KARA EYLÜL Şafağı güne bağlanmadı!
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 20 Kasım 2017, 22:05:20


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: KARA EYLÜL Şafağı güne bağlanmadı!  (Okunma Sayısı 5662 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 02 Mayıs 2009, 02:39:59 »

KARA EYLÜL Şafağı güne bağlanmadı!


Ha ekmeğini yemişim ha uğruna kurşun!...

1968’de Site Öğrenci Yurdu’nda öldürülen Ruhi Kılıçkıran ile başlayan şehitler kervanına her gün bir yenisi eklendi. 1970’lerin ortasına gelindiğinde cinayetler toplu katliamlara dönüşmüştü

Milleti sevmenin bedelini darağaçlarında ödeyeceklerini bir an bile akıllarına getirmemişlerdi. Bedel ödemekten çekindiklerinden değil... Vatanı müdafaa görevine teşekkür almak için talip olmamışlardı.
Canlarından ilk can 1968 yılının 4 Ocak’ında koptu! Site Öğrenci Yurdu kantininde, böyle bir Ramazan gününde, iftar vakti iki el silah sesi yankılandı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Ruhi Kılıçkıran; 22 yaşındaki taze fidan Ülkücü Hareket’in ilk şehidi olarak kaydedildi, tarihin çoğu kez yok sayacağı sayfalara...

Onlar kabuk, öz menem

Süleyman Özmen, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nda 72 saat kuşatma altında ve aç kalan arkadaşlarına ekmek götürmeye çalışırken vuruldu. İki gün ölümle yaşam arasında gitti-geldi. 20 Mart 1970’te şehit oldu.
İstanbul Üniversitesi Coğrafya son sınıf öğrencisi Yusuf İmamoğlu diplomasını almasına günler varken vuruldu. Edebiyat fakültesinin bahçesinde kanlar içinde yatıyordu, katilleri okulun etrafında etten duvar olmuş ambulans ve sağlık görevlilerini içeri sokmuyor, Yusuf’u dışarı salmıyordu. Deli kanı damarlarında durmuyor, akıp gidiyordu Yusuf’un. Hastaneye yetişebilse yaşayacaktı. Ama kıllarını kıpırdatmadan ölümünü izlediler. Yusuf İmamoğlu şehit olduğunda cebinde bulunan 35 kuruş ve otopsi sonucu üç gündür hiçbir şey yemediğinin ortaya çıkması, ülkücü gençlerin mücadelelerini, hiçbir çıkar sağlamadan, “Allah rızası için” verdiklerinin sembolü haline geldi.

Anası Dursun demiş, durmaz gider Önkuzu

Dursun adı ülkücüler için Emine Işınsu’nun kaleminde ebedileşen derin bir ‘sancı’... 23 Kasım 1970’i anmaya çok yürek dayanmaz. Ankara’da üniversitede sıkıştırıyorlar Dursun’u. Köycülük odasına sürüklenirken, kendisini gören müstahdem aracılığıyla yaptığı yardım çağrısı kimseye ulaşamıyor. Sonrası işkence, sonrası vahşet... Alabildiğine insalıktan çıkmak sonrası... İşkencenin akla gelemeyecek türlüsüne direniyor genç bedeni. Ölümüne dövüyorlar, çenesini kanırtıyorlar, vücudunda kırılmayan, ezilmeyen yeri kalmıyor. Öldürmeye değil, safran çıkarana kadar nefretlerini kusmaya çalışıyorlar. Aynı toprağın çocukları “gözlerden fışkıran kanı gördükçe” zevklenecek nefret büyütüyor o yıllarda.
Dursun yıllar sonra, Mamak cehennemindeki ülkücülerin karşı karşıya kalacakları bir yöntemle öldürülüyor. Ciğerleri hava pompalanarak patlatılıyor. Cansız bedenini görmek yetmiyor komünist militanlara. Dursun’u okulun camından aşağı atıyorlar.

