"TÜRK TÖRESİ"NE HAKARET EDEN DİYANETE CEVABEN
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ekim 2019, 05:39:03


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: "TÜRK TÖRESİ"NE HAKARET EDEN DİYANETE CEVABEN  (Okunma Sayısı 2043 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« : 22 Kasım 2015, 17:57:40 »

DİYANETTEN HİKAYELER "MOĞOLLAR"

Diyanetin 20 Kasım 2015 Tarihli Cuma Hutbesi "Küresel Terörün Hedef Aldığı Din: İslam"

Diyanetin yayınlamış olduğu, Işidi kınayan ve Türkiye genelinde okutulan, bugün ki Cuma hutbesinden bir paragraf...

“Bugün, din kisvesine bürünmüş cinayet şebekeleri, geçmişten günümüze birikmiş öfkeleri, incinmiş onurları, bastırılmış duyguları, yıkılmış hayalleri istismar etmektedir. Onlar (Işid) bugün, tarihte acı hikâyeleriyle hatırladığımız, ortalığı yakıp yıkan, topyekûn medeniyetimizi tahrip eden Moğollarla aynı yöntemi kullanmaktadırlar. Vicdan ve insaf medeniyetine kast eden Haçlılarla aynı yolu yürümektedirler.”(Diyanet-20.11.2015-Cuma Hutbesi)


Diyanetin arap softaları, öfkelerini ve güçlerini besledikleri Işid denen suni terör grubunu, sanki kendilerinin bir mensubu değilmişçesine Büyük Moğol İmparatorluğu ile karşılaştırırken hangi yabancı gruba sadakat gösterisi yapmaktadır.

Diyanet kurumunun çapulcuları, Moğol İmparatorluğu’na küfrünüz, Türk’e ve Orta Asya’ya yapılmış bir hakarettir.

Aşağıda yobazlar için Otağ üzerinden bir düzeltme ve bilgilendirme derlemesi yaptım. Belki okur, aydınlanır ve münevverliklerini arttırırlar.

13. yüzyılın başlarında Çengiz Han, tarih sahnesine çıkarak Büyük Moğol İmparatorluğu’nu kurmuştur. Bu bölgede daha önce Türk hakimiyeti yani Büyük Hun İmparatorluğu, Göktürk Devleti, Uygur Devleti ve Karahıtay Devletleri hakimiyeti mevcuttur. Bu dönemde Moğol İmparatorluğu’nun kurulması ve büyümesi çok hızlı cereyan etmiştir.

Moğollar doğuda ve batıda zapt ettikleri topraklar üzerinde idari, askeri, yargı ve mali sistemlerini kurmuşlardır. Şüphesiz her sistemin dayandığı bazı temel prensipler vardır. Moğol nizamının kurulmasında
Çengiz Han’ın kişiliği önemli rol oynamıştır. Ancak sistemin kurulduğu coğrafya ve uygulandığı toplumlardan etkilenmemesi de düşünülemez.

Çengiz Han, bu hızlı büyümeyle birlikte, artık bir imparatorluk olmanın gereğince, kurulacak esaslı müesseselerin teşkilatlanması meselesiyle uğraştı. İmparatorluğunu düzenlerken, geleneksel göçebe kavimlerinin, yaşama şekillerinden birleştirici bir düzen yarattı. Çengiz Han Yasaları’nı meydana getirdi. Bu yasanın temel amacı, Çengiz Han ve ondan sonra gelenler için sonsuz güç sağlamaktı. Bu sebeple yasanın tatbikine son derece önem vermiş, büyük bir disiplinle yasayı uygulamıştır.

Yasaları oluştururken, bu bölgede daha önce kurulmuş olan devletlerin örf ve adetlerinden faydalanmıştır. Türk Irkı’nın bir mensubu olan Çengiz Han, Moğol İmparatorluğu’ndan önce kurulmuş Türk devletlerinin, töre ve yasalarının büyük bir kısmını yazılı hale getirerek düzenlemiştir.

Ebedî Gök tarafından dünyaya hükmetmek üzere gönderildiğini ifade eden Çengiz Han, bu düşüncesini “Gök bana tüm insanlara hükmetmemi emretti. Ebedî Gök’ün koruma ve yardımı, düşmanlarımı yenip bu yüksek mevkie ulaşmamı sağladı.” sözleriyle dile getirir.

Sadece Çengiz Han değil, ardılları da kendilerini Tengri’nin yeryüzündeki temsilcileri olarak gördüler. Emirleri Tengri’nin emirleriydi ve onlara karşı gelmek, ilahî kudrete karşı gelmekti. Arapların islam ideolojisi bu kudret karşısında darmadağın olmuştur.

