Türk ortodoksları ve Papa Eftim ??
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Şubat 2020, 13:48:43


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk ortodoksları ve Papa Eftim ??  (Okunma Sayısı 5093 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
-DeliKurt-
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 53


« : 18 Ağustos 2009, 12:53:23 »

   Kandaşlar geçen günlerde genel Türk tarihini araştırır iken Ortodoks Türklere rasladım tabiki bunların büyük bir çoğunluğu Gagavuz Türkleri ancak Türkiyede de Türk ortodoxs kilisesi ve Türk ortodoksları varmış bunlarla ilgili az bilgi vardır bende merak edip soruyorum bunlar nedir neyin nesidir?Beni aydınlatırsanız çok sevinirim.Bu arada bildiğim kadarıyla Papa Eftim Kurtuluş savaşı sırasında Türk ortodoksların başı ve Kuvayi Milliyeciymiş daha fazlasını bilmiyorum...

Türk Irkı Saolsun!!

     
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Motun_TR
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 384


Atsız' ın Çerisi


« Yanıtla #1 : 18 Ağustos 2009, 19:13:12 »

Türk Ortodoks Kilisesinin kurucusu Papa Eftim I Anadolu Hristiyanlarından  Yozgat Akdağmadenli Karahisarlıoğlu ailesindendir.  Keskin Metropoliti iken Fener Rum Patrikhanesi’nin Anadolu’da bir Pontus Devleti kurulması yolundaki çaba ve kışkırtmalarına karşı çıkarak Fener Patrikhanesini tanımadığını ilan etmiştir.

Anadolu’nun çeşitli kentlerinde bulunan 72 Ortodoks ruhban temsilcisini  Kayseri’de biraraya getirerek  30 Kasım 1921’de Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesini kuran Papa Eftim I Kurtuluş Savaşını bütün imkanlarıyla destekledi.         

Atatürk’ün büyük destek ve himayelerini gören İstiklal Madalyası sahibi Papa Eftim I’in yerine, oğlu Turgut Erenerol Bey 1968 yılında Papa Eftim II ismi ile Patrik oldu. Selçuk  Erenerol Bey ise 1991 yılından bu yana Bağımsız Türk Ortodoks Patrikliği görevini yürütüyordu.        Türk Ortodokslarının manevi lideri Selçuk  Erenerol Bey; “İstiklâl Madalyalı ilk Patrik Papa Eftim'in, 'Beni Türk dostu olarak tanıtmalarına üzülüyorum, çünkü ben Türk oğlu Türküm' dediğini” her vesile ile hatırlatırdı...

Daha fazla bilgi için aşağıdaki siteye girersin kandaş

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.erdalsarizeybek.com.tr/es/haberler/makaleleri/turk-oglu-turk-papa-eftim-oldu-mu.html




Facebook'a Ekle
Kayıtlı

burak kulualp
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 8


TÜRK DÜNYASI DEVİ NE ZAMAN UYANACAK


« Yanıtla #2 : 18 Ağustos 2009, 22:01:28 »

   Kandaşlar geçen günlerde genel Türk tarihini araştırır iken Ortodoks Türklere rasladım tabiki bunların büyük bir çoğunluğu Gagavuz Türkleri ancak Türkiyede de Türk ortodoxs kilisesi ve Türk ortodoksları varmış bunlarla ilgili az bilgi vardır bende merak edip soruyorum bunlar nedir neyin nesidir?Beni aydınlatırsanız çok sevinirim.Bu arada bildiğim kadarıyla Papa Eftim Kurtuluş savaşı sırasında Türk ortodoksların başı ve Kuvayi Milliyeciymiş daha fazlasını bilmiyorum...

Türk Irkı Saolsun!!

