ancak Irak, temmuz 1958'de
yapılan bir darbe sonrasında Sovyet yanlısı rejimin işbaşına geçme-siyle ittifaktan ayrılmıştı.
Trajikomik olan, İrak'ta askerî darbe olduğu gün Kral Faysal'ın Türkiye'ye gelecek olmasıydı.
Bayar ve Menderes konuk kralı karşılamak için istanbul Yeşilköy Havaalanı'nda bekliyorlardı.
Kral Faysal değil, ama devrildiğinin haberi gel-di istanbul Yeşilköy Havaalanı'na!
Bunun ardından da Bağdat Paktı üyeleri Londra'da top-lanarak, teker teker Amerika'yla savunma
ve işbirliği anlaş-maları imzalanmasına ve paktın Bağdat'ta olan merkezinin Ankara'ya
taşınmasına karar verdiler.
Bu ülkeler, Amerika'yla olan ilişkilerini daha da geliştire-rek, örgütün adını 21 ağustos 1959'da
Cento yaparak faali-yetlerine devam ettiler.
Cento giderek, ABD'nin Ortadoğu'daki casusluk örgütü haline geldi. Cento'nun bir istihbarat
birimi de Ankara'day-dı. Bu merkezde sadece istihbarat değil, Sovyetler Birliği'ne karşı
dezenformasyon da yürütülüyordu. Yapılan anlaşmalar* Amerika'nın "iç kargaşa" durumları
dahil her türlü dolaylı veya doğrudan saldın durumlarında üye devletlere müdahale etmesi
koşuluna kadar getirildi.
Cento, Ortadoğu'da Amerikan-Ingiliz gizli servislerinin ra-hat, verimli çalışmalarında çok etkili
oluyordu. Örgütün kü-çük hücrelerden oluşan istihbarat koordinasyon ve yönlen-dirme birimleri
kendi ülkelerinde operasyonlar yürütüyor-lardv...
Hiram Abas ve arkadaşları Londra'daki "Cento Koruyucu Güvenlik Kursu"nda, Iran ve
Pakistan'dan gelen meslektaş-larıyla kısa zamanda kaynaştılar.
Amerikalılar ile İngilizler dostluk kurmuşlardı. Aslında hepsi sıkı birer "antikomünist" olarak
yetiştirilmişler ve ül-kelerinde bu konuda "gözlerini budaktan esirgemiyorlardı." Ama işte yine
de kursta gruplaşma olmuştu...
Eğitim daha çok psikolojik harbin nasıl yürütüleceği üze-rineydi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #32 : 21 Haziran 2014, 20:21:37 »

Bu kurslarda özellikle basında gazeteci yazarlardan olu-şan bir "casus ağının" nasıl kurulacağı
öğretiliyordu. Cento, medyada Sovyetler Birliği aleyhinde yazı yazanlara yüksek miktarlarda
paralar ödüyordu, işin gülünç yanı, yazılan ha-ber veya makalenin içeriğine değil, sütununa,
santimine pa-ra verilmesiydi. Cetvelle ölçülerek para veriliyordu... Bu "de-mode uygulama" 1974
yılına kadar devam etti.
O yıldan sonra artik para değil, "firsat" vermeye başlandı!..
Basında "casus ağına" takılan gazetecilere, "görüş lideri" deniyordu.
Cento kursunda aynca, "gizlilik dereceli bilgilerin korun-ması, personel teftişleri' gibi konularla,
"SSCB, Çin istihba-rat teşkilatlan" hakkında bilgiler veriliyordu...
Hiram Abas Cento'da komünizmle mücadele yöntemleri-ni öğrenirken, Türkiye ile Sovyetler
Birliği arasındaki dost-luk temelindeki ilişkiler de hızla gelişiyordu.
ilk adımı Türkiye, 8 eylül 1964'te attı. Hasan Esat Işık, Fahri Korutürk'ün yerine $loskova
büyükelçisi olarak Sov-yetler Birliği'ne gönderildi. Bu atama Türk hükümetinin Sovyetler
Birliği'yle ilişkilerine daha fazla önem verdiğini göstermek için yapılmıştı.
Sovyetler Birliği bu jeste hemen yanıt verdi: Ankara Bü-yükelçisi Nikita Rijov, Hasan Esat Işık
şerefine bir öğle ye-meği verdi. Yemekte Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin
de hazır bulundu.
