Mehmet Akif Ersoy'un Başbuğ Atatürke hakaret içeren şiiri!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 19 Ocak 2020, 16:23:05


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mehmet Akif Ersoy'un Başbuğ Atatürke hakaret içeren şiiri!  (Okunma Sayısı 41670 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Çepni77
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 130



Site
« : 13 Kasım 2010, 23:57:27 »

Niçin Kitab-ı İlahî'yi pâyımal ettin?

Niçin Şeriat'ı murdar elinle kirlettin?

Çıkıp tepinmeye yok muydu başka bir saha?

Nedir bu salladığın çifte Kitabullah'a?

 

Herif! Şu millet-i masume'den ne istedin?

Ki doğru yol diye tuttun dalaleti gösterdin!




Mehmet Akif Ersoy


Yönetici Notu: Başlık yanlıştır. Bahse konu şiir Başbuğ Atatürk'e değil, Said-i Nursi'ye ithafen yazılmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, büyük Türkelinde, Türk uruğunun kayıtsız şartsız hakimiyeti ve bağımsızlığı ile Türklüğün her yönden bütün milletlerden ileri ve üstün olma ülküsüdür.
Gök Yeleli Asena
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 183


Gök Çeri


« Yanıtla #1 : 14 Kasım 2010, 00:32:47 »

Mehmet Akif Ersoy'un şiirinden alıntılanan bölüm sanal(!) ve hiç bir dayanağı olmayan kaynaklarda Atatürk'e hakaret maksatlı yazılmış gibi gösterilmektedir !!!!

Peki ya gerçekler : Şiirin Mehmet Akif Ersoy tarafından kaleme alındığı doğrudur. Yukarı da değerli ağabeyim Çepni77'nin alıntıladığı bölüm dahil Fatih kürsüsünde adlı şiirinin vaiz kürsüde bölümündeki anlayana vurucu sözleridir.SAİDİ KÜRDİ denen soysuz için kaleme alınmıştır...

Ve şiirin tamamı budur:

Alıntı
Lisân-ı pâk-i Nebî’den yalanlar uyduruyor:
Sıkılmadan da "sevâb işledim" deyip duruyor!
Düşünmedin mi girerken şerîatin kanına?
Cinâyetin kalacak zanneder misin yanına?

Sevâb ümid ediyor ha! Deyin ki nâmerde:
"Sevâbı sen göreceksin huzûr-ı mahşerde!
Tepende gezdirecek ra’d-ı intikamını Hak,
Ki yıldırımları beyninde kaynayıp duracak.

Yakandan inmeyecek dest-i kahrı husrânın...
Nasıl iner ki, önünden kaçıp da nîrânın,
Civâr-ı nûr-ı nübüvvette mültecâ bulsan;
Bu türlü kurtuluş imkânı yok ya... Kurtulsan;

Şu izdihâmın elinden -ki belki bir milyar
Nüfûs-ı hâsiredir- kaçmak ihtimali mi var?
Bugün fesâdına kurban olan zavallıların
Vebâli boynuna yüklenmesin mi yoksa, yarın?

Kolay mı ümmeti idlâl edip sefîl etmek?
Kolay mı dîni hurâfât içinde inletmek?
Niçin Kitâb-ı İlâhî’yi pâyimâl ettin?
Niçin şerîati murdâr elinle kirlettin?

Çıkıp tepinmeye yok muydu başka bir sâha?
Nedir bu salladığın çifte, Kâbetu’llâh’a?
Herif! Şu millet-i mâsûmeden ne isterdin,
Ki doğru yol diye tuttun, dalâli gösterdin!"

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük dün bir kaynaktı, bugün bir çaydır. Yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır. - Türkçülük insanlara hiç bir vaatte bulunmuyor, maddi veya manevi bir şeyvermiyor. Yalnız istiyor... Fedakarlık ve feragat istiyor. ATSIZ
Boran
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 14 Kasım 2010, 00:35:30 »

Zaten ''allah benim ömrümden alıp, Mustafa Kemal'e versin'' diyen Mehmet Akif'in bunu yaptığına inanmamıştım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Horasanlı Türkmen
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 205


Batı'da İskender varsa, doğuda Nadir Şah var...