     
TÜRK ORTODOKSLARIHIRİSTİYANLIK

Hıristiyan sözcüğü Yunanca KHRİSTİANOS”  sözcüğümden türemiştir. Hıristiyan dinin kurucusu İsa peygamberin adı yunanca metinlerde “Khristos” olarak geçer. Bu addan türetilen “Khristianos” sözcüğü de khristiyan’a ( İsa’ya) giden kişi anlamına gelir. Türkçeye, Hıristiyanlık biçiminde girmiştir. Hıristiyanlıktan önceki tek tanrılı din Yahudiliktir[1].Hıristiyanlık Yeruşalem (Kudüs) kökenli olmasına rağmen baskılar sonucu Antakya kenti merkez seçilerek ve bir uluslar arası inanç olarak tüm yeryüzüne Anadolu’dan yayılmıştır[2].Hıristiyanlık, ortaçağcılıktan uzun yıllar dini ve idari yönden hiçbir bölünmeye uğramadan başlıca; Antakya, Kudüs, İskenderiye, Roma ve İstanbul olmak üzere beş ayrı kilise tarafından idare edilmiştir. Ama daha sonra ortaya çıkan mezhep ve tarikatlar, Roma ve İstanbul’dan inanç ve idare yönünden ayrılarak yeni kiliseler kurma yoluna gitmişlerdir. Böylece Roma’ya inanç ve idare veya sadece inanç yönünden bağlı kalan Hıristiyan Katolik olarak adlandırılmışlardır. Bunun neticesi olarak da Hıristiyanlık içinde birinci mezhep meydana gelmiştir.İnanç yönünden ortaya çıkan anlaşmazlıklardan biri İkona meselesidir. Ortodoks Hıristiyan ibadetinde ikonaların çok önemli bir yeri vardır. Doğu kilisesi platonik fikirlerin tesiri altında kaldığı için, dünyevi resimlerin insani ilahi güzelliğe götürdüğüne inanılır. Fakat 8. ve 9. yy’da Ortodoks Hıristiyanların bu inancına karşı “İkonaklastlık” akımı başladı. İkonaları kullanmanın bir çeşit puta tapıcılık olduğunu ileri süren Hıristiyanlarla diğerleri arasındaki çatışmalar 842’ye kadar sürdü. İznik’te toplanan 7.  Konsil, bu konuyu halletti. Ama Roma ile İstanbul arsındaki anlaşmazlıkların asıl sebebi siyasi olduğu için görünen sebeplerin giderilmesi meseleyi halletmedi.Anlaşmazlıkların sürmesiyle İseviler Doğu ve Batı kiliseleri unvanıyla iki mezhebe bölündü. Doğu kilisesine bağlı olanlara Ortodoks denir[3].                         

ESKİ TÜRKLERİN DİNLERİ 

          Eski Türkler çok geniş sahalara yayılarak hudut bölgelerinde yabancı din ve kültürlerin tesirlerine maruz kalmışlardır[4]. ,Yakın zamana kadar eski Türk dini konusunda bir yanlışlığın hüküm sürdüğü görülmüştür. Bu yanlışlık eski Türklerin “milli dinlerinin şamanizn” olduğu şeklindeki kanaatlerdir. Şamanizm’in bir din olamadığını ifade eden değerli fikir adamlarımızdan Ziya Gökalp ise eski Türk dinine “Toyonizm” adını verir.Dini bir mahiyet taşımadığı anlaşılan Şamanizm’in daha çok Moğol kavimlerinde görülürdü. Sihir, büyü yapan, gaipten haber veren kişilere “şaman” deniliyordu.             Türklerin kabul ettiği dinler arasında Gök-tanrı, Maniheizm, Budizm, Yahudilik, Hıristiyanlık ve nihayet İslamiyet’i sayabiliriz.Türkler arasındaki Hıristiyanlık faaliyetlerinin başlıca orta Asya ve Balkanlarda yoğunlaştığı görülür. Bu sahalarda özellikle balkanlar üzerinde yaşayan Türkler arasındaki faaliyetlerin daha etkili olduğu ve Hıristiyanlığın buradaki Türk boyları arasında daha fazla kabul gördüğü anlaşılmaktadır. Bu faaliyetler içinde Bizans’ın ve Rus devletinin ve kilisenin rolü büyüktür[5].  Balkanlarda çeşitli tesirlerle Hıristiyanlaşan Avar, Bulgar, Peçenek, Uz, Kuman-Kıpçak Türkleridir. Bunlardan;

 a) Bulgar Türkleri; Aslında Türk olan Bulgarlar Bizans sınırlarına yerleşince onlarla karışarak Bulgamaktan gelen Bulgar adıyla anıldılar.Balkanlarda bulunan Bulgar hanları 9. asırda Ortodoks Hıristiyanlığa geçiyorlardı. Bulgarlar milli dil, kültür ve ananelerinden de ayrılıyorlardı. Böylece bazı milli hatıra ve dil bakiyelerini muhafaza etmekle beraber bir Türk devleti ve kavimi toptan Slavlaşıyordu[6].

 b) Macarlar; Bulgarlardan sonra doğu Avrupa’ya gelenler Macarlardır.Macarlar Türklerle akraba sayılmaktadırlar. Macarların esasını Türkler ve Fin-Ugorlar oluşturur. Bir Türk topluluğu olan Macarlar, Ural çevresindeki ana yurtlarını bırakıp doğu Avrupa’ya göç etmişlerdir. Çeşitli baskılarla yaptıkları göçler neticesinde Avrupa için yıkıcı bir unsur oldular ve Avrupa kiliselerinde Macarların akınlarının durması için dualar edilirken Almanlar 955’te Macarları durdurdu. Bu tarihten sonra Hıristiyanlığın Macarlar arasında yayıldığı görülür. Kral İştav’ın Hıristiyanlığı benimseyerek onun devletin resmi dini olarak duyurması Macar toplumu için yeni bir dönemi başlattı[7].           

