Nazım Hikmet'in Namık Kemal hakkında yazdıkları ve aldığı cevaplar
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 10 Aralık 2019, 17:35:10


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Nazım Hikmet'in Namık Kemal hakkında yazdıkları ve aldığı cevaplar  (Okunma Sayısı 6450 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« : 06 Mart 2012, 20:40:40 »

Önceleri arası nispeten iyi olan Peyami Safa ve Nazım Hikmet (Peyami Safa daha önce Nazım Hikmet'i edebi anlamda desteklemiştir) siyasi konulardan başlayarak bozuşmuştur ve aralarındaki kavga ünlüdür. Daha önceleri Rusya'dan Türkiye'ye döndükten sonra "Putları Yıkıyoruz" başlığı altında seriler yazan ve Türk edebiyatındaki birçok kişiye saldıran Nazım Hikmet (ve avanesi) için bu normal bir durumdur. Fakat bu kavganın sürdüğü 1935 yılında Nazım Hikmet, Peyami Safa'ya hitaben yazdığı "Bir Provokatör Üstünde Hiciv Denemeleri" adlı şiirde Namık Kemal'den bahsederek:

bir düşün ey yetimi Safa,
bir düşün ve hatırla ki, son defa :
O, takma aslan yeleli Namık Kemal üstadın senin;
abanoz ellerinden
                 zenci kölesinin
som altın taslarla şarap içerek
ve "didarı hürriyet"in dizinde
                        kendi kendinden geçerek :
"Yüksel ki yerin
            bu yer değildir,
Dünyaya geliş
            hüner değildir!" demiş...
Sen de yükseldin uyup
                          onun sesine
"La dam o kamelya"nın fesli figüranlığından
Ahmet Haşimin "Degüstasyon"daki iskemlesine..



ve


Bir düşün oğlum,
bir düşün ey yetimi Safa,
bir düşün ve benden öğren ki son defa :
FİKİR dediğin
              şeyin
Karabet ustanın uduna benzemez suratı.
O, ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız,
ne "Vatan-Silistre"de Abdullah çavuşun tiradı,
ne de "Bir Akşamdı"da müteverrim bir bayan ilacıdır.
O, şahlanmış bir savaş kılıcıdır.
Bu ata atlıyacak yürek
ve bu kabzaya bilek
                     gerek....



şeklinde yazması bu tartışmayı iki kişi arasından çıkarıp ülke çapında bir hale dönüştürmüştür. Peyami Safa köşesinde buna uzunca bir cevap yazmıştır. Onun dışında Abdülbaki Gölpınarlı da bu tartışmaya katılıp şöyle bir şiir yazmıştır:


sen çıkmadın
seni çıkardılar karşımıza!
didon sakallı, kanlı gözlüler seni
tuttuğunu koparır sanıp kimseyi katmadan yanına,
ilk önce seni avlayıp
seni saldırdılar bu milliyet kervanına!

bir düşün çocuğum,
bir düşün ey yetim-i vatan,
bir düşün ki, dünya bu.. belki o zaman
utanabilesin:
sen bu saldırmada
kenarı delik
perdede bir göstermelik;
halledilmiş bir meselsin!
sen de bilirsin ki vatan evlatlarının, adsızların âdeti değildir
bir et yığınına
elin çılgınına
bir kötü fikir simsarına kızıp pataklamak;
patronına kızıp
simsarını haklamak!
ağızlarını kullandığın apaşların
vatan evlatları çabuk duyarlar gidişini.

ben sadece göstereceğim bir yılanın
mülevves ve müselles kafasını ezip
bu mukaddes ve tertemiz vatanın
bağrında gezip
zehirlemeye çalışanların leşini.

bir düşün çocuğum,
bir düşün ve inkâr etme ki
daha dün mahkemede yazdığını inkâr edip
mürekkebi kurumayan yazılarını yalamak;
mertlik yolundan yan çizip, çekilip,
yiğitlik ondur: dokuzu kaçmak
biri hiç görünmemek ve durmamak
diyip kaçmak,
sonra da karşısındakini
cılız görünce el kol sallamak
elense edip bir çelmeyle yere çalmak
senin âdetindir.
başkasının çaldığı hava ile dandini oynamak
sana dindir.