Bir yıllık evli Sabri Kıran da insafsızca ölüme terk edilenlerden. Gittiği kahvehane taranıyor, Sabri’yi hastaneye yetiştiren ailesinin yanında para olmadığı için röntgeni çekilemiyor. Üstüne üstlük para yoksa kan yok diyorlar. Arkadaşları koşuyor. Kan taşıyan gençler mekik dokuyor koridorlarda. Ölüm saati yaklaşıyor. Görüyor doktorlar. İzliyorlar. Ama ameliyata almıyorlar. Arkadaşları isyan ediyor, başka hastaneye taşıyorlar ülkücü genci, ancak üç gün geciken tıbbi müdahale işe yaramıyor.
Türk Milliyetçiliği ve Komünizm üzerine kaleme aldığı eserlerle dönemin milliyetçi gençlerinin bilgi kaynakları arasında yer alan İlhan Darendelioğlu sahibi olduğu Toprak Dergisi’nin önünde öldürülüyor. Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği Başkanı da olan Darendelioğlu’nun katilleri eğer ecel fani dünyanın adaletinden aceleci davranmadıysa hala aramızda!

Ercüment Yahnici, İsmail Gerçeksöz, Recep Haşatlı ve oğlu,  Alper Tunga Uytun, oğlunun gözleri önünde öldürülen Bekir Şendilmen ve daha nicelerinin tabutlarına omuz veriliyor...

Katliama dönüştü

Cinayetler zamanla toplu katliamlara dönüşüyor. 17 Mart 1977’de Ümraniye’de, Bahri Bilge, Sinan Koca, Salih Uluğ, Ömer Bayraktar ve Cevat Koca adlı ülkücü işçiler, üç gün süren işkencenin ardından öldürülüyor. Adana’da 19 Eylül 1979 günü ülkücü öğretmenler Müslüm Teke, Yılmaz Kızılay, Özcan Doruk, Davut Korkmaz, Ahmet Güleç ve Mustafa Karaca evlerinde televizyon izlerken kurşuna diziliyor. Marksist, Leninist Silahlı Propaganda Birliği’nin 3 Nisan 1980’de Bayrampaşa Hürkent Pasajı’na düzenlediği sadırıda Kazım, Zeki Memili, Harun Yanartaş ve Meftun Küpeli kuşuna diziliyor. Beşiktaş Ihlamurdere’de ülkücülerin bekar evinde beş Dev-Sol militanı tarafından düzenlenen silahlı ve bombalı saldırıda, Serdar Öğe, Alim Ulusoy ve Ömer Naci Bayyurt şehit ediliyor. 2 Eylül 1980’de Ankara Ziraat Mühendisleri Birliği Lokali’ne düzenlenen baskında Hikmet Sağlam, Dursun İnce, Refik Aslan ve Ahmet Çelik’in şehit edilmesi, bu toplu katliamlardan sadece birkaçı...


Destanlaştılar...

1 Mart 1977 Adana Öğrenci Yurdu’na baskında şehit olan Mustafa Erol’un karlı bir günde kaldırılan cenazesi şehit Ükücülerin sembolü oldu.

Çorum ve Kahramanmaraş provokasyonları

Türkiye’nin işgali ve savunmasında stratejik öneme sahip şehirlerde, etnik farklılıkları, mezhep ayrılıklarını kaşıyabilecekleri yerlerde sistemli biçimde örgütlendiler.
Dev-Yol, Dev-Sol, Kurtuluş gibi örgütler ortak eylem kararının ardından Çorum’da Alevilerin eziyet gördüğüne yönelik kamuoyu oluşturup, halkı kışkırttı. Gün Sazak suikastini protesto etmek için toplanan ülkücülerle, silahlandırdırılan gruplar karşı karşıya getirildi. 26 kişinin ölümüyle sonuçlanan halkın topluca cuma namazı kıldığı caminin bombalanması olayında cemaate yaylım ateşi açıldı.
Kahramanmaraş da 22, 23, 24 Aralık 1978 tarihlerinde tam manasıyla “katliam”a tanıklık etti. Ülkücülerin gittiği bir sinema, “Güneş Ne Zaman Doğacak” filminin gösterildiği gece PDA militanlarınca bombalandı. Pol-Der’li polislerin, işbirliğine girişerek sindirmeye çalıştıkları Kahramanmaraş halkı da mezhep çatışmasına sürüklenmek istendi.

