İslam'da ibadetler arapça olmak zorunda mı?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Eylül 2020, 14:48:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslam'da ibadetler arapça olmak zorunda mı?  (Okunma Sayısı 15255 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Altan Beğ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 69


Site
« : 13 Mayıs 2010, 18:24:46 »

Dualar, Kuran, Namaz Türkçe olabilir mi?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KemalinAskeri
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 59


Türk'e kalkan eli kır!


« Yanıtla #1 : 14 Mayıs 2010, 16:49:52 »

Çok haklısın Altayhan.Ezanımız Türkçe,ibadetimiz Türkçe olmalıdır.İslamiyet bütün saflığıyla,arap geleneklerinden ayıklanmış bir halde öğretilmelidir.Zaten Kuran kursları arap milliyetçiliğinin merkezidir.Artık arap gelenekleri din diye ulusumuza yutturulmamalıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Uraltu
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 589



« Yanıtla #2 : 20 Mayıs 2010, 19:50:32 »

Aynen kandaşlar katılırım aynı zamanda islam diye diye bitiremedikleri öğretilerinin gerçek islam ile ilgisi bile yok.
Mesela ;
Kuran derki örtünün (namahrem yerlerinizi doğadaki hayvanların açtığı gibi açmayın siz şerefli varlıklarsınız farkınız olmalı)
Bunlar derki çarşafa sarılın.
Kuran derki bir eş almanız sizin için daha hayırlıdır.
Bunlar derki Allah bize dört eş emretti.
Kuran derki bu ayetler, üzerlerinde okuyup düşünenler için bir öğüt ve bilgi kaynağıdır ikizli bir gizdir.
Bunlar derki Türkçeden okumak haramdır arabça okuyun ve ne dediğinizi bilmeden okuyun ve ibadet edin.
Kuran derki cahilden daha ziyan daha tehlikeli bir şey yoktur.
Bunlar derki müminin cahili evladır.
Kuran derki Allahın ayetlerini menfaatinize yontmayın
Bunlar derki yontun yontun her yol bize mübah.
Kuran derki yeryüzünde sefahat sürerken mazlumları ve yoksulları horlamayın ve sahip çıkın.
Bunlar derki bu mal ve iktidar bize ibadetlerimizden ötürü verildi niçin fakirler var diye zevk ve sefamızdan vazgeçelimki.
Kuran derki müteşabih (gizli mana) olarak Türk Tanrının en kadim başlangıçatan özge halkıdır siz diğer uluslar ona biad ediceksinizki merhamet göreseniz.
(Ve siz  istemesinizde o bir topluluk yarattı zalimlere karşı başları dimdik ve acımasız mazlumlara ise yumuşak ve merhametli onlar çetin harp ehli bir kavimdir.Allah onları sever onlar Allahı.)
(Yeryüzü eninde sonunda onların olacaktır)
VE KURAN DERKİ
BİZ DİLESEYDİK SİZİ TEK BİR TOPLULUK OLARAK YARATIRDIK AMA FARKLI TOPLULUKLAR YAPTIKKİ BAKALIM HANGİNİZ ZULÜMKAR HANGİNİZ ŞEREFLİ ÇIKACAK.ve kavmi zihniyeti kabul eder diğer bir topluluğa zulüm etmedikçe kavmiyetçiliğin hak ve Tanrı hükmü olduğunu açıklar.

IRKDAŞLARIM BU IRKSIZ VE ASLINDA AYNI ZAMANDA TANRISIZDA OLAN BİZE DİNDARI OYNAYAN BU ALÇAKLAR DERKİ KAVMİYET YOKTUR KAVMİ ZİHNİYET HARAMDIR.
VE SON OLARAK KURAN DERKİ ALLAHIN AYETLERİNİ AĞIZLARIYLA EĞE BÜKE DEĞİŞTİREN YOKMU ONLARI ACIKLI BİR AZAB İLE MÜJDELE Sırıt

