FETHULLAH GÜLEN VE KURDUĞU İRTİCA ÖRGÜTÜ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 28 Kasım 2020, 02:05:06


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 [2] 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: FETHULLAH GÜLEN VE KURDUĞU İRTİCA ÖRGÜTÜ  (Okunma Sayısı 9416 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #10 : 19 Haziran 2014, 16:09:25 »

HOCANIN OKULLARI:

Şimdiye kadar Fethullah’ı kendi sözleriyle tanıdık. Bu sözler “Hocanın okulları”[1] adıyla yayınlanan kitaptaki, iki
öğrencinin bu okullar ve içindeki yaşamla ilgili söyledikleriyle örtüşmektedir.
Bu öğrencilerden ilki doğu kökenli fakir bir ailenin çocuğu olup, okulunun en başarılı öğrencisidir. Fethullah
Gülen’in okullarında okuyan ve “ağabey” diye adlandırılan öğrenciler ile tanışır ve bu topluluğa zamanla dahil olur.
Ona bu topluluğun gayesinin islami toplumu yaratmak olduğu öğretilir. Fethullah Gülen de bunu zaten kitaplarında
işlemektedir.
Bu öğrenci şöyle anlatıyor:
“Bu cemiyetin kendisine misyon edindiği, i’lâyı kelimetullah, yani islami dünyanın her yanına ve her insana
götürmek, Allahın dini olan islamı ve anayasa hükmündeki kur’an-ı kerim hükümlerini hem fen hem de toplumsal
yaşamda etkin kılmaktır. Diğer adıyla kur’an hizmeti.”
F.G. bu konuda zaten aynı şeyi söylüyor;
“Cihad i’layı kelimetullah yolunda mücadele etmenin adıdır. (İ’layı Kelimetullah veya Cihad, sf. 5)
“İslamın i’lası insanın en büyük ideali olmalıdır.” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 91)
“Tedbir ise, kuran hizmetini yaparken bu hizmete hiç kimse tarafından bir zarar verilmesin, bu iş yarım kalmasın
diye alınan bir takım önlemlerdir. Bu önlemlere diğer adıyla takiyye ve te’vil yoluna gitme de denir.”
“Evet denge gözetildiğinde, hezimet ve mağlubiyetin kaçınılmaz olduğu şartlarda kahramanlık gösterisi sadece bir
ihanettir.” (Fasıldan Fasıla-2, sf. 142)
“Arkadaşların mutlaka ama mutlaka temkinle hareket etmeleri şarttır.” Fasıldan Fasıla-3, sf. 100)
“Cumhuriyet ve sonrası dönemler için ‘Bu dönemlerin ana niteliği müslüman olan bir halkı dinsizleştirmek …’
olarak anlatılır.” (sf. 21)
“Bu dönem ümmetin ve kur’an’ın gurbet yıllarıdır. Kur’an onlarsız, onlarda kur’an’sız kaldıklarından gariptirler. Bu
dönemde kur’an, dilinden anlaşılmayan bir kitaptır. Ümmet bağı kopmuş tesbih taneleri gibi dağınıktır… Evet,
ümmet ve kur’an böyle bir gurbet yaşamıştır ve yaşamaktadır.” (Fasıldan Fasıla-2, sf. 250)
“Bu evlere Gülen’in tabiriyle ışık evleri denir… Bunlar cemaatın inanmış ya da ticari imkanlar sağlanmış esnaf ve iş
adamları tarafından finanse edilir.” Sf. 22
Burada söylenenler gene Gülen’in kitaplarındaki ifadelerle doğrulanmaktadır, şöyleki;
“Kurban bayramında talebeye hizmet elini uzatmak için maddi-manevi gayretten geri kalmayan arkadaşlar, o anda
Arafat’ta ve müzdelifede olan kimselerin sevabına denk, belki de daha çok sevap kazanmış olabilirler… burada ise
bir milletin yeniden ihyası söz konusudur.” (Millet: islam milleti) (Fasıldan Fasıla-1, sf. 147)
“Evet, böylesi büyük çapta hizmetlerin gerçekleştirebilmesi için maddi kaynaklara ihtiyaç olduğu bir gerçektir…
halka çeşitli vesilelerle müracaat ettik. Onlar da destek verdiler.” (Fasıldan Fasıla-3, sf. 75)
“Artık cemaata girdikten ve cemaatın bir küçük üyesi olduktan sonra müthiş bir değişim başlar. Bir asker
disipliniyle öylesine katı kurallarla yaşamaya başlanır ki,dayanmak çok güçtür.” (sf. 24)
“Din-i mübin-i islam’a hizmet eden herkes neferdir. Dolayısıyla bu hizmette askeri disiplin çok önemlidir.”
(Fasıldan Fasıla-1, sf. 125)
“Hayalimde her zaman şu düşüncem olmuştur. Yetiştireceğimiz nesil bir asker gibi disiplinli olmalıdır.” (Küçük
Dünyam, sf. 122)
“Kamp günleri daha ağır bir disiplinle ve sürekli Said-i nursi ve F. Hocanın eserlerini okumakla, ibadetle geçerdi.
Ama cemaattan ayrılmayı düşünmezdik. Çünkü insanları cemaatta tutmanın bir yoluysa somut korkuların ötesinde
onların beynine soyut korkular koymaktı.” Sf. 26
F. Gülen kitaplarında bu görevi terkedenlere hangi musibetlerin geleceğini her yerde anlatıyor. Bunlardan birisi de
şefkat tokadıdır. Zaten münkere ne reva görüldüğünü açık açık söylüyor. Münkeri islamda ur çıban kabul ediyor ve
öldürülmesinin gerekeceğini söylüyor.
a) “Işık evlerinde ve yurtlarda yetiştirilen Gülen’in deyimiyle ışık süvariyle yeni bir toplum yaratmak… Altın nesil
denilen bu yetiştirilen gençlik ana hedefleri çerçevesinde yeni bir toplum yaratacaktır.” Sf. 28
“Evet, Fethullah Gülen Hocaefendinin tavsiyeleri istikametinde aynı inanç ve aynı duygu ile aynı hedefe yürüyen bu
gönüller topluluğu, bu “ışık ordusu”, bugün toplumun ilgi odağı olmuştur. Evet bu topluluk hocaefendinin yol
göstericiliği ile… bir büyük hedefi gerçekleştirme peşindedir.” (Fasıldan Fasıla-3, Önsöz, İ.J. Ahmet Kurucan,
25.10.1996)
b) “Yaratılan yeni toplumda islami düzen hakim olacaktır. Bu da demokratik Türkiye Cumhuriyetini sona erdirip,
yerine şer’i kanunların geçerli olacağı, islami devleti kurmakla gerçekleştirilecektir.” Sf. 28
“Bugün, devrin getirdiği şartlar ve hizmetin stratejisi açısından, bir yanağına vurana öbür yanağını çevir, karşılık
verme diyorsak… ileride inşallah muhammedi zemin tam oturacak ve muhammedi renk bütün renklere hakim
olacaktır.” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 222)
“Nihai hedefe ulaşana kadar, yani sonuca ulaşana kadar, her yöntem her yol mübahtır. Bunun içerisinde yalan
söylemek de, insanları aldatmak da girer.” Sf. 28
“Senin hilen düşmanın hilesinden iyi, kılıcın düşmanın kılıcından keskin olsun”, “Harp hiledir” ayetlerine dayanıyor
olsa gerektir.
“Bu gizlilik de güçlü oluncaya kadar devam edecektir. Bunun ölçüsü Gülen’in deyimi ile “Gelinen hiçbir noktada,
hiçbir güç tarafından geri adım attırılmayacak kadar güçlü olmak”tır. Cemaatın temel felsefesi budur.” Sf. 29
“Evet Allah resulunun etrafında her zaman işte böyle serdengeçtiler oldu; fakat o, hayatının hiçbir anında, ama
hiçbir tedbirde kusur etmedi. Kuvvet dengesinin olmadığı bir yerde ortaya atılmanın hezimet ve mağlubiyetle
neticeleneceğini herkesten iyi değerlendirdi ve bu sebeple de stratejisini hep temkin ve tedbir ile örgütledi.”
(Fasıldan Fasıla-2, sf. 142)
Cumhuriyet düzenine kefere düzeni diyen bir anlayış (vardır). sf. 29
“Bizi müslümanlıktan uzaklaştıranlar, onların ifadeleriyle arz edeyim –bu millete sürekli batı uygarlığı seviyesinde
bir hayat tarzı vadettiler.” (Asrın Getirdiği Tereddütler, sf. 75)
“Cemaate ait okullarda verilen eğitimin temel felsefesi laik, demokratik sosyal hukuk devleti olan T.C.’nin yeniden
Osmanlı dönemindeki hüviyetine döndürebilmek ve şer’i hükümlerin geçerli olduğu, islami devlet düzenini kurmak
şeklinde özetlenebilir.” Sf. 29
“Yeniden islama dönüşün yaşandığı zaman diliminde Türkiye’de bu gelişim ve değişimin öncülerinden olan M.
Fethullah Gülen Hocaefendi ve onun yol gösterdiği çizgide hareket eden gönüllüler topluluğu…” (Fasıldan Fasıla-3,
Önsöz, Ahmet Kurucan)
“Biz bugün müslümanlar olarak çok ağır bir mesuliyetin altında bulunuyoruz. Bir dönemde sahabe gibi seçkinlerle
temsil edilen bu DAVA bugün, cılız iktidarımıza rağmen, ilahi bir ihsan olarak omuzlarımıza yüklenmiş
durumdadır.” (Fasıldan Fasıla-2, sf. 63)
Fasıldan Fasıla-1 kitabının önsözünde Ahmet Kurucan tarafından bu okullarda hangi derslerin okutulduğu tek tek
sıralanmıştır. F. Gülenin kendisi bu evlerin medrese, tekye, zaviye görevini gördüğünü söylemektedir. Ee, zaten
Osmanlı devletini islam devleti diye tanımlamakta ve islâmî devletin doğumunun yakın olduğunu Çağ ve Nesil-5,
Günler Baharı Soluklarken kitabına önsöz yazısında M. Garip şöyle dile getirmektedir; “Birinci cihan harbiyle batıp
giden islam devleti, zamanın ana rahminde yepyeni bir doğuşa hazırlanıyor.” F.G.’nin bu hedefe ulaşma esnasında
tek korkusu erken bir bozgun yaşamak ve hedefine ulaşamamaktır. Bakın, bunun için ne söylüyor;
“Çok yakın gelecekte milletçe ya keşkelerle kadere taşlar yağdırıp geçmişi hasretle anacağız, yahut onu ve
