Sevr Antlaşmasının Kökenleri
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 05:34:42


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sevr Antlaşmasının Kökenleri  (Okunma Sayısı 1548 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« : 04 Eylül 2017, 22:35:20 »

Bugün Lozan için acımasızca eleştiriler yöneltenler aslında bir anlamı ile Sevr'i mi savunmuş oluyorlar?

Lozan'ın bir eleştirmenleri bir de iftiracıları ve suçlayıcıları var. Şöyle ki: Montrö Lozan'dan sonra ve Lozan'ın bir maddesini değiştirerek, 1936 yılında oldu. Montrö antlaşması Meclisimizde bayram ilan edildi. Demek ki, Lozan'da bir eksiğimiz varmış, onu tamamlamışız. Lozan imzalandığında henüz Cumhuriyet değiliz, henüz medeni yasamız yok. Onlar Lozan'dan sonra adım adım tamamlanmış. Lozan'ın imzalandığı tarihte eksiğinden söz eden kişiye yıkıcı eleştiri diyemeyeceğiz. Ama tamamını yerden yere vurup, sanki Lozan emperyalizme teslimiyet anlaşmasıymış gibi üslupla, hakaretlerle yaklaşanlara yıkıcı olanların tümü Sevr'cidir.

O gün büyük kurtarıcı olmasa idi, kahraman Türk ordusu olmasa idi, Kuva-i milliye olmasa idi ki, Sevr yürürlüğe girecekti, gerçek anlamı ile bugün bir Türk devletinden bahsetmek mümkün olur mu idi?

Gerçek anlamı ile Türk'ten bahsetmek mümkün olur mu idi? Türk'ten bahsedilebilir mi idi? Çünkü Sevr'de ön görülen şey denize çıkışı kapalı, Orta Anadolu'da, çevresi tamamen düşmanlarla çevrili bir adacık şeklinde. Bu yaşayabilmek için çevresindeki herkese muhtaç olan ve dolayısıyla çevresindeki herkesin istediğini yerine getirmek, sizin ayakta duramayacağınız bir toprak parçası bırakılıyor, Türklere. Nasıl mümkün olacak yaşaması?

Çünkü onlar sadece siyasi, ekonomik dayatmalarda bulunmayacaklar, aynı zamanda asimilasyona yönelik kültürel dayatmalarda da bulunacaklar. Onun için Sevr antlaşması uygulanmış olsa idi, yüzyıl sonra Türk kalmazdı.

Büyük Atatürk Nutuk'ta diyor ki: 'Lozan antlaşması Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir suikastin yıkılışını ifade eden siyasi bir zaferdir' diyor.

Sevr'in bin yıllık kökeni ile başlarsak, belgelerle, bu denileni doğrulayıcı belgeler var. Bir kitaptan söz edelim. Kitabın Fransızca aslı 1914 yılında yayınlandı. Bu kitabın adı: Cent Projets de Partage La Turquıe (1281 - 1913) Türkçesi Türkiye'yi Parçalamak İçin 100 Proje. Yazan tarihte vermiş 1281 yılında başlıyor ilk proje, son porje ise 1913 yılında, bunlar proje ciddi ciddi, planlanmış, onaylanmış, uygulamasına geçilmiş projelerden söz ediyor. Balkan savaşının sonuna kadar getiriyor. Kim yazmış dersek bu kitabı, T.G. Djuvara bu kişi Romanyalı bir devlet adamı, diplomat ve kimin ön sözü ile yayınlanmış bu kitap, Fransız hukukçu ve eğitimci, Nobel ödüllü M. Louis Renault'nun ön sözü ile yayınlanmış. Neden bahsediyor bu kitap, bu kitap çok kalın 800 - 900 sayfa. İçinde de çok sayıda 18 adet harita var. Batılılar Sevr gibi kaç harita yapmışlar. O haritaların kendileri de bu kitapta mevcut.

Bu kitabın Türkçesi yok mu? Türkçesi olmalı. Çünkü bize Sevr paranoyağı adını takmışlardı. İkinci Cumhuriyetçiler, üçüncü Cumhuriyetçiler, şu, bu taifeler var birtakım, bunlar ne zaman Türkiye'nin parçalanması ve bölünmesine yönelik şu şu, bu bu yapılanlar dediğimizde, - Sevr paranoyası, Batının hiç de Türkiye'yi bölmek gibi bir derdi yok, siz bunu paranoya haline getirmişsiniz. - diyerek aşağılıyorlardı. Bu kitapta da görüleceği gibi paranoya değil, tarihsel kökenler var, genetik yani. O tarihte Türkçesi bulunamadı. Sonra meğer Osmanlı döneminde, kitap 1914 yılında yayınlanıyor ya, aynı yıl Osmanlıda yayınlanan donanma mecmuası, bunu Haziran 1914 yılından itibaren tefrika etmeye başlamış. Üstelik de bunu - Türkiye'nin taksimi hakkında 100 proje - adı ile fasikül fasikül vermeye başlamış. Giriş kısmında da Balkan savaşının hemen sonrası ama birinci dünya savaşının başlamasından da birkaç ay önce oluyor bu işler. Henüz Sevr'den, Sykes - Picot'dan kimsenin haberi yok. Yani Türkiye'nin parçalanacağının projesi de Anadoluya değil de, Türkiye'nin, o zaman ki Türkiye ikiye ayrılıyordu. Anadoluya Asya diyorlar, Türkiye'nin Trakya, İstanbul kısmına da Avrupa diyorlar.