30 eylülde de Dışişleri Bakanı Erkin Moskova'ya gitti. Sovyetler Birliği, Kıbrıs konusunda
Türkiye'nin yanında ol-duğunu belirtti, iki ülke arasında "Kültür Anlaşması" imza-landı.
Amerika ve NATO gelişmeleri endişeyle izliyordu... Ancak
bir ay sonra rahat nefes alacakları bir gelişme oldu.
Bir ay sonrası...
Divan başkanı konuşurken delegelerin nefesleri bile du-yulmuyordu.
Başkan da herkesin gözünün ve kulağının kendi üzerin-de olduğunu bildiğinden, tane tane
konuşuyordu: "Sadettin Bilgiç 522, Tekin Anburun 39 ve Süleyman Demirci l 062 oy. Sayın
Demirci, Adalet Partisi'nin genel başkanı seçilmiş-tir. Allah yolunu açık etsin..."
Divan başkanının bundan sonraki sözleri salonda yapı-lan tezahürattan duyulmuyordu...
tki ay sonra, ismet inönü başbakanlık koltuğundan indi-rildi. Kayseri AP listesinden bağımsız
senatör seçilen Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında, AP, YTP, CKMP koalisyonu
kuruldu.
Süleyman Demire! başbakan yardımcısı olmuştu; deyim
yerindeyse "devleti öğrenme stajına" başlamıştı...
Cento kursunda "stajyerlik yapan" Hiram Abas, yurda döndüğünde "öğretmeni" MAH Başkanı
Fuat Doğu'nun, tuğgeneral olup kıtaya çıktığını öğrendi.
Fuat Doğu'nun yerine, MAH başkanlığına ikinci kez Ziya
Sehşık getirilmişti.
Sehşık'ın göreve ikinci kez gelişinde masonların bir rolü var mıydı ? Bilinmez, ama MAH
Başkanı Ziya Selışık, "ma-son olduğunu" reddeden Başbakan Yardımcısı Süleyman Demirel'e
"tuhaf şeyler" söylüyordu.
Demire! çeşitli işlerinin yanı sıra MAHla da "mesaiye"-başlamıştı. Sonraki yıllarda o günleri
gazeteci Cüneyt Arca-yürek'e şöyle anlatıyordu:
"Allah rahmet etsin, Ziya Selışık vardı, sık sık gelir ve 'iyi sıhhatte olsunlar da herhangi bir şey
yok' der ve giderdi. Ben bu ifadeyi dinler, fakat hiçbir şey anlamazdım. Kimdi, neydi bu 'iyi
sıhhatte olsunlar' derdim içimden. Utanır, Ziya Selı-şık'a soramazdım.
Sonunda bir gün dayanamadım, sordum Selışık'a, 'Kim bu iyi sıhhatte olsunlar?' Cevabı çok
kısaydı: 'Ordu' dedi."
Başbakan Yardımcısı Demirci, devleti öğrenmeye çalışır-ken, mecliste yeni istihbarat yasa
tasarısı görüşülmeye baş-lanmıştı...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #33 : 21 Haziran 2014, 20:25:12 »

MAH'ü, MiToldu
1963*te ismet inönü koalisyon hükümeti tarafından mec-lise sevk edilen Millî istihbarat
Teşkilatı (MiT) kanunu tasa-rısı, iki yıl sonra, 6 temmuz 1965'te yasalaştı.
Yasanın TBMM'den çıkana kadar geçtiği aşamaların öy-küsü ilginçti:
1960'ta Bayar-Menderes yönetimini deviren ihtilalci su-baylar, MAH'ta personel tasfiyesi
yaptıkları günlerde; MAH'ın, CIA, Savak ve Mossad'la iç içeliğini, teşkilatın için-de asker-sivü
çekişmesi olduğunu, hükümetlere istihbarat vermediğini, dış istihbaratla uğraşmak yerine iç
siyasete ka-rıştığını, Emniyet istihbaratı ve Genelkurmay istihbaratıyla aralarında rekabet ve
çekişme olduğunu görmüşler, teşkilat yasasını çıkarmak için kollan sıvamışlardı.