« Yanıtla #3 : 14 Kasım 2010, 00:41:09 »

Herşeyden önce Atsız Ata Kızıl Elma neşriyyatında Mehmet Akif için neler söylemiştir bir bakmak gerekir:

Akif, şair, vatanperver ve karakter adamı olmak bakımından mühimdir. Şairliğine kimse itiraz edemez. Onun oldukça bol manzum eserleri arasında öyle parçalar vardır ki Türk edebiyatı tarihinde ölmez mısralar arasına girmiştir.
Vatanperverliği, tam ve tezatsız bir vatanperverliktir. Akif, sözle vatanperver olduğu halde fiille bunu tekzip edenlerden değildi. Vatanperverane şiirler yazdığı halde en sefil bir namert ve en rezil asker kaçağı hayatı yaşayanlar henüz aramızda bulunduğu için Akif’in vatanperverliği yüksek bir değer kazanır.
Karakter adamı olmak bakımından ise Akif eşsizdir. O, daima bulunduğu kabın şeklini alan bir mayi veya cıvık bir halita değil; şeklini sıcakta, soğukta, borada, kasırgada muhafaza eden katı bir cisimdir.
İslamcı olmasını kusur diye öne sürüyorlar. İslamcılık dünün en kuvvetli seciyesi ve en yüksek ülküsü idi. Bugünkü Türkçülük ne ise dünkü İslamcılık da o idi. Esasen İslamcılık Osmanlı Türklerinin milli mefküresiydi. On dördüncü asırdan beri Türklerden başka hiçbir Müslüman millet, ne Araplar, ne Acemler, ne de Hintliler İslamcılık mefküresi gütmüş değillerdir. Bir Osmanlı şairi olan Akifte milli mefküre kemaline ermiş, fakat yeni bir milli mefkürenin doğuş zamanına rastladığı için geri ve aykırı görünmüştür.
Mazide yaşayanların fikir ve mefküreleri bize aykırı gelse bile onları zaman ve mekan şartları içinde mütalea ettiğimiz zaman haklarını teslim etmemek küçüklüğüne düşmemeliyiz. Çanakkale şehitleri için yazdığı şiir kafidir. Başka söz istemez...
Akif insandı, dönmedi ve öyle öldü.

(Kızılelma, 1947, Sayı: 9)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

" Benim ölümüm benim son silahımdır, bu silah dünyaya mert gelip mert gidenlerin silahıdır."

-Babek Hürremiddin-
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 14 Kasım 2010, 00:46:22 »

Mehmet  Akif Ersoy acı ki; aç ve sefil bir halde küçücük evinde tek başına ölmüş bir şairdir, son duyduğum bir habere görede kızda aynı kaderi paylaşmıştır. Bu adam şerefsiz birisi olsa İsmet inönü gibi yada dini şimdiki zamanımızda kullananlar gibi köşeyi dönmüş olmaz mıydı sizce?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Yeleli Asena
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 183


Gök Çeri


« Yanıtla #5 : 14 Kasım 2010, 00:55:50 »

