Sarıklı Kardinal Fettullah Gülen Dosyası
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 05:11:13


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Anket
Soru: Din somurusuyle Yetim hakki yiyen FETTULLAHCİLAR Gurubunu hangi daire'de degerlendirebiliriz?
islami bir cemaat - 5 (6.1%)
Holding - 4 (4.9%)
Santaj Mafyasi - 5 (6.1%)
Hristiyanligin bir kolu - 7 (8.5%)
Vatan Hainleri - 61 (74.4%)
Toplam oy: 71

Sayfa: [1] 2 3 ... 72
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sarıklı Kardinal Fettullah Gülen Dosyası  (Okunma Sayısı 198023 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ŞamanisTürk
Ziyaretçi
« : 14 Kasım 2008, 00:20:56 »


“Eğer devletseniz!, Milleti oluşturan değerlere kayıtsız kalamazsınız!
Kayıtsızlık, sosyal alanda boşlukların oluşmasına ve  bir arayışa zemin oluşturacakdır… Devletin bıraktığı bu boşluk –HİV’ lerin- üremesine zemin oluşturmuşdur!..
 Türk Milletinin zafiyetlerini de mükemmel tesbitle...önce cemaatlaşmış, tarikatlaşmış! Ve holdinğleşmişlerdir. Hivler, iç siyasetde belirleyici, global güçlerin elinde de heran harekete hazır yeniçeri (devşirme) görevini üslenmişlerdir!’’

______________________________________________________________


  Fetullah-cı  mı?  - HİV  VİRÜSÜ mü?

Kamuoyunda “Fetullah-cı” olarak bilinen, yılarca tartışıldığı halde kimliği bir türlü “net olarak” tesbit edilemeyen bu oluşum nedir?! Ben, bu oluşumun ‘kimliğini’ gelişim süreleri içinde, beş ana başlık altında sorğulamaya çalışacağım.

1-Dini bir Cemaat mı?
2-Milli bir Örgüt mü?
3-Siyasi bir Örgüt mü?
4-Hayır kurumu mu?
5-Global Güçlerin İçimizdeki Devşirmeleri ve bir Holding mi?!


F.Gülen hareketi 1984`lü yıllara kadar bir cemaat olarak (tartışılır da olsa) kabul edilebilinir. Dönem itibariyle oluşan -sosyal boşluğu- çok net ve mükemmel değerlendirerek, genelde Ünüversite gençliğini hedef kitle olarak seçmişler, toplumsal duyarlılığı ‘siyasallaşmadan!’ –Türk ve İslam- ruhunun ayağa kaldırılması olarak harekete geçirmişlerdir. Bu hareketleriylede oldukca sempati toplayarak, kısa sürede güçlenmişlerdir...Cemaatlaşma süreci de bu noktada bitmiş ve holdingleşme süreci başlamışdır. Bu süreçde –yönetim kurulları- oluşturulmuş bu kurullar da ulusal ve uluslar arası stratejiyi belirlemişlerdir.Bu noktada da  F.Gülen devrede çıkarılmış, ABD devreye girmişdir. F.Gülen’in se  etkinliği kullanılmışdır. Kullanılıyor!


Ben yazımın devamında-F.Gülen Hocayı- bu oluşumun dışında tutacağım.

Bu oluşum için ‘Biraderler Holding ve HİV’ virüsü tanımını kullanacağım!

1- Dini bir Cemaat mı?

Türk ve İslam topluluklarında cemaat-cemaatlar vardır. Klasik anlamda bakıldığında bir sakınca da doğurmaz.Cemaatlar Tarihi süreç içinde ve -devletin güç olduğu dönemlerde - bir çok önemli roller de üslenmişler,hayırlı ve yararlı hizmetler de yapmışlardır.

Devletin zafiyet içinde olduğu dönemlerde de,‘siyasallaşarak’ güçlerini ‘devlet olmak’ için kullanmışlardır. Tarih cemaatlarla ilgili binlerce iyi ve kötü olaylara tanıklık etmişdir. İyiler siyasallaşmamış, İslami değerlerle oynamayan klasik cemaatlardır. Kötülerse İslamı ana kaynağında ve asıl mecrasında çıkararak kendi menfaatları doğrultusunda ele alanlardır.Bunlar ‘kelime ve kavramlarla’ oynayarak, Hak’kın yanında olmayı değil, haklı ve güçlü olmayı ana gaye edinmiş olanlardır.

Biraderler Holdingin! yapısal benzerleri, geçmişimizde de varmıdır? Vardır.
Bu yapılaşmanın ilham kaynağı, geçmişdeki O oluşumlarda aranmalıdır.

 
Bunlar:

a)İslam Tarihinde,Hariciler. Biraderler Holdiğin bugünkü stratejilerinin bir ayağını oluşturmakdadır. Bunlar Sıffın Savaşında sonra Hz.Ali  ye karşı cephe alan sapkın bir gurupdur ama müthiş bir tartışma ve propoganda uzmanları olarak tanınmışlardır!
"Hüküm ancak Allahındır" cümlesi haricilerin sloganı haline gelir. Hatta bir gün Hz. Ali halka hitabederken haricilerden biri kalkar "Ey Ali! Allah’ın dinine insanları ortak kıldın. Hüküm ancak Allah’ındır" der. Bunun üzerine her taraftan "Hüküm ancak Allahın!", "Hüküm ancak Allahın!" sesleri yükselir. Hz. Ali buna mukabil şöyle der: "Söz, hak bir söz, fakat bununla batıl murat ediliyor."

Bir gün Hz. Peygamber ganimet dağıtırken biri çıkar, "Ya Muhammed, adil ol! Adaletle dağıtmadın!" der. Kıpkırmızı olan Hz. Peygamber "Ben adil olmazsam daha kim adil olur?" der ve şunu bildirir: "Dikkat edin, bunun neslinden (bu cinsten) ilerde bir kavim zuhur edecek. Okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkacaklar."

İşte hariciler bu hadisin çizdiği çerçevede insanlardır. İslam kahramanı Hz.Aliyi bile tekfirden çekinmemişlerdir.Aslında ibadete de düşkündürler!...

Hz.Peygamberin tarifiyle, "Sizden biri onların namazı yanında kendi namazını, onların orucu yanında kendi orucunu küçük görür. Lakin onların imanı boğazlarını aşmaz."  HİV’lerin İmanı mi?..Pazarlamacı değilim!

Haricilerle Biraderler Holding arasında ki benzerlik; kelime ve kavramları‘islam adına’ hilekar bir şekilde kullanmadaki ustalıklarıdır. Bunlar da ‘Hüküm Allahındır’ derler. Kuran’ın hükümlerini ve Resulullahın sözlerini –sanırım eskimiş bulduklarında!-kendi çıkarlarına göre yorumlarlar. İsbatım: ‘Allaha inanan ve Hz.Muhammede inanmayan, ama küfür de etmeyen musevi ve hıristiyanlar da cennete gircekler!’...Profösör Hayrettin Karaman. HİV’ lerin büyük ağbeyi İyi diyalogcu ve  Cennet taciri!


b) Türk Tarihinde,‘Hasan bin Sabah’ diğer adıyla ‘Haşhaşiler’de, bunların bugünkü stratejilerinin diğer ayağını oluşturmakdadır. (Sultan Alparslan-Melikşah Dönemi) Haşhaşiler de Hasan bin Sabah’ın emirlerine  uymakda ve uygulamak da tereddüt etmemişlerdir. Bir eylemi yapmak için yıllarca sabır gösterip emrin gelmesini beklemişlerdir.O emri, aldıklarında da tereddütsüz O eylemi-din adına- gerçekleşdirmişlerdir! Bu kadar sadakatı neden göstermişlerdir? Mubarek Zat Hasan bunlara, kerametini ve cenneti göstermişdirde ondan!..