Devlet Planlama Teşkilata (DPT) Başkanı Şinasi Orel'e gö-rev verilmişti. Orel, MAH'ı daha
belirgin biçimde organize edecek, görevlerini yasal hükümlerle sınırlayacak bir millî istihbarat
teşkilatı için komisyon kurdu. Üyeler arasında. Ankara Sıkıyönetim Karargâhı Komutanhğı'ndan
Binbaşı Recep Ergun, MAH'ın hukuk müşavirleri, içişleri Bakanlığı adına Önemli işler Müdürü
Ergun Gökdeniz, Genelkurmay istihbarat Dairesi temsilcileri vardı.
Komisyon, MiT tasarısını hazırlarken dünyada benzeri bulunan gizli servislerin iç yapılarını,
uğraşılarını uzun uza-dıya. incelemişti. Gizli servisler birbirine benziyordu. "Yapısal ayrtmlan"
yoktu. Ancak uygulama yöntemleri aynydı. Örne-ğin ABD'de casusluk -espiyonaj- görevini CIA
üstlenmişti. Karsşıcasuslukla FBI ilgileniyordu. Sovyetler'de KGB'nin ya-nı sıra GRU örgütü
vardı ve bu ikinci örgüt. Ordu istihbara-tı diye anılıyordu.
Yasakomisyonda hazırlanırken MtTe iki görev birden ve-rildi. Bu ana kural hiç değiştirilmedi,
tasan meclisten geçer-ken jde korundu. Komisyonun uzun süre tartıştığı ana konu, Mtl5 dışında
kalan devlet istihbarat birimlerinin MlTle orga-nik ilişkilerinin nasıl düzenleneceğiydi. Bir
eğilime göre, ör-neğin içişleri Bakanlığı istihbaratı da MiT bünyesine ahnma-- Irydı,
Genelkurmay istihbaratı MtTin dışında kalmalıydı, ama. "ötekiler" MtTe bağlanmalıydı. Emniyet
Genel Müdür-lüğü de "kontrespiyonaj" yapıyordu. Bütün istihbarat birim-lerinin MtTe
bağlanmasını savunanlar birbirinden ayn ör-gütlerin aynı konulan araştırırken, ister istemez kimi
çatış-malardan kaçınılamayacağını öne sürüyorlardı. Öteki istih-barat birimlerinin MtTe
bağlanması fikrinden vazgeçildi.
Komisyon "MiT yasa tasansrnı hazırlayıp Millî Birlik Ko-mitesi'ne gönderdi. Onlar da meclise
havale etti.
işte bundan sonrası biraz kafa kanştınyordu. K Çünkü...
1961 Temsilciler Meclisi tutanaklarına göre (cilt 6, s. 2) sayılı MiT tasansı Temsilciler
Meclisi'nde görüşülmek üzere Başkanlık Divanı'na verilmişti. Daha sonra Millî Sa-vunma ve
içişleri komisyonlarına ve Maliye Komisyonu ile Kur-ucu Meclis Bütçe Komisyonu'na seçilen
temsilci üyeler-den, oluşan karma komisyona gönderilen tasarının metni ne yazık ki mecliste
kayboluvermişti!
Basınakapalı görüşme
Sonunda şu oldu, bu oldu ve MiT yasa tasansı, 2 yıl son-ra, 23 mart 1965 tarihinde meclis genel
kuruluna geldi.
IMillet Meclisi'nde salı günü başlayan 79. birleşimde Baş-bahtan Suat Hayri Ürgüplü adına
Başbakanlık Müsteşan Ve-kili Muhlis Fer ve Millî Emniyet Hizmetleri Başkanı Ziya Sehşık
yazılı yetki belgesiyle oturuma katılmışlardı.
Başbakan adına konuşma yapmak üzere meclis kürsü-sünde MAH başkanı vardı!
Başkan Ziya Selışık, daha çok personel yasasıyla ilgili so-runlardan bahsetdiyse de,
millevekilleri dediklerinden fazla 'bir şey anlamadılar.40
Ancak Tabiî Senatör Haydar Tunçkanat'ın konuşması Senato'yu sinirlendirmişti:
"27 Mayıs îhtilali'nden sonra Millî Emniyet Teşkilatımız bünyesindeki yabancı unsurlardan
temizlenmiş ve teşkilata yeni bir düzen verilmeye çalışılmıştır, ihtilalin o günkü zor şartlan içinde
dahi, yeni bir teşkilat kanunu hazırlanması için emir verilmiş ve personel içinde tensikata
(azaltmalara) geçilmiştir.
