KONJONKTÜREL DEĞİŞİM
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 07 Aralık 2019, 02:56:59


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KONJONKTÜREL DEĞİŞİM  (Okunma Sayısı 4251 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Gökkurt-1776
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 48


Türklük ve Türkçülük ebedidir.


« : 25 Ağustos 2010, 15:47:04 »


 :GokTurk:KONJONKTÜREL DEĞİŞİM

         1. 1940’lar - CHP’nin dönüşüm süreci ve İlerici-Gerici Tartışmaları


Bu tartışmaya sanırım Türkiye’de gerçek anlamda çok partili hayata geçişin gerçekleştiği 1945 yılından başlamak doğru olur.Bu yıla gelene kadar özellikle 1940’lı yıllarda Türkiye’nin iç politikasındaki gelişmeleri çoğunlukla dış politik parametreler belirlemiştir.CHP iktidarı Türkiye’yi 2.Dünya Savaşının içerisine sokmamak için gerek ekonomik gerekse toplumsal anlamda çok ciddi yaptırımlara gitmiş, uygulanan kemer sıkma politikalarından elde edilen değerler yada birikimler tehdidin çok ciddi hissedildiği ülke savunmasına harcanmış, bu da halkın mevcut iktidara karşı tavır almasına yol açmıştır.
Söz konusu yıllarda, uluslar arası ilişkilerde seyreden istikrarsız dalgalanmalar Türkiye’yi de derinden etkilemiş bu bağlamda ülkede seferberlik ilan edilerek teyakkuza geçilmiş her an saldırı olacakmış gibi toplum olması gerektiği gibi baskı altında kalmıştır. Bu her ne kadar savaşa girmemek için zorunlu olsa da CHP iktidarı bunun bedelini 1950 seçimlerinde iktidarı kaybederek ödemiştir.
Bu dönemde M. Kemal Atatürk gibi büyük bir önderden beri devam eden bir parti nasıl olur bu şekilde iktidarı kaybederdi? Bunu da yukarda saydığımız birkaç nedene ek olarak şöyle ifade etmek mümkündür; Parti, belli bir döneme kadar (özellikle 2. Dünya Savaşının başladığı dönem) toplumun bütün kesimlerini kucaklar bir görüntü içindeyken özellikle Mustafa Kemal’in vefatı ve 2. Dünya Savaşı ile beraber biraz daha taşradan (ki bundan merkez-çevre modeli itibariyle çevre diye bahsedebiliriz) merkezi hale gelmiştir.
Şöyle ki; Cumhuriyet’in kuruluş kadrosuna ve felsefesine baktığımızda bunların tepeden inme olmadığını görürüz. Bütün bunlar bir süreçtir ve bu süreç de Tanzimat ile başlar. Tanzimatın oluşumunda Osmanlı  yıllardır yapmaya çalıştığı şu olguyu gerçekleştirmek istemiştir, Modernleşme… Fakat, Tanzimat her ne kadar başarısız gibi görünse de Osmanlı’yı sonlandıracak kadronun gelişmesine olanak sağlamış bu da bir anlamda fitilin ateşlendiği zaman olmuştur. Tanzimatın gerçekte başarısızlığı ise merkezin çevreye etki edememesindedir. Şöyle ki; örneğin, yenilik ve modernleşme adına açılan okullar yalnızca büyük şehirlerde kalmış ve bunlar taşraya inememiştir.Bu ve bunun gibi pek çok yenilik ve modernleşme hareketi taşraya inemediğinden merkezin çevreyle olan etkileşimi azalmış ve bu Osmanlı toplum hayatında ciddi ikileme yol açmıştır.Yani, büyük kentlerde modern ve çağdaş okullar açılırken, taşrada bunun eksikliği ile geleneksel eğitim veren, din eğitimi veren okullar fazlalaşmış ve bu ikiliğin kaynağı olmuştur.Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadronun en büyük başarısıysa Tanzimat ile gerçekleşmeyen  bu süreci gerçekleştirmek olmuştur.Yani yeni Türkiye merkezin çevreye etki ettiği yeni bir modeldir.Yeni Türkiye Cumhuriyeti yeni önderiyle artık toplumun bütün kesimini kucaklayan, toplumun çok büyük çoğunluğunun desteğini alan bir hale gelmiştir.
   Bu kısa bilgiyi de verdikten sonra konuyu çok da fazla dağıtmadan şuraya gelmek istiyorum; Bütün bu süreç yani toplumu kucaklama, taşraya inebilme ve her kesimi temsil etme şekli 1940’lı yıllara kadar devam etmiş, bu yıllardan sonra ise özellikle uluslar arası konjonktürdeki gelişmeler iç politikayı etkilemiş ve Cumhuriyeti kuran CHP kadrosuna yönelik ciddi tepkiler ortaya çıkmış parti içinden çatlak sesler yükselmeye başlamıştır. CHP iktidarına karşı kurulan en ciddi muhalefet partisi olan Demokrat Parti kurulduktan sonra bu partinin izlemiş olduğu program itibariyle toplumun savaş şartları dolayısıyla (2. Dünya Savaşı) mevcut iktidara karşı tepki vermesini söz konusu parti kendi lehine kullanmış bu şekilde de kendi yükselişini hızlandırmıştır.
   CHP iktidarına tepki veren kesim 1940’lı yıllardaki seferberlik dolayısıyla angaryada çalıştırılmış işçiler ve toplumun özellikle orta kesimi olmuştur. Zaten DP’nin ve 1960 sonrası da DP’nin devamı olan Adalet Partisi’nin seçmen potansiyelini bu kitle oluşturacaktır. CHP ise  özellikle 1950’lerden sonra artık elit bir parti konumuna yükselmiş toplumun sadece üst sınıflarından, okumuş ve iyi eğitim almış insanlar tarafından desteklenen bir parti haline gelmiştir. Bu süreç ile eski özelliğini yitirmiş ve bu dönemden sonra da daha uzun yıllarca eskiye dönememiştir.
   DP’nin parti programı, kurulduktan sonra dini bir orijin kazanmıştır.Halkın inançlar konusundaki hassasiyeti dönemin siyasetinde de önemli rol oynamış, DP bu durumdan rant sağlarken bu durum CHP’nin menfaatine olmamıştır.Fakat bu süreçle birlikte artık dönemin siyaset anlayışı çift kutuplu hale gelmiş, bu kutuplar ise ilerici-gerici bağlamında gündeme oturmuştur.CHP bu süreç ile inançlar konusuna laiklik mevzusunu gündemde tutarak mesafeli durmuş, bunu siyasette bir argüman olarak kullanan DP cephesine karşı gerici algılamasına girmiştir.CHP’nin seçmen kitlesi de göz önüne alındığında CHP’nin bu bağlamda daha ilerici görüntü sergilediği görülebilir.Bu görüntüler itibariyle 1950’li yıllar ilerici-gerici zıtlığı ile geçmiştir.Sonuç olarak Tanzimat Dönemi ile ortaya çıkmış statükocu-yenilikçi karşıtlığı yeni dönemde yerini ilerici-gerici karşıtlığına bırakarak yeni bir boyut kazanmış oldu.