HİV”lerin parolası da ‘Önce kabül, sonra tebliğ-hareket’dir. Olduğunuz ve gittiğiniz her yerde kendinizi kabul ettirin. Bunun için sabır ve dayanıklı  gösterin! Bu aylar, yılar alabilir. Hatta ömürleri yetmeyen arkadaşlarımız da olabilir! Şartlar ne olursa olsun ikinci emri –tebliğ- almadan harekete geçmeyin!

Haşhaşilerle,  Biraderler Holding arasında da, O!  Büyük zata itaat, Allaha itaatın önündedir. Mensuplarının muhakeme kabiliyetleri ve iradeleri kesin bir şekilde ‘tahakkum’ altına alınmışdır.

Ruhuna zincir vurulmuş bir insanın ‘kuduz bir köpekde’ farkı olmaz.Bu ‘köpeğin’ ipini elinde tutan,O anın gelmesini bekler ve köpeği salar...Kuduz da imha edilene kadar, imha eder!
Benzerlik kayıtsız, şartsız itaat ve iradesizlikdedir!

c)Yakın Tarih,Pakistanda;Ahmediye Cemaatı (Kadiyan), bu oluşum lideri Mirza Gulam Ahmeddir 1835 – 1908 yılları arasında Hindisdanda yaşamış ve 1882 yılında da ‘Vahi’ geldiğini  söyleyerek kendisinin‘Mesih’olduğunu ilan etmişdir!..Bu adama ‘Vahi’ geldiğinde Hindistan, İngilizlerin işğali altında ve  henüz bölünmemiş bir bütündür. Mesih-Mehti!, Gulam  Ahmed`in verdiği ilk fetfa da İngilizlere karşı verilen bağımsızlık savaşının, cihadın haram olduğudur. Bu fetfasını da şu görüşüyle destekler ‘idarede adalet varsa,savaş gerekmez. İngilizler adil ve adaletlidir!’ Bu adam Mehdiyse ‘Fetfası yanlış’ ya da İngilizler yanlış zamanda Hindistanı işğal etmişler!.. Bunlar ,bu gün  global güçlerin korumasında ciddi bir güçdürler ve Pakistanın uluslararası arenada başını ağrıtan ciddi bir beladır.

Organize ettikleri toplantılara katılım için tuttukları otobüsler ücretsiz olduğu gibi 6-10 dilde  yazılmış kıtaplar da bedava!..Avrupada ‘sığınmacı-İlticacı’olan ve ancak geçinebilen bu insanlar, bu ağır maliyeti nasıl karşılıyor acaba!?

Kendilerine bunu ne zaman sorsam ‘Allahın Yardımı’ cevabını almışımdır!
Bu gurup da, görsel TV ve yazılı medyasıyla oldukca etkilidir!

Ahmediye cemaatı!Mirza Gulam Ahmed için ‘Hz.Mehti –Mesih’derler. Desinler, ne var yani? !Elbet de bir şey yok da!..Bu, bunların bunu demesi ve buna inanmasıyla sınırlı değil. Problem de burda başlıyor!... Gulam Ahmedin, Hz.Mehdi-Mesih olduğunu kabul etmeyenler Kafirdir diyorlar  ve  müslümanlar arasına nifak sokuyorlar. Din adına hareket ettikleini söyleyip, birliği bozarak direnç merkezlerini zayıflatıp, karğaşaya  zemin hazırlayarak global güçlerin ellerini güçlendiriyorlar. Onlara rahat hareket etme (siyasi alanda) alanları sağlıyorlar.

Global güçlere ne zaman hizmetkar lazım olsa,islami söylemli-içimizde devşirdiklerinde- munafıklarda ordu kuruyorlar...

Cemaat-ı Ahmediye mensuplarının, Avrupada,özellikle de İngilterede el üstünde tutulması,‘terörist olmayan, iyi müslüman!’muamelesi görmesi, nedendir acaba? Bunlara sağlanan her türlü kolaylık ve imkan niçindir?..İnsan! hakları,din ve vicdan hürriyeti olabilir mi?!..Olur demek, ahmaklık olur.
  
Bu cemaatın! da ortaya çıkışı,söylemleri-kelime ve kavramlarla ‘İslam adına’  oynamaları ve propoganda gücü ,finans kaynakları, global güç merkezleriyle iç içelikleri,-Biraderler Holdingle- bire bir benzerlik gösterir.Biri Türk Milletinin, diğeri Pakistan Milletinin haliylede Müslümanın hayat damarlarına şırınga edilen HİV virüsüdür.  

d)Hıristiyan tarihinde, Masonlar. Biraderler Holdinğin,örgütlenme şekli tam bir Mason Localarını andırmakdadır.Alt basamaklardakilerin çalışma yöntemleri de ‘Yahova Şahitleriyle aynılık gösterir. Masonlarda makam olarak ‘derecelendirme’ vardır. 33 dereceli birader!..Bunlarda da ‘ağbey-lik’ makamı var.Bu ağbeyler,hizmetde! bulundukları bölgelerde,yasal soygun ve takiyecilikdeki başarılarına göre derece alırlar!

Masonlarda da din,dil ve soy önemli değildir!..Örgütün kuralları herşeyin üstündedir.Mensupları da sıradan vatandaşlar değil zengin,toplum içinde etkinliği olan,kariyer sahibi ve istikbal beklentisi içinde olanlardan oluşur.

Biraderler holdingin kuralı da böyledir.‘Maddi destek ve bizimle ol da,kim olursan ol’, ana ilkeleridir. Sıradan insanlarla da bir ilişkileri olmaz!

Benzerlikleri, örgütlenmedeki yapısal aynılık, finans kaynaklarının karanlık olması, sinsilikleri, brokrasiye sızmadaki ustalıkları ve bulundukları yere göre renk almaları –bukelemun- türü bir varlık olmalarındadır.

d) Diyalog ve Hoşgörü

Takkiy ve sahtakarlığı, kelime oyunları ve kavram kargaşası içinde mükemmel harmanlama sanatına ve bu sanatın icrasına da mukdedir olan bu devşirmeler, aldıkları emir-talimat gereği ‘dinler arası diyalog’adı altında kulağa hoş gelen, ama islami açıda ‘Munafıklık ve Şirk’ kabul edilen bir girişimide İslam adına  başlatmışlardır!

Müslümanın referansı, İslamın tek ve tartışmasız kaynağı Resulullah ve Kurandir
Bu kaynaklarda hareketle;

1-Allahın indinde DİN İslamdır.
2-Kuran son kitap,Hz.Muhammed (s.v) de son Peyğamberdir.

 Allahın indinde din İslam olduğuna göre,bir Müslüman diğer dinlerin de hak olduğunu nasıl kabul eder?
Kabul ederse ne durumda olur?..
Hak din İslam diyeceksiniz, sonrada Hak kabuletmediğinizle ‘din adına’ ortak hareket edeceksiniz. Bir müslüman açısında bunun ‘İslam adına’ anlaşılır bir yanı yok.