Rejimin güvenliği ile ilgili görevlerin içişleri Bakanlığı'na devri kararlaştırılarak kanun tasansına
ithal edilmişti (içine alınmıştı). Bugün huzurunuza gelen kanun tasansı o za-mandan beri birçok
tadillere uğradıktan sonra bugünkü şekli ile huzurunuza gelmiş bulunmaktadır.
Bu devrede müttefiklerimiz Amerika'nın CIA istihbarat teşkilatının da gelip Millî Emniyetin
içine yerleşmesi ve bi-zim hakkımızda elde etmek istedikleri siyasî, iktisadî, sınaî, sosyal ve diğer
önemli istihbaratı yine bizim teşkilatımız ara-cılığı ile ve kendi paralan ile sağlamalan da Millî
Emniyet Teşkilati'nı dış istihbarattan ziyade iç güvenlik faaliyetlerine zorlamış ve bunda da basan
sağlamışlardır. Bihassa teşki-latta önemli mevkiler işgal edenlerin,' Amerikalılar tarafın-dan
tertiplenen dış seyahatlere katümalan ve hibe şeklinde-ki bazı yardımlar Amerikalıların bu
teşkilatın sırtından ken-di millî güvenliğimiz aleyhine geniş imkânlar sağlamalanna sebep
olmuştur."41
Hiram Abas ve tüm teşkilat meclisteki tarüşmalan gazete sayfalanndan heyecanla takip
ediyorlardı. Onların daha çok ilgilendiği, kendilerine daha iyi maddî olanak sağlayacak personel
yasasıydı.
40Millet Meclisi Tutanak Dergisi,dönem 1 (1965), cilt 37, s. 591.
41Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi,birleşim 86 (1S6S), cilt 28/1, s. 29 ve Hay-dar
Tunçkanat,Amerika Emperyalizm ve CIA, Tekin Yayınevi, 1987, s. 97. .
Ancak meclisin daha sonraki birleşimlerinde neler oldu-ğunu ne onlar ne de Türkiye öğrenebildi.
Çünkü, MiT yasa tasansı, Büyük Millet Meclisi'nde görüşülürken Adalet Par-tisi'nden Giresun
Milletvekili Ethem Kıkçoğlu ve 14 arkada-şının önerisiyle 10. maddeden sonra gizli oturuma
geçildi. Ve bu nedenle tartışmalar hakkında bugüne kadar sağlıklı bir bilgi alınamadı.42
1963'te ismet inönü koalisyon hükümetince parlamento-ya sevk edilen tasan, iki yıl gecikmeyle,
6 temmuz 1965 gü-nü 644 sayılı Millî istihbarat Teşkilatı Yasası adıyla yürürlü-ğe girdi.43
1965 MİT Yasası'yla MAH ortadan kaldırılmamıştı. Tam tersine yeni kurulan MlTin beynini ve
çekirdeğini yine MAH oluşturuyordu. Yapılan iş, yasanın gerekçesinde de açıkça belirtildiği
üzere, MAH'ın yeni Anayasa karşısındaki hukukî statüsünün belirlenmesinden başka bir şey
değildi. Yani bir anlamda peçe değiştirilmiş, MAH'ın adı MiT olmuştu!
işin aslında ise, istihbarat örgütü sadece kâğıt üzerinde "yasal sınırlar" içine çeküebilmişti.
Çünkü teşkilat elemanla-n hiçbir zaman kendilerini bu yasaya bağlı kalmadıklarını birçok
yasadışı işlere girerek göstereceklerdi...
Yasa incelendiğinde. Millî istihbarat Teşkilatı'nın, Millî Güvenlik Kurulu'nun (MGK) bir organı
şeklinde düşünül-müş olduğu görülüyordu. Sanki MiT, Millî Güvenlik Kuru-lu'nun bilgi toplama
merkeziydi!..
MtTin bilgi vereceği "protokol" sırası şöyleydi; cumhur-başkanı, başbakan. Genelkurmay
başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği.