Kandaşlarım ben bunları din diyerek önünüze sürdükleri gerekçelerle bile yıkarım tek tek çarptırmalarını ve yalanlarını nasıl neyi ne amaçla kime hizmetle yontup kullandıklarını insanlara din böyle istiyor diyerek ne amaçladıklarını açıklarım sadece bunları değil tevrat ve incil bağlılarınında akıllarını alt üst edecek gücümüz var elbet ama zamanı var ve şimdilik hiç gerek yok artı biz bu kurt ininde dini içtihatları konuşacak değiliz o yüzden hiç girmiyorum.Çünki din vicdan meselesidir bu bir.Şu an kavmimiz ırkımız tehlike altındadır biz yok iken dinin bir anlamı yoktur.O sebeple Türkçülük esasdır Türk gibi düşmana durup Türk gibi bu pislik günlerden şerefle çıkmayı arzulamaktan ve buna çalışmaktan başka bir idealimiz olamaz.Bizim ağırlıklı meselemiz ırkmızın yükselişi olmalıdır.Esen olun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Boran
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 20 Mayıs 2010, 19:57:46 »

Aynen kandaşlar katılırım aynı zamanda islam diye diye bitiremedikleri öğretilerinin gerçek islam ile ilgisi bile yok.
Mesela ;
Kuran derki örtünün (namahrem yerlerinizi doğadaki hayvanların açtığı gibi açmayın siz şerefli varlıklarsınız farkınız olmalı)
Bunlar derki çarşafa sarılın.
Kuran derki bir eş almanız sizin için daha hayırlıdır.
Bunlar derki Allah bize dört eş emretti.
Kuran derki bu ayetler, üzerlerinde okuyup düşünenler için bir öğüt ve bilgi kaynağıdır ikizli bir gizdir.
Bunlar derki Türkçeden okumak haramdır arabça okuyun ve ne dediğinizi bilmeden okuyun ve ibadet edin.
Kuran derki cahilden daha ziyan daha tehlikeli bir şey yoktur.
Bunlar derki müminin cahili evladır.
Kuran derki Allahın ayetlerini menfaatinize yontmayın
Bunlar derki yontun yontun her yol bize mübah.
Kuran derki yeryüzünde sefahat sürerken mazlumları ve yoksulları horlamayın ve sahip çıkın.
Bunlar derki bu mal ve iktidar bize ibadetlerimizden ötürü verildi niçin fakirler var diye zevk ve sefamızdan vazgeçelimki.
VE KURAN DERKİ
BİZ DİLESEYDİK SİZİ TEK BİR TOPLULUK OLARAK YARATIRDIK AMA FARKLI TOPLULUKLAR YAPTIKKİ BAKALIM HANGİNİZ ZULÜMKAR HANGİNİZ ŞEREFLİ ÇIKACAK.ve kavmi zihniyeti kabul eder diğer bir topluluğa zulüm etmedikçe kavmiyetçiliğin hak ve Tanrı hükmü olduğunu açıklar.

AMA BU BU IRKSIZ VE ASLINDA TANRISIZ ALÇAKLAR DERKİ KAVMİYET YOKTUR KAVMİ ZİHNİYET HARAMDIR.
VE SON OLARAK KURAN DERKİ ALLAHIN AYETLERİNİ AĞIZLARIYLA EĞE BÜKE DEĞİŞTİREN YOKMU ONLARI ACIKLI BİR AZAB İLE MÜJDELE Sırıt

Kandaşlarım ben bunları din diyerek önünüze sürdükleri gerekçelerle bile yıkarım tek tek çarptırmalarını ve yalanlarını nasıl neyi ne amaçla kime hizmetle yontup kullandıklarını insanlara din böyle istiyor diyerek ne amaçladıklarını açıklarım sadece bunları değil tevrat ve incil bağlılarınında akıllarını alt üst edecek gücümüz var elbet ama zamanı var ve şimdilik hiç gerek yok artı biz bu kurt ininde dini içtihatları konuşacak değiliz o yüzden hiç girmiyorum.Çünki din vicdan meselesidir bu bir.Şu an kavmimiz ırkımız tehlike altındadır biz yok iken dinin bir anlamı yoktur.O sebeple Türkçülük esasdır Türk gibi düşmana durup Türk gibi bu pislik günlerden şerefle çıkmayı arzulamaktan ve buna çalışmaktan başka bir idealimiz olamaz.Bizim ağırlıklı meselemiz ırkmızın yükselişi olmalıdır.Esen olun.

