TENGRİCİLİK, BİZ ATEİST DEĞİLİZ. (Anketli)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 10:41:09


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Anket
Soru: Ateist Türkçü Olur mu?
Evet olur. - 282 (41%)
Hayır Olamaz. - 406 (59%)
Toplam oy: 644

Sayfa: 1 ... 72 73 [74]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TENGRİCİLİK, BİZ ATEİST DEĞİLİZ. (Anketli)  (Okunma Sayısı 263800 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Başkomutan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5



« Yanıtla #730 : 22 Ekim 2017, 13:00:46 »

Hoş buldum Tan Hu,
yapılması gerekenleri sırasıyla  yerine getirileceğim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 600


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #731 : 22 Ekim 2017, 17:28:03 »

İlahi Muzaffer kandaşım..."İlahsızlık" da ne oluyor...

Bir konuyu ele alırken asla o konunun doğasının izin verdiğinden daha fazla bir kesinliğe ulaşma beklentisine girmemek, eğitim görmüş zihnin göstergesidir.

Türkçüler için evrim var ise ırkçılıkta onun temelinde vardır. Kim demiş evrim yok diye...Sosyal Darwinizm, 19. Yüzyılın ortalarında, bilimin temel referans olarak alındığı ve kutsandığı bir ortamda gelişen bir “evrim teorisi” fikridir. Atsız Atamızın ifade ve açıklamalarına bakıldığı vakit, Sosyal Darwinizm’in “ırkçı” tanımlamaları ile paralel fikirler ortaya koyduğu görülebilmektedir.

Biyoloji ilmine göre, bütün canlıların amacının kendi soylarının bütün dünyayı bürümesi olduğunu ifade eden Atsız Ata, bütün hayvanların ve bitkilerin cinslerinin bütün dünyayı kaplayamıyorsa bunun sebebinin aynı amacı taşıyan diğer cinslerin dirençten kaynaklandığını açıklar. Türlerin, aynı amaç için yaptıkları bu faaliyet ve karşı karşıya kaldıkları bu dirençten, “hayat kavgası” doğmakta, zayıflar ezilmekte ve güçlüler çoğalmaktadır.

Atsız Ataya göre, insanlar eşit değildir ve tabiatta eşitlik diye bir şeyin olmadığı açıktır. Tabiatı da Tanrı yarattığı için, Tanrı canlılar arasında bir eşitlik düşünmemiştir.

Toplumların yayılmak ve büyümek için çatıştığını ifade eden Atsız Ata; böyle bir toplumsal kural olmasa, “barışçı olan İsa’nın dinindeki” milletlerin asırlarca savaşmayacağını, Budist Japonların savaşın sözünü dahi etmeyeceğini ve Müslümanların birbirini öldürmeyeceğini söylemiştir.

Türkçülüğün kendine özgü bir dünya görüşü olduğunu ve gerçekçi olan Türkçülüğün “yaşamak için kavga” kanunun sonsuza kadar devam edeceğini her daim dile Atamız gibi getirmişizdir. Bundan ötürü, Türkçülük, askerliğe karşı saygı duyar ve Türk ırkının “askeri millet” olma geleneğini geliştirme amacını gütmesinden bahseder.

Atsız Atamıza göre, “din bir mefkûre olma kuvvetini” kaybetmiştir. Bu ifade ile Atsız Ata, açıkça Türkçülüğü “din” olgusunun yerine ikame edilmesi gereken bir düşünce olarak sunmaktadır. Yani Türkçülük ile top yekün başka bir ilah arama arayışına geçmiş değiliz.

İnsan inanç duygusundan bağımsız bir yaşam sürmediği gibi, inançsal etkinin süreklilik içermesiyle ya da süreklilik arz etmediği dönemlerinde de her zaman bir “kutsal” arayışı içerisinde zaten olmak zorunda kalacaktır, insanın doğası budur. Bundan ötürü, değişim nasıl bir toplumsal gerçeklikse, “kutsal arayışı” da o denli toplumsal bir gerçekliktir. Atalarımız yaşamıyor ama atalarımızın kanları Türkçülerin damarlarında dans ediyor, ruhlarını çiviler ile tarihin derinliklerine mıhlıyor.

Atsız Ataya göre her ne kadar Türkler, daha önce mani dininin ve Çin etkisinin olumsuz tesirlerine uğrasa da, İslamiyet’in olumsuz tesiri diğerlerinden çok daha fazla olmuş ve Türkler milli kültürlerini ihmal etmeleri yüzünden birçok belaya maruz kalmıştır. Atsız Ata bu minvalde, din değiştirmeyi “medeniyet” değiştirme olarak ifade etmekte ve aynı “yanlış”lığın “batı medeniyeti” içerisine girildiğinde, Hıristiyanlığın menfi tesirleri ile tekrarlanacağına inanmaktadır. Zira Atsız Ata, İslam’a girişte yaşanan medeniyet değişimiyle, İslam sadece “din” yoluyla değil, medeniyeti oluşturan dil, kültür gibi unsurlar yoluyla da Türk Medeniyeti tahrip ettiğini belirtmektedir.

Türk olmak için ilk önce Türk kanından gelinmesi şartını ifade eden Atsız Ata, daha sonra “dil” unsurunu daha sonra da “dilek birliği” olgusunu öne sürmektedir. Burada, Atsız Ata, milleti oluşturan unsurlar dahiline “din” ünitesini almadığı görülmektedir. Atsız Ata bu yıllarda yazdığı bir başka makalesinde ise milliyetçilik ile “hilafetçilik-İslamcılık”ın birbirine tamamen zıt iki fikir olduğunu açıklamıştır.

