Dersim'de Olanın Sorumlusu Seyit Rıza Yobazıdır
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 29 Ocak 2020, 11:22:24


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 7
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dersim'de Olanın Sorumlusu Seyit Rıza Yobazıdır  (Okunma Sayısı 27457 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Motun_TR
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 384


Atsız' ın Çerisi


« : 21 Kasım 2009, 18:50:52 »

Dersim'de olanın sorumlusu Seyit Rıza yobazıdır

Şu “Dersim” tezgahını geliştirenler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı ağızlarına ne gelirse söylüyorlar!.. Şaşırtıcı olan, bu çakal sürüsünün meydanı boş bulmasıdır... Bunlar, yasaları da hiçe sayıyorlar ama belli ki tasmalarını tutanlardan iyi yol almışlardır!..
Yaptıklarını izliyoruz...
Bir takım yaşlı Tuncelilileri ekrana, gazete sayfalarına taşıyıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “katliamcı” olarak niteliyorlar.. Ekrana gelen, Kürtçü tayfa, “Üç yaşındaki kardeşim kurşunlandı..” nakaratına sarılıyor...
Orada olanlar malumdur..
Malumdur da, can kayıplarından şikayetçi olanlar, kimin yakasına sarılacağını doğru seçsin.. Kimdir o ölümlerin baş sorumlusu?! Şu sıralar derviş endamları ile, torunlarınca gazete sayfalarına taşınıp aklanmaya çalışılan Seyit Rıza yobazı ile avanesi...
İngiliz’e gerdan kırıp, Tunceli ve havalisinde krallık kurma peşine düşüp hem kendi belasını bulmuş, hem de peşine taktığı cahil sürüsünü ölüme götürmüştür...
Seyit Rıza’nın kan davasını kovalayan alçaklar önce şunun hesabını versin...
Bu yobaz Kürtçü’nün basıp canlarını aldığı Mehmetçiklerin kanları ne olacak!.. Hiç o katliamlardan ses yok!..
Yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti ne yapacaktı.. Kan dökerek kurulan Cumhuriyet, bu Seyit Rıza, Şeyh Sait adlı yobaz çapulculara mı teslim olacaktı!!?
Dünyanın neresinde görülmüştür, bir devletin topraklarına göz diken düşmana, bacaklarını havaya kaldırıp teslim olması... Genç Cumhuriyet gereğini yapmış işte, fazla kurcalamanın manası başkadır...
Şudur... Bugün Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin köşe başlarını ele geçirdiklerine inanan bir koalisyon vardır... Kürtçü-Sorosçu koalisyon.. Bunlar, Şeyh Saitlerin, Seyit Rıza’ların, Atatürk’ün idam fermanını imzalayan son Şeyhülislam hain Sabri’nin torunlarıdır... Cumhuriyetin kuytu köşelerine, karanlıklara yatarak, kendilerine gün doğmasını beklemişler ve şimdi saldırıya geçmişlerdir..
Bunların sinsi olmaktan öteye gitmiş planları vardır.. Dersim Dersim diye tutturmaları, aslında kafalarının içindeki tezgahların ürünüdür.. Nedir o tezgahlar... İmralı’da beslenen eşkıya başının kafasındaki özerk- derebeylik işgallerini yayarak Türkiye’yi ele geçirmek.. Seyit Rıza’nın 1930’larda kuramadığı bağımsız derebeylikleri hayata geçirmek... Müdahaleyi önlemek için de kafalarına göre zemin oluşturuyorlar. “Bize müdahale ederseniz, katliam yapılıyor diye bağırırız, zaten sabıkalısınız (!)” demeye getiriyorlar... Ellerinde  “İkiz yasalar”  var buna güveniyorlar!. Böyle bir hareket planı karşısında ne yapılır!!? “Eee ne yapalım, böyle istiyorlar, öyle olsun” diye memleket bunlara terk edilir mi?! Elbette gereği yerine getirilir, neye mal olursa olsun..
Bu alçak saldırgan sürüsü, kendi boynundaki kiri yok sayıp, habire Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne saldırıyor, töhmet altında bırakmayı amaçlıyor!.. Bunlara bu akılları verenler AB’deki Sevr lobileridir.. Ermeni soykırım tezgahından yola çıkarak Türkiye seri halde “Kürt-Alevi” ayırımcılığına zorlanıyor, Türk’lerin Anadolu’daki varlığı hedef alınıyor..
Canileri kullanmak, Avrupa’nın genlerindeki alçaklığa çok uygun...

Behiç KILIÇ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Alp Temir
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 02 Ekim 2010, 16:07:49 »

 Dersim olayı, bölge halkının Türk Devleti'ne karşı ayaklanmasıdır. Atatürk'ün bizzat kendi emri ile Sabiha Gökçen tarafından bölge bombalanmıştır. Dersim olayları trajik falan da değildir. Devlete kafa tutana acınmaz. Türk ayaklanması da değildir. Kürt-alevi ayaklanmasıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BOĞAÇHAN.
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 524



« Yanıtla #2 : 02 Ekim 2010, 17:01:46 »

    
Komünist Geçinenlerin Dersim Çelişkisi...(önemli)



   
Emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesine hizmet eden, ağa hayranı komünistler…

Behiç Anıl Ekim’den çarpıcı bir analiz…

22.si düzenlenen Uluslararası Gençlik Kampı bu yıl ülkemizde, güzide şehrimiz İzmir’in Selçuk ilçesindeydi. Kampın varlığından haberdar olduğumda siyasal yönünden haberim yoktu. Daha sonraları, kayıt yaptırdıktan sonra yayınlanan videolarda “komünalbir yaşam”dan söz edildiğini duyuyordum. Bunun benim için bir sorundan çok bir tecrübe olacağına inanmaya başlamış ve kampa gitme kararımdan vazgeçmemiştim.Kamp günü geldiğinde, kampa giden otobüsteydik. Evrensel gazetesinin satışı yapılıyordu. Andamla bir tane alıp okumaya karar verdik. Açtığımda gözüme ilk çarpan şey, “Dersim”le ilgili bir haber oldu. Haberin alt başlığı “SEYİT RIZA HEYKELİNE YOĞUN İLGİ”ydi. “Ama bir dakika, bu çok saçma değil mi?” diyesim geldi de demedim. Ufak bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünerek gayet iyi niyetlerle gazeteyi katlayıp bir köşeye koydum. Sonra ilk mola yerinde bir Cumhuriyet aldım. Cumhuriyet’e bakışların pek de hoş olmaması, dikkatimi çeken bir başka husus oldu.