(Vebalıdan kaçar gibi Müslüman olmayanlarda kaçalım m.? Onlara düşman mı olalım? Elbetde hayır. Medeni bir şekilde sosyal ve beşeri münasebetler geliştirilmeli. Birbirlerimizi olduğumuz gibi kabul etmeliyiz. Bunu yapmak için din adına sahtekarlık yapmaya-munafıklığa ne gerek var?!İnsan olarak eşidiz. Ne üstün ne alçak. Din adına Alçaklık yapılıyor. Bu alçakların bunu kendi adlarına yapmalarında bir sakınca yok. Dini kullanmaları, Alçaklık!)

Pekiyi diyalog kurmak istediğiniz taraf, İslama nasıl bakıyor?

1-Hz.Muhammed katil,terörüst ve sahtekardır diyor. Kura-ı Kerim’e de  uyanık bir sahtekarın Tevrat ve İncilde çaldıkları ve uydurduklarıyla oluşmuş bir kitap olarak bakıyor...
Bu durumda,bu adamlarla hangi ortak noktada buluşarak din adına diyalog kuracaksınız?!..

Allahın birliği noktasında dahi taraflar arasında ortak bir anlayış yokken, RESULULLAHI nereye koyacaksınız?

Resulullahın olmadığı yerde,İslam adına kiminle nasıl diyalog kuracaksınız?

Kura-ı Kerim’in hükümleri ne olacak?

2-İyi niyetli olalım ve Biraderler de bu gerçeği biliyor,bile-bile de onlarla oyun oynuyor, takkiye yapıyor varsayalım...Güç, oyunu her-zaman ve şartda bozar!
Bir Müslüman hilekar,sahtekar,takkiyeci ve yalancı olur mu? Olmamalı!

Kim ne adına hareket ederse etsin Hıristiyan-özellikle Katolik-dünyası İslam ve Müslümanlar hakkında kararını vermiş, ‘İslam Teröre kaynak,Müslüman da Teröristdir’.Müslüman bu gerçekleri(bakışı) bilerek ve kabullenerek bir çıkış yolu bulmalı. Diyalog (cılkı çıkarılmış) bir sahtakarlık ve Müslümanın mukavemet gücünü kırmaya yönelik bir hareketdir. Müslümanın hayat damarına, Müslüman görülenlerce! zerk edilen HİV virüsüdür.

Genel bir değerlendirme yaparsak,Biraderler Holding:‘Harici,Haşhaşi,Kadiyan ve Moson’ anlayış,hareket, ve uygulama stratejisinin Türk Coğrafyasındaki, İslam görünümlü yeni bir dini anlayışı-veya bir ekolü- temsil etmekdedirler!

İslami bir Cemaatda,anlayışda değildir!Diyalog,Müslüman Türk insanında kafa karışıklığı;Biraderlerede bu karışıklıkda yararlanarak rahat hareket etme saha ve alanlarının açılmasından öteye bir şey ifade etmez.

(Tüm mensupları için –munafık demiyorum-.İçlerinde gerçeği bilmeden,görüntüye
aldanarak hareket edenler elbetde var.Bunlar da genelde bulundukları çevrede,
vatandaşda para toplama-dilencilik-işleriyle görevlendirilmiş olan salaklardır.
İdareci kadrolar ve -Ağbeylik derecesine!-  ulaşanlar,ne yaptıklarını bildiklerinde... itamlarım da doğrudan onlaradır.

(1)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ŞamanisTürk
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 10 Aralık 2008, 19:00:36 »

2- Milli bir Örgüt mü?

Güçlenme süresinde ‘Türk’ kelimesinde korkmadıkları açıkca görülür. F. Gülen’in her vaazında ‘Masum Milletim’ diye göz yaşları döktüğüne, ‘Bayrak Düştüğü Yerde Kalkar’ dediğine ve hatta Türk Cumhuriyetlerinin ziyaret edilmesini ümreye eş tutuğuna da şahit olduk. Bu dönemde, İnsanın ‘ruh ve bedende’ müteşekkül bir varlık olduğunu bildikleri ve bu gerçeğe göre hareket ettikleri bir gerçek.

Milli bir yapıya sahip değillerse de,Milliyetleri vardı!...Sadece güçlenme, Holdingleşme aşamasına kadar olan süreç içinde! Holdingleşme dönemiyle beraber, Türk kelimesi bunlar için ‘zillet’ ifadesi olarak kabul edildiğinde, kullanılmaz! Yada ‘Piç-in’ mensubiyetinin olmadığını bildikleri noktasında hareket ettiklerinde,Türk kelimesi de mensubiyet ifadesi olduğunda, kullanılmaz! Kullanmazlar!

Bunun yerine ‘Anadolu!’kelimesinin kullanılmasına özellikle dikkat ederler!

‘Anadolu İnsanı,Anadolu Kültürü’ gibi...Coğrafya bir Millete ad ve kimlik olmaz! Milletler coğrafyaya ad, şekil ve kimlik verirler. Bunlarsa kimliksiz! Özellikle 2000’li yıllarla başlayan süreçde, direkt olarak Türk Milliyetcilerini  Ülkücülere Huzuru bozan malum güçler  diyerek, hedef almaları ve hedef göstermeleri!,sırtlarını şeytana dayadıklarının işaretidir.Kısmi tebliği aldıkları da aşikar.
Bu durum, F.Gülen’in devre dışı olduğuna da kesin delildir.

Türkeşin cenaze namazını kıldıran, iki imamdan biri olan F.Gülen Hoca’nın hakim olduğu bir oluşumun,Türk Milliyetcilerini hedef göstermesi, açık ve alenen düşmanlık etmesi, akla ziyan bir durumdur. Alenen düşmanlık ettiklerine göre, Hoca çoktan devre dışı bırakılmış, Şeytan da devreye girmişdir!

Milli bir örgüt asla değil. Milli hasasiyetleri yumşatarak bu direnç mekezlerini de kırma görevini -dıkları emir gereği- yapmakdadırlar.Bunlar için insan et ve kemik yığını bir varlıkdır.Bu biyolojik verlığın da,varlığını,biyolojik aktivitesini sürdürmesi esasdır! Yaradılış gayesi mi?!.. Holdinğler için var olma  gayesi, kapital esaslıdır!

Bedeninde korkup kaçanın,bedenini inkar edenin;o bedendeki ruhu inkişaf ettirmesi mümkün mü?!
Allahın verdiği sıfatların reddi ne anlama gelir? Red eden ne durumda olur sa bunlarda O durumdadır!

3- Siyasi bir Örgüt mü?

Her oluşumun, bir gayesi,amacı ve de varmak istediği bir hedefi vardır. Hedefe ulaşmak için de belirlenen ‘strateji’ hayati öneme haizdir.

Bu oluşumun, stratejisi mükemmel. Bu mükemmellik de ülkenin sosyo-kültürel ve siyasi yapısını çok iyi analiz ederek, elde ettikleri bir gerçeğin; uygulama alanına –hilekar ve TAKKİYECİ!- bir şekilde sokulmasıyla elde edilmişdir.

Ülkedeki sosyal boşluğu tesbitleri ve bu boşluk üzerinde yapılanmaları;gerçeği tesbitleri doğru...Bu gerçeklerin üzerinde yapılanmaları da takkiye. Salak devletin biraktığı-sosyal boşlukda- yararlanarak güç olmak, gücünü de devletleştirmek ana gayeleridir...Başarılıdırlar da...