kahramanlarını hayırla yad edip talihimize tebessüm edeceğiz… Bozgun kötüdür. Bana göre ölmek bozgun
yaşamaktan daha ehvendir.” (Fasıldan Fasıla-2, sf. 7)
“Atatürk’ü okullarda şu isimlerle bizlere öğretmiş ve belletmişlerdir. Deccal, beton Kemal, malûm şahıs, o zat.
Bunun yanında Atatürk affedersiniz öyle pis ve necis birisidir ki onun ismi ağızlara bile alınmaz.” Sf. 31
“Günümüzde insanların serfuru ettiği bir hayli uydurma ilahlar mevcuttur. Ama hiç kimse onlara açıktan açığa ilah
dememektedir.” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 242)
“Medya ilişkileri ile çalışan, çok geniş bir strateji grubu vardır. Bunlar yazılı ve görsel basınla iletişim kurmanın
yanı sıra içlerinden bazılarını sürekli olarak beslerler.” Sf. 34
“…biz tv, radyo, gazete ve dergilerden oluşan basın-yayın yoluyla dinimize hizmet etmeyi bir yol, bir metod olarak
benimsemişiz.” (Fasıldan Fasıla-3, sf. 95)
“Anadolu’nun dört bir tarafından toplanmış pırıl pırıl zekalı öğrencilere Cumhuriyet ve Atatürk ilkeleriyle
hesaplaşmak üzere eğitim veriyorlar.” Sf. 36
“Yeryüzünde her zaman, islami hizmeti omuzlayacak bir hasbiler kadrosu olmalıdır… İşte hayallerimi süslediğim
kadro, işte büyük davanın büyük hamleleri… Bu millet şimdi artık lafa değil, aksiyona bakıyor.” (İrşad Ekseni, sf.
109)
“Fetullahçılar, bütün enerjilerini, çabalarını tek tek bireylere yöneltirler.” (sf. 37)
“İrşad ve tebliğ adına kendilerine hizmet götüreceğimiz şahısların durumlarını önceden tesbit etmek çok önemlidir.”
(İnancın Gölgesinde-2, sf. 217)
“İkinci aşama olan insanları gruplar halinde bu oluşuma davet dönemi başlamıştır. Pek yakında zorla kabul ettirme
döneminin geleceğini ifade etmeye başlamışlardır.” (sf. 38) “…bu cemaat bütün yoğunluğu başarılı öğrencileri elde
etmek ve onların beyinlerini kendi felsefeleri doğrultusunda yönlendirmek üzere kurulmuştur.
“…vesveseye esas teşkil edecek hususların doğmaması için çok iyi beyin yıkamaya inanıyorum. (Küçük Dünyam,
sf. 67-68)
“Yani amaç cemaatın nitelikli insanlardan oluşması…”(sf. 38)
“Çocuk yaşlarda bizlere verilen eğitime göre kadın şeytanın ta kendisidir…kadınlarla konuşulması kesinlikle
yasaklanmıştır.” (sf.41)
“Kadının görevi, çocuk doğurmak ve efendisine hizmet etmektir. Bunun dışında ne söylenirse yalandır, takiyyedir
ve tedbir nedeniyle söylenmiştir." (sf. 42- 43)
“Kadın bir iş yapacaksa, bu mutlaka onun fizyolojik, psikolojik ve ruhi yapısına uygun olmalıdır.” (Prizma-1, sf.
146)
“Takiyye cemaatın temel felsefesidir.” (sf. 46) “Hizmetin belirli süreçte tüm üniversiteleri öğrencileriyle, öğretim
kadrosuyla ve çalışanlarıyla ele geçirme politikası vardır… Işık evlerinde mutlak itaatle yetiştirilen öğrenciler,
ağabeylerin kendilerine seçtikleri fakülte ve bölümlerinde okumak zorundadırlar.” (sf. 47) “Cemaatın müritleri
kendileri için, özel yaşamları ve aileleri için bir şey yapamazlar. Evli olan bir insan, ağabey izin vermezse evine
gidemez.” (sf. 48)
Fethullah Gülen de zaten özel hayat diye bir şey olamaz diyordu.
“Dünya Nuh’un gemisi gibi bir gemi veya vapurdur… Bu vapurdaki hayat nizamı bize buraya bindiren zata aittir.
Başkalarının bu nizamı ihlâle ve çiğnemeye hakkı olamaz. Ve böyle bir durumda da hususi hayat da sözkonusu
olamaz." (İrşad Ekseni, sf. 19-80)
“Adam kazanmak için büyük bir uğraş verilir.”(sf.50)F.Gülen’in kitaplarında söylediklerinin hepsi böylece
doğrulanıyor.
“Bu hizmet ahir zamanda islamı yeniden toplumsal yaşama egemen kılacak olan çalışmalardır. Bu çalışmanın
aksamaması için gerekirse evlenilmemelidir.” (sf. 51)
“Hadis: Bu emanet … islami hayatın hayata hakim olmasıdır. Bu mukaddes emaneti afak-ı âlemde temsil vazifesi,
bugün bir borç olarak bize düşmektedir.” (İ’layı Kelimetullah veya Cihad, sf. 90)
“…ileride bir cemaat hilafeti temsil edecektir.” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 222)
“Bediüzzaman Hazretlerine soruyorlar. Evlenmeyi hiç düşündünüz mü? Cevap veriyor. Ümmetin derdi beni aşıyor,
kendimi düşünmeğe vakit bulamadım.” (Fasıldan Fasıla-2, sf. 140)
“Cemaatın insanları öz Türkçe’ye öylesine cephe almışlardır ki…” (sf. 57)
“…nesiller, hergün biraz daha okumadan ve düşünmeden uzaklaşıyor ve adeta hezeyan yığınları haline geliyordu…
Bu arada dilimize sokulmak istenen nesebsiz kelime yığınları da okuduğunu anlamaya karşı indirilen ayrı bir darbe
oldu.” (Asrın Getirdiği Tereddütler, sf. 18)
“Cemaatin özel kasetinde şöyle der; Alternatifimizi hazırlamadan devleti yıkmayız. Zira bugünkü T. C. her ne kadar
istemediğimiz bir devlet olsa da, alternatifini kuruncaya kadar, devletsizlikten iyidir. Aksi halde ne içte ne de dışta
hizmet bu noktaya ulaşamazdı.” (sf. 60-61)
“Hizmette bulunan bir şakirt eğer ağabeyine karşı gelirse, bu itaatsızlık silsile halinde oradan semt, bölge ve il
imamına giderek. F. Gülen, S. Nursi’ye, peygamber efendimize ve son olarak da Allaha gider. Kısaca o kişi ağabeye
itaat etmemekle, Allaha itaat etmemiştir ve bu nedenle günahkar olmuştur. Artık şefkat tokadını yemesi an
meselesidir.” (sf. 60)
“Arkadaşların yakın takibe alınması şarttır. Ayrılma emarelerinin görüldüğü an üzerine gidilmesi…” (Fasıldan
Fasıla-3, sf. 113)
“Gülen ve cemaatı planlı, programlı, sinsi ve yanıltmacı bir biçimde sürdürdükleri çalışmalarının önünde engel
olarak hep orduyu görmüşlerdir. Orduya karşı politikası 1) Hoş görünme, 2) Askeriyeye karşı bazı politikacılardan
alınmış tavizlerle polisi güçlendirme (polis kolejine girmek, öğretim üyelerini özel olarak seçtirmek, polisleri
öğrencilik yıllarında etkilemek vs.) Bizim dönemimizde polis kolejlerine gönderilen pek çok arkadaşımız oldu.” (sf.
62-63)
“Siz bir sivilsiniz, silahlarınız yok, kuvvet ve kudretiniz de sermayeniz kadar … oysa askerde tek başınıza bile
olsanız, iktidarınız, silahınız, ferdi kabiliyet ve cesaretinizin yanı sıra, içinde bulunduğunuz birliğin kuvvet ve
iktidarını de yanınızda bulur ve yerinde bir paşayı, hatta bir orduyu bile esir edebilirsiniz.” (İnancın Gölgesinde-2,
sf. 174)
“Gerçekten islami devlete ulaşmak için çok yol aldılar… Yani parayı veren bunca insan olduktan sonra, … iş
dünyasından, politikacılardan, medyadan, sanatçılardan, öğretim üyelerinden vb. çevrelerden büyük destek gördüler.
(sf. 66)
“Medine döneminde ise… bir site devletinin kurulma çalışmalarının başladığını görüyoruz. Bütün peygamberler için
değişmeyen bu kanun başka hiçbir devirde de değişmeyecektir.” (İnancın Gölgesinde, sf. 207)
“Gülen ordu konusunda o kadar hassastır ki, askerin almış olduğu her olumsuz karar, onu hasta eder. … Bu konuda
bizlere; -bakın ne kadar hassas. Sizlere bir zarar gelecek diye çok üzülüyor, hasta oluyor- derlerdi. Bizler de orduya
karşı hınç duyardık.” (sf. 68-69)
Cemaattan ayrılan Gaziantepli A. ise söz konusu kitapta şunları anlatıyor:
“Hizmetle tanışmam: Okul birincisi olduğum zaman, ağabeyim arkadaşı olan üniversiteli ile tanıştırdı. O da bana gel
seni çalıştırayım fen liselerine, ve askeri okullara hazırlayayım dedi. Bir eve devam etmeğe başladık. (3 kişi)
Hepimiz de değişik okulların birincileriydik. Bize ders verirler, nefis yemekler yaparlar, pastalar hazırlarlar, video
seyrettirirlerdi. Pikniğe gider birlikte top oynardık. Bunları bize neden yapıyorsunuz deyince “Allah rızası için
yapıyoruz” derlerdi. Kendileri ile ilgili hiçbir şey bilmiyorduk ama onlar bizim her şeyimizle ilgileniyorlardı. Hatta
sınav giriş formlarını bile onlar alıp dolduruyorlardı. Orta okulu birincilikle bitirdim.
Askeri Okul Sınavı için İstanbul’a ağabeyimin yanına geldim. İlçemizdeki bu gençler (ağabeyler) adresimi kimseye
bırakmadığım halde gelip beni İstanbul’da buldular. Sınav için biraz ders çalışmamız gerektiğini söylediler. Bir soru
kağıdı çıkarak, onları çözmemi istediler. Ve beni orada tam 3 saat çalıştırıp adeta imtihan ettiler. Ertesi günü
sınavdaki 120 soru bu sorulardı.”(sf. 74-76)
Ordunun neden ele geçmesi gerekir, şimdi birlikte görelim;
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #11 : 19 Haziran 2014, 16:09:59 »