Türklerin inanç temeli olan Gök (Kök) Tengri Dininin ve onun Ata ruhuna, doğa varlıklarına inanmaya dayanan Şamanizm’i (Kam), Türkler adına “milli din” olarak açıklayan ve İslam’ın Türkler adına ciddi tahribatlar oluşturduğu kanaatinde olan Atsız Atanın ilk düşünce yıllarında İslam yerine “milli din” sıfatını kullanması ilgi çekicidir.

Atsız Atamız Türkçülüğün artık Türkler için bir “ülkü” olarak “din-inanç” yerine ikame edilmesi gerektiğini savunmuştur.

Ancak, Atsız Atamızın bu yıllarda yine de inancın işlevsel yanları olduğunu ve manevi anlamda “din”i gerekli gördüğünü düşündüğünü gösteren ifadelere de rastlamak mümkündür.

Atsız Atamıza göre bir milletin fertleri, “ülkü” sayesinde heyecan içinde yaşar. “Kan”, “fedakârlık” ve “kahramanlık” gibi unsurlar sayesinde beslenen “ülkülere” varılmak için “milli kin”e gereksinim duyulur. “Ülkülere kanla, kılıçla, dövüşle, milli kinle varılır… Ülkü bir dindir. Kahramanlar ve şehitler ister”.

Zira ortada “milli” bir düşünce kalmayınca, manevi bir inanca sarılmak durumunda kalanlar dinci fikirlere tevessül etmektedir. Bunun sebebi, gençlerin beynine ve gönlüne “milli” bir biçimde hitap edilmemesidir.

Türkçülük fikri ihtişamlıdır ve O’nun uğrunda ölmek yücedir ve “ancak ruhunda istidat olanlar” bu yüceliği algılayabilir.

Türk milletinin yüksek şeref ve menfaatini müdafaa edecek yegane ülkü Türkçülüktür. Bunun dışında yer alacak milli ve manevi hasletleri, yitirilmişlikleri kendimize bir kurtuluş yoluymuş inancı ile yamamak en yüksek zavallılık belirtisidir.

Türkçü, Tanrı’nın Türk Tanrısı olduğuna, mavi gökle kara toprak arasındaki insanoğullarının yalnız Türklerden ibaret bulunduğuna, kendi ırklarının başkalarına hakim olarak yaratıldığına inanan Atalarımız gibi yaşamanın adıdır.

Oldukça teveccüh gördüğünü düşündüğümüz, ümmetçilik, komünizm, frenkperestlik, ateistlik ve kozmopolitlik düşüncelerinin “ülkü” eksikliğinden kaynaklandığını ifade ederek ve bu fikirlerin ülke içerisinde gelişmeye hız kazanması karşısında, sarılacak tek dayanağın “Türkçülük” fikri olduğunu her defasında hatırlatmayı bir milletimize borç biliriz.

Atalarımızın ilkelerini asla terk etmeyeceğiz. Cumhuriyet dönemi ile birlikte “muasır medeniyete ulaşma” parolası ışığında “batı medeniyeti” dairesi içerisine girme arzusuna karşı çıkmaktayız. Bu hususta tarihi referans alan Atsız, dilde yaşanabilecek yabancılaşmayı her daim öne çıkarmış ve Araplaşma vurgusu yapmıştır.

“Irkımıza, devletimize, yurdumuza, mukaddesatımıza, şerefimize fenalık etmiş olan her millete, her dine, fikre, cemiyete, ferde düşmanız; kinimiz dinimizdir”. (Gök Bilge Atsız Ata)

“Ülkücülük karşılıksız bir fedakârlık ve hizmet duygusudur. Ne dindarın cennetinden nimetler, ne mutasavvıfın hayalindeki Tanrıyla buluşma gibi olağanüstü zevkler bizde yoktur.”(Gök Bilge Atsız Ata)

Kim olduğumuzu inşa etmemiz aynı zamanda kim olmadığımızı da ortaya koymamızı gerekli kılacağı anlamına gelmemektedir.

Tan Hu Emre
22.10.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Çi-Çi
Deli Sarı
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bayan
ileti Sayısı: 1.310



« Yanıtla #732 : 24 Ekim 2017, 16:20:33 »

'Daha zekâsının pek iptidai olduğu zamandan beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. Zekânın ve bilimin yükselmesiyle dinler de yükselmiş, tek Tanrılı dinlerle dinler çağı kapanmış, din uğruna yapılan korkunç savaşlar ve kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına sığınmış bir kanaat olarak saygıdeğer bir yer kazanmıştır. Artık medeni insanlar arasında din tartışması yapılmıyor. Dinler hakkında avamı yazılar değil, ancak bilginlerin etütleri yayınlanıyor. Medeni insan, başkalarının dini inancına saygı gösteriyor. Kimseyi propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.

Türkiye'de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. Mabedsiz şehir kurmakla övünen budalar, çirkin harabelerin mabed hâline getirileceğini düşünememiştir.... Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanilik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu....Bana göre Ticanilik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebebi, millî ülküden yoksunluktur. Tıpkı normal yemek bulamayan aç çocuğun duvarı yalaması, yerde bulduğu faydasız veya zararlı şeyleri yemesi gibi bağlanacak büyük bir ülkü bulamayan insanlar, abur - cubur düşüncelere kurtarıcı diye yapışıyorlar. Çünkü insanlar, bir fikre bağlanmaya mecburdur. Bu istidat mayasında vardır. Bunu hiçbir kuvvet önleyemez.' Atsız, Nurculuk Denen Sayıklama, Basılmayan Makaleler, s:531 - 534
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 72 73 [74]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.056 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.017s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.