Öyle ya da böyle kamp alanına vardık. İlk günlerde dikkatimi çeken pek bir şey olmadı. Ancak daha sonra kampta sırf Kürtçe olduğu için bangır bangır anlamsız ve müzikal altyapıdan yoksun müziklerin çalınması, burada “Nasyonal Sosyalizm”in, Ulusal Soldan kat kat daha fazla saygı gördüğünü anlamama yol açtı. Kürt ırkçıları, üzerlerine uymayan sosyalist giysilere bürünmüşlerdi. Oysa o giysinin onlara hiç yakışmadığını görmek için tarafsız bir gözle olaya bakmak yeterliydi. Daha sonra ülke kısmında “Kürdistan” yazılı yaka kartıyla dolaşan Diyarbakırlıları gördük. Yalnız bir vatansever için değil, Sosyalist Teoriye inanmış biri için bile dayanılamaz bir şey, acayip bir mantık hatasıydı bu. Tabii ki, yazımın başlığı olan DERSİM. Onlar aşağı kalırlar mı? Asla! Asi arkadaşlarımız (!) ülkekısmında Dersim yazan yaka kartlarıyla dolaşıp, biz asiyiz diyerek gururla, büyük ve anlaşılmaz bir edayla yürüyorlar… İnsanın “1938′de öldürülenler bunlarsa, vallahi hükümet sonuna kadar haklıymış.” diyesi geliyor… Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde kepazelik dolu bir oyun hiçbir gizlemeye gerek duyulmadan oynanıyor. Ha bu arada, aklı başında insanlar; Türk etnik kökenine sahip olanlar ne yapıyor? Bu kepazeliği, ihaneti alkışlıyorlar… Ne acı!

    Peki derebeylik sistemiyle cumhuriyetin savaşı manasına gelen Dersim İsyanı’nı ve isyanın önderi, İngiliz Makamlarına Dersim Komutanı imzasıyla dilekçe yazan Seyit Rıza’yı sahiplenen Türkiye Komünistleri, Türkiye’yi ve ulusal birliği geçtim, fikren inandıklarını beyan ettikleri Sosyalizme ve Komünizme büyük bir ihanet içinde değil midirler? Dönemin Komintern belgelerinde Dersim ayaklanması,

    “Feodal unsurlar, Kemalist Parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır. Bu bölgeye geçtiğimiz yıl Tunceli adı verilmişti. Dersim’in hâkim katmanları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasadışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir.

(…)

Bugüne kadar Dersim, Türkiye’nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Az gelişmiş olan ticaret tamamen aşiret reislerinin ve onların adamlarının ayrıcalığıyla yürütülüyordu. Öyle ki, başka vilayetten hiçbir tüccar, Dersim’de iş yapmayı göze alamazdı, çünkü mahalli mütegallibenin silahlı çeteleri tarafından haraca kesilmesi veya yağmaya uğraması kesin bir şeydi. Bu çeteler bununla da kalmaz, barışçı komşu köylere yağma seferleri düzenlerdi.

Dersim’de devlet otoritesi sadece kâğıt üzerinde kalıyordu.Feodal aşiret reisleri, her fırsatta devleti hiçe sayarlardı. Devletin Dersim’de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplamas ıbugüne kadar mümkün olmamıştır. Bu iki sorun, daima, şeyhler ve ağalar tarafından toptan hallediliyordu. Ağalar kendi yönetim ve yargı yetkileri altında bulunan ahaliden işlerine geldiği gibi vergi alıyor ve bunun ancak küçük bir kısmını hazineye devrediyorlardı. Bölge gençlerinin büyük bir kısmı,askere gidecek yerde, aşiret reislerinin muhafız birliklerine fedai olarak giriyor, yani aslında eşkıya çeteleri oluşturuyorlardı.”

şeklinde yer alıyor ve isyanın gerekçesi Komintern raporunda şöyle açıklanıyordu:

“İsyanın arifesinde tapu kadastro idaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı. Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. İşte özellikle bu önlem isyana yol açan neden olmuştur.”

Görüldüğü gibi Dersim İsyanı olarak bilinen olay, bir halk ayaklanmasından ziyade çağdışı Feodal yönetimin, çağdaş Cumhuriyet idaresine karşı son direnişidir. Dersim İsyanında isyanı çıkaran toprak ağalarının tarafını tutan Sosyalistler, aslında halk düşmanı bir tavır içerisine girdiklerini unutmamalıdırlar. Kemalist Devrimi her fırsatta, bir burjuva devrimi olarak nitelendiren Sosyalistler, Marks’ın Burjuva Devrimi’ni Feodal düzenden daha ileri bir sistem olarak gördüğünü bilmelidirler. Bunu öğrenmeleri için de, okumaya çok üşendikleri Kapital’i değil, incecik Komünist Manifesto’yu okumaları yeterlidir.

Şimdi gelelim, Dersim İsyanı’nın nasıl bastırıldığına… Belki de isyancıların mazlum ve mağdur gibi görülmesine yol açan şey isyanın kanlı bir şekilde bastırılmasıdır. Türkiye’deki yönteme aslında dünya hiç de yabancı değildi. Tarih derslerinden hatırlayalım, Avrupa’da Derebeylikleri nasıl yıkılmışlardır? İstanbul’un Fethi’yle ağır ateşli silahlar kullanılmaya başlanmış ve böylece merkezi krallıklar güçlenerek feodal düzene son verilmiştir. Ancak o dönem kayıtların saklanacağı imkânlar olmadığından bu dönem kaç insanın öldüğü konusunda kesin bir bilgiye sahip değiliz ama feodalizmin yıkılışına tüm Avrupalıların sevindiğini biliyoruz. Türkiye’de, Feodal Düzen daha uzun süre varlığını sürdürmüş ve bu, Dersim’de olanların kimseden saklanmamasına, dökülen kanın tüm dünyaca bilinmesine neden olmuştur. Çünkü o dönem, teknoloji yeterince gelişmiş ve isyanın bastırılmasına dair önemli raporlar kaleme alınmıştır. Esasında, Türkiye’de feodal düzenin yok edilmesi operasyonunun, Avrupa’dakinden farkı yoktur. Ancak Türkiye’deki geç gerçekleştiğinden biliniyor ve bazılarınca kullanılıyor, ama Avrupa’daki ya bir şekilde saklanıyor, ya da kimse bu meseleyi bu kadar kaşımıyor.