Alıntı
Millî şair ile son röportaj

Türk edebiyatına son devrin çok güzel şiirlerini hediye eden büyük şair Mehmet Âkif vatandan onbir senelik bir ayrılıktan sonra tekrar aramıza kavuştu. Fakat İstiklâl Marşı’nın millî his, millî heyecan ve millî şiir yaratan bu büyük şairi Âkif yurda hasta döndü. Şimdi hastanede tedavi altındadır. ‘Yedigün’ muharriri Âkif’le konuştu. Onun, yurttan ayrı yaşadığı günlerdeki hatıralarını, intibalarını topladı.
Günün birinde sessiz sedasız yola revan olarak, vatan ufuklarını aşan şair Mehmet Âkif, tam onbir yıl süren bu uzun seferin sonunda, işte, bembeyaz bir hastane odasının, bembeyaz bir yatağında solgun, mecalsiz bitap yatıyor. Başucundaki sandaleyeye oturdum. Ak kılların çerçevelediği bu sapsarı yüze, bu gevşemiş, sarkmış çizgilere, bu yorgun ve dalgın gözlere bakıyorum: Zaman denen şeyin kudretini hayat denen efsanenin sırrını bilmek istiorum, sonra, yavaşça soruyorum:
- Özledin mi bizi üstat?...
Dudaklarını hiç kıpırdamasaydı, hiç ses çıkarmasaydı bile, bu zehir gibi gülümsemesiyle her şeyi söylemiş olurdu:
- Özlemek mi oğlum...
Bu acının büyüklüğünü bir daha kendi içinde görmek ister gibi gözlerini yumdu sonra, kesik kesik konuştu;
- “Mısır’dan üç gecede geldim... Bu üç gece, otuz asır kadar uzun sürdü... Orada onbir yıl kaldım... Fakat bir an oldu ki onbir gün daha kalsaydım, çıldırırdım...
- Hasret...
Kupkuru dudaklarından kendi gibi solgun bir ses sızıyor:
- ... Çok acı...
- Ya kavuşmanın sevinci?
- Onu sorma oğlum... Onu ben kendi kendime bile sormuyorum... Ancak yazık ki vapurdan çıkar çıkmaz yatağa düştüm, hiç bir şey göremedim.
Ve kendi kendine söylüyor:
- Cennet gibi yurdumdayım ya... Çok şükür.
Hastalığı akla geliyor;
- Karaciğerim, dalağım şişmiş... geldik, yattık burada. Müşahede altına aldılar, bakalım ne olacak?
Eski hatıralarını deşiyorum. Millî mücadelenin ilk günlerinde Ankara İstasyonu’nda karşılaşışımızı hatırlatıyorum.
- Evet... -diyor- İstanbul’dan, mücahede aleyhine fetva çıktığı gün ayrılmıştım. Üskürdar’dan araba ile şimdi ismini hatırlamadığım bir köye gittik, oradan ‘Cuma’yı tuttuk. O zaman Adapazarı’nda karışıklık vardı, kenardan geçtik, kâh öküz arabaları ile, kâh beygirlerle Lefke’ye geldik ve trenle Ankara’ya ulaştık... Ankara... Ya Rabbî, ne heyecanlı, helecanlı günler geçirmiştik... Hele Bursa’nın düştüğü gün... Ya Sakarya günleri... Fakat bir gün bile ümidimizi kaybetmedik, asla yese düşmedik. Zaten başka türlü çalışılabilir miydi? Ne topumuz vardı ne tüfeğimiz... Fakat inancımız büyüktü.”
Yorgun, susuyor...
- İstiklâl Marşı’nı nasıl yazdınız?
Yavaşça yatağında doğruluyor, yastıklara yaslanıyor, sesi birden canlanıyor:
- Doğacaktır, sana vaadettiği günler Hakk’ın!...
Bu, ümitle, inançla yazılır. O zamanı düşünün... İnancım olmasaydı yazabilir miydim. Zaten ben, başka türlü düşünüp, başka türlü yazanlardan değilim. Bu elimden gelmez. İçimde ne varsa, bütün duygularım yazılarımdadır... Şu var ki, İstiklâl Marşı’nın şiir olmak üzere bir kıymeti yoktur. Ancak tarihî bir değeri vardır.”
Ve, gözleri, yemyeşil Şişli sırtlarında, dilinde bir dua gibi aynı nağme titriyor.
“Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın...”
- Ya büyük zafer üstadım... O anda ne duydunuz?
Kalbi durmuş gibi sarsılıyor, sonra bir anda yeniden canlanmış gibi, nereden geldiği bilinmez bir ışıkla gözlerinin içi gülerek...
- Ah... Diyor.
Ve bir lâhza bırakıyor kendini bu eşsiz sevincin koynuna.. Dalıyor.
Ve, sesinin ta içten dudaklarına dökülüşünü seziyorum:
- Ne muazzam zaferdi o!... Ortalık hercü merç oldu... Beş altı saat içinde bir başka dünya doğdu.
Tekrar gözlerini yumuyor:
- Ve biz, mest olduk!...
- O zaman birşey yazmadınız mı?
- Artık benim ne düşünecek, ne duyacak, ne yazacak, hattâ ne yaşayacak takatim kalmıştı. Bizim dilimiz tutulmuştu. Ordu, bizzat yazıyordu.

Üstadı ziyarete gelenler, görüşmemize ikide bir fasıla veriyorlar. Hastabakıcı hemşirenin getirdiği yemek tepsisi odayı bir parça boşaltıyor, şimdi o, ağır ağır çorbasını içerken bir yandan da benimle konuşmak nezaketini gösteriyor:
- Mısır’da nasıl vakit geçirdiniz?
- Kahire’nin yirmibeş kilometre cenubunda Helvan vardır. Sakin, âsude bir köşedir. Orada oturdum.
Zaten, tab’an münzevi bir adamım. Gürültüyü sevmem, İstanbul’da iken de böyle idim. Mısır’da da Darülfünunun işi çıkıncaya kadar Hilvan’da yaşadım. Son zamanlarda Kahire’ye indim.
-Sevdiniz mi Mısır’ı?
- Var, güzel tarafları var... Bilhassa kışın.. hoş yazın da, sıcak iklimlerde bulunduğum için muztarip olmazdım. Orada sıcak da sürekli değildir, evler de ona göre yapılmıştır. En sıcak günlerde odaların harareti yirmisekiz otuzdan fazlaya çıkmaz. Fakat bir yaz günü İstanbul... Bu doğup büyüdüğüm, bütün dostlarımın yaşadıkları İstanbul, hele Boğaz gözlerimin önüne gelince...

