Türk Düşmanlığı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 30 Eylül 2020, 01:36:27


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Düşmanlığı  (Okunma Sayısı 1399 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« : 08 Eylül 2017, 16:24:48 »

Cengiz Özakıncı'nın Gündem Özel 16.08.2016 tarihli programında konuşulanları aynen konuşulduğu gibi sizlerle burada paylaşacağım. Türk düşmanlığı, ırkçılık, Türk ırkçılığı ve diğer hususlar hakkındaki aşağıda okuyacağınız konuşmalardan, sizlerden düşüncelerinizi yazmanızı isteyeceğim. Cengiz Özakıncı ırkçılık hakkında 'toptancılık' demiş. Yazının tamamını okuduğunuzda pek çok kısmı için eleştirileriniz, itirazlarınız olacaktır. Düşüncelerinizi paylaşmanızı rica ederim. Teşekkürler.

Türkiye'nin her şeye bu kadar hedef olmasının ana nedeni jeopolitik bir sebepten midir?

Bu coğrafyada başka bir millet yaşıyor olsa idi olmayacaktı mı yahut bu coğrafyada Türk yaşıyor da ondan mı? Enerji yolları, su, Dicle'nin, Fırat'ın suyunun sınır aşırı ülkelerin de suyunu karşılıyor olması, petrol üreten ülkelerin ancak Türkiye toprağından borularını geçirirlerse petrollerini pazarlayabilmeleri, petrol boru hatlarına çöreklenmiş bazı terör örgütlerinin ikide bir ya bizede bir pay verirsiniz ya bu boruları patlatırız demeleri, daha da ilginci Bakü, Tiflis, Ceyhan petrol boru hattının tam da ayrılıkçı terör örgütünün sınırını çiziyor olması ilginç, yani niye o boru hattı oradan geçmiş?

Artık Türkiye'nin, bir ülkenin, bir ulusun ne varsa başına geliyor. Fakat herhalde emperyalistler açısından, Türk olmuş olmamızda birtakım sorunlara yol açıyor. Çünkü bilinç altlarında, toplumsal bilinç altlarında, bin yıllardan süzülüp gelen bir Türk nefreti var. Türk sözcüğünü duymak bile istemeyecek kadar Türk tiksintisi var. Bu nereden kaynaklanıyor? Anti-Türkizm dediğimiz, Türkofobi diyebileceğimiz, Türk düşmanlığı, Türk nefreti diyelim, bu olduğu sürece biz Türklere rahat yok. İsa'dan önce 300'lerde yaşayan Aristotales - 'Soğuk bölgelerde yaşayan ırklar ve Avrupadakiler cesaret ve tutku ile dolular ama nedense beceriklilik ve beyin gücünden yoksunlar. Bu nedenle bağımsızlıklarını korumakla birlikte siyasal bütünlükten ve başkalarını yönetme yeteneğinden yoksundurlar.' Bundan, Aristotalesten 2000 yıl sonra 1919 yılında Türk'e söylenecek bu laf. Hem de Sevr belgesinde söylenecek. 'Başkasını yönetme becerisinden yoksundurlar' diyor. Öte yandan Asya ırkları hem beyin gücüne hem de beceriye sahiptirler ama onlar da cesaret ve irade gücünden yoksundurlar.' diyor. Coğrafi bakımdan tam orta yerde bir konum işgal eden Helen ırkı ise her iki tarafında iyi yönlerini almıştır. Bu nedenle özgür siyasal kurumlara sahip ve basit bir örgütlenmesi olan ‘başkalarını yönetme yeteneğine’ sahip olmaya devam etmişlerdir.’ diyor. Aristotales gibi bir bilginin ırkçılık yaptığını burada görüyoruz. Ne ırkçısı Aristotales Helen ırkçısı, üstün Yunan ırkçısı, Yunanlıların dışında herkes aşağı ırk, hepsinin birtakım kusurları var. Ama Helenlerde hiç kusur bulamamış.

‘Başkalarını yönetme yeteneğini esas alıyor.’ Bu çok önemli. Buna çok ilginç bir cevabı da Endülüs’te, Aristotalesten 1300 yıl sonra, Endülüs Kadısı 1070 yılında cevap vermiş. O da ırkçı ama bakın ne diyor: - ‘Güneş ışınlarını, doğrudan doğruya İngilizlerin kafalarına saçmadığı için, İngiltere’nin iklimi soğuk, puslu, havası çoğunlukla sisli olduğundan İngilizlerin doğaları da soğuk olup, bu yüzden davranışları kaba saba ve serttir. Akıl ve entelektüel kavrayıştan yoksun olurlar İngilizler, bu nedenle İngilizler arasında aptallık, salaklık yaygın hâle gelmiş.’ diyor. Aristotalesi okuduk, bu da Endülüs kadısı da İngilizleri bir ırkçı bakış açısı ile böyle değerlendirmiş hem de materyalist bir şekilde, bu bakış açıları o nedenle şöyle, bu nedenle böyle diyor.

İngilizlere Aptal diyor da gerekçesini de belirtiyor. Bu bakış açıları toptancılıktır. Yani siz şunlar şöyle, bunlar böyle dediğiniz zaman bir sepet açıp, bir torba açıp, bütün o insanları onun içine dolduruyorsunuz. Birey birey değerlendirmiyorsunuz. O zaman bu söylemler bugün yapıldığında bunun adı nefret söylemi ve uluslararası ceza yasalarına göre suç bu söylemler bugün siz İngilizler salaktır dediğiniz zaman yaptığınız şey nefret söylemi, ırkçılığın kökleri çok eskiden beri var. Fakat ırkçılığın siyasi öğreti haline ne zaman geldiğine bakacak olursak, 1808 yılında İngiliz bilgini Prichard’ın özelliği, kafatasını ırk ayrımcılığına sokan yeryüzündeki ilk insan. Irkçılığın siyasi öğreti haline gelmesi hakkında ilk çalışma, Fatih Sultan Mehmet önderliğinde İstanbul’u fethetmelerinden sonra Avrupa’daki panik, oturup papazlar, keşişler, papalar, din adamları, bilim adamları ‘Türk’ kim bu Türkler, nereden çıktı bunlar, bunların kökeni ne sorularını sormaya başladılar. Daha evveli var ama İstanbul’u alınca bütün Hıristiyan dünya ayağa kalkıyor, Türk üstüne daha çok odaklanıyorlar. Harvard Üniversitesi’nde 2008 yılında ‘Türk’ üzerine bir tez yapıldı. Rönesans dönemindeki Türk imgesi Avrupa’da ne idi? Türklerin ırksal kökeni hakkında Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldığı 1453 yılından sonra kim ne dedi, hepsini Harvart Üniversitesi’nden Margaret Meserve sağ olsun toplamış hepsini Latince olsun Grekçe olsun, Vatikan kaynaklarını, papalık kaynaklarını toplamış ve kısaca – ‘Türklerin ırk kökeni hakkında tez çarpıştı. Bunlardan bir tanesi diyor ki, Türkler Truvalıdır, diğer gurup diyor ki, Türklerin soyları İskitlere dayanır.’ Bu iki eğilim, içerisinde çok kurnazca yazılmış bir kitap, Harvart demek zaten her biri psikolojik savaşçı hele hele Doğu ve Uzak Doğu ile ilgili çalışmaları pek meşhurdur. Okursanız şok geçirirsiniz.