Türkiyedeki siyasi zemin çok kaygan ve değişkendir.İdealleri olanlar böyle bir zeminde hedefe ulaşamazlar.Kimde? Nerden ve ne zaman? çelme  yiyeceğinizi bilmediğiniz bir siyasi arenada, ‘nötür’ görülüp en son ayakta kalana tutunmak iyidir...Bu oluşum,bunu, en iyi ve hatasız bir şekilde 2002 ye kadar yaptı ve  devlet-leşdi!...

Siyasi bir örgüt-mü? Sorusuna, halen net bir cevap veremedim,veremiyorum.
Mevcut bilgilerimle de akademik bir değerlendirme yapamıyorum.  Evet, görünürde siyasi bir örgüt değil! ulusal ve uluslararası siyasi arenanın,en haysiyetsiz siyasi fahişesidir.


4- Hayır kurumu mu?

Türk insanı duygusaldır!.. Acınacak halde de olsa,başkalarına acır!.. İçinde bulunduğu şartların muhasebesini de muhakemesini de yapmaz-yapamaz.  Birde, kullanacağınız kelime ve kavramları ‘Allah,Resululla ve Sahbelerle’ Süsleyip, cümleler kurarak insanlara bire bir, toplu halde, görsel ve yazılı medya aracılığıyla hidap ediyorsanız, insanımızı istediğiniz gibi sömürür ve yönlendire bilirsiniz. Yanlış veya doğru, biz böyle bir Milletiz.

Bu oluşum, Milletimizin bu halinde de mükemmel bir şekilde yararlanmışdır.

Ülke içinde ve ülke dışında açmış olduğu okulları, yurtları, kursları ve leri...birer ‘hayır kurumu’ gibi  göstermiş, malesef, halkda da böyle bir algı ve kabül görmüşdür. Halkı bire bir uyarmadığınız sürece de, bu algının dışında bir bakış açısı oluşmamakdadır.

Açılan okullar, kurslar ve lerler in...tamamı ticari maksatlarla yapılmış ve çok iyi de gelir getirmekdedir. Yurt dışında açılan okullar ‘Türk Okulları!’ olarak anlatılmışdır.  Oysa ki bu okullar ‘İngilizce’ eğitim yapan okullardır. Bu okullarda yetiştirdikleri Türkce öğretilen‘papağanlarla’da Türk Milletinin ruhu okşanarak soyguna zemin oluşturmuşlardır.Bunda da çok, çok başarılı olmuşlardır. Hatta bu papağanlarla devletin televizyonunda ‘Türkce Olumpiyatı’ adı altında kendi propogandasını, devlete yaptırmakdadırlar. Devlet, kim ki?!..

Türk İnsanının ruh halini çok iyi bilen bu oluşumun önderleri, sahip oldukları Tv lerle de mahşeri sahneleyerek,cennet ve cehennemi pazarlamadan da haya etmiyorlar. Oluşturdukları bu pazarın da % 98 ine hakimler. Sermayesiz ve hertürlü krize karşı da asla sarsılmayacak, hatta krizlerde daha çok karlı çıkacak bu pazarın da  % 98 ini kontrol altına almışlardır. Pazarlama işlerini de en mükemmel bir şekilde yapmaktadırlar! Elinizdekini bize verin! Allah da size Cennet verecek!...

Bu halleriyle de Orta Çağ Avrupasında Papazların Endüljans uygulamalarını,günümüz Türkiyesi de, Müslüman- Türk İnsanına uygulayan Papazlık rolünü bire-bir üslenmişlerdir.

(Endüljans: Orta Çağ Avrupasında Papazlar, dindar hıristayan halka para ve gayri menkulleri karşılığında ceneti satmalarıdır. Bunun karşılığı olarak da yazılı belgeler verilmişdir. O dönemde  kiliseler ve mensupları, kadrolar çok zengin olmuşlar. Devlet idaresi üstünde de mutlak hakimiyet kurmuşlardır. Halk sa ellerindeki, satın aldıkları cennetin tapusunda! başka bir şeye sahip değildir! Bu döneme çok  kan akıtılarak son verilmişdir! Ama SON VERİLMİŞDİR!)

Bu oluşum, elbetde bir hayır kurumu değil.Her yer ve şartda yaptıkları gibi,bu konuda da hileyi ve takkiyeyi hatasız yaparak, hırsızlık ve soygunu da gönüllülük esasına ve yasal zemine oturtmakdan da oldukca başarılı ve mükemmeldirler!..

Kurguları, ‘Asr-ı Saadet’ üzerine!..Yaşantılarıysa ‘Zaman-ı saadet’ Vaad ettikleriyle! aldattıkalarıysa zamanın zülmüne ve sefaletine tabii olarak yaşamaya devam edeceklerdir!...
Bir hayır kurumu değil.Sahtekarlıklarına hayır ve hizmet kılıfı giydirecek kadar hayırsız, hayasız,haysiyetsiz ve yüz yılın en moderin soyguncularıdır!

 5- Global Güçlerin İçimizdeki Devşirmeleri ve Bir Holdinğ mi?

Evet. Bizim –Balkan, Orta Doğu ve Kafkas eksenli – coğrafyada hiçbir şey tesadüflerde aranamaz.İnsanımız zekidir hiçbir şeyin tesadüfen olmadığını bilir amma, inancı ve saflığının gereği,olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde düşünüp, değerlendirerek real bir sonuç elde etme yoluna gitmez.‘Rabbim öyle takdir etmişdir’ der ve kenara çekilir...
İşte bu noktada da varlığını inanç sömürüsü üzerine kurmuş olanlar devreye girerler!..

Bu oluşuma,yaptıkları işin ve bu işleri yapabilmek için finans kaynaklarının ve de uluslar arası işlerdeki bu kadar rahat hareket etmelerinin sebebi sorulduğunda bunlar bu durumu bir cümlyle açıklarlar; Takdir-i İlahi bizim başarımız yok!biz aracıyız!...Alçak gönüllülük mü? Alçaklık mı?..

Öylemidir?

Bu oluşum 1984 de palazlanmış, 1990 lı yıllarda kanatlanmış, bu kanatlanış iç güç merkezlerini rahatsız etmişdir. İşde bu noktadan da, korunmaya ihtiyaç duymuşlardır!..

Yeni dünya düzeninin dillendirildiği bu dönemde de ABD nin Balkan, Orta Doğu ve Kafkas eksenli coğrafyayı şekilendirme ve enerji kaynaklarının kontrol etme politikalarının, stratejisine uygun bir zemin aranmışdır. Bu bölgelerin askeri bir güçle kontrolü hem pahalı, hem zor ve çok güç olacağını bilen ABD bunu, o bölgelerde yaşayan halkların içinde ‘devşirdikleriyle’ yapmanın daha uygun olacağında karar kılmışdır! Uzun vadeli de olsa, akıllıca bir yatırım. (Bakınız: Medeniyetler Çatışması, yazar:Samuel.P Huntington)
İşte bu noktada ‘arz-talep’ ilişkisinin bir gereği olarak Biraderler Holding oluşumu ABD nin korumasına girmişdir. 1990’lı yıllar itibariyle bu oluşum global güçlerin içimizdeki devşirmeleridir.

