ARAPLARIN TÜRKİSTAN'A GİRMEK İSTEMESİ ve TÜRKLERİN BUNA KAŞI KOYMASI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 07 Ağustos 2020, 15:39:34


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: ARAPLARIN TÜRKİSTAN'A GİRMEK İSTEMESİ ve TÜRKLERİN BUNA KAŞI KOYMASI  (Okunma Sayısı 5943 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fahrettin öztoprak
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 87



« : 21 Mayıs 2010, 23:37:25 »

a) Arapların İran’a Girmesi
Arap tarihçileri tarafından Horasan bölgesine ve Türkistan’a Arap akınları ilkin Hazreti Osman’la başladığı, söylenir. Hazreti Ömer devrinde İran fethedilmeye başlanmıştı. Devletini ve ülkesini kaybeden İran hükümdarı Yezdicert’i 651 yılında Merv’de öldürmüştüler. Onu öldürenlerin düşmanları olduğu, ailesi ve yakınlarının Çin sarayına sığındığı söylenir.
Horasan’ın fethinin Hazreti Ömer devrinde başladığını yazan Arap tarihçileri de var. Bunlar İbni Kesir, el Bidaye ve et-Taberi gibi tarihçilerdir. Ancak son İran hükümdarı Yezdicert’in 651 yılında öldürülmesine kadar Araplar, doğuda İranlılara karşı Kadisiye ve Nihavent (642 yılı) harplerini kazansalar bile, İran’ın ancak bir kısmına sahip olmuşlar, bu ülkenin tamamına hakim olamamışlardı. Kaldı ki, Doğu Göktürkler 630 yılında Çin hakimiyetine girmiş bulunsalar da, kudretlerini muhafaza eden Batı Göktükleri Horasan’a tamamen sahiptiler. Arap orduları İran içlerinde ilerliyordu. Tabii ki onlardan kaçan Yezdicert yalnız değildi. Onun yanında arta kalan ordusu da vardı. Kanaatimizce Yezdicert, payitahtını kaybettikten sonra, Horasan’a ilerlemek ve buradaki şehir ve kaleleri zapt etmek, dağılan devletini burada kurmak istemişti. Çünkü tarihi realite böyledir. Bir Türk şehri olan Merv’de öldürülmesine gelince. Kanaatimizce o, bu şehri kuşatmış, Türklerden almak istemiş, meydana gelen harpte de birçok askeriyle birlikte öldürülmüştü. Bu, ailesi ve yakınlarının Çin’e sığınmalarından anlaşılıyor.

b) Arapların Horasan’a Girmesi
Ancak bu İran hükümdarı daha devletinin başındayken İslam halifesi Hazreti Ömer tarafından İran’a, bir ordu ile din adına Arap fütuhatını gerçekleştirmek için gönderilen Kaysoğlu Ahnef’ten, İslam tarihinin üçüncü halifesi olan Hazreti Osman devrinde bile söz edilir ve onun adından da övgüyle bahsedilir:
Türk hakanı Tulu Han, Belh’e kadar gelmişti. Arap ordusu kumandanı Ahnef onun geldiğini görünce kuşatmayı kaldırıp Merv’e geldi. O burada, kale önünde müdafaa hattı kurdu. Belh’i kurtaran Türk hakanı Merv önlerine geldi. Harp yapmaya hazırdılar. Ahnef için tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Zira Araplar harbi kaybettikleri takdirde, bırak Horasan’da kalmayı, Arabistan’a kadar çekilecektiler. Ahnef bunun üzerine düşündü. Sırtını dağa verecek, önünde de nehir bulunabilecek bir yer buldu. Türk hakanı Tulu Han, buraya da geldi. Ahnef yine tedirgin oldu ve bir daha düşündü. Hazreti Ömer’in Türkler hakkında söyledikleri sözler aklına gelmişti. Bunu Türk hakanına iletti. Türk hakanı bu sözlere ehemmiyet vermemişti. Ancak günler geçiyor, ne Araplardan ne de Türklerden meydana atılıp da kimse harp etmeye cesaret edemiyordu. Bu sürede Türk hakanı Tulu Han bile düşünmüş, Hazreti Ömer’in sözlerinde