Vali’nin “anarşi kalmadı” gerekçesiyle önlem almadığı Maraş’ta çatışmalarda yaralananların taşındığı hastaneler kuşatıldı ve tedavi engellendi. Aynen üniversitelerde hedef olan öğrenciler gibi, Kahramanmaraş halkı da ölüme terk edildi.

Ülkücü gençlerin cenazelerini almak üzere hastaneye gelen kalabalığa, Yörükselim mahallesindeki hücre evlerinden ateş açıldı.Uzun menzilli otomatik silahlardan yağan mermiler, onlarca insanın ölümüne neden oldu.

Çevre köylerde kanlı bir savaş başladı. Çatışmalarda askerin üzerine roket dahi atıldıı. Şehirde taş taş üstünde kalmayınca yetki orduya verildi.
Kahramanmaraş olaylarından sonra başlayan ve 400 gün süren mahkemeden 22 idam, 14 müebbet, 130 ağır hapis cezası, 172 çeşitli hapis cezası, 44 dosya tetkiki ve 411 beraat kararı çıktı.

Kara üzüm gözlü MÜRSEL

Karamürsel... Kara üzüm gözlü Mürsel... Soy oğul...
Gündüz Bey’ce namlı yiğit
Bey Dağı’nca bey oğul! ..
Gazi Battal Ülkesinin karayiğit balası
Devlet oğul, mürvet oğul,
 fidan oğul, toy oğul!...
“Oku” dedim,
“oku diyen Yüce Rabbimin hakkına...
Seni yüksek mekteplere
çok gördüler hey oğul...
Hain eller ak göğsüne kızıl kurşun sıktılar...
Evvel giden şol genceceik şehitlere tay oğul...
Anam dedin... Babam dedin... Atam dedin bayrağa
Hem al bayrak oldun işte, hem bayrakta al oğul
Bağrındaki kurşunlarla çık peygamber katına
Ol mübarek avucunun içini birer birer say oğul
Bed yüzlüler, kem gözlüler hor bakarmış vatana
Biz tükenip, yok olmadan olmaz böyle şey oğul
Denilmiştir; “Can Sağ iken, yurt vermeyiz düşmana...”
Hem sütümden, hem kanımdan bu sendeki huy oğul!..
Ne vermişsem; ekmeğimden, sütümden...
Helal ettim... Helal ettim... Helal ettim...
Duy oğul!

Destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bu genç ölüme yakıştıramıyor Mürsel Karataş’ı.  Kara üzüm gözlü çocuk 19 Eylül 1979’da, Sultanahmet’te bulunan Hergün Gazetesi’ne düzenlenen baskın sonucu şehit oluyor.

Türkiye fotoğrafının tanıdık kareleri

12 Eylül’ün işaret fişeği sayılan 1 Mayıs 1977’den sonraki Türkiye fotoğrafını sadece birbiriyle kavga eden, kurşun sıkan, taşlayan, bombalayan, kovalayan figürler oluşturmuyordu.

Türkiye ekonomik krizin pençesinde kıvranıyordu. Devalüasyon yapılmış, petrol krizinin etkileri sürüyordu. Sanayici hükümeti muhatap almıyordu. Yatırımlar durmuştu. Yabancı basındaki manşetler ortaktı: “Türkiye iflas etmiş bir ülkedir.” Merkez Bankası çıkmazdaydı. IMF ile görüşmeler başladı.

Elektrik kısıtlamaları, sendikaların grevleri, yargıda patlak veren kriz, Yahya Demirel ve Akgün Erbakan’ın hapse girmesiyle boyutları ortaya saçılan yolsuzlukların yarattığı rahatsızlık Güneydoğu başka bir boyuta taşınıyordu. Irak sınırı yolgeçen hanına dönmüş haldeydi. Siverek ve Hilvan’da ortaya çıkan APO’cular saldırılara başlamış, Urfa merkezli bir hakimiyet alanı oluşturuyorlardı.

Meclis Cumhurbaşkanını seçemez hale gelmişti. Tıkanan sandıktan Zeki Müren’den Ajda Pekkan’a uzanan aday isimleri çıkıyordu.

ABD ve Avrupa “Türkiye’ye istikrar” çağrılarının sesini yükseltmeye başladı.