Çok basit bir örnek,

Müslüma Türk olarak çantanıza Milyonlarca dolar koyun,türist olarak -Avrupa veya Amarikaya- değil, herhangi bir Afrika ülkesine dahi gidemezsiniz! Vize alamazsınız. Gitiğiniz varsayalım,bu ülkelerde oturma,iş kurmak için de bir yığın işlem ve izin gerekmekdedir...Bunlar –dilini dahi bilmedikleri ülkelerde- bunca işi nasıl başarıyorlar? Allahın Yardımıyla mı? Madem öyle, bu zat-ı mubarekler bir yol Filistin’e, Irak’a, Çeçenistan’a, Keşmir’e ve Afkanistan’a da uğrasalar!...Olmaz mi?

Bu devşirmelere bir yerlerde, bir yardım var da, bu Rab’bimin yardımına hiç mi hiç  benzemiyor.Bu yardımı Şeytanda aldıklarında da şüphem yok! 50 ila 75 Milyar dolar gibi korkunç bir parayı, illeğal bir şekilde kontrol eden bu holdinğin masumiyetini kabullenmek saflık değil, aptallık olmaz mı? Olur.

Bu oluşum global güç destekli ve bu güçlerin Türk - İslma coğrafyasında -Holdinğleşdirdiği - ana dayanağıdır. Varlıklarını ve güçlerini borçlu oldukları yere-yerlere hizmet eden, bunu da-Türk toplumunun psikolojisine uygun- dini söylemlerle yapan, iki yüzlü, takkiyeci, hilekar ve sahtekarlardır. Bundan da çok çok başarılıdırlar.

                                                    
(2)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ŞamanisTürk
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 18 Aralık 2008, 19:34:06 »

F.Gülen’in Durumu


Elbetde oluşumu başlatan Gülendir. Cemaatlaşma aşamasında da Gülen vardır. Holdingleşme aşamasında Gülen devredışı bırakılmışdır. Ama misyonunda da en verimli bir şekilde yararlanmışlardır.Yararlanılıyor da...Bu aşamada Holding, Gülen’in yakın varlığında korkduğunda, Gülen’i ABD de mecburu ikamete tabii tutmuşdur!

Biraderler Holding bunu neden yapmışdır?

Gülen de işin ana mecrasında çıktığını bildiğinde...konuşma ihtimaline kaşı, bir şekilde susturulması gerkiyordu. Bunun için başka yollar da denenebilirdi! Ama bu büyük risk olur, tabanı kaybederlerdi! İleriye dönük iyi bir duygu sömürüsü ve yatırıma zemin oluşturmak için, dereceli biraderler istişare için toplandı ve sürgün kararını verdiler. Yer tesbitini de babalarına (abd) sordular. Baba için bu kaçırılmaz bir fırsattı, ipin bir ucu elindeydi, bu fırsatla iki ucunu da eline almış oldu.

F.Gülen neden Türkiyeye(gelmiyor!) getirilmiyor?

Demişdim ya, ‘Biraderler’ Türk Milletinin piskolojisini mükemmel bir şekilde çözdüler. Bu Millet duygusaldır. Madur da olsa,‘madur rolünü’ oynayanlara karşı merhamet duyar!
F.Gülenin ABD de olması, biraderlerin ‘maduriyet’ propogandası yapmaları ve en az gelecek 30-40 yıl içinde meşru! soyguna zemin oluşturmaları için ideal bir durumdur. F.Gülen Türkiyeye tabut içinde getirilecekdir! Ölümü de biraderler eliyle gerçekleştirilecek, ama buna mutlak son ve ecel denecekdir.

Ve, o muhteşem cenaze töreni gerçekleşecek. Bu coğrafyada  Atatürk’e, Özal’a ve Alparslan Türkeş’e yapılan muhteşem cenaze törenine nispet yaparcasına mütiş bir kalabalıkla, muhteşem bir cenaze töreni yapılacak. Ama büyük bir fark da olacak!
Bu fark da şöyle olacak: Cenaze namazında –olmasa da!- protokolde diyalog fonu oluşturulacak! İmam, Papaz, Haham, Budist Rahip, Şaman, Mosanlar ve Tanınmış Ataistlerde oluşan bu fonla gerekli yerlere, gereken mesajlar verilecek.

Cenazeye her kıtada, her din ve renkte insanlar –taşınarak- getirilecek...

Muhakeme kabiliyetleri dumura uğaramış olanlar da görüntünün etkisinde kalarak ‘ne büyük adamlar bunlar’ diyecekler! Biraderler de ‘işte bizi dünya kabul etti de, bu ülke kabul etmedi, dışladı’ propogandası yapacaklar. Ölüm de, Biraderler Holding için getirisi çok yüksek bir yatırıma dönüşdürülecek, bizler de buna şahitlik edeceğiiiz.

                                          *

Takkiye -1

Bu Hiv virüsleri için hep, sahtekar ve takkiyeci dedim. Bunu net bir örnekle açıklamaya çalışacağım. Bu virüsler en büyük takkiyeyi Atatürk  konusunda yaparlar. Atatürk’ü  hiç sevmemelerine, hatta tiksinti duymalarına  rağmen sahibi oldukları tüm kurumları ATATÜRK  köşeleriyle süslerler!

Kendi aralarında da M.Kemal ATATÜRK’ün  adını hiç ağızlarına almazlar. Aralarında kullandıkları ve sürekli değiştirdikleri‘parola’vardır. Bunlar: Beton, put ve  -değişmediyse ki- şimdi de sarhoş...

Düşmanlıkları neden dir?

Din adına mı?! -Eğer bunlar Müslümansa!- Olmaması lazım!
-Bu HİV’ler kendi yaptıklarını ‘Takdir-i İlahi’ olarak izah ederler. M.Kemal’in de İlahi Takdir sonucu Türk Milletine baş olduğunu kabul etmezler! Sanırım bu Hiv’ler, İlahi Takdirin yanlış tecelli ettiğini –haşa- düşünüyorlar!

Millet adına mı? Asla.

-Problem burda. Millet olmakdan rahatsız olduklarından dolayı M.Kemal’e düşmanlık ediyorlar!
Bu konuda, bana söz düşmez... Şair demiş diyeceğini. Onu paylaşmak daha akıllıca olur!

Esiriken mümkünmüdür İbadet?
Yatıp, kalkıp Atatürk’e dua et
Sizin gibi Dürzülerin yüzünde
Dinde soğuyacak bu Millet

İşğaldeki hali sakın unutma!
Atatürk’e dil uzatma sebepsiz
Sen, ANANDA yine çıkardın AMMA
Baban kimdi, bilemezdin ŞEREFSİZ!


             Neyzen Tevfik...Ruhu Şaad, mekanı Cennet olsun.
 

Takkiye-2

Bu sahtekarlar, hakim oldukları medya ve tv lerle, açmış oldukları okularda okuyan öğrencilerin uluslararası olimpiyatlarda hep ‘birincilik kazandıkları’ propogandasını yaparlar!..Bu okullar paralı, özel ve İngilizce eğitim yapan okullardır.

Uluslar arası başarıları, doğru mu? Hayır!
Yaptıkları tam bir sahtekarlıkdır ama, her işde olduğu gibi, bu sahtekarlıklarını da kamufile etmekden oldukca mahirdirler.