 c) Peçenekler; Batı Köktürk devletinin 7. yy’un ortalarında yıkılması sonucu oluşan kargaşalar, Peçenekleri orta Asya’dan batıya doğru itti. Böylece orta Asya’dan ilk göç dalgası başladı. Daha sonra Peçenekleri Oğuzlar onları da Kumanlar izledi. Don’dan Tuna’ya kadar uzanan toprakları baştanbaşa işgal eden Peçeneklerin bir bölümü daha sonra Oğuzlarla Rusların baskısına dayanamayıp Bizans’a sığındılar ve Hıristiyanlığı kabul ettiler.             Peçeneklerin geri kalan bölümü ise Bizans ordusuna yenilerek Hıristiyanlaştırıldılar ve Sofya-Niş arasında ki ovalık bölgeler ile kuzey Makedonya’nın değişik bölgelerine yerleştirildiler.             

d) Oğuzlar; kuman baskısı sonucu batıya ilerleyen ve 1064 yılında Tuna’yı geçen Oğuzlar, Trakya ve Makedonya’yı yağmaladılar. Bu bölgedeki egemenliklerini sürdürmeye çalışırken Peçenekler ile Bulgarların hücumuna uğrayan Oğuzların bir bölümü, Bizans yönetimi altına girdi. Diğer bölümü ise geriye dönüp Rusya’ya sığındı ve Ruslar tarafından Hıristiyanlaştırıldı.                         

e) Kumanlar; Rusya’nın büyük bir bölümüne egemen olan Moğol’lar 1239’da Kumanların Karadeniz’in kuzeyindeki iktidarına son verdiler. Kumanların büyük bir bölümü Macaristan’a sığınarak Hıristiyanlığı kabul ettiler. Diğer bölümü ise balkanların çeşitli bölgerine dağıldılar[8].             Hıristiyan Kuman Türklerinden bir bölümü Müslüman Türklerin Anadolu’ya gelişlerinde onlara karışarak İslamlaşmış ama bir çokları da Hıristiyan olarak kalmışlardır. Ancak Hıristiyan-Ortodoks olmaları, ayrıca Yunanca konuştukları için Rum olarak bilinmişler. Erzurum, Sivas ve Trabzon’un köylerinde oturan bu kişiler “ Kuman Türkleri” dirler.             

f) Çuvaşlar; bu topluluk, orta Volga bölgesinin en eski halklarından biri olarak kabul edilmekte ve kökenleri yönünden eski Bulgarlarla, yerli etnik grupların karışmasından oluşmuşlardır. Siyasi yönden 10. yy başlarında Volga Bulgarlarının, 13. yy ortalarında Moğolların, 14. yy’da Kazan hanlığının, 16. yy’da Rusların egemenliğine girmişlerdir. Korkunç İvan çağında Çuvaşların büyük bir bölümünün Hıristiyanlığın Bizans Ortodoksluk inancını benimsemişlerdir.  Bir bölümü de Şamanist’tir[9].             Yine kuzey doğu Sibirya’da yaşayan yakutlarda Hıristiyanlık yönünden Bizans Ortodoks’turlar ve içlerinde Şamanist eğilim ve sapmalara da rastlanmaktadır.             Doğu Avrupa’da ilk düzenli devlet kurmuş olan bir Türk topluluğu olan Hazarlar içerisinde de Hıristiyan, Müslüman, Yahudi ve Şamanlar bulunur.             

g) Gagauzlar; Karadeniz’in kuzeyinden gelen Peçenek, Oğuz ve Kumanlardan sonra 13. yy’ın ikinci yarısında Anadolu Selçuklu sultanı II. İzzeddin Keykavuz’la birlikte gelen Selçuklu Türkleri, Balkanlara yerleştiler Keykavus’un ölümünden sonra Türklerin yoğun yaşadığı Dobruca bölgesinde resmi dini Hıristiyanlık, dili Türkçe olan küçük bir Gagauz devleti kuruldu.             Oğuz devletinin 1417 yılında Osmanlı yönetimine girmesinden sonrada Gagauzlar dinlerini ve dillerini korudular. 11. yy da oralara yerleşmiş olan putperest ırktaşları Müslümanlığı benimseyerek Osmanlılarla kaynaştılar. Diğer bölgelere yayılan ise etnik kimliklerini kaybettiler. Osmanlı yönetiminde kaldıkları süre içerisinde Müslüman Türklerle kaynaşamayan Gagauzlar, Roman ve Bulgarlar tarafından ise “Ortodoks Türkler” diye anıldılar. Macar, Bulgar, Fin-Ogur gibi Türk kökenli olup ta Türklük öz yapılarını yitirmiş olan toplulukların yanında Karamanlılar özel bir yere sahiptirler.  Şöyle ki; Türklük ve Helenlik kavramları arasında yerlerini bulamamışlardır[10].             “karamanlı” adı; Osmanlı imparatorluğunun Karaman eyaleti sınırları içinde yaşayan, göçlerle başka bölgelere yerleşen, Türkçeden başka dil bilmeyen gelenek ve görenekleri de yaşadıkları bölgelerde Türklerle benzerlik gösteren Hıristiyan Ortodoks topluluğa halk arasında verilmiş ya da yakıştırılmış bir addır. Bunlar Türkçe konuşup Yunan harfleriyle Türkçe yazıyorlardı[11].           