Kandaşım duygularıma tercüman oldun . Tanrı sana kut vere. Değerli paylaşım ve bilgilerinle beni us sahibi yaptın.Tanrı seni Otağımızdan eksik etmesin.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ASENA01
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 20 Mayıs 2010, 20:01:33 »

ALTAYHAN ırktaşım ''Üç tarzı siyaset'' makalesi konusunda yanlış bilgi vermişsin.Yusuf AKÇURA yazmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Uraltu
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 589



« Yanıtla #5 : 20 Mayıs 2010, 20:01:49 »

Türk Tanrısı'nın ve ötelerdeki ataların ışığı sizinle olsun ne haddime dilimin döndüğünce dem vurdum sadece.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
fahrettin öztoprak
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 87



« Yanıtla #6 : 20 Mayıs 2010, 20:42:09 »

ARSLAN BULUT
arslanbulut@yenicaggazetesi.com.tr
 
Akşemseddin'in Kur'an tercümesi ve kitap yüklü eşekler!
Türkiye Türkçesinde ilk Kuran tercümesi zannedildiği gibi, Atatürk döneminde değil Sultan İkinci Murat döneminde Muhammed bin Hamza tarafından yapılmıştır. Bu bilgiye 10 yıl önce Osmanlı sultanlarını yazan Fahrettin Öztoprak’ta rastlamıştım.
Çağatay Türkçesi’nde de Kuran tercümesi vardır. Hepsinden önce, Ahmet Yesevi, Kuran hükümlerini Türkçe hikmetlerle anlatmıştır. Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’i Kur’an tercümesi değildir ama Kur’an’ın ana hükümlerini Türklerin anlayacağı şekilde ve manzum olarak anlatır.

* * *

Peki Muhammed bin Hamza kimdir ve neden unutulmuş veya unutturulmuştur? Kur’an tercümesi nerededir?
Muhammed bin Hamza tercümesini, Diyanet İşleri Başkanlığı değil, Kültür Bakanlığı yakın tarihte bir defa bastırmıştır ama ilgilenen çok az kişi vardır. Özdemir İnce, tercümeyi yayına hazırlayan Dr. Ahmet Topaloğlu’nun biraz kuşkuyla da olsa, Muhammed bin Hamza’nın, Molla Fenári lakabıyla tanınan büyük Türk bilgini, ilk şeyhülislám Şemseddin Muhammed bin Hamza olabileceğini yazdığını nakletti geçenlerde. (Muhammed bin Hamza, “Kur’an Tercümesi, Birinci Cilt, Kültür Bakanlığı, 1976. S.13-16).

* * *

Muhammed Bin Hamza, Fatih Sultan Mehmed’in hocası, ünlü İslam büyüğü Akşemseddin’den başkası değildir.
Hz. Ebubekir soyundan olduğu rivayet edilen veya İslami silsile yoluyla Hz. Ebubekir’e bağlanan Akşemseddin için Fenari ismi de kullanılmıştır.
Akşemseddin, sadece İslami ilimlerde değil, tıp, astronomi, biyoloji ve matematikte de kendi döneminin ünlülerindendir.
Mikrobu ilk tanımlayan kişidir.
Bulaşıcı hastalıklar üzerinde çalışırken “Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma gözle görülemeyecek kadar küçük fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur” tespitini yapmıştır.
Pasteur, bu sonuca dört asır sonra ulaşmıştır.
Akşemseddin’in eserleri sayılırken Kur’an tercümesinden bahsedilmez.. Herhalde tercümede Muhammed bin Hamza adını kullanmış olması buna sebep olmuştur.
İkinci Murad zamanında yaşayan bilim adamları arasında başka bir Muhammed bin Hamza yoktur. Yedi oğlunun yedisi de Muhammed adını taşır ama onların diğer adları farklıdır. Dolayısıyla ilk Türkçe Kur’an tercümesi, ona aittir.
Akşemseddin, Hacı Bayram Veli’nin takipçisidir. İstanbul’un fethinden önce Ebu Eyüp El Ensari’nin İstanbul surları önündeki mezarını bulmuş, fethin manevi mimarlarından biri olmuştur.