Nasıl mı?
Herhangi bir organizasyonun ‘uluslar arası’ boyut kazanabilmesi için,birden fazla ülkenin içinde yer alması ve bağzı küçük  prosüdürler gerekir!..Bu prosüdürleri yerine getirip uygulamaya da sokmuşsanız ve de elinizde medyanız da varsa; sahtekarlığınıza ‘kılıf’ oluşturmuşsunuz demekdir.Propogandanıza da zemin oluşmuşdur...Yeminde etseniz,yemininize zarar gelmez!

Bu prosüdür ne dir?

Şöyle yapıyorlar:Dünyanın her hangi bir ülkesinde, 3.(üçüncü) sınıf bir Ünüversiteye ve 3. sınıf  Profösörlere belirli bir üçret ödeyerek bir heyet oluşturuyorlar, değişik ülkelerde- kendi ÖZEL okullarında okuyan- öğrencileri de getirerek bir yarışma düzenliyorlar...Bu yarışmada da her okula bir dalda birincilik veriyorlar. Asla kaybedenin olmayacağı bu yarışmayı da ‘Uluslararası’ bir başarı olarak -medyaları vasıtasıyla- anlatıyorlar...Yani, kendi-kendilerine gelin-güvey oluyorlar!
Bu yaptıklarına da ‘hizmet’ kılıf giydirerek,Türk İnsanı üzerinde duygu sömürüsü yaparak,maddi ve manevi soygun yapıyorlar.Propogandasını yaptıklarıyla,gerçekler mukayese edildiğinde ortaya tam bir Sahtekarlık ve Takkiye çıkmakdadır...Ama bu işi de ‘Yasal Zemine!’oturtmada maharetlidirler!...Dünya üzerinde hiçbir sahtekar, bunlarla boy ölçüşemez. Hatta, bunlar şeytana bile papucu ters giydirirler diyeceğim ama,bunların olduğu yerde ‘şeytanın görevi’ icra edildiğinde papucu da kendileri giymekdedirler!...

BU HİV’lerin GERÇEK YÜZÜ !  
  
 Zaman gazetesinden Alıntı,

Etyen Mahcupyan’ın   (zırvası)

Türkler

Hrant'la birlikte Avrupa'daki Ermeni diyasporasının karşısına epeyce çok çıkmıştık son dönemde. Tartışmalar döner dolaşır hep aynı noktada yoğunlaşırdı. Soru Türklerin değişebilip değişemeyeceğiydi….Diyasporadakiler Türklerin değişemeyeceğini, uygarlığın getirdiği tüm yeniliklere karşın, onların ötekini kabullenemeyen özlerinin hep orada olduğunu söylerlerdi. Biz ise 'Türkler' diye bir kategoriden söz etmenin yanlış olduğunu, son dönemde Türkiye'de her kesimde önemli bir değişim dinamiğinin yaşandığını, artık geçmişe ve ötekine farklı biçimlerde de bakıldığını, toplumun kandırılmaktan bıktığını örnekleriyle anlatırdık. Sonuçta karşımızdaki grubun büyük çoğunluğunun bizim fikrimize geldiğini, Türklerle ilişkide normalleşmenin bizzat Ermeni kimliğinde bir normalleşme ürettiğini gözlemler, kendimizden memnun otelimize dönerdik. Yolda hemen her zaman sevinçli, hatta coşkulu olduğumuzu hatırlıyorum.
 Sanki adım adım köhnemiş kilitleri açıyormuşuz, bir toplumu ve kültürü açık havaya, özgürlüğe taşıyormuşuz gibi bir duygumuz olurdu. İyimserliğimiz bir gün bile azalmadı... Sonunu gördüğümüz hayırlı bir yolda ilerlemekte olduğumuza ilişkin güçlü bir kanaatimiz vardı...

Oysa Türklere ilişkin bu 'değişmezlik' kanısı hiç de yabancı olduğumuz bir görüş sayılmazdı. Çocukluğumdan beri ve özellikle siyaset yazmaya başladığımdan bu yana babam sık sık geçmiş örneklere dönerek fazla kendimi yıpratmamamı, çünkü 'bu Türklerin değişmeyeceğini' konuşmasının bir yerine iliştirirdi. Kendi babası da ona hep bunu söylemiş ve nihayette haklı çıkmıştı...

Anlaşılan her Ermeni nesli geleceğin artık eskisi gibi olmayacağı kanaatiyle kendini bir süre avutuyor, sonra da Türklerin değişmeyen özüyle karşı karşıya geliyordu.

 Ama Hrant'la ben bu telkinlerin üzerinde durmaz, kendimizi ikna ettiğimiz bir umut çizgisi üzerinde yolumuza devam ederdik. Şimdi düşünüyorum da demek ki henüz gençmişiz... Babamın çoktan öğrenmiş olduğunu bilecek yaşta değilmişiz... Hrant'ın gidişi Türklerin bize 'artık kendinizi kandırmayın' demesidir belki de. Bugün sokaklarda Hrant için biriken insanlara bakarak değişimi görsem, 'benim Türklerim işte bunlar' desem de, acaba o Türk'ten içerü değişmeyen başka bir Türk mü var, diye sorgulamadan edemiyorum. Bu farkındalık içimi burkuyor... Benim 'Türk' dediğim insanların hayatımı, günümü, fikirlerimi, iç dünyamı paylaştığım can yoldaşlarım olduğunu nasıl es geçebilirim? Ama eninde sonunda diğer 'Türk'ün ortaya çıkıp her şeye damgasını vurduğu gerçeğini de nasıl görmezden gelebilirim? Bugün artık mesele 'Ermeni sorunu', 'soykırım' falan değil... Artık bu iki Türk'ün arasındaki esas meseleyi yaşıyoruz... Ermeniler olarak yarını hangi Türk'ün belirleyeceğini merak ediyoruz. Ve gönlümüz bir güvercin tedirginliği içinde bizim can yoldaşlarımızın bu insanlık sınavından yüz akıyla çıkmasını diliyor... Hrant'ı hazmedemeyen, onun varlığına bile tahammül edemeyen öteki Türk'ün cinayete uzanan elini tutacak, onu anlayacak halimiz yok. Katil henüz reşit değilmiş... Hrant olsa "tam da bu işte" derdi, "Türkler reşit mi ki?" Olgunlaşması engellenmiş bir toplumda yaşadığımızın farkındaydık zaten, ama belki şu soruyu da sorma zamanı geldi: Yoksa kendi kimlik sorununu ötekine yönelen bir şiddet eylemine dönüştürerek ayinleştiren, bu işler için 'yaşı küçültülmüş' bir toplum mu bu? Benim Türklerimin önündeki mesele artık açık... Toplu patolojiye doğru hızla kaydırılmak istenen toplumun intiharını engellemek, herkesin kendisini 'insan' hissedeceği bir var olma halini ortaya koymak... Türkler değişebilir tabii ama öteki Türkleri değiştirebilirler mi, gerçekten de söylemek zor. Ama niye olmasın?.. Hrant olsa benim bu kuşkuculuğuma karşı çıkar, "onlar da insan değil mi.... hayret bişey" derdi...

                                   *Yazının orjinali için bakınız*

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=490871



Evet Türk Evladı; bu yazıyı gazetesinde yayınlatanların Dini ve Milliyeti hakkında kararını sen ver!..Kime yardım ettiğini de bil !!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Moyençur
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 17


Göktanrıcı-Buduncu


« Yanıtla #3 : 18 Aralık 2008, 19:38:21 »

Peynir Güzelmiş.