........................................................

 


Alıntıdır!


Başka söze gerek var mı ?


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük dün bir kaynaktı, bugün bir çaydır. Yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır. - Türkçülük insanlara hiç bir vaatte bulunmuyor, maddi veya manevi bir şeyvermiyor. Yalnız istiyor... Fedakarlık ve feragat istiyor. ATSIZ
Gümüş Kurt
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 15 Kasım 2010, 15:23:12 »

Kandaşım, Akp işine gelen herşeyi kendinden yapmaya çalışıyor, onların görevi bu. Bizim için Atsız Ata'nın mı düşünceleri önemli, Recep Tayyip Erdoğan'ın mı?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gök Yeleli Asena
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 183


Gök Çeri


« Yanıtla #7 : 15 Kasım 2010, 15:27:32 »

Aynı birilerinin(!) Türkân Saylan'ı ya da Nazım Hikmetof'u göklere çıkarma çabalarını göz önüne alacak olursak bize düşen taviz vermeden kutlu başbuğ Atatürk, ve gök bilge Atsız'ın yolundan ayrılmamaktır!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük dün bir kaynaktı, bugün bir çaydır. Yarın coşkun bir ırmak olacak ve önünde yabancı duygu ve düşüncelerden gelen bütün engeller yıkılacaktır. - Türkçülük insanlara hiç bir vaatte bulunmuyor, maddi veya manevi bir şeyvermiyor. Yalnız istiyor... Fedakarlık ve feragat istiyor. ATSIZ
NoYaN-oLCay
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 15 Kasım 2010, 16:10:05 »

Türkçüler bunu yapmaktan kaçınmalı... İslamcı ve Osmanlıcı zihniyet bizim değerlerimizi sahipleniyor diye bizim onlara sırtımızı dönmeyi bırakıp kınamamız bizim sahiplenemediğimize düşmanımızın sahiplenmesi demektir... Ve unutulmamalıdır ki sadece güçsüzlerin yemekleri önlerinden alınır... BİZ GÜÇSÜZ VARLIKLAR DEGİLİZ...

Mehmet Akif bugun islamcı yobazımsılar tarafından sahiplenilebilir, bu şiiri çarpıtılarak dillendirilebilir, Başbuğ'a yazmadığıda kanıtıyla gün gibi ortadadır ve her ne olursa olsun bizim değerimizdir övünç kaynağımızdır. Bırakalım biz Türkçüleri, dünü bugün unutup yarını hiç düşünmeyen tiki diye tabir ettiğimiz Türk soylular dahi Mehmet Akif'in bizlere armağanı olan İstiklal Marşını duyduklarında, hangimizin veya hangisinin tüğleri hazır kıta olmuyor?

Bu gibi saçmalıklarla yeşilimsi çapulculara malzeme vermemek gerek...

Esenlikle...
TTK...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ANKARALI GÖKTÜRK
Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.263


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #9 : 15 Kasım 2010, 16:48:51 »



              İstiklal Marşını Ulu Başbuğ onaylayıp Türk'e simge yaptıysa bizler ne deriz ?.. Bizler gerçekleri görürken Ulu Atalarımızı önemsiyorsak bazı işleri ona göre değerlendireceğiz. Mehmet Akif sonuçta Ankara'da garip ve hasta bir biçimde öte acuna göçmüştür. Benim çocukluk mahallem olan Hacettepe mahallesinde olan evi yakın zamanda düzenlenmiş ve saygı görür bir hale yeni gelmiştir. Ben de evini gezmiş biri olarak olumlu duygularla ayrılmış olduğumu dile getirmeliyim. Şair, arap bölgelerini ve avrupa'yı gezdikten sonra onlarla ilgili görüşlerini açıklarken ne kadarda uslu bir kişi olduğunu göstermiştir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 2.185 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.