Psikolojik harekât merkezi gibi çalışır. Özellikle sosyal bilimleri, hele hele tarih, şimdi Harvart’lı hanımefendi Margaret diyor ki, - ‘Şiddetle karşıyım Türk ırkına Truvalı köken verilmesine, o zaman Anadolu’da yerli olacaklar’ diyor. ‘Ben Türklere İskit köken verilmesinden yanayım. O zaman Anadolu’da işgalci olacaklar’ diyor. Yahu 2008 yılında, Harvart’tasın, Amerika’dasın, Türk ırkına köken arıyorsun, bu kökenlerden hangisi Anadolu’da Türkleri işgalci yapar, diye düşünüyorsun. Anadolu’da işgalcili yapmak kastı ile İskitlere dayanır soyları diyorsun. İşte böyle böyle ırkçılığın siyasi öğretiye dönüştüğü günümüze yakın bir somut örneği, üstelikte bu somut örnekte incelenen, 1400 – 1500’lü yıllarının entelektüellerin Türklere hangi kökeni verdiği ve onu bugüne taşıyor, o tartışmalara ciddi diyor ve İskit kökeni bugüne getiriyor. Bugün ‘Evet, Türkler İskit kökenlidir’ yargısını veriyor, Harvart Üniversitesi. Biz İskit’e de razıyız. Çünkü Truvalılar da İskitli. Truvalılar da İskit, bizde bunu söyleyince, ortada onun kurmuş olduğu tuzak bozulmuş oluyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #1 : 08 Eylül 2017, 16:28:59 »

Irkçılık ile siyaset ülkeler arası, toplumlar arası, uluslararası, düşmanlık ve dostluklar, ırkçılık temelinde biçimlenebiliyor.

Bunlardan bir diğeri Volter, nasıl pazarlamışlardır dünyaya, ‘Senin tüm düşüncelerine karşıyım fakat onları dile getirebilmen için gerekirse canımı veririm’ yani artık Demokrasinin doruğu bir Volter imgemiz var.

Bu imgeyi biraz da ırkçılık bakımından deşelim bakalım bu Volter, Rus çariçesi II. Katerina’ya yazdığı mektupta Türklerle ilgili ne diyor. Çok demokrat adam Volter, diyor ki Katerina’na okuyalım: - ’11 Ekim 1770 yılı mektubun tarihi, yüce majesteleri Türkleri öldürerek bana yeniden hayat veriyorsunuz. Türkleri ve onun dilini konuşanları Avrupa’dan silip atmak gerekir. İnsanlığın iki büyük belası var. Birincisi veba, ötekiler Türkler. Hoşgörü ilkem olmasa idi, Türklerin hepsinin köklerinin kazındığını görmek isterdim. Yahut öylesine uzaklara sürülmeli ki, bu Türkler, bir daha geri gelemesinler. Ben en azından birkaç Türk’ün öldürülmesinde katkıda bulunmak isterdim. Bir Hıristiyan için bu Tanrı katında çok yüce bir iştir. Gerçi benim hoşgörü ilkeme uymuyor ama insanlar çelişkilerle yoğrulmuştur majesteleri.’ diyor.

Volter, yani ‘Türkleri bizzat Türkleri boğazlamak isterdim’ diyor. Volter demokrasi şampiyonu değil mi? Volter, zamanının en çok okunan gazete köşe yazarı. Dolayısıyla yazıları ile konuşmaları ile Fransız toplumunu biçimlendirmiş. Volter, Kandit adlı romanında Türkler bambaşka bir portre çizer, çok iyidirler. Şimdi romandaki o Türk imgesi harika, insan canlısı Türkler, konuksever Türkler, ırk, din, cins, mezhep ayrımı gütmeyen Türkler romanında, ama Katerina’ya yazdığı mektupta işte böyle de bir durum var.

Öncesi var 1683 yılında Viyana kuşatması, Viyana kapılarından kuşatmanın kırıldığı gün 12 Eylül 1683 ve Türklerin Avrupa’ya kadar gidebilecekleri en uç noktaya kadar yani Viyana’ya kadar gidip, artık ondan sonra yavaş yavaş Avrupa topraklarından Anadolu’ya doğru birkaç yüzyıl sürecek bir geriye çekilme sürecinin başlangıcı Viyana bozgunu, Viyana bozgununun tarihi 12 Eylül’dür. Ve Avrupa bu 12 Eylül gününü Türk günü olarak kutlar. Türkleri Avrupa’dan geri atmanın başlangıcı olarak şenliklerle kutlar.

12 Eylül 1980 darbesinin de Türkiye’yi Avrupa’dan koparmak üzere yapılmış bir darbe olması ve 12 Eylül’e denk getirilmesi iki 12 Eylül arasında bir benzerlik düşündürmektedir. Tabi ki, Avusturya Viyana, Türklerin 12 Eylül bozgununu her yıl anıtlaştırmıştır her yerde, çeşitli katedrallerde, kiliselerde, meydanlarda hep elinde Haçlı bayrak taşıyan orada bir şapelde anıt, Haçlı bayrak tutan aziz, ayakları altında bir Osmanlı yeniçerisi var, kanlar içinde, (Cengiz Özakıncı’nın kitabı Türksüz Dünya Düşleri, bu azizin fotoğrafını bu yeni kitabına kapak yapacakmış)

Bu kilisede bir çan kulesi Türklerin Viyana kuşatması sırasından itibaren bir memuriyet hâline gelmiş, o tarihten itibaren o çan kulesinde bir memur 1950 yılına kadar acaba Türkler gelecek mi, eğer gelirlerse çanı çalmak üzere görevlendirilmişler. Avusturya hükümeti 1950 yılında demiş ki, - ‘Artık Türklerin geleceği yok, bu memuriyeti kaldıralım ama bu anıt duruyor şimdi şu an orada, işte Türk korkusu, Türkofobi dediğimiz şey.

