Siyasetten Tâharet
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 11:38:41


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Siyasetten Tâharet  (Okunma Sayısı 1209 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ermetin
Ziyaretçi
« : 15 Şubat 2012, 22:41:34 »


Her siyasetçiye ihtiyatla mı yaklaşmalıyız?
Ülkemizin tuhaf özeliklerinden biri, belki de en önemlisi siyasete ve popüler siyasi partilere olan olağanüstü ilgi ve bütün eski-yeni popüler siyasetçilere neden oldukları olumsuzluklara rağmen duyulan, bitmek tükenmez ilgi ve anlamsız güvendir.
Ülkemiz insanlarının büyük bir bölümü, belirli bir partinin iktidarda olması durumunda çektikleri sıkıntıların çözümleneceğine gerçekten samimiyetle inanırlar. Siyaset sarkacının salınımının nedeni de budur. Bir kişi bir partiye programını dahi bilmeden, sadece liderine duyduğu sevgiden veya kendi dünya görüşüne, dini duygularına, yakın bulduğundan dolayı oy verir.Ama mutsuz- luğu nedense sürer.Bunun üzerine, mutluluk yıllarını geri(?) geti- recek olanın, siyasi görüşüne yakın olan ikinci bir parti olduğu sonucuna varır. Bütün yakın görüşteki partilerin büyüsünden kurtulabildiğinde ise ölümün eşiğindedir. Gençliğinin inancını çocuk- larında devam ettirir ve tahtaravalli hareketi böylece sürüp gider.
Eğer politikada değişik bir şeyler yapmak ve ulusun politikacılara olan güvenini tekrar canlandırmak istiyorsak politik sorunlara tamamen değişik bir açıdan bakmamız gerektiğini belirtmek isterim. Demokrasilerde bir parti iktidara gelebilmek için ulusun çoğunluğunun ilgi duyacağı çağrılar yapmak zorundadır. Ülkemizde ise bu tür çağrıları yapan siyasal partiler ise eskiden beri ulusu mezhep, etni veya sınıf olarak bölme gayreti içinde olmuşlardır. Hedef kitlelerinin ve tabanlarının böyle sağlanacağına kendilerini inandırmışlardır. Bu nedenle ülkemizde geniş ölçüde bir kitleyi kucaklamayı başaracak bir çağrının ülkeye zarar vermeme si neredeyse olanaksız hale gelmiştir. Büyük bir siyasi partinin, gerçekten köklü bir ideolojisi yoksa, ulus için yararlı bir program ortaya koyması pek de mümkün değildir. böyle bir durumda eğer ülke için yararlı programlar çıkarılacaksa, bunların parti yönetimleri dışında bir mekanizma ile hazırlanması zorunlu hale gelir. Bu mekanizmanın da demokrasi ile nasıl bağdaştırılacağı, günümüzün öncelikli sorunlarından biridir.
Politik sorunların çözümünde birbirinden yapı olarak farklı iki tür uzman vardır. Partilerin politikacıları ve çoğunlukla da bürokrat olan teknisyenler. Ne yazık ki bağımsız fikir üreten akademik ve ekonomik merkezler (şimdiki deyimi ile NGO’lar değil, millî fikir merkezleri) Türkiye’de bulunmamaktadır. Yine de kabaca iki grupta topladığımız bu uzmanlardan politikacıların becerisi, insanları yapacaklarının kendi yararlarına olduğuna inandırmak, teknisyenlerin becerisi ise halkın inandırılması koşuluyla neyin gerçekten yararlı olacağını saptamaktır.
Demokrasilerde politikacının gücü, sokaktaki adama doğru gibi görünen fikirlere sahip çıkmasına bağlıdır. Politikacılardan bunun dışında bir fikrin de iyi olduğunu savunabilme yüce gönül- lülüğünü beklemek boşunadır. Çünkü böyle yaparlarsa hedef kitlelerini başkasına kaptırırlar. Bu nedenle politikacılara, kaba deyimiyle rüşvet almamayı öğütlemek dışında tarafsız olmaları yolunda uyarılarda bulunmanın hiçbir yararı yoktur. Ülkemiz politikacısının başarısı, kendi kitlesini çoğunluğa dönüştürebilmesi ile eş anlamlı düşünüle gelmiştir. Bütün bir ulusça, aynı ölçüde mantıklı görülecek çözümler, öteki partilerce de benimsenebileceği için, parti politikacısına cazip gelmeyecektir. Sonuçta politikacı bütün dikkatini rakip partiyi destekleyenlerin çekirdeğini oluşturan kesimin hoşlanmadığı önlemler üzerine yoğunlaştırır. Bunlardan başka bir öneri ne kadar dikkate değer olursa olsun, meydan konuşmalarında hitap ettiği, sokaktaki adama inandırıcı gelecek iç mantıktan yoksun ise o politikacıya yarar sağlamayacağı için reddedilecektir. Politikacıların özel becerisi, hangi toplumsal tutkuların en kolay ve en kârlı biçimde tahrik edilebileceğinin tespiti ve tahrik olunduğunda politikacının kendine ve politik çevresine en az zararın nasıl sağlanacağını bilmektir.
Tutarlı ve ulusal çıkarları ön planda tutan politikacılar şu koşulları yerine getirmekle yükümlüdürler:
1-Üretilecek fikirlerde ulusun geleceği ve çoğunluğun yararına hizmet etmek.
2-Bunun için inandırıcı kanıtların olabildiğince gerçekçi ve basit olmasını sağlamak.
3-Ulusun ve ülkenin geleceğine yönelik kararlarda hiçbir günlük siyasi kaygı taşımamak.
Şimdi, siyasi partilerin stratejilerini belirlemede yararlandığı ve “uzman” adı verilen kişileri inceleyelim:
Uzman, kural olarak politik güç amaçlayan bir kimse değildir (veya olmamalıdır). Politik bir soruna karşı doğal tepkisi neyin popüler olacağını değil, neyin yararlı olacağını araştırmaktır. Belirli konularda üstün teknik bilgi sahibidir. Bireyler hakkında deneyimlidir. Davranış kalıplarını en uygun şekilde değerlendirebilecek biri- kime sahiptirler. Elbette tüm bunlar olumlu özelliklerdir ve uzmanlık alanına giren konularda görüşlerinin saygıyla anılmasını sağlar.
Ancak genellikle teknisyen uzmanların kusurlarından biri de bölümlerinin önemini abartmalarıdır. Bu nedenle de geneli yeterince değerlendiremediklerinden, sorunlara yaklaşımlarında hatalara rastlanır. Uzmanın, veya uzman politikacının bir diğer kusuru da popüler tutkuları değerlendirememesidir. Bu nedenden dolayıdır ki, uzmanlardan kurulu bir yürütme erki, politikacılar kadar başarı sağlayamazlar.
Sonuç olarak;iktidar gücünü teknisyenlere vererek, beğenme- diğimiz  politikacılardan kurtulma isteğimizin pek de gerçekçi olmadığını söyleyebiliriz. Uzmanların, toplumun gerçek isteklerini bilen ve ulusal çıkarlara göre hareket eden politikacıların emrinde olmalarında büyük yarar vardır Ancak burada toplumun yararı açısından özellikle üzerinde durulması gereken nokta; “Ulusal çıkarlara göre hareket etme” noktasıdır ki,bunu ne tek başına politikacı, ne de“uzman” sağlayabilir. Bu noktada, devreye girmesi gereken unsur, ülkenin Millî güvenliğinden sorumlu, “siyasi erk”in kararlarını ulusal çıkarların süzgecinden geçirebilecek birikime sahip, milletin duygu, düşünce ve gereksinimlerini milli güvenlik açısından süzebilecek kapasitede, yeni anayasa ile kaldırılmış olan “Senato” veya benzeri bir süzgeç kuruluştur.
Bugün 550 milletvekiline sahip parlamentonun kabul ettiği yasaların Cumhurbaşkanı’na gönderilmeden önce denetimini ve millî güvenlik açısından uzun erimli analizini yapabilecek seviyede birikime sahip,  Örneğin; Anayasa Mahkemesi Eski üyeleri, Kuvvet eski komutanları, Meclis eski başkanları ve emekli hariciyeci- lerimizden oluşan bir süzgeç kuruluş, Cumhurbaşkanının onayına takrar tekrar sunularak Cumhurbaşkanını, aslında onun şahsında rejimi yıpratmaya yönelik girişimler de önlenir düşüncesindeyiz.. 


S. KEMAL ERMETİN
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.045 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.