bugünlük senin ağzını kullanacağım: ulan
yalancı pehlivan!
"ölüleri rahat bırak oğlum"
dedikten sonra bilmem kime çatmak için
ve birkaç afi satmak için
bu millete milliyetini duyuran,
zulmü, istibdadı, tahakkümü kıran,
büyük türk'e, namık kemal'e sövmek,
içtiğin moskof şarabının lezzetinden olsa gerek!
dünün büyüklerine bugün söven,
yarın da bugünün büyüklerine söver..
bayım, apaş ağzıyla yalnız kendisini över!
galiba aynaya baktın ki
takma arslan yeleli
aksini gördün
ey yetim-i vatan!
o vatan kahramanı sürgünlerde çürürken bile
"felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin
dönersem kahpeyim millet yolunda bir azîmetten"
derdi,
ve...
sözünü ispat ederdi!
sırtlan tabiatla nebbaş!
apaş
ağzı kullanarak ona çatacağına
kime çatmak istiyorsan açıkça çatsana!
mukaddes kemikleri kendisine siper yapan sen,
milliyet kervanına saldırırken
yerinde saymaktasın!
abdullah çavuş
bu millet için can veren, canını gözüne alan
bir kahramandır.
sen anlaşılan kudurdun
ve kırılası kafanı bir dağa, bir tunç anıta, bir sarsılmaz kayaya vurdun!
milliyet senin içtiğin şarap değildir,
gözlerindeki kızıl renk değildir.
ağzına aldığın mukaddes ad
sana denk değildir!

milliyet, bir mukaddes
sönmez
ateştir.
onu biz, namık kemal'in sönmez meş'alesinden tutuşturduk.

yarasalar
ona yaklaşamazlar!
hududu aşma,
yanarsın!
ona sen yaklaşamazsın.
ona yaklaşmak, o mukaddes alevi içmek
için
temiz bir yürek
gerek...
saldır... nafile... kıvran,
ulaaan
boynundan yaralı
kızıllı, karalı
engerek!



Basri Gocul adındaki edebiyat öğretmeni (daha fazla bilgi için Atsız'ın "Türk Destan Üzerine İncelemeler" adlı makale serisini okuyunuz.) de Nazım Hikmet'e "Bir Nâra" adlı şiirinde bir cevap yazarak şöyle der:

Yanlış anlama,
Asılırken ne yüzde sararma
Ne gözlerde korku
Olmıya bilir.
Lakin bu
Bir
Takma yeleli arslana
Benzetmek küstahlığında bulunduğun
"Milli şiarcı
Namık Kemal" gibilerin harcı,
Sen gibilerin değil!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 121


« Yanıtla #1 : 06 Mart 2012, 20:41:46 »

Bu tartışmalarda Nazım Hikmet'e ünlü edebiyatçılardan yeterli tepki gelmemesi üzerine Atsız, Nazım Hikmet hakkında "Komünist Don Kişotu Proleter - Burjuva Gospodin Nazım Hikmetof Yoldaşa" adlı uzunca bir makale yazarak ona cevap verir. Burada, Nazım Hikmet'e bir cevap verilmesinde ve vatan şairi Namık Kemal'in savunulmasında yeterli bir çaba görmediğini de belirtir. Bu makalesinde Atsız şöyle yazmıştır:


Kara vicdanını Mujik cehenneminde kızartan ve Yahudi Marks`ın bayat felfesinin altına bir kole gibi yatan, karanlık günlerimizde İstanbul`dan ve Anadolu`dan kaçarak Moskova`da ense yapan yurt kaçkını Nazım Hikmetof Yoldaş`a hiçbir sözüm yoktu. Çünkü türlü türlü maniler ve türlü türlü manyaklar olduğunu biliyordum. Fakat Hikmetof Yoldaş nebbaslığa başlıyarak büyük Namık Kemal`in kemiklerine diş uzatınca mesele değişti.