 İstanbul’ların “Karamanlı Rum” diye öbürlerinden ayırt ettikleri bu Hıristiyan topluluk, Yunan dilini hiç bilmediği gibi, katıksız, üstelik Müslüman Türklerden daha temiz bir Türkçe konuşmakta, kendilerine özgü kiliselerinde Türkçe dille tapınış sunmaktaydılar[12].           

Karamanlıların kökeni hakkında Türkiye ve Yunanistan’da çeşitli görüşler vardır. Bazı çevrelerce Türkçe konuşmak zorunda bırakıldıkları, karşı bir görüşle de Türkçe konuşmayı unutmamış Hıristiyan Türkler olduğu ileri sürülüyor.             Karamanlıların Anadolu’ya gelen ilk Türk boylarının soyundan olduğunu ileri süren Türk tezine göre Karamanlılar, o dönemlerde çok güçlü olan Bizans ve Hıristiyanlığın etkisiyle Hıristiyan olmuşlar fakat ana dilleri Türkçeyi unutmamışlardır. Şerriye sicilleri ve tahrir defterlerinde görülen öz Türkçe özel adalarda bunu onaylar niteliktedir[13].           

Karamanlıların Helen ırkından olamadıkları görüşünü savunan bir belgeler topluluğu da “Anadolu’da Ortodoksluk Sadası” adlı gazetedir. Bu gazete Türk Ortodoks gazetesinin kurucusu I. Papa Eftim (pauli Eftim) tarafından yayınlanıyordu[14].            Yine bir kaynağımızda da (Prof. Umar’ın eseri) karamanlılar için ana dilleri Türkçe olan ve çoğu Bizans imparatorluğu döneminde Anadolu’ya yerleştirilmiş, Ortodoks-Hıristiyanlığını benimsemiş ama Peçenek ya da Kuman Türklerinin soyundan gelen, Rumca bilmeyen Ortodoks-Hıristiyanlar şeklinde bahsedilir[15].                         

PAPA EFTİM  ERENEROL  I         

   Asıl adı Pavli Eftim’dir. Ankara vilayetinin Yozgat sancağında doğmuştur. Türk Ortodoks kilisesinin kurucusudur. Anadolu Hıristiyanlarından kara hisarlıoğlu ailesindendir. Doğduğu yerde Rüştiye’yi bitirdikten sonra manastıra girdi Ankara Ortodoks kilisesine bağlandı. Diyakos ve keskin metropolit vekili oldu[16]. Kurtuluş savaşında Ankara’yı destekledi. Fener Rum Patrikhanesinin Anadolu’da bir Pontus devleti kurulması yolundaki çaba ve kışkırtmalarına karşı çıkarak fener Patrikhanesini tanımadığını ilan etti. Anadolu’da bulunana yetmiş iki Ortodoks ruhban temsilcisini Kayseri de bir araya getirerek fener patrikhanesi yerine, bir Türk patrikhanesi kurdu (30 Kasım 1921). “Anadolu’da Ortodoksluk sadası bir dergi yayınlamış ve bu dergide Anadolu’da yaşayan Hıristiyan halkın yunan kökenli olamadıklarını savunmuştur. Cumhuriyetin ilanından sonra Fener Sen Sinodu’nun, cumhuriyeti destek yolunda içtenlik göstermemesi ve Türklere karşı olduğu bilinen birini patrik seçmesi üzerine bu patrikhane ile tüm bağlantılarını kesti. Galata Rum merkezi de aynı şekilde davrandı ve papa Eftim’e bağlandı. Episkopos olarak takdiz edilişinden sonra Türk bağımsız Ortodoks kilisesini kurdu[17].                       