* * *

Özdemir İnce’nin gündeme getirdiği Muhammed Bin Hamza tercümesi, bizce de günümüzdeki tartışmalara ışık tutuyor.
Başörtüsü meselesini incelemek isteyen bir de Muhammed bin Hamza tercümesine baksın. Ondan sonra yorum yapsın.
20’nci yüzyılda İslami bilimlerle uğraşanların Akşemseddin’in Kur’an tercümesinden haberi olmaması veya bu tercümeden faydalanmaması üzüntü vericidir.
Atatürk böyle bir tercüme olduğunu bilse, herhalde öncelikle onu yeni harflerle bastırırdı.

* * *

Şimdi bu tercümeyi niçin hatırlattım. Geçtiğimiz günlerde “türban talimatnamesi” başlıklı yazımda örtünmenin Kur’an da nasıl geçtiğini anlatmıştım.
“Cahil ile etme sohbet her sözü bir baş incitir” diye bir türkümüz olduğunu biliyorum ama bilmeyenler bilmediğini de bilmediği gibi bir de kulaktan dolma birikimlerini cahil cesareti ile savunurken, insan kılığında yaratılmış olmanın kendilerini eşeklikten kurtaramayacağını da anlayamadıkları için sağda solda ağızlarına geleni söylüyor!
Veya okusalar da fark etmiyor. Çünkü algılamalarının kıtlığını Kur’an “Kitap yüklü eşekler” diye tanımlıyor!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
fahrettin öztoprak
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 87



« Yanıtla #7 : 20 Mayıs 2010, 20:43:44 »

    
TÜRKÇE KURAN ve TÜRKÇE NAMAZ

Kuran’ın En Eski Türkçe Çevirileri:

Bilindiği üzere Türkler toplu halde İslamiyeti ancak X. yüzyılda, uzun ve kanlı savaşlardan sonra kabul ettiler. Doğaldır ki Kuran da X. yüzyıla kadar türkçeye çevrilmemişti. Ama Samanoğulları’ndan Nuh’un oğlu I. Mansur’un iktidarı (961-976) zamanında Kuran’ın Farsçaya çevrilmesi işi resmen ele alındı. Maveraünnehr bilginleri XIV. Surenin 4. ayetine dayanarak Kuran’ın Arapçadan başka dillere çevrilmesinde sakınca olmadığı fetvasını verdiler. Bundan seksen-doksan yıl sonra Kaşgar’da Kuran Türkçeye çevrildi. Günümüze kadar gelen bu en eski Kuran çevirileri dört nüshadır…
Zamanla yayılan, geniş ülkelere yerleşen Türkler, İran ve Arap topraklarında Fars ve Arap dillerinin etkisinde kaldılar. Bu da Türk dilinin kimi bölgelerde büyük ölçüde ihmale uğraması sonucunu doğurdu. Arap ve Fars dilleri Türkçeye öylesine egemen oldu ki, bilim ve edebiyat Türkçe değil Arapça ve Farsça yazıldı. Giderek Türkler için ulusal ve doğal dil olan Türkçe bırakılıp devletin resmi dili Farsça oldu. Bu bu değişimi Kuran’ın Türkçelerinde izleyebiliyoruz.
 