Askeri kanadın ‘sivillerin kulağının üzerine yattığını’ düşündüğü 1977 yılında meydana gelen terör olayları sonraki üç yılın habercisiydi. Bir yılda 157 kişi ölmüş, 1667 kişi yaralanmış, aralarından bir kısmı sakat kalmıştı.

Milliyetçi Cephe hükümetlerinden sonra kurulan azınlık hükümeti de US Armed Forces’da yayımlanan “askeri müdahaleden başka çıkış yok” çağrısını engelleyememişti.

Ecevit, “korkarım ki biri çıkar düdüğü çalar oyun bitti “herkes evine” der ve bir anlamsız oyuna dönüşen demokrasi böylece sona ere derken “ gelecek günleri sürpriz saymayacaklarını peşinen ilan ediyordu sanki.
Nitekim, 12 Eylül sabahı, sokağa inen tanklara BBC’nin tepkisi çok anlamlıydı:
“Nihayet gerçekleşti!”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Dr.azerkan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 609



« Yanıtla #1 : 05 Ekim 2009, 01:03:45 »

Yukarıda adları geçen tüm vatan evlatlarının ruhları şad olsun.Hepsi gönüllerde eşsiz birer tahta sahip,onları unutmadık unutmayacağız acıları daima kalbimizin en derininde daima taptaze ilk günkü gibi duruyor.Gün gelecek hepsinin hesabı sorulacak...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türük Oguz begleri, budun eşiding. Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türük budun, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti ?

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR,BOZKURT ÖZGÜRLÜĞÜN SİMGESİDİR!!!
Dr.azerkan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 609



« Yanıtla #2 : 05 Ekim 2009, 01:07:37 »

Öz menem! ...
Öz menem! ...
Onlar kabuk...öz menem! ..
Sen yelde savrulan kül..
Yüreklerde köz menem! ..



Ülkü uğruna şehid
Men Süleyman Özmen' em! ..



Ne Kafkasya, ne Prut
Şu bin yıllık anayurt!
Kurşunlanan bir Bozkurt,
Çıkarılan göz menem! ..

Dinmez gönül sancımız,
Derinleşir acımız...
Alınmazsa öcümüz
Dövülecek diz menem! ...

Ok bir kez çıktı yaydan..
Geçtik düğünden, toydan..
Şimdi hep meydan meydan...
Söylenecek söz menem! ...

Bitsin bu kızıl oyun! ..
Açılsın bahtı ay' ın! ..
Altay' da kurultayın
Toplandığı güz menem! ...

Vur Bozkurt' um! ! . Vur tilkiye...
Vur.. kurtulsun Türkiye...
Sizi büyük ülküye
Götürecek iz, menem! ...

Ülkü uğrunda şehid
Men Süleyman Özmenem!...


Süleyman özmen kandaşımızın şehid edilmesi üzerine yazılan bu anlamlı şiiri sizlerle paylaşmak istedim kandaşlarım...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türük Oguz begleri, budun eşiding. Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türük budun, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti ?

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR,BOZKURT ÖZGÜRLÜĞÜN SİMGESİDİR!!!
Dr.azerkan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 609



« Yanıtla #3 : 05 Ekim 2009, 01:16:06 »

Mademki böyle hassas bir başlığı paylaştın kam ağabey...Ben de sana senin hemşehrin olan İdamlık kahraman Fikri Arıkan ağabeyimizle alakalı bir yazıyı paylaşayım...

FİKRİ’MİN İNCE GÜL’Ü

Sanki burnum, değdi burnuna yok’un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı...
Necip Fazıl

'Altı da bir, üstü de birdir yerin...'

Diyordu hücre arkadaşım. Yani, 'ha hücredeyiz, ha sarayda.'

Volta atarken bir taraftan söyleniyor, üç adımda yol biterken, geri dönüp bir üç adım daha atıyor ancak duvar yine yolunu kesiyordu. Ben ranzamda uzanmış onun şiir gibi estetik olan yürüyüşünü seyrederken bir taraftan da, böyle lânetlik hücreyi, ihtişamlı bir sarayla mukayese edecek kadar güçlü olan bu müthiş iradeyi hayranlıkla izliyordum. Bu arkadaşım, Ülkücü camia içinde idama en yakın olanıydı. Beş idam cezası Yargıtay’da onay beklerken, bir çok mahkeme de son aşamadaydı. MHP davası, Adana olaylarının 151 numaralı sanığı olarak Mamak Cezaevi’ne getirilmişti.

