Her Türk’ün ve her Tuncelilinin övünç duyacağı insan: Diyap Ağa
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Eylül 2020, 15:31:38


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Her Türk’ün ve her Tuncelilinin övünç duyacağı insan: Diyap Ağa  (Okunma Sayısı 4323 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
NesliSAH
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 174



« : 08 Aralık 2011, 18:24:46 »

Ümit ÖZDAĞ
Her Türk’ün ve her Tuncelilinin övünç duyacağı insan: Diyap Ağa

Televizyonlarda ölçüsüz, izansız devam eden Dersim tartışmalarında sıra Türk milletinin övüncü olan Diyap Ağa’ya geldi. Bir televizyon kanalında Diyap Ağa jurnalcilik, ajanlık ve milislik ile suçlandı ve Tuncelilerin Diyap Ağa’yı sevmediği ileri sürüldü. İnsan aklının sınırlarını zorlayan şeyler bunlar. Peki, Diyap Ağa kimdir? Söze ortasından başlayalım.

Sakarya Savaşı’nın ilk günleri. 1921 Yunan Ordusu bütün gücü ile saldırıya geçmiştir. Sakarya Savaşı sıradan bir savaş değildir. Şairin, “Rabb’im isterse, sular büklüm büklüm burulur / Sırtına Sakarya’nın Türk tarihi vurulur” dediği yerde, Sakarya’da, Avrupa’nın tarihi kinini taşıyan Yunan Ordusu, Mustafa Kemal’in şahsında Atila’ya, Murad Hüdavendigâr’a, Yıldırım Beyazıt’a, Kanuni’ye saldırmıştır. Sakarya’da, Sırp Sındığı, Kosova, Niğbolu, İstanbul’un fethi, Mohaç, Prut, Plevne zaferleri ve bir dizi de mağlubiyet vardır. Sakarya hepsinin toplu hesaplaşmasıdır.
Cephe yer yer yarılmıştır. Cepheden Ankara’ya BMM Başkanı Adnan Beye meclisin Kayseri’ye taşınması için hazırlıklara başlanması talimatı gelir. Adnan Bey, çok gizli telgrafı aldığı gibi durumu Taceddin Dergâhında öğlen arkadaşları ile dinlenmekte olan Mehmet Akif’e koşarak haber verir. Mehmet Akif, telgrafı okuyunca ilk tepkisi “geleli tam 850 sene olmuştu” diyerek, büyük bir üzüntü ile Malazgirt’ten 850 sene sonra Türk milletinin Anadolu’dan çıkarılmak üzere olduğunu dile getirir.
Büyük Millet Meclisinde yapılan tartışmalarda Kayseri’ye taşınma konusu ele alınır. İşte bu sırada o güne kadar hiç söz alıp konuşmamış bir milletvekili, Dersim mebusu Diyap Ağa söz alır ve kürsüye çıkarak şöyle der: “Efendiler, biz buraya savaşmaya ve ölmeye mi, yoksa burayı bırakıp kaçmaya mı geldik!..”. Bugün bazılarının cehaletten, bazılarının ihanetten jurnalcilik, ajanlık ve milislikle suçladığı Diyap Ağa bir İstiklal Harbi kahramanıdır. Diyap Ağa, şöyle demektedir: “Türklük tehlikeye düştüğü için Milli Mücadeleye katıldım.” Diyap Ağa ve aşireti Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı suikastten kurtaran ve koruyan aşirettir.
Diyap Ağa ile ilgili bir şey öğrenmek isterseniz, rahmetli kardeşim Avukat Suat Bulut ve Kaan Gökalp’ın birlikte kaleme aldıkları ve Kripto Yayınları tarafından yayınlanan “Dersim’in Gizlenmeye Çalışılan Gerçek İfadesi: Diyap Ağa” adlı kitabı okuyun. Okuyunca bir kez daha Allah rahmet eylesin diyeceksiniz. Öte yandan Diyap Ağa’nın ailesi, Diyap Ağa’ya yapılan bu alçakça saldırılar karşısında neden susuyorlar biliyor musunuz? Tunceli’de yaşayan akrabalarının katledilmesinden korktukları için. Demek ki Tunceli, en beter günlerini yaşıyor.
Bugün bölücü zihniyetin Tunceli’ye heykelini diktiği Seyid Rıza gibi işbirlikçi, bölücü, soyguncu ve katil değildir. Seyid Rıza, Şeytan Köprüsü mevkiinde 33 asker ile birlikte şehit edilen teğmen İsmail Hakkı’yı kendi elleri ile öldürmüş bir katildir. Diğer cinayetleri bir tarafa. (İhsan Çağlayangil, Kader Bizi Una değil Üne İtti, s.66)
Gâvura gâvur demenin suç olduğu günlerden geçiyoruz. Vatan hainlerinin övüldüğü günleri yaşıyoruz. “Yunan Ordusu’nun Ege harekâtı olmadı” iddiasının TBMM çatısı altında ileri sürüldüğü günleri yaşıyoruz. Ancak gerçekler değişmiyor.
Öte yandan Tunceli tartışmalarının yoğunlaştığı günlerde bir Tunceli gerçeğini toplumla paylaşalım. Tunceli’de bir Düzgün Baba türbesi vardır. Tunceli halkı için çok önemlidir. 1937’de isyancılar ile en sert çatışmaların olduğu bölgelerden birisidir. 1998’de Türk Ordusu, Tunceli halkının türbeyi rahat ziyaret edebilmesi için 4.5 ayda 11 kilometrelik bir yol yapmıştır. Bu yolun yapılabilmesi için 5 şehit verilmiştir. 
Makalemizi yine Diyap Ağa’nın bir sözü ile bitirelim: “Vatan hainliği cehennemlik bir suçtur.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Girdab-i Mihnet de kapandim kaldim
Vermedin bir yandan ses kara bahtim
Anladim gafilsin uykuya daldin
Yeter poyraz olda es Kara bahtim.