“Ordu mensupları: Osmanlının son döneminde sünni tarikatlar misyonlarını tam eda edemediklerinden ötürü bir
kısım kaymalar olmuş ve bozulmalar birbirini takip etmiştir. Hasılı, bulunduğu durum itibariyle hayati bir
ehemmiyeti haiz böyle müesseselerin (ordu), bizim anladığımız manada mutlaka terbiye görmeleri şarttır.” (Fasıldan
Fasıla-3, sf. 27-28)
İzmirdeki lise yılları:
“…bizleri mecburen Zaman ve Sızıntı gibi cemaatın yayınlarına abone yaparlardı.” (sf. 78)
“İslâmi olmayan gazete ve mecmua okumak zararlı olur. Eğer mutlaka okunması gerekiyorsa, sadece başlıkları
okunmalıdır.” (Ölçü veya Yoldaki Işıklar, sf. 96)
Önsöz “1971 yılı şubat ayında neşir hayatına giren Sızıntı dergisinde çıkmış olan başyazıların bir araya getirilmesi
ile…” (Çağ ve Nesil-1)
“Artık biz de hizmetin bir askeri olmuştuk.” (sf. 79)
“Öyleyse geleceği kucaklayıp planlıyanlar, oturup onu bekleyeceğine, kendilerini ona asker olarak yetiştirme gayreti
içine girmelidirler. Tâ ki geldiğinde hazır olan askerinin başına geçebilsin.” (Prizma-1, sf. 25)
“Yurtlarda bir günlük program şöyledir; sabah namazı ile kalkılır. Namazdan sonra tesbihat vardır. Bu bazen uzun
bazen kısa yapılır. Kısa tesbihat ve dua yarım saat sürer. Kerahat vaktinde (namaz –gün aydınlanma arası) kesinlikle
uyunmaz, yasaktır. İbadetle geçirilir. Risale okunur. Güneş doğduğu noktadan bir mızrak boyu yükselinceye kadar
tesbihat yapılır.
Okul bitişinden 20 dakika sonra yurtta olmak zorunluluğu vardır. 5-6 dakika dahi geciken öğrenci azarlanır,
dosyasına işlenir.
Öğle yemeğinden sonra öğle namazı kılınır. Sonra tesbihat yapılır. Yurt dışına çıkış yasaktır. İkindi namazından
sonra yine tesbihat yapılır. Güneşin batışı sırası gene kerahat vaktidir. Uyunmaz, istirahat edilmez, ibadetle geçirilir.
Akşam namazı ve tesbihattan sonra ikinci bir namaz kılınır, buna ebrabin namazı denir. Yatsı namazı ve tesbihattan
sonra ev imamının sohbeti vardır. Sonra Nur risaleleri ve F. Gülen’in kitapları okunur. F. Gülen’in kasetleri izlenir.
Bu kasetler Gülen’in biz öğrenciler için özel olarak hazırlanmış kasetleridir. Bunların içinde hizmetin gerçek amacı,
gelecekte yapılacak faaliyetler, öğrencilere düşen görevler tüm açıklığı ile anlatılır. İslamın şer-i düzeninin topluma
faydaları ve benzeri hedefler tekrar tekrar işlenir. Ya da hocanın yeni çıkan bir kitabı sayfa sayfa okunur. Ev imamı
tarafından yorumlanır. Hepsinden sonra sınav yapılır.
Her gece muhakkak, kaset, sohbet, risale ya da kitap okunur, izlenir. Yatsı namazından sonra da teheccüd namazı
kılınır. Sonra yatılır.
Sabah namazından bir, iki saat önce, gecenin karanlığında imam, öğrencileri (yurtta veya evlerde) evin bütün
cemaatını, tevcih namazı için uyandırır. Sonra yatılır. Ve sabah namazına kalkılır. Böylece öğrencilerin 24 saatlerini
ibadetle geçirmeleri sağlanır.
Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutulur. Gece sahura kalkılır. Ramazan haricinde tutulan bu oruçlara, özellikle üç
aylarda daha bir dikkat edilir.” (sf. 81-84)
“Disiplinli ama ruhaniyetli insanlar yetiştirme tek gaye ve hedefimizdi. Bunun için kitapların okunması, tesbiyatın
gürül gürül icrası sünnet’i seniyyenin yaşanması, namazların ta’dil-i erkanla kılınması gibi hususlara dikkat ediyor;
aynı zamanda onları disipline alıştırıcı bazı temrinatta bulunuyordum.” (Küçük Dünyam, sf. 124)
F. Gülen bu sözleri 60’lı yıllarda açtığı kamplardaki faaliyetlerini anlatırken sarfediyor. Bu, ışık evde kalan
öğrencinin söyledikleriyle örtüşüyor. Bu adam faaliyetini, hiç ara vermeden 30 yıldan beri yürütüyor demektir.
“Cemaatın özel olarak tutulmuş, geniş mobilyalı evlerinde de aynı çalışma düzeni vardır. Ancak bu faaliyetler yeni
gelen öğrencilerden tamamen gizlenir.” (sf. 84)
“Bu ışık yalılarının iç yapıları ve derinliklerinde Allah onların (diğer binalardan daha ziyade) yükseltilmelerine (her
şeyden yüksek yüce) isminin oralarda anılmasına, (dört bir yandan yükselen yasak velvelelerine rağmen) izin
verdi… içlerinde sabah akşam onu tesbihlerle yâd eden öyle yiğitler var ki, ne ticaret, ne de alım satım, Allahı
zikreden, namazlarını dosdoğru yerine getirmekten ve zekatlarını bilhakkın eda etmekten onları alıkoymaz (zira)
onlar kalplerin (mehafetle) gözlerinde (hayret ve dehşetle) döneceği günden korkar (ve tirtir titrerler) hakikatının
numayan olduğu hissedilir.” (Çağ ve Nesil-5, Günler Baharı Solurken, sf. 2)
Fasıldan Fasıla-3 kitabının önsözünü yazan Ahmet Kurucan şöyle söylüyor; “bu kudsi müesseselerde çalışan ilk
elden vazifeli arkadaşlar kendilerine teslim edilen nesle, 24 saat içinde 25 saat mesai yaparak sahip çıkmalı, maddimanevi
gelişmelerine riayet etmelidirler.”
“Ev imamı olan öğrenciler sürekli toplantı halindedirler. Toplantılar dikkat çekmemek için insanların uykuda olduğu
zamanlarda yapılır. Sıkı istişare içindedirler.” (sf. 84)
“Okulda kızlarla konuşmak yasaktı.” (sf. 85)
“Benim (bir) görevim ışık evlerine yeni öğrenci getirmekti… Ben iyi öğrencileri seçerek bu eve getiriyordum.
Ondan sonraki iş evin imamı F. ağabeye kalıyordu. Aynen bize ilçemizde yapılanlar bu öğrencilere yapılıyordu.” (sf.
87-88)
“Arkadaşların memnuniyetsizliğine sebebiyet verilmemelidir… elden geldiğince herkesi memnun etme yolları
araştırılmalıdır. Arkadaşların maddi açıdan desteklenmelerinin problemleri önleyeceği … namaz kılan oruç tutan …
arkadaşlara değil iki burs, canlar bile verilse azdır.” (Fasıldan Fasıla-3, sf. 113)
“Cemaatın asıl hedefi zeki, çalışkan, zengin öğrencileri kendi dünyalarına çekip … amaçları için kullanmaktı.” (sf.
88)
“Bu itibarla da, herhangi bir insana yaklaşmada o şahsın boşluklarını tesbit çok mühimdir.” (İrşad Ekseni, sf. 26)
“(Fakülte) tercihlerini ağabeyler yaparlardı… Nerede, hangi fakültede bir şakirt eksiği varsa, oraya bizden kuvvetli
inancı olan öğrencileri gönderirlerdi.” (sf. 92)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #12 : 19 Haziran 2014, 16:10:37 »