2. Milliyetçilikten Uzaklaşma Süreci; İlerici-Gerici Zıtlığının Evrimi: Sağ-Sol

   
   Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Türkçü fikriyat ciddi anlamda önemliydi. Bu dönemde Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi bu düşünce tipi ya da bu ideoloji üstüne oturtulmak istenmiştir.Bugün bu teori pek de fazla rağbet görmese de, insanlar Atatürk’ün çok önemli belki de en önemli Türkçü olduğunu kabul etmeseler de bu gerçek değişmez. Sadece Atatürk de değil onun yanında olup ona destek veren Mahmut Esat Bozkurt, Şükrü Saraçoğlu, Zeki Velidi Togan hatta daha sonraları Hüseyin Nihal Atsız gibi pek çok Türkçü bu felsefenin yerleşmesi için çaba göstermiştir.
   2. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın yükselişte olduğu dönemde Türkiye’de de Türkçü akım devlet tarafından ciddi olarak desteklenmekte ve Avrupa’daki revizyonist kampa pozitif mesajlar verilmekteydi.Almanya’nın savaşı kaybetmeye yüz tuttuğu dönemde Türkçü akım aleyhine ciddi kampanyalar başlatılmış ve o bildiğimiz meşhur 3 Mayıs davaları vuku bulmuştur.Bu davalarda aralarında H. Nihal Atsız, Necdet Sançar, R. Oğuz Türkan gibi ciddi Türkçüler yargılanmış hüküm giymiş, işkenceler görmüş fakat bunlar savaşın bitmesi ile teker teker salıverilmiştir.Yargı dönemin konjonktürü içinde hukuka değil duruma uygun kararlar vermiştir. Bu her önemli dönemde böyle olmuştur ve bugün de böyledir.(bkz. Ergenekon Davaları)
   3 Mayıs 1944 davaları Türkiye’de Türkçülük ideolojisinin geri plana atıldığı süreci başlatmıştır.Bu olayla birlikte artık toplum gerek ekonomik ihtiyaçlar dolayısıyla gerekse de sosyalizmin yayılmaya başladığı dönemde bunun Türkiye’ye sıçraması sebebiyle Türkçülüğü benimsememeye başlamış ve bu ideolojinin hareket alanı maalesef daralmış mevcut siyasette yer tutmaz hale gelmiştir.Fakat ne olursa olsun bu bayrağı devam ettirmeye çalışan ve bunda da başarılı olmuş kişiler de vardır;örneğin H. Nihal Atsız….
   Neredeyse ortak bir çatı haline gelmiş olan milliyetçilik şuuru sosyalist akımın ortaya çıkması ile soğuk savaşın başlangıç sürecinde çatırdamaya başlamış, belli bir döneme kadar içerisinde pek çok önemli Türkçüyü barındıran CHP sosyalizmin yükselişe geçmesi ile parti programını ve felsefesini değiştirmiş artık dünya siyasetinde moda haline gelmiş sosyalist çizgiye kaymıştır.Fakat sosyalizme karşı, karşıt ideolojiler tüm dünyada olduğu gibi cevap vermekte gecikmemiştir.Milliyetçilik akımı Sovyet tehdidine karşı yine ayağa kalkmıştır.1940’ların ilerici-gerici çekişmesi veya zıtlaşması artık evrilerek yerini 1960’ların atmosferinde daha da şiddetlenerek sürecek olan sağcılık-solculuk olgusuna bırakmıştır.


    
3.Milliyetçilikte Cephenin Genişlemesinden Türk-İslam Sentezine


   Sol akımın önem kazanması ülkede Sovyet tehdidini ciddi boyutlara taşımıştır. Özellikle de 1960 darbesinden sonra…1952’deki Sputnik olayı ile dünyada uluslar arası ilişkiler çok hassas bir boyut almış, aynı kutuptaki periferi ülkelerin karşıt kutuptaki ülkelerle en ufak bir ilişki içine girmesi bile iki blok arasındaki gerilimi tırmandırmıştır. Dünya, 1945’ten 1990’a kadar nükleer savaş tehdidini her zaman artan ve azalan nispette hissetmiştir. Bu dönemde bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de sağcı solcu karşıtlığı ve bu karşıtlığın barındırdığı şiddet olayları artarak devam etmiştir. Taa ki 12 Eylül 1980’e kadar…
   1960 ile birlikte sosyalizm oldukça güç kazanmış ve toplum içinde ciddi anlamda popülerleşmişti. Milliyetçi ve muhafazakar cepheleri ise ayrı örgütlenmeler ve ayrı temeller üzerinde bu karşıtlığı devam ettiriyorlardı.1960’ın sonlarında Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi yerini Milliyetçi Hareket Partisi’ne bırakıyor, ve yeni kurulan parti, programında milliyetçiliğin yanında İslamcılığı da ön planda tutacak olduğunu gösteriyordu.
   Ülkedeki siyasette, özellikle sokaktaki insanlar üzerindeki etkisi itibariyle, ciddi değişiklikler oluyordu. Sosyalizme ve Sovyet tehdidine karşı verilen mücadelede milliyetçilik karşıtlığı cephe genişletiyor ve bunun üzerine bu zamana kadar bu mücadelede örgütsel anlamda pasif kalmış (bugünkü cemaat aktivitesini düşündüğümüzde) cemaatler ve İslamcılar bu cephe içerisinde yer alıyordu ya da aldırılıyordu. Genişletilmiş yeni cephe de bir şekilde meşruiyet kazanmalı ve ortak politikası olmalıydı. Bu bağlamda bu cephenin adı, ki buna cephe değil artık suni ideoloji desek daha doğru olur, Türk-İslam senteziydi.
   Her ne kadar sosyalizm ile mücadelede oldukça aktif olduklarını iddia etseler de , bu ideoloji oldukça suni ve yapay bir ideoloji olmaktan öte değildir.Bir kere gerçek anlamda Türkçüler bu ideoloji ile pasifize edilmiş “Müslüman olmayan Türk olamaz” şeklindeki saçmalıklar artmış hatta bunlar daha sonraları aleviler üzerinde bile ciddi baskılara giderek “Sünni-müslüman olmayan Türk de değildir” e kadar işi getirmişlerdir.Bu düşünce tiplerinin artması ile saf Türkçü-Turancı kişiler yavaş yavaş tasfiye olmuşlar ve Nihal Atsız’ın ve dolayısıyla saf Türkçülüğün yolunu tercih ederek bu ayrışmayı istemeden de olsa derinleştirmişlerdir. Belki de bu bağlamda en az suçlu Atsız’ı benimseyenler olmuştur. Bugün her ne kadar milliyetçiler ya da daha doğrusu sentezciler arasında Atsız’ı benimseyenler olduğunu söyleyenler olsa da bunlar şahsi ve kişisel olmaktan öteye gidemez.
   Türk-İslam sentezi bu bağlamda tam bir fiyaskodur, uydurmadır. Turancılığa temelde aykırılık teşkil eder. Müslüman olmayanın Türklüğünü sorgulayan bir zihniyet nasıl olur da Yakutistan’daki Şaman Türkünü ya da Doğu Türkistandaki Budist Türkünü ya da Musevi Karay Türklerini ya da Hıristiyan Gagavuz (Gök oğuz) Türklerini vs. aynı çatı altına sokabilir. Yoksa bunları bu çatı altına almayıp sırf Müslüman olduğu için Arapları mı bu çatı altına almayı amaçlamaktadır. Bu sentez daha temelde çatırdamıştır. Bir ikinci en önemli götürü de bu bağlamda milliyetçiliğin içerisindeki bu çatlak dolayısıyla artık Türkçülüğün milliyetçilikten farklı bir boyut kazanması olmuştur. Türkçülük, fikriyatını Turancılık ve Milletperverlik üzerine inşa ederken milliyetçi cephe milletçi-ümmetçi tartışması arasında kalıp ideolojik anlamda büyüme olanağı bulamamıştır. Bugün bile hala bu iki fikrin çatışması arasında kalıp kendini tanımlayamayan insanlar bütünü mevcuttur.
   Türk-İslam sentezi uydurmasının yarattığı bir başka sorun da, cemaatlerin bugün örgütsel yapı kazanmasını sağlamak olmuştur. Cumhuriyet’in temel değerlerine karşı olan güruhun sırf sosyalizmle mücadele içerisinde milliyetçiler ile aynı safta yer alması milliyetçiliğe insanların gözünde prestij kaybettirmiştir. Cemaatler, özellikle 1990 sonrası söz konusu cephenin ayrışmaya başlaması dolayısıyla kendi yapılanmalarını ciddi boyutlara ulaştırmışlar, örgütsel anlamda gelişim göstermişlerdir. Özellikle Fethullah Gülen ve saidi kürdü akımları Amerika’nın Ortadoğu’ya yönelik planları paralelinde de önemli figüranlar olmuşlar ve söz konusu cemaat örüntüleri bu politikalardan nemalanarak ılımlı İslam’ın Türkiye’de etkin olabilmesi için propaganda faaliyetlerine girmişlerdir. Bugün siyasal iktidarın maskesi altında görünen yüz budur.


3. Değişim… Sosyal Demokrasinin Milliyetçilik ile İttifakı: Ulusalcılık


   1990’lar ile birlikte dünyadaki siyasi konjonktür değişime uğramış, Sovyetler’in dağılması ile dünyada doğan bu güç boşluğunu ABD doldurmaya çalışarak dünyada başka yeni istikrarsız süreçlerin meydana gelmesine yol açmıştır. Bu süreçler sonunda ortaya çıkan yeni gerçeklik şudur; artık sağcılık solculuk karşıtlığı yok… ABD 1980’ler ile birlikte Zbigniew Brezinski’nin ortaya attığı Yeşil Kuşak politikası çerçevesinde Orta Doğu’ya yönelik yeni politikalar geliştirmiş bunun sonucunda da ülkedeki İslamcı kesim prim yapmıştır.
   Laikliği yıllardır anlayamamış ya da kendine yedirememiş çapulcuların temsil ettiği radikal İslamcılar, daha önce örgütsel altyapısını hazırlamış cemaatler temelinde özellikle 1990’ların ikinci yarısından itibaren siyasette de söz sahibi olmaya başlamışlardır. Fakat  onlar için bu ilerleme süreci, 27 Şubat 1997 tarihine kadar sürmüş, bu tarihte irticai faaliyette bulunanlara başta hükümet olmak üzere darbe indirilmiştir. Bugün belki de AKP bu geleneğin sistemle olan hesaplaşmasıdır.
   2000’li yılların başlarında ise ABD’de ikiz kulelere yapılan saldırılar neticesinde dünyada yine algılamalar değişmiş artık yeni tehdit, özellikle Orta Doğu ve bu bölgelere yakın ülkeler nezdinde, radikal dinci-radikal İslamcı anlayış olmuştur. Bu bağlamda Türkiye’de de bu anlayış ciddi kitlelerce desteklenir hale gelirken artık bu teze karşı da bir antitez üretme ihtiyacı doğmuştur. Bu bağlamda eskinin karşıtları bugün aynı temelde görüş beyan eder hale gelebiliyorlar. Özellikle Türkiye’de AKP’nin siyasal iktidarı ele geçirmesi, ülkede bu tehdit algılamasının en üst derecede hissedilir hale gelmesi gerçeğini doğurmuştur. Artık konjonktür değişmiş ve eskinin solcuları ile milliyetçileri arasında fikri anlamda bir ortaklık meydana gelmiştir. Ortak düşmanın yada karşıtın olması bu ittifakı bugün güçlendirmiştir. İttifakın bugünkü ismi ise garip; Ulusalcılık… Temelde sosyal demokrasinin ve milliyetçiliğin aynı temelde ortak tehdide karşı birleşiminden oluşmuştur. Radikal İslam görüşü; Cumhuriyet’in temel değerlerine karşı çıkarak bir değişim öngörmekte bu bağlamda mevcut iktidarın oy kaygısı ile yapmış olduğu hatalar, dış politikada verilmiş tavizler, Türk kimliğinin Başbakan tarafından alt kimlik düzeyine indirilmesi gibi yanlışlıklarla ve daha pek çoğu ile birleşerek gelecek için ciddi tehdit oluşturmaktadır. Ulusalcı cephenin bugün susturulmaya çalışılması hatta içeri atılması gelecek için bir planın olduğunu, ülkenin gelecekte gericiliğe hapsolunacağı korkusu yaratmaktadır. İktidar her siyasi sitemde olur, monarşi, oligarşi, otokrasi vs. fakat muhalefet sadece demokratik sistemde olur mantığından hareketle bu korkunun ne kadar haklı olduğu aşikardır.
   Daha somut bir ifadeyle bugün Cumhuriyet’in temel değerlerine sahip çıkan, milli karakterin üstünlüğünü savunan insanlar statükocu oldular; fakat bugünkü siyasal iktidarın tabanını oluşturan ve eski cumhuriyet karşıtlarını içinde barındıran safsatacı güruh değişim yanlısı oldu. Evet siyasi tarihe baktığımızda her zaman mevcut statüko ve taraftarları kaybetmiştir. Bu Fransız Devrimi, Amerikan Devrimi veya daha öncesi için de geçerlidir. Fakat bugün öngörülen değişim, bir yenilik değildir, eskiye ve daha kötüye gidişatı işaret etmektedir. Yeniliğin öngördüğü değişim ancak statüko karşısında zafer kazanabilir.
   İşin daha da enteresan yanı ise, ülkede kendisini demokrat diye nitelendiren insanların bu gerici değişime taraf olmalarıdır. Her türlü rantın döndüğü özellikle medyada çok ciddi kesim iktidar yanlısı politikaları toplumun gözünde meşru hale getirmek için seferber olmuşlardır. Bu yüzden bugün yandaş medya yoldaş medya gibi tarifler gün yüzüne çıkmıştır. Türkçülüğü aşağılayıp ona mesafeli durup radikal İslamcılara, “dini özgürlükler” anlayışıyla yaklaşan insanlar nasıl demokrat olabilir? Bu ne yaman bir çelişkidir? Demokratlık her türlü fikre eşit mesafede yaklaşmak değil midir? İktidar yalakalığının moda haline geldiği bugün nerdeyse bu bir meslek haline gelmiştir. İktidar yalakalığından nemalanan hatta para kazanan insanlar bugün televizyonlarda mevcuttur.


SONUÇ


   Sonuç itibariyle bugüne kadar uluslar arası konjonktürdeki siyasi dalgalanmalar her dönem için bir değişimi öngörmüş bu değişim neticesinde birçok devletin iç siyasi yapılanması buna paralel farklılık göstermiştir. Bundan Türkiye de birçok devlet gibi etkilenmiştir. İnsanlar, özellikle bizim ülkemizde, bu değişimleri kolaylıkla ve yerinde algılama olanağı bulamamışlardır. Hiçbir şey eskisi gibi değildir ve hiçbir zaman da olmayacaktır. Dolayısıyla mevcut yapıdaki değişimleri iyi takip ederek öngörmek mümkündür. Türkiye de bugün pek çok değişimden geçmiş, dünyanın içinde bulunduğu sistemin etkileri artan ve azalan ölçüde her daim hissedilmiştir. Ortak düşman algılamaları karşıt kampları bile bir araya getirebilmiş, bunların ittifakını gözler önüne serebilmiştir. Fakat ne olursa olsun her türlü yenilik ilerisini öngörmeli Türkiye’yi ileriye götürme nispetinde olmalıdır. Bunun dışında kalan her türlü faaliyet tehlike arz eder. Toplumumuzdaki insanlar sistemi anlamaya çalışırken öncelikle bu algılama içinde olmalı her zaman Cumhuriyet’in temel değerlerine sadık, milli şuuru yüksek insanlar yetiştirilmelidir….






                     GÖKKURT
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk Olmak En Büyük Sanattır !!!!
Gökkurt-1776
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 48


Türklük ve Türkçülük ebedidir.


« Yanıtla #1 : 25 Ağustos 2010, 15:48:05 »

Umarım yazımı beğenirsiniz kandaşlarım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk Olmak En Büyük Sanattır !!!!
hun_turk58
or-ok-on
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 419


Rehber KAN, hedef TURAN


« Yanıtla #2 : 25 Ağustos 2010, 16:38:40 »

Bence güzel yazı kandaş. Güzel tespitler yapmışsın. Demek ki, dünya siyasetine yön verecek güce gelene değin, dünya siyasetindeki değişikliklerden etkileneceğiz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

--"Biz dogrudan dogruya millet severiz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanagı Türk toplulugudur. Bu toplulugun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluga dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur." Atatürk
İLTERİŞKAĞAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 412


BİN CİHANA DEĞİŞMEM ŞU ÖKSÜZ TÜRKLÜĞÜMÜ


« Yanıtla #3 : 25 Ağustos 2010, 18:06:09 »

Bu kadar yazdıktan sonra kötü demeye pek razı olmam Gülümseme

Ancak, cemaat mensubu ve büyüklerimizin "yeşil komünist" olarak adlandırdıkları tatlı su müslümanlarını milliyetçiler ile ortak etmen tamamen yanlıştır. Onlar bu vatan evlatları can verirken, karılarının etekleri altında saklananlardır.

Sabah namazından çıktığı sırada, camiye yazı yazan kızıl kansızlara sadece elleriniz kırılsın diyebilenlerdir. O kızılları layık oldukları yere gönderen ise benim yiğit ağabeylerimdir.

İkinci olarak şimdi silivride yatmakta veya bir şekilde adı karışmış olan bazı kansızları, ulusalcı(!) kılıfı altında meşru göstermek en hafif tabirle bilgiziliktir ve bunlarında milliyetçilikle alakası yoktur.

Kısaca, milliyetçilik cemaat ve ulusalcı kelimeleri ile yanyana dahi gelmeyecek, siyasi hiçbir anlam içermeyen ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel felsefesi olan bir söylemdir ve sadece ülkesi için hertürlü fedakarlığı yapan yüce TÜRK milletince, milletine bağlı olan milleti için yaşanlarca kullanılabilecektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Damla damla ırkımın kanı,
Bir kımız çamçağına akarken,
Altaylar'da öğrenmiştik biz,
Ölümle anda olmayı.
Umay'ın kanatlarında,
Tanrı Dağı'na bakarken,
Küçücük ellerimizle Güneşe dokunmuştuk.
Sonra bizim olsun istedik güneş,
İşte herşey böyle başladı...
Gökkurt-1776
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 48


Türklük ve Türkçülük ebedidir.


« Yanıtla #4 : 25 Ağustos 2010, 21:44:10 »

Bu kadar yazdıktan sonra kötü demeye pek razı olmam Gülümseme

Ancak, cemaat mensubu ve büyüklerimizin "yeşil komünist" olarak adlandırdıkları tatlı su müslümanlarını milliyetçiler ile ortak etmen tamamen yanlıştır. Onlar bu vatan evlatları can verirken, karılarının etekleri altında saklananlardır.

Sabah namazından çıktığı sırada, camiye yazı yazan kızıl kansızlara sadece elleriniz kırılsın diyebilenlerdir. O kızılları layık oldukları yere gönderen ise benim yiğit ağabeylerimdir.

İkinci olarak şimdi silivride yatmakta veya bir şekilde adı karışmış olan bazı kansızları, ulusalcı(!) kılıfı altında meşru göstermek en hafif tabirle bilgiziliktir ve bunlarında milliyetçilikle alakası yoktur.

Kısaca, milliyetçilik cemaat ve ulusalcı kelimeleri ile yanyana dahi gelmeyecek, siyasi hiçbir anlam içermeyen ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temel felsefesi olan bir söylemdir ve sadece ülkesi için hertürlü fedakarlığı yapan yüce TÜRK milletince, milletine bağlı olan milleti için yaşanlarca kullanılabilecektir.
Yanıtların için  teşekkür ederim yalnız cevap vermem gereken bir kaç husus var._Yazımda da açıklamaya çalıştım._Tabi bunlar benim düşüncelerim fakat şunu söyleyerek başlıyayım; silivri de yatanların arasında kansızlar da olsa milletperverler de vardır. Bana göre amaç değersiz kansızlara değil, gerçek milletperverlere gözdağı vermektir.
Ayrıca yazımda da vurgulamaya çalıştığım gerçek manadaki Türkçülerin, Türk-İslam sentezinden her zaman uzak olduklarıdır._Öyle de olmalıdır.
Bugün ülkücülerin Türkçülükle uzaktan yakından alakaları yoktur._Zamanında mücadele verilmiştir fakat verilen mücadelenin ideolojik temeli maalesef çatlaktır. Çünkü Türk-İslam sentezi dediğim gibi saçmalıktır. Bugün ülkü ocakları veya mensupları doğrudan Türkçülük yapsalardı benim yaşadığım yerdeki ocak başkanı gibi etnik kırıntılarla dolmzdı bu durum. Bunun gibi Türkiye'de pek çok yerde başkanı k.rt olan ocaklar mevcuttur. Maalesef bunlar kendilerini milliyetçi diye tarif ederek, milliyetçiliği olması gereken mananın dışına çıkarmışlardır. Bu sadece benim değil halkın gözünde de böyledir. Milliyetçilik yıllarca üç kuruşluk tetikçilerin sırtına yapışmış gitmektedir. Milliyetçi denildiği zaman bunlar anlaşılmaktadır maalesef. Bu nedenle şunu söyleyebilirim; Türkçülük bu anlamda daha temiz kalmış bir söylemdir. Milliyetçi söylemlerde bulunanlar çeşitli safsatalarla bunu kirletmişlerdir. Atsız gibi düşünen ve onun yolundan gidenler milliyetçiliğin Türkçülük temelinde cereyan etmesi gerektiğini söyleyerek onu daha iyi yerlere taşımışlardır. (Bence Atsız bu anlamda bir kişi bir felsefe olduğu kadar bir kurtarıcıdır da. En azından ben öyle görüyorum.) Milliyetçilik ne ümmetçilik ne islamcılık ne kültür milliyetçiliği ne de Atatürk milliyetçiliği, ki bu içi boşaltılmış bir safsatadır, gibi saçmalıklar temelinde olmamalıdır. YOL YALNIZ VE YALNIZ TÜRKÇÜLÜK YOLUDUR...
Son olarak da şunu söyleyeyim; milliyetçilik siyasi hiçbir anlam içermez falan demişsin. Bence gerçek bilgisizlik bu olsa gerek.
Çünkü milliyetçilik siyasette kitleleleri aynı paydada toplayabilecek önemli bir konudur. Dolayısıyla doğrudan doğruya siyasetle alakalıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk Olmak En Büyük Sanattır !!!!
İLTERİŞKAĞAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 412


BİN CİHANA DEĞİŞMEM ŞU ÖKSÜZ TÜRKLÜĞÜMÜ


« Yanıtla #5 : 26 Ağustos 2010, 17:09:21 »

Irkdaş,

Alıntı
Bana göre amaç değersiz kansızlara değil, gerçek milletperverlere gözdağı vermektir.


Kanaatim o ki bu ülkede olan ve bu sitede bir minyatürü olduğuna inandığım milletperverler oynanan bu tiyatroya sadece gülmektedir. Türk'e gözdağı vermek kimin haddine.

Alıntı
Bugün ülkücülerin Türkçülükle uzaktan yakından alakaları yoktur

Her Türkçü bir ülkücüdür ancak dediğin üzere Türk-İslam ülkücüsü değil; Turan ülkücüsüdür. Kelimelere saplanmak tamamen yanlıştır. Her ülkücü, milliyetçi olanı ayrı, Atatürkçü olanı ayrı, yok müslüman olanı da ayrı siyasi oluşumlara yapıştırmak satılmışların oyunudur.

Alıntı
Son olarak da şunu söyleyeyim; milliyetçilik siyasi hiçbir anlam içermez falan demişsin. Bence gerçek bilgisizlik bu olsa gerek.
Irkdaş sokağa çık, ben milliyetçiyim de hangi partiden olduğunu söylecekler sana. Sonra dediğime hak veririsin. Maalesef gerçek bu.

Alıntı
Zamanında mücadele verilmiştir fakat verilen mücadelenin ideolojik temeli maalesef çatlaktır
Büyüklerimin CAN ile KAN ile verdiği kutlu mücadeleye bugün masa başından yorum yapmak ancak o günleri yaşayanların hakkıdır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Damla damla ırkımın kanı,
Bir kımız çamçağına akarken,
Altaylar'da öğrenmiştik biz,
Ölümle anda olmayı.
Umay'ın kanatlarında,
Tanrı Dağı'na bakarken,
Küçücük ellerimizle Güneşe dokunmuştuk.
Sonra bizim olsun istedik güneş,
İşte herşey böyle başladı...
Gökkurt-1776
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 48


Türklük ve Türkçülük ebedidir.


« Yanıtla #6 : 27 Ağustos 2010, 01:06:38 »

Irkdaş,

Alıntı
Bana göre amaç değersiz kansızlara değil, gerçek milletperverlere gözdağı vermektir.


Kanaatim o ki bu ülkede olan ve bu sitede bir minyatürü olduğuna inandığım milletperverler oynanan bu tiyatroya sadece gülmektedir. Türk'e gözdağı vermek kimin haddine.

Alıntı
Bugün ülkücülerin Türkçülükle uzaktan yakından alakaları yoktur

Her Türkçü bir ülkücüdür ancak dediğin üzere Türk-İslam ülkücüsü değil; Turan ülkücüsüdür. Kelimelere saplanmak tamamen yanlıştır. Her ülkücü, milliyetçi olanı ayrı, Atatürkçü olanı ayrı, yok müslüman olanı da ayrı siyasi oluşumlara yapıştırmak satılmışların oyunudur.