MiT müsteşarının kim olacağına da MGK karar verecek-ti. Başbakan önerecek, MGK görüşüp
karar verecek, cum-hurbaşkanı onaylayacaktı...
644 sayılı yasanın l. ve 2. maddelerine göre, MiT Basba-kanlık'a bağlı olarak kurulmuş, MiT
müsteşan tarafından yönetilen ve Millî Emniyet Hizmetleri Başkanlığı (MAH), is-tihbarat
Başkanlığı (1B), Psikolojik Savunma Başkanlığı
42Millet Meclisi Tutanak Dergisi,dönem 1 (1965), cilt 37, s. 634, 635.
43Resmi Gazete,22 temmuz 1965, sayı12055.
(PSB),idari işler Başkanlığı (ÜB) Teftiş Kurulu Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği'yle diğer
gerekli dairelerden oluşuyordu. MlTin daire başkanlarını büe, MGK belirleyecekti. Daire
başkanlarını, MiT müsteşarı önerecek MGK görü-şecek, başbakan ve cumhurbaşkanının onayıyla
atama ya-pılacaktı...
1965 yılına kadar, içişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Ba-kanlığı bünyesinde 4 000 memurla
işlerini yürüten Türk is-tihbarat Servisi, bu tarihten sonra, ülke içinde ve dışında gerçek anlamda
örgütlenmeye başladı.
MiT'in kendisine verilen görevleri yerine getirebilmesi ve devletin diğer istihbarat birimleriyle
koordineli çalışması için aynca bir de. Millî istihbarat Koordinasyon Kurjulu (MlKK)
oluşturuldu.
Yasanın 8'inci maddesindeki şemaya göre bu kurul, MiT müsteşarının başkanlığında; Millî
Güvenlik Kurulu genel sekreteri veya yardımcısı, MAH ve istihbarat başkanları, Ge-nelkurmay
istihbarat başkanı veya yardımcısı, bakanlıkla-rın istihbarat hizmetleriyle görevlendirilmiş daire
ve benzeri kurumlar başkanları ile MiT müsteşarının çağıracağı kimse-lerden teşekkül
ediyordu.44
Tarihîdönemeç
MiT Yasası en çok Başkan Ziya Şelışık'ı üzdü. Yeni yasaya göre müsteşar 65 yaşını geçmiş
olamaya-caktı.
Ziya Selışık, 1900 doğumluydu ve 65 yaşındaydı.
Yaş haddinden emekli oldu...45
Eski Başkan Behçet Türkmen Adalet Partisi'ne girmişti. Ziya Sehşık da, "Siyasete aülsam mı"
diye düşündü, sonra vazgeçti... s
44MİT Yasası'yla ilgili ayrıntıbilgi için, HikmetÖzdemir'in AFA Yayınları'ndan
1989'daçıkanRejim ve Asker kitabına ve Sami Kûçük'ûn,Cumhuriyet gazetesi, 31.7.1965 tarihli
makalesine bakılabilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #34 : 21 Haziran 2014, 20:25:55 »

45 Yaşhaddinden emekli olan bir diğer istihbaratçıise Mazhar Eymür'dü. Adını,
istan-bul'daİtalyanların kurduğu bir dinleme merkezine verdiler; Mazhar Eymûr Dinleme
Merke-zi!
Hükümet MiT'in başına hemen bir atama yapmadı.
Ekim ayında genel seçimler vardı. Bu nedenle göreve "Ve-kâleten" teşkilatın Ankara bölge
başkanlığını yapan, 1932 Harp Okulu çıkışlı Avni Kantan getirildi.
10 ekim 1965 seçimleri, başbakanlık koltuğuna 41 yaşın-daki Süleyman Demirel'i oturttu.
Devletin yeniden yapılandığı bir dönem başlamıştı.
"Bazı kurumlar" dönüşüme uğruyordu... / 1952 yılında kurulan Seferberlik Tetkik Kurulu o yıl,
"ger-çek hüviyetine" kavuştu ve Özel Harp Dairesi adını aldı...
ilk başkanı Tuğgeneral Recai Engin oldu...