“Yurtlarda ders çalışacak zamanımız olmazdı. Bizim için bütün ders S.Nursi’nin risaleleri ve Fethullah hocanın
kitapları ve kasetleri idi. Yurtta beş vakit namazla birlikte S.Nursi ve F. Gülen’in eserlerini okur onlardan sınava
çekilirdik… Önceleri her gün saatlerce bir ağabey tarafından okunan S. Nursi’nin eserlerini hiç anlamadan
dinlerdik… Sonunda imtihan edildiğimiz için, hepimiz bu eserleri ezberlemeye başlardık.” (sf. 100)
Bakınız F. Gülen bu konuda neler söylüyor;
“Risale-i Nur eserlerinin okunmasında dikkat edilecek hususlar;
1.) Bütününü okumalı
2.) Gazete gibi okumamalı
3.) Bütünlük içinde mütalaaya kendinizi alıştırmalı,
4.) İçinde birşeyler olduğu mülahazasıyla okumalı
5.) Otokontrol yapmalı. Okunanlardan her gün kendini kritiğe tabi tutmalı,
Risaleleri eğer hakkıyla anlasaydık, medrese ve tekyelerden bekleneni verirdi.” (Faslıdan Fasıla-1, sf. 205-206)
Atatürk’ü bize o kadar kötülediler ki, giderek hepimiz Atatürk düşmanı kesildik. Artık ondan nefret ediyorduk.
Onun deccal olduğunu söylüyorlardı. Sohbetlerde onun adını anmak yoktu, sadece malûm zat denirdi, çok
affedersiniz “necis hayvan (domuz) diye anılırdı. (sf. 102)
“Yakın geçmişimiz itibariyle bizim tarihimiz, bir katliamlar, tagallublar, esaretler, tahakkümler ve zilletler tarihi
olmuştur.” (Çağ ve Nesil-5, sf. 77)
“Dışarıda pantolon giyilir, kravat takılırdı. Evlerde şalvar giyer sarık takarlardı. Yani dışarıda tedbir uygulanırdı.
Tedbir … hizmete bir zarar gelmesin diye uygulanan müeyyideler idi.” (sf. 103)
“Cemaatın Örgütlenmesi (sf. 104-110):
1.) F. Gülen (fikir babası Said-i nursi ve risaleler) İlâhiyat mezunu, özel seçilmiş öğrencilere ders verir.
2.) A-Takımı
a) Bölge imamları. İstanbul gibi büyük şehirlerin bölgeleri,
b) İl imamları,
c) F. Gülen’in çeşitli konulardaki danışmanları,
A-Takımın Görevleri;
a) Cemaatın genel politikalarını belirlemek,
b) Politikaların organizasyonu,
c) Cemaatı bilgilendirmek,
d) Cemaattaki durumu A-Takımının gündemine getirmek.
3.) Cemaat
a) Esnaf imamları: Cemaatı örgütlemek, yenileri kazandırmak, ayda birkaç davet yaparak tanışmayı sağlamak,
bağışları organize etmek.
b) İmamlar imamı (Semt imamı): 4-5 evden sorumlu. Öğrencilerin burslarının temini, öğrencilerin durumları ile
haklarında raporların incelenmesi, Sızıntı, Yeni Ümit, Zaman Gazetesi aboneliğinin izlenmesi, ortaokul ve liselere
yönelik hizmet çalışmalarının organizasyonunda ev imamına yardım ve emirlerin iletilmesi, çalışmaları bölge
imamına sunmak.
c) Ev imamı: 6-7 kişilik bir evin sorumlusu, yardımcısı var, imamlar imamına sorumlu.
d) Ortaokul sorumlusu (ortaokul ağabeyi): Asıl etkinlik alanı ortaokuldur (hızlı büyümenin sebebi). Cemaatın
deyimiyle, kişinin doğasının oluşmaya başladığı bu dönemde, cemaata kazandırılan bireyler, cemaatın asıl yükünü
omuzlayan, tam itaatkar bireylerdir.
e) Lise sorumlusu (lise ağabeyi); ortaokul ve lise ağabeyleri evde kalan diğer öğrencileri a) Zaman gazetesi
sorumlusu, b) Sızıntı dergisi sorumlusu, c) kaset sorumlusu olarak görevlendirirler.
f) Serrehber; dershanedeki en üst seviyedeki öğretmen
1.) dershane öğrencileri ile ilgilenir. Ehli hizmet ve ehli dünya diye sınıflamayı yapar. Ehli hizmetlerin (sınıf imamı)
sınıflara dağıtımı, bunların diğer öğrencilere yönelik istihbari çalışmalarını organize eder.
2.) Dershanenin üniversite kazanan öğrencilerini rehber öğretmen gözetiminde söz konusu şehre yollar.
3.) Öğrenciler hakkında hazırlanan dosyaları o şehre göndermek barınma ve burs ihtiyacının temini.
4.) Söz konusu kişilerin hizmete bağlılık derecesinin değerlendirilmesi, nerelerde istihdam edileceğini belirten gizli
referans mektubunu hazırlanmak. Bu mektuplar öğrencinin gittiği okulla ilgili olan dershaneye veya yurt
sorumlusuna oradaki görevli serrehbere gönderilir.
“Fertleri kabiliyetlere göre kullanma, bir mürşidin en mühim hususiyetlerindendir.” (İrşad Ekseni, sf. 177)
“Hizmette önde olan arkadaşlar her an kendi durumlarını gözden geçirmekle beraber, hizmet içindeki her şahsı,
mutlaka kabiliyetlerine göre vazifelendirmeyi de ihmal etmemelidirler. Vazife bizim hayatımızdır… Bu itibarla her
bir ferde, önde bu işi planlayanlar tarafından mutlaka birer vazife tevdi edilmelidir.” (Fasıldan Fasıla-2, sf. 149)
Görüldüğü üzere cemaatta tam bir askeri disiplin vardır… Cemaata alınan öğrencinin, tüm özellikleri, yaklaşımları,
bütün bir gün içindeki davranış ve tutumları kaydedilir ve hafta sonu rapor halinde bir üst görevliye verilir. Çok
yakın iki arkadaş birbirlerini denetler, rapor ederler. Bütün bu görevler Allah adına yapıldığı ve hizmetin aksaması
halinde ahiret azabının korkunç olacağı kişilerin beyinlerine öylesine yerleştirilmiştir ki hiç kimse bunların dışına
çıkamaz.” (sf. 109)
“Bu mevzuda davayı temsilde önde olmakla birlikte vak-i merhunu gelmeden böylesi şeytana yönelen insanlar,
geçici olarak zevk ve lezzet duysalar bile, “Rabb-i Kerimime itimat ederek söylüyorum- dokuz defa elem çekecek,
on defa iki büklüm olup, burada da, ötede de inleyeceklerdir. Ettiklerine ah-ı efgan edecekler ama, iş işten geçmiş
olacaktır.” (Prizma-2, sf. 22)
“Öğrenci yerine getirdiği her görev için özel seçildiğini, cemaatın üstlendiği şeriat düzenini yeniden kurmak için,
kendisine verilen bu kutsal vazifeyi en iyi şekilde başarmak gerektiğini bilir.” (sf. 109)
“Ben şu yirminci asırda, din-i mübin-i islama sahip çıkan genç delikanlıları sahabinin velayetine mazhar görüyorum.
Çünkü Allah onları çok kutsi işlerde istihdam ediyor. Büyük kimselere, bu işin paşalarına mareşallerine yaptırdığı işi
BUNLARA (delikanlılara) yaptırıyor.” (Asrın Getirdiği Tereddütler-1, sf. 183)
Cemaata giren öğrenciler artık kendilerini buraya adamış olurlar. ..bilgi ve göreve inanmalı ve gereğini yerine
getirmek zorundadırlar. Bu kararlar ailesinin, devletinin, ülkesinin zararına da olsa. Çünkü cemaatın kutsal değerleri
herşeyin üstündedir.
“Ben bütün dengelere başkaldırarak başkalarının arkalarında koştuğu şeyleri ayağının ucuyla bir kenara itecek
insanlığın iftihar tablosunun beyanı içinde dininden, diyanetinden dolayı kendilerine deli denecek 5-10 insan
istiyorum. Kendini hiç düşünmeyen, makam, mansup, şan, şeref, şöhret, para, evlad-ü iyal demeyen 5-10 insan.
N’olur Allahım! Senin hazinelerin geniştir. İsteyene istediğini ver, bana da bu ölçüde 5-10 insan. N’olur Allahım!”
Fethullah Gülen ve cemaatının Türk Cumhuriyetlerindeki yapılanmasının da, faaliyetlerinin de aynen ana yurttaki
gibi olduğunu, bir cemaat üyesinin rapor niteliğindeki mektubu tamamıyla göz önüne sermektedir.
Türkistan’daki bu cemaat mensupları, Türkiye’deki ağabey adı verilen kişilere yazdıklar mektuplarda, said-i
kürdi’den Hz. Üstadımız diye söz etmekte, kitap okuma programlarını anlatmaktadırlar.
“Muhtar kardeş anlatıyor: (Bu rüya değil) Yatsı namazını kıldıktan sonra cemaatta münacaat risalesini okurken Hz.
Üstadımız teşrif ettiler” şeklindeki ifade aynı nurcu örgütlenmenin buralarda da gerçekleştiğini gösteriyor. F.
Gülen’in; komünizmin boşalttığı yeri biz dolduracağız sözü gerçekleşmiş demek ki.
Türkiye’de gerçekleştirdikleri örgütlenmenin aynısını Orta Asya Türki cumhuriyetlerde de kurdukları belli. Artık bu
ülkelerde o ülke insanlarına gazeteler çıkarttırarak, radyo programları hazırlatarak risale-i nur ağırlıklı yayınlar
yapmaktadırlar. Kitap tercümeleri başta Özbekçe, Kazakça, Kırgızca, Tacikçe, ve Türkmence olmak üzere baskılara
verilmektedir. (Yeni Hayat dergisi, 1999/ Haziran 56 sayı, sf. 25-28)
“Komünizmanın her sahada bitiş ve tükenişi sistem arayışını daha da hızlandırdı. Şimdi eğer, topyekün insanlığa ait
bu boşluğu biz inandığımız din ile dolduramaz ve bunu kısa zamanda gerçekleştiremezsek… Bu sebeple daha hızlı
bir tempoda çalışmamız gerekmektedir… Ve az dahi olsa durmak hatadır. (Fasıldan Fasıla-1, sf. 168)
Hocanın Okulları, İ.Ü. Basımevi ve Film Merkezi, İstanbul 1998
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #13 : 19 Haziran 2014, 16:11:56 »