Alıntı
Son olarak da şunu söyleyeyim; milliyetçilik siyasi hiçbir anlam içermez falan demişsin. Bence gerçek bilgisizlik bu olsa gerek.
Irkdaş sokağa çık, ben milliyetçiyim de hangi partiden olduğunu söylecekler sana. Sonra dediğime hak veririsin. Maalesef gerçek bu.

Alıntı
Zamanında mücadele verilmiştir fakat verilen mücadelenin ideolojik temeli maalesef çatlaktır
Büyüklerimin CAN ile KAN ile verdiği kutlu mücadeleye bugün masa başından yorum yapmak ancak o günleri yaşayanların hakkıdır.

Öncelikle yaptığın saygılı yorumlar için teşekkür ederim. Cevaplamaya da birinci alıntından başlamak isterim;
Oynanan bir tiyatro olduğuna katılıyorum, buna ben de yeri geldiği zaman gülüyorum fakat bu oyun oturup eğlenceye alacağımız bir konu değil, özellikle üzerimizde oynanan bu oyunun çok ciddiye alınması gerektiğine inanıyorum evet bu yalanlara,iftiralara,düzmecelere bu sitede bulunan bütün ırkdaşların katılmadığını biliyorum fakat buna inanan ülkemizde yüzbinlerce insan var. Bunun gözardı edilmeden insanlara doğrunun ve gerçeğin anlatılması gerektiği kanaatindeyim.

İkinci olarak; evet her Türkçü bir ülkücü olmalıdır, dediğin gibi Turancı olmalıdır, benim ve buradaki herkesin olduğu gibi. Fakat bilindiği gibi maalesef kendini ülkücü diye tanımlayan herkes gerçek anlamda bir Türkçü, Turancı olmuyor. Bunu bugünkü ülkü(!) ocakları adı altında faaliyet gösteren insanlara bakarak anlayabiliriz. Neticede Türkçü olup kendine k.rt başkanlar seçebilen bir kurumdan bahsediyoruz. Dolayısıyla bu tanımları açıkça gözler önüne sermek kelimelere saplanmak olmamaktadır. Aynı şekilde kendine Türkçü diyemeyenler, Atatürk'ün Türkçü olmasını yediremeyenler kendisine Atatürk milliyetçiliği veya bu tarz yakıştırmlar yapıp ortalığı bulandırmaktalar bunu da göz ardı edemeyiz.

Üçüncü olarak; burda aynı şeyi söylediğimiz kanaatindeyim. Belki bir yanlış anlaşılma olmuş olabilir. Bana göre de; milliyetçiyim diyen birine hemen parti yakıştırması yapabiliyorlar. Bu da yazımda anlatmaya çalıştığım gibi milliyetçilik tabirinin insanların gözünde yarattığı intibadır. Çünkü bu tanımlama bugün birçoklarının gözünde sentezciliktir, maalesef.

Dördüncü ve son olarak; evet bir mücadele vardır ortada haklısın. Takdir de edebilirsin fakat ben söylediklerimi yineliyorum; sosyalizme karşı verilmiş her mücadele Türkçülük felsefesi altında verilmiştir diye bir şey yok. Bu nedenle verilen mücadelenin ideolojik temei yanlıştır. Ayrıca bu mücadeleden sonra ortalık durulduğunda (1990'lar) daha önce mücadele vermiş olan insanlardan pekçoğu mafyalaşma hali içerisine girmişler, bu datoplumun gözünde milliyetçi algılamaya ağır darbe indirmiştir. Bu mafyalaşma eğilimleri bugün hala, benim de memleketim de olduğu gibi, pek çok ülkü(!) ocaklarında devam etmektedir.

SAYGILAR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk Olmak En Büyük Sanattır !!!!
İLTERİŞKAĞAN
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 412


BİN CİHANA DEĞİŞMEM ŞU ÖKSÜZ TÜRKLÜĞÜMÜ


« Yanıtla #7 : 27 Ağustos 2010, 17:18:14 »

Bir Türk, kendi gibi bir Türk'ü ancak böyle eleştirebilir, ben üstüme düşeni yaptım.

Yine hepimiz bir düşünceyi bire bir, aynı şekilde savunacaz diye bir kuralda yok. Yeter ki hedeflerimiz ve önceliklerimiz farklı olmasın.





Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Damla damla ırkımın kanı,
Bir kımız çamçağına akarken,
Altaylar'da öğrenmiştik biz,
Ölümle anda olmayı.
Umay'ın kanatlarında,
Tanrı Dağı'na bakarken,
Küçücük ellerimizle Güneşe dokunmuştuk.
Sonra bizim olsun istedik güneş,
İşte herşey böyle başladı...
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.15 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.