bir gerçek payının bulunabileceğini kabul etmişti. Ancak şu da olabilir: Belki Türk hakanı Tulu Han, o sözlere yine değer vermemiş ama, muharebenin uzaması ile, tedirgin olmaya başlamış, Araplara tam saldıracak ve onları tamamen imha edecekken, doğudan bir ulak gelmiş, Çinlilerin harekete geçtiklerini, (devlete bağlı bazı kavimlerin de isyan ettiklerini) ona bildirmiş, bunun üzerine Türkler memleketlerine dönmüşlerdir. Çünkü Çinliler Türkler için Araplara göre çok daha tehlikeliydi.(1) Şimdi bunu beyan eden Arap tarihçisi et-Taberi’dir. İbni Kesir ondan nakletmiştir. Tarih de verilmiş: 642. Peki, Türkler Arap ordusuna hiç bir şey yapmayıp, Çinlilerin saldırısını def etmek için gitti de, Ahnef neden bu fırsattan istifade edip Horasan’ı tamamen işgal etmedi? Nasıl olsa Doğu Türklerini Çin kendi tebaası yapmış, Batı Türkistan’ı da birbirine düşürmüştü! Arap tarihçilerinin elinde neden Ahnef’ten başka kimse yok? Sözü ikide bir neden döndürüp dolaştırıp Ahnef’e getirmekteler. 642 yılından Muaviye’ye kadar olan işgal sermayeleri mi tükendi? Hazreti Ömer’in Peygamberden duyduğu, “Türkler size dokunmadıkça, siz onlara dokunmayın” hadisini gerçekleyen olaya yer verilir; daha başka şey söylenmez. Bu sıralar durgunluk yıllarıdır. Tabi ki, bu durgunluk yılları Türkler için değil, Araplar için. Ahnef, 651 yılından sonra Horasan’a bir akın yapmış ama, onun bu yaptığı akın fetih harekatından ziyade, Türk ülkelerini tanıma anlamını taşıyan bir keşif harekatıydı. Araplar Hazreti Osman devrinde bunun için Horasan’a gelmişlerdi. Anlamışlardı ki, şimdilik Türk ülkelerine giremeyecekler.
Muaviye döneminde Maveraünnehir’e doğru Arap saldırıları başladı. Bu saldırılarda Arap ordusunun kumandanı Rebi de Ziyadoğlu Ubeydullah’tı.(2) Bunu, Horasan’a saldırılar olarak nitelememiz daha doğru olur. Çünkü Horasan’a Araplar Ahnef döneminde bir kere hariç, girememiştiler. Burayı geçmeden Maveraünnehir’e ayak basılamazdı. Ama, Arap tarihçileri pek düşünmezler. Nasıl olsa bu bilgileri en az yüzyıl sonra kaleme alacaklardı. Ubeydullah herhalde başarısız oldu ki, Basra’ya dönmesi istenip, yerine Osmanoğlu Said tayin edildi. Türkler bunu oklayarak bir gözünü kör ettiler. Said iki yıl komutanlık yapmıştı. Yerine Ziraoğlu Eslem tayin edildi. Ancak onun emrindeki Arap askerleri Türkler karşısında hezimete uğradılar. Hazreti Muhammet’ten önce ne bir tarihe ne de bir devlete sahip olan Arapların tarihçileri, tarihin ve devletin yaşamak demek olduğunu bilmedikleri ve ancak yazmak olduğunu zannettiklerinden, kalemi ellerine aldıklarında kimi bilgileri 30-32 yıl önceye veyahut sonraya kaydırarak, Maveraünnehir’e girildiğini, hatta Buhara ve Semerkant’ın bile kuşatıldığını okuyucularına aktarmışlardır. Ancak Arap komutanlarından ne Ubeydullah, ne Said, ne de Eslem Maveraünnehir’e ayak basmıştır. Her üç Arap komutanı gibi 675 yılında Horasan valisi tayin edilen Ziraoğlu Elsem de başarısız kalmaya mahkumdu ve öyle oldu. 680 yılında Babası Emevi hükümdarı Muaviye’nin ölümü ile başa geçen Yezid, halifelik adına Emevi iktidarını devralınca, buraya Ziyadoğlu Selm tayin edildi. Et-Taberi der ki: Horasan halkı bunu sevdiği kadar hiçbir valiyi sevmemiş, bu nedenle yirmi bin çocuğa onun adını vermişlerdir.