İsyanın kanlı bir şekilde bastırıldığı doğrudur fakat bu operasyonu yöneten komutan daha sonra görevden ihraç edilmiştir. Devlet, bölgeyi olabildiğince kansız kontrol altına almak istemiş, bunda yeteri kadar başarılı olmamıştır. İsyanı çıkaranların, halkı da çatışmaya sürmesinin cezasını maalesef biraz da masumlar çekmiştir.

Ne olursa olsun, Dersim’de yaşananlar, “Feodalizm-Cumhuriyet” savaşının en açık örneği olarak karşımızda dururken, gerçek Sosyalistlerin cumhuriyetten yana taraf olacaklarına şüphem olmadığını söylemeliyim. Sırf Tunceli’de veya Aleviler üzerinde oy avcılığı yapmak için sorunu kaşımak Sosyalist ideolojiyle asla bağdaşmaz ve sadece ülkemizde ayrımcılığı kökleştirmek isteyen yabancı güçlere hizmet eder.

Behiç Anıl Ekim/İLK KURŞUN
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BOĞAÇHAN.
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 524



« Yanıtla #3 : 02 Ekim 2010, 17:03:53 »

    
Necip Fazıl da Kılıçdaroğlu da "Dersim'de katliam oldu." diyor. Aradaki fark ne?



İŞTE NECİP FAZIL'IN YAZDIKLARI. İŞLERİNE GELİNCE ALEVİLERE SALDIRAN BU ŞEREFSİZ DİNCİLER, İŞLERİNE GELİNCE ALEVİLERİN ÜZERİNDEN ATATÜRK'E SALDIRIRLAR:

(Son Devrin Din Mazlumlari, Büyük Doğu Yayınları 10. Basım, Nisan 1990, adlı kitabının DOĞU FACİASI bölümünden aynen alıntılanmıştır.)


En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.
Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi… Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşı -sında sigara içilmesi… Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı… Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk… Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum… Ve buna benzer daha neler, dalıa neler!..
Cesetleri değil, mânaları muhakeme ve idam eden tarih, bakalım bu 50.000, çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasta, alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin mânası üzerinde ebedî idam karari verecektir?
Elâzığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk… Tatili geçirmek üzere memleketleri olan Hozat’a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar. Hozat yakınlanndaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf Cemil’in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlama ya başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:
“- Sizi de onun yanına götüreceğiz!”
Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece babalarnin yanına gönderilmişlerdir.
Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor:
“Durun, ben köy ahalisinden değilim! Muallimim! Müsaade edin, kendimi size isbat edeyim!”
Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek alevler içine atılması oluyor. Adam, evvelâ göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken, çalı yığınlari gerisinde âmir, zevk ve istihza ile sigarasını içmektedir. (Bu vak’a, bana, 1944 yılında, Eğridir’de askerliğimi yaparken, resmî şahıslar huzurunda, yanan adama karşı sigarasını zevkle içtiğini söyleyen Amirden bizzat dinleyenlerce anlatılmıştır.)
Yusuf Cemil’in köyünden 200 kadın ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları üzerinde yakılmıştır. Öldürülenler arasında, Elâzığ’da askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve isterlerse hüvviyet ve izin kâğıdını da gösterebileceğini söylediği halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası arasında, onlarla berabır, kurşunlanıyor.
Hozat’ın Karaca köyünden Cafer oğlu Kasım… Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel Amerika’ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış ve sonra köyüne dönmüştür. Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas cephesi
Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı Şükrü’nün iki çocuklu karısı Şirin Hatun’la evlenmiş, Hozata gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve ticarete başlamıştır. Hükûmetle de bazı taahhüt işlerine girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım, taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül ettirip parayı kendisine veriyorlar.
Muamele biter bitmez “Seni Hozat’tan çağırıyorlar!” diyerek,onu, mahfuzen yola çıkariyorlar. Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alâkalı idare âmiri arasında taksim ediliyor.

Zavallının zevcesi Şirin Hatun, o esnada, dört çocuğuyla birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir. Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmiş ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya başlıyor:
“- Yetişin, evimize eşkiya girdi!..”
Bu feryadına karşılık olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyla beraber öldürülüyor ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.
Bu arada Hozat’ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile taş çıkartacak, bir vak’a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu âletle (süngü) öldürülüyor.Oldurulen kadinlar arasinda biri doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının karnına giren sivri uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu kadının rahminden düşen çocuğun sag olduğunu dehşetler içinde görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden çocuğu alıyorlar,emzirtip büyütüyorlar ve ona “Besi” adını koyuyorlar. Bu kız bugün hâlâ aynı köyde ve hayattadır. Sivri uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hâlâ bu yarayı topuğunda taşimaktadır.

(24 yil evvelki Büyük Doğulardan)

Hozat’ın Dolantanır köyünden Veli isminde bir genç, Elâzığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra öğretmen olarak Trakya’ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir. Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı âkıbete mahkûm edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.

Mazgirt Tersemek nahiyesinin halkı doğranmakta… Merhamet sahiplerinden biri, birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine saklamıştır.Vazivet birden haber aliniyor.
Cocuklarin oldurulmeleri emriveriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız mâsumlara silâh kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyorlar. Tecrübe birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor. Nihayet en kara yüzlü çingenelerden daha karanlık suratlı bir adam bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 mâsumun işi bitiriliyor.
Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler olmustur.
Celâl Bayar’ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak’in Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim faciası, bütünleştirilmesini okuyucularimizin hayaline ve istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımız birkaç teferruat çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu’yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir.
Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğuııun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.

Alıntı
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BOĞAÇHAN.
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 524



« Yanıtla #4 : 02 Ekim 2010, 17:08:16 »

Dersim niye isyan etti?

Naşit Uluğ'un 1938'de basılmış “Tunceli Medeniyete Açılıyor” isimli kitabını okumadan Dersim isyanının niye çıktığı, Atatürk'ün bu isyanı bastırmaya neden bu kadar önem verdiği anlaşılamaz. Kitapta şu değerlendirme yapılıyor:

“Doğu illerimizdeki kötülüklerin başında memleketin emniyet ve asayişini tehdit eden hıyanet ve şekavet ocakları vardı. Halkı esir gibi kullanan derebeylik ve toprak ağalığının yanında, bunların daha korkuncu olarak aşiret sistemi geliyordu. Bu sistem, Kemalist rejim muvacehesinde fiili bir isyan ve itaatsizlikten farklı görünmüyordu.”