Moğolların Çengiz Yasaları’na yaklaşımı çok dikkat çekicidir. Moğollarca Çengiz Han’a, onun emirlerine karşı çıkmak ilahi kudrete karşı çıkmak sayılıyordu. Elbette Çengiz Han’da bütün Türkler gibi gökteki tanrının yeryüzündeki temsilcisiydi.

Moğollar kendilerine karşı gelenlere bir elçi yollayıp şu mesaj iletilirdi:

“Eğer ki itaatkar bir şekilde teslim olursanız iyi muamele göreceksiniz. Ancak direnirseniz o zaman olabilecekleri sadece Tanrı bilebilir.”

Çengiz Han’ın, dünyaya hükmetme görevinin kendisine Tanrı tarafından verildiğine inancı, o dönem coğrafyanın şekillenmesinde çok önemli etkiler yaratmıştır.  Yani Tanrı istediği için yapabilmektedir ya da Tanrı ona, yapmasını istediği için, doğru yolda olduğu için başarı vermektedir. Bu yüzden de tüm iklimlerdeki tüm insanlar onun mutlak hakimiyetini tanımalıydılar.

Diyanet mollalarının işini gücünü bırakıp, medeniyetini (sanırım arap medeniyetinden bahsediyorlar) tahrip ile itham ettiği Moğollar’ın, bozkırların acımasız kanunlarından ve rüzgarından doğup geldiğini akıllarından çıkarmışlardır. Şüphesiz onlar çölleri de iyi bilirlerdi. Arapların ahlak, inanç ve disiplinden uzak sosyal yaşamlarının pespayeliği, Moğolların gücü karşısında yıkılmış, olmayan medeniyetleri ise çökmüştür. Çengiz Han’ın çok kısa bir sürede islam devletlerini silip süpürmesi, dönemin arap tarihçileri için felaketlerin en büyüğü olduğundan, Çengiz Han ve O’nun imparatorluğu aleyhlerinde korkutucu ve taraflı yazılar kaleme aldılar.

Ne güzel zamanlar, müslüman olmayan dehşetli bir güç geliyor ve yobazların düzenini yıkıyor. Çengiz Han’ın ticaret yollarını emniyet altına almış olması, dünya tarihinde doğu-batı köprüsü oluşturması açısından çok önemlidir. Misal, Anadolu’dan Buhara’ya giden bir mal, Çengiz Han’dan önce 28 ayrı ülkede vergiye tabi olurken, bu dönemde tek vergi ile ödenmeye başlanmış, ucuzluk ve ticaret emniyeti sağlanmıştır.

Marco Polo Çengiz Han ile ilgili olarak: “Bir bölgeyi fethettiği zaman insanlarının ve bunların varlıklarının hiçbir zarar görmemeleri hususuna dikkat ediyordu. Zapt ettiği memlekette adamlarından birkaçını bıraktıktan sonra orduları ile başka memleketleri fethetmeye gidiyordu. Çengiz’in idare ve otoritesi altında kendisini güvenlik içinde gören ve başkalarına karşı korunduğuna ve neticede bundan hiçbir zarar görmediğine inanan kabileler O’na canla başla bağlanıyor ve O’nun en sadık taraftarı oluyordu. Yeni tebaaları ordularının sayılarını çoğaltıyorlardı. Çengiz Han bu sayede muazzam ordular kurmaya ve Moğolları sosyal bakımdan teşkilatlandırmaya muvaffak oldu. Bundan sonra Moğol cemiyeti gelişme imkanını bulmaya başladı ve kabile sisteminden feodal cemiyet sistemine girdi.” tespitini kaleme almıştır.

Moğolların sistemi, Avrupa feodal yapısından farklıdır. Çengiz Han, “Becerikliler ile cesaretlileri askerlere baş yaptım. Çabuk ve kıvrak hareket edenleri at koruyucuları yaptım. Beceriksiz olanların ellerine birer kısa kamçı verdim, çoban yaptım” der.

Bir Fransız baronu bir serf ile aynı sofrada yemek yemeyi en büyük hakaret sayar. Çünkü o bir şatoda doğmuştur, o bir efendidir. Böylece insanlar arasında aşılmayacak derecede derin bir uçurum meydana gelmiştir. Avrupalı bir feodal işkence yapmayı, şiddetli olmayı kendisine bir hak olarak tanır. Oysa bir Moğol senyörünün şatosu yoktur ve hizmetçisine karşı derin bir değer vermeme duygusu da yoktur. Çengiz Han hizmetçilerinden ikisini İmparatorluğu’nun bakanları yapıyor.