Orta Asya’da açılan okulların hangi amaçlarla açıldığını F. Gülen açıkça ifade ediyor. Üstelik oraya götürülen de
dinin “nurculuk” versiyonu.
Dr. Necip Hablemitoğlu “Fethullahçıların Orta Asya’daki Okullarının Gerçek Yüzü”nü şöyle anlatıyor;
“Azerbaycan şimdilerde fethullahçıların Orta Asya’ya yayılmasındaki ilk ve en önemli sıçrama tahtasıdır. Azeri
yöneticiler Fethullaha yönelik (karşıt) etkinliklere soğuk bakıyorlar, salon tahsis etmek istemiyorlar. Mesela 12
Temmuz günü yapılan toplantıda komünistliğini açıkça ifade eden Sosyal Demokrat Partisi’nin başkan
yardımcısının Fethullah Gülen’i savunması ve destek vermesi dikkati çekti. Pek çok Azeri kadın gözyaşları içinde
fethullahçıların okullarındaki eğitim gören çocuklarının kendilerinden koparıldığını, onları kaybetmek üzere
olduklarını söylediler."
Doğrudur, G.Antepli genç de itiraflarında aynısını söylüyordu. F. Gülen de zaten müritlerine Başyücelerin
Amentüsü’nde;
“umum sevdiklerimizi ve gönül bağladıklarımızı feda edecek kadar kararlı olmak…”
diye and içtiriyordu.
Hablemitoğlu devam ediyor;
“…bir süre sonra bu çocuklar anne ve babalarının inançlarını sorguladıklarını, hatta aşağıladıklarını, neşe ve
canlılıklarını, çocukluklarını kaybettiklerini anlattılar.”
Ee tabii böyle olacaktı. Çünkü çocuklara ilk öğretilen şey dinin tebliğ olduğudur. Neşe ve canlılıklarının kalmaması
normal. Çünkü bu zalim ve sinsi örgütün başındaki adam kahkaya düşman. Elimden gelse herkesi ıstırap içine sokar
ve onları orada boğarım diye kendisi söylüyor. Babası ve dedesi hiç gülmezlermiş. Kendisi ise yalan da olsa riya da
olsa hep ağlıyor. Ee başka ne beklenirdi ki ondan?
“Fethullaçılar Orta Asya’daki okullarda haftada 3-8 saat Türkçe’ye ayırıp, 25 saat İngilizce ders okutuyorlar.
Böylece de İngiltere’den üstün hizmet ödülü alıyorlar. ABD’den ise kırmızı pasaportlu CIA çıkışlı öğretmen
takviyesi ve siyasal dokunulmazlık, ekonomik güç desteği görüyorlar. Okullarındaki Türk olmayan unsurlara
kesinlikle din dersi vermiyorlar.”
Fethullahın Türkler için fikri ise şu;
“Türk milleti tarihinin hiçbir devrinde fen ve teknikte batı ölçülerinde ileri gitmemiştir.” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 219)
Kendisi de Bitlis’in Ahlat ilçesinden, ana tarafından da seyitmiş zaten. Bunları Nazlı Ilıcak’ın 1998 yılında Akşam
gazetesindeki F. Gülen’le ilgili yazı dizisinden öğreniyoruz.
Hablemitoğlu devam ediyor;
“Türklerin yaşadıkları bütün Orta Asya ülkeleri ve Rusya’da, Azerbaycan’da Türk çocuklarını önce ailelerinden
sonra Türklüklerinden koparıyorlar. Onları molla haline getiriyorlar.
Fethullahçılar Azerbaycan bürokrasisinde egemenler. Tıpkı Türkmenistan’da olduğu gibi iki bakan yardımcısının
fethullahçı olduğu ifade ediliyor. Bürokrasiye ve üst düzey siyasetçilere maaş bağladıkları iddiası var. Yaklaşık 280
şirket ve holdinge, 25 milyar dolarlık mal varlığına ve yıllık 600 trilyon liralık iş hacmine sahip olan fethullahçı
organizasyon bu ülkelere birçok karlı alanlarda giriyorlar. Bütün bu şirketler fethullaçı organizasyona yaklaşık
kârlarının en az %20’si oranında himmet parası ödüyorlar (bazıları ise %50 ödüyor).
Üzeyir Garih, Fethullah Gülene iltifatlarla dolu mektup gönderiyor, davetine icabet ediyor, değerli hediyeler
sunuyor ve fethullahçıların Moskova’daki okulunu karşılıksız finanse ediyor.
ABD’li öğretmenlere yurt dışındaki (Özellikle Orta Asya) okullarda para ödenmiyor. Belli başlı İngilizce kitaplar da
İsrail ile bağlantılı bir ABD firması olan ‘B’nai-B’rith’in karşılıksız desteği kapsamında sıfır maliyetle temin
ediliyor.” (Yeni Hayat dergisi, 1999/ Eylül, sf. 6, “Fethullah Gülen Memlekete Hoş geldin” , Dr. Necip
Hablemitoğlu)
Son günlerde Urfa’da kurulacağı söylentileri yoğunlaşan İbrahim Üniversitesi söz konusu. Bu konuda basında
Fethullah Gülenin önemli görevler üstlendiği yazılıyor. “Tevrat İttifakı” başlıklı yazıda fetullahçı vakfın mayısta
düzenleyeceği sempozyumun konusu; “Hz. İbrahim; yahudilik, hıristiyanlık ve müslümanlığın ortak noktasıdır.” Bu
konuyla ilgili Türk Dışişlerinde hazırlanan dosyanın amacı: Dinleri çıkış noktasında birleştirmek. (Aydınlık derg. 16
ocak 2000, sayı 652)
40 yıldan fazla bir zamandır Avrupa’daki Türk işçilerinin sorunlarını çözmekte hiçbir başarıda imzası olmayan
Atatürk’ün devletinin Dışişleri bakanlığı dinler için dosyalar hazırlıyor. Partneri ise Türkiye cumhuriyetinin
kurulduğu günden bu yana en sinsi, en iyi örgütlenmiş, hedefine adım adım giden, gayesi için tarihteki tüm
makyavelistleri sulu dereye götürüp susuz getirebilecek olan fethullahçılar. Yani patronları F. Gülen.
Tüm bu yurt içi ve yurt dışı ilişkiler akıl almaz meblağlarda paralara, devletlerin bile kolay organize edemeyeceği
çapta okullara, yurtlara, üniversitelere, şirketlere, holdinglere hükmediyor. El öpen holding patronları, selam duran
devlet adamları, her yönde siyasal, diplomatik uluslararası ilişkileri var. Atatürk’ün cumhuriyetinde onun
makamında oturan, Atatürk devrimlerini ve laik cumhuriyeti kollamakla görevli devletin zirvesindeki zat, gene
Atatürk’ün cumhuriyetinde yürütmenin başı olan kişi bu adamın elinden ödül alıyorlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #14 : 19 Haziran 2014, 16:12:51 »

Bugüne kadar gelmiş geçmiş en iyi organize olmuş, Atatürk’ün cumhuriyetini yıkmak ve son vuruşu vurmak için
uygun an bekleyen bu tarihin en tehlikeli şeriatçı örgütü hedefine varmak için her yolu mübah görmektedir. Son
numarası ise zaman gazetesinin dağıttığı “İFTİRANIN DEĞİŞMEYEN MANTIĞI” adlı güya Amerikalı “Lynne
Emily Webb” takma isimli kişinin yazdığı kitaptır. Birinci sayfasında bu uyduruk şahsın biyografisi yazılı. Daha çok
bir “Savaş psikoloğunun” elinden çıkmış intibaını uyandıran bu kitabın ilk sayfalarında Atatürk’e ve onun
cumhuriyetine en iğrenç iftira ve yakıştırmalar yapılır.
PKK, Güvenlik güçleri çatışmalarında PKK’yı destekleyen bir anlatım biçimi vardır. Ve en nihayet kitabın 38’inci
sayfasında “Bağımsızlık iddiaları ve Gerçekler” başlığı altında birden bire Amerikalı olduğunu unutur ve “Fethullah
Gülen konusunda en son suçlamalara göre, güya o, bağımsızlık ideolojimiz kemalizmin yıkılması için Amerikanın
devreye koyduğu ılımlı islamın uygulayıcısıymış” der. Artık kitabın bundan sonraki bölümlerinde anlatım tarzı
olarak yeniden Amerikalı kimliğine dönmeye öyle büyük gayret göstermez.
Bu Amerikalı(!?) Türk kanunlarını çok iyi bildiği için en iyi Türk avukatlardan daha iyi bir biçimde hukuki cümleler
kullanır. Hayali olarak onu muhakeme eder ve onun sütten ak yoğurttan pak, dünyanın en barışçıl ve insancıl
cevaplarını alır. Düşünmez ki hiç, bir gün birisi çıkar ve sorulara Fethullah Gülenin kendi ağzından gerçek cevapları
verir.
82 adet güya iddia ileri sürer. Bunlarla gayet şuurlu bir hedef seçilmiş, müritlerine onların duymaları gereken
mesajlar verilmiştir. Çok sayıda radikal gerici islami akımın bulunduğu günümüzde tabanı elden kaçırma
endişesinin ağır bastığı bir ruh haliyle, bu güya iddialar hazırlanmış ve ard arda dizilmiştir. Fethullahın verdiği güya
cevaplar kaldırılıp, bu güya iddialar ardı ardına okuduğunda, tabana; “Biz neyiz, ne aslanız” mesajı verilmek
istenmiştir. Yer sorunundan dolayı bunların hepsini burada ardarda koymanın imkanı yok. Bunlardan birkaçı;
1. Fethullah Gülen irticacıdır.
- Şüphe yok.
2. İrtica bölücü, takyeci, yasa tanımaz, anti-demokratik ve gayri millidir. Fethullah Gülen de irticanın içinde
olduğuna göre o da böyledir.
3. Fethullah Gülen yandaşları cumhuriyet düzeni için kefere düzeni diyorlar.
- “İfritten devir” diyorlar. Daha beterini de söylüyorlar
4. Türkiye’de 1000’e yakın irtica tarikat okulu var. Bunlardan 50 kadarı fen lisesi. Ayrıca 5000 civarında dershane
ve kurs da tarikatçılar tarafından işletiliyor. Buralarda Altın Nesil adlı tarikat müritleri yetişiyor.
5. Fethullah Gülen tarikatına ait, yurt içinde sayıları 90-182 özel okul, 300-460 dershane, 25000 öğrenciyi
barındırabilecek 240 yurt, bazı rakamlara göre 500 yurt var.
6. Öğrenciler asker, hukukçu ve kamu yöneticisi olmaya yönlendiriliyor.
- Hocanın Okulları”nda açık açık anlatılıyor.
7. F.G. laikliğe, demokrasiye ve cumhuriyete karşıdır.
8. F.G. aslında Arap islamcısıdır.
9. F.G. müslüman kardeşler örgütünün kurucusu ve şeriat düzenini getirmek için şiddeti teşvik eden Hasan el-Benna
ve benzerlerini sevdiğini söylemekle gerçek niyetini ortaya koymaktadır. Görünüşteki ılımlılığı bir takiyyeden
ibarettir.
10. F.G.; “dengeli bir hizmet eri söyleyeceğini hemen söylemez. O bilir ki, söylemesi gereken şeyi söylerse
kendisine hayat hakkı tanımayanlar çıkabilir” demektedir. Bu sözleri onun takiyye yaptığını göstermektedir.
- Ne olacaktı ki başka?
11. Türkiye’de irticanın büyük bir medya ağı var. F.G. grubuna ait Samanyolu tv, Zaman gazetesi ve 14-15 dergi de
bunların içinde. 163. Maddenin kaldırılmasından sonra, irticacı medyada yayınlarda artış ve bu yayınlara yönelme
var.
12. Türkiye’de irticanın büyük bir sermaye gücü var. 10dan fazla özel finans kurumu, bir o kadar holding ve 4000
şirket, yine aynı sayıda vakıf irticanın elinde. Mesela bu finans kurumları 1990 yılında 1,7 trilyonluk işlem
yaparken, 1997 yılında 340 trilyon liralık işlem yapmış. Bu çok korkunç bir artış.
13. Asya Finans ve Işık Sigorta F.G. grubuna ait, irticacı finans kuruluşlarındandır ve Asya Finans devletten
yüzlerce milyar liralık teşvik almıştır.
14. F.G. orduyu faaliyetlerine engel görüyor ve bu sebeple orduya sızmaya çalışıyor.
“Osmanlının son döneminde sünni tarikatlar misyonlarını tam eda edemediklerinden ötürü (orduda) bir takım
kaymalar olmuş ve bozulmalar birbirini takıp etmiştir. Hasılı, bulunduğu durum itibariyle hayati ehemmiyete haiz
böyle müesseselerin, bizim anladığımız manada mutlaka terbiye görmeleri şarttır.” (Fasıldan Fasıla-3, sf. 27-28)
- Bu terbiye muhakkak ki tarikat terbiyesidir. Zaten tarikatlar hakkında en ufak bir bilgisi olan için Fethullahın
örgütünün Türk tarihinin gördüğü en tehlikeli tarikat olduğu açık seçik bir gerçek.
15. F.G. tarikatına bağlı askerlere “Çalışın, İngilizce öğrenin, kendinizi saklayın ve amirlerinizle iyi geçinin”
tavsiyelerinde bulunmaktadır.
16. F.G cemaatına mensup kültürlü ve türban takmayan bayanların subaylarla evlenmesini tavsiye ediyor.
17. F.G.’nin orduya yeni sızma projeleri var.
- Ordu mensupları mutlaka terbiye edilmeli diyor ya.
18. Orduya yaklaşmak ve ordu tarafından kabul edildiklerini göstermek için, Asya’daki okullara emekli generalleri
götürüyorlar.
19. “F.G deyince gemiler kalkmayacak” şayiası var. Ayrıca F.G. Emniyette de çok etkili.
20. F.G. Abdullah Çatlı’yı ve Haluk Kırcı’yı tanır. Kendileriyle görüşür.
21. F.G. Denizli’de katıldığı bir toplantıda “ülkeyi bu hale şeytanın uşağı muallimler getirdi” demiştir.
22. Çanakkale’nin Biga ilçesinde oturan ve F.G. grubuna mensup Sabri Kadıoğlu 23 Eylül 1985 tarihinde
Abdulkerim Zellum adlı yazarın “Hilafet Nasıl Yıkıldı” adlı eserini ücretsiz dağıttı.
23. F.G. 1987 yılında ders verdiği öğrencilerine Alp Arslan Türkeş ile görüştüğünü, Türkeş’ten cemaatını şeriat
istikametinde yetiştirmeyi istediğini, onun da kabul ettiğini söyledi.
24. F.G. 1990 yılında rahatsızlığı nedeniyle birkaç kez yurt dışında çıkmış ve 1992 yılında Azerbaycan’a gitmiştir.
25. F.G kendinden menkul rüyalar ve kerametler anlatarak insanları kandırmaya çalışıyor.
26. Fethullah Gülen grubunun, Türkiye’deki islamcılığı kullanmak isteyen dış nührakların ve güçlerin ilgi alanına
girmesi ihtimali var.
27. Fethullah Gülen’in okullarında öğrencilere irticai eğitim veriliyor. Doğrudan bir dini eğitim yoksa da
davranışlarla din ve siyasal islam telkin ediliyor.
- Fasıldan Fasıla-1 kitabının önsözü bunu cevaplamak için yeter.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #15 : 19 Haziran 2014, 16:14:05 »