 Avrupa Türkiyesi gitmiş durumda, insanlar Anadolu'nun kendilerine kalacağını sanıyor o tarihte. Onun bile bize kalamayabileceğini Donanma Mecmuası uyarıyor. Bu kitap tefrika ediliyor ilk Osmanlı döneminde. Bu kitabın Arapçası 1934 yılında, yurtdışında Arapçaya çevriliyor. Kitabın adı İslâm Aleminin Bugünki Hâli, Arapçası. Emir Şekip Arslan İttihat ve Terakki'nin Arap üyelerinden, Arap ayrılıkçılığına ateş püsküren, Osmanlıcı Arap ve Arap ihanetine ateş püsküren kişi Emir Şekip Arslan, bu kitabı Arapçaya çeviriyor. Türkiye'yi parçalama Tasarıları 100 Plan, Haçlı Taassubu ve Türkiye Düşmanlığı diyor. Bu kitap 1934 yılında Arapçaya çevrildikten sonra, ilk kez Isparta milletvekili Yakup Üstün tarafından bu kitap 1978 yılında Türkçeye çevriliyor. Fakat çeviriler birebir tam değil, çok fazla yoruma gidilmiş, güvenilir çeviri olmaktan uzak. İlk bilimsel çeviriyi diplomatımız Polat Tacar, emekli büyükeklçimiz 1999 yılında ciddi bir çeviri, kitabın ciddiyeti iler uygun olmayan bir sunum ile yayınlanıyor. Türkiye'nin Paylaşılması Hakkında ,Yüz Proje (1281 - 1913) - Gündoğan Yayınları, 1999 yılı birinci baskı, 2008 yılı ikinci baskı, yani aradan 9 yıl geçtikten sonra böyle mi ilgisiz toplumumuz var.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #1 : 04 Eylül 2017, 22:37:01 »

Türkiye'nin Parçalanması Hakkında 100 Proje adında yayınlanan bir kitap 9 yılda 1000 adet satmaz mı, böyle mi ilgisiz bir toplumumuz var acaba?

Bu kitaptan sonra Mehmet Fatih Ekinci - Haçlı Seferleri'nden Büyük Ortadoğu Projesi'ne Türklerin Avrupa ve Anadolu'dan Atılması 101 Plân ve Proje adlı bir kitabı var. Burada Djuvara'nın kitabından da yararlanılmış çok daha geniş özeti var. Bugünün büyük Ortadoğu projesini de ekliyor, dolayısıyla 101 oluyor.

Djuvara'nın kitabının en son bilimsel hâli ile basılan şekli, kitabın adı: Türk İmparatorluğunun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje (1281 - 1913) - İşbankası Bankası - Çeviren Polat Tacar, kitabın güzel tarafı son derece okunaklı, düzgün bir yayıncılık örneği verilmiş. Fakat esas önemli tarafı da paylaşım haritalarının tamamı yani 1914 yılında o özgün kitaptaki hâli ile aynı verilmiş. 1200'lü yıllardan gelen o haritalar renkli tıpkı basımı ile yayınlanmış. Çünkü parçalanma plânları çoğu kez harita ile de tamamlanıyor. Özgün hâlâ müzelerde olan haritalar bunlar. Parçalama plânı üreten kurum bir de harita ekliyor ona. Sevr haritasına bir 18 harita daha eklemiş oldu bu kitap. Hem de 1200'lü yıllardan 1913 yılına kadar olan haritalar.

Bu kitapta anlatılan 100 projeden bir tanesi bir kitap olmuştur. Kitabın adı, - 14. Louis ve İstanbul'u Fetih Tasarısı - Faruk Bilici - ve 14. Louis hâlbuki Osmanlının müttefiki, İstanbul'un fethini tasarlıyor. Osmanlının müttefiki ve dostu olan 14. Louis, İstanbul'un fethini plânlıyor, kuruyor ve ajanlar gönderiyor. Faruk Bilici, Türk Tarih Kurumu tarafından basılıyor. Hem Fransızca hem Türkçe. Burada bizim Çanakkalemizin 1600'lü yıllarda topografisini çıkartmışlar. Daha sonra Dardanel'i işgal edecekler ya yüzyıllar sonra, 1915 yılında Çanakkale'ye geldiklerinde ellerinde 300 yıl önce yapmış oldukları haritalar vardı. İstanbul tamamen çizilmiş, parsellenmişti. Mesafeler, suyun derinliği vs. her şey. Bu böyle bir kitap, bu kitabın en ilginç özelliği 14. Louis'nin İstanbul'a gönderdiği casuslarının raporlarını içeriyor olması. Fransız kralı 14. Louis'ye casuslarının sunduğu raporlarının birebir Türkçe çevirilerini içeriyor. 14. Louis'nin 1600'lü yıllardaki Sevr plânı o kitabın sadece 5 sayfasını oluşturuyor. O yüz projenin herbiri için böyle bir kitap yazılabilir. Osmanlının Akdeniz sahilleri Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, Suriye, Antalya, Mersin, İzmir, Bandırma, o zamanlar Yuybanistan da dahil çok geniş Adriyatik, Arnavutluğa kadar Osmanlı, nasıl bir kurnazlık yapıyorlar. Osmanlıyı çökertme projelerinden sadece birisi, bir müttefik donanması yapılır.

Bu müttefik donanması sahilleri dolaşır. Fas açıklarından Fas'a 5 - 6 tane bomba atar. Osmanlı oraya asker yetiştirmek zorunda kalır. Osmanlı oraya geldiğinde bu defa Suriye'yi bombalar. Osmanlı askeri oraya geldiğinde bu defa uzaklaşır, Mısır'ı bombalar. Yani sahilleri sürekli bombalar. Osmanlının yüzbinlerce askeri sürekli beslemesini sağlıyor ve sürekli hareket halinde, ihtiyacı olan yere de asker göndermesini engellemek için de uğraşıyor. Bunlar stratejik dostlar. Türk’ün dostu olur mu? Ancak geçici olarak, o an için çıkarına uyuyorsa oluyor, ama geçici durum değişince bırakacak şekilde. 1914 yılında yayınladı kitabı, birinci dünya savaşı patlak verdi. 101 – 102. Plânlar geliyor. Sayın Taner Baytok, emekli büyükelçimiz İngiliz Belgeleriyle Sevr’den Lozan’a adlı kitabı yayınladı. Dünden bugüne değişen ne var? İngiliz parlamento kayıtlarını, burada kim ne konuşmuş, Lord Curzon parlamentoda ne konuşmuş, aralarındaki yazışmalar ne imiş, bunları belge olarak önümüze sunuyor. Savaş sırasında yapılan Türkiye’yi bölme plânlarını 4 kalemde topluyor. Biri diyor ki, 1915 Mart, Nisan ayları arasında İstanbul anlaşması ile İngiltere, Fransa ve Rusya arasında, boğazlar, Marmara Trakya, İstanbul Rusya’ya bırakılıyor. Hemen arkasından 1915, 26 Mart’ta Londra anlaşması İngiltere, Fransa, Rusya arasında Türkiye’yi parçalama plânları ama bu arada savaş sürmekte. 1916 yılının Mayıs ayında Sykes – Picot anlaşması, çok ünlü, o da İngiliz, Fransızların kendi aralarında anlaşması. Orada Rusya, Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis, Fransa, Lübnan, Suriye, Adana, Doğu Akdeniz, klikya, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Musul, İngiltere Bağdat’ı alacak bir de Güney Mezapotamya, Akka, Hayfa. 1917 yılının Nisan ayında da Saint – Jean de Maurienne Anlaşması, İngiltere, Fransa, İtalya arasında. Djuvara’nın bunlardan haberi yokken 100 proje vardı. Dört tanede bunlar eklendi. Yani 4 yıl içinde dört tane eklendi, 104 oldu. İttihat ve Terakki’nin hukuk ve ekonomi danışmanlarından Kont Ostrorog, 1917 yılında o da Le Probleme Turc – Türk Sorunu, adlı kitabı yazıyor.

Fakat kapakta Kont Leon Ostrorog’un adı yok, kitabı yazanın adı yok, ön sözü yazanın adı var. Burada da diyor ki, Ostrorog, Djuvara Türk İmparatorluğu’nu parçalamak için 100 proje adlı kitabını yazmıştı, benim kitabım ise 101. diyor. İttihat Terakki’nin danışmanı, proje üstüne proje yapılıyor. 1919 yılında Türkiye yenildikten Mütareke yapıldıktan sonra bu defa Ostrorog’un kitabı kapağa adı yazılarak hiçbir şeyden çekinip, korkmayarak İngilizceye çevriliyor. The Turkısh Problem, o da Fransız haklarını savunuyor. Tezi de Osmanlıya en çok para ve borç veren Fransa, en büyük toprağı da o almalı, demiş. İttihat Terakki’nin danışmanı, boğazda Ostrorog yalısı var. Ostroroglar önemli. Ostrorogları anlamak için Babadan Oğullara Ostrorog’lar diye bir makale var incelenmelidir. 1925 yılında İsviçre medeni hukuku Türk medeni yasası olarak kabul edildikten sonra ‘Ankara Reformu’ diye yurtdışında bir kitapta çıkartmış, aynı zamanda Türkçe olarak. 1917 yılından sonra bu defa da 1918 yılında Wilson’ın Anadolu haritası çıkıyor ortaya, Anadolu’nun doğusu Ermenistan, Amerika’nın başkanı yani tasarısını icra edebilecek birisi. Amerika’da ortaya bir plân çıkarıyor.

Bunlar hep Sevr’den önce.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #2 : 04 Eylül 2017, 22:38:17 »

Birinci Dünya savaşı sonunda bir mütareke yapıldı. Silah bırakışması imzalandı. Mondros’ta Agamemnon zırhlısında, Agamemnon kim, ne bilindiği üzere Truva savaşlarında galip gelen tarafın komutanının adı. Yani simgesel adlar ve yerler seçiyorlar Batılılar siyasi ilişkilerinde, bunlardan birisi de Agamemnon zırhlısı. Mondros mütarekesi barış anlaşmasına giden ara dönem yaratıyor. Mütarekeden sonra yapılması gereken şey barış antlaşması.

Nitekim Paris Barış konferansı Almanlarla, Bulgarlarla, Avusturyalılarla çeşitli anlaşmalar, yenilen taraf galip devletlerin huzuruna gidip birtakım şartlar dikte ediliyor ve karşılıklı imzalanıyor. Osmanlıya sıra ne zaman gelecek, 30 Ekim 1918 yılında Mütareke imzalanmış, 14 - 15 Mayıs 1918 Yunan Ordusunun İzmir’e çıkma günleri. Yunan ordusunun İzmir’e çıkması derhal saltanat şurasının toplanmasına yol açıyor. Aynı gün Mustafa Kemal Atatürk hareket ediyor Bandırma vapuru ile, İzmir’in işgalinin protestosu söz konusu. Fransız işgal kuvvetlerinin İstanbul’daki siyasi temsilcisi, Osmanlı sadrazamına diyor ki, - Siz Paris Barış Konferansına başvurun, orada söyleyin bu İzmir’in işgalinin haksız oluduğu, Mütareke hükümlerine aykırı olduğunu, görüşlerinizin tümünü pekâla Paris Barış Konferansında dile getirebilirsiniz. İşgal kuvvetlerinden siyasi temsilcinin böyle bir teklif getirmesi bir tür davet. Yani ‘ Paris Barış Konferansına davet’ oluşturuyor. Bizim bir heyetimiz Rıza Tevfik var, Sadrazam Damat Ferit Paşa, Filozof Rıza Tevfik, Bern Büyükelçimiz Reşat Halis Bey, Maliye Bakanı Tevfik Bey’den oluşan bir heyetimiz, Paris Barış Konferansı’na gidiyor. Fransız gemisi demokrasi zırhlısı ile bu defa gidiyorlar. Fransızlar demokrasi zırhlısını tahsis ediyorlar bizim ilerde adı Sevr olacak konferansa onlar götürüyor.

Bu heyetin başına neler geldiğini Filozof Rıza Tevfik, anılarında (Biraz da Ben Konuşayım) adlı kitabında anlatıyor. Elde bir projelerinin olmadığını, gemide Damat Ferit Paşa yazıyor projeleri, nerede ise heyetteki hiç kimseye danışmaksızın tek başına hazırlamış olduğu bu projeyi, konferansa Kabul edildikleri 17 Haziran 1919 gününden bir, iki gün önce ancak diğer üyelere açıp, vakit yok diy emrivaki yaparak, okuyun diyor. Ne okuyor orada, Ferit Paşa’nın okuduğu metni birçok kaynak özet olarak veriyor. Çok ilginç bütün bu belgeleri Sevr antlaşmasına doğru Atatürk’ün yüzüncü yılında Atatürk’e Armağan dizisinde, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yayınladı, Sevres Andlaşmasına Doğru Çeşitli Konferans ve toplantıların tutanakları ve bunlara ilişkin belgeler Osman Olcay, 1981 yılında yayınlanıyor. Hurşit Tolon’un Sevr’e Giden Yol, kitabında özet değil, tam çeviri ile yayınlanıyor.

Şaşıracağımız 315. Sayfasında 17 Haziran 1919 yılı Damat Ferit’in galip devletlere getirdiği elden de verdiği teklifimiz, Osmanlı metni buradadır. Burada yazılı olan şey şu: Biz Batı medeni hukukunu tanıyacağız. Atatürk Lozandan sonra İsviçre medeni yasasına, Türk medeni yasası olarak Kabul edişimize ne diyorlar: Lozan’da dayatıldı. Ama Damat Ferit’in önerileri arasında Batı medeniyet hukukunun Kabul edilmesi önerisi var. Sorun şu ki reddediliyor. Galip devletler 1919 yılının 17 Haziran günü Osmanlı heyetinin kendilerine sunduğu her şeyi reddediyorlar. Bir konu da ‘hukuk-I medeni Avrupainin Türkiye hakkında tamamen geçerliliğinin tanınması’, Halife padişah Vahdettinin dayatması bu. Teklif eden halife reddeden galip devletler. Çünkü Avrupa medeni yasası Avrupalı devletlerin gözünde, sömürgelerde uygulanamayacak bir yasadır. Bu kitapta Osmanlıca belgesi yanında Türkçesi ile yayınlanmıştır. Sadece reddedilseler iyi, kovuluyorlar da. Birkaç gün sonra cevapları 24 Haziran 1919 günü çok aşağılayıcı galip devletler önerisi yayınlanıyor. - Ne uygarı, siz uygar değilsiniz – diyorlar. Devletler arası hukuku Prof. Dr. M. Cemil Bilsel’in Lozan adlı kitabında birinci ciltte 233. Sayfada klemansonun cevabı olarak geçiyor.

Burada Cemil Bilsel, cevabi bildirinin tam metnini vermiştir. Osman Olcay’ın kitabından o bildiri: Konsey yani galip devletler - Türk Ulusu’nun iyiliğini ister. Pek yüksek niteliklerine değer verir. Ama bu nitelikler arasında yabancı soyları yönetebilmek yeteneğinin de sayılabileceğini kabul etmez. Bunun deneyi o kadar uzun süredir yapılmakta ve o kadar çok kez yinelenmiş bulunmaktadır ki, sonucu artık hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır. Tarih bize pek çok Türk yengisinden ve pek çok Türk yenilgisinden ve bağımsızlığını yitirmiş uluslardan, kurtarılmış uluslardan söz eder durur. Andırıda bile, (yani Damat Ferit Paşa’nın sunduğu bildiride) yakın zamanlara kadar Osmanlı egemenliği altında bulunmuş olan toprakların küçülmesine değinilmektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki, bu değişikliklerin hiç birinde, ister Avrupa’da, ister Asya’da isterse Afrika’da olsun, herhangi bir ülkede Türk yönetiminin kurulmasını, o ülkenin maddi gönenç ve ekin (kültür) düzeyinde bir azalmanın izlememiş olmasına rastlandığı görülmemiştir. –
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #3 : 04 Eylül 2017, 22:39:28 »

Yani nerede Türk egemenliği varsa o ülke Türk egemenliğinden önceki durumundan çok daha geriye gitmiştir. Bunun bir tek istisnası bile yoktur diyor, belge. Yine aynı biçimde Türk yönetiminin sona ermesi sonucunda maddi gönencin artmadığı, ekin (kültür) düzeyinin yükselmediği de görülmüş değildir. Ne Avrupa Hristiyanları arasında ne de Suriye, Arabistan ve Afrika müslümanları arasında Türk eline geçirdiği ni hiçbir zaman gösterememiştir.

 Türk’ün nitelikleri arasında bu yoktur. – Yani karakter tahlili yapıyor. Şimdi bu bir Barış Anlaşması olacak değil mi, sizce bu anlayıştaki galip devletler Türk ile nasıl bir barış yapacaklar? Hakaretler yağdırıyor Türk’e. Öyle değil mi? Yok olmalı diyor. Dediği şey, özeti o. Bildirinin sonuna doğru geliyor, diyor ki: - Türkler kendi yeteneklerinin dışında bir işe giriştikleri için (yine yeteneksizlik atfediliyor, sürekli aşağılıyor) sürekli Türk soyu, Türk ırkı, Türk halkı yani aşağılanan Türk yani burada. Bu aşağılama basında bomba gibi patlıyor. Osmanlı Barış anlaşması için sadrazamını gönderdi. Damat Ferit Paşa, kendisi orada birtakım taleplerde bulundu. Taleplerinin özü hilafet yerinde kalsın, saltanat yerinde kalsın, savaştan önceki Osmanlı İmparatorluğu haritaları devam etsin, diyor yani. Adamlar kan dökerek işgal ettikleri toprakları Damat Ferit’in isteği üzere hadi o zaman gidelim diyecekler yani, gibi.

 Dünyadan haberi yok bu adamın diyorlar. Neler oldu neler bitti, kim nereyi neden aldı, o kadar yıl sürmüş bir savaş var, o kadar insane ölmüş. Hilafeti kabul ediyor. Hilafet ve saltanat devam edecek onda bir kuşku yok diyor. Saltanatı kabul ediyor. Çünkü bu bir din savaşı değil ki, diyor. Yani siz İstanbul’da kalın. Hilafet ve saltanat İstanbul’da kalsın ben Türkleri asimile edeceğim diyor. Bu bir din savaşı değil diyor galip devletler. Katolik Almanya, protestan Avusturya, Müslüman Türkiye, bu üçünün diyor bir cephede bulunduğu, öbür tarafta Protestan İngiltere, Katolik Fransa, Katolik İtalya ve Müslüman Araplar bir cephede, neresi bunun din savaşı diyor. Din savaşı değil bu, Türk’e karşı savaşım diyor. Ve şunu da ekliyor, bizim şu anda işgal ettiğimiz topraklardaki müslümanlar, biz işgal etmezden once dinlerini, ibadetlerini nasıl yerine getiriyorlarsa, şu anda da aynı şekilde yerine getirirler, Camiler yerinde duruyor, ibadetlerini yapıyorlar. Kimse senin ibadetini engellemiş değil ki, diye bir cevap veriyorlar. 24 Haziran 1919 yılında bu aşağılayıcı cevabı aldıktan sonra Damat Ferit ve heyeti hâlâ Paris’teler. Hem Türkiye’de hem Avrupa’da bu husus basına yansıdı. Galip devletlerin görevlilerinden biri olan Balfor bir mektup gönderiyor Damat Ferit’e: - Artık sizing Paris’te kalmanıza hiç gerek duymuyoruz - diyor galip devletler.

Şimdi bu muameleyi haketmiş bir durum söz konusu. Damat Ferit ve ekibi o mektubu aldıktan sonra ancak Türkiye’ye dönüyorlar. Galip devletlerin bu Haziran 1919 yılında yayınlamış oldukları bildiri onların Türklerle nasıl bir barış anlaşması Türklerle düşündüklerinin en temel ip uçlarını veriyor. – Türklerin yönetimine bırakılmayacak hiçbir Türk olmayan topluluk. Irka göre bölünmüş, Türk Irkı var kafalarında ve Anadolu’da Türk olmayan, Türk ırkından olmayan başka ırklar var. Galip devletlerin kafası ırkla çalışmakta ve Türk ırkına bir yer, Anadolu’nun ortasında küçük bir yer, etrafa Türk olmayan ırklar için verilen devletler, İstanbul’da Haliç’de küçük bir toprak parçasında halife ve sultan, 700 kişilik muhafız birliği, o orada yaşayacak.

Bu şekilde olacak. Yabancı soyları asla yönetmeyecek Türkler. Kararları bu. Bizim heyetimiz Osmanlı heyeti İstanbul’a döndükten sonra galip devletler kendi aralarında Osmanlı devletine imzalatacakları, ileride Sevr adını alacak metni aralarında konuşmaya, tartışmaya başlıyorlar. 1919 yılı Haziran ayından sonra Mayıs 1920 yılına kadar geçen sürede Sevr anlaşmasını kendi aralarında konuşarak oluşturmaya çalışıyorlar. Osman Olcay’ın Sevres Andlaşmasına Doğru kitabı bize, galip devletlerin Sevr anlaşmasının metnini oluştururken, kendi aralarında yaptıkları konuşmaların tutanaklarını vermesi bakımından en az Lozan tutanakları kadar önemli. Bu belgeler içinde günümüzü de ilgilendirecek çok mühim sözler geçiyor. Meselâ: Sayfa 122, galip devletler neye karar veriyorlar: - Türk İmparatorluğundan, Türk olmayan soyların yaşadığı tüm bölgeleri ayırmak kararı – nı vermişler. Irka gore toprak ayırımı yapıyorlar. Sonra devam ediyor: - Bu soylar: Araplar, Ermeniler, Suriyeliler, ve kesin olarak Türk olmadıklarına gore Kürtlerdir.

İşte bunları Türk egemenliğinden koparmak, toprak ile birlikte. Kürdistan ile ilgili sorunları var. Ve devam ediyor, diyor ki: - Kürdistan’a gelince yeni bir öğedir ve geleceği Sykes – Picot bölgesinde çizilmiş değildir. Orada çeşitli madenlerin değeli ocakları olduğunu sanmaktadır. Kilikya’da bakır, ve bazı başka madenler bulunmakta ise de, Britanya bölgesinde çok daha büyük değerde maden kaynakları olduğu savındadır. –
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #4 : 04 Eylül 2017, 22:41:01 »

Değerli madenler nedeni ile bir Kürdistan üretmek, orada bir sorun çıkarmak. Burada çok ilginç olan şu, diyorlar ki, Sykes – Picot’da Kürdistan ön görülmedi. Bu yeni bir konu olarak ortaya çıktı. Niye? Madenleri var. Yani savaş içinde Kürdistan diye ayrı bir bölge hiç düşünmemişler. İngilizle anlaşmalarında bile ayrı bir Kürdistan yok. Fakat Sevr için görüşmelerinde ortaya çıkıyor ki, Türklerin değerli madenleri vs. olduğuna gore ayrı bir Kürdistan kursak hiç fena olmaz, şeklinde davranıyorlar. Fakat ilginç bir şey, aldıkları karar Kürdistan (sayfa 466) ile ilgili olarak diyorlar ki, - O ülkeyi yani Kürdistan denilen yeri Türkiye’den ayırıp özerklik vermenin iyi olacağı düşünüldü. Ancak Kürtlerin kendilerinin ne istediğini ve özerk bir devlet olarak örgütlendirilecek olurlarsa ne denli bir denge oluşturabileceklerini kestirmek güçtür. Kendisi, kişisel olarak, Kürtlerin duygularını anlamaya çalışmıştır. İstanbul, Bağdat ve başka yerlerde soruşturmalar yaptıktan sonra, sonuçta temsil yeteneği olan bir Kürt bulmak olanağını elde edememiştir.

Hiçbir Kürt kendi özel kabilesi ötesinde hiçbir şey temsil etmediği izlenimi edinilmiştir. (1920 raporundan söz ediyoruz, o yıllardaki düşünceleri bu) Şerif Paşa kendini Kürtlerin temsilcisi gibi göstermişse de, onu böyle tanıyan olmamıştır. Öte yandan Kürtlerin arkalarında bir Büyük Devlet olmadıkça, varlıklarını sürdüremeyecekleri düşüncesinde oldukları izlenimi edinilmiştir. İngiliz korumanlığını isteyerek kabul edecekleri ve Fransız korumanlığını isteyecekleri kuşkusuzdur. Ama ne Fransız, ne de Büyük Britanya bu gerçekleşecek olurlarsa ki, her ikisinin de istemeyeceği umulur. Kendilerinin Türk koruması altında bırakılmalarının yeğlenebileceği düşüncesinde oldukları sanılıyor. Kürtler Türk yönetimine alışmıştır ve değişik bir koruyucu keşfedilemeyecek ise, Türkiye’den ayrılması güç olacaktır. Musul ilinin dağlık kesiminde Kürtler oturduğu için Güney Kürdistan’ın bir bölümü İngiliz çıkarlarını ilgilendirir. Bağımsız bir Kürdistan düşünüldüğü sırada bu Kürtlerin Musul ilinin öteki bölümlerinden ayrılarak yeni bağımsız Kürdistan Devleti’ne bağlanabileceğini ummuştu. Şimdi aldığı bilgilere göre ise, Musul ilinin bölünmesi uygulamada yapılamayacak ve buna ilk karşı koyanlar, bu Kürtlerin kendileri olacaktır. –

Böyle devam ediyor. Galip devletler Sevr antlaşmasının metnini oluştururken devletlerin kendi aralarındaki tutanaklarda hangi kesime ne gözle baktıkları, bugün açısından dab u görüşlerin yürürlükte olup, olmadığını düşündürmesi bakımından anlamlı bir durum. Sevr antlaşması Osmanlıya sunuluyor. Biz kendi aramızda bir anlaşma yaptık Mayıs 1920, sen de gel bunu imzala, diyorlar. İşte bu metin, Osmanlı İmparatorluğunun Çöküş Belgeleri, (Mondros Bırakışması, Sevr Andlaşması, İlgili Belgeler) Seha Meray, Osman Olcay’ın kitabında tam çevirileri ile yayınlanmıştır. Burada daha once de Sevr anlaşmasında İstanbul’da Padişah ve Sultan bırakılıyor. Siyasal Hükümler bölüm üç, Madde 36. - İşbu Andlaşmanın hükümleri saklı kalmak koşulu ile, Bağıtlı Yüksek Taraflar Osmanlı Hükümetinin İstanbul üzerindeki haklarına ve sıfatlarına dokunulmaması ve bu Hükümetle Majeste Padişah’ın bu kentte oturmak ve bu kenti Osmanlı Devleti’nin başkenti tutmak bakımından özgür olduklarında görüş birliği içindedirler.

Bununla birlikte, Türkiye işbu Anlaşma ile bunu tamamlayan andlaşmaların ve sözleşmelerin hükümlerine, özellikle soy, din, dil azınlıklarının haklarına dürüst bir biçimde saygı göstermekte kusur ederse, Müttefik devletler, yukarıda belirtilen hükmü değiştirmek hakkını kesinlikle saklı tutarlar ve Türkiye, bu bakımdan alınacak bütün kararları Kabul etmeyi şimdiden yükümlenir.

Kürdistan ile ilgili madde çok ilginçtir. Madde 62. Sevr maddesi
Burada ilginç olan 64. Maddedir. – İşbu Andlaşmanın yürürlüğe konuşundan bir yıl sonra, 62. Madde de belirtilen bölgelerdeki Kürtler, bu bölgelerdeki nüfusun çoğunluğunun Türkiye’den bağımsız olmak istediklerini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti Konseyi’ne başvururlarsa ve Konsey de bu nüfusun bu bağımsızlığa yetenekli olduğu görüşüne varırsa ve bu bağımsızlığı onlara tanımaya Türkiye’ye salık verirse, Türkiye bu öğütlemeye (tavsiyeye) uymaya ve bu bölgeler üzerinde bütün haklarından ve sıfatlarından vazgeçmeyi, şimdiden yükümlenir.

Bu vazgeçmenin ayrıntıları başlıca müttefik devletlerle Türkiye arasında yapılacak özel bir sözleşmeye konu olacaktır.
Bu vazgeçme gerçekleşirse ve gerçekleşeceği zaman, Kürdistan’ın şimdiye dek Musul ilinde (Vilayetinde) kalmış kesiminde oturan Kürtlerin, bu bağımsız Kürt Devletine kendi istekleri ile katılmalarına, başlıca Müttefik Devletlerce hiçbir karşı çıkışta bulunulmayacaktır.

Koçgirili Alişan Bey, isyancı saflara daha fazla aşiret çekmekte hayli başarılı idi. Alişan Bey ve diğer aşiret reisleri, isyana kayıtsız kalan Kürtleri de saflarına çekmek için Hozat’a (Tunceli) kadar geniş bir sahada çalıştılar. Çemişkezek’te iştişarede bulunan aşiret reisleri, Kürt istiklalinin ilan edilmesine destek verme kararı aldılar.

Kürt liderlerinin katıldığı bir toplantıdan sonra, 15 Kasım 1920 yılında Ankara’daki hükümete bir muhtıra göndererek 20 Kasım’a kadar cevap verilmesi için sure tanıdılar. Ankara hükümetinden şu isteklerde bulunmakta idiler: - Ankara Hükümeti, İstanbul Hükümeti’nce Sevr’de Kürdistan’a tanınmış muhtariyeti tanıyıp tanımadığını açıklamalı. – Ankara Hükümeti, muhtırayı kaleme almış bulunan Dersim’li liderlere muhtar Kürdistan’I idare tarzına dair tavrı konusunda malumat vermeli. – Elaziz, Malatya, Sivas ve Erzincan zindanlarında bulunan tüm Kürtler derhal salıverilmeli. – Kürt ekseriyete sahip vilayetlerde bulunan Türk memurlar derhal çekilmeli. – Koçgiri havalisine gönderilen Türk askeri kuvvetleri geri çekilmeli.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #5 : 04 Eylül 2017, 22:42:14 »

Ankara Hükümeti, talepleri değerlendirmek üzere Elaziz’den Dersim’e bir heyet gönderdiğinde de, heyet azaları dikkate alınmayarak kovuldular. Bundan sonra Kürtler 25 Kasım’da Ankara’ya bir tel çekerek, Sevr muahedesi hükümleri uygulanmalı. – derler. Zaten galip devletlerinde söylemlerinde - Kürtler bağımsız olma yeteneğini, kendilerinde var olduğunu kanıtlarlarsa – der. Bu kışkırtıcı tavır ayaklanmalar ile sonucunu verir.

Sevr antlaşmasını metnini Osmanlı görüşürken, anlaşmanın onaylanmasını Vahdettin istemiştir. Şayet biz bu anlaşmayı kabul etmezsek yok oluruz. Vahdettin şöyle bir taktik uyguluyor. Anlaşmayı imzalamayı evet diyenler ayağa kalksınlar deyip, kendisi ayağa kalkıyor. Fakat görgü kuralları uyarınca Padişahın ayağa kalktığı yerde oturmak görgüsüzlük, o nedenle herkes ayağa kalkıyor.

İçlerinden yalnız bir kişi, topçu feriki Rıza Bey, oturduğu yerde kalıyor ve imzalamıyor. Vahdettin Kabul ediyor ve ettiriyor. Bunun ayrıntıları Tarık Mümtaz Göztepe’nin Osmanoğullarının Son Padişahı Vahidettin adlı kitabında mevcut. Bütün bu belgelerden sonra bizim büyük millet meclisinde, - Sevr şayet onaylanırsa ne yapacağız - görüşmesi açılıyor. (26 Mayıs 1920) – Sevr’I zorla uygulatmaya kalkarlarsa savaşacağız – görüşmeleri yapılıyor.

Sevr niçin uygulanmadı diye soranlar olursa, 14 Ağustos 1920’de T.B.M.M.’de Bolu mebusu Tunalı Hilmi Bey, - Sevr’in imzalanmasından dolayı aydınlatma kurulları kurularak halkımıza bu bilgiler verilmeli. Bu antlaşma ile ilgili tutumumuzu, reddettiğimizi açıklamalı – diyor. Bu antlaşmanın halka, ihanet antlaşması olduğu, Sevr paçavrası 1920.

Şark Cephesi Kumandanı Kâzım Karabekir, 17 Ağustos 1920, bir telgraf gönderiyor T.B.M.M’ne ve diyor ki: Ankara’da Meclisi Milli Rayasetine; - Vatansız, vicdansız üç serserinin, yine kendileri gibi millet ve vatanla alakası olmayan birkaç kişi namına sulh muahedesini imza ettiklerini ajansta gördük. Mücadele –I maiyemizde daha büyük bir azim ve imanla devam tekiden ahdettiğimizi arz eylerim. İstanbul’da teşekkülünü evvelce duyduğumuz Şürayı Saltanatta Türkiye’nin hayati mevcudiyetini söndüren bu zalim muahedenin (antlaşmanın) imza edilmesine karar ve rey veren esamilleri malum eşhasın ve muahedenameye vazı imza edenlerin ihaneti vataniye ile ittiham olunmasını ve haklarında hükmü gıyabi verilmesini bu vatansızların isimlerinin her yerde lanetle yadedilmesinin ilan ve tamim olunmasını arz ve teklif eylerim.

Sevr niye uygulanmadı, Vahdettin istemedi ondan diyenlere, T.B.M.M.’nin Sevr’I onaylamadığı, onaylanmasını vatana ihanet olarak ilan ettiği ve zorla uygulanması halinde savaşırız diye ilanda bulunduğu için, galip devletlerin kendileri imzalamamışdır da ve Vahdettin’e her konuda baskı yapıldığı iddia edilir ancak Sevr’I onayla baskısı yapılmamıştır Vahdettin’e.

Sevr’in uygulanmayacağına T.B.M.M.’I – Savaşırız – reddediyoruz – tanımıyoruz bu antlaşmayı – dediği için yürürlüğe konamadı. Vahdettin onaylamadığı için yürürlüğe konamadı diye yutturmak da, bir kesimin bugüne kadar sürdürdüğü bir propaganda. Sevr’in bir maddesi de şu: -

Sevr’de İstanbul Hükümetine tanınan Haliç’te küçük bir bölge ancak Anadolu hareketinin başının ezilmesi halinde hak edecekleri bir şey – deniyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.834


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #6 : 04 Eylül 2017, 22:47:46 »

Çi-Çi teşekkürler, Harikasın!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #7 : 04 Eylül 2017, 23:01:40 »

Türk ırkını yok etmek üzere plânları 1281 - 1913 yılları arasındaki projeler ve günümüze gelene dek sonrası. Asıl mühim olan şey, mücadele eden kimselerin sayıca az ama önemi itibarı ile çok değerli birkaç temel prensibi gayet açık bir biçimde öğrenmeleridir. Ben teşekkür ederim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TÜRKÇÜGÖKHAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 352


%100 Türk!


« Yanıtla #8 : 04 Eylül 2017, 23:25:40 »

Atalarının canıyla, kanıyla kazandığı bu cennet vatanı, yabancılara peşkeş çeken ve İngiliz gemisiyle yurt dışına kaçan Vahdettin, yüce Türk milletinin nazarında vatan haini olmakla beraber aynı zamanda Osmanlı hanedanın da yüz karasıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ben ve milletim Tanrı'nın kırbacıyız. Tanrı yoldan çıkan milletleri cezalandırmak için bizi gönderir.
Tengri Yolcusu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 146


Tengri Biz Menen


« Yanıtla #9 : 05 Eylül 2017, 12:18:44 »

Lozan'ı kötüleyip Sevr'den bihaber bir kitle ciddi ciddi ülkede var. Nereye sürüklenirse oraya götürülen bu kitle zamanında kabul ettikleri manda ve himayeyi bugün yine olsa yine kabul ederler. Sözde milliyetçi geçinen bu kitle tamamen Türk ve Türkiye düşmanıdır. İki antlaşmaya da baktığımızda harita üzerinde zaten gözleri gören, kafası az da olsa çalışan birisi eğer ki kulluk etmiyorsa idrak eder.

Güzel paylaşımınız için teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Saygı olsun bu çelik atlıların demir tuğuna,
Tuğu kaldırmış olan orduların başbuğuna.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.063 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.