Avrupa’da ırkçılığın siyasi bir öğreti hâline getirildiği 1800’lü yıllarda iki ırk temel alınıyor. Ari ırk, bir de Turan ırkı varmış. Türkler bu Turan ırkına dâhil, Avrupalılar ise Ari ırktan diye bir temel oluşturuyorlar. Ari ırkın Ari olduğu nereden belli, ayırt edici özelliği ne imiş, soruyorlar. Kafatası daha uzun, Turanîlerin kafatası daha top gibi imiş. Oval değilmiş. Turanlıların dilleri eklemli imiş, köke ek yaparak sözcükler türetiliyormuş, fakat Ariler içten kırılmalı bir kök, dil köke eklemlenen değil, içten kırılan dilleri varmış. Böyle ayrımlarla fakat bu ayrımları yapanlar ırkları rengine göre ayıran beyaz ırk, sarı ırk, siyah ırk, dolikesefal, brakisefal kafalı ırk, dili şöyle olan ırk, dili böyle olan ırk gibi ölçütlerle sınıflıyor. Ama aralarında bir kategori yapıyorlar. Uygarlık Ari ırkın özelliği, yıkıcılık Türk’ün, yapıcılık Ari ırkın, Avrupalıların özelliği, yapılanı yıkmak Türklerin özelliği gibi başlıyorlar. Bu ırk ayrımından sonra üstün ırk, aşağı ırk, kökünün kurutulması gereken ırk propagandalar başlıyor.

Yıl 1798 Volter’in Fransa’sında Volter’den 28 yıl sonra yani Volter’in o lafı, Katerina’ya yazdığı mektuptaki ‘Türklerin kökünü kazımak lâzım’ dediği mektubun yazılmış olduğu Fransa’nın 28 yıl sonraki Napolyon’u bir Mısır seferine çıkıyor. 1798 yılında ama Fransa ile Osmanlı ittifak halindeler.

Müttefikinin toprağını işgale gidiyor. Yani o tarihte Mısır’da Osmanlı’nın toprağı, bunu bir şekilde açıklaması gerekiyor Padişah’a değil mi? Nasıl müttefik bu, açıklama şu: - ‘Mısır’da Memlük Türkler var. Osmanlı İmparatorluğu’na vergi vermekte güçlük çıkartıyorlar, bir sürü sorun çıkartıyorlar, biz Fransızlar Mısır’ı işgal ettik ki, Osmanlıya başına dert açan Türkleri pataklamak için, Osmanlı sultanı da iyi mi, öyle ise iyi, diyor. Şimdi bu Anti-Türkizm, Osmanlı yönetimini bile etkisi altına almış demek ki, İngiltere başbakanı Gladstone, 1868 yılında başbakan oluyor. 1874 – 1880 yılları arası tekrar başbakan oluyor. Bu kişi epey keskin bir Presbiteryan ve Rusçu, yani İngiltere’nin Rus yanlı bir siyaset izleyip, Osmanlı karşıtı bir siyaset izlemesi için çalışıyor. İngiltere’deki Rus lobisinin de adamı, İngiliz Başbakanının sözleri şöyle: - ‘Türk hükümeti, hiçbir hükümetin işlemediği ölçüde suçlar işliyor, hiçbir hükümet onun kadar suça saplanmamıştır. Hiçbiri onun kadar değişime kapalı olmamıştır. Bu yalnızca bir Müslümanlık sorunu değil, Müslümanlığın bir ırkın yaradılış yapısı ile birleşmesidir.’ Yani demek istiyor ki, Müslümanlığa karşı değilim, Müslümanlığın Türk uygulamasına karşıyım diyor. Bu önemli ayırım, birinci dünya savaşında bile karşımıza çıkacak. Ve devam ediyor Gladstone, - ‘Otuz yıl sonra Türkler Avrupa’ya girdikleri o kara günden bu yana, insanlığın insanlık dışı en büyük örneğini oluştururlar.’ Yani diyor ki, insanlığın, insanlık dışı numunesiymiş Türkler, devam ediyor: - ‘Nereye giderlerse arkalarında kanlı bir yol bıraktılar. Ve onların egemenliğinin uzandığı yerlerde, uygarlık kayboldu. Türklerin kötülüklerini önlemenin tek yolu onları yeryüzünden kazımaktır.’ İngiltere başbakanı, bir başbakan böyle bir demeç verebiliyor, yazabiliyor, söyleyebiliyor.

Türk’e bakış açısının rolü var bugün yaşadığımız olumsuzluklarda, yani Batının Türk’e, Anti-Türkist eğiliminin bugün ülkemize ve toplumumuza bakış açısını yüzde yüz belirlediğinden dolayı konuşuyoruz bunları.

8 Aralık 1876 yılında İstanbul gazetesi Fransızca – ‘Türk’ün artık Avrupa’da hüküm sürmesine daha fazla hoşgörü gösteremeyeceğimiz ve her şeyden önce yüzünü Doğu’ya çevirip, körfezin bu tarafını terketmesi gerektiğini anlatılmalıdır. Türkler Avrupa’dan hemen çıkartılmalı, Avrupa’dan hemen yok edilmeli’ diyor.

19 Eylül 1878 yılında da Daily News: - ‘Türk yönetiminin üstün ırklar üstündeki hâkimiyeti kaldırılmalıdır.’ Yani Osmanlı topraklarında üstün ırklar yaşıyormuş. O üstün ırklar kimse, Ermeni üstün ırk, Rum üstün ırk, Türk üstün değil. Daily News devam ediyor: - ‘Hıristiyanlar kadar Müslümanlar da Türklerden korkuyor.’ Hani biz deriz ya Batılılar Türk denildiği zaman Müslüman’ı kastediyor. Birine Türk oldu dedikleri zaman o Müslüman oldu anlamında, tamam bunu kullananı da var. Ama artık 1870’lerde Müslüman’ı, Türklüğü ayırıyor. Belki 500 yıl Türk ve Müslüman’ı özdeşleştirerek geldi ama 1800’lerin son yıllarında Türk ve Müslüman’ı ayırıyor. Müslümanlar da Türklerden korkuyor sözü çok önemli.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #2 : 08 Eylül 2017, 16:30:43 »

Peki, niçin Anti-Arabizm yok da Anti-Türkizm var?

– ‘1896 yılında Mekke’ye kadar ihtilal mayasının çalınmadığı hiçbir yer kalmadı. Yani Müslüman Araplar da Türklere isyan halinde’ diyor.

İtalya Başbakanlarından Crispi 1897 yılında, Abdülhamit döneminde diyor ki, - ‘Türk’ün Avrupa’daki varlığı insan haklarına bir hakarettir.’ diyor. – ‘Türkler 4,5 yüzyıldır ne Avrupalaşabildiler ne de üzerlerinde gaddar bir egemenlik sürdüğü ırkları bir ulusal potada eritebildiler.’ Bu tam bir ırkçı bakış açısı.

Le Figaro gazetesi diyor ki, - ‘Türkler, Bulgar ırkını yok etmeye çalışıyorlar.’

Hep bir Türk ırkı var. Bu ırk çok kötü bir ırk, yani Batılı yayınlarda yapılan şey bu, özellikle 1870’li yıllarda Türk’e bu şekilde Anti-Türkist yaklaşım yapılması daha önce yok meselâ.