28. Fehullah gülen, yurt dışında açtığı okullarla, hem yandaşlarına ve hareketine menfaat, hem de şeriat devleti
çalışmalarına dış destek sağlamayı hedefliyor.
- Yeni Hayat Dergisi bunu çok güzel belgeledi. Haziran ve Eylül 1999 dergileri.
29. F.G.nin hoşgörü ve barış tabloları çizerek, devlet ileri gelenlerini etkilemesi büyük bir tehlikedir.
- Ee tabii. Ne olacaktı yani?
30. F.G. grubu çok disiplinli bir teşkilatlanma içinde. Bu teşkilatın başında dünya imamı olarak Fethullah Gülen var.
Sonra Doğu imamı, Avrupa imamı, Amerika imamı geliyor. Danışmanlar grubu var. Bunları şehir imamlığı gibi
makamlar takip ediyor. Bunlar arasında sıkı bir hiyerarşı söz konusu.
31. F.G. sözü edilen teşkilatlanma ile, devlet örgütüne alternatif bir örgüt kurmuş oluyor.
- Aynen öyle.
32. F.G. için kadın mekruh ve şeytanın ta kendisidir. Kadınla konuşulması yasaktır. Kadının görevi çocuk doğurmak
ve efendisine hizmet etmektir.
- Talebelerine her düşünceyi kur’an ayetlerine ve hadislere vurarak kabul yahut red etmelerini söyleyen bir insanın
düşüncesi başka ne olacaktı ki?
33. F.G. Amerika’daki Moon tarikatına bağlıdır. F.G. papa’nın gizli kardinalıdır. CIA’nın Asya’daki en önemli
adamlarından ve grubu da en önemli sivil toplum kuruluşlarındandır.
- Bu da daha önce sözü edilen ilişkilerinden bir diğeri demek ki.
34. F.G. 1997 yılında ABD’ye sağlık problemlerinden çok, lobi ve kulis faaliyetleri veya Refahyolu’nun düşmesi
üzerine, kanuni takibata uğrayabileceği endişesiyle gitmiştir. Sonra ABD’deki lobiler F.G.’i dünya müslümanlarının
lideri olarak empoze ediyor.
- Bak bu çok ihtimal dahilinde.
35. Fethullah Gülen, hedefine varmada üç aşamalı bir yol izliyor. Birinci aşama bireye ulaşmayı, ikinci aşama
cemaate toplu daveti gerektiriyor. Üçüncü aşama ise muhtemelen cemaate insanları zorla katma olabilir. Şu anda
henüz birinci aşamada görünüyorlar.
- “Hocanın Okulları” adlı kitapta da öğrenci bunun aynısı söylüyor. Kendisi de müritlerine son derece temkinli
olmayı emrederken bir “karar anından” zaten bahsediyor.
“Hafif bir kıpırdanışın karışık hadiselere ritm getirdi. Çözülmez gibi görünen, nice kemikleşmiş yanlışlıklar vardı ki,
eritici soluklarında lime lime oldu. Ve, millerin kalbinde bir ödem gibi tümsekleşen irin yuvaları birer birer
dağılmaya başladı! Ya özünden doğan gerçek aktiviteyi ve son kararı duysa ve görselerdi! Millet olarak..karar
gününü gözlemekteyiz.”(Çağ ve Nesil,sf.26)
36. Fethullah Gülen tarikatçıdır.
- Evet, bunun böyle olduğunu efendisini konuşturarak belirtiyor;
“O dönemde tarikatlar yaygın takibe alınmıştır. Zaten nurlardan dolayı yaygın tarassut edilen bir insan, bir de
tarikatçılık vehmiyle mi durumu ağırlaştırsaydı... Bediüzzaman cemaatını koruma ve kollama durumundaydı. Yoksa
efendimizin tavsiye etmiş olduğu zühd ve takvayı esas alan tarikatlara Bediüzzaman gibi engin ve ledünnî birisinin
karşı olması asla düşünülemez.” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 212)
37. Fethullah Gülene ait yurt dışı okullarda 350 trilyon liralık bir sermaye dönüyor. Bu kadar büyük sermaye nasıl
karşılanıyor?
- F. G. kendisi kitaplarında belirtiyor;
“Çeşitli vesilelerle sizlere başvurduk. Verin dedik verdiniz”
- benzerli sözler söylüyor. İş yapan şirketlerin kazançlarından %20-50 arası himmet parası ödendiği yazılıp
söyleniyor.
38. F.G. peygamberimiz Mekke şerifiyken devletten bahsetmediğini, dolayısıyla şimdilik devletten bahsedilmemesi
gerektiğini söylüyor. Fakat temelde i’lâyı Kelimetullah denilen, islamı dünyanın her tarafına yaymak, anayasa
hükmündeki kur’anı kerim hükümlerini hem fen hem de toplumsal yaşamda etkin kılmak ve neticede ümmet
zihniyeti ile, Mekke merkezli, bütün dünya müslümanlarının bağlılık duyacağı hilafet veya saltanat benzeri bir
sistem oluşturmak amacı gütmektedir.
- Bütün kitapları okunduğunda, her okuyanın bas bas bağıracağı gerçek şu yukarıda söylenenlerdir.
39. F.G. papa gibi dini liderlerle görüşerek, dünya müslümanlarının liderliği gibi bir liderlik yarışında olduğunu
gösteriyor.
- Okulların kuruluş biçimi, yurt dışındaki okulların kitaplarının Binai Brith (Ahidin Oğulları) örgütü tarafından
karşılıksız (ücretsiz) karşılanması, İbrahimilik adı altında Urfa’da yahudi, hıristiyan ve müslümanların (?!) organize
ettikleri toplantılarda yazarlar vakfının başı çekmesi ve kurulması planlanan İbrahim Üniversitesi’nin çalışmaları ile
ilgili söylentileri böyle bir pazarlık ve hesabın varlığını düşündürüyor.
40. F.G.’in cihad görüşü onun ılımlığının sadece bir görüntüden ibaret olduğunu göstermektedir. Ona göre,
emperyalist dünyayı köle haline getirmek için islamı bayraklaştırmak gerekir. Bu nedenle cihad en kutsal görevdir
ve cihad edenlerle etmeyenler asla bir olamaz. Cihad yalnızca kılıç sallamak olarak anlaşılmamalıdır.
- İtham gibi sunulan, aslında bu propaganda paragrafının ilk cümleleri gerçeği yansıtmamakta, pratik ise bunun tam
tersi olduğunu 100 yıldır herkese yaşatmaktadır. Son cümle ise tam tanıma bir gerçeği yansıtmaktadır. Bunun böyle
olduğunu anlamak isteyenler “İ’layı Kelimetullah veya Cihad” ile “İrşad Ekseni” kitapları okumalıdırlar. Bu iki
kitap tamamıyla bu konuları işler. Diğer kitaplarında da bu konuda epeyi malzeme vardır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #16 : 19 Haziran 2014, 16:15:39 »