Seferberlik Tetkik Kurulu'nun başkanlığını hep albay rütbesindeki subaylar yapıyordu. Şimdi
"ihtiyaç" doğmuştu ki, daire büyütülmüş, tugay seviyesine çıkarılmış ve başına da tuğgeneral
rütbesiyle bir paşa getirilmişti.46
Bir pasa da MlTin başına getirildi: Fuat Doğu bu kez tuğ-general rütbesiyle yeniden MlTin
başındaydı...
; Kuşkusuz Başbakan Demirci, Fuat Doğu'yu tanımıyor-du. Bazı "sivil arkadaşlarının" önerisiyle
Sivas'ta tugay ko-mutanlığı yapan Fuat Doğu'nun adını Millî Güvenlik Kuru-lu'na sunmuştu.
isim kabul görmüştü; Tuğgeneral Fuat Doğu, 5,5 yıl sü-recek olan görevine başlamıştı...
Hiram Abas'ın bulunduğu istihbarat başkanlığının başı-na İse Kurmay Albay Cihat Akyol
getirilmişti.
ilginçtir ama, fikirleri ve istihbarat anlayışları aynı olan MiT istihbarat Başkanı Albay Cihat
Akyol üe Mit Başkanı Fuat Doğu'nun arası hiçbir zaman iyi olmamıştı.
Cihat Akyol, binbaşırütbesindeyken MillîEmniyet Hiz-metleri'ndeçalışmış, kurmay albay
rütbesiyle Kara Kuvvet-46Zamanla Türkiye'nin "ihtiyaçları" daha da artınca,Özel Harp Dairesi de
bu ihtiyacıgideremediği için bir kez daha büyütüldü,Özel Kuvvetler Komutanlığıadınıaldı. 23
ekim1982 yılında kurulanÖzel Kuvvetler Komutanlığı'nın başında da artık tuğgeneral değil,
bir•korgeneral olacaktı. 1952 yılında Amerikalılarla küçük bir binada hizmet vermeye başlaytn,
özel harpünitesi, Seberbertik Tetkik Kurulu zamanla "kolordu" seviyesine gelmişti.
leri istihbarat başkanlığı ve Genelkurmay istihbarat başkan yardımcılığı görevlerinde
bulunmuştu.
Paris'te NATO karargâhında kurslar gören Cihat Akyol, Moskova ataşemiliterliği de yapmıştı.
Fuat Doğu, Cihat Akyol'u "yerinde gözü olmakla" suçlu-yordu.
Sonunda devlet kavgaya müdahale etti.
Cihat Akyol, tuğgeneralliğe terfi ettirilerek Özel Harp Da-iresi'nin (ÖHD) başına getirildi...
O yularda, gerek MiT, gerekse ÖHD kadrolarının, başta Amerika olmak üzere, bazı Avrupa
ülkelerine özel harp ve is-tihbarat kurslarına gitmeleri sıklaşmıştı.
CIA'yla ilişkiler kesilmemiş, artarak sürüyordu. Özel Harp Dairesi, Amerikan Askeri Yardım
Kurulu'yla aynı bina-da, "teşriki mesai" yapıyordu!
1988'de Fuat Doğu'nun ziyaretine gelen misafirlerine söylediğine göre, "1965'lerde MÎT ile CIA
aynı binalarda ça-lışmaya" devam ediyordu...
O günler, Devleti Kurtarma Planı, "Dev-Kurt Planı"nın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet
Sunay tarafından yürürlüğe konulduğu günlerdi. Genelkurmay bir genelge
ya-yınlayarak.Komünizmle Mücadale Metottan adlı kitabın as-keri okulların ders programlarının
içine alınacağını ve bütün Silahlı Kuvvetlerce okunacağını bildirdi...
Radikal sağ kanatta da değişiklikler vardı: l ağustos 1965 CKMP kongresinde genel başkanlığa
emekli Kurmay Albay Alparslan Türkeş seçildi...
Devlet yeni döneme "eli silahlı" giriyordu...
28haziran 1965 tarihli oturumunda meclis, toplum poli-sinin zırhh araba ve otomatik makineli
silahlar kullanılma-sına izin veren yasayı kabul etti...
Yeni döneme uygun cumhurbaşkanı da bulundu: Genelkurmay eski başkanı Cevdet Sunay!
iddia: Cevdet Sunay 1966 yılının başında bir NATO toplanusına katılmak için Paris'e gitmişti.