Kısa kısa cevaplarla iletilerinizi ziyan etmeyiniz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Arabın Tanrısı Belki Sapkınları Affeder Ama Türk'ün Tanrısı AFFETMEZ
ŞamanisTürk
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 22 Aralık 2008, 01:11:40 »

Amerikan Konsolosluğu'nun akıl almaz vize uygulaması. Gülen'e gitmeyene vize yok!

26 yaşındaki E.A., New York’a turistik amaçlı gitmek için ABD İstanbul Konsolosluğu’na vize başvurusunda bulundu. Vizeyi verecek yetkili kendisine ’Fethullah Gülen’i tanıyor musun? Kendisiyle görüşecek misin?’ sorularını sordu. ’Hayır’ cevabını aldığında ise vize başvurusu reddedildi.

ABD İstanbul Konsolosluğu’na vize için yapılan bir başvuru, ilginç bir durumu ortaya çıkardı. ABD’li yetkili vize için başvuran kişiye ’Fethullah Gülen’i tanıyor musunuz?, ABD’ye gidince görüşecek misiniz’ sorusu yöneltti...

Evet, bu olay bir şirketin bilgi işlem departmanında IT uzmanı olan çalışan 26 yaşındaki E.A.’nın başından geçti. Bir ay önce ABD’ye gitmeye karar veren A., yaşadıklarını “sanki bir şaka gibi” diyerek şöyle anlatıyor:

“Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle uçak fiyatları da otel fiyatları da çok düştü. Yıllardır ABD’ye gitmeyi hayal ediyordum ve bu fırsatı değerlendirmek istedim. Ve 20- 24 Ocak tarihleri arasında New York’a gitme planı yaptım. Önce şirketime başvurdum ve ABD Konsolosluğu’ndan istenen evrakları toparladım. Arabamın ruhsat fotokopisi, çalıştığıma dair belge, kredi kartı bilgilerim, ailemin üzerine evlerin tapusu gibi bir çok belgeyi hazırladım. Daha sonra pin numarası için İş Bankası’na 20 dolar, Fortis Bank’a da 131 dolar vize ücreti yatırdım ve şirketim üzerinden 19 Aralık saat 11:00’e randevu aldım. Randevu saatinden 45 dakika önce de konsoloslukta hazır bulundum. İlk girişte bana iki numara verildi. Ardından pasaport, form ve yatırdığım para makbuzlarını bu numalardan biriyle birlikte benden aldılar. Bana ’Siz oturun biz sizi çağıracağız’ dediler. Ardından beni çağırarak parmak izimi aldılar. Yaklaşık 45 dakikalık bir beklemeden sonra beni vize işlemlerini yapacak görevli çağırdı.”

ABD İstanbul Konsolosluğu’nda ABD’li yetkili ile Türkçe konuştuğunu anlatan A., aralarındaki diyaloğu bütün ayrıntılarıyla şöyle aktardı:

ABD’li yetkili: Ne kadar süredir çalışıyorsunuz?

A.: 3 yıldır çalışıyorum.

ABD’li yetkili: Daha önceden yurtdışına çıktınız mı?

A.: İngiltere ve Almanya’ya gittim.

ABD’li yetkili: Nerede kalacaksın?

A.: Otelde kalacağım. Uçak ve otel bilgilerim dosyamda.

ABD’li yetkili: İngilizce biliyor musunuz?

A.: İdare edebileceğim kadar.

ABD’li yetkili: İngilizce olmadan nereleri gezebilirsin ki?

A.: Otelime yakın olan her yeri gezmeyi planlıyorum.

E.A. bu konuşmanın ardından ABD’li yetkilinin cam üzerine yapıştırılmış not kağıtlarından birini aldığını ve üzerinde Fethullah Gülen yazdığını söyledi. Daha sonra ABD’li yetkilinin bu yazıyı kendisine göseterdiğini belirtti. Aralarında geçen konuşmayı ise şöyle anlattı:

ABD’li yetkili: Bu kişiyi tanıyor musunuz? ABD’ye gittiğinizde bu kişiyle görüşecek misiniz?

A.: İsmen tanıyorum ama kişisel tanışıklığım yok. Ayrıca kendisiyle de görüşmeyeceğim.

ABD’li yetkili: Orta parmağınızı parmak izi makinasına dokundurun. (Dokunduruyor)

ABD’li yetkili: Başvurunuz red edildi.

A.: Neden!!!

ABD’li yetkili: ABD’ye gitmeye müsait değilsiniz.

A.: Neden!!!

ABD’li yetkili: Açıklama yapmıyoruz.

’Muhabbet olsun’ diye...

Bu durumu anlayamayan A., hemen Ankara ABD Başkonsolosluğu’nu aradı. Yetkili bir kişiyle görüştüğünü söyleyen A., yaşadıklarını anlattı: “Beni Konsolos’un asistanına aktardılar. Durumu anlattım, başvurumu sistemde inceledi. Dosyamı incelerken yetkiliye Fethullah Gülen sorusu sorulduğunu söyledim. Bunun üzerine bana ’Sistemde böyle bir soru sorulduğuna dair bilgi yok. Ancak yetkili muhabbet olsun diye sormuştur’ dedi. Daha sonra ise bir açıklama yapmadı ve sadece ’Başvurunuz uygun görülmemiş’ demekle yetindi.”

Altı aydır aynı uygulama var

ABD’nin vize görüşmelerinde Fethullah Gülen sorusunu aylardır sorduğu ve rutin bir uygulama olduğu iddia edildi. İsim vermeden konuşan bir üst düzey turizm acentesi yöneticisi, Fethullah Gülen sorusunun altı aydan beri Amerikan konsolosluğunda vize almaya gelenlere sorulduğunu öne sürdü. İşlerinin etkilenmemesi için ismini gizli tutan a cente yöneticisi, şirketi aracılığıyla Amerika’ya gitmek isteyen İstanbullu bir ailenin başından geçenleri şöyle anlattı:

“Kadının annesinin Green Card’ı vardı ve ABD’de yaşıyor. Ağabeyi de oturum izni ve çalışma izni var ve yıllardır orada ikamet ediyor. Geçen ağustos ayında tatil amaçlı iki çocuklarıyla birlikte gitmek istediler. Kadın çocuklarıyla birlikte daha önceden gidecek. Eşi ise belli bir süre sonra işlerini bitirerek onlara katılacaktı. Ağustos ayı başında Vize almak için İstanbul’daki Amerikan konsolosluğuna başvurdu. Vize görüşmesine Afrika kökenli bir Amerikalı girdi. Görevli, kadına nereye gitmek istediğini ve ne amaçlı gitmek istediğini sordu. Kadın annesinin ve ağabeyinin Washington’da yaşadığını ve onların yanına tatile gitmek istediğini söyledi. Kocasının da işlerini bitirerek daha sonra kendilerine katılacağını ifade etti. Vize görevlisi kadına ”Fethullah Gülen’i görmeye mi gidiyorsunuz“ diye sordu. Neye uğradığını şaşıran kadın ”Hayır biz sadece tatile gidiyoruz“ cevabını verdi. Bu sefer Amerikalı yetkili, ”Kocan Amerika’ya gelince mi Fethullah Gülen’i görmeye gideceksiniz“ diye üstelemiş. Kadın da ”Bakın deminden beri ısrarla bunu soruyorsunuz ama benim Fethullah Gülen’le hiçbir işim olmaz. Kendisini sadece basından tanırım ve hiç bir şekilde onunla bağlantıya girmek veya görüşmek istemem. Bu sorularla sadece benim rahatsız olmama sebep oluyorsunuz“ diye cevap vermiş. Görevlisi de bu sözlerden sonra görüşmeyi sonlandırarak kadına ve ailesinin diğer üyelerine ABD’ye girmeleri için gerekli olan vizeyi onayladı.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Anti-Fetos
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 1


« Yanıtla #5 : 23 Aralık 2008, 00:38:41 »

Fetoş amerikanın kucağında otursun. Belki amerika kondomu takar.

buna gerek yok. cunku kondomsuz oldugu belli cunku abd-fetos iliskisinden TURK dusmanligi cikti. kansizlik diz boyu olmus bu ulkede. fetos geberin dese geberecek milyonlar var ama bir tanesi TURAN'i savunmaz. Turkculuk onlara gore gunahtir ama kendileri irkciligin en buyugunu yapiyor sait denen adiyi savunmakla.