Gerçekten de doğu illerindeki aşiret yapısı, Atatürk'ün en çok mücadele ettiği düşmanlardan birisiydi. Yüzlerce yıldır, bölgede feodal bir baskı düzeni kurmuş olan Kürt aşiretleri en başından itibaren Atatürk'ün bu medeniyet projesine karşı çıktılar. Ve kendi gerici toplumsal yapılarını devam ettirmeye çalıştılar. Kurtuluş Savaşı'yla kovulmuş emperyalistler de Kürt aşiretlerinin bu gerici isyanlarını her seferinde destekledi.

1937 ve 1938'deki Dersim isyanları Atatürk dönemi Kürt isyanlarının en sonuncusudur. Tabii, Atatürk bu isyanları bugünkü AKP iktidarı gibi izlememiş, isyancılarla anlaşmamış, isyancıların ardındaki emperyalistlere teslim olmamış ve Türk milletini bölecek adımlara izin vermemişti. Dersim isyanı “açılımlar”la ve isyancıların bölücü emelleriyle uzlaşılarak değil, askeri bir harekâtla bastırıldı. Aynen Şeyh Sait ve Ağrı isyanı ve diğer Kürt isyanlarında yapıldığı gibi...

Bugün feryat figan eden Kürtçülerin derdi de işte budur. Türk devletinin PKK terörüne teslim olmasını ve bir Kürt devletine göz yummasını isteyenler, Atatürk'ün Dersim isyanını bastırmak için yaptıklarına tabii ki karşı çıkacaktır.

Amaçları Atatürk'e saldırmak

Dersim isyanıyla ilgili yürütülen Kürtçü propagandanın kökeninde derin bir Atatürk düşmanlığı yatıyor. Atatürk'e açıktan saldırmaya cesaret edemeyen Kürtçüler, “Dersim'de katliam yaşandı” yalanlarıyla bunu dolaylı yollardan gerçekleştirmeye çalışıyor.

Halbuki, Kürtçülerin iddiasının aksine Dersim isyanı bastırılırken bir “Kürt katliamı” kesinlikle yaşanmamıştır. Aşiretleri tasfiye eden, Doğu insanımızı sömüren derebeylik rejimini ortadan kaldıran Atatürk devrimlerine karşı direnen gericilerle mücadele edilmiştir, o kadar.

Dersim isyanı askeri bir harekâtla bastırılmıştır, ancak bu harekâtta iddia edildiği gibi büyük katliamlar falan yaşanmamıştır. Kürtçülerin “90 bin kişi öldürüldü, 100 bin kişi zorla göç ettirildi” iddiaları bir hayalden başka bir şey değildir. Yalnızca nüfus rakamlarına bakmak bile bu yalanı ortaya koymak için yeterlidir.

İsyan öncesi Tunceli nüfusu 1935 rakamlarına göre 100 bindir. İsyan sonrasındaki 1940 sayımındaysa 95 bindir. Aradaki 5 bin fark da isyan sonrası zorunlu göçe tabi tutulan aşiretlerin nüfusudur. Hangi aşiretten kaç kişinin zorunlu iskana tabi tutulduğu belgelerde de sabittir ve bunun toplamı da 3470'tir!

Üstelik, 1940 yılı sayımındaki 95 bin nüfus o dönem için çok büyük bir rakamdır. Tunceli'de bugün bile, 2008 rakamlarına göre, 87 bin kişinin yaşadığını düşünürsek, iddia edildiği gibi bir katliamın yaşanmadığı kolaylıkla ortaya çıkar.

Atatürk isyana hazırlıklıydı

Kürtçüler Dersim'de sistemli bir katliam yaşandığını iddia ediyor. Halbuki durum böyle değildir. Dersim isyanı için Kürt aşiretleri yıllarca hazırlık yapmış, Atatürk liderliğindeki Türk devleti de isyan başlayana kadar askeri hiçbir harekâta girişmemiştir. Kemalist iktidarın 30'lu yıllarda Tunceli'de yaptıklarını incelersek bu gerçeği görebiliriz.

1930'daki Ağrı isyanının bastırılmasının ardından Doğu Anadolu'daki gücüne büyük darbe vurulan Kürtçülüğün Dersim dışında tutunabilecek bir yeri kalmamıştı. Dersim'deki Kürt aşiretlerinin bir ayaklanmaya hazırlandığı daha 30'ların başlarında tespit edilmişti. Pek çok resmi raporun yanı sıra Başbakan İnönü ve Ekonomi Bakanı Bayar'ın Şark Raporları da, bu konuda uyarılarla doludur.

Atatürk de isyanı elleri kolları bağlı beklemez. 1935'te “Tunceli Vilayetinin Kurulmasına İlişkin Kanun” kabul edilir. O zamana kadar Dersim olarak bilinen yöreye Tunceli ismi verilir.

Ancak Atatürk Tunceli'de yalnızca askeri önlemler almaz, Tunceli'ye “medeniyet” götürülür. Yüzlerce yıldır şehir merkezlerinden kopuk yaşamış Tunceli köyleri yapılan yol ve köprülerle “medeniyet”le tanışır. Hastane yapılır, doktor götürülür. Okul yapılır, öğretmen götürülür. Mahkeme yapılır, adalet götürülür... Köylüyü baskı ve zulüm altında tutan aşiret reislerinin silahlarına el konulur... Tabii tüm bu “medenileşme” hareketi gerici Kürt aşiretlerinin direnişiyle karşılaşır.

Ve... 1937 yılının 21 Martında, yani bugün PKK'lıların da ayaklanma günü olarak kutladığı Nevruzda, Seyit Rıza liderliğindeki Abasan Aşireti, Harçik Köprüsü'nü yakarak isyanı başlatır. Aynı gece bir karakolumuzu basarak 33 askerimizi şehit ederler. 1920 Koçgiri isyanını liderlerinden ve Ağrı isyanına da katılmış Alişer ile Nuri Dersimi de isyancılar arasındadır.

Ertesi gün Pah Hükümet Konağı, ilçede yeni kurulmuş ilkokul ve hastane de ateşe verilir. İsyanın hedefi açıktır: Atatürk Cumhuriyeti'nin götürdüğü “medeniyet”in bütün simgeleri...

Tabii Atatürk, isyanın hemen bastırılmasını emreder. Ve dönemin Tunceli Valisi Korg. Abdullah Alpdoğan'ın komutasındaki 20 bin kişilik bir kuvvetle isyan bastırılır. Elebaşları idam edilir.

“Dersim Harekâtı” olarak bilinen bu isyan bastırma operasyonu, bölgedeki aşiretlerin gücü tamamen kırılana kadar sürer. Aşiretlerin önde gelenleri, Tunceli dışına sürülür ve bölgede Cumhuriyet rejimi tam anlamıyla tesis edilir.