Margaret Meserve’nin kitabında, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u aldığında, fethettiğinde Türkler Batıdaki yayınlar Türkleri İskit yahut Truvalı olarak köken veriyor ama aşağılıktı, şu idi, bu idi, demiyor.

1870’lerden sonra başlıyor bu, Türkler yok edilmeli, kökü kazınmalı vs. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu parçalanmaya başlamış. Ruslar, İngilizler ve Fransızlar, Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayıp, aralarında paylaşmaya karar vermişler. Bu karar ta 1870’li yıllara dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun hem Avrupa’da toprakları var, hem Asya’da toprakları var. Tutturmuşlar, Avrupa topraklarından atacağız. Avrupa topraklarından sonra, oradan da atacağız yaklaşımları var.

Anti-Türk yayınlar Batı ülkelerinin tümünün ders kitaplarında mevcut. Batılı ülkelerin tarih kitaplarında bu Anti-Türkizm açık ve net bir şekilde yapılıyor. Yani bir İngiliz, bir Fransız çocuğu, bir Alman çocuğu tarih kitabında, tarih dersinde Türk düşmanlığı aşılanarak eğitiliyor. Yüzyıllardır da bu böyle şu anda da bu böyle. Bütün belalar bizim üstümüzde, e tabi bütün belalar bizim üstümüzde.

Biz şayet Anti-Türkizmi Batının ve Dünya’daki Anti-Türkizmi gideremezsek, bizim hiçbir zaman rahat yüzü görmeyeceğimiz, yüzyıllar da geçse rahat yüzü görmeyeceğiz.


Avrupa için Türk düşmanlığı bir isteklendirme (motivasyon) kaynağı aynı zamanda, hâlâ kullanılan örneğin: - İtalyanca ‘Anneciğim Türkler geliyor’, diye bir deyim var.

Türkleri korkunç olarak gösteren Sırpça ‘Bir Türk gibi bencil’ deyimi var o en iyisi, Maltaca ‘Türk müyüm, beni niye dışladınız?’ diye soruyorlarmış. Malta’da bir guruptan dışlanıldığı zaman kullanılan bir deyiş, Rumcada ‘En iyi Türk ölü Türk’, Güney Kıbrıs’ta kullanılıyor. Fransızca ‘gerçek bir Türk kaba ve acımasız’ anlamında kullanılıyor. Ermenice de düzensiz, kirli bir yeri belirtmek için ‘Türk evi gibi’ diyorlar, Yunanca da ‘öfkesinden Türk oldu’ aşırı öfkelenen birisini tanımlamak için Norveç dilinde ise, ‘Türk gibi sinirli olmak’, Avusturya’da ‘Hava çoktan karardı, Türkler geliyor’ tekerlemeleri var.
Birleştirici bir düşman, ‘dış korku var, o halde birbirimize kenetlenelim’ diyorlar. Avrupa’da Türk korkusu, Avrupa’yı Avrupa yapan değerlerden birisidir. Ama Türk korkusu kalmazsa nasıl birleşecekler? Neye karşı? Bu ikinci dünya savaşında Sovyet korkusu oldu. Yani ikinci dünya savaşı sonrası bizim yerimizi Sovyetler aldı. Anti-Türkizmi, Atatürk gibi halletmezsek, biz bu sorunları çözemeyiz.

Charles Darwin bile Türk ırkına karşı, Türk ırkının elimine edilmesini istiyor. Yani yok edilmesini istiyor.
‘Türk’ sözcüğüne yüklenmiş bütün olumsuzluklar, ‘Ben Türk’üm’ diyen herkese yükleniyor.

Çok ilginç bir şey yaptılar. Ben Türk değilim, Özbek’im diyor. Ben Türk değilim, Kırgız’ım diyor. Ben Türk değilim, kazağım diyor. Uzun Sovyet yönetimi sonrası Türk halkları Türk adı ile anılmamaya başladı.

Türk karşıtlığı bir uygulamada, Türk’ün adına dahi tahammül yok!

Biri size barbar diyorsa, hemen önleminizi alın, çünkü o sizi barbarca yok etmeye çalışıyor. Yani kendisi barbar aslında, barbar, vahşi diyorsa sizi yok etmek istediğini hemen anlayın. Çünkü o bir savaş taktiği ve tamtamı.

Lord Joy, İngiliz Başbakanı, Birinci Dünya savaşının ilk günleri ne diyor: - ‘Bir kaderin tutsağıyız. Türk ile hesaplaşmaya koyulmak için büyük kader saati geldi, çattı. Türk kötü yönetimi ile çürütmüş bulunduğu kendi dininin en büyük düşmanıdır.’ Türk kendi dinin en büyük düşmanıdır, diyor, Türk = İslâm demiyor. Devam ediyor, - ‘Türkler sanat, kültür, aklınıza gelebilecek herhangi bir alanda insanlığa hiçbir katkıda bulunmamıştır. Onlar insanlığın kanseridir. Ve kazınmalıdır. Türk milleti ile büyük hesaplaşma gününün gelmiş olduğu şu anda çok mutluyum. Doğru ile yanlış arasında bu savaşta Türk’ün insanlığa karşı alçaklığının uzunca çetelesi için kesin son hesaplaşmaya çağrılacak olmasından dolayı mutluyum.’ diyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #3 : 08 Eylül 2017, 16:32:32 »

Birinci Dünya savaşının ilk günleri 1914 yılı yakın tarih, sonra ne oldu, birinci dünya savaşı bitti, mütareke imzalandı. Ve topraklarımız parçalanmaya başladı. Kurtuluş savaşı henüz başlamamışken Paris Barış konferansına Osmanlı delegeleri gidiyor. Nasıl bir barış istediklerini söylüyorlar. Damat Ferit Paşa, hep Müslümanların yönetimi bizde kalsın diyor. Biz yine diyor Osmanlı olarak Müslümanların yöneticisi olarak kalalım. Çok kızıyorlar buna ve diyorlar ki, sen çık biz sana iki gün sonra cevap vereceğiz. Verdikleri cevap çok fena, diyor ki, - ‘Türk ulusunun yetenekleri arasında başka soyları yönetme yeteneği yoktur.’ Paris Barış Konferansı’nda galip devletler, onlar konseyi, İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan vs. o devletlerin imzası var bu bildirinin altında, hemen dönelim Aristotalese İsa’dan önce 300’ler ‘İyi ırk, üstün ırkta başkalarını yönetme yeteneği vardır. Aşağı ırklarda başka ırkları yönetme yeteneği yoktur.’ diyordu. Bildiri galip devletlerin bildirisi 23 Haziran 1919, 2200 yıl sonra aynı laf ‘Türk ırkının başka ırkları yönetme ve becerisi yoktur.’ Sonra ‘Bu bir din savaşı değildi.