Dünyada  bir candan korkulmaz iken
Pencemden kimseler kurtulmaz iken
Aslana Kaplana yirtilmaz iken
Dedirdin Cakala pes kara bahtim.   
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 08 Aralık 2011, 19:16:36 »

1931 yılında Diyap Ağa’yla yapılmış bir röportaj var. (Enver Behnan, “İlk Millet Meclisinin Yüz Yaşındaki Mebusu Anlatıyor”, Yeni Gün, 27 Temmuz 1931)

Diyap Ağa diyor ki:

Ben Kürt değil Türk’üm!


Röportajdan satırbaşları:

Bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış,
bunu duyunca kızdım.

Biz Kürt değiliz, biz Türk’üz.

Türklük tehlikeye düştü. Kurtuluş Savaşı’na katıldım.

Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, kıymetini bilelim.


Enver Behnan’ın Diyap Ağa’yla röportajı 27 Temmuz 1931 tarihli Yeni Gün gazetesinde yayınlanmış.

İşte o o röportaj: Millet Meclisi’nin ilk azalarından Diyap Ağa’ya Karaoğlan’da rast geldim. Felaket ve zafer günlerinin bu bir hatırası olan bu aksakallı ihtiyara yaklaştım. Selam verdim ve kendimi tanıttım. Ertesi günü Natbantoğlu Hıfzı Bey’le beraber misafir kaldığı Kayseri Oteli’ne gittik.

Otelin avlusunda bu tarihi şahsiyetle karşı karşıya idik. İri ak kaşlarını kaldırdı, mavi gözlerini gözlerime dikti:

— Oğul sen beni nereden tanıyorsun? dedi.

— Birinci Millet Meclisi’nde Dersim Mebusu idiniz, sizi o zaman tanımıştım.

— Aha!.. Unutmamışsın.

— Memleketin kurtuluşuna koşanlar hiç unutulur mu? dedim sonra ilave etti:

— Benden ne soracaksın?