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE TÜRK ORTODOKSLAR   

        “Milli mücadelenin”, Türk tarihi içinde ki yeri çok önemlidir. Çünkü Türkün devletsiz kalma, esaret altına düşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemdir. Yüce Trük devletinin, 1683 tarihinde başlayan geri çekilişinin XX. Yy’ın ilk çeyreğinde tarih sahnesinde silinme noktasına geldiği kader anıdır. Trablus, Balkan ve I. Dünya savaşı derken idam sehpasına çıkarılan Türk’ün infazı, 30 Ekim 1918 Mondros mütarekesiyle “ Serv anlaşması” neticesinde gerçekleştirilecekti. İşte istiklal harbi bu infazdan kurtulma mücadelesi olduğu için Türk tarihinin müstesna bir safhasını meydana getirir.           

 İşte Türk tarihinin bir dönüm noktasını teşkil eden milli mücadele içinde Ermeni ve Rum Ortodokslarının, bin yıla yakın bir süre birlikte yaşadıkları ve kendilerine adalet, müsamaha ve şefkatten başka bir idare tarzı uygulamamış olan Türklere karşı ihanet içinde bulunmalarına karşılık “ Türk Ortodoksları” bu ihanetin dışında kalmıştır[18].           

İstanbul’daki patrikhanenin milli mücadele sırasındaki ihanetleri karşısında papa Eftim, keskin kazasını metropolit vekili olarak kendisine bağlı olan cemaati toplayarak fener patrikhanesinin bu ihanetini protesto etmiş ve milli mücadeleye katılma kararı almıştır. Papa Eftim sadece ruhani liderliğiyle değil Türk milletinin de bir ferdi olarak ta maddi destek sağlanmasında gayret etmiştir[19].            Anadolu’daki Türk Ortodokslarının milli mücadele içindeki faaliyetleri, bilhassa başta Yunanistan olmak üzere Türk yurdunu istila emeli taşıyan itilaf devletlerinin, “Hıristiyan azınlıklarının haklarını koruma” adı altında yürüttükleri yıkıcı faaliyetleri, yapılan propaganda ve planların bozulmasında oldukça etkili olmuştur. Türkler aleyhinde meydana getirilmek istenen efkar-ı umuminin bozulması için Türk Ortodokslarının gösterdikleri gayretler, cephede düşmanla yapılan muharebe kadar etkili olmuştur. Çünkü kamuoyu oluşturma meselesi basit değildir. Rum Ortodoksları Anadolu’nun işgalini kolaylaştırmak için maddi destek yanında Avrupa kamuoyunu etkilemek maksadıyla da çalışmalar yapmışlardır. Rumların bu faaliyetleri karşısında Anadolu’daki Türk Ortodoksları da toplantılar düzenleyerek telgraflar çekerek gazetelere yazı göndererek görünüşte fener patrik hanesine karşı ama gerçekte tüm işgal devletlerine hedef alarak Türk’ün istiklal mücadelesine çekinmeden müdafaa etmişlerdir[20].

             MİLLİ MÜCADELE SONRASI TÜRK ORTODOKSLARININ DURUMU           

Ulusal mücadele kazanılmış, saltanat yıkılmış, yüce Türk ulusu için ışıklı günler gözükmüştür[21]. Milli mücadeleden sonra Lozan da başlayan barış görüşmelerinde üzerinde en çok konuşulan konuşlarından biride; fener Rum patrikhanesinin Türküye de varlığını devam ettirip ettiremeyeceğini, sınır dışına çıkarılıp çıkarılamayacağıdır. Lozan’daki Fener Rum patrikhanesi meselesi kısaca Ortodoksluk meselesi olarak anlaşılmış inceliklerine girilememiştir[22].            Lozan antlaşmasının bir maddesi gereğince Anadolu’daki Ortodokslar ile Yunanistan’daki Müslümanlar mübadele edilecekti[23]. Türk Ortodoksları hakkında ayrıca görüş bildirilmemesi onların Rumlarla bir tutulduğu kanaatini uyandırdığı için papa Eftim başta olmak üzere Anadolu’daki Türk Ortodoksları kendilerin mübadeleye tabi tutulmamaları hususunda teşebbüslerde bulunmuşlardır. Mübadele görüşmeleri yapıldığı sırada Anadolu’da Ortodoksluk Sadası gazetesinin 14. sayısında şu satırlar yayınlanıyor;            “işte, ırkan, lisanen, adeten Türk, diyaneten Ortodoks olan biz Türk Ortodoksları Türklüğünden hiçbir kimse iştibah edemeyeceğinden gerek ekaliyet, gerek mübadele hususatının bizlere şumulü olamayacağı emir-i tabi bulunduğunu Avrupa bilmelidir”[24]. Diyerek mübadele edilmeyecekleri düşüncesi aktarıyorlar ve defalarca müracaatlarda bulunuyorlar ve bunlarda papa Eftim ve ailesi Atatürk’ün emriyle İstanbul’a yerleştiriliyor. 1924-1925’te bu mübadele gerçekleşiyor. Türkiye’nin Anadolu’sunda ki Rum ve Türk Ortodoks Hıristiyan Yunanistan’a gönderilerek karşılıklı mübadele ediliyorlar. İstanbul Rumları Patrikhaneyle birlikte altı kilise ve görevlileri mübadeleden muaf tutulurlar[25].             Din esaslı bir değişim olduğu için bu kısa ve karışık dönemde kimin Türk kimin Helen olduğunun inceleme fırsatı bulunamamış ve tek bir kelime bile yunanca bilmeyen bu Türkler vatanlarından ayrılmak ve milli mücadelede karşı karşıya geldikleri milletlerin içine gitmek zorunda kalmışlardı. Kimi Ortodokslar bu mübadelenin dışında kalmak vatanlarından savundukları bu topraklardan ayrılmamak için Müslümanlığı seçmişlerdi[26]. Yunanistan’a gönderilen Hıristiyan Türkler orayı hiç sevmemişlerdir ve bunu her vesilede açıklamışlardır ve açıklıyorlar da[27].  ·     