Kürtçülerin ve Fethullahçıların yalanlarını belgelerle çürütüyoruz!

Varan 1: İsyanın lideri Seyit Rıza bir tarikat şeyhi ve aşiret reisiydi

Kendisine solcuyum, ilericiyim, sosyalistim diyen bir insanın Dersim isyanını savunması kadar komik bir şey olamaz. Çünkü Dersim isyanı kesinlikle bir halk hareketi ya da ilerici bir ayaklanma değildir.

İsyanın lideri Seyit Rıza, Dersimli bir aşiret reisidir. Ve Atatürk Dersim’deki aşiret yapısını ortadan kaldırmak istediği için ayaklanmıştır. Seyit de zaten bir isim değil, Peygamber soyundan gelen Şeyh anlamında yerel bir dini ünvandır! Anlayacağınız, Dersim isyanı, bir derebeyinin, bir dini liderin, bir tarikat şeyhinin, bir aşiret reisinin Atatürk Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmasından başka bir şey değildir. Bu anlamda Menemen ayaklanmasından hiçbir farkı yoktur.

Varan 2: İsyancılar Fransız işbirlikçisiydi

Bütün diğer Kürt isyanları gibi Dersim isyanı da emperyalistlerin kışkırtma ve desteğiyle başlamıştır. Nasıl Şeyh Sait isyanı Musul-Kerkük meselesinin görüşüldüğü bir dönemde İngilizler için bir koz olduysa, Dersim isyanı da Hatay meselesinin tartışıldığı bir dö­nemde Fransızlar tarafından kullanılmıştır. Nitekim, isyancıların üzerinden Fransız ordusuna ait silahlar çıkmıştır. Elebaşlarından Nuri Dersimi de, isyan bastırılınca Fransız mandası altındaki Suriye’ye kaçmış ve Fransız Hükümeti’nin koruması altında yaşamıştır. Bugün “Dersim’de katliam yaşandı” yalanlarının da AB koruması altındaki sempozyumlarda dile getirilmesi bu nedenle bir tesadüf değilir.

Varan 3: Seyit Rıza İngiltere’den destek istedi

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.turksolu.org/261/foto/seyit-riza-mektup-b.png


Dersim isyanının lideri Seyit Rıza’nın isyan sırasında İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği 30 Temmuz 1937 tarihli şu mektup Kürt isyanlarının işbirlikçi karakterinin en açık delillerinden birisidir:

“Büyük Britanya Dışişleri Bakanlığına,

Yıllardır, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışıyor ve bu amaçla halkı eziyor, Kürtçe yayınları ve gazeteleri yasaklıyor, anadilini konuşan insanlara işkence ediyor ve sistematik olarak insanları Kürdistan’ın bereketli topraklarından söküp Anadolu’nun çorak bölgelerine göçe zorluyor ve birçoğu oralarda telef oluyor. Türk Hükümeti son olarak, hükümetle yapılan anlaşma gereği, bu işkencelerin dışında tutulan Dersim’e de girmeye çalıştı. Bu olay karşısında Kürtler, uzak sürgün yollarında yok olmaktansa, 1930’da Ağrı Dağında, Zilan vadisinde ve Beyazıt’ta yaptıkları gibi, kendilerini savunmak üzere silaha sarıldılar. Üç aydan beri ülkemi, acımasız bir savaş kırıp geçiriyor. Savaş araçları bakımından eşitsizliğe rağmen ve bombardıman uçaklarının yangın bombaları, zehirli gaz bombaları atmalarına rağmen, ben ve arkadaşlarım Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. Direncimiz karşısında Türk uçakları köyleri bombalıyor, ateşe veriyor, savunmasız kadın ve çocukları öldürüyor ve böylelikle Türk Hükümeti, başarısızlığının intikamını tüm Kürdistan’da işkence yaparak almak istiyor. Hapisler, ağzına kadar masum Kürtlerle doludur. Aydınlar kurşuna diziliyor, asılıyor veya Türkiye’nin ücra köşelerine sürgüne gönderiliyor. Ülkelerinde bulunan 3 milyon Kürt, barış içinde yaşamak, özgür, kendi ırkını, dilini, geleceğini, kültürünü ve uygarlığını korumak istiyor; benim sesimle ekselanslarınızdan maruz bulunduğu zulüm ve adaletsizliğe son vermek için, Kürt halkını hükümetinizin yüksek ahlakî etkisinden yararlandırmanızı diliyor. Sayın Bakan, en derin saygılarımızı sunmaktan onur duyarım.

Seyit Rıza Dersim Başkomutanı”

Varan 4: Türk komünistleri ve Komünist Enternasyonal de isyana karşı çıktı

O dönem Türkiye Komünist Partisi de Komünist Enternasyonal de Dersim isyanının feodal ve gerici bir ayaklanma olduğunu tespit etmişti:

“İki ayı aşkındır Ankara Hükümeti, Dersim bölgesindeki Kürt aşiretlerinin yeni bir gerici ayaklanmasını bastırmakla uğraşıyor. Feodal unsurlar, Kemalist Parti tarafından gerçekleştirilen reformlara rağmen, bugüne kadar ülkenin bu sapa bölgesinde barınmayı başarmışlardır. Dersim, Türkiye'nin ulusal ekonomisinin dışında kalmaktaydı. Öyle ki başka bir vilayetten hiçbir tüccar, Dersim'de iş yapmayı göze alamazdı. Devletin Dersim'de askerlik yükümlülüğünü gerçekleştirmesi ve yasal vergileri toplaması, bugüne kadar mümkün olmamıştır. Dersim’in hakim tabakaları, yürürlükteki yasalara rağmen, kendi yasa dışı ayrıcalıklarını koruyabilmişlerdir. (...) Amacı, göçebeliğe son verme ve aşiret reisleriyle (şeyhler, beyler, ağalar ve seyyitler) onların kiralık adamlarını Batı Anadolu’nun modernleşmiş vilayetlerine sürme hedefini güden bir reform planını zorla uygulamaktı. Bugün, Kemalist hükümetin enerjik reformları yüzünden kendi iktidarlarını tehdit altında hisseden feodal unsurların ümitsiz direnişiyle karşı karşıya bulunuyoruz. İsyanın arefesinde Tapu Kadastro İdaresi, feodal aşiret reislerinin elinde bulunan halka ait malların incelenmesi ve saptanmasına ilişkin hükümet önlemlerini uygulamaya başlamıştı. Bu durumda feodalizm, kendi yasadışı egemenliğinin iktisadi temellerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu hissetti. İşte, özellikle bu önlem, isyana yol açan neden olmuştur.”