O Yunus Uzun'du... O bir destandı... Kartalları kıskandıran keskin gözleri hangi örgütçünün üzerinde çakılsa, o militan bir daha güneşin doğacağına olan inancını yitirirdi. Hayatı sevenler, Yunus gözlerine bakmasın diye başlarını eğip geçerlerdi.
O gün biraz sıkıntılıydık. Fikri Arıkan isimli arkadaşımız mahkemeye gitmişti ve onu sabırsızlıkla bekliyorduk. Zaman ise sanki durmuş, bize sabır eğitimi yaptırıyordu. Bu arkadaşımız daha önce iki kez idam cezası almış, Yargıtay ikisinde de cezayı esastan bozmuştu. Evet bu son mahkemeydi ve onaylanan idam cezaları üç günde infaz ediliyordu. 4 numaralı hücrede kalan Fikri Arıkan'ı sabah sekizde mahkemeye götürmüşler ve saat neredeyse 15.30 civarıydı hâlâ ortalıkta yok-tu. Bir müddet sonra askerlerin ayak seslerinden Fikri'nin geldiğini anladık. Hücrelerimizin kapısı demir mazgallardan oluştuğu için dışarıyı rahatlıkla görebiliyorduk.

İlk hücre olduğumuzdan Fikri bizim önümüzden geçecekti. Nihayet geldi ve tebessüm ederek bizi selâmladı. Onu böyle neşeli görünce büyük bir ümide kapıldık ve Yunus'la sevinç içerisinde birbirimize sarıldık. Hücreler arası konuşmak yasaktı aksi takdirde ağır cezaî müeyyideler vardı. Ama biz bir yolunu bulmuş ve her türlü haberleşmeyi herkesin önünde rahatlıkla yapar olmuştuk. Nazarî eğitim adı altında mecburî bir ders vardı ve bizlerden bir kişi hücrenin kapısına gelerek Nutuk kitabını okurken, bu arada metindeki sözleri değiştirerek, istediğini anlatabiliyordu. Başımızdaki nöbetçiler de ki-tabın metni zannederek bizimle beraber huşu içerisinde dinlerlerdi.

Nutuk, muhteva olarak bizim mevzularımıza çok uygundu ve mahkemeleri böylece tartışabiliyorduk. Nutuk'ta da mah-keme, iaşe ve tartışmalarla dolu metinler mevcuttu. Fikri, okumaya başladı. Sesi çok net ve vakurdu. Rahat ve huzur bulmuş bir sesle mahkemenin zaferle sonuçlandığını müjdeliyordu. Bizler âdeta nefes bile almadan onu dinlerken, biran önce sonuca gelmesini bekliyorduk.

-Ve Eyüp kurtuldu, dedi Fikri Arıkan. Eyüp Özmen, aynı davadan daha önce idam cezası almış ve idam bekleyen bir arkadaşımızdı. Sehpaya hazırlanırken beraat etmişti. Bunu bir zafer olarak bizlere müjdeliyordu Fikri. Ya kendisi? O’nun için ne karar çıkmıştı acaba?

-Senin için ne karar çıktı?.. diye bağırarak sordum ben. Sabrım kalmamıştı artık. Askerler benim bu kuralsız çıkışımı duymamazlıktan geldiler ki; bu davranışları kararın vahametini göstermeye yetiyordu.

-Benimki idam... diye devam etti Fikri.

Yıkılmıştık. Ama o ayaktaydı ve berrak bir ses tonuyla bizleri teselli etmeye çalışıyordu. Sesi dik ve metindi...

Aman Rabbim! Fikri, arkadaşının beraat ettiğini söylüyor ve bunu bir zafer olarak bizlere müjdelerken, kendisinin aldığı idam cezasını sıradan bir kararmış gibi, sanki bir düğün davetiyesiymiş gibi bizlere anlatıyordu. Biz çökmüştük. 5 numaralı hücreden bir feryat yükseldi. Bu isyan eden sesin sahibi üç komünist liderle beraber kalan Şahin Göksel Arduç isimli genç bir arkadaşımızdı. Sekiz hücreden oluşan, tecrit bölümünde başkaca çıt çıkmıyordu.