Osmanlı Müslüman, Avusturya-Macaristan Hıristiyan, Almanya Hıristiyan idi. Nasıl din savaşı olsun, diyor. Biz galip devletler İngiltere, Fransa, İtalya elimize geçirdiğimiz İslâm ülkelerinde kimsenin ibadetine karışmıyoruz. Herkes ibadetinde özgür, biz Türk ile savaştık.’ diyorlar. Yani İslâm ile değil ve Osmanlı toprağındaki Türk olmayan herkesi Türk idaresi, yönetimi altından çıkartacağız. İşte Sevr böyle başlıyor. Yani Sevr, Anti-Türkist bir paylaşım yapılmıştır. Amaç Türklerin yönetimi altında başka hiçbir kimse kalmasın. Irkçı bir bakış açısı ile yapılmıştır bu paylaşımların hepsi. Bu bildiriden hemen sonra İngilizlerin askeri istihbaratçısı Binbaşı Noel, Güneydoğu Anadolu’ya gönderilir.

Kürtleri ve Ermenileri Türklere karşı ayartmak üzere, Nisan, 1919 yılı, Kürt aşiret reisleri ile görüşmeler yapar. Onlara hep şunu söyler: - ‘Sizler Turan ırkından değilsiniz. Türk ırkından değilsiniz. Sizler Ari ırktansınız. Ermeniler de Ari ırktan, Kürtler de Ari ırktan, aslında siz kardeşsiniz. Fakat Ermeniler ve Kürtler, Türklerle ırkdaş değil, kandaş değil, siz ikiniz birleşin Ermeni ve Kürt, Türklere karşı savaşın biz İngilizler de sizi destekleyeceğiz’ diyor. Ve Türk yönetimi altındaki herkese ‘siz Türk değilsiniz’ denmeye başlandı. Binbaşı Noel, ‘Kürtler kendilerini Türklerle kardeş olarak görüyorlar, bu propagandaya karşı çıkıyorlar. Ayrı ırktansınız propagandasına karşı çıkıyorlar.

Atatürk bütün bunlara bir cevap verdi. Türklerin uygar olduğunu reddeden bu bildiriye cevap olarak, ‘Osmanlı İmparatorluğu 600 yıl boyunca şu kadar insanları çeşitli dinlerden, çeşitli dillerden, çeşitli soylardan şu kadar insanları bir arada barış içinde yaşatabilmiş bir imparatorluktur. İcabında ordusunu en uzak mesafelere en kısa zaman içinde ulaştırabilen bir imparatorluktur.

Böyle büyük bir orduyu oradan alıp, oraya götürebilmek için büyük bir sivil uygarlık olması lâzım onun arkasında, öyle sivil ordu olmaksızın o ordu oradan oraya gidemez.’ Cevabını verdi. Bunu da Ankara’ya ayak bastığı ilk gün 28 Aralık 1919 günü bütün dünyaya ilan etti. Atatürk’ün bütün bir ömrü Anti-Türkizm ile mücadele ile geçmiştir. Anti-Türkistlerin yüzyıllar boyu Türklere attığı iftiraları kendilerine iade etmiştir. Yaptığı devrimlerle onları iftira atamaz duruma getirmiştir. Türkiye’nin milletler cemiyetine davetle alınması Anti-Türkizmin yenilgisidir. Çünkü Milletler Cemiyeti’ndeki bütün ülkeler Anti-Türkist propagandayı ders kitaplarına geçirmiş kimselerdir. Hâlâ ders kitaplarında var ama Atatürk döneminde bu kitaplardan kazınacak bunlar demiştir. ‘Ders kitaplarındaki bu kışkırtıcı yayınların bir an evvel düzeltilmesi’ demiştir. Yani hayatı Anti-Türkizmin suçlamalarını çürütmekle geçti.

Çatalhöyük’te bulunan bir kaplan rölyefini üzerindeki işaretlerin Yazır boy damgası olduğunu görselleri ile koydum ortaya. Oğuzların Yazır boyu damgası 12 bin yıl önceki Çatalhöyük’teki rölyef üzerinde çıktı. Truva kazıldı. Truva kazılarında çıkan Yazı damgalarından bir tanesi yine Yazır damgasıdır. Truva’dan Yeşim taşı çıkmıştır. Yeşim taşının da kaynağı Türklerin Orta Asya’daki bölgeleridir. Yüzyıllardır süre gelen bir Anti-Türkizm ve bu Anti-Türkist propaganda sonucu uğradığımız işgaller ve savaşlar söz konusu ve yıllardır süren terör belasının altında da Anti-Türkizm var. Çünkü Hoygun örgütü 1927 – 1928 yıllarında Türk’e karşı Kürt ve Ermeni işbirliğidir. Kuruluş nizamnamesinde İran ile, Suriye ile, Irak ile asla uğraşılmayacak, sadece Türk, Türkiye ile savaşımız el ele Ermenilerle diye Hoygun nizamnamesi var. Bu Süreyya Bedirhan, Kamuran Bedirhan, Celalettin Bedirhan kardeşlerin de bulunduğu bir örgüt. Bunların içinde Süreyya Bedirhan, dışişlerini görüyor örgütün, Örgüt Ağrı dağında isyan çıkarmış. Süreyya Bedirhan’da Avrupa’yı dolaşıyor. Mussolini’den randevu alıyor. Mossolini, Kürt ayaklanmacılara diyor ki, ‘Irktaşız, yani Kürtler Ari ırk, bizde Ari ırkız. Sizi destekleyeceğiz’ sözü veriyor. 1930’lu yıllarda Hitlerle de görüşme yapıyorlar. Kürt Şerif Paşa vardır. Ermeni Bogos ile birlikte Paris Barış konferansında 1919 yılında Kürdistan ve Ermenistan isteyen, işte bu Kürt Şerif Paşa’da Hitler ile görüşür. Hitlerden Kürdistan için yardım ister. Pkk suç ve terör örgütünün temelinde Hoygun var. Hoygun’un devamıdır Pkk, Hoygun’un bütün ilkeleri aynen Pkk tarafından uygulanmaktadır. Anti-Türk ırkçısı bir yapısı vardır.

Peki, Türkler ırkçılık yapmış mıdır? Tarihin hiçbir yerinde, ideolojik olarak mı, Devlet olarak mı?