Komintern, 1925’teki Şeyh Sait isyanına da şu gerekçelerle karşı çıkmıştı: “Mustafa Kemal, genel olarak ulusal kurtuluş hareketini temsil etmekte ve Türkiye'nin demokratlaşması ve feodal kalıntılar ile Müslüman din adamlarının etkisinden kurtarılması için çalışmaktadır. Kemal’e karşı, ilk olarak emperyalizm, ikinci olarak feodal ağalar, üçüncü olarak din adamları ve dördüncü olarak liman şehirlerinin yabancı sermayeye bağlı ticaret burjuvazisi mücadele etmektedir.”

Varan 5: İsyan Atatürk’ün baskıları değil  atatürk döneminde yapılan köprü ve yollar yüzünden çıktı

Dersim isyanı iddia edildiği gibi Atatürk Cumhuriyeti’nin Kürtlere yönelik baskıları yüzünden başlamamıştır. Halka baskı yapmak bir yana, Atatürk, Dersim’deki aşiret yapısını dağıtarak Tunceli halkını özgürleştirmek için büyük çaba göstermekteydi. Şehrin ismi bu yüzden Osmanlı dönemini çağrıştıran Dersim bırakılarak Tunceli olarak değiştirilmişti. Bu nedenle bugün Tunceli ismine tahammül edemeyenlerin, Atatürk’ün Şapka Devrimine karşı çıkanlardan hiçbir farkı yoktur. Çünkü Dersim ismi isyanın değil, halk üzerindeki feodal baskının simgesidir. Tunceli ise o derebeylik baskısını kaldırmak isteyen Atatürk devrimciliğini simgeler.

Ancak çıkarları zedelenen aşiretler ve “seyit” denilen din adamları Atatürkçü devrimlere karşı çıktılar. Menemen’de yaşanan gerici isyanın bir benzeri böylece Dersim’de başlamış oldu. İsyancıların ilk hedefi de devletin binbir zorluk ve masrafla yaptığı köprüler oldu. Munzur etrafındaki iki dağlık bölgeyi birbirine bağlayan Harçik Köprüsü ilk hedefti. Gericiler, “medeniyet”in bir örneği sayılan köprüye bile tahammül edememişti!

AKHENATON
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BOĞAÇHAN.
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 524



« Yanıtla #5 : 02 Ekim 2010, 17:08:57 »

    
Gerçek 1937-1938 "Dersim İsyanları''




Dersim’de 1937'de ilk olaylar 21 Mart'ta başlamıştır.

Altı ay süren isyan 10 Eylül’de isyanın lideri Seyit Rıza’nın yakalanmasıyla bastırılmıştır.

İkinci isyan ise 2 Ocak 1938’de başlar, Eylül ayında bastırılır.

İsyanın nasıl başladığına ve geliştiğine değinmeden önce bölgenin sosyal yapısı hakkında bilgi vermemiz gerekiyor.

Dersim’de sosyal yapı aşiret düzeni üzerinde yükselmektedir.

Cumhuriyetin ilanından sonra da toprak sistemi değişmemiş, ağanın, beyin elindeki toprak, tapulu malı olmuş, aşiret hayatı yıkılamamıştır.

Ankara Hükümeti bu aşiret düzeninin bir an evvel yıkılması gerektiğinin farkındadır.

Dersim’in ıslahı ile ilgili ilk rapor, 2 Şubat 1926 tarihinde Mülkiye Müfettişi Hamdi bey tarafından yazılır.

1933 yılına kadar bölgede inceleme yapan üst düzey bürokratların yazdığı 7 adet rapor vardır.

Bu raporların ışığında Devlet tarafından bir takım tedbirler alınır.

Bu tedbirlerin ilki 14 Haziran 1934 tarihinde kabul edilen İskan Kanunu’dur.

Bu kanun aşiretlerin hükmî şahsiyetlerini ortadan kaldırır.

Aşiret reisliği, şeyhlik ve ağalık kalkar, topraklarına ve tasarrufları altındaki mallarına el konulur.

Aşiret efradının göç ettirilmesine veya devletin istediği bölgelerde yerleşme politikasına karar verilir.

Bir kısım bölgeler yerleşime kapatılır.

Atatürk bu konuyla bizzat ilgilenmiştir.

1935 yılı Kasım ayında TBMM’yi açış konuşmasında;

“İç idare teşkilatımızı, yurdun Doğu bölgelerinden başlayarak genişletmek ihtiyacını duymaktayız.

Bu arada Dersim bölgesinde esaslı bir ıslahat programının tatbiki de düşünülmüştür.”demiştir.

Bu konuşmadan yaklaşık iki ay sonra 25 Aralık 1935’te Meclis, “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun”u kabul eder.

Kanuna göre Tunceli isimli bir vilayet kurulur.

Bu vilayete Kolordu Komutanı rütbesinde bir kişinin vali ve kumandan olacağı hükmü getirilir.

Vali lüzum gördüğü takdirde kaza ve nahiyelerin hudut ve merkezlerini değiştirebilir.

Ayrıca kanuna göre Tunceli merkezinde bir ağır ceza ve asliye mahkemesi, kazalarında ise birer asliye mahkemesi kurulması kararı alınır.

1936 yazında Başbakan İsmet İnönü bölgeye gider.

Aralık 1936 yılında İçişleri Bakanlığı’nda Bakan Şükrü Kaya yönetiminde Umumi Müfettişler Konferansı yapılır.

Tunceli’nin kalkındırılması ve asayişin sağlanması için yapılacaklar konuşulur.

Tunceli’de devlet otoritesinin kendisini hissettirmesi ağa, bey ve seyitlerin nüfuzlarını kırmıştır.

Aşiret reisleri üzerinde Suriye’den gelen Ermeniler ve Koçgirili Alişir’in propagandalarının da etkisi olur.

Hoybun Cemiyeti tarafından 1933 ve 1934 yıllarında Türkiye’ye gönderilen Ermeni Boğos ve M. N. Dersimi de uzun zamandır bölgede çalışmaktadır.

Dördüncü Umum Müfettişi Alpdoğan durumu hissederek yayımladığı bildiride bütün aşiretlerin silahlarını teslim etmesini ister.

Ancak bir çok aşiret buna yanaşmaz ve askerî karakollara saldırır.

Aşiret reislerinin lideri Seyit Rıza da Alpdoğan’dan Tunceli Kanununun kaldırılmasını, Dersim için özel ve milli haklarını sağlayan bir idarenin kurulmasını ister.

İpler artık kopmuştur.

İlk olay 21 Mart 1937 gecesi PAH BUCAĞI ile KAHMUT’u birbirine bağlayan KÖPRÜNÜN YIKILMASI olur.

Daha sonra Pah karakoluna saldırı düzenlenir.

Askeri karakolda tüm ASKER'ler öldürülür...

Yaralı olan ASKER'ler ile birlikte ŞEHİT olan ASKER naaşları karakola doldurularak, karakol yıkılır...

İçerideki ASKER NAAŞ'ları ve yaralı ASKER'ler ile birlikte tüm KARAKOL gaz dökülerek ATEŞE VERİLİR (yakılır).

Seyit Rıza’nın emri ile Dersim'in Batı'sında Hozat’ın Sin köyüne baskın yapılır.

Aşiretlerin saldırıları sürerken, 28 Nisan’da İçişleri Bakanlığı durumu şöyle açıklar:

“Dersim aşiret reisleri, hükümet kuvvetlerini kendi aralarından uzaklaştırmak maksadıyla zaman zaman karakollarımıza tecavüzler yapmışlar ve kuvvetlerimiz tarafından tart edilmişlerdir.

Bu aşiretlerin bu hareketleri devam ettirmeleri ve genişletmek istemeleri ihtimali vardır.

Tunceli’ne muhit ve özellikle Kürtlere meskun olan illerde her türlü olayları karşılayabilecek şekilde tedbirli olunmalıdır.”

3 Mayıs’ta hava kuvvetlerine bağlı bir uçak filosuyla askerî harekât başlar.

25-30 bin civarındaki isyancılar hava saldırılarının caydırıcılığı karşısında gittikçe güç kaybederler.

Seyit Rıza’nın saklandığı Kızıldağ kuşatılmış ve evi Sabiha Gökçen’in kullandığı uçakla bombalanmıştır.

Tunceli Harekatına girişen 25 bin kişilik Türk Kuvvetleri Haziran ayında isyancıları bulundukları yerlerde sıkıştırırlar.

Temmuz ve Ağustos ayları kaçan isyancıları yakalamakla geçer.

İsyanın lideri Seyit Rıza, 10 Eylül’de Erzincan'da jandarma tarafından yapılan bir operasyonla sağ yakalanır.

Gazeteler, olayı, “Türkiye’de son derebeyinin de imha edilmiş olduğu” şeklinde yazarlar.

Seyit Rıza ile birlikte 11 kişi idam edilir.

Ancak uslanmayan aşiretler, 2 Ocak 1938’de yeni bir ayaklanma hareketine daha girişirler.

Tunceli bölgesinde asker kaçaklarını toplamakla görevli SABİT JANDARMA MÜFREZESİ'nden 7 (yedi) JANDARMA ER'i, Kör Abbas, Keçel ve Baluşağı aşiretlerine mensup kişilerce pusuya düşürülerek ŞEHİT EDİLİR.

Ardından MERCAN KARAKOLU'nu basarak 2 (iki) ASKER'i daha ŞEHİT EDERLER.

Genelkurmay Başkanlığı kapsamlı bir harekât planı hazırlar ve 3. Ordu Müfettişi Org. Kazım Orbay’ın komutasında üç kolordunun katıldığı saldırı başlar.

16 Eylül 1938’de arama, tarama ve silahtan arındırma işlemi ile operasyon sona erer.

Bu tarihten itibaren Tunceli’nin yönetimi Vali ve Komutanlığa bırakılır.

1 Kasım 1938’de TBMM’nin yeni çalışma yılının ilk toplantı gününde, Atatürk hasta olduğu için Başbakan Celal Bayar’a okuttuğu konuşmasında şöyle demiştir:

“Uzun yıllardan beri süregelen ve zaman zaman aşırı bir duruma giren Tunceli’deki toplu haydutluk olayları belli bir program içindeki çalışmaların sonucu olarak kısa bir zamanda ortadan kaldırılmış, o bölgede böyle olaylar bir daha tekrarlanmamak üzere tarihe aktarılmıştır.” (1938) Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


Kürtlük, aşiret düzeniyle kendini var etmektedir.

Kürt isyanların tamamı bu düzenin kaymağını yiyen ağa, bey ve şeyhlerin önderliğinde çıkmıştır.

Şeyh Said ile Dersim’i, Ağrı isyanı ile Koçgiri’yi birleştiren bu ortak özelliktir.

Bu isyanların ulusal isyanlar olduğu söylemek saçmadır.

Çünkü MİLLİ hareketler hem gerici derebeylik sistemiyle mücadele eder, hem de emperyalizme karşı kendini ifade eder.

Bu bakımdan KURTULUŞ SAVAŞI ve TÜRK İNKİLABI tam anlamıyla MİLLİ bir harekettir.

Kendisini TÜRK DEVLETİ ve İNKILAB'ı ile savaşarak var eder.

Kürt hareketi ise gerici ve işbirlikçidir.

Kürt isyanlarına İngilizlerin, Fransızların ve Ermenilerin desteği ve hatta bizzat onlar tarafından organize edilmesi, Kürt hareketinin işbirlikçiliğini gösterir.

Bugün ister sağ, ister sol görünümlü olsun Kürtçü hareketler bu isyanlara sahip çıkıyorlar ve bunları Kürt ulusal harketinin doğuşu olarak görüyorlar.

Şeyh Said anması yapan bir “sol” harekete rastlamak artık şaşırtıcı değil.

Çünkü bu hareketlerin ortak noktası Kürt olmalarıdır.

Ne siyaset, ne de başka bir şey önemli değildir.

İşte bu yüzden aynı zamanda "IRKÇI"dırlar

Bu isyanlar Türk İnkılabı'nın emperyalizm ve onun desteklediği geri toplumsal yapıyla mücadelesinin önüne konmuş bir engeldir.

Atatürk ve İnkilabcı kadrolar bu meseleyi en sert şekilde çözdüler ve 1938’ten sonra bu isyanlar bitti.

Ancak 1970’lerin sonunda kurulan PKK, bugün ABD ve AB’den aldığı destek ve Türk Devletinin zayıf düşmesi sonucu yeni bir isyan dalgası yaratmak üzeredir.

Tehlike büyüktür.

Bölgede 2000’lere kadar Kürt bölücülüğüne karşı en kararlı tavrı alan Türk devletinin, bugün vereceği en ufak tavizin bedeli Misak-ı Milli sınırlarının değiştirilmesi olacaktır.

Cumhuriyet tarihi bu meselenin nasıl çözüldüğünü bize göstermektedir.

Atatürk’ün isyanlara karşı sert tavrı ve Kürtçülüğün yeşerdiği toplumsal zemini yok ederek Türklüğü yüceltme politikası bize yol göstermelidir.

Kaynak: Özkan Bostancı Blog
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BOĞAÇHAN.
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 524



« Yanıtla #6 : 02 Ekim 2010, 17:11:56 »

Seyit Rıza'nın katliamlarının hesabı
 
Dersim’de olanların faturasını Seyit Rıza ödedi, yetmemiş ki. Sevr’cilerin bitini kanlandırdıkları ortalığa çıkıp, Türkiye Cumhuriyeti Devletine bedel ödettirme hayali kuruyorlar!..
Hesabı önce, bu kanlı katil Rıza’nın torunları ödesin bakalım.. Orada öldürülen Mehmetçiklerin kanını hiç hatırlamıyorlar...
Olayların sebebi kimdir, niye ona bakmıyorlar!!?
İsyanın en yakın tanıklarından, rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarındaa aktarıyoruz..
“Şükrü Sökmensüer, Atatürk döneminin ünlü Emniyet Genel Müdürlerinden.
Bir gün beni çağırdı.
‘Atatürk, Diyarbakır’da Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek’ dedi.
O tarihte Seyit Rıza, Dersim’in lideri. Aynı zamanda kendisi Peygamber sülalesinden geliyor. Seyit Rıza’nın bir de dini kimliği var. Fırat, Şeytan Köprüsü denen mevkide dört metreye kadar daralır. Derinliği de deniz gibi 17 metre olur. Burada bir köprü yapmışlar. Köprünün başında bir karakol. Karakolda da otuz üç askerimiz var. Askerlerin başında İsmail Hakkı adında bir yedek teğmen. Köprüye Dersimliler bir baskın düzenliyorlar. Baskında karakol yakılıyor ve otuz üç askerimiz şehit ediliyor.
İşte bu olay, Dersim İsyanı’nın başlamasıdır.”
Var mı sözü olan.. Sen genç cumhuriyetin askerini toplu halde katledeceksin, Cumhuriyet o kanı yerde mi bırakacak!!?
Bu olay ne etnik, ne tarikatla ilgili bir durum değildir... Türkiye’nin bugünkü durumundan yeni Sevr çıkarma peşindeki Batı’nın beslemeleri, Dersim’den de bir Kürtçü puan çıkarma peşindeler ama.!!
Konu ortada.. O dönemde Dersim ve havalisine yerleşmiş derebeylerinin, İngiliz, Fransız rüzgarları ile, yeni Türkiye Cumhuriyeti topraklarına konma hesapları ile geliştirilen isyandır mesele olan...
Kürt kimliği ve hatta Alevi kimliği kullanılmak isteniyor şimdi!!..
Geçiniz, mesele açık...
İsyan başlamış ve gelişmiş, nasıl gelişmiş?!! Seyit Rıza eşkıyası, yayıldıkça yayılıyor ve Mehmetçiği toplu katlederek ilerliyor, durmuyor.. Türk topraklarında, Anadolu’nun göbeğinde devlet ilan edecek..
Yapılması gereken yapılıyor...
Yapılan ne Kürt kimliğine, ne de tarikat kimliğine yönelik değildir, İngiliz destekli işgal hareketine karşıdır yapılmış olan... “Siviller katledildi!!” Bunu da geçiniz, sivil dediğinin eline kadın da olsa, silahı verip  “Türk askerini öldür”  diye yönlendirdin mi, o artık sivil değil, düşman askeridir...
Benim yazdıklarım “Kral çıplak” ifadeleridir... Seyit Rıza’nın çağdaş avanesi, kendi hikayeleri ile edebiyat yapmasın.. Biz de orada görev yapan subaylardan dinlediklerimizle olayı biliyoruz.. Bu hikayelerde, çalı dibinde bulup sahip çıktığı kadın tarafından bir süre sonra şehit edilen subayların hikayeleri de var..
Altmış yıl öncesinin hesabı ile Türkiye’yi kendi dümen sularına sokma peşindekilerin, bu ülkenin üst katmanlarında, üniversitelerinde matbuatında nasıl yuvalandıkları ortada.. Eğer soykırım olsa, bunlar nasıl yırtmışlardır acaba?!! Yırtmak ne kelime, gelişip memleketin krema tabakasına oturmuşlar, yetmiyor!...
Dikkatinize sunarım, Seyit Rıza’nın kimliği şaibelidir.. İsyancıların Kürtlüğü tartışmalıdır.. Ama hem isyan sırasında Baytar Rıza’nın terennümleri Kürtçülük üzerinedir, hem de çağdaş Seyit Rıza’ların yani PKK çetesinin bu işin kan davasını Kürtçülükle sürdürmesi dikkat çekicidir... PKK, iç savaşı kaşıyor ama bu olmaz.. Olacak olanın uç noktası, çağdaş Seyit Rıza’ların da sonunda belalarını bulacak olmasıdır.. Gereği şekilde...
Behiç KILIÇ
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=11029


ALINTI
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Alp Temir
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 02 Ekim 2010, 17:14:46 »

 Evet BOGAÇHAN kandaşım. Bu necip f.k böyledir işte. İşine gelince yobazlık yap, alevilere dinsiz de. Atatürk'e saldırmak isteyince de dersimli alevilere üzül. Yok öyle yağma.
 Şimdilerde son moda da hem dersimde katliam olduğunu söylemek hem de Atatürk'ün bu olayla bir ilgisi yok demek. Yok efendim Atatürk o zamanlar hasta imiş. Bunlar düpe düz saçmalık. Atatürk dersimlilere  hakettikleri cezayı vermiştir. Sabiha Gökçen'e de bombalama emrini bizzat kendisi vermiştir.
 Dersimde katliam oldu diyen Türkmen alevileri, malesef Atatürk düşmanı kürt-zaza'ların oyununa gelmiş demektir. Bu kadar da açık konuşuyorum.
 Esenlikle...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BOĞAÇHAN.
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 524



« Yanıtla #8 : 02 Ekim 2010, 17:17:39 »





Facebook'a Ekle
Kayıtlı
turatbek_aytmatov
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 703


KIRGIZ TÜRK


« Yanıtla #9 : 02 Ekim 2010, 19:51:43 »

Canı tamuya!!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

KIRGIZ TÜRK
KUDAY TÜRKÜ KORGOSUN!!!
LAİKLİK TÜRKÇÜLÜĞÜN DİREĞİDİR!!!
Sayfa: [1] 2 3 ... 7
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.076 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.