 KAYNAKÇA   

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

''Türk çocuğu ecdadını tanıdıkca daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.''

ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


















2
-DeliKurt-
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 53


« Yanıtla #3 : 18 Ağustos 2009, 22:33:42 »

Beni bilgilendirdiğiniz için herkeze çok Teşekkür ederim yanlız 2 sorum var 1.Karamanoğu beyliği ortodoxs muydu?2.Yunanistana zorla giden Hristiyan soydaşlarımız orda Milli Kimliklerini koruya bildilermi ordaki yunan halkıyla karıştılarmı?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
burak kulualp
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 8


TÜRK DÜNYASI DEVİ NE ZAMAN UYANACAK


« Yanıtla #4 : 18 Ağustos 2009, 23:26:47 »

Karamanoğulları Beyliği 13. yüzyıl- 15. yüzyıl arasında İç Anadolu'da devlet kurmuş Avşar boyuna mensup Türkmen beyliğidir.

Anadolu Selçuklularının dağılmasından sonra Selçukluların hakim oldukları topraklar üzerinde çeşitli adlar altında çok sayıda beylikler kuruldu. Bu beyliklerden Karamanoğulları, Selçukluların sahip oldukları topraklar üzerinde değil, başka bir devletin, Kilikya Ermeni prensliğinin toprakları üzerinde kurulmuş tek beyliktir. Karamanoğulları beyliğinin Ermeni prensliği içindeki toprakları, Kilikya Ermeni prensliği içindeki Rubenian hanedanının hakim olduğu topraklarla sınırlı kalmıştır. (Rubenianlar, Sultan Selahattin’in Kilikya’ya girmesiyle prensliğin yönetimine gelmişler, Selahattin’in Kilikya’dan ayrılmasıyla da iktidarı Hetumianlara kaptırmışlardır. O nedenle o sırada iktidarda bulunan Hetumian hanedanı ile iktidar çekişmesi içindeydiler. Rubenianlar Türklerle bir yakınlaşma içine girmişlerdi. Pek çoğu Türkçe isimler kullanıyorlardı.) Karamanoğulları, Selçuklu toprakları dışında bir bölgede kurulmasına rağmen en güçlü ve en uzun ömürlü beylik olma özelliğine sahiptir. Anadolu’da kurulan beyliklerin çoğu kurumsal devlet yapılanmasını gerçekleştirememişlerdir. Karamanoğulları ise rekor sayılabilecek kadar kısa bir sürede ve o döneme göre mükemmel sayılabilecek kadar düzgün bir devlet yapılanmasını gerçekleştirmişlerdir. Tarihçilerin bildirdiğine göre Nureddin Sofi önderliğinde Sivas dolaylarından toplanıp getirilen göçebe Türkmenlerden oluşan bir beyliğin, hiçbir devlet tecrübeleri olmadığı halde bu kadar kısa sürede ve düzgün bir devlet yapılanmasını gerçekleştirmesi çok şaşırtıcıdır.

Karamanoğullarının ilk kurulduğu sırada, Ermenek, Mut ve Gülnar’ın ele geçirilmesi sırasındaki 10 binleri ancak bulan asker sayısı çok ani ve aşırı bir artışla kısa sürede 70 binleri bulmuştur. Asker sayısı bu kadar ani artış gösteren başka bir beylik yoktur. Osmanlı kayıtlarında Karamanoğlu topraklarından diyar-ı Rum diye bahsedilir. Diğer beyliklerde Arap harfleri kullanılırken Karamanoğullarında Grek alfabesi kullanıldığı için bu şekilde anıldığı sanılmaktadır. Karamanoğullarının “Karamanlika” denilen bir yazı dili kullandıkları iddia edilir.