Türk ırkçılığı çok sonra, Devlet olarak ırkçılık yok. Hiç kimse Mehmet Akif Ersoy için ırkçı diyemez. İstiklâl Marşı’mızda ‘Kahraman ırkıma bir gül, bu ne şiddet, bu ne celal’, o kadar çok Türk aşağılaması ile Türk’e karşı ırkçı aşağılamalarla saldırılmış bize. İşgaller Türk karşıtı ırkçı bakış açısı ile yapılmış ve Türkler ırk olarak aşağılanıyor. O nedenle ‘Kahraman ırkıma’ diyor yoksa Türkler aşağılanmamış ve ırk, ırkî bir saldırıya uğramamış olsa, Mehmet Akif Irk sözcüğünü ağzına bile almayacaktır. Atatürk’ün de ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözcüğü Türklerin aşağılanmasından dolayı verdiği bir tepkiden ibarettir. Yoksa o laf durup dururken söylenmiş bir söz değildir. Az önce bütün yüzyıllar boyu kimlerin, hangi yabancı başbakanların İtalyan Başbakanı, Fransa Başbakanı, şusu idi, busu idi, hepsinin Türklere nasıl yok kanserdir, yok insanlığın kanseridir, yok insanlığın insanlık dışı numunesidir, Lord Joy’un bir sözü de şu: - ‘Türklerin tıpkı Amerika yerlilerine yaptığımız gibi uygarlaştıracağız’ diyor. Kızılderililere yapılan muamelenin aynısını Türklere yapacağız diyor. Bu Türk nefretine karşı, kazanılan Kurtuluş savaşından sonra herhalde hak etmiştir değil mi, ‘Ne mutlu Türk’üm diyene’ yani siz bizi aşağıladınız fakat biz kendimize Türk demekten gurur duyuyoruz, çıkışını yapması ırkçılık mıdır? Hayır. Türk’e karşı yapılan ırkçılığa cevaptır bu!
Dışardaki Anti-Türkizm görünür ama içerdeki Anti-Türkizm ile nasıl mücadele edeceğiz?

Uğradığımız saldırıların dinci değil, ırkçı bir saldırı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Müslümanlığa ayrı bir nefretleri var ama Birinci Dünya savaşından 20 yıl öncesinden başlayan Müslümanlığı ayrı tutup, Türk’e saldırma taktiği ile karşı karşıyayız biz. Diğer Müslümanları da yanlarına alıyorlar böylece, Arapları meselâ yanlarına almaya çalışıyorlar. Yani Türk’ü diğer Müslümanlardan da soyutlayarak bir ırk çerçevesinde yok etmek, budur amaçları, bu amaç hâlâ devam etmektedir. Bitmiş değildir.

Sizin bahsettiğiniz Türk tanımı ırkî bir Türk tanımı mıdır, yoksa Atatürk’ün bahsettiği bir Türk tanımı mıdır?

Benim tanımım ırkî bir tanım değil! Türk’üm diyen Türk’tür. Kan, soy etnik araştırmacıların konusu olabilir. Fakat benim bugün, şu tarihte Türk tanımım, kendisini Türk olarak kabul eden herkesin Türk olduğunu kabul etmektir. Kanı, soyu ne imiş, ona bakmam.

Yani ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkına Türk denir’ diyorsunuz. Evet, bu! Budur. Yani Kürtü, Lazı, Çerkezi bir üst tanım.

Ama etnik araştırmacılar için, antropologlar için, başka kavramlar geçerli olabilir ama bizim Ulus kavramımız içinde bu etnik bir yön bulunmuyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çİ-Çİ
Deli Sarı
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.343



« Yanıtla #4 : 08 Eylül 2017, 16:36:14 »

Ama etnik araştırmacılar için, antropologlar için, başka kavramlar geçerli olabilir ama bizim Ulus kavramımız içinde bu etnik bir yön bulunmuyor.

Peki, son tahlilde büyük önder kendi zaman dilimi içinde Atatürk en güzel cevabı vermiş, bunların kafasını kuma gömmüş ama o kumdan kafalarını kaldırdılar anlaşılıyor ki, hâlâ aynı anlayış ile devam etmekteler, aynı anlayışı besliyorlar. Şimdi sorum: Şu noktada biz bu anlayış ile nasıl mücadele etmeliyiz? Yine ikna etme çabalarımız mı olmalı, nasıl olabilir bu? Yahut bu gerçeği kabul edip, ona göre bir gard mı almalıyız biz, bize böyle bakanlara karşı yani Anti-Türkistleri ikna etme şansımız var mı?

Atatürk, devrimleri ile Anti-Türkist propagandanın dibe vurduğu bir atmosfer yaratmayı başardı. Sanatsızdır bunlar, Türkler dediler. Ressamlarımız, heykeltıraşlarımız, müzisyenlerimiz oldu, Atatürk döneminde, Edebiyatsızdır bu Türkler dediler. Atatürk döneminde yapılan devrimlerle edebiyatımız oldu. Şuna buna katkıları yoktur dendi. Atatürk döneminde sayılan alanlara Türk katkıları başladı. Neden Anti-Türkizm başarılı olamadı. Çünkü Anti-Türkistlerin büyün propagandalarını çürütür nitelikte idi.

Bize bu eleştirileri yapanlar 20 tane Suriyeliyi kendi ülkelerine kabul edemedikleri halde hangi medeniyetten bahsediyorlar diye soruyor bir seyircimiz yani bir Türk toplumu 3 milyonluk Suriyeliyi gık demeden içine kabul etti ama o işte medeniyetin beşiği, insan haklarının en üst noktada olduğu söylenen Avrupa Birliği 20 tane Suriyeli için pazarlık yapıyor, ne diyeceksiniz?

Hiç kimse Türk’e insanlık öğretmeye kalkmasın. Tarih tanıktır ki, Türk insan hakları kavramı icat edilmeden önceden bu yana insan haklarına saygılıdır.

Belki de insan hakları denilen şey, yüzyıllar öncesinin Türk yönetimine duyulan hayranlığın ürünüdür. Anti-Türkizm ile Anti-Amerikanizmin çok benzer bir tarafı vardır. O da şudur: Bugün bir Anti-Amerikanizm vardır haklı olarak, nerede Amerika’nın saldırdığı ülkelerin halklarında, şunu söyleyebilir miyiz? Amerika ülkesi uygar değil? Diyebiliyor muyuz, diyemiyoruz. Çünkü Amerika’daki yaşam uygar bir yaşam fakat Amerikan devletinin Dünya politikasında biz hep Amerika’yı sopa olarak görüyoruz. Havuç olarak görmüyoruz. İşte bugün, Amerika dışı ülkelerdeki Anti-Amerikanizm nasıl hem haklı fakat Amerika’ya uygar değil denilemiyorsa, biz Amerika’ya çok çok ne diyebiliriz, saldırgan diyebiliriz. Ama barbar diyemeyiz, uygarlıksız diyemeyiz. Sanatsız diyemeyiz, kültürsüz diyemeyiz, Türk’e de yüzyıllar boyunca Anti-Türkist söylem aynı bu şekildedir. Türk’e barbar demişlerdir. Çünkü Türk’ün askeri gücünden titremişlerdir. O nedenle de Türk’e her olumsuz niteliği takmışlardır. Ama demek değildir ki, onlar barbar dedi diye Türkler barbar, tam tersi hepsinden de daha uygardı. Ama askeri üstünlüğü de vardı ve o nedenle korkuyorlardı. Korku nedeni ile de o korku, onları birleştirmeye yaradı zaten,

Hâlâ o korku akıllarının arkalarında bir yerlerde var diyorsunuz?