— Nasıl mebus olduğunuzu Birinci Millet Meclisi’nde neler gördüğünüzü ve hayatınızı soracağım!

— Sor ki, söyleyem.

Sordum, şunları anlattı:

Diyap Ağa bugün bir asrı idrak etmiştir, yani tam yüz yaşındadır İkinci Mahmut zamanında doğmuş ve Türkiye’de ilk gazete ile hemtevellüttür.


1831 tarihinde dünyaya gelmiştir. Doğduğu yer Çemişkezek kazasının Eğerek karyesidir. Babasının adı Seyyit Han, dedesi Kahraman Ağa’dır. Mensup olduğu aşiret Ferhat uşağıdır. Hayatını Dersim’in Balıkkayalı Dağlarında atlı olarak geçirmiş. Ferhat Uşağa reis olmuştur. Üç yüz adamı ile dağdan dağa koşmuş, tam bir Türkmen hayatı yaşamıştır. Birçok mücadelelerle girmiş olan bu efsanevi dağ adamı, bin bir ölüm tehlikesi geçirdikten sonra, Sultan Abdülhamit’in fermanı ile de Dergâhı âli Kapıcıbaşılığı rütbesini almıştır. Dersim havalisinde teşkilat yapmağa gelen altı Ermeni komitacısını yakalamış ve bunların ellerini ayaklarını bağlayarak Yıldız Sarayı’na yollamıştır.

Bundan sonra bir müddet Nahiye Müdürlüğü ve Mahkeme azalığında bulunmuştur. Sekiz defa evlenmiş, on beşe yakın çocuğu olmuştur. Hiçbiri sağ değildir. Bunlar arasında eceli ile ölen yoktur.

— Ağam okumak yazmak bilir misin?

— Mebus olanda bilmezdim. Allah, Büyük Gazi’ye ömür versin. Yeni harfleri öğrendim.

— Nasıl Mebus çıktınız?

— Gâvur Anadolu’yu sardı: Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet ırz ve namus. Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında can kurtaran bir Paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu Paşa’nın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeğe can attım. Fakat o zaman olmadı. Sonra Sivas’a oradan da Ankara’ya gelmiş.

Bu zaman bizden iki mebus istedi. Herkes korktu, ihtiyar halimle vatanı kurtaranların yanına koşmayı, hatta başımı bile vermeyi göze aldım.

Bana “gitme ölürsün” dediler. “Zaten herkes mahvoluyor, varam, gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek” dedim.

Benimle mebus seçilen Ayas Uşağı aşiretinden Zeynozade Mustafa Ağa korktu, gelmedi. Ben yanımda bir uşağım, atlara atladık, Elâziz’e geldim. Elâziz’de bana harcırah verdiler. Oradan bir yaylı araba tuttum. Malatya, Sivas, Kayseri yolu ile on sekiz günde Ankara’ya vardım.

— Nerede kaldınız?

— Taşhan’da bir müddet kaldım, sonra Hacı Bayram’da bir ev tuttum.

— Kaç senesinde geldin?

— 1336 senesinde geldim.

— İlk defa Meclis’e nasıl girdin?

— Dersim’den tanıdığım Hasan Hayri Bey vardı. Beni Meclise o götürdü. Kapıdan içeri girince yüreğime bir şevk geldi. Gözüm yaşardı. Burasını mektebe benzettim, kara kara sıralar vardı. Bir sıranın bir köşesine ben de çöktüm. Biraz sonra Hasan Hayri Bey, beni dışarı çıkardı. Bir odaya götürdü.

— Odada kimler vardı?

— Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Kâzım Paşa vardı. Gazi Paşa ile birbirimizin elini tuttuk. “Safa geldin Ağa” dedi. Beni Paşalarla tanıştırdı. Yanında oturdum. O dakikada Paşa’ya gönlüm ısınıverdı. Gözümü, gözlerinden ayırmadım. Bu büyük adamla cenge değil, bastonuma dayana dayana ölüme bile giderdim.

— Hiç Millet Meclisi kürsüsüne çıktın mı?