Çevirilerden Okumak Sakıncasızdır:
 
Bugün devlet kitaplıklarında veya özel kişilerin ellerinde bulunan yazma Kuran çevirilerinin önemli bölümlerinin karşılaştırılmasından ortaya bir gerçek çıkmaktadır: O da tümünün kökeninin dayandığı tek bir nüsha oluşudur. Bu tek nüsha XI. Yüzyıldaki anonim çeviridir. Bu kısa tarihçeden sonra Kuran’ın çevirilerinden okunmasının bir sakıncası olup olmadığını gene Kuran ayetlerinden öğrenelim.
Ali İmran Suresi 138: ”Bu Kuran insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve öğüttür.”; İbrahim 4: ”Kendilerine apaçık anlatabilisin diye her peygambere KENDİ KAVMİNİN DİLİ İLE gönderdik.”; Meryem 97: ”Biz Kuran’ı Allah’a karşı gelmekten sakınanları müjdelemek ve inatçı kavmi uyarman için SENİN DİLİNDE İNDİREREK KOLAYLAŞTIRDIK.” İşte bu ayetler Kuran’ın İslam’ı kabul eden her kulun kendi dilinde okumasının olağan sayılacağını kanıtlar; ama bir ayet daha göstererek bunun, yani Kuran’ın anlaşılmasının zorunlu olduğunu vurgulamak istiyorum: Şu’ara 198-9: ”Biz Kuran’ı Arapça bilmeyen kimselerden birine indirse idik de o bunları okusa idi, yine de ona inanmazlardı.”; Fussilet 44: ”Biz bu Kuran’ı YABANCI BİR DİLLE ORTAYA KOYSAYDIK… BİR ARABA YABANCI BİR DİLLE SÖYLENİR Mİ? Derlerdi.”; Duhan 58-9: ”Ey Muhammed biz öğüt alırlar diye Kuran’ı SENİN DİLİNDE İNDİREREK KOLAYCA ANLAŞILMASINI SAĞLADIK.” Bu ayetlerle ortaya çıkan bir gerçek var ki, o da Allah’ın buyruklarının kulları tarafından apaçık anlaşılması amaçlanmıştır. Arabın anlayabilmesi için yabancı bir dilde değil de Arapça indiren yüce Tanrı bir Türkün, bir Almanın, bir İngilizin anlayabilmesi için illa Arapça öğrenmeyi zorunlu kılmış değildir kuşkusuz. Çünkü her vesile ile kolaylaştırmayı öngördüğünü bildirmektedir. Bunu yukarda Duhan, 59. ayetinde gördük.
 
Hıristiyan Dünyasında:
 
Bugün Hıristiyan dünyası bu aşamaları çoktan geride bıraktı. Kitab-ı Mukaddes’in Atik bölümü ibranicedir, Ahd-i Ceditü bölümü ise aramca. Her iki bölüm önce yunancaya sonra da latinceye çevrilmiştir. Batı Hıristiyanları latince bilmediklerinden dinsel yaşamlarını yüzyıllarca kilise adamlarının diktası altında sürdürdüler. XVI. Yüzyılda Luther ve Calvin’den sonra bu dikta çok kanlı bir biçimde sona erdi. Bugün kiliselerde Kitab-ı Mukaddes (Kutsal Kitap) katolik ülkelerde bile her ülkenin kendi dilinde okunmaktadır.
Bizde de bu ihtiyaç duyulmuştur. Hem de Osmanlı Devletinde dinsel bilimlerin en yüksek düzeyeulaştığı, bütün ülkenin medreseden yetişmiş bilginlerle dolup taştığı bir dönemde. Namaz kılanlar (Ehl-i Salat) namazda okunan kısa surelerin türkçeye çevrilmelerini istemişlerdir. Jalkın bu dileği bilginlerden MEHMED NİKSARİ (ölm.1810)’ye ulaşmış: o da İhlas suresini türkçeye çevirmiştir. Mehmed Niksari bunu şöyle anlatıyor: ”Kimi namaz kılan sofular demişler ki, biz Arap dilini bilmiyoruz. Bilim adamı olan bir kişi namaz içinde okuduğumuz sırada onun anlamını Türkçeye çevirse de onu işitsek, düşünsek ve bize huzur verse” Görülüyor ki, ister İslam’ın yayıldığı ilk yıllarda, isterse son dönemlerde olsun, din bilginleri katı ve tutucu görüşte direnmemişlerdir. Çünkü bir dini beğenmek ve inanmak için herşeyden önce onu anlamak gerekir. İslam dini Arapça, Hz.Muhammed de Arap kökenli olduğundan Araplardan başka uluslar Tanrının buyrukların, yüzyıllar boyu ancak bu dili bile kişilerden öğrenebiliyorlardı. Bu da o kişlerin niyet ve çapları ölçüsünde gerçekleşebiliyordu.
 