Üç gün sonra bir şafak vakti kurulacak idam sehpası, cellat, yağlı urgan, yüze karşı okunacak olan ferman, beyaz gömlek bir anda buralara hâkim olmuştu. Sanki kafatasım büyümüş ben de içindeydim. Kendi kafamın içinde. Bu nasıl bir hâldi bu nasıl bir duygu!.. Çok ölüm görmüştüm ama bu başka bir vaziyet, bambaşka bir hâl. Daha önce İstanbul’da bu duyguları yaşamış, asılarak idam edilen İsmet Şahin olayında bizler de yanmış, bizler de ölmüştük. Bir kere daha, dedim kendi kendime, insan bir kere ölür ama, biz bin kere. Fikri Arıkan sakin ve tereddütten uzak mistik bir ses tonuyla konuşmaya devam ediyordu:

-Bu gece çok rahat uyurum artık...

Fikri'nin rahat uykudan söz etmesini anlamaya çalışıyordum. O ise konuşmaya devam ediyordu:

-Şimdi dünyanın en rahat insanı benim. Yüce yaratıcının rızası yolunda, ölümümü her türlü tehlikeye karşı keskin bir silah olarak kuşandım. Demek ki, kendi ölümüm benim en etkili silahım olacakmış. Büyük, güçlü bir silah olan insanın kendi ölümü. 'Ve ben şimdi yaşamımın en güzel, en tatlı, en dinlendirici uykusunu uyuyabilirim.'

-Adalet terazisini, oduncu kantarına çevirdiler, diyordu, hücre arkadaşım Yunus. Evet, oduncu kantarı daha hassastı bunların terazisinden, nasıl olsa üç aşağı beş yukarı fark etmiyordu.

Birkaç gün sonra güneş, Fikri'siz doğacaktı. Takvimler ve zaman bir kere daha durmuştu.

O'nu şafakta astılar...

Ülkücü hareketin altın halkalarından olan ele avuca sığmaz acar Adana çocuğu, A-blok 1 Numaralı hücredeki can yoldaşım Yunus Uzun ise idam beklerken, kader onu başka bir yerde yakalayacak ve bu arkadaşım da Aydın Cezaevi’nde şehit düşecekti.

Yusuf Ziya ARPACIK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türük Oguz begleri, budun eşiding. Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türük budun, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti ?

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR,BOZKURT ÖZGÜRLÜĞÜN SİMGESİDİR!!!
Dr.azerkan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 609



« Yanıtla #4 : 05 Ekim 2009, 01:21:31 »

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı



Koyduğum bu izletinin kesinlikle şimdiki çapulcu ülkücülerle bağdaştırılmamasını rica ediyorum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türük Oguz begleri, budun eşiding. Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türük budun, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti ?

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR,BOZKURT ÖZGÜRLÜĞÜN SİMGESİDİR!!!
umut1
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 85



« Yanıtla #5 : 05 Ekim 2009, 17:30:05 »

Paylaşımlarınızdan dolayı teşekür ederim Yürekli-kam ve Dr.azerkan kandaşlar .
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

İNADINA TÜRKÜZ
İNADINA TURANCI!!!
ATTİLABİLGEHAN
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 973



« Yanıtla #6 : 05 Ekim 2009, 20:07:41 »

PAYLAŞIMLARINIZA KURBAN KANDAŞLARIM. ESEN KALIN HER AN. 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Dr.azerkan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 609



« Yanıtla #7 : 06 Ekim 2009, 22:03:55 »

Benimkisi onların yaptıklarının yanında ne ki?Destanı onlar yazdı bize paylaşmak düştü,bu kadarı da boynumuza borç zaten kandaşlar...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türük Oguz begleri, budun eşiding. Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türük budun, ilingin törüngin kim artatı udaçı erti ?

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR,BOZKURT ÖZGÜRLÜĞÜN SİMGESİDİR!!!
Gök Türk Beyi
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 7.530


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #8 : 02 Ekim 2017, 11:47:38 »

Nihayet gerçekleşti ve binlerce vatan evladının toprağa düşmesi beklendi nedense.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.183 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.