Aynı günlerde eski Başbakan Suat Hayri Ürgüplü'nün oğlunun Paris'te düğünü vardı. Düğünde
herkes Cevdet Sunay'ın cumhurbaşkanı olup olmamasını tartışıyordu. Eski Başbakan Ürgüplü bu
düğünde Sunay'a bir teklifte bulundu: "Mason olur musun?" Ürgüplü ailesi Türkiye'nin önde
gelen mason ailelerinden bi-riydi. Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay öneriye sıcak baktı.
Dönüşünde Roma'ya uğrayıp masonluk yemini etti. iki ay sonra da, 17 mart 1966'da tabiî
senatörlük, 28 mart
1966'dâ ise cumhurbaşkanlığı yemini etti.
Genelkurmay başkanlığına ise Orgeneral Cemal Tural ge-tirildi.
Tıpkı Sunay gibi Orgeneral Tural da, 27 Mayıs Hareke-ti'ne soğuk bakan subaylardandı...47
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay;
Başbakan Süleyman Demirci;
Genelkurmay Başkanı Cemal Tural;
ÖHD başkanı, önce Recai Engin, ardından Cihat Akyol;
MiT Başkanı Fuat Doğu...
Ve "komünistlerin nefes alışlarını bile izlediğini" söyleyen, solcu milletvekillerinin meclisteki
odalarında gizlice arama yaptıran, "zehir hafiye" içişleri Bakanı Faruk Sükan!..
Operasyon başarıyla sonuçlanmıştı...
GazeteciyeÖzel Harp dayağı
8 eylül 1966...
Gazeteci llhami Soysal, Ankara Çankaya'daki evinden Kı-zılay'daki gazetesine gitmek için
dolmuş beklerken, siyah bir Buick otomobil kendisini "buyur" edince, arabaya bindi.
Şoför çok kibardı, iki yüz metre ileride bekleyen iki kişiyi
47Talat Turhan, Cemal Tural'ışöyle anlattı: "1958 yılında istanbul 66. Tümen komu-tanı. 27
Mayıs Hareketi içine davet edildi, kabul etmedi.
27 Mayıs'ta Gelibolu'da 2. Kolordu komutanı. O gün, ihtilalciler, 'Hemen istanbul'a gel'diyor.
Makam arabasıylaüçkez Korudağı'naçıkıpçıkıp iniyor, bekliyor; 'Bakalım ihtilal ba-şarılıolacak
mı?' diye.
Sonuçta başarılıolduğunu görünce, istanbul'a geliyor ve karşısınaçıkan iki kurmay yarbaya
selama duruyor. Diyor ki; 'ihtilalin subayına selam durulur !' Sonuçta bu ikircikli S davranışını,
ihtilalden sonraki yıllarda 27 Mayıs düşmanlığına dönüştürdü."
daha aldı. Otomobilde kimse konuşmuyordu. Gazeteci Soy-sal, dışarıyı seyrederken, yanında
oturan kişinin, "Sen bizim büyüklerimizi, komutanlarımızı nasıl tenkit edersin ?" diye
küfretmesiyle irkildi. Ardından suratına ilk yumruğu yedi!
Ankara dışına çıkan meçhul otomobil, dayaktan yüzü gö-zü kan içinde kalan gazeteciyi Çayyolu
köyünde yol kenarı-na attılar...
Haber başkentte bomba etkisi yaptı. Herkes birbirine ay-nı soruyu yöneltiyordu, "Kim dövmüş
?"
Gazeteci Soysal aslında kendisi "kaşınmışü";Akşam ga-zetesindeki kösesinde, "Erkekçe" başlıklı
bir yazı yazıp, Ge-nelkurmay başkanlarının da yasalara saygılı olmak zorunda olduklarını
söylemiş, daha sonraki makalelerinde de, komu-tanlara lüks köşkler yapılmasını eleştirmişti.
Önce uyarılmış, ardından imzasız mektuplar almış, ama oralı bile olmamıştı! Şimdi de, kendisini
kimlerin dövdüğü-nü ortaya çıkarmak için kollan sıvamıştı.
Buldu da: Soysal'ı dövenler, Özel Harp Dairesi'nden Yar-bay Raci Tetik,48Astsubay Başçavuş
Yüksel Asçıoğlu ve Ast-subay Sadık Görmez'di.