Komünist Nazım Hikmetof ile romancı Peyami Safa`nın aralarında ne geçtiyse geçti. Düne kadar birbirinin dostu ve bedava reklamcısı olan bu iki edib-i şehir bozuşup cilveleştiler. Itiraf etmeli ki bu münakaşada Peyami Safa daha dürüst hareket etti; münakaşayı münakaşanın çerçevesinden aşırmadı. Fakat, ya Hikmetof Yoldaş? Hayır, o böyle bir fırsatı kaçıramazdı. Ahmet Haşim`e Hamdullah Suphi`ye, Yakup Kadri`ye saldırdığı zaman kimse kendisine cevap vermedi ya, o zavallı gafil bunu kendi kahramanlığından yıldıklarına hamletti; bir saldırış daha yaptı. Nazım Hikmetof Yoldaş bu saldırışını da yalnız Peyami Safa`nın şahsına yapsaydı tabii yine kimse sesini çıkarmıyacaktı. Çünkü onun fikirleri gibi Polon ve Mison karışık argosu ile, trak tiki taklarla, karamaca beyleriyle karışık edebi soytarılıklarları, iğrenmeden okuyabilenleri eğlendiriyor, onlara hoşca vakit geçiriyordu. Fakat Nazım Hikmetof Yoldaş bu münakaşayı Türk milliyetperverliği üzerinde tepinmeğe yeltenmek için vesile yaptı ve Türkiye`nin en büyük adamlarından biri olan Namık Kemal`i arslan postu giymiş olmakla ittiham etti. Öyle sanıyorum ki arslan postu giymiş olmakla kasdettiği mana eşekliktir. Bu, arslan postu giyen ve kendisini arslan diye satan eşeğin hikayesine telmihen yapılmış, komünistlere yaraşır şekilde bayağı, Don Kişotca bir tesbihtir. Bir kere Namık Kemal arslan postu giymiş değildir. Namık Kemal arslanın ta kendisidir.

Evet, Namık Kemal arslandı , sırtlan değil… Çünkü mezarlarda yatan arslanlara değil, kanlı cellat gibi tepemizde yaşıyan kızıl sultanlara saldırıyor, ağız dolusu küfürü onların suratına haykırıyordu.

Fakat bu böyle olmasa bile, Namık Kemal`in arslan postu giymesi veya Nazım Hikmetof Yoldaşın kendi postu içinde yaşaması münakaşaya girecek şeyler midir? Madem ki münakaşa ( veya cilveleşme) Peyami Safa ile yapılıyordu ve uzaktan veya yakından Namık Kemal ile ilişikliği bulunmuyordu, o halde Namık Kemal`i hakaret etmekte mana yoktu.

Peyami Safa`ya telkin veren Hikmetof Yoldaş, kendi salkım yutmaktadır. Ona “ölüleri mezarında rahat bırak” dediği halde niçin leş arıyan sırtlanlar gibi Namık Kemal`in mezarini eşiyor? Görülüyor ki Hikmetof Yoldaş ne dediğini bilmeyen, tezatlar içinde yüzen zavallı bir hastadır.

Hikmetof Yoldaş aynı zamanda megalomaniyle de uğraşmıştır. Bu zavallı büyüklük meraklısının kuruntusuna göre Peyami Safa, Hikmetof Yoldaşın karşısına kendiliğinden çıkmış değilmiş. O`nu çıkarmışlar ve Hikmetof Yoldaşın paçasına salıvermişler. Bir büyük ölünün kemiklerine saldırmakla Nazım Hikmetof Yoldaşın paçasına saldırmak arasındaki farkın, yükseklik cihetinden ikincisinin lehinde olduğunu şöyle bir tarafa bırakarak soralım: Peki Hikmetof Yoldaş! Mademki her saldırış bir kışkırtma ile yapılıyor, o halde seni Namık Kemal`in kemiklerine saldırtan kim?

Hem de megalomaniye bakın ki herkes, milliyetperverler, hatta hükümet bile Nazım Hikmetof Yoldaşa doğrudan doğruya saldırmaktan çekiniyor da O`nun karşısına Peyami Safa`yı çıkarıyor ve Peyami Safa`da bu iş için para alıyor. Tabiidir ki dünyada her şeyi iktisadi gözle gören Gospodin Nazım Hikmetof Yoldaş için her hareket iktisadidir. Her hareket iktisadi olduğu için de Peyami Safa, Hikmetof Yoldaşa vereceği cevabın karşılığı olarak milliyetperver kaynaklardan para almıştır. O halde biz de soralım: Her hareket iktisadi olduğuna göre acaba Hikmetof Yoldaşın Namık Kemal`in kemiklerine saldırmasında hangi iktisadi amiller rol oynamıştır?