Yapılan araştırmalarda Karamanoğullarına ait çok sayıda Türkçe ve Grek harfleriyle yazılmış Hıristiyan mezar taşları bulunmuştur. En fazla Hıristiyan nüfus bulunduran beylik Karamanoğullarıdır. Türk devletlerinde İslamiyetten önceki devirlerde Devlet yöneticisine Han veya Hakan İslamiyeti kabul ettikten sonra ise Padişah veya Sultan ifadesi kullanılmıştır. Devletin idare merkezine Taht-Karaman ve yöneticisine Kral ifadesini kullanan tek beylik Karamanoğullarıdır. Gerek Selçukluların gerekse gelecekte büyük bir imparatorluğu kuracak olan Osmanlıları en çok uğraştıran tek beylik Karamanoğullarıdır. Osmanlılar Sofya’ya kadar inen Haçlı kuvvetlerini karşılamaya gittiklerinde, Osmanlı Devletini arkadan vurmakta da tereddüt etmeyecek kadar bela olan bir beyliktir.

Selçuklulardan beri resmi yazışmalar ve ilimde kullanılan Arapça ve Farsça olmasına rağmen, “Türkçeden başka dil” kullanılmaması hakkında ferman yayınlayan tek beylik Karamanoğullarıdır.

YUNANİSTAN TÜRKLERİ
 
   
Yunanistan Türkleri derken hiç şüphesiz bugün Yunanistan adını taşıyan devletin sınırları içinde yaşayan, fakat ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören, aşağı yukarı, Amerika’daki zencilerle aynı kadere sahip olan ırkdaşlarımızı anlatmak istiyoruz. Yoksa, bugün Yunanistan denilen devlette, " yunanlı " denen ve eski Helenler’in dilinden bozma bir dille konuşan topluluğun eski Yunan kültürü ve Ortodoks mezhebiyle birleşen ve kan bakımından çoğunlukla İslav ve Arnavutlar’dan bozma karışık bir millet olduğunu biliyoruz.

Bu karışık millet kendisini hem eski Yunan’ın, hem de Bizans’ın devamı ve torunları saymak gibi gülünç bir tezadın içinde, Megalo İdea’nın hülyasıyla sarhoş bir topluluktur. Bizans’ın eski Yunan’la kan bakımından ilgisi bulunmadığı tarihi bir gerçektir. Fakat bütün bu aykırılıklara, gülünç tezatlara rağmen Yunanistan, Batı’nın şımarık çocuğudur. Onlarda eski medeni Yunan’ın devamını tahayyül eden Batılıların maddi ve manevi yardımlarıyla bir Yunan devleti kurulmuş, ne gariptir ki tarih sahnesinde gözüken her devletin zaferlerle büyümesi sosyal bir kaide iken Yunanistan bir buçuk asırlık tarihinde hemen daima yenilerek çıktığı savaşlara rağmen, tıpkı dayak yedikçe büyüyen Tepegöz gibi, daima büyümüş, büyüdükçe de iştahı artmıştır.

Yunanistan’ın haksız yere desteklenmesinin son örneğini Kıbrıs davasında Amerika Başkanı Johnson vermiş, Kıbrıs Türklerinin öldürülmeye kadar varan kıyıcılıklardan kurtarılması için yapılacak Türk çıkartmasına engel olarak hem NATO davasına darbe vurmuş, hem de durup dururken Türkiye’de bir Amerikan düşmanlığı doğmasına sebep olmuştur.

NATO davasına vurulan darbe demekten maksadımız şudur : ikisi de NATO’nun üyesi olan bu devletlerden Türkiye her bakımdan Yunanistan’a göre, ölçülemeyecek kadar güçlüdür. Bu ikisinden birini feda etmek gerektiği zaman akıl, mantık ve askeri zihniyet Yunanistan’ın feda edilmesini gerektirir.
Bu tıpkı savaşta bir tümen için bir taburun gözden çıkarılmasına benzer. Amerika’nın bu basit gerçekten gaflet etmesine tabii imkan yoktur. Sebep, yukarda da belirttiğimiz gibi Yunan’a karşı duyulan sempatidir ve herhalde Hıristiyanlık taassubu da bundan epeyce rol oynamıştır.

Haksız olduğu zamanlarda bile, koruyucuları tarafından mutlaka kurtarılacağını bilen Yunanistan için Megalo İdea’yı gütmekten tabii bir yol olamaz. Bir yandan büyümek, bir yandan da başkalarının sayesinde iç ettiği ülkelerdeki azınlıkları yok etmek onun başlıca düşüncesi ve hedefidir.