İşte böylece çölde ve bozkırda esen fırtınalarda eşitsizlik kaybolmuş oluyor.

Moğollar üzerinden Türk’e hakaret eden Diyanetin beyinsiz takımı için bir dizi tarihi gerçekliği paylaşalım.

“Cengiz Han’ın teşkilatçı dehası sayesinde Türk, Moğol ve diğer kavimler, bu devletin içinde yer almışlardır. Cengiz Han İmparatorluğu’nda hâkim unsuru Moğollar oluşturmasına rağmen ahalisinin, askerlerinin ve özellikle sivil idarede görev alanların çoğunluğunu Türkler oluşturmuştur. Moğol ordusundaki Türk asıllı askerlerin büyük bir bölümünü Moğol istilaları sırasında ele geçirilen yerlerden toplanan insanlardan oluşan Haşerler teşkil ediyordu. Haşer orduları da onlu sisteme göre düzenlenmiş ve Moğol subaylarının emrinde muhasaralarda ön saflarda ileri sürülmüşlerdir.  Moğolistan‟dan çıkan Moğolların büyük istilalar sonucunda ele geçirdikleri bu yerleri kontrol altında tutmaları, takip ettikleri idari ve askeri alanlardaki politikaları ile izah olunabilir. Bu politika devletin birliğini yarım asır korumasına yetmiş ise de, askerlerin ve sivil idare mensuplarının büyük bir kısmını Türklerin oluşturduğu devletin siyasi bakımdan parçalanmasına ve Türkleşmesine engel olamamıştır. Türkleşme hadisesi Moğolların batıdaki temsilcisi olan Altın Orda, Çağatay ve İlhanlılarda XIII. Yüzyıl sonlarında açıkça görülmektedir.”(1)

(1) Abdülkadir Yuvalı, “Cengiz Han ve Halefleri Devrinde Horasan’ın İdari Statüsü”, Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler), II, S:1, 227-228.

Moğol devletini yaratan Çengiz Han’ın ruhu yasaya adeta damgasını vurmuştu. Daha birkaç yıl önce birbirlerine bağlı olmayarak göç edip duran ve birbirleriyle daimi bir mücadele içinde bulunan bozkır aristokrasisi, bir kişinin iradesine boyun eğmek zorunda kalmış ve devlet yolunda bir birlik meydana çıkmıştı. Cengiz Han bu birliği devam ettirmek ve uzak gayelerini gerçekleştirmek için, Yasa’yı kudretli bir araç vazifesinde kullanmıştır. Bundan dolayı bütün Yasa‟ya bir ana fikir hâkim olmuştur; kendini savunabilir, disiplinli ve içinden birleşmiş bir millet topluluğunun devamı.(2)

(2) Curt Alinge, Moğol Kanunları, Çev. Coşkun Üçok, s:49.

Yasa ile birlikte Moğol ordusunun eski kabile “küren” sisteminden “onlu” sisteme geçirilmiş olması devlet hayatını bütün yönleriyle değiştirmiştir. Çünkü o devirde orduların önemi her şeyin üstünde gelmekte idi. Moğollar Çin Seddi kuzeyinde kurulmuş, gelip geçici bir kabile devleti olmaktan kurtulup imparatorluk haline gelmiştir. Bu yasaların uygulanmaya başlanması Moğol İmparatorluğu’nun var olmasının sebebi olmuştur. Bütün bunların yapılmasında Çengiz Han’ın yanında bulunan Uygur Türklerinin büyük hizmetleri olmuştur. Türk devletleri tarafından yüzyıllardır uygulanmış olan Türk ananesi bu defa da Moğol İmparatorluğu’nun kuruluşunda ve teşkilatlanması sırasında gündeme gelmiştir. Nasıl askeri ve idari bakımdan eski Türk sisteminden faydalandıysa, Yasa’nın hazırlanmasında da eski uygulamalardan istifade etmişlerdir.

O dönemde ümmetçi münevverlerin pek birleştirici olarak gördükleri ayrıştırıcı ve yıkıcı din olan islam, kendini savunmaktan uzak, disiplinsiz ve millet topluluğu tanımından çok uzak bir şekilde hayatiyetini sürdürmekteydi. Onların imdadına da yine Türk Milleti yetişmiştir, yoksa bugün takındıkları düşmanca tavırları, sergileyecekleri bir tapınakları olmayacaktı.

Yasa’yı sadece Moğolların örf ve adetlerinin bir araya toplanması olarak görmemeliyiz. Yeni imparatorluğun ihtiyaçlarına göre mevzuatın ilavesi olarak düşünmeliyiz. Örf ve adetlerin boş bıraktığı alanlar Yasa ile doldurulmuştur. Eski kabile hukukunun üzerine yeni bir hukuk sistemi tesis edilmiştir. Yasa’nın birçok kanunları Çengiz Han ve ilk haleflerinin dünya imparatorluğu fikrini destekliyor niteliktedir.

