DEVELER VE BÜYÜK/BÜYÜK BABALAR...
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 16 Ekim 2019, 11:35:35


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: DEVELER VE BÜYÜK/BÜYÜK BABALAR...  (Okunma Sayısı 1677 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ermetin
Ziyaretçi
« : 15 Şubat 2012, 22:21:25 »

Dünya medyası o kadar ellerinde ki, senin söylediklerin onla- rın haykırış ve hezeyanları karşısında devede kulak kalıyor. Zaten konunun deveye gelip dayandığı nice zaman oldu. Uygar (!!?) dünyanın başkentinde süren hazırlıklar develer yurdu için, bundan sonra özgürlüklerin tamamen yok edileceği, “yeni deve düzeninin” ipuçlarını veriyor hepimize. Eğer o coğrafyada, şimdiye kadar o insanlar, develerle uğraşmak yerine bilgisayarlarla, borsayla, dolar kuruyla, €uro-Sterlin paritesiyle, simülasyonla, uydularla uğraşmış olsalardı, “dünya ticaretinin Kâbesi” yıkılmayacak, develer yurduna yeni bir düzen verme adına bu kadar aleni ve küçültücü saldırılar da yaşanmayacak  “mıydı acaba?”  tı... yüzyıllardır yapılan bütün hazırlıklar, daha müreffeh, daha özgür, daha eşitlikçi, emeğe daha saygılı, daha ulusal bir dünyada yaşamak için girişilen bütün istatiksel hesaplamalar, dökülen bütün o göz nuru, gözyaşı, ter ve kan da boşa gitmiş olmayacak    “mıydı acaba?”  tı...
Şimdi ne yazılabilir bütün bu olan bitenlerle ilgili?..Söze nereden başlanır ? Sözün hâlâ kıymeti harbiyyesi var mı ? 
Seni kim takar, sen kimsin? Sesini kime, nereye ulaştırabilirsin ? Ulaştıramazsın da, ulaştırabilsen bile kim dinler seni ?
Sen ki develer yurduna çok yakınsın. Daha düne kadar senin ataların da o çölleri, o çöllerin insanlarının güvenliği için, o deve- lerin sırtında katediyorlardı. Senin ataların, onların da kutsallarını yaşatma uğruna, o çöllerde, o develerin sırtında, onların ataları tarafından şehit edildiler. O şehitlerin sayesinde hâlâ bayramda kurban kesebiliyorsun. Hâlâ komşuluk ilişkilerin çok canlı. Hâlâ töresel dayanışmayla hayatını sürdürebiliyorsun. Hâlâ minareler- den günde beş vakit seni namaza çağırabiliyor müezzinler. Hâlâ camiler doluyor. Hâlâ ezan okunduğunda küçük dükkânının kepengini bile indirmeden namaza gidebiliyorsun.
Hâlâ küçücük bir siftahla yetinip, “bugün Allah rızkımı verdi, yarına kerimdir” deyip, evinin yolunu tutuyorsun. Hâlâ ekmek nimettir, yere düşürmüyor, düşürsen bile öpüp başına koyuyorsun.
Hâlâ Kıbrıs’ta, Kerkük’te Musul’da, Süleymaniye’de, Erbil’de, Karabağ’da soydaşların sırf etnik kimliklerinden, Türklüğe aidiyet duygularından dolayı katlediliyorlar. Ve en büyük gönencin, gururun olan askerlerin, “Dost ve Müttefik” bildiğin bir ülkenin işgalci zorbalarınca, üstelik başlarına torba takılıp esir edilebiliyorlar.
Öyleyse sen kimsin ? Sen Türksün. 1950’den beri sen artık sadece güdülen, istendiğinde himaye edilen, istendiğinde azarla- nan, 1923’de doğan “İstiklâl Güneşi”nden gözleri kamaştığı için Batı gölgesine sığınmış bir asalaksın...Senin sözünün ne kıymeti var...