İmam-ı Azam Ebu Hanife ve Ana Dilde Namaz

Hanefilik inancının kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife, Şuara Suresinin 196.ve Ala Suresinin 18. ayetlerine dayanarak namazda okunan sure ayetlerinin aynı anlamı veren herhangi bir dilde okunabilmesinin caiz olduğunu açıkça bildirmişti. Gene bu konuda Ebu Bekir Razi Ahlam, ül-Kuran’ında Şuara Suresindeki bir ayete dayanarak ”Bu ayet Kuran’ın bir dilden başka bir dile naklolunmasının Kuran’ı Kuran olmaktan çıkarmayacağına delildir” diyerek İmam-ı Azam gibi Kuran’ın anlamından ibaret olduğunu açıklamaktadır.
495 Hicri’de ölen Serahsi, Mebsut adlı yapıtında Ebu Hanife’nin namazda Kuran’ın arapçadan başka bir dilde okunmasını caiz gördüğünü söylediği sırada şöyle bir örnek veriyor: ”İranlılar, Selman’dan Fatiha Suresini Farsçaya çevirip kendilerine göndermesini istemişler. Selman bu sureyi Farsça yazıp kendilerine yollamış; onlar da namazda Fatiha’yı Farsça olarak okumuşlardır.” İşte Ebu Hanife (ölm.H.150) buna da dayanarak namazın başka dillere çevrilmiş ayetlerle okunabileceği yargısına varmıştı. Ancak kimileri Ebu Hanife’nin sonradan bu içtihadından caydığını iddia ederek büyük bir yanılgıya düşmüşlerdir. Eğer İmam-ı Azam bu fikrinden caymış olsaydı, ondan sonra gelenler kesintisiz bunu yineler dururlardı. Oysa bu iddiayı biz ancak İmam-ı Azam’dan iki hatta üç yüzyıl sonra yazılmış kitaplarda görmekteyiz. Oysa V. Hicri yüzyılda yaşamış olan Ebu bekir Razi’de olsun Serahsi’de olsun Ebu Hanife’nin bu içtihadından vazgeçtiğine ilişkin bir kayıt yoktur.
Gerçek şudur ki, yüzyılların ötesinde varolan doğal ve akılcı anlayışın giderek kimi din öğreticilerinin Kuran’ın açık bildirilerine ters düşen tutucu bir yol izlemeleri Arap olmayan ulusların kaderinde tarihin yazdığı nice sayısız, hazin olaylara neden olmuştur

ALINTI
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Altan Beğ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 69


Site
« Yanıtla #8 : 20 Mayıs 2010, 20:50:09 »

..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ASENA01
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 20 Mayıs 2010, 20:56:07 »

ALTAYHAN ırktaşım ''Üç tarzı siyaset'' makalesi konusunda yanlış bilgi vermişsin.Yusuf AKÇURA yazmıştır.

Elbette, Üç TARZ-I Siyaset makalesi bir Gökalp eseri değildir ancak bunu daha objektif bir siyasi projeye çeviren Gökalptir. Metnimde bu makale'nin kimin buluşu olduğunu belirtmedim ancak bu makale ile önümüze bir çözüm getiren kişiyi belirttim.
Anladım.Bugün ben okuduklarımı yanlış anlıyorum sanırım.İleti yazmayayım bugün.Kusura bakma kandaşım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 4
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.259 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.