Yabancı araştırmacı Gibb de der ki: Yeni vali kalabalık mahiyetiyle Horasan’a gelmişti. Yanında iki ordu komutanı daha vardı. Selm, dağılmış olan Arap ordusunu ve askerlerini topladığı gibi onları silah altına da aldı. Bunu İngiliz araştırmacı Gibb diyor. Dikkat edilirse o, Horasan’dan bahsediyor.
Arap tarihçileri de şöyle diyor: Selm, Harzem ve Buhara’yı vergilendirdi ve Semerkant üzerine yüründü. O buraya vardığında kuvvetlerinin bir kısmını A’şa Hemdan kumandasında Hocend üzerine gönderdi. Ancak bu Araplar Türkler tarafından mağlup edildiler.
Şimdi soruyorum: Peki, valinin emrindeki Hakimoğlu Abdullah ve Ebisufraoğlu el-Müellep adlı iki ordu komutanına ne olmuştu da, Selm aslında bir şairden başkası olmayan A’şa Hemdan’a kalmıştı? 683 yılında Horasan’a vali olarak Hazimoğlu Abdullah getirildi. Bu sırada Herat Türkleri başkaldırmıştılar. Valinin Hayyanoğlu Zübeyr komutasındaki bir Arap ordusunu bu isyanı bastırmak için gönderdiği, kargaşanın giderildiği söylenir, ama Horasan valisi tayin edilen Abdullah’ın Halife Abdülmelik tarafından emir verilip öldürülmesine ne diyelim? Demek ki Maveraünnehir’e girememişlerdir.
Yezid’in ölümüyle Araplar arasında büyük olaylar patlak vermiş, 15 yıl sürecek kargaşalar baş göstermiş, Mervan’ın vefatından sonra Hicaz emiri Abdullah’la Hüseyn’in Kerbela’da hunharca katledilmesinin hesabını Emevilerden soran Muhtar es-Sakafi kapışmış, Hicaz emirinin onu mağlup etmesi, Yusufoğlu Haccac’ın da Abdullah’ı yenerek ortadan kaldırması ile Mervan’ın oğlu Abdülmelik rahatlamış, böylece Emevilerin halifelik koltuğuna oturmuştu.(3)
Hazimoğlu Abdullah’ın Mervanoğlu Abdülmelik’e biat etmediği için başının vurulduğunun söylenmesi; işin öbür tarafını gizlemek içindi. Peki, 15 yıllık boşluk ne oluyor? On-dan sonra Horasan’a vali olarak Abdullahoğlu Ümeyye, Toharistan’a da Vişahoğlu Bükeyr gönderildi, Ümeyye diğer valiler gibi Buhara’ya 996 yılında akın düzenledi, o sırada Bükeyr de başkaldırma eğilimine girdi. Ümeyye bunun üzerine Merv’e geldi ve 697 yılında da (her halde görevden ayrılmış olacak ki) bütün idareyi Irak valisi Haccac’a teslim etti deniyor. Buradan şu anlaşılıyor. Araplar 683 yılından 697 yılına kadar, bırak Maveraünnehir’e girmeyi, Horasan’ın ne Herat, Toharistan’ın ne Merv şehrine de hakim olamamışlardı. Herat’ta Türkler çok güçlüydüler. Arap ordusu Hocend’e kadar uzanamadığı gibi, ne Buhara’ya, ne de Semerkant’a vasıl olamamış, Ümeyye de ancak Merv’e kadar gelebilmişti. Çünkü Emeviler gördüğümüz gibi, 680 yılından 697 yılına kadar büyük bir iktidar kavgası içindeydiler. Neredeyse bunu kaybedeceklerdi! Böyle bir durumda Horasan’a vali tayin edilemediği gibi, Arap ordularının biri bile, Arap dünyasında baş göstermiş isyanlar bastırılmadan Horasan’a sevk edilemezdi. Arap tarihçilerinin Rutbil adı verilen bir Türk hakanı Araplar karşısında fırtına gibi esmekteydi.