Yazım kurallarına dikkat ediniz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 05 Ocak 2009, 01:25:51 »

Amerikadan hariçten gazel okuyarak müslümanlığa hizmet ettiğini sanan CIA ajanı fettoş,bak arap kardeşlerini yahudiler çoluk çocuk katlediyor.Bırak sünnetsizlerin kucağına oturmayıda,o hükmettiğin  milyar dolarlardan kardeşlerine yolla adamlar israilin mezalimi altında inim inim inliyor,aç susuz,perişanlar.

Sen kıçın sıkışınca kaçtın gittin gene iş benim üstün soylu ırkıma kaldı.IRKI BOZUK HERİF
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Gülertekin
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 209



« Yanıtla #7 : 05 Ocak 2009, 01:39:13 »

Hakikaten lokmayı götürenler onlar kahrını çeken biz,filistin şu bu diyerek tirilyonları topluyorlar iş başa düştüğünde ortada kimse kalmıyor,Yeniden acayip şekilde dinciler saf milletimizden filistine yardım adı altında para toplamaya başladılar.Gerçekten biz akıllanmayacakmıyız?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı


BU KAYNAKTAN SU İÇENİN YÜREKLERİ TUNÇ OLUR,
TÜRKE KEFEN BİÇENİN

ÖLÜMÜ KORKUNÇ OLUR.

ATSIZCI
Bozkurt Ayzıt
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 57



« Yanıtla #8 : 05 Ocak 2009, 10:21:31 »

Fettoş okullar yaptırıyor balta girmemiş ormaların oralara.fettoş öğretmenler götürüyor oralara nekadar iyi değilmi,Türk milletine fayda sağlıyor bunlar.
peki Adananın Saimbeyli ilçesinin Gürleşen köyünde okul yok bunu ne yapacağız,Adananın içindeki birçok okulda öğretmen yok beyler bu nasıl olacak.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 17 Ocak 2009, 18:32:57 »

Refikasının Nazım Hikmet'ten şiir okuyup ağlamasından sonra,
dün de, bizzat, kendisini Başbakan olarak tanıtan Tayyip Erdoğan ağladı.
Önce hastanede, sonra Meclis'te...


Aile boyu ağlamaktan başka bir şey gelmiyor ellerinden.


Aciz Başbakan olur mu?
Başbakan ağlar mı?
Başbakan protesto mitingi yapar mı?


Ellerinde bir güç olmayanlar haksızlık karşısında hırsından ağlar.
Veya meydanlarda toplanıp bağırır çağırır.
Ama Tayyip Bey'in elinde güç var. (mı?)
Gerçek Başbakan olsa, elinde güç olur.
Ne yapar mesela?
İsrail'le yapılmış olan anlaşmaları iptal eder.
O kadar gücü yoksa, anlaşmaları askıya alır.
O kadar da gücü yoksa, ön çalışmaları süren Ceyhan-Aşkelon Boru Hattı
Projesi'ni iptal eder.
Onu da yapamıyorsa, Siyonistlerden aldığı "Üstün Cesaret Madalyası"nı iade
eder.


Ama gerçek Başbakan olmayıp, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı (Yani
şimdi Buş'u, yakın gelecekte Obama'nın emri altında çalışan biri) olduğu ve
Başbakanlık koltuğuna ABD tarafından oturtulmuş bir kukla olduğu için,
bunların hiçbirini yapamaz. Yaparsa koltuğunun altından kayacağından korkar.


Almina Türkcan'ın dediği gibi,
Nedir bu ağlamaların amacı?
*"Müslüman kardeşlerim, kusuruma bakmayın, beni affedin; maalesef size
atılan bombaların finansörü benim..Ben İsrail'e sizi rahat bırakması
karşılığında saldırılardan bir gün önce o 167 milyon dolarlık silah ticareti


anlaşmasını yaptım... Kendileri benim stratejik ortağımdır ama beni
kandırdılar... Bu hainliklerini bilmeme rağmen birşey gelmiyor elimden...
Kaybettiğimiz çocuklarınız  için bizim çocukları saygı duruşunda
bulunduruyorum okullarda... Bakın Emine yengeniz de ağladı tüm bu
olanlara... Ama gelmiyor elimden birşey... Elimden maalesef bu kadarı
geliyor.. Bir kere o anlaşmayı imzaladım, ortaklığımı bozamam... Böyle idare


edin.''*
Böyle mi demek istiyor Tayyip Bey?
*Olmert le görüşülenlerin hesabını mutlaka sormalı.. Düşünsenize o 5 saat
süren toplantının tutanağı bile yok ortada... Böyle hassas ve çok önemli
 bir konuda ne konuşulduğu bilinmiyor... *Hatırlayın Rahmetli Ecevit bile El


Aksa saldırısından sonra İsrail'le yapılan anlaşmaları askıya almış ve
İsrail'i soykırımcı olarak suçlamış* hatta bu hareketiyle İsrail Dışişlerini


ve Büyükelçiliğini şaşırtmıştı...En acısı da ne biliyormusunuz?  Bu kadarını


bile yapamayanlar ortalıkta yıllarca Yahudi düşmanlığından nemalanıp da o
koltuklara geldiler.. Şimdi, Ecevitin yaptığını yapamayacak kadar
cesaretleri yok.*
**
* Peki, Amerika'nın Irak'ta öldürdüğü binlerce Irak'lı çocuk Müslüman değil
miydi?
Amerikan işbirlikçisi Barzani peşmergelerinin ABD ordusu desteğinde
Tel-Afer'de ve diğer yerlerde öldürdükleri yüzlerce Türkmen çocuk Müslüman
değil miydi?
Onlar için ne bir miting yaptınız, ne de ağladınız.
Şimdi bu Gazze mitingleri ve gözyaşları ne oluyor?
Yaklaşan seçim için bir yatırım olmasın sakın?
Bu ülkede nelerin pirim yapacağını bilen başbakan rolünü kusursuzca oynuyor.
******
Hıristiyan VENEZUELLA,hıristiyan BOLİVYA kadar olamadık.
adamlar israil büyükelçisini apar topar sınır dışı ettiler.
Ya bizim müslüman başbakanımız?
o ağlamakla meşgul.
TİMSAH GÖZYAŞLARI BUNLAR
Öyle değilse
PİŞMANLIK VE SUÇLULUK GÖZYAŞLARIDIR.



Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 72
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.064 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.