Nazım'a yeteri kadar tepki gösterilmemesinden yakındığı yerler ise:


Ben Nazım Hikmetof Yoldaşa bu cevabı daha önce verebilirdim. Başkalarının vermesini bekledim. Başkaları verecektir sandım. Bir zamanlar İstanbul`daki bir Edebiyatçılar Birliği vardı. İstanbul`un meşhur ve meçhul bütün şairleri, edipleri oranın azasıydı. Hatta zannedersem Nazım Hikmetof Yoldaş da Bahri Hazer adındaki şiirini Peyami Safa`nın kılavuzluğu ile ilkönce orada okumuştu. Bir gün, gazetenin birinde “Şekspir büyük şair değildir.” diye bir yazı çıktığı için bu Edebiyatçılar Birliği azaları hep birden şahlanmışlardı. O ne asıl heyecandı öyle !… Şekspire saygısızlık edildi diye o yazıyı yazanı dünyaya geldiğine pişman etmişlerdi. Halbuki Şekspir bizim neyimizdi? Ve acaba hakikaten o kadar da büyük mü idi? Bütün bunlar su götürür şeyler olmakla beraber şimdilik geçelim. Halbuki bu sefer Nazım Hikmetof Yoldaş bizim büyük şair ve büyük vatanperverimiz Namık Kemal`e sövüyor da o edebiyatçılardan hiçbirisinin kılı kıpırdamıyor. Doğrusu, memleketin edebiyatçılarının kansız insanlar olduğunu biliyordum ama bu kadar kansız olduklarını kestiremiyordum.

İstanbul`da bir de gazeteler vardır. Hem de hepsi fırkanın gazeteleridir. Balatta bir sarhoş yahudi çıksa, içini dışına dökse, küçük bir şeye küfretse hemen polisler yakalar, gazeteler yazar, divana çekerler. Nazım Hikmet Yoldaş da yetim-i Sefaya çullanırken onu muhalif diye jurnal ediyor ve alt yanında da faşisto-demokrato liberal diye rejime saldırıyor ve alay ediyor. Bunu polisler anlıyamabilir. Fakat o pek anlayışlı ve uyanık gazetecilerimiz nerede? Tan`in baş sayfalarında demokratlıkla devletçiliğin evlenme törenini yapan ve bu iki fikri birleştirmeğe çalışan Mahmut Esat Bey nerede? Öyle mi Nazım Hikmetof Yoldaş? Faşisto demokrato-liberal…. Gölgesinde rahat rahat yazı yazabildiğin rejimi böyle mi anlıyorsun?

İstanbul`da birde “Milli Türk Talebe Birliği” vardir. “Milli Türk” terkibinin saçmalığına ve bunun, Türk olmuyanlar tarafından kendileri hakkındaki şüpheleri bertaraf etmek için yapılmış bir manevra olduğu hakkındaki telakkilere rağmen bu genç arkadaşlar bir zamanlar Cevdet Kerim Bey`le vatanperverlik rekorunu kırmak için maç yapmışlardı. Bir yabancı bir Türk memuruna hakaret etti diye camları taslamışlardı. Fakat bu sefer o Türk memurundan namutenahi kere büyük olan bir Türk şairi hakarete uğruyor da bu Türk gençliği sesini çıkarmıyor? Nerde kaldı Namık Kemal için yapılan ihtifaller?… Demek ki onlar gösterişti. Gösteriş olmasaydı bu gençlik bir varlık gosterirdi. Halbuki onlar “Gençlik Var” diye mecmua da çıkarmışlardı. Hazin ve gülünç varlık.



Nazım Hikmet, Atsız'ın bu makalesine cevap yazamaz ve tartışma bu şekilde sona erer. Günümüzde vatan şairi olarak anılan, gerçekte ise bir hain olan Nazım Hikmet; gerçek bir vatan şairi olan Namık Kemal'e dil uzatmak cüretinde bulunmuş ve karşılığını (yeteri kadar güçlü olmasa da) almıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 06 Mart 2012, 21:51:07 »

Gökalp kandaşımızın paylaşımı, az bilinen bir noktayı gün ışığına çıkarmış. Atsız'ın verdiği cevabı okumadan evvel, tartışmanın öncesini okumak yerinde bir hareket olacaktır.
Aynı şekilde, Atsız'ın İçimizdeki Şeytanlar'ını okumadan evvel yahut sonra, Sabahattin Ali'nin romanı da okunup değerlendirilebilir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.056 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.