48. Fethullah G.’in her yerde talebelerinin kaldığı evler var ve bunlara ışık evler deniyor. Bu evler, misyonerlik
faaliyetlerinden etkilenmiş yasal hücrelerdir.
- Bunun cevabının “Gerçekten bu ışık evlerin misyonerlikten de öte görevleri olan HÜCRELER olduğunu Çağ ve
Nesil-5 (Günler Baharı Soluklarken) adlı kitabı okuyan herkes açık seçik görür. Bu kitabın önsözünde Necip Fazıl
(Bugünkü İBDA-C nin manevi lideri) ile kurulan ilişki belirtilir, islam devletinin ana rahminde yepyeni bir doğuşa
hazırlanışı anlatılır. Işık Evler-1,-2 , Işık Evlerinde Hayat bölümlerinde ise nasıl kıyam edildiği, nasıl Cibril
soluklarıyla yay gibi gerilindiği teferruatlı anlatılır.
49. Sadece kendi inancındaki insanlara hayat hakkı tanıyacak bir diktatörlük taraflısıdır.
“Dosta itminan, mütehayyire ikna, düşmana ve müfterilere ilzam (SUSTURMA) ve iskat (YOKETME) mesajı.”
(Sonsuz Nur-1, İnsanlığın İftar Tablosu, sf. 1)
“Sizinle aynı duygu ve aynı düşünceyi paylaşmayan kimseler hakkında… size zarar verecekleri ihtimalini gözden
ırak tutmamalısınız. Ve hele millet ve toplumun can damarları mesabesindeki noktaları ele geçirmelerine katiyen
fırsat vermemelisiniz.” (Ölçü ve Yoldaki Işıklar-3, sf. 39)
“Bir mümine düşen şey de, özellikle yapabildiği ölçüde, o münkeri eliyle değiştirmesi eliyle değiştirmeye gücü
yetmiyorsa, ister sözlü ister yazılı diliyle, buna da imkanı yoksa münkere kalbiyle buğz etmesidir ki, imanın en
zayıfı da budur. (İrşad ekseni, sf. 32)
- Eliyle değiştirmenin ne olduğu ise belli.
50. F.G. papa ile görüşme müracaatına bir hafta içinde cevap aldı. Diyanet İşleri başkanı ise 3 yıldır cevap alamıyor.
F.G. böyle bir görüşme ile Diyanet İşleri başkanını küçük düşürmüş olduğu gibi Diyanete alternatif yaratma amacı
da taşıyor.
- Tabii. Türk adlî ve inzibatî kurumların F.G.’nin tüm ilişkilerini yakından takip etmesi gerekir. Diyanete alternatif
yaratması ne kelime. Kurduğu teşkilat şu anda islam devletinin kendisi. Mamafih Diyanete karşı olduğunu da
kendisi beyan ediyor.
“Dini hizmetlerini tekelleştirme, affı olmayan bir yanlışlık ve bir gaflettir. Bu gafletten kurtuluncaya kadar da,
içinde bulunduğumuz yürekler acısı durumdan kurtulmamız mümkün değildir.” (İrşad Ekseni, sf. 86-87)
“Aslında dini hizmetleri belli bir teşkilatın emrine verme, başkalarının bir oyunu olsa gerek. Evet islam dini sadece
camiye hapsedilecek bir din değildir.” (İrşad Ekseni, sf. 87)
“Dini hizmetlerin resmileştirip belli bir zümrenin inhisarına bırakılması ve dini hizmetlerin de o teşkilatın tekeline
teslim edilmesi bizim için tehlikelidir. (a.g.e., sf. 86)
51. F.G. iş adamlarıyla feyiz denilen toplantılar yapmakta, bu iş adamları ise, diğer gruplarla halka diye anılan
toplantılarda bir araya gelmektedir.
“Bu temel düşünceden hareketle her mümin, -meşru dairede olmak şartıyla- mutlaka bir yolunu bulmalı ve mutlaka
zengin olmalıdır. Gerektiğinde sermayeler birleştirilmeli, yurt dışında, yurt içinde, yatırımın geçerli ve rekabete açık
olan türlerinde mutlaka yatırıma gidilmelidir. …mesleki kuruluşların ciddi organizasyon ile birbirleri arasında
dayanışmaları … Evet her bir meslek erbabı, kendi aralarında birleşmeli, organizeli çalışmaya gitmeli. –Allahın
izniyle- aşılmayacak bir güç haline gelmelidir. (Prizma-2, sf. 33)
- Bütün bu sözleri vaazlarında söyleyen, kitaplarında “bütün bu hizmetler sizin maddi ve manevi desteğinizle
gerçekleşti” diyen, zekattan ve fitreden gelen geliri, amacı ve hedefi için az bulan adam, neden kendine bağlı iş
sahiplerini kapalı kapılar arkasında toplanmasın ki?
52. F.G. Türkiye’nin bağımsızlık ideolojisi olan Kemalizmi yıkmak için ABD’nin devreye soktuğu “ılımlı islam”
projesinin yürütücüsüdür. Ona izafe edilen hizmetlerin arkasında Amerika vardır ve bu hizmetleri Amerika finanse
etmektedir. Gülen ayrıca İsrail yanlısıdır.
- Bunun böyle olduğunu doğrulayan çok önemli olaylar söz konusu. Bundan birkaç yıl önce basına bir kere konu
olup sonra bir daha sözü edilmeyen yahudi, hıristiyan, müslümanların birlikte Urfa’da İbrahim Üniversitesi için
yapılan toplantısı önemli. Seneler sonra bu toplantı Fethullahın yazarlar vakfının öncülüğünde tekrar gündemde.
Asıl önemli olan ise böyle bir toplantının İsmail Cem’in patronu olduğu Dışişleri bakanlığı tarafından
desteklenmesi. Bu konuda bakanlığın dosya hazırlamış olması ve bütün bunların da Türk halkından saklanarak
yapılması. Bu iddialar solcu Aydınlık dergisinin 16 ocak 2000 tarihli 652’nci sayısında ileri sürüyor.
- Dışişleri bakanı İsmail Cem için söylenen; 1600’lü yılların yahudi kabalisti Sabatay Sevi’den kaynaklanan
“Sabataycılar”a veya halk arasında yaygın olarak bilinen şekliyle “Selanik dönmeleri” cemaatına mensup olduğu.
Bu durumda bazı aşırı sağ gazetelerin bu cemaat hakkındaki yayınları üzerinde çok durulmaya değer.
- Gene iddia edildiği gibi Fethullah Gülen’e ait Orta Asya’daki okullardaki kitapların B’nai Brith adlı bir örgüt
tarafından temin edilip ücretsiz verilmesi çok önemli. Çünkü B’nai Brith’in kelime manası “Ahidin Çocukları”.
Yani Eski Ahit’in inanırları ve cemaati olan İbraniler, yani İsrail oğulları. Rusya’daki Fethullaha ait bir okul da gene
basında ileri sürüldüğü şekliyle Türk Musevisi iş adamı Üzeyir Garih tarafından finanse edilmiş. Bütün bunlar bir
araya gelince Fethullahı savunmak için yazılan ve Zaman gazetesi tarafından dağıtılan “İFTİRANIN
DEĞİŞMEYEN MANTIĞI” adlı kitapta ortaya atılan bu fikir (iddia) çok önem kazanıyor. Türk halkının bir kez
daha dikkatini bu konuya yoğunlaştırması gerekir.
53. F.G.’in bütün faaliyetleri bir şeriat devleti kurmak içindir.
“Cihad, bu kelime islamla birlikte “Allah yolunda kavga vermenin” adı almıştır. Bugün cihad denince akla gelen tek
mana budur.” (Asrın Getirdiği Tereddütler-3, sf. 186)
“Biz herkese rabbimizi anlatmakla mükellefiz ve dünyaya karşı hem manevi cihad hem de maddi cihadda muvaffak
olmak zorundayız.” (İ’lâyı Kelimetullah veya Cihad, sf. 34)
“Maddi ve manevi cihad islami hayatın en büyük müeyyidi ve müeyyidesidir.” (İ’lâyı Kelimetullah veya Cihad, sf.
73)
“O halde delâlet cemaatlerine karşı mukabele ve mukavement edebilmek için, müminlerin de cemaatleşmeye,
cemaat haline müdafaaya… ihtiyaçları vardır.” (İnancın Gölgesinde-2, sf. 174)
“Fitne kalmayıp, yeryüzünde yalnız Allahın dini hakim oluncaya kadar onlarla savaşın (Bakara 2/193).” (İ’lâyı
Kelimetullah veya Cihad, sf. 94)
“Bu mesuliyetin yerine getirilmesinde hayatınız bile söz konusu olmayabilir. Esasen bu mukavelenin önemli bir
buudunu da ölümü gözü almak teşkil etmektedir. İşte konuyla ilgili kur’an ayeti; “Allah müminlerin mallarını ve
canlarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler,
öldürülürler…”” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 115)
“Türkiye’de islamın idbarının ikbale dönmesi için, hizmet meydanına atılmış hak erlerinin istikamete çok dikkat
etmeleri gerekir. Mutlaka istikamet üzere olmaya fevkalade özen göstermelidirler. Bu aynı zamanda hedefe
varmanın da önemli bir vesilesidir.” (Fasıldan Fasıla-3, sf. 76)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #17 : 19 Haziran 2014, 16:16:29 »