Ders kitaplarının tümünde devam ediyor. Ne diyebiliriz buna?
Buna bir önlem almamız gerekiyor bizim,

Bir araştırma yapılmış. Bütün ülkelerin tarih kitaplarında Türklerden nasıl bahsediliyorsa, oralar paragraf olarak alınmış. Bugün İngiltere’de okutulmakta olanında ne denildi, Fransa’nın kitabında ne denildi? İtalya’nın ders kitaplarında ne diyor? Az önce okuduğumuz her itham devam ediyor. En büyük tehlike budur. Çünkü orada ilkokulda, ortaokulda mezun olan insanların Türk’e sıcak bakmasına imkân yok. İşte o ders kitaplarının değişmesi gerekir.

Zihniyetin komple değişmesi gerekir.

Yahut öyle şeyler yapmalıyız ki, okulunda Türk’ün barbar olduğunu okuyan çocuk, hayatın kendisinde Türk’ün uygar olduğunu görsün ve okulda beynine kazınan imgenin yerini olumlu Türk imgesi olsun. Bunu ancak Atatürk gibi bir lider başarabildi. Olumlu Türk imgesini, ondan sonraki liderlerimiz Atatürk döneminde yaratılan olumlu Türk keşke yaşatabilselerdi, keşke sürdürebilselerdi. Ama şimdi bu programda mademki bunu konuştuk, Türkiye’yi yönetenlere işin bu tarafına önem vermelerini aksi takdirde o belalardan kurtulmamızın çok zor olduğunu buradan söyleme durumundayız.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 611



« Yanıtla #5 : 09 Eylül 2017, 13:55:49 »

Atatürk dünyada oluşan ve tarihi sürece mal edilen Anti-Türkizmi yok etmek amacı ile örnek bir Türk imajı çizmesi, tarihsel bir simge olarak barış ifadesini ön plana çıkarması biz Türkçüler için anlaşılabilir bir düşüncedir.

Atatürk’ün bütün bir ömrü Anti-Türkizm ile mücadele ile geçmiştir. Anti-Türkistlerin yüzyıllar boyu Türklere attığı iftiraları kendilerine iade etmiştir.

Yaptığı devrimlerle onları iftira atamaz duruma getirmiştir. Türkiye’nin milletler cemiyetine davetle alınması Anti-Türkizmin yenilgisidir. Çünkü Milletler Cemiyeti’ndeki bütün ülkeler Anti-Türkist propagandayı ders kitaplarına geçirmiş kimselerdir. Hâlâ ders kitaplarında var ama Atatürk döneminde bu kitaplardan kazınacak bunlar demiştir. ‘Ders kitaplarındaki bu kışkırtıcı yayınların bir an evvel düzeltilmesi’ demiştir.

Kanaatimizce Atatürk, milleti ve yarınki nesiller için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek bir çizgide hareket ederek, milletler cemiyetinin Anti-Türkist propagandasına karşı bir savunma geliştirmiştir.

Atsız Ata 21 Eylül 1973 tarihli bir mektubunda “Bu gidişle korkarım, bu Türkiye’de Atatürk’ü savunan bir ben kalacağım. Çok aşırı ve haksız bir Atatürk düşmanlığı propagandası yapılıyor.” (Hacaloğlu, Atsız’ın Mektupları, s.239) demiştir.

Ülkemizin işgal yıllarında Sevr Anlaşması’yla parçalanma girişimlerinin olduğu bir dönemde dahi Atatürk barışçı çizgisinden taviz vermeyerek, günümüzde halen eleştirilen bir yaklaşım ile aşağıdaki fikir ve ruh yeteneklerini ortaya koymuştur.


"Dış siyasette meclisimiz ve meclisimizin hükümeti savaşçı ve maceracı olmaktan uzaktır. Aksine barış ve selameti tercih eder. Özellikle insancıl, uygar ülkülerin ortaya çıkmasına son derece taraftardır. İşte bu esaslar dairesinde gerek doğu ve gerekse bati âlemleriyle daima iyi ilişkiler ve dostça bağlantılar ararlar. Doğuda Azerbaycan, Kuzey Kafkas ve Afganistan hükümetleriyle samimi ve vicdani ilişkiler kurduğumuz gibi, Irak ve Suriye İslam ahalisiyle son derece samimi bağlar yarattık. Bizce kıymettar olan bu bağları korumaktayız. Iran hükümeti ile de bağlarımız vardır. Bunu güçlendirmek emellerimizdendir. Ermenistan ve Gürcistan ile iliksilerimizin yakında düzenli ve ulusal çıkarlarımıza uygun bir surette gelişeceğini ümit ederiz. Rus Bolşevik Cumhuriyeti'yle ilişkiler dostçadır... Bati Dünyası’na gelince: İtilaf Devletleri'nden bazılarıyla zaman zaman yari resmi temaslar yapılmış ve daima ülke ve ulusumuzun çıkarlarını karşılamak koşuluyla barış ve dünya sükûnuna hizmet etmenin yolları aranmıştır." 143

Batılıların bu barışçı yaklaşımı hep bilmezlikten gelmesinden yakınan Atatürk, konuya hemen aynı çerçeve içinde yedi ay sonra, Sakarya Zaferi'nin ertesinde temas etmiştir. Yeni Türkiye'nin çevresindeki ve dünyadaki tüm ülkelerle barış istediği ve bunun koşulları, o konuşmada daha da kesin çizgilerle belirlenmiştir:

"Biz herkesle barış yapmak istiyoruz. Haklarımızı barışla sağlamak için her araca başvurduk. Bu konuda hiçbir kusur etmedik. Fakat (İtilaf Devletleri) bizim bütün iyi niyetlerimizi, ciddiyetimizi uygar dünyanın gözünde gizlediler. Ve ancak ilkel toplumlara uygulanabilir davranış ile ve çocukça birtakım anlamsız tehditlerle bizi karşıladılar. Bütün cihanın bilmesi lazımdır ki: Türkiye halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun hükümeti, uşak yerine konmayı kabul edemez. Her uygar ulus ve hükümet gibi varlığının, özgürlük ve bağımsızlığının tanınması isteminde kesinlikle ısrarlıdır. Ve bütün davası da bundan ibarettir!

Biz savaşçı değiliz. Barışseveriz. Ve biran önce barışın, kurulusunu görmek ve ona yardım ve hizmet etmek isteriz. Biz, Rusya ile dostuz. Çünkü Rusya herkesten evvel bizim milli hukukumuzu tanıdı. Ve ona saygı gösterdi. Bu koşullar dahilinde bugün olduğu gibi yarın da daima Rusya, Türkiye'nin dostluğundan emin olabilir. Dolayısıyla, İtilaf Devletleri de varlığımızı ve milli bağımsızlığımızı tanıdıkları takdirde onlarla da aramızda hiçbir anlaşmazlık kalmayacaktır. Ve derhal barış ve ilişkiler kurulabilir."144

Büyük zaferin hemen ertesinde İzmir’de İkdam gazetesi yazarı Yakup Kadri'nin sorularına verdiği yanıtlar da, en büyük zaferin sarhoşluğunun bile kendisine barış gereğini unutturmadığını ortaya koymuştur:

"- Bu hedeflere ordu ile veya diplomasi yoluyla varmak hususlarındaki görüşlerinizi bilmek pek yararlı olur zannındayım.

