Türk, Arap ve Seriat Konusunda
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Kasım 2019, 01:17:51


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk, Arap ve Seriat Konusunda  (Okunma Sayısı 2575 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Demirbuga
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 52



« : 24 Ağustos 2012, 21:57:26 »

Bin yili askin bir tarih boyunca Arap'la yan yana ve çogu kez iç içe yasamisizdir ama ne onun dünya ve ahlak anlayisini paylasmis ve ne de onunla kaynasmisizdir; ne o bizi ve ne de biz onu sevip saymis ve ne de bitmeyen bir düsmanligin seriat'tan dogma oldugunu anlamisizdir. Islam'in "en son ve en mükemmel din" oldugunu sanmis ve bu mefruz "mükemmellige" ragmen Arap'in islah olamayisina sasmisizdir. Seriat'in, aslinda, Arap'in ulusal dîni oldugunu ve ona özgü ilkel çöl sartlarina dayali bulundugunu ve bu nedenle gelisme olanagi yaratamadigini kavrayamamisizdir. Asil aciklisi, kendi sorunlarimizin ve mutsuzluklarimizin bundan dogdugunu ve Neyzen Tevfik'in deyisiyle "Bir Kûreysi kîn içi fedakarane" yandigimizi anlayamamis ve üstelik "arap açmazi" yüzünden bataga saplanmis olmayi kader saymisizdir .

Bundan dolayidir ki Arap'in ilkel zihniyetine ve geleneklerine göre ayarlanmis seriat verilerine ve Muhammed'in yasam öykülerine dair bilgiler kulagimiza çalindikça ya sasirir kaliriz, ya da bunlarin uydurma ve yalan seyler oldugunu sanarak basimizi sallariz.

Örnegin "?ölü (insan vücudu) ya da hayvanla yapilan (cinsî) münasebette inzal'in vaki olmasi orucu bozup kaza'yi gerektirir" seklindeki bir kural'in (ki inzal vaki olmadigi takdirde orucun bozulmayacagi anlamini tasimaktadir), dîn kurali, hem de Buharî'nin Sahih'inden ya da Süyutî'nin Feth-ül Kebir'inden alinma bir Hadîs-i Serif oldugunu belirttikterinde saskinligimizi gizleyemeyiz. Oysa ki bu, benzeri yüzlerce Hadîs'lerden nihayet biridir ve bindörtyüz yil boyunca oldugu gibi bugün de müslümanlarin günlük yasamlarini düzemeyen kurallar serisinin küçücük bir halkasidir.

Layik Türkiye Cumhuriyeti'nin Diyanet Isleri Baskanligi da günümüzde Türk halkini bu tür din kurallariyle egitmektedir.

"Oruçlu oldugu halde uyuyan bir kadina, esinin uyandirmadan (cinsî) münasebette bulunmus olmasi hali orucu bozup kazâyi gerektirir" ya da "(Muhammed) buyurdu ki (erkek, kadinin) dört subesi (iki ayak, iki kol) arasina oturup dokundurdu mu (her ikisine) gusül vâcip olur" seklindeki hükümleri naklettiklerinde "bizimle alay ediyorlar" deyip inanmayiz. Oysa ki bunlar Ebû Hüreyre'den gelme Hadîs'lerdir ki Devlet'in resmî yayinlarinda yer almis olup cami'lerde halkimiza imamlar ve hocalar marifetiyle belletilir [8].

Yine bunun gibi önümüze, Muhammed'le ilgili olarak: "Allah'in Resulü cinsî münasebette bulunacagi zaman beni öper ve dudaklarimi emerdi", ya da "Allah'in Resulü esi ile cinsel iliskide bulundugu zaman basi üzerine bir örtü çeker ve... 'sakin ol' buyururdu. Sonra kadinlarini soydugunda diz üstü çöker ve öperdi" ya da "... Esleri olan bizlerden biri adet gördügü zaman, adet gören esine genisçe bir altlik giymesini emreder, sonra da onun memelerine yönelirdi" seklirideki Hadîs ve sünnet hükümlerini sürseler: "Olmaz böyle sey, bunlar tahrik edici pornografik yalanlardir" der geçeriz. Oysa ki bu emirler Muhammed'in eslerinden Ayse, Ümmü Seleme, Cuney't Umeyr gibi kadinlarin sözlerine dayali olarak Buharî ve Müslîm gibi en saglam kaynaklarda yer alan din kurallaridir ve din adamlarimizin yayinlari olarak halkimiza okutulmaktadir .

Yine bunun gibi; "..memeleri yeni sertlesmis yasit kizlar ve dopdolu kadehler... kara gözlü hürî'ter, sanki haznelerde saklanmis inciler..." seklindeki sözlerin, Islam'a göre Tanri sözleri oldugunu ve Tanri'nin müslüman erkeklere bu tür dilberleri "...kiz oglan kiz olarak halkettik, cilveli, sirin sözlü, eslerine asik ve onlara yasit kildik" diyerek va'id etmis oldugunu belirttiklerinde basimizi sallar ve karsimizdakinin kötü niyetlerle bizi kandirmaya çalistigini saniriz. Oysa ki bunlar Kur'an'in çesitli surelerinde (örnegin al-Naba', al-Vâkia, al-Dahr, Naziât gibi) yer alan Âyet'lerdendir.

Hele Tanri'nin bu tür Cennet va'dlerine ek olarak: "Cennetlik kisi yakut'tan yapilmis bir odada, altindan ma'mul olup, üstünde 70 çift ipek örtü bulunan inci ile süslü bir karyolada iki esinden birine yaklasacak, ...esi'nin bacak iligine bakacak ve cinsi organi hiç sönmeksizin ve usanmaksizin, kiskançligin olmadigi bir alemde keyif sürecek" diye konustugunu söyleseler, söyleyenin suratina ters ters bakar, aklindan süpheye düseriz. Oysa ki bütün bunlar halkimiza belletilen ve Islam'in temel kaynaklarindan alinma seylerdir.

Öte yandan Arap Peygamberi'nin cinsel yasamlarina dair kulagimiza gelenler vesilesiylede oldukça bocalayici durumlara düseriz. Örnegin elli'yi askin bir yasinda iken, henüz altisina yeni basan Ayse ile nisanlanip 3 yil sonra evlenmesi, ve oyuncaklariyle yanina tasinan 9 yasindaki bir küçük çocugu koynuna almasi, bize inanilmaz gibi görünür. Oysa ki Arap yasamlari bakimindan bunun sasilacak bir yönü yoktur.

Yine ayni sekilde ogullugu sayilan Zeyd'in karisi Zeynep'e asik olmasini, ve bu askinin Zeyd tarafindan anlasilmasi üzerine Zeyd'in Zeynep'i bosamasi üzerine Zeynep'i almasini, ve bütün bunlari hep Tanri tarafindan ayarlanmis gibi gösterip Kur'an'a "Ogulluklarinizin esleriyle evlenmek caiz'dir" seklinde yerlestirmesini müspet ahlâk anlayisiyle bagdastirabilecek olanlarimiz çok olmasa gerekir .

Yine ayni sekilde birisi bize Muhammed'in kadinlari asagilatmak üzere, Kur'an'daki "iki kadin'in tanikligi bir erkegin tanikligina bedeldir" seklindeki hükme dayanarak kadin sinifinin dînen ve aklen "dûn", eksik oldugunu ilân ettigini ve "...Bana Cehennem halki gösterildi, çogu sizler idiniz" dedigini söylese, ve bunu destekleyici daha nice Kur'an ve hadîs hükmü gösterse, inanamayiz ve bu sekilde konusanin zindikligindan süphe ederiz. Oysa ki Seriat, kadini gerçekten küçültücü bu tür hükümlerle doludur, ve yukardaki hadîs Diyanet Isleri Baskanligi'nin resmî yayinlari olarak halkimiza egitim gidasi olarak sunulanlardan sadece bir iki ömektir .

Ya da bize Islam'in hosgörüye yer vermedigini ve farkli din ve inançtakilere karsi saldiri siyaseti izledigini ve örnegin Kur'an'da "Islam'dan baska bir dine yönelenler sapiktirlar" ya da "Kitab verilenlerden (yani Yahudi ve Hiristiyan'lardan)... Hak dini (yani Islam'i) din edinmeyenlerle. Boyunlarini büküp kendi elleriyle cizye verene kadar savasin" ya da "Ey inananlar, (Islam'a yönelmeyen) Babalarinizi, kardeslerinizi... dost edinmeyin..." seklinde hükümler sevkettigini söyleseler karsimizdakinin deli oldugunu saniriz. Oysa ki bu hükümler Tanri sözleridir diye halkimiza belletilmekte olan Kur'an emirterinden sadece bir kaçidir.

Ve hele'bu hosgörüsüzlügün, farkli inançtaki ana ve babaya ve akrabalara karsi düsmanlik yaratacak noktaya götürüldügünü söyleseler ve Muhammed örnegini verseler, bunu söyleyenin suratina tükürürüz. Oysa ki al-Tevbe süresî'nin 23cü ayetinde, farkli inançtaki ana, baba ve yakinlar için Tanri'dan magrifet dilenmemesi emredilmis ve buna istinaden Muhammed, kendi öz anasi olan Emine için, müslüman olarak ölmedi diye dua etmekten kaçinmistir.

Bu listeyi sinirsiz sekilde uzatmak mümkündür. Yukariya aldigimiz örnekler, insanlarimizin dinsel inançlarini pekistiren sayisiz örneklerden sadece bir demettir. Halk yiginlarina yüzyillar boyunca kolaylikla kabul ettirilen bu düzen, müspet egitim görmüs olan ve dünya sorunlarini akil süzgecinden geçirmeye alismis bulunan kisiler bakimindan çagdisi kalmakta, ve su yüzüne çiktigi an saskinlik, huzursuzluk ve tedirginlik yaratmaktadir. Yaratmasinin bir nedeni, biraz önce degindigimiz gibi, aydinlarimizin Arap'i ve onun deger ölçülerini ve yasam felsefesini ve bu felsefeye dayali Seriat'in içyüzümü hiç bilmez olusudur.

Oysa ki Arap aydini ve arap zinde güçleri, geçmiste oldugu gibi bugün de hem kendi halklarini ve hem de Bati dünyasini su masallara inandirmakla mesguldür. "Islam dinini gelismekten alikoyan Türk'lerdir. Türk'lerin Islamiyeti kabul etmeleri ve arap ülkelerini fethetmeleri sonucunda.Islam dini, onlarin hosgörüden yoksun, ve akilciliga sirt çeviren, ilme ve kültüre düsman davranislari yüzünden bozulmus ve kendine özgü niteliklerinden uzaklastirilmistir; Türkler Islam dinini insanî olmaktan çikarmislar ve kendilerine özgü olumsuz kuruluslarla (örnegin kölelik kurulusu, vs gibi) [ donatmislardir; Islamiyet demokrasiye yer verdigi halde Türk'ler yüzünden Islam ülkelerinde demokratik olmayan müstebid devlet ve hükümet sistemleri yerlesmistir; Türk egemenligi altina girmemis olsaydi araplar, bugün yeryüzünün en ileri, en uygar ve güçlü bir toplumu olurlardi .

Bu tema, gerek müslüman ve gerek Hiristiyan arap yazarlarin Türk düsmanliginda birlestikleri noktalardan bazilarinin özetidir. Bu hususlari ilerdeki bölümlerde daha genis sekilde ele alacagiz. Fakat simdilik sunu belirtmeliyiz ki günümüzün arap yazarlari, geçmisten gelen bilgileri, ve görüsleri dile getirerek araplar için en büyük talihsizligin Türk'lerle iliski kurmak oldugunu tekrarlamaktan usanmazlar. Örnegin 1968 yilinda yayinladigi La.Syrie ou la Revolution dans la Rancueur adli kitabinda bir arap yazar, Saab, arap tarihinin en felaketli ve en karanlik iki günü oldugunu söyler. Bunlardan biri arap oldularinin 732 yilinda Poitiers önünde Charles Martel tarafindan durdurulmasi; ikincisi ise 10 Subat 1258 tarihinde Hülagu'nun Bagdat'i almasi'dir

.Bu görüsü Türk isgalleri için aynen benimseyen arap aydinlari çoktur ve ilerdeki bölümlerde bunlara da dokunulacaktir. Bu vesile ile anlatilacaktir ki XX.ci yüzyilda Arap'i, geri kalmislik bakimindan özürlü göstermek maksadiyle Türk isgallerini bahane eden arap yazariarinin yaptigi sey, çok daha önceki yüzyillarda arap yazar ve düsünürlerin yaptiklarindan farkli degildir. Bir zamanlar Ibn Teymiyye de Mogol istilasinda Türk'lerin katkisi bulundugu görüsünü savunarak Türk'leri "kafirlerin en kötülerinden" sayardi.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, yükselmek için değil, yükseltmek içindir
Demirbuga
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 52



« Yanıtla #1 : 24 Ağustos 2012, 21:59:04 »

Arap-Turk yaklasmasini su son 20-25 yildir birtakim politik ya da ekonomik ve fakat asil dindel amaclarla zorlayan ve Arap ulkelerinin oksamalarina safca kanan bizim Seriat ruhlularimizin, eger sonradan pismanlik duymak istemiyorlarsa, her seyden once Arap'i iyice tanimalari ve aydinlanmizin da Arap'i Turk'e iyice tanitmalari, Turk'e karsi Arap'in gercek niyet ve davranislarinin elestirmesini yapmalari ve Arap milliyetciligi dayasinda Turk aleyhtarligi ogesinin ne nitelik ve onem tasidigini, nasil bir gelisme gosterdigini aciklamalari gerekir. Arap'I bu yonlerden Turk'e tanitmak zorunludur, cunku bir kez, Turklugu'nu unutup sirf Islam nedeniyle Araplasan, Arap'a donuk yasantilara ozenen ve millilik bilincine sahip kimseleri de kendisine benzetmekten baska bir sey dusunmeyen bizim Seriatcimiz kazara Arap ulkeleri, Ortadogu'da, hayal ettikleri zafere ulasirlarsa, asil o zaman Turk'un nasil bir felaketle karsi karsiya kalabilecegini gorurler.

Tarih boyunca genellikte baskalarinin yonetimi ve egemenligi altinda yasamaya alismis Arap , Turk'un karsisina dikilip calim satmaya baslasin ve Hilafet'in ve saltanat'in temsilcisi olmak hezeyanlariyle din somurusune girissin ve Turk'un simdiye dek kendi Seriat'cisi ve din adamlari marifetiyle koklestirilen fanatizmini isleyerek halk yiginlarini kendisine.ram etmeye baslasin ve Hatay'dan itibaren su ya da bu bolgeyi isteme arsizligina kalkissin (tipki bir zamanlar yapar oldugu gibi) ve kisacasi tarihi boyunca pek alisik olmadigi "hukmetme ve emretme" yetkisine sahip gorunerek Turk'un karsisinda yer alsin ve Turk'e direktif verir durumlara gecsin ve bunun hayallerinin sarhosluguna kapilsin, iste o zaman gercek felaketin ne oldugunu anlariz. Unutmamak gerekir ki, Arap milliyetcisinin dini amaclari arasinda Turk'u (tipki Arap olmayan-diger Musluman toplumlar gibi) Araplilik ruhu icerisinde yogurmak ve Araplastirmak, dilegi varsa; duygusal amaclari arasinda da Turk'u, "Uygarlik dusmani, yari zekali, Araplari ve Islam'i gerileten vahsi millet" seklinde damgalayip kendi geriliklerinin tum sorumlulugunu Turk'e yukleme kurnazligi yatiyorsa; cografi amaclari arasinda da Nil kiyilarindan Toroslara ve daha ilerilere dek olan arazileri Arap ulkeleri haline getirme hirslari yatar, ilerdeki bolumlerde butun bunlara deginecegiz.

Ve gorecegiz ki, daha 1919'larda, I. Dunya Savasindan yenik ve bitik cikan Turkiye'nin en buyuk dusmanlarinin dahi yapmadiklari arsizliklari ve toprak hirsizliklarini Araplar yapmayi dusunmuslerdir, Ingilizler ve diger muttefiklerle bir olup, Turk'u arkadan vurmasini bilen Arap seyhleri (ornegin Emir Faysal) Dogu Anadolu'ya goz koymuslardi. Savas sonucu toplanan Baris Konferansina sunmus oldugu bir mesajinda Emir Faysal: "Ingiltere'nin ve Fransa'nin istegi uzerine Turklere karsi Arap ayaklanmalarini saglayan babamin temsilcisi olarak dilegim sudur: Iskenderiye'den itibaren Diyarbekir hattinin guneyinden Hint Okyanusuna kadar Asya'daki Arapca konusan butun milletleri icine alacak olan bolgeler... bagimsiz bir toplum olarak taninsin" diyordu. Daha sonra Misir Baskani Abdulcemal Nasir ve Irakli Kasim, Atlantik Okyanusundan Iran korfezine dek ve yine Nil nehri kiyilarindan Toroslara dek olan tum topraklarin Arap birligine dahil edilmesi duslerini gerceklestirmek isteyeceklerdir. Bu konulara ilerde yeri geldikce deginecegiz. Butun bunlar Arap emelleri ve hedefleri arasinda Turkiye'nin sahip oldugu topraklarla ilgili ne amaclar yattigini gosterir.

Yine ilerdeki bolumlerde gorecegiz ki Arap, kendi ulusal benligini canli tutabilmek ve boylece varligini surdurebilmek icin her araci kendisine amac edinmistir ve bu amac ugruna her seye yonelmek ona mubah gorunmustur. Bu mubah gordugu seyler arasinda Turk aleyhtarligi ogesi pek koklu ve onemli bir rol oynamistir ve oynamakta devam etmektedir, ilerdeki sayfalarda uzun bir donemin pek kisa bir ozeti yer almistir. Arap'in cesitli donemlerde cesitli nedenlere dayanan Turk dusmanligi duygularinin bazi olusumlarina deginilmistir.

Turk ve Arap iliskilerinde, Arap'in Turk'e karsi besler oldugu dusmanliklarin nedenlerinde Turk'un sorumlulugunu ve oldugu kadariyle gunahlarini burada tartisacak degiliz. Fakat bilinmesi gereken sey sudur ki, gecmisi boyunca Turk'un ugradigi iftiralarin en menfuru, maruz kaldigi haksiz ve insafsiz suclandirmmalarin en agiri ve tek bir deyimle ziyankar davranislarin en kotusu Arap'tan gelmistir. Seriatin daha temellerinde yatar Arap'in Turk'e karsi besledigi onyargilarin ilk izleri. Biraz ilerdeki sayfalarda Islam Peygamberinin, Turk'u,"kucuk gozlu, yayvan suratli, basik burunlu... vb" seklindeki olumsuz tanimi yaninda Turkleri, Araplar bakimindan, korkutucu ve felaket getirici gostermesi ve Turklere karsi savaslar kazanilmadikca hukum gununun gelmeyecegini bildirmesi, daha "ilk hareket noktasinda" Turk-Arap iliskileri dogrultusunu cizmis gorunmektedir. Onun bu tanimlamasini daha sonraki yuzyillar icerisinde nice unlu kalemler ve devlet adamlari ele alacak, tekrarlayacak ve daha da guclendirecek Araptaki Turk dusmanligi duygularini korukleyecektir. Ahlak-i Celali'de Turk'un karakteriyle ilgili Arap degerlendirmesini ve bu degerlendirmedeki olumsuzluklari ve olcusuzlukleri Ibn ul-Arabi'de ayniyle bulmak mumkundur. Utruku'l Habasa Ma Tarakum tekerlemesindeki Habasa, bu olumsuz degerlendirmenin tabanini olusturmustur. Daha baslangictan bu yana bu degerlendirme hic bir zaman daha iyiye gitmemis, daima kotuye yonelmistir. Su son yuz elli yil icerisinde Arap'in Turk aleyhtarligini ve Turk'u, "uygarlik dusmani'" imis gibi gostermelerini ve kucultmelerini anlamak icin Seyid Ali Emirleri, Muhammed Abduhlari, Rasit Hizalari, Taha Huseynileri, Muhammed al-Bazzazlari ve daha nice adlari, yani XIX. yuzyildan itibaren Arap milliyetciligini hazirlayan ve korukleyen ve bunu gunumuze dek getiren yazar ve dusunurlerin yapitiarini, yazilarini okumak yeterlidir. Butun bunlara bir de Arap din adamlarini ve siyasetcilerini (ornegin Kral Huseyin, ya da Abdullah, ya da Nasir... vs. gibi) katmak gerekir. Gecmis yuzyillar boyunca su ya da bu sekilde ekilmis olan Turk aleyhtarligi tohumlari bugun hala her Arap'in karasinda ve gonlunde ikinci bir Kur'an gibi yesermistir.

Birkac satirla ozetlemeye calistigimiz yukardaki hususlar, din kardesi postuna burunmus olarak Turk'u bugun kendi amaclarina arac etmeye calisan bazi Arap ulkelerinin bin yillik nefret felsefesinin ozunu olusturur. Cemal Nasir'in konusmalarinda en etkili ifadesini bulmus olan bu nefret, ister hakli ister haksiz nedenlere dayansin, kolay kolay silinmeyecek, bilakis artacaktir. Ulusal guvenligimiz ve cikarlarimiz bakimindan onemli olan sey, esas itibariyle bu nefret ve bu husumetin varligindan haberdar olmamizdir. Bunu iyice bilecek olursak, gerek ic ve gerek dis siyasetimiz bakimindan bilincli ve muhakkaki isabetli ve akilli kararlar almamiz ve ulusal yasantilarimizi olumlu yonlere suruklememiz mumkun olabilir. Butun tehlike ve butun musibet gercek dusmanlarimizi oldugu kadar, gercek dostlarimizi taniyamayisimizdan dogmaktadir. Siyasi partilerimizin pek cogu, soz konusu nefret ve husumetin niteligini kavrayabilmis degillerdir. Kavrayamadiklari icindir ki din kardesi kiligindaki Arap, Turk'un adeta harimine girmistir. Turk'u kendi cikarlarina alet eder durumlara getirmeye calismaktadir. Cesitli egilimlerin gizli ogeleriyle isbirligi ederek asiri -ve hem de birbirlerine karsit ideolojilerdeki- kuruluslara maddi ve manevi her turlu yardimi saglamanin yollarini bulmaktadir; bir yandan bazi gazete ve dergileri destekleyerek kamuoyunu bicimlendirmeye calisirken, diger yandan devletin ic ve dis siyasetini kendi davasina ortak yapacak stratejiye oldukca guc vermis durumdadir. Camilerde ve din okullarinda din adamlarini ve parlamentoda bazi siyaset adamlarini kendi arzu ettigi sekilde konusturarak onlari kendi emellerine hizmet eder duruma getirmenin kurnazligini kesfetmistir. Bu curet ve cesaretini oylesine rahatlik icerisinde gosterebilmistir ki, ulkeyi tedhis, anarsi ve dehset havasina buruyen olaylari tertiplemekten kacinmamistir. Dusununuz ki, Arap komando teskilatinin yetistirdigi bazi solcu elemanlar ve Arap yobazinin yetistirdigi bazi sagci cevherler, Turkiye'nin sorunlarini halletmeye kalkmislardir. Ataturk dusmanliginda ve uygarlik kotulemesinde birlesmeleri de bundandir. Acikli olan sudur ki, bu ayni Arap, bizim aydin gecinenlerimizin ve dunyasindan habersiz cahil yiginlarimizin seyirciligini yaptiklari politika sahnesinde, Turk'u Arap cikarlarina arac yapan oyunlarina, uzun sure rahatlikla devam edebilmistir ve firsat buldugu surece de devam edecektir. Cunku o, Turk'un kendi kendisini tanimadigindan ve taniyincaya dek de yillar gececeginden emindir. Turk'e karsi Arap ulkelerinin besler oldugu nefretlerden ve dusmanliklardan Turk'un habersiz yasayip gideceginden kuskulanmamaktadir ve kuskulanmamakta da bir bakima haklidir. Zira Turk, ne kendisini ve ne de kendi dusmanlarini kendisine gercek anlamiyle tanitacak bir aydin kitlesine kavusamamistir. Havsalanin alamayacagi bir bilgisizlik ve uyusukluk icerisinde cogumuz, Arap hayrani Abdulhamid'i yurtsever bilir buna mukabil Ataturk'u, "Bir kusagin katili" diye gostermeye hevesli davranislari alkislariz. Bu duzeyden yukari cikamayisimizin bir nedeni iste bu iki yonlu bilgisizligimizdir. Biraz once belirttigimiz gibi, Turk secmenini ve Turk aydinini bu bilgisizlikten ve bu "habersizlikten" mutlaka kurtarmak ve ona hem eski bir ozanimizin dedigi gibi, "Sen seni bil sen seni"yi ogretmek, hem de cevresini ve komsularini tanitici calismalara hiz vermek, hele Arap ve Arap iliskileriyle ilgili her seyi ortaya sermek hepimizin ulusal gorevidir.


Arap'in gerek milliyetcilik gelismelerinin ve gerek Turk hakkindaki gercek dusuncelerinin ve duygularinin elestirilmesi demek, biraz da kendi kendimizi tanimaya calismak demektir. Cunku, her ne kadar Turk aleyhtari bu duygularin bir kismi, birazdan da gorecegimiz uzere, Arap'in cesitli nedenlerle Turk'u cekememesi ya da Turk (ornegin Memluk ya da Osmanli) yonetiminin kotulugu, ihmalkarligi ve buna benzer kusurlari.kanisina dayanmakta ise de onemli bir kismi dinsel nitelik tasir, tarih onunde ders verirken hata ve sevap olceginde tarafgirlik yapmak kadar zavallica davranis olamaz. Bir ulusun buyuklugu gecmis donemler icerisindeki gunahlarini inkar ya da tahrif degil, bilakis bunlari tarafsiz bir sekilde elestirip var olanlari itirafla affettirici davranislara yonelmektir, insanilik ve uygarlik demek bu demektir. Bundan dolayidir ki, dedelerimizin belli devreler itibariyle kotu yonetimi yuzunden gelisme firsatlarindan yararlanamayan toplumlarin (ki, Araplar bu toplumlardan biri) olumsuz duygularini anlayisla karsilamak ve bu duygulari kendi milleyetcilik akimlarini korukteyici bir oge olarak kullanmis olmalarini normal bulmak gerek. Ayni durumda her ulus, ayni sekilde hareket ederdi. Binaenaleyh boyundurugumuz altinda kalmis ve bu nedenle gelisememis uluslarin ve ornegin Araplarin, bize karsi husumetlerine "anlayis" gostermemiz, bizden beklenilen bir davranis olmak gerektir.

Ancak bunu yaparken yersiz ve gereksiz bir mahviyet icerisine girmemize de mahal yoktur. Baskalarina karsi gostermekle gorevli bulundugumuz dikhakciligi ve durustlugu ayni sekilde kendimize karsi da gostermek zorunlugundayiz. Bu itibarla Arap'in Turk'e karsi suclamalarini ya da itiraflarini gozden gecirirken ve elestirirken bunlarin dogruluk derecesini ya da yersizligini ortaya cikarmak konusunda da kendimize duseni yapmamiz zorundulur.

Ornegin eski donemlerde Arap'in ayaklanmalarini ve hatta Turk'u arkadan vurma cabalarini "bagimsizlik" ozlemine vererek hos gorsek bile, Islamin geri kalmasi nedenlerini Turk'e yuklemesine ya da "Islam uygarliginin kurucusu Arap yikicisi Turk'tur" tezine sarilmasina karsi susmamiz dogru olmaz. Tarihsel ve bilimsel gercekler adina bu tur iddialarin yalan ve iftira oldugunu ortaya vurmak bir gorevdir. Bu nedenle arastirmalarimiz boyunca yeri geldikce bu noktalari acikliga kavusturmaya calisacagiz.

Bu elestirilerin bizim bakimimizdan yararli olabilecek diger bir yonu de, Arap milliyetciligine guc veren kaynaklari bizim ne derece ihmal ve terk etmis oldugumuz hususlarini anlayabilmemizdir. Turk aleyhtarligi duygularini kendi milliyetciligine ve birlik-beraberlik davranisina arac yapan Arap'in taktigi bizim bazi cevrelerimize ders olmalidir. Turkluk benligini islamcilik davasina rahatlikla feda edenlerimizin bilmeleri gereken gerceklerden bir kismi asagidaki sayfalarda yer almistir. Onlara hatirlatmaktan geri kalmamamiz gerekir ki, bu gun artik Arap, Arap'tan gayri.olanlari "Musluman'dir diye kendisine kardes ve yakin olarak gormez. Arap icin onemli olan sey, ne Turk'tur, ne Pakistanlidir, ne Iranlidir, ne Endonezyalidir ve ne baska Islam toplulugudur; daha acikca soylemek gerekirse, ne de Islam'in bizatihi kendisidir. Arap icin onemli olan sey, tek sey Arapliktir. Arap'in cikarlandir, Arap milliyetciligidir. Bu cikarlari saglamak ve bu milliyetciligi gelistirmek icin o, her seyi yapar, Islam'a aykiri olsa da yapar. Gerekirse, Musluman ulkelere karsi vaziyet alir (Kibris davasinda Turkiye'ye karsi aldigi gibi), ya da Musluman olmayan ulkelerle - hem de din muessesesini tanimayan ulkelerle - dostluklar kurar ve bu dostluklari para ve silah yardimi isteklerine varincaya dek goturur (Rusya ile yaptigi gibi). Bu arada Seriat'i kendi cikarlarina somuru ogesi yapmaktan ve ornegin Islam dininin esas itibariyle Arap'in dini oldugunu ve her toplumdan once Arap toplumu icin indigini soylemekten, Arapcanin Tanri dili oldugunu ve Arap birligini (Islam birligini degil) saglayici bir oge bulundugunu ileri surmekten ve butun bunlari kanitlama babinda Kur'an ve hadis hukumlerine sarilmaktan usanmaz.

Fakat o, bunlari yaparken bizler hayret edilecek bir dalalet icerisinde sahnede oynanan piyesin seyirciligini yapariz ve yapmisizdir. el-Azhar'dan cikan ya da Arap komando kursundan gecmis bizim "idealistlerimiz", bilerek ya da bilmeyerek Arap milliyetcisinin destekcisidir. Destekcisi olmakla kalmaz ve fakat, Turk'un, daha okukuldan camideki insanina varincaya dek, Turklugunden uzaklastirilmasini, Arap ruhuyle yogurulmasini, Arap'in dili, tarihi ve gelenekleriyle egitilmesini gormezlikten gelir. Turk'un Turkluk duygularini Seriat'in Arap kardesligi safsatalariyle, Turk'un oz ve guzel dilini Seriat dili Arapcadir bahaneleriyle, Turk'un gercekten ovunebilecek bircok geleneklerini Arap'in col gelenekleriyle ne duruma getirildiginden habersizdir; ya da bunu onemsiz bulur; oylesine fanatik ve oylesine bilgisiz egilimlerdedir ki, bizim din adamimiz ve seriatcimiz, Turk'un cikarlarina uygun olani degil, seriat ruhuna uygun olan ne varsa onu yapmaya calisir. Dusunmez ki, seriata her uygun dusen sey Turk'e ve Turkluk benliginin gelismesine uygun degildir ve olmamistir. Gecmis yuzyillar bunun boyle oldugunu gosteren orneklerle doludur. Tekrar ve tekrar soylemekte oldugumuz ve soyleyecegimiz gibi, Arap milliyetcisi, sirf kendi cikarlari nedeniyle, Arap milliyetciligini icabinda Islam'a uygun ve onunla bagdasir gibi kabul eder ya da Islam'in disinda da olsa onu yurutmeye gayret eder de bizim din adamlarimiz, yazarlarimiz ve aydinlarimiz, Turk'un ulusal benligine kavusmasini saglayabilecek her seye, "seriata aykiridir", diye karsi koyar ve karsi koyarken de, ustelik kendi aklina, kendi dusunce bicimine dayanarak degil, fakat Arap'in aklina ve Arap'in telkin ve onerilerine gore davranir. Arap milliyetcisi, "milliyetcilik" egilimlerini kendi bakimindan Islam'a uygun bulur ya da gerektiginde Islam'la bagdastirir, ama kendinden gayri (yani, Arap olmayan) Musluman toplumlarin ve ozellikle Turklerin milliyetcilik akimlarini (ya da ulusal benligin gelismesine muncer olabilecek davranislari) ve bu arada ibadetin Turkce yapilmasi, ezanin Turkce okutulmasi, Kur'an'in Turkceye cevrilmesi... vb. gibi girisimleri dinsizlik ve Islam'a aykiri davranislar olmakla suclar ve onlemeye calisir. Ve bunu yaparken de her turlu "etik" kurallari cignemekten, her turlu iftira, yalan ve kandirmalardan geri kalmaz. 1921 yillarinda unlu Arap milliyetcisi Muhammed Rasid Riza'nin Turk ozani Mehmet Akife, Kur'an'in hic bir sekilde Turkceye cevrilemeyecegini; hem de Kur'an'dan vb. kaynaklardan (ornegin, Imam Hanefi'den) kanitlar getirmek suretiyle izaha calistigi siralarda Kuran'i Ingilizceye ceviren bir Ingiliz'e, yine ayni kaynaklardan kanitlar getirerek bunda hic bir sakinca olmadigini ve Kur'an'in baska dillere pekala cevrilebilecegini soylemesi ve bunu desteklemesi cesitli pek cok orneklerden nihayet bir tanesidir. Sirf Bati ulkelerinin (ve ornegin Ingilizlerin) destegine sahip olarak Turk'e karsi mucadeleye devam edebilmek amaciyla Arap'in bu nitelikteki tutumu son 150 yil boyunca adeta gelenek haline girmistir. Arap irkina mensup olmayan Musluman uluslar icerisinde bir baska ornek yoktur ki biz Turkler kadar bilincsizce ve koru korune, kendini unutup seriata saplanmis olsun. Bir tanesi yoktur ki biz Turkler kadar, sirf seriat ruhuna burunmus olmak azmiyle kendi benligini, kendi dilini, tarihini ve irki hasletlerini bu ugurda ihmal ve feda etmis olsun. Misir ve Pakistan gibi ulkelerin XX. yuzyil icerisindeki yasantilarinin incelenmesi bu konuda yeterli fikir verecektir. Ve isin acikli olan yonu sudur ki, bizi bu, "Kendi kendini inkar" yoluna goturen nedenler Islam tarihi boyunca Arap dusunur ve yazarlarin Turk hakkinda gelistirdikleri goruslerin seriat egitimi kiligi altinda Turk'un kafasina ve ruhuna islenmesinden dogmustur. Bu gorusleri Turk, kendi din adaminin bunca yuzyillik bilgisiz ve ilgisiz tutumu, hain ve bagnaz gayretleri nedeniyle, hic elestirmeden, akil, mantik ve muspet bilgi suzgecinden gecirmeden, oldugu sekilde ve sanki butun bunlar salt gercek seylermis gibi benimsemis ve bu yuzden de kendi ulusal benliginden olmustur. Turk'u bu korkunc karanliktan ve bilgisizlikten (cehaletten) kurtarmak icin ona, onun hakkinda soylenmis ve soylenmekte olan her seyi, velev ki bunlar haksiz olsun, aci ve kahredici olsun, evet her seyi tanitmak ve ortaya vurmak sarttir. Sart degil, ulusal bir gorev ve zorunluktur.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, yükselmek için değil, yükseltmek içindir
Demirbuga
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 52



« Yanıtla #2 : 24 Ağustos 2012, 22:01:37 »

Arap'in asiri milliyetciligi ve Turk'un milliyetcilikten habersizligi konusunda


MILLIYETCILIK, yemege konan az ya da cok dozdaki tuz ornegi, yararli yada sakincali sonuclar olusturabilir. Bu kitapta Arap'in asiri milliyetciligine karsin Turk'un milliyetcilik duygusundan yoksunluguna deginecek ve her iki gelisimin olumsuzluklarini belirtmeye calisacagiz. Fakat, hemen hatirlatalim ki XIX. yuzyil sonlarina gelinceye dek milliyetcilik, "ilerici" bir davranis anlamindaydi. Milliyetcilik akimlari bir devletin var olabilmesi icin gerekli topluluk ogesinin olusumunu ve olgunlasmasini saglamaya vesile yaratmisti. Alman birliginin ve Italyan birliginin ya da Arap birliginin kurulusunda milliyetciligin rol oynadigi bilinen bir gercektir. Bundan baska milliyetler ilkesi, ulusal nitelik kazanmis sayilan toplumlarin bagimsiz sekilde kendi kendini yonetme hakkina sahip olmalari yolunu acmistir. Denilebilir ki "milliyetcilik" akimlariyle "bagimsizlik" savasimi bas basa gitmis seylerdir. Bu bilinc sayesindedir ki Osmanli imparatorluguna dahil cesitli ogeler (ornegin Yunan, Bulgar, Sirp, vs) ulusal benlik sahlanmasiyle bagimsizliga ve canliliga yonelmislerdir. Ulusallik dugusundan yoksun Turk toplumu ise Osmanli Devleti yonetiminde zavalli ve miskin yasamlarini surdurmustur. 20 Mart 1923 tarihinde Konya gencleriyle yaptigi bir konusmada Ataturk, yuzyillar boyunca millilik bilincinden yoksun kalmisligimizin sonuclarini anlatirken: "Osmanli imparatorlugu icindeki cesitli halklar hep milli akidelere sarilarak, milliyet ulkesinin gucuyle kendilerini kurtardilar. Biz, ne oldugumuzu, onlardan ayri ve onlara yabanci bir millet oldugumuzu sopayla iclerinden kovulunca anladik. Gucumuzun zayifladigi anda bizi tahkir, tezlil ettiler. Anladik ki, kabahatimiz, kendimizi unutmakligimizmis. Dunyanin bize saygi gostermesini istiyorsak, once bizim kendi benligimize ve milliyetimize bu saygiyi hissen, fikren, fiilen butun (davranislarimizla) gosterelim; bilelim ki, milli benligi bulunmayan milletler baska milletlerin sikaridir." demisti. Ancak ne var ki, milliyetcilik akimlarinin ortaya cikardigi pek onemli sakincalar da olmamis degildir. Zira, bu akimlar, irk, din ve dil farki gozetilmeksizin insanlarin kardesce ve birlikte yasamalari ideali yerine bir ulusun diger uluslar uzerinde ustunluk iddia etmesi ya da baska uluslara husumet beslemesi sonucunu dogurmustur. Ornegin, tipki Alman milliyetciligi gibi Arap milliyetciligi de, "Ustun millet" kuramina dayatilmis ve "arap ustunlugu" dusuncesiyle donatilmis ve "Arap olmayanlara husumet" duygusuyla beslenmistir. Ote yandan asiri milliyetcilik tum insanlarin tek bir dunya devleti halinde yasamalari umutlarini kosteklemistir. XX. yuzyilda insanilik duygulari oylesine gelisir olmustur ki, irk, dil, din ve yurt birligi duygulari yavas yavas eski onemini yitirir olmaya ve hatta insanlar ve uluslarasi kardeslige ve dunya barisi emellerine aykiri sayilmaya baslamistir. Bati'nin aydin cevreleri, kendisini kan, irk ve yurt duygu ve baglarindan kurtarmamis kisiye henuz, "insan olarak dogmamis" gozuyle bakma egilimindedir [20]. Erich Fromm, bu cesit baglardan siyrilmamis kimseleri, "insanlik sevgisi" kit, "akil ve mantik" yetenegi sakar kimseler olarak nitelendirir ve: "Milliyetcilik, der, bizim igrenc ve putperest olan, delilige yonelen yonlerimizdir". Ona gore milliyetcilik ve yurtseverlik, kisinin mensup bulundugu ulusu diger uluslara, insanliga, adalet ve durustluk ilkelerine ustun gormesinden baska bir sey degildir. Tipki kisiler arasinda oldugu gibi, baskalarini bir kenara atarcasina birisine baglanmak ve yalniz onu sevmek nasil sevgi demek degilse, uluslar icin de durum budur. Sadece kendi ulusunu ve ulkesini sevmek, bunlara tapmak demek, insanliga karsi sevgi beslememek demektir . Hemen belirtelim ki, bu dusuncelere katilmamak insansever hic kimse icin mumkun degildir.

Suphesiz ki, kisi kendi toplumunun maddi ve manevi gelismesini isteyecek ve buna calisacaktir. Fakat bu istek, kendi toplumunu tum insanliga yararli bir oge haline getirme niteliginde oldugu takdirde bir anlam tasiyacaktir. Zira, gelisen ve ilerleyen bir toplum, tum insanliga hizmet yetenegi icerisinde bulunan toplum demektir. Aksi takdirde puta tapmakla kendi oz ulusuna ve yurduna tapmak arasinda fark olmamak gerekir. Saglam, olgun ve uygar.bir toplum, irk din ve dil farki aramaksizin tum insanliga karsi sevgi ve saygi duyan, kendi, insanini bu yonde egiten ve gelistiren toplumdur.

Arap milliyetciliginin ilk kurucusu olarak Muhammed


Arap milliyetciligi egilimlerini Islam'in baslangicina ve hatta daha da onceki donemlere indiren Arap yazar ve dusunurleri coktur . Islam'dan once de ayni irka mensup, fakat asiretler halinde birbirlerinden kopmus olarak yasamakta olan Araplari birbirlerine duygusal baglarla baglayan ogeler yok degildi. Ozellikle zengin ve insan ruhunu kolaylikla sihirleyici ortak bir dil ve bu dilin yarattigi zengin edebiyat (sur edebiyati), gelenekler... vb., daha o zamanlar Araplik bilincinin olusumunda is gormustur. Fakat hemen belirtmek gerekir ki araptaki ulusal benligi olusturan nedenleri ilk tohumlari 1400 yil once Muhammed tarafindan ekilmistir. Ilerdeki sayfalarda da gorecegimiz gibi, Muhammed, Arap toplumunu Tanri'nin seckin ve ustun olmak uzere benimsedigi toplum olarak gostermekle, (yani, Araplari irk birligi ve ustunlugu duygularinda birlestirmekle) ve yine Arapcayi Tanri dili seklinde kabul ettirmekle (yani, dil birligi ogesini islemekle), yine islam dinini Arap nitelikleri ve gelenekleri icerisinde yogurmakla (yani, din ogesinde Araplar arasi ortaklik yaratmakla) ve nihayet Arap cikarlarini on plana almak ve Araplari ortak korku karsisinda tutmakla Arap milliyetciliginin ilk mimari olmustur.

Bilindigi gibi Islamiyet'ten once asiretler halinde yasayan ve devlet kurma yeteneginden yoksun bulunan Arap'lar Muhammed sayesinde bir araya gelerek soyut bir otorite altinda yasamaya baslamislardir. Kendisini "Tanri elcisi" olarak tanimlar oldugu andan itibaren Muhammed, Tanri'nin Arap'lar arasindan bir peygamber cikardigini, Araplarin diliyle ve Arap'lara hitaben konustugunu, ve Arap'lari ustun bir ulus olarak tanimladigini soylemistir. Bunun boyle oldugunu kanitlamak maksadiyle Kur'an'a Tanri agziyle su hukmu koymustur: "Ey Muhammed, boylece sehirlerin anasi olan Mekke'de ve cevresinde bulunanlari uyarman icin sana arapca okunan bir kitab vahyetti..." (42 Sura 7) . Ilerde bununla ilgili diger hukumleri belirtecegiz. Fakat simdilik suna isaret etmekle yetinelim ki Muhammed, daha ilk Mekke doneminden itibaren Araplari ortak bir ruh ve bilincte birlestirmenin yollarini aramis ve Arap milliyetciliginin ilk tohumlarini atmistir. Gecmis donemlerde insanlar arasinda ulusal birlik ve beraberlik duygularini yaratan ogeler genellikle; ayni kandan ve irktan olmak, ayni dili konusmak, ayni inanclarda (dinde) olmak... vb seylerdi. Bunun yaninda bir de ortak dusmana karsi savunma ya da saldirma geregi insanlar arasinda yakinlasma ve beraberlik geregini yaratirdi. Boylece, ayni irktan ve kandan olan, ayni dili konusan, ayni inanclarda toplanan, ayni topraklar uzerinde yasayan ve ortak bir tehlike (dusman) karsisinda bulundugunu bilen insanlar arasinda kendiliginden bir yakinlasma, bir beraberlik, bir birlik dogardi ki bu, ayni insanlari, ulusalik duygulari etrafinda ve orgutlenmis olarak yasamaya surukterdi. Iste Muhanamed de Araplar arasindaki birlik duygularini var etmek icin bu ogeleri eyleme koymustur. Araplari Tanri'nin en sevgili toplulugu olarak belirtmekte ve Tanri'yi Mekkelilere hitap ettirmekle, Peygamberlerini onlar arasinda sectigini soylemekle ise baslamis, larkli inanc ve ibadette de olsalar tum Araplari Tanri'nin korumakta oldugunu anlatmistir. Araplar arasindaki dil birligi duygularini guclendirmek amaciyle Arapcanin en mukemmel, en zengin bir dil oldugunu ve, cennetlerde konusulacak olan dilin Arapca olacagini ve Tanri'nin Araplara Arapca olarak seslendigini, yine Kur'an. ve Hadis hukumleri seklinde anlatmaya calismistir . Ve nihayet din ogesini, yani gecmis donemlerde insanlar arasinda ortak baglar ve duygular yaratmada en etkili ve onemli olan bir ogeyi de ele alarak Islam'i Araplarin eski geleneklerinin dini seklinde yerlestirmistir. Butun bu ogeler sayesinde Araplari bir araya getirmek, onlarda ortak bir ulusal duygu yaratmak ve boylece bir devlet orgutu halinde yasama istegini olusturmak istemistir. Tum bu saydigimiz ogeler, ayri ayri ye her biri kendi agirliginda, Araplik ve Arap milliyetciligi duygularinin koklesmesinde etkili olmustur. Bunu ilerdeki bolumlerde inceleyecegiz. Fakat butun bunlardan baska Muhammed, bir de araplari ic ve dis tehlikelere karsi ortak bir korkuda birlesme zorunlugunda birakmistir. Cunku bilindigi gibi ortak nefretlerde ya da ortak korkularda birlesmek toplum psikolojisinin ozelliklerindendir. "Benim oz evlatlarim" diye benimser gorundugu Araplar icin Muhammed, Korkutucu ve felaket getirici, dolayisiyle en buyuk dusman olarak uzere iki ulusu secmis ve bunlarin Yahudilerle Turk'ler oldugunu bildirmistir. Hic kuskusuz Musluman olmayanlar (Kafirler) da Araplarin dusmanidirlar ama bu iki millet, yani Yahudilerle Turkler kadar kotu ve tehlikeli olani yoktur. Gerek Kur'an hukumlerinden (Ye'cuc ile Me'cuc ornegi), gerek Buhari ve Muslim gibi en saglam kaynaklardaki hadislerden anlasilmaktadir ki Araplar (Muslumanlar) icin "Kiyamet gunu"nun (Hukum gunu) gelebilmesi icin Yahudilere ve Turklere karsi mutlaka savas acmak, saldirmak, onlari yenmek gerektir.

Gercekten de Muhammed Yahudilerle ilgili olarak bu konuda soyle bir hadis birakmistir: "...Yahudilere karsi savasmadikca ve bu savaslari, bir kaya parcasi gerisine saklanan bir Yahudi: - Ey Musluman, benim arkamda bir Yahudi var oldur onu! deyinceye kadar surdurmedikce kiyamet (hukum) gunu gelmis olmayacaktir". Bu hadis, Ebu Hureyre'nin nakli olarak gelmektedir. Ne kadar ilginctir ki, asagi yukari ayni nitelikte ve ayni deyimler icerisinde Turkler icin de, Turklere savaslar acilmasi konusunda da hadisler vardir ve bunlari da Buhari ve Muslim'de bulmaktayiz: "...Kucuk gozlu, kirmizi yuzlu ve suratlari kalin deriden yapilmis kalkanlara benzer Turklere karsi savaslar yapmakdikca hukum gunu gelmis olmayacaktir. Bu hadis de tipki yukardaki gibi Ebu Hureyre'den gelmedir ve goruldugu gibi, Turkleri korkunc yaratiklar seklinde gosterme egilimindedir.

Bu konuya ve ilgili Kur'an ve Hadis hukumlerine biraz ilerde donecegiz. Fakat simdilik sunu belirtelim ki Muhammed, Mekke ve Medine'de Arap'larla ic ice yasayan Yahudileri ve Hiristiyanlari kendisine inandiramayacagini anladigi an onlari ic dusman ve tehlike olarak gormus ve Arap'lari bu yakin tehlike karsisinda birlesmeye kiskirtirken, diger yandan da disa acilmak, uzak diyarlara ve ornegin Orta Asya'lara yayilmak ye fetihler yapmak, zenginliklere kavusmak hevesiyle Turk'leri Ye'cuc ve Me'cuc efsanesi icerisinde felaket getirici bir irk olarak tanimlama siyasetini gutmustur.

kayak ilhan arsel

Degerli irkdaslarim Turk irki kendisi tanimadikca ve ozune inmedikce daha baslarina Tanri gostermesin cok felaket gelcektir.
Ummetcilik bizi kiskacina almis durumda zannetmeyin ki Bati trakyada durum farkli. Liseyi Turk okulu olan CELAL BAYARDA bitirdim. Okulumuzda bizim zamanimizda sikmabas yoktu tek tuk girmeye calistilarsada bir iki turkcu arkadasimizla beraber mucadele ettik buyuzden dinci hocadan samanistmi olmadik kafirmi Ataturkcu mu. Sormayin o yillarda basimiza geleni Kamu hukukunu bitirdim. Yasim 27 4 sene toragimdan uzak durdum, donusumde okuluma ugradigimda turbanlilar dolmustu Sinirli. Tanri sonumuzu guzel yapsin ne diyeyim ki.

Kandaslar biraz uzun ama mutlaka okumanizi tavsiye ederim eselikler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, yükselmek için değil, yükseltmek içindir
NoYaN-oLCay
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 24 Ağustos 2012, 22:08:15 »

Kandaşım bu sizin yazınız mı yoksa başkasının mı? Eğer sizin değilse kaynak belirtin lütfen. Yazı ise kaynak olarak alınacak kadar güzel hazırlanmış sizinse kutluyorum sizi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
NoYaN-oLCay
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 24 Ağustos 2012, 22:09:31 »

Birde devamı varmış. Ayrıca kaynakta göstermişsin kandaşım, teşekkür ederim böyle bir yazıyı bizimle paylaştığın için..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Demirbuga
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 52



« Yanıtla #5 : 24 Ağustos 2012, 22:24:39 »


Birde devamı varmış. Ayrıca kaynakta göstermişsin kandaşım, teşekkür ederim böyle bir yazıyı bizimle paylaştığın için..

Kandasim yazi bana ait degil. Ilhan arselin Arap Milliyetciligi ve Türkler kitabindan alintilar. Bilgisayarimda mevcut firsat buldukca yeni yeni bilgiler ekliyecegim
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, yükselmek için değil, yükseltmek içindir
Tarhun Hatun
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 692


Bin cihana değişmem şu öksüz TÜRKLÜĞÜMÜ!


Site
« Yanıtla #6 : 24 Ağustos 2012, 22:57:20 »

Gece ortalık sakinleyince okuyacağım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.155 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.