— İki kere çıktım. Bir sene geçmişti. Daha Mustafa Ağa gelmemişti. Meclis’te onun lafını ediyorlardı. Anladım ki Mebusluktan çıkaracaklar. Kürsüye geldim. Konuşanlar bile sustu. Herkes bana şaştı. Diyeceğimi bekliyorlardı. Dedim ki: “Mustafa Ağa’ya telgraf vurdum, yan gelir, yan gelmez, ola ki gele.” Hep bir ağızdan bağrıştılar, el çırptılar.

— Başka yok mu?

— Bir kere de Lozan Konferansı sırasında kürsüye çıktım. Aha bizim memleket ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım kürsüye çıkıverdim. Gene sustular: “Lâilaheillâh Muhammedürresullâllah” dedim. “Gerek Şafiî, gerek Hambelî, gerek Hanefî hepimizin kıblesi birdir. Meclisimiz, kulübümüz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Kürt değil, biz Türk’üz. Hepiniz Lâilaheillâh demişsiniz. Şimden sonra mı, ayrı bir din, ayrı bir millet olacağız.” dedim. Gene el çırptılar, İsmet Paşa ayakta kürsünün yanına gelmiş, sakalımın dibine yaklaşmıştı. O da coştu, o da el vurdu.

— Ağa kanunları nasıl yapıyordunuz?

— Kanun yapmak, tıpkı yayıkta yağ yapmağa benziyor. Çalkalıyorduk, çalkalıyorduk. Yayıktan yağ çıkar gibi kanun da çalkalana çalkalana çıkıyordu.

— Bir zaman seyahate çıkmıştınız?

— Evet. Bir gün Meclisin kapısı önünde idik. Gazi Paşa Hazretlerine dedim ki: “Allah düzenimizi bozmasın, şanımızı arttırsın, kılıcımızı keskin, talihimizi açık etsin” dedim. Bunu dediğim zaman gözümden yaş aktı. Paşa Hazretleri, beni kolumdan tutarak otomobiline aldı. Beraberce Eskişehir’e seyahat ettik. Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, çok büyük bir adamdır. Kıymetini bilelim, ne diyem, bana çok şefkat ve muhabbet gösterdi. Allah da onun sevenini çok etsin. Bizim Meclisimizde bir duamız bir de arkadaşlara iman vermemizden başka bir gayretimiz olmadı.

— Ankara’yı nasıl buldunuz?

— Cennet olmuş, şaştım kaldım. Tanınmaz bir hale gelmiş. Çalışanların gayreti var olsun.

(Alıntıdır)


Diyap Ağa'nın aşireti Elazığ taraflarında ikamet eden kürt aşiretinin beyini öldürdüğünde kürtlerin o olaya istinaden yaktıkları ağıtlarda ''Beyimizi Türkmenler öldürdü'' derler...

Diyap Ağa'yı Atatürk çok severdi çünkü; o fikri de zikri de bir olan ölümü düşman postalına tercih eden namuslu bir vatanseverdi. Onun içindir ki; ona özel ilgi alakasını hiç bir zaman eksik etmemiştir lakin; aksine üstelik bir kürt olan yalnız basın ve devlet politikası yoluyla cilalanarak Kurtuluş Savaşı'nın kahramanı gibi gösterilen fakat Atatürk'ün Nutuk'da ''Mutki dağlarından dışarı çıkamayan korkak ve zavallı'' diye tarif ettiği Mutki aşireti lideri Hacı Musa kadar ne yazık ki bilinmiyor, hak ettiği saygıyla anılmıyor.

Ruhu Şad olsun!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 08 Aralık 2011, 19:34:53 »

Kürt Sait, Seyit Rıza gibiler varken, Diyap Ağa da kim oluyor. Bugünlerde Türk' e ihanet etmiş ne kadar etnik hain varsa, onlar revaçta. Çok yakında Kubilayımızın katili Derviş Memede de iade-i itibar yapılırsa hiç şaşırmayacağım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.186 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.