GÜL'Ü SEVEN DİKENİNE KATLANIR!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Kasım 2019, 02:39:11


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: GÜL'Ü SEVEN DİKENİNE KATLANIR!  (Okunma Sayısı 1788 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Horasanlı Türk
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 49



« : 10 Aralık 2009, 00:08:12 »

GÜL'Ü SEVEN DİKENİNE KATLANIR!


Günlerdir gündemden düşmeyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Kayıp Trilyon davası” ile ilgili “yargılanır, yargılanamaz” meselesini seyir halindeyiz. Konunun gündeme oturduğu ilk günden beri her kafadan bir ses çıkmakta fakat yine de net bir sonuç yok ortada çünkü; devletin hukukçuları dışında tartışılan bir hadise niteliğini taşıyor!

Açıklamalara baktığımızda garip söylemler, ihtiraslar, yalakalık, yandaşlık, kin, kibir vs. ile yorumlamalar mevcut olduğu ortada oysa, bu konunun üzerine gidecek olan kişiler, adil bir şekilde hüküm vermeden, toplumu bilinçlendirecek olan kişiler devletin resmi hukukçuları olmalıydı ama onların dışında herkes konuya el attı.

Bizim konuya dair vereceğimiz hüküm, yargılanıp ya da yargılanmaması ile ilgili olamaz. Değinmek istediklerimiz; tamamıyle bu konuyu değerlendirenler ve taraflılıkları, söylediği sözlerin garipliklerini belirtmek amaçlıdır.

Öncelikle “Kayıp Trilyon davası” nedir kısaca açıklayalım;  RP, 28 Şubat sürecinden sonra 1998'de kapatılınca, devlet haklıca Hazine yardımlarını devlete iade etmeleri istedi. Ancak RP yönetimi paranın teşkilatlara gönderilip harcandığını ileri sürdü ve parayı vermedi. Yapılan incelemelerde Hazine'ye iade edilmesi beklenen, o günün parasıyla 1 trilyon liranın  “sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği” ortaya çıktı.
Maliye Müfettişleri kesilen makbuzların sahte olduğunu belirlediler ve olayın yargıya intikal etmesi üzerine Yargıtay Başsavcılığı suç duyurusunda bulundu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da dava açtı. Erbakan’da bu davadan yargılanıp 2 yıl 4 ay hapise mahkum oldu…


Konunun gündeme geldiği ilk gün duyduklarımız karşısında açıkcası şaşırdım fakat başka bir husus daha var ki, “Allah’ın sopası yok, al işte ne edersen o’nu bulursun” dedim. Bazı taraflı köşe yazarları “ümraniye davası” ile ilgili ortada iddianame yokken kesin hükümler verip, farklı farklı isimleri işaret ediyorlardı, suç olup olmadığını bilmeden kimlerle ilişkileri olduğunu yazıyorlardı ve ilişkilerin hangi boyutta olduğunu bile araştırmadan iddianameye isimlerin girmesi gerektiğini köşelerine kadar taşıyorlardı. Bu duruma karşılıkta hukukçular, bilinçli köşe yazarları ve aydınlar, bu yanlışı eleştirdiklerinde, dava başlamadan etkileme devinimine girişilmesini doğru bulmadıklarını söylediklerinde “bunlarda Ergenekoncu” yakıştırması yaparak, daha dava süreci işlemeden, nerdeyse terör örgütü hükmünü veriyorlardı.
Bugün “Kayıp Trilyon davası” ile ilgili ise, “Gül yargılanır” diyenlere aynı yandaş köşe yazarları ve aydınlar “dava başlamadan, davayı etkilemeye çalışıyorlar” diyerek sitem edip, herkese hukuk dersi vermeye başlamışlar. Oysa, ümraniye davası ile ilgili aynı özveriyi göstermedikleri gibi, davayı etkileyenler kendileri olmuştur ve uyarılara kulak tıkamaktan ziyâde “örgüt üyesi” damgası da vurmuşlardır.
Dilerim bu tartışma kendilerine yaptığı yanlışlar hakkında fikir verip, ibretlik olur.