“Cenab-ı Hakka yönelip; Senin yolunda ölmek bile ne tatlı diyemeyen bir insanın mücadele vereceğine,
mücadelesinin semerdar olacağına, onun müslümanlık adına kurtarıcı bir rol oynayacağına inanmıyoruz, inanamayız
da. Biz ancak kendi şahsını, şahsi hazlarını, zevklerini hatta yurdunu-yuvasını terk etmişlerin sahabe gibi kapısına
kilit vurup evinden ayrılmışların, bedeni ve cismani zevkleri aşmışların mücadelesine, mücahedesine, kavga ve
cihadına inanıyoruz ve beklediklerimizi de Allahın inayetinin esbabı saydığımız o insanlardan bekliyoruz. Bizim bu
beklediğimize mukabil günümüzün insanının mücadele adına yapacağı şeyler de bu istikamette olmalı, daha doğrusu
insanımız vereceği mücadeleyi bu anlayış içinde vermelidir.” (İ’lâyı Kelimetullah veya Cihad, sf. 122)
“Evet boyunduruğun yere konduğu şu dönemde, din-i mübin-i islam’ı i’lâ etmek için koşup cihad etmiyor veya
edemiyorsak, salveti altında ezildiğimiz bir dönemde, hakkı batılın salvetinden kurtarmak için uykularımız kaçmıyor
ve ciddi bir ızdırap duymuyorsak, kınanacak birisi varsa o da biziz.” (Asrın Getirdiği Tereddütler-4, sf. 97)
“Gelecek Nesil için: İkinci dünya savaşında Hitler Rusya’da nasıl arkadan gelenler üzerlerinden geçebilsin diye
tankların bazısını bataklıklara yığmışsa, aynı şekilde bir nesil de, arkadan gelen nesillerin kurtulması adına kendini
feda etmelidir. Türkiye’de şu anda yaşanan süreç budur.” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 110)
“Zaman Lehimize Çalışıyor: Hiç şüpheniz olmasın zaman müslümanların lehine işlemektedir. Şimdilik net olarak
keyfi ya da kemmi bir buudumuz yoksa da, nasıl anne karnında ceninin doğmasına –olağan üstü şartlar dışındakesin
gözüyle bakılıyor, öyle de bizim durumumuz da şu anda artık doğuma yaklaşmış bir cenin gibi kabul
edilebilir. Evet bir millet bugün olmazsa da yarın, mutlaka sorumsuz insanların elinden dünyanın idaresini almak
zorundadır.” (Fasıldan Fasıla-1, sf. 112)
“Milletçe bir ba’sü badel-mevt geçireceğimize inancımız tamdır. Bu büyük tekevvün için bir kısım ön hazırlıklara
ihtiyaç olduğundan şüphe yok. Bu mevzuda mektepten mabede, mabetten kışlaya, kışladan zaviyeye toplumun
katmanlarındaki bütün cevherler değerlendirilecek, mevcut dinamiklerden ve birikimlerin hepsinden istifade
edilecektir.”(Çağ ve Nesil-6, sf. 11)
“Her ciddi aksiyon ve hamle, hep böyle bir plan ve programın ürünü olduğu sürece yararlı ve kalıcı olmuştur.”
(Fasıldan Fasıla-2, sf. 119)
“Biz bütün bir millet olarak dolu dolu gözlerle, bu mutlu kararı hecelemekte ve karar gününü gözlemekteyiz. Bu
tarihi kararın güç ve kalemini elinde tutan Heraklitimizi binler selam!” (Çağ ve Nesil-1, sf. 26)
“Oysa ki biz hala Buhari ve Müslim’de zikredilen bu hadisi şerife dayanarak diyoruz ki, müslümanlar er geç bir gün
mutlaka dünyaya hakim olacaklar.” (Asrın Getirdiği Tereddütler-2, sf. 54)
“Medine döneminde ise, iktisat ve içtimaiyatta, hukuk ve muharebelere ait meselelerin gündeme geldiğini ve bir
SİTE DEVLETİNİN kurulma çalışmalarının başladığını görüyoruz. Bütün peygamberler için değişmeyen bu kanun,
başka hiçbir devirde de değişmeyecektir."(İnancın Gölgesinde-2, sf. 207)
“Rasul-i Ekrem’den kalma bir vasiyet vardır. Bu emanet, dünya ve ukba saadetinin teminatı olan islami hayatın
hayata hakim olmasıdır. Bu mukaddes emaneti afâk-ı âlemde temsil vazifesi, bugün bir borç olarak bize
düşmektedir.” (İ’lâyı Kelimetullah veya Cihad, sf. 90)
54. F.G., demokrat ve ılımlı görünüm vermesine hoşgörü ve barış taraflısı görünmesine rağmen
a) Bu görüntüleri istismarla siyasileri ve halkı kandırarak,
b) Okullarında beyinlerini yıkadığı gençlik vasıtasıyla bir toplum oluşturarak,
c) En üst düzeyde papa gibi, diğer dinlerin üst düzey temsilcileriyle görüşüp, başka din mensuplarının ve başka
devletlerin desteklerini alarak veya en azından muhtemel muhalefetlerini kırarak ve “dünya dinleri birliği” adı
altında bir oluşum meydana getirerek,
d) Yurt içi ve yurt dışında açtığı okullar, kurduğu şirketler, öğrenci yurtları ve medya ağı ile bir yeşil kuşak
oluşturarak,
e) Bir yandan TSK’ine sızarken, diğer yandan TSK’ne karşı polisi güçlendirerek,
f) Sahip bulunduğu çok büyük bir gayr-ı menkulün yanı sıra, kaynağı belirsiz; bir duyuma göre köktendinci
islami faaliyetleri kırmak isteyen Batılı ülkelerden gelen, bir başka ihtimalle Işık Sigorta, Asya Finans ve İşhad gibi
kuruluşlardan gelen, veya zengin olmalarını öğütlediği illerdeki kendine taraftar esnafın bağışlarıyla oluşan mali
gelir ve desteğe dayanarak; şeriat esaslarına dayalı bir rejim, teokratik bir diktatörlük ve son aşamada, tüm Türk
kökenli uluslar ve müslüman toplumları yönetme gayesi güden halifelik kurma maksadı taşıyan en tehlikeli ve en
gizli bir irticai hareketin başıdır.
- Aynen katılmamak mümkün değil.
“İlim dine hizmet etmelidir” diyen Fethullahın kurmak istediği sistemin oturduğu zemin hakkında birkaç söz;
“O hiçbirisini tanımadığı ve tamamıyla kaderin sürükleyip önüne getirdiği talebelerine ilk defa şunları söyleyerek
tedrisata başladı. ‘İlminde şüpheci olun … ama septistlerin anladığı manada bir şüphecilik değil, karşılaştığınız her
görüşü kur’an ve hadis süzgeçinden geçirin. Mutabakat varsa alın.” (Fasıldan Fasıla-1, Önsöz, Ahmet Kurucan)
Zaman Gazetesinin ilave olarak verdiği ‘Yeni Bin Yıla Girerken İzafi Zaman içinde Asır ve Bin Yıl Ölçüleri’ adlı
broşürde ise F.G.
“Bilhassa nur risalelerinin meseleyi fevkalade ele alıp, bir çözüme kavuşturmuş olması öyle ümit ediyorum ki, bu
kaç asırlık din-bilim kavgasına bir son verecek” demektedir.
Bu ifadelerde açıkça görüldüğü üzere bilim için de ölçü kur’an ve hadisler’dir. Kur’an ayetleri ölçü olarak
alındığında;
Örnek:
Nisa 78; “… onlara iyilik erişirse “Bu Allah tarafındandır” derler. Onlara bir kötülük erişirse “Bu senin
yüzündendir” derler. De ki: “Hepsi Allah tarafındandır.”
Nisa 79; “Sana gelen her iyilik Allahtandır, sana gelen her kötülük de kendindendir.”
Nisa 82; “Kur’anı düşünmüyorlar mı? Eğer Allahtan başkasından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz çok şey
bulurlardı.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #18 : 19 Haziran 2014, 16:17:28 »

Hadislere gelince; söylentilere göre peygamberden 150-200 sene sonra hadisler derlenmeğe başlamıştır. F.G.
kitabında bunu 150 sene olarak söyler. Büyük derleyiciler ise 3. asırda yetişmişlerdir. Buhari’nin doğum tarihi
H.210’dur. Peygamber kendi sözlerini yazdırmamıştır. Süleyman Ateş “Gerçek Din Bu” adlı kitabında şöyle söyler;
“İş böyle iken peygamberden iki-üç yüz yıl sonra derlenmiş olan ve o zamana dek ağızdan ağıza aktarılan sözleri biz
nasıl yüzde yüz peygamberin sözleri olarak kabul edeceğiz?” (sf. 49) devam eder;
“İmam Ebu Hanife sadece 17 kadar hadisi sahih görmüştür ki bunlar da mütevatir hadislerdir.” (sf. 70)
Kısacası S.Ateş’e göre hadisler geçersizdir. Bu böyle kabul edilince SÜNNET yoktur. Geriye kalıyor kur’an. Onun
da 114 suresinin binlerce ayetinin yalnızca 3 tanesi incelenmiş, o da bir fikir vermeğe yetmiştir.
Son söz olarak Küçük Dünyam kitabının 121 sayfasındaki şu sözüne bakmak gerekir;
“Taktik ve stratejiler söylenmez. Söylendiği an, onun bir taktik olma hüviyeti ortadan kalkar. Stratejiler sadece
tatbik edilir. Bazan da bu stratejinin işin başında bulunan insandan başka kimse tarafından bilinmemesi gerekir.”
- Yüce Atatürkçü insanlar, sakladığını ne olduğunu kesinlikle biliyorlar.
Kendi kitaplarından kendi sözleriyle, araştırmacıların ise yazılarıyla her yönüyle hiç gizlisi kalmayan, kim olduğu,
neyi hedeflediği, nasıl davrandığı, hangi strateji ve metotları kullandığı artık bilinen Fethullah Gülen ve onun “BEN
KUR’ANI SÖZLERİMLE ÖVMÜYORUM, SÖZLERİMİ KUR’ANLA ÖVÜYORUM.” (Said-i nursi, Sikke-i
Tasdik-i Gaybî) (221) – (Turan Dursun, sf. 62. Prof. Dr. Alpaslan Işıklı, Said-i nursi Fethullah Gülen ve Laik
Sempatizanları , sf. 5.) diyen hocası Said-i nursi Atatürk’ün devletinde öyle kaleler zaptetmişlerdir ki, durumun
vahametini izah edecek hiçbir kelime yoktur.
Devletin en üst makamlarını işgal eden kişiler hakkında F.G. ve Said-i kürdi ile ilişkileri için basında yazılanlar
dehşet verici olmasından öte, ülkenin yakın geleceği için çok endişe vericidir.
1994 yılının Mart ayında, Said-i nursi için Ankara’da, Kocatepe Camiinde 17.000 kişinin katıldığı mevlide bir
telgraf gönderen DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel (bugün cumhurbaşkanı), mevlidi organize eden Yeni Asya
gazetesi Sahibi Mehmet Kutluar’ı tebrik ederek şöyle diyordu:
“Büyük alim ve büyük müfessir Bediüzzaman Said-i nursi için okunacak mevlidi Allah kabul etsin. Hakkın
savunucusu ve iyiliğin yol göstericisi olan Bediüzzaman Said nursiye Allah rahmet eylesin. Saygılar.” (Aydınlık
30.1.2000/ sayı 654, sf. 7)
Devletin en tepesinde bulunup, Türk halkının kaderini elinde bulunduran bir diğer kişi Bülent Ecevit’in tutum ve
davranışı bu konuda cumhurbaşkanından hiç farklı değil. 2. Şubat 2000 tarihli Milliyet Gazetesinin 23üncü
sayfasında “Gülen yine sahanede” başlıklı haberde bu konuda şöyle söyleniyor; “…Fethullah Gülen’in cemaatine ait
olduğu iddia edilen okullar, gündemden düşmüyor. Milli Güvenlik Kurullunun (MGK) önceki gün yapılan
toplantısında bu okulların resmileştirilmemesi gerektiği üzerinde ısrarla durulması, okullar üzerindeki şaibeleri bir
kez daha gündeme getirdi. Komutanların Bülent Ecevit’e, Davos zirvesi öncesi Türkiye’nin tanıtımı amacıyla
dağıtılan broşürlerde Fethullah Gülen’in cemaatine ait olduğu savunulan okulların yer almasından dolayı sitem
ettikleri öğrenildi…”
Evet, Türk halkının tarihinin en acı ve zor günlerinde birkaç Yüce Atatürkçü vatan evladı ve TSK’den başka kim var
diye soruyor insan.
Her türlü ilişkisi karanlık ve ASLA kabul edilemez, yüceliğin ve doğal yaşamın amansız düşmanı bu adamın Yüce
Atatürk’ün kurduğu bilimsel akla ve gönüle dayanan aydınlık devletinin üzerine kendi iç dünyasının kasvetini
egemen kılmasına Atatürk’ün evlatları kesinlikle mani olacaklardır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KANIKEY
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 605


kün tuğ bolgıl kök kurıkan...


« Yanıtla #19 : 19 Haziran 2014, 16:18:22 »

Her türlü ilişkisi karanlık ve ASLA kabul edilemez, yüceliğin ve doğal yaşamın amansız düşmanı bu adamın Yüce
Atatürk’ün kurduğu bilimsel akla ve gönüle dayanan aydınlık devletinin üzerine kendi iç dünyasının kasvetini
egemen kılmasına Atatürk’ün evlatları kesinlikle mani olacaklardır.



Dr. Necip HABLEMİTOĞLU
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 [2] 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.28 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.