"- Hiçbir vakitte boş yere kan dökmek istemedik ve istemeyiz. Milletimizin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gerçek düşüncesi böyledir. Şimdiye kadar dökülen kanların sorumluları uygarlık dünyasınca tanınmışsa facianın devamına mahal yoktur.

"- Yunan ordusunu, yıllarca kendi topraklarını bile savunmadan aciz bırakacak bir surette bozdunuz ve perişan ettiniz, böyle büyük ve ezici bir zaferden sonra barışın kurulmasında siyasi görüşmeleri çetinleştirecek bazı yeni koşullar bahis konusu olacak mıdır?

 "- … Bugünkü Türkiye halkının ve hükümetinin hayal peşinde koşup kendi evini unutan ve harap bırakan sergüzeştçi insanlardan olmadığı (bilinmelidir)... Dolayısıyla tam kesinlikle açıklayabilirim ki, hükümetimiz zafer sarhoşluğu ile gerçek ve hayati çıkarlarını unutacak kadar mahmur olmamıştır. Biz yalnız, belli hukukumuzu güvenle elde etmekten ibaret olan esasları izleriz."145


Zafer konusunda Meclis'te yaptığı konuşmada, bunun bir düşmana karşı değil, bir fikri, inancı yükseltmek için yapıldığı sözleriyle başlar ve gelen barışın açacağı ufukları anlatan cümlelerle sona erer:

"Saygıdeğer arkadaşlarım! (TBMM ve Türk halkını) bütün dünyaya karşı temsil ettikleri özgürlük ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı kutlarım.

"Düşman elleriyle viran olmuş ve milletimiz tarafından her köşesini kurtarmak için seve seve can verilmiş ve çocuklarımızın kanıyla sulanmış olan yurdumuzun ufkunda artık barışın tatlı güneşi gecikmeyecektir. Arkadaşlar! Ulusumuz tek bir adam gibi, gösterdiği sarsılmaz birlik ve çaba sayesinde bu başarıyı elde etmiştir. Ulusumuzun barış işlerinde de, barıştan sonraki işlerde de, ayıi himmet, çaba ve birliği göstererek bu zaferi tamamlayacağına kuşku yoktur.

Bu zafer, bize bir olanak bahsediyor. Biz bu olanağı ülkemizin, milletimizin aydın, mutlu ve refahlı geleceği için kullanacağız."146
Savaş sırasında ve savaşın hemen ertesinde böylesine yoğun barıştan bahseden Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki her ilişkisinde aynı temayı işlemiştir.

Her yılki Meclisi açış konuşmasında aynı cümlelerle, barışçı niteliğini belirttiği görülür:

"Dış siyasetimiz barış ve sükûn vadisinde durmadan gelişme göstermiştir."147

"Esaslı reform ve kalkınma içinde bulunan bir ülkenin hem kendisinde hem çevresinde barış ve huzuru ciddi olarak istemesinden daha kolay açıklanabilecek bir durum olamaz. Bu içten istekten esinlenen dış politikamızda, ülkenin dokunulmazlığını, güvenliğini, vatandaşların haklarını herhangi bir saldırıya karşı bizzat savunabilmek kudreti de özellikle gözde tuttuğumuz noktadır." 148

"Dışarıda dürüst ve açık olan siyasetimiz özellikle barış fikrine dayanmaktadır. Uluslararası herhangi bir sorunumuzu barış aracılığıyla aramak bizim çıkar ve anlayışımıza uyan bir yoldur. (...) Uluslararası barış havasının korunması için Türkiye Cumhuriyeti iktidarı dahilinde herhangi bir hizmetten geri kalmayacaktır."149

Bu düşünce tarzıdır ki, Atatürk'ü, Musul, Hatay, Boğazlar sorunlarının çözümünde barışçı yolları aramaya yöneltmiştir.

Cumhuriyet'in 10. Yıldönümü nedeniyle Amerika Cumhurbaşkanı Roosevelt’e gönderdiği mesajda bunu açıkça belirtir:

"Türk Cumhuriyetinin en esaslı ilkelerinden biri olan, “yurtta barış, cihanda barış” amacı, insanlığın ve uygarlığın refah ve ilerlemesinde en temelli etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak, bizim için övünmeye layıktır." 150

Burada, "Yurtta Barış, Cihanda Barış" ilkesinin, ortak savunmayı, kolektif barışı tanımladığı belirtilmelidir. Kuskusuz bu konudaki en etken örnek, daha henüz birkaç yıl önce kanlı bıçaklı olan Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleştirilen yakın ve içten dostluktur. Bu konuda Atatürk'ün, ilk girişimlerin olumlu sonuçlandığı yıl ile, hayatının son döneminde verdiği iki demeç arasındaki büyük aşama, barışa inancı konusundaki içtenliğinin en yadsınamaz kanıtlarıdır:

"Komşumuz ve dostumuz Yunanistan Başbakanının ve Dışişleri Bakanının Ankara’yı resmen ziyaretlerini özel bir mutlulukla zikrederim. Türkiye ile Yunanistan’ın yüksek çıkarları birbirine zıt olmaktan tamamen çıkmıştır. Bu iki ülkenin içten bir dostlukla kendileri için güven ve güç görmelerinde isabet vardır."151

Elen Ordusu, donanması ve hava kuvvetleri temsilcisi General Metaksas'a (26.5.1937)

"Hudutlarımızın bir ve onu savunan kuvvetlerimizin bir ve ayrılmaz kuvvetler olduğunu söylemekle en büyük insanlık ve askerlik zevkini duyduğumu size bildirmekle mutluyum."152

143 1.3.1921, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri C.I, s.161-162.
144 Orhan Kologlu, Mazlum Milletler ve Türk Devrimi, 2 Basim, Kaynak Yay. 2004. s.113.
145 22.9.1922, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri C. III, s.40-41.
146 4.10.1922, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri C.I , s.240 ve 260.
147 1.11.1924, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri C.I, s.320.
148 1.11.1928, age, s.342-343.
149 1.11.1929, age, C.I, s.347.
150 29.10.1933, Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, C.IV, s.560.
151 1.11.1930, Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, C..I, s.351.
152 Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri C.IV, s.583.

Tan Hu
09.09.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 611



« Yanıtla #6 : 17 Eylül 2017, 11:33:04 »

HAFIZALARI CANLI TUTALIM İSTEDİM..

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.259 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.