Buick marka otomobil Yarbay Raci Tetik'indi. Ancak ken-disi gibi otomobili de "sırra kadem"
basmıştı.
Yarbay Rac; Tetik, Kıbrıs'ta "kontgerillacılık oynasın" diye adaya gönderilmişti.
Bu arada kamuoyundaki yoğun baskılar nedeniyle, bu saldırıya göz yuman ÖHD Başkanı
Tuğgeneral Recai Engin de "hava değişikliğine" Londra'ya ataşemüiterliğe gönderili-yordu...
Basında ilk kez; ÖHD subayı konuşuyor
Özel Harp Dairesi basının gündeminden uzun yıllar düş medi. Kitabın yazarlarından Soner
Yalçın, basında ilk ke/. ÖHD'de subaylık yapmış bir Özel Harpçi subayla röportaj yap ti. 30 eylül
1992 tarihinde yapılan röportajda Özel Harp Dai resi mensubu Binbaşı Bahadır Özel bakın neler
anlatıyordu:
48 Raci Tetik 12 Eylül 1980 Darbesi'nden sonra, işkenceleriyle meşhur (!) Mamak As
kerîCezaevi'nin komutanlığınıyapacaktı.
"- Sayın Bahadır Özel, Özel Harp Dairesi'nde çalışmaya ne zaman başladınız?
- 1966 yılında üstteğmendim. araştırılıp, belli normlara uygunluğumuzu görünce bizi ÖHD'ye
aldılar. Alınmadan önce takip ediliyorsunuz; dürüstlük, milliyetçilik, vatanse-verlik gibi
değerlere sahip olmanız gerekiyor. Kursa alınıyor-sunuz; psikolojik harp, gerilla faaliyeti, özel
harp konuların da dersler veriliyor. Komanda kursları da var. Tüm bunlar-dan geçenler ihtiyaca
göre daireye alınıyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #35 : 21 Haziran 2014, 20:47:18 »

Hatırlatma:

Mergen,yazılanlara komplo yahut kurgu demek, insanın önce kendine, sonra da bu konuda yazan kişinin cesaretine ihanet etmek demektir. Ama ne var ki kişi bunu yazar, bu malzeme eline verilir neye hizmet ettiğini bilmeden cesurca yazdığını düşünür, hatta tehditler alır, keza içeri bile atılır. Bu süreçlerin başka bir konuda, başka bir amaca hizmet edeceğini bilmek gerekir. İnsanları yönetmenin iyi yöntemi; inandırmaktır demiştim. İllaki bunu din, yahut politikayla olacakmış gibi algılamak da bir kaba sığmaya çalışmak gibidir. İnsanları yönetim uğruna türlü oyunlara ve aldatmalara maruz bırakıp, en iyi niyetleri suiistimal ediliyorken, bence bu işi kovalayanların zekasını çok fazla küçümsememek gerekir. Yani bu yazıların bu kadar net ve anlaşılır olması, bir sistemin istemeyeceği durumların başında gelir. Çünkü millet siyasetten ve politikadan yalıtılmış depolitize edilmiştir. Algıları, bu türde kitapları okuduklarında yorum geliştirmek yönünde kapalı, sormadan, araştırmadan doğrudan kabul etmeye açıktır. Tüm alt sınıf ülkelerde a prioriden yararlanılır. O nedenle bize diretileni koşulsuz doğru kabul eder, onun üzerinde komplolar hazırlarız, oysa bu bile güdümlü bir tavrın sonucu ortaya çıkmaktadır. Yine hatırlatmakta fayda görüyorum; bu yazıları kesinlikle doğrudan kabul etmek yerine yazılma gayelerinin ve bilgilenmenin neye hizmet edeceğini, neyin tabanını oluşturacağını iyi düşünmek gerekir. Araştıran, sorgulayan, kendi yaşantısından kesitlerle durumu net görmeye başlayan tüm kandaşlarımın geleceğe yönelik her hamlesinin daha akılcı olacağına inanıyorum. Dünya siyasetini anlamak insanın kendi tabiatını anlamak gibidir, durumlar karşısında biyolojimiz nasıl ayakta durma çabası içersindeyse, dışarıda ki siyaset de aynı çaba içersindedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 2 3 [4]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.257 Saniyede 23 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.