Lozan Barış’ı yapıldığı zaman Batı Trakya’da 120 bin Türk’e karşı beş on bin Yunanlı bulunuyordu. 1923 Lozan Barış’ından 1968 sonuna kadar geçen 45 yılda bu Türklerin, Türkiye’deki artıştan daha az, mesela %2 oranında bir çoğalma ile bugün 228 bin kişi olması gerekirken, aksine 90 bin kişiye inmişler, Yunanlılar ise bu bölgede sayıca Türkleri geçerek çoğunluğu sağlamışlardır.

Hangi partiye mensup olursa olsun, bütün Yunan hükümetleri Türklere her türlü baskı yaparak memleketten kaçırmanın yollarını bulmuşlar, türlü kanunlar çıkararak Türklerin topraklarını çok ucuza almayı başarmışlar, bu toprakları Yunanlıları yerleştirerek ve onları iktisaden Türklerden üstün kılarak Batı Trakya’dan Türklüğü silme yoluna girmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri ise daima iç işlerle uğraştıkları, dış Türklerin varlığını unutur hale geldikleri için gözler önündeki bu drama seyirci kalmışlar, ellerindeki İstanbul Rumları ve Patrikhane gibi iki kuvvetli koz olduğu halde hiçbir şey yapamamışlardır.

Demokrat Parti zamanında bir aralık, dış görünüş bakımından düzelmiş olan Türk-Yunan münasebetleri dolayısı ile Batı Trakya’da bir " Celal Bayar Lisesi" açılmış, Türkiye’den öğretmenler gitmiş, fakat bunların hepsi bir aldatmacadan ileri geçememiştir.

Azınlıkların devletler arasındaki dostluklara engel olduğu malumdur. Bu iki devletteki azınlıklarda, siyasi münasebetleri, aynı sebeple aynı neticeye götürmektedir.
Resmi Gazete’de sık sık görülen "vatandaşlıktan çıkarılanlar" listelerinde Türkiyeli Rumlar büyük bir yekun tutmaktadır. Papa Eftim taifesi olan ve Türk aslından gelen küçük bir Ortodoks topluluğu dışında, bu Rumlar’dan Türkiye’ye hiçbir hayır gelmeyeceğini herkes bilmektedir. Yani Türklerle Yunanlıların dost olmasına imkan yoktur. Nato ittifakı gibi siyasi mecburiyetler bile bu dostluğu sağlayamamıştır. Yunandan dost olmayacağına göre de Türk siyasetinin oradaki Türkleri düşünmek ve kurtarmak bakımından yeniden ayarlanması lazımdır.

Türkiye’nin hattı hareketi dişe diş, göze göz prensibine göre olmalı, Batı Trakya’dan ürkütülen her Türk’e karşılık İmroz ve Bozcaada ile İstanbul’dan aynı sayıda Rum ürkütülerek Türkiye’den çıkmaya mecbur edilmelidir. Yunanlılar, Türkleri hangi usul ve bahanelerle çıkarıyorsa Türklerde Rumları aynı usul ve bahanelerle kapı dışarı etmelidir.

Bu mesele Türkiye’nin bir iç işi olduğu için irili ufaklı devletlerden hiçbirisinin karışmak yetkisi ve hakkı yoktur. Böyle bir karışma olursa Türk hariciyesinin elbette vereceği makul cevaplar bulunacaktır. Bu cevaplar, hiç şüphesiz diplomatik dille olmak şartı ile, mesela Amerika’ya " sen kendi zencilerine bak", Rusya’ya " Kazaklar’dan ve Estonlar’dan, hele Kırımlar’dan ne haber", İngiltere’ye " cumhuriyet hükümeti kraliyet hükümetinden İskoçya’nın bağımsızlığını dikkate almasını dilemekle kesb-i şeref eyler" şeklinde olacaktır.

Aktif ve milliyetçi elemanlarla işleyen cesur ve zeki bir " Dışişleri Bakanlığı" bu küçük görevi başarıyla yapabilir.

Batı Trakya dediğimiz yer bizim dünkü bir iki kazamız, sayıları 90 bine inen Türkler’de dünkü fatih sahiplerinin torunlarıdır. Kendisinden koparılan ülkelerdeki ırkdaşlarla ilgilenmek ise hem bir milli ülkü işi, hem insanlık borcu, hem de şeref ve fazilet davasıdır.



 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

''Türk çocuğu ecdadını tanıdıkca daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.''

ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRK


















2
ATSIZALP
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 9.047


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #5 : 14 Kasım 2017, 13:55:49 »

Papa Eftim
Ruhu şad olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.147 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.038s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.