Tan Hu”Emre”
22.11.2015
turkcuturanci.com


Devamı bir sonraki sayfadadır-
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #1 : 22 Kasım 2015, 18:05:13 »

Yasa tasnifi şu şekildedir.

-Devletler hukuku
-Amme hukuku

1. En yüksek kuvvet.(Han)
2. Millet.
3. Mecburi hizmet nizamnamesi.
4. Muafiyet imtiyazları.
5. Askeri nizamname.
6. Av nizamnamesi.
7. İdare ve idari emirnameler.
8. Vergiler.

-Ceza hukuku
-Hususi hukuk
-Ticaret hukuku
-Mahkemeler
-Kanun infazı.

Nitekim Yasa’nın ikinci maddesi Çengiz Han’ın dünyayı fethetme maksadını açıklıyor: “Benimle olmayan, bana karşı demektir. Ben yenilmez savaşçılarımın önünde savaşırım. Bütün dünya bana baş eğmedikçe, savaşı bırakmayacağım.”

“Moğolların Han’ı yer’in sahibidir. O kılıcını kuvvetiyle hükmediyor. Moğolların vazifesi, benim emrime hazır olmaktır. Buyruklarıma itaat etmektir. Benim istediğim kişiyi öldürmektir. Vazife ve zenginlik uğrunda düşmanlarınızı daima mahvediniz ve dostlarınızı bahşişlerle doyurunuz! Moğol’un en büyük mutluluğu düşmanını yenmektir; varlığını gasp etmektir; ırgatlarını ulutmaktır; iyi beslenmiş atların dörtnala gidişleri ile kurtulmaktır. Kadınların ve kızların karınlarından bir yuva gibi yararlanmak ve güzelliklerinden zevk almaktır.”(3)

(3) Nazile Abbaslı, Cengiz Han, s.119.

Meşhur Avrupalı seyyah Carpini Moğollarla ilgili olarak şöyle bir tespit kaydetmiştir:

“Liderlerini hiçbir zaman aldatmaksızın, büyük bir saygı göstererek diğer toplulukların kendi krallarına gösterdiklerinin ötesinde bir bağlılık gösteriyorlar. Kavga, yaralama ve öldürme gibi olaylara hemen hemen hiç rastlanmaz; aralarında hırsız ve soyguncu olmadığından bütün hazinelerinin, her şeylerinin içinde olduğu arabalarını hiçbir zaman kilitleme ihtiyacını hissetmiyorlar. Bir hayvan kaybolsa, onu bulan sorumlu subaya teslim ediyor. Yiyecekleri kıt olduğu halde seve seve paylaşacak kadar birbirlerine karşı nazik davranıyorlar. Mecbur kaldıklarında çok sabırlılar. Seyahatleri sırasında sızlanmaksızın soğuk veya sıcağa dayanırlar. Çoğu zaman sarhoş olmalarına rağmen hiçbir zaman kavga etmiyorlar” diye Moğolları anlatır.

Neden “Yasa”dan bahsetme gereği duyduğumuza gelince.

Moğol önderleri, maalesef ki islamiyeti seçen ve yaymaya çalışan Altın Orda Hanı Özbek Han’a Yasa’nın kutsal kitapla bir tutulduğunu ve onlar için dini bir değer taşıdığını söylemişlerdir. Yasa her şeye değinen her şeyi düzenleyen temel bir başvuru kaynağıydı. Moğollar Yasa’yı toplumlarının temeli, kişiliklerinin güvencesi olarak görüyorlardı. Üstelik Türk törelerinin ve inancının şekillendirdiği bu yasalar gökten indirilmemiş, peygamberlik ile kutsanmamış, baba-oğul-kutsal ruh zırvalıkları ile süslenmemiş, tamamen içtimai ve sosyal hayatın bir sonucu olarak anayasa niteliğinde doğmuştur. Yasa ahlak kurallarını savaş ve barış dönemlerinde özel ailevi ve toplumsal davranışları, kutsal olan ve olmayanı saptayarak insan yaşamının bütününü kapsadığı için, yapılan ya da yapılmayan her hareketin ona bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

Dönemin seyyahlarından biri gözlemlerini şöyle açıklamaktadır: “Moğollar hâkimlerini herhangi diğer milletten daha fazla ve daha büyük bir güvenle dinliyor ve sayıyorlar. Hiçbir zaman ne sözle ve ne işle yalan söylemiyor ve aldatmıyorlar. Ararlında pek seyrek kavga ediyorlar. Münakaşaları, çatışmaları ve hele cinayet yaptıkları hemen hemen hiç görülmemiştir. Hiçbir yerde hırsız yankesici yoktur. Bu sebepten zenginliklerinin ve eşyalarının bulundukları çadırları, evleri ve arabaları hiçbir zaman kapalı ve kilitli değildir. Sürüsünden ayrılıp başka taraflara giden bir hayvanı bulan bir kişi, ya kayıp hayvanları bulmakla mükellef subaya getirip teslim eder yahut ona elini sürmez. Moğollar kendi aralarında naziktirler. Besin maddeleri az olduğu halde bunları aralarında cömertlikle paylaşırlar.”(4)

(4) Manole Neagoe, Üç Bozkırlı Atilla-Cengiz Han-Timur, Çev. Müstecip Ülküsal, s.174.

Hem islam aleminde dehşetli bir devir açıp kapamaları, hem de islamiyetten önceki Türklerin hayat tarzlarını aksettirmeleri sebebiyle Moğol hukuku önemlidir. Tabi bizim sakallı softalar için büyük milletler ve hukukları, kendi kirli esvaplarına bulaşmış medeniyet artıkları gibi gereksiz görünmektedir.

“Cengiz Han’ın Yasası’nda muharebenin idaresi, kalelerin muhasara ve zaptı hakkında da önemli kurallar vardı. Cengiz Han’ın kanunları, Müslümanların Kuran’a verdikleri derecede hürmet ve kutsiyete haizdi. Birçok hanlar Müslümanların Kur’an okudukları gibi günün muayyen zamanlarında kendi huzurlarında bu kanunun okunmasını emretmişlerdi.” (5)

(5) Bahattin Kuban, Salih Fethi Gökçaylı, Cengiz Han ve Timurlenk Devirlerinde Moğol-Tatar ve Orta Asya Milletlerinin Harp Sanatı ve Fütuhatı, s.34.

Çengiz Han henüz mücadelesinin başlangıçlarında, “Mengü Tengri küçüdür” diyerek ebedi Tanrı’nın yardımıyla Moğolları idaresinde topladığını söylüyordu. Peki! Bizim din cücükleri, Türk Hukuku’nu Haçlıların garabetine benzeterek neyi amaçlamaktadır.

“Her siyasi birlik, kendini meydana getiren uzak gayeleri gerçekleştirmek için, varlığını devam ettirmek istiyordu. Bu yolda, Han’ın hâkimiyet iradesinin bir ifadesi olan hukuk (yasa) onun için vazgeçilmez bir araç oluyordu. Yine bu yasalar yeni hükümler getirmekle beraber, siyasi hâkimiyet altına alınan kitlelerin, atalardan kalma örf ve adetlerine, töre ve geleneklerine ne kadar uygun düşerse, o kadar geçerlilik kazanıyordu.”(6)

(6) Mahmut Arslan, Step İmparatorluklarında Sosyal ve Siyasi Yapı, s.82–84.

Bir milletin bir zümresinde, belirli bir tabakasında yaşayan hukuki örf adetler, o milletin eski devirdeki hukuk sisteminin kalıntılarıdır. Hatta bazen eskiden yazılı olan hukuki metinler bile örf ve adet kaideleri tarzında nesilden nesle intikal eder. Bu örf ve adet kaideleri, eski Türk kavimlerine ait olabileceği gibi bugün Kuzey ve Orta Asya’da yaşayan diğer kavimlere de ait olabilir. Özellikle islamiyet’in tesirinden uzak kalmış veya bu tesirden çok az etkilenmiş olan Orta Asya Türklerinin hukuki örf ve adetleri bu bakımdan çok önemlidir. Bunlar arasında hala yaşayan bazı örnekleri zikredebiliriz: Sibirya’nın kuzeyinde yaşayan Yakutların, Batı Sibirya ve Altay Türklerinin, Kazak-Kırgızların hukuki örf ve adetleri bunların en önemlileridir.

“En eski Türklerin yazılı kanunları yoktu. Fakat aralarında son derece riayet ettikleri töreleri vardı. Hun imparatoru Mo-tun şimal kavimlerinin en kuvvetlisini itaat altına aldıktan sonra memleketi dâhilinde teşkilat yapmıştı ki bu Türk teşkilatını ondan sonra diğer bütün Türk topluluklarında da aynen gördüğümüz için bunu esaslı bir Türk töresi sayabiliriz. Mo-tun’un kurduğu teşkilatın diğer Türk boylarında bilhassa Oğuz kabileleri arasında da devam ettiğini Selçuk ve Osman oğullarına kadar izlerinin geldiği görülmektedir.”(7)

(7) Adliye Vekilliği, Türk Hukuk Tarihi Araştırmalar ve Düşünceler, s. 5–6.

Pek müptezel diyanet mensupları, Türk yaşayışı, düşünce tarzı, inançları, dünya görüşü, örf ve adetleri, bozkırların köklerini taşımaktadır. Bozkır kültürünü arap göçebelerin kültürü ile karıştırmaya devam ederseniz kinimizin soğuk yüzü ile tanışırsınız. Türk yaşamı töre, at ve demir üzerine kurulmuştur.

Pek kıymetsiz diyanet mensupları, Türk Töresi’ne göre suçların cezası oldukça şiddetliydi. Adam öldürmek barış zamanında başkasına kılıç çekmek, hırsızlık, hayvan kaçırma, ırza tecavüz gibi suçların cezası idamdı. Suçun devlet takibine uğraması eski Türkler arasında kan davası güdülmesine mani oluyordu. Adli teşkilat iki kademeliydi. Biri hükümdarın başkanlığındaki siyasi suçlara bakan yüksek devlet mahkemesi, diğeri hakimlerin idaresindeki mahkemelerdi. Sizin pek değer verdiğiniz araplarda böyle bir demokrasi kaçıncı yüzyılda vücut bulacaktır, bilinmez.

“Cengiz Han’la Moğollar pek dindar değildiler. Cengiz Han, seferleri esnasında Hıristiyanlarla İslamcılar arasında devam eden muazzam mücadele devirlerinde yaşamıştı. Her iki tarafın taassup derecesini biliyordu. Bütün dinleri ve mezhepleri aynı suretle himaye ederdi. Ruhani sınıfların fikirler üzerindeki nüfuzunu bildiğinde bunları da himaye ederdi. Kendi tebaasına, hiç bir mezhebe salik olmalarını men etmesinin ve kendisinin hiçbir dinle ilgisi olmamasının ve herhangi bir dini merasimi diğerleri önünde rüçhan verilmemesinin sebebi bunlardır.”(8..)

(8..) Bahattin Kuban, Salih Fethi Gökçaylı, Cengiz Han ve Timurlenk Devirlerinde Moğol-Tatar ve Orta Asya Milletlerinin Harp Sanatı ve Fütuhatı, s.32.

Cengiz Han haleflerine: "Hiçbir dini tercih etmeyiniz. Her dinin saliklerine aynı suretle muamele ediniz!" derdi. "Âdetin şu veya bu tarzda yapılmasının Tanrı nezdinde hiç ehemmiyeti yok!" derdi. Cengiz, ulvi bir mutlak mevcut olana inanıyordu. Muhtelif dini reisleri, din adamlarını, fukaraları, tabipleri ve ulemayı her türlü vergiden muaf tutardı.( 9 )

( 9 ) M. Baron, C. D’Ohsson, Moğol Tarihi, Çev. Ekrem Kalan-Qiyas Şükürov, s.162.

Çengiz Han Yasaları’ndan bilinenlerden bazılarını bu islami don kişotların beyinlerine nakşedelim.

-“Kainatın yaratıcısı tek bir Tanrı’dır, bu Tanrı’ya tapılacaktır.”(Türkler sizin gibi putperest değildir)
-“Casuslar, yalancı şahitler, homoseksüeller, sihirbaz ve büyücüler idam olunur.”(Demek ki şimdiki siyasi iktidarlar ve onların teşkilatlarından biri olan diyanet mensupları o dönemde yaşasalardı mutlak idam edileceklerdi.)
-“Zimmetine para geçiren mal memurları idam olunur. Eğer ihtilas küçük ise Han’ın huzuruna çıkarılacaktır.”(O dönemde sanırım ayakkabı kutusu ihtilasa girmezdi)
-“Gök gürlerken suya girmek yasaktır.”(Ümmetçi artıklar. Gök Türk bir gün mutlak gürleyecek, daldığınız derinliklere dikkat edin)

Çengiz Han, demokrasi çağı denilen bu aciz dönemden çok uzun zaman önce “Millet Meclisi” demek olan “Kurultay”ı, kendisinden de üstün tutuyordu. Peki, bu yarım akıllı arap topluluğu dinciler hangi meclise itibar etmektedirler.

Çinli tarihçiler Moğol fetihlerinin olumlu olduğunu, sınırların ortadan kalktığını, batı ile doğu arasında kültür ve mal alışverişini sağlayan bir ortam yarattığını söylediler.

Sovyet Rusya tarihçileri ise bu mirası olumsuz değerlendirdiler. İnsan kayıpları, gelişmiş uygarlıkların tahrip edilmesi, ele geçen ülkelerdeki insanların çöküşünü vurguladılar.

Araplar tarihçileri de tıpkı o dönemdeki çöl artıklarının Moğol askeri kıyafetleri ve şapkalarını adeta bir modacı edası ile giyerek, Moğol askerine benzemeye çalışmaları gibi korkaklıklarına kılıf uydurarak yalan hikayeler kaleme aldılar.

Pek tabi, Orta Asya bozkurtlarının diğer şehirleşmiş coğrafyalara belli bir düzeni, adaleti ve gücü tattırmış olduğu gerçeğini kimse inkar etmemektedir.

Çengiz Han’ın bütün dinlere tarafsıca yaklaşılması hakkındaki emrine uyulmaması, Moğollar arasında dini ve siyasi bölünmeler yaratmış, bu itaatsizlik Moğol İmparatorluğu’nun dağılmasına sebep olmuştur.

İslam alemini alt üst eden, sonradan ise bir kısmı müslüman olan Moğolların eski örf ve adetlerini de birdenbire terk etmemeleri ve müslüman olmalarına rağmen islam hükümlerine aykırı bazı hükümleri ilk dönemlerde muhafaza etmeleri bizim münevver arapların pek gücüne gitmiş ve islami hukuklarını daha geç hayata geçirebilmişlerdir. Tabi bu islami hukuka Osmanlı topluluğunun en büyük katkıyı sağlamış olması ayrı bir trajedi niteliği taşımaktadır.

Moğol etkisi dolayısıyla ülkelerin tahrip edilmesinden ve kültürün tam bir çöküntüye uğramasından yakınan küçük beyinli tarihçi ve düşünürler, ülkelerin gerek kültürel ve gerekse iktisadi bakımdan o zamanın dünyasında gelişmelerine de hizmet etmiş olması yönünde Moğol’ların hakkını verememektedir. Moğol yayılmacılığından sonra önemini koruyan yeni ticaret şehirleri daha da fazla kurulmaya başlanmıştır. Moğol hükümdarları dünyevi bilimleri, özellikle matematik, astronomi ve tıbbı da teşvik etmişlerdir. Horasan coğrafyasında mükemmel aletlerle donatılmış olan rasathaneler inşa edilmiştir. Farsça olarak yazılan astronomiye ait eserler bizansta grekçeye çevrilerek geliştirilmiştir. Değişik milletlerden bir araya getirilen bilginlerin katılması ile de çeşitli kavimlerin tarihi ananeleri Farsça olarak bir bütün halinde toplandı. Müspet bilimlerin ve tarih yazıcılığının gelişmesi, kültürel münasebetlerin Moğollardan önceki devre kıyasla genişlediğini gösterdiğinden bu durumdan rahatsız olan arapların kendi güçlerini artıramamasına kendi medeniyetsizlik dairesinde hayıflanmalarını sağlık veririz.

Türk Töresi ve bekası ile uğraşanların kaderi, suya düşen bir taşın veya kamışların arasındaki bir okun kaderi ile aynı olacak.

Tanrı Türk’ü Korur.

Tan Hu”Emre”
22.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Bögü:Alp
Atsız'ın İzinde
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.991


Döğüşen Türk, oyanan Türk, kalkan Türk!


Site
« Yanıtla #2 : 22 Kasım 2015, 21:36:21 »

Bu millet Moğolları'ı nihayet "Diriliş Ertuğrul" adlı dizi sayesinde tanıdı. Ancak pek yanlış tanıdı. Dizide Çingis Han işgüzar biri, Moğol ordularını da "barbar" göstermeye çalışırken fazlaca abartmış, meselâ Moğollar düşmana saldırırken acayip sesler çıkartıyor, bir düşmana 4-5 kişi birden çullanıyor. Çingis'in ordularında böyle saçma şeyler yoktur. TRT'nin bunları bilmesi gerekirdi.

Güzel bir yazı ağabey. Eline sağlık.

"Bu bölgede daha önce Türk hakimiyeti yani Büyük Hun İmparatorluğu, Göktürk Devleti, Uygur Devleti ve Karahıtay Devletleri hakimiyeti mevcuttur."
makalenizde böyle bir cümle geçiyor. Burada ufak düzeltmeler yapmak icap eder. Atsız'a ve diğer Türkçü düşünürlere göre tek bir Türk devleti vardır ve üzerinde geçen muhtelif Türk sülaleleri vardır. Bunları ayrı bir devlet olarak mütala etmek yanlıştır. Bunu isterseniz düzeltirsiniz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

«Dünyada en büyük iftiharım, Türk yaratıldığımdır!»
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #3 : 23 Kasım 2015, 12:56:03 »

Varol Ayırgan...