Sen ki hâlâ Bursa Nutkunun Atatürk’e ait olduğunu kanıtlamak için uğraşıyorsun. Ülkenin Don Kişot’ları aydınlar teker teker yok edilirken, ulusun gören gözüne kurşunlar sıkılırken ortada görün- meyen, özenle gösterilmeyen devletini bile açıkça eleştirmekten korkuyorsun. Kaybedecek olduğun zincirlerin bile yokken neden korkuyorsun? Devlet adam öldürmez ki sence senin ülkende.
Senin devletinin kademelerini işgal edenler ki, yurttaşına karşı kendini zırhlara büründürme anlayışını, yurttaşını yok sayma ilhamını, şimdi önüne geçip, “Dolarlarımı seven arkamdan gelsin” diyen o eşkıya devletten almıştır.
Büyük devletler, büyük bombalarını, büyük düşmanlarını yok etmek için kullanırlar, yoksa milyon dolarlık füzeleri develerin kıçına sallamak için değil...En büyük baş(!) böyle buyurdu o
meş’um günün ilk saatlerinde...
En iyisi hiçbir şey düşünmemek. Varsın  hiçbir konuda senin fikrin olmasın. Zaten düşünmek denen eylem çok yorucu ve tehli- kelidir. Baş ağrıtır, dirsek çürütür, aç bırakır, hapis yatırır, yalnız- laştırır, sakat bırakır, gözünden vurdurarak öldürtür. Durup durur- ken düşünmenin anlamı var mı ? Düşünüp de ne yapacaksın ?
Sen düşündükçe, derin analizlere girdikçe, o analizlerden somut sonuçlar çıkardıkça, yap-boz’un değişik renk ve şekillerdeki parçalarını birleştirdikçe, hatta o parçaları giderek daha çabuk birleştirerek küçük parçalara bakarak bütünü görebilme yetisini kazandıkça füzeler duracak mı yerlerinde ?
O füzeleri yaratanlar, günün birinde onları kullanmak için yaratmadılar mı ? kullanılmayan mal sahibine kâr getirir mi ?
Depoda çürüyen malın tüketim ekonomisine ne faydası var ?
Şimdi onları develere sallamayacaklar. Çünkü develer milyon dolar değerinde değildir. Onları milyon dolar değerinde olan başka hedeflere sallayacaklar. Şimdiye kadar olduğu gibi.
En iyisi artık hiç düşünmemek, konuşmamak, yazmamak. Şimdiye kadar yazdık, yazdınız, yazdılar, ne değişti ki ?..
Emperyalizmin “Büyük/büyük babası(?!!)” develerle devecilere sallamaya kıyamadığı akıllı füzelerini, Bağdatlı çocukların tepeleri- ne yağdırırken hiç konuştuk mu ?
Hangimizin sesi gür çıkabildi ?
Kim o çocukların geleceği ile ilgili kaç doğru söz edebildi ?
Mazlumdan yana, emperyalist eşkıyaya karşı  olduğunu açıkça söyleyebilenler Saddam yanlısı olarak gösterilmedi mi ?
Şimdi konuşmanın kime ve neye faydası dokunacak ki ?
Zaten bizim yerimize ağzı olan herkes konuşuyor. Bizim cılız sesimiz onların onca gürültüsü içinde nerelerde, nasıl yankılanacak ? 
Sözün bittiği bir çağda yaşıyoruz artık.
Bütün bu curcuna içinde gözümüzün önünde canlanan net bir görüntü var: bir deve sürüsü ve yukarıda bekleyen tonlarca akıllı bomba...Bütün bir coğrafya deve sürülerinden müteşekkil. Her sürünün önünde de yularından tutulan birer eşşek. Bombaların başındakiler gözlerini deve sürülerine dikmişler. Önde giden eşekler deve kervanlarını belirlenen hedefe götürüyorlar.
Birileri, “o bombaları develere atmayın yazıktır milyonlarca dolara”, diğerleri; “hayır o develerdir dünya finansının kâbe'sini, barışı, demokrasiyi..vs.yi yerle bir eden, tüm deve sürülerini yok edelim” diyor...
Artık kimse “yok devenin nalı” da diyemeyecek. Develer  dönmüşler, dünyanın, “başkan en büyük/büyük babası”na doğru eğiliyorlar...
Develer görecek günlerini. Ancaak !!!?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.045 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.