Gül’ün yargılanmasına dair yapılan değerlendirmelerde en dikkat çekici yorum, daha doğrusu hüküm, eski anayasa komisyonu başkanı, halen İstanbul Üniversitesi Anayasa hukuku anabilim dalı başkanı,  AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’dan gelmiştir; “Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından sonra da bir tartışma yaşandı. Karma komisyondan bir dosya vardı. Refah Partisi’nin in ’kayıp trilyon’davası. Onunla alakalı olarak iki genel başkan yardımcısı, biri Abdullah Gül, ikisi hakkında da aynı iddia var. İddia ile ilgili olarak o dönemde il başkanlığı yapanlar mahkum oldu. Ama kararda diyor ki mali işlere bakan genel başkan yardımcısı kimse o incelenmeli. Fiilen bitmiş bir dava. Bu dava yüzde yüz beraatla bitecek bir dava. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar yanlış bir karar. Cumhurbaşkanına dokunulmazlık otomatik olarak sağlanmıştır. Zaman aşımı işlemez, görev bitince bu süreç tekrar başlayabilir….” diyor

Yapılan değerlendirmede en dikkat çekici söz; “ bu dava beraatla sonuçlanır…” ve “Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar yanlış bir karar…” sözleridir. Belki de başkaları için hatta hukukçular için bile bu değerlendirme doğal karşılanabilir ama dava ile ilgili Gül’ün yargılanabileceği açıklamasını yapanlara, karşıt görüşlüler; “ etkileme sürecindeler…” denilebiliyorsa, Sayın Kuzu’nun bu değerlendirmesi de aynı çerçevede düşünülmelidir.

Bir başka AKP’li ise, kimilerince “en AKP’li…” ve “AKP’nin gelecekteki genel başkanı” gözüyle bakılan, AKP’nin her konuda sözcüsü  olan, son kabine değişikliğiyle sanayi bakanı yapılan Nihat Ergün’de, Burhan Kuzu gibi benzer açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamarda da dikkat çekecek sözler mevcuttur; “….Sonucu belli (!), beraatla sonuçlanacak. Hiçbir ilgisi alakası olmayan bir davadır." diyor. Ayrıca ekliyor; “ülkemizde, hak, hukuk, adalet kimsenin kafasında tereddüt kalmayacak şekilde tecelli etmelidir.“
Burada altı çizilecek söz özellikle “Sonucu belli…” ibaresidir! Sonucun nasıl belirlendiği konusunda hukuki bir dayanak olmadığını görüyoruz ve böyle olduğu gibi adalet kimsenin aklında tereddüt ve çelişki olmayacak şekilde uygulanması gerektiğini vurgulamıştır ki, hemen sözlerin çeliştiğini farkediyoruz!

Cumhurbaşkanı Gül’e başka yakın bir isim ise, Gül’ün yargılanıp, yargılanamayacağı konusu ile ilgili “Cumhurbaşkanı konuyu mümkün olduğu kadar uzatsın ve sonunda kendisini halkın oylarıyla Çankaya Köşkü'ne yeniden döndürecek süreci başlatsın... “ sözlerinin sahibi olan Fehmi Koru’dur. Bahsettiği bu uzatmaca oyununun sağlıklı olmayacağını ve son zamanlarda milletin adalete eksilmiş olan güvenin tamamıyle yitirilmesine vesile olabileceğini düşünmemekte olduğunu sanıyoruz…
 
Kısacası; Görünen o ki, Atalarımızın söylediği sözlerinde haklılığı ayan beyân ortada; “Gül’ü seven dikenine katlanır!”

Dava ile ilgili asıl söz hakkına sahip olan Cumhurbaşkanı Gül ise; “Kendimle ilgili kaygım yok ama Cumhurbaşkanlığı makamı zedelenmesin” diyor. Makamın zedelenmemesini düşünen bir Cumhurbaşkanı, nerde oturduğunu, neyi ve kimi temsil ettiğinin bilincinde demektir ve hizmet aşkı ile yanıp tutuştuğunun da göstergesidir. Bu halde, yabancı devletlerde benzer yargılama kararları alınan devlet adamları istifasını verip yargılanmışlardır. Aynı yolu seçebilir ya da “dava ile ilgili deliller toplansın, süreç devam etsin, deliller koruma altına alınsın ama görev sürem bittiği vakit yargılanacağım” deyip, hem “makamın zedelenmemesi”ni önler hem de millete güven sağlayabilir…

Konuyla ilgili kararı veren Sincan ağır ceza mahkemesi, Anayasa mahkemesi üyeleri ve diğer hukukçular konuya net bir açıklık getirip, akıllardaki karışıklığı önleyip,  karara bağlamalılar ve ortak bir sonuç çıkarmalılar. Aksi halde dava başlamadan verilen hükümler kargaşaya vesile olacağı apaçık ortada. Türkiye, adaleti, hukukuna dair Milletine kuşku hissi uyandırmamalıdır!


TÜRK’ÇE

[/b]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.053 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.013s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.