“Elimizde, her zaman bir Türk devleti vardı. Çünkü gerçekte bu kadar devlet kurmuş değil, bu kadar sülale değiştirmiş bulunuyorduk. Tarihi hayatları uzun olan milletlerin tümünde olduğu gibi, bizde de birtakım hükümdar sülaleleri gelmişti. Başka milletler onları hükümdar sülaleleri diye saydıkları halde, biz ayrı devletler diye kabul ettik. Bu çeşit hükümdar sülalelerinin zamanlarını ayrı devletler olarak kabul etmek elbette ki yanlıştır. İngiltere’de, Fransa’da sülaleler nasıl birbirinin ardından gelmişse ve Fransa’da Kapet, Burbon, Orlean, Napoleon,; Almanya’da Saksonya, Frankonya, Baviyera, Habsburg, İngiltere’de Anju, Tudor, Stuard devletleri yoksa ve bunlar sadece hanedanlar ise, bunun gibi, Türkelinde de Kun, Gök Türk, Uygur, Selçuk, Osmanlı devletleri yok sülaleleri vardır.”(Atsız Ata)

Evet…”Başka milletler onları hükümdar sülaleleri diye saydıkları halde, biz ayrı devletler diye kabul ettik. Bu çeşit hükümdar sülalelerinin zamanlarını ayrı devletler olarak kabul etmek elbette ki yanlıştır.”

Kabul eden kim? “Biz”…Ben de bizimkilere yazdığım için daha fazla yabancılık çekmelerini istemedim.

Bütün bu ifadeleri ve tarihi gerçekliği tek bir cümle ile özetlersek bizim islami tüccarlarımız bu durumu anlamayacak, daha da büyük boşluklara hadim (hizmetkar anlamında) olacaklar..

Yiğit Ayırgan senin ricanı geri çevirmeyiz, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk Dünyası”…diyerek özet bir ifade kullanabilirim..Ancak bu seferde denizde boğulurlar..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #4 : 16 Eylül 2017, 13:36:37 »

15.09.2017 tarihli Türkiye Geneli Cuma Hutbesinden bir paragrafı sizinle paylaşmak istedim.

Aziz Müminler!

"Yavrularımız, gençlerimiz, yeni bir eğitim- öğretim dönemine başlıyor. Öğretmenlerimiz, vicdan ve merhamet sahibi; erdemli, değerlerine bağlı, milletinin ve insanlığın yararına çalışan nesiller yetiştirmeye devam edecektir. Bu vesileyle yeni eğitim-öğretim yılımızın geleceğimizin teminatı olan evlatlarımıza, değerli öğretmenlerimize, tüm ailelere ve milletimize hayırlar getirmesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Rabbimiz, evlatlarımıza kendi rızasına ulaştıracak, ülkemizin, âlem-i İslam’ın ve bütün insanlığın yararına kullanacakları bilgilerle donanmalarını nasip eylesin. Bu vesileyle velilerimize de önemli bir hususu hatırlatmak istiyorum. Geliniz, yavrularımızın Kur’an’ın rahmet iklimiyle buluşmaları, Peygamberimiz (s.a.s)’in örnek hayatını öğrenmeleri noktasında sorumluluğumuzu ihmal etmeyelim. Okullarımızda seçmeli olarak okutulan Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberimizin Hayatı derslerini tercih etmeleri için yavrularımıza rehberlikte bulunalım."


Evet yukarıdaki reklam kokan "Baba beni imam hatibe yazdır" kampanyalı hutbeyi kınıyoruz.

Her şeyi kirlettiniz...

Bizler Türk’ü müslüman olduğu için seven ve müslümanlığı nispetinde değerlendiren Anadolucu islami taassuplu gerzeklerden olmadığımız için Türkümsülerin neye inanıp neye inanmadıkları ile ilgilenmeyiz. Türkümsülerin dini de aklı da Bab-ı Ali esvabı gibi pek kirli olur.


Tan Hu
16.09.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çiğdem ATSIZALP
Deli Sarı
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.317



« Yanıtla #5 : 16 Eylül 2017, 14:29:15 »

'Aziz Müminler' diyerek, Müslüman kardeşlerine seslenmiş! Arap, Türk'e 'Bunlar dinsiz ve kitapsız, kitaplı bir dine mensup değilsin' diye tarihin her döneminde saldırmıyorlar mı idi? Demek ki, bu gayretli mutaassıplar hâlâ devam ederek, Türk kızını, Türk oğlunu etkilemek üzere çalışmaktan bıkmadı.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.061 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.