Haccac bir vali olmasına rağmen Irak’ta bir hükümdar gibiydi. Hatta Horasan’ı bile Irak’a eyalet olarak bağlamak istemişti. 697 yılında Ebibekrioğlu Ubeydullah’ı Sicistan’ın fethi için gönderirken, Horasan valisi olarak da Ebisufraoğlu el-Müelleb’i tayin etmişti. Ubeydullah, Sicistan’a gelince karşısında Türk hükümdarı Rutbil’i buldu. O bu hükümdar karşısında çaresiz kalmış, fazla bir şey yapamamıştı. Bunu haber alan Haccac, ona bir mektup gönderdi. Diyordu ki: Rutbil’in üzerine yürüyeceksin, onun mülkünü zapt edeceksin, kalelerini yıkmadan, askerlerinin her birini zincire vurmadan asla buraya, Basra’ya dönmeyeceksin.
Rutbil, Araplara yıllık vergisini de ödemekteydi. Neden onun üzerine gelmiştiler, bu belli değil. Belki de ona daha fazla boyun eğdirmek için. Bu Sicistan hakanı Türk askeri taktiğini uygulayarak saldırganları münasip bir yere kadar çekti. Burası her iki tarafı dağ, ancak açık tarafı bir boğazdı. Bu boğaza da Türk askerleri yerleştirilmişti. Rutbil, süvarilerine ani bir dönüş yaptırdı. Bunun üzerine Ubeydullah sıkışıp kaldı. Hatta bu Arap kumandanı, düştüğü durumun öylesine farkına varmıştı ki, Rutbil’e kurtulması için yediyüz bin dirhem altın teklif etti. Araplar burada Türkler tarafından kılıçtan geçirildiler. Kaçabilenler ancak dağa ulaşabilenler oldu.
Rutbil’in Arap ordusunu kılıçtan geçirdiği tarih, her halde 698, veyahut 699. Burada Ubeydullah’ın Türk hakanı Rutbil üzerine gönderildiği açık açık söylenmektedir. Arap tarihçileri bunu söylerken el-Belazuri, Rutbil’i Abdullahoğlu Abdülaziz adlı bir Arap komutanına Sicistan’da öldürttürür. Ancak onun bahsettiği bu Rutbil, Muaviye döneminde yaşamıştır. Bir sayfa önce Rutbil için ünvan deniyor. Ancak Rutbil ünvan değil bir addır. Bunu Emel Esin kanıtlamıştır. Sicistan hükümdarları “Tigin” ünvanı taşımaktadırlar. Buradan da Arap tarihçilerinin kaynaklarına pek güvenilemeyeceği meydana çıkıyor. Onlar akıllarına geleni yapmışlardır. Bir Türk kahramanı Rutbil adında Sicistan hükümdarı mı var, bakıyorlar onunla baş edilememiş, ne yapalım diyorlar, düşünüyorlar, bunu Muaviye dönemine nakletmekten başka çare göremiyorlar. Ama foyalarının gün gelip de meydana çıkacağından haberleri yok.
699 yılında, Horasan valisi Müellep de Ahrun’a yaptığı seferde oğlu Yezid’in beceriksizliği nedeniyle çok zor durumda kalmış, Türklere büyük çapta para, altın ve mücevher vererek canını zor kurtarmış, buna rağmen 701 yılında Merv’in bir kasabası olan Zagul’da vefat etmiştir.
Eserlerinden mümkün olduğu kadar yararlandığımız kıymetli araştırmacı yazarlarımızdan Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı şöyle demektedir:
“Mamafih, el-Müelleb’in Horasan valiliği, onun daha ziyade mahalli Türk hanları ile olan çetin mücadeleleri, hatta başlı başına onun hayatı ayrı bir inceleme konusudur. İyi bir asker ve yetenekli devlet adamı ve Emevi devletine çok büyük hizmetler yapmış olmasına rağmen onun; devrin baş döndürücü siyasi gelişme ve olaylar karşısında, özellikle Aşağı Türkistan işlerinde ve Türklere karşı mücadelelerinde başarılı olduğunu, kendisinden beklenen dinamizmi gösterdiğini iddia etmemiz mümkün değildir.”
Haccac, Ubeydullah’tan sonra, onun intikamını almak için Sicistan, yani Gazne üzerine Muhammedüleşaşoğlu Abdurrahman’ı göndermiş, ancak kırk bin kişilik orduya sahip olan bu kumandan, Haccac’ın ağır baskısını kaldıramayarak, Türk hakanı Rutbil ile birleşmiş ve Basra’ya kadar gelmişti. Burada Haccac’a mağlup olduğu için yeniden Rutbil’e sığınmaktan başka çare göremedi. Ancak şu da söyleniyor: Abdurrahman, Rutbil’in ve diğer Türklerin yardımı ile Basra’ya kadar geldi. Ancak burada Türkler onu terk ettiler. O böylece Haccac’a mağlup oldu. Aynı sayfada Batı Türkistan’daki çatışmalardan bahseden yazar, 701 yılındaki meşhur Türk ihtilalinde otuz bin kadar Arap Türkler tarafından öldürülmüştü; bu sırada Arap ülkesine Haccac hakimdi, deniyor. İki ifadeyi birbiriyle birleştirdiğimiz zaman, Türk ihtilalinin, yani Araplara karşı Türk isyanının ne kadar gerçek olduğunu, bunun büyük boyutlarda meydana gelmiş bulunduğunu görürüz. Demek ki, Sicistan’daki Türklerle Horasan’daki Türkler Araplara karşı birleşmiş ve ayaklanmıştılar.
Haccac, Türklerin karşısına çıkamadığı gibi onların üzerine bir ordu bile sevk edememişti. Ancak Türkler çekildikten sonra Basra’da kalan, Eşasoğlu Abdurrahman’ın ordusunu mağlup edebildi. Sicistan’a gönderildiğinde ora Türkleriyle baş edemeyen Abdurrahman, ordusunun başında olsa bile, tek başına, yani Türklerin yardımı olmadan nasıl Basra’ya kadar gelebilirdi? Bunu iyi düşünmek gerek. Gerçi Z. Kitapçı, Abdurrahman’ın Rutbil ile birleştiğini söylüyor ama, onun Türklerle birlikte Basra’ya gelmesini es geçmiş. Diğer kaynağımız bunu açık açık ifade ediyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. Ancak Türkler Abdurrahman’ı Basra’da terk etmiştiler. Acaba neden? Yıl 705. Türk Kağanı 706 yılında Çinlilerle yaptığı muharebeyi kazanmış, Çin de Batı Türkistan’daki emellerinden vazgeçmiş. Demek ki bu nedenle Türkler Basra’dan çekilmiştiler. Abdurrahman da, Haccac’a mağlup olduğu için, kurtulunca yeniden Türk hakanına sığınmış. Gerçi Arap tarihçileri bu Arap kumandanının hezimetinden bahsederler ama, o arada Türklere değinmek istemezler. Yine her defasında yaptıkları gibi, iki yıl öncesine giderler, bu sırada ondan önceki iki yılı unutmuşlar ki, Müelleb’in Horasan valiliğinden söz etmek isterler. Bu ifade aynen şu:
Haccac, bir taraftan Sicistan’ı işgal etmek isterken, diğer taraftan Türklere haddini bildirmek için 699 yılında Horasan’a vali olarak el-Müelleb’i göndermiş, o üç bin kişilik bir öncü kuvvetiyle Kiş’e gelmiş, burada iken Huttal Türk hakanı Sabbal üzerine oğlu Yezid’i göndermiş, Yezid ise bu hakanla fidye karşılığı anlaşma yapmış, Müellep diğer oğlu Habib’i Buhara üzerine göndermiş; o burayı yakıp yıkmış, buna rağmen (demek ki bir şeyler olmuş ki) Müellep, kalan ordusunu kurtarmak için Merv’e dönmek istediğini yetkililere bildirmiştir. Buradaki Müellep bildiğimiz Müellep, başkası değil, ancak Horasan’a vali olarak gönderildiği tarih yanlış. Habib’in Buhara üzerine yürüdüğünün doğru olması gerekir. Buna itirazımız yok. Buhara Hanlığı’nın başında “Kınık Hatun” denilen bir melike vardı. Bu Kınık Hatun Buhara hükümdarı Beydun’ın hanımıydı. Ancak Beydun, 700 yılından çok önce vefat etmişti. Beydun ölünce, oğlu Tuğşad’ın yaşı küçüktü. Onun yerine Buhara anası tarafından yönetilmekteydi. Buhara melikesi Kınık Hatun’un Araplara karşı koyarak, Buhara’yı savunduğu, dört ay boyunca Araplara çok zorlu anlar yaşattığı da söylenmektedir. Bunun tarihini ancak 699 olarak kabul edebiliriz. Ancak Habib, Buhara’yı alamadığı gibi, pek çok Arap askerini de kaybetmiş olarak, ayrılmış; Merv önündeki Arap karargahına dönmüştür ki 701, daha doğrusu 699 yılından 705 yılına kadar, Horasan, Toharistan ve Sicistan, yani bütün Batı Türkistan’da Araplardan eser yok. Son vali Müellep de 699 yılında çekildiği küçük bir kasabada, 701 yılında hayata veda etmiş. Ancak Abdurrahman’ın Haccac’a mağlup olduğu tarih, -706 yılında Türk-Çin Savaşı meydana geldiğine göre- 705 olabilir. Müellep’ten sonra 701-704 yılları arasında Horasan valisi olarak onun oğlu Yezid gösterilmek isteniyor ama, et-Taberi bunu aradaki boşluğu doldurmak için yapmış olabilir. Aslında Yezit’ten bahsedilirken, onun Nizek Tarhan’ın hazinesini ve malını yağmalaması olayı var. Aynı olayı 704 yılında kardeşi Mufaddal da yapmış. Bunların hiç birinin tarihi değeri yok. Daha önce dediğimiz gibi bu iki Arap komutanı dağda saklanmış, valilik yerine haydutluk yapmışlar. Beş yıl boyunca Horasan’a bir vali bile tayin edilmediğine, hatta ne Toharistan, ne de Sicistan üzerine de her hangi bir ordu gönderilmediğine göre, 701-705 Türk isyanı ve bunun başarısı doğrudur. Bu zaman zarfında Irak valisi Haccac neredeydi? Tabii ki Arabistan’da! Daha doğrusu o, Hicaz valisiydi. Durum bunu gösteriyor.


Fahrettin Öztopra, Babailer, Balkan Türkleri ve Şeyh Bedrettin, TDAV. Yayını, İstanbul 2010
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
fahrettin öztoprak
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 87



« Yanıtla #1 : 21 Mayıs 2010, 23:38:33 »

c) Arapların Türkistan’a Girmesi
Şam tarafından yeniden Irak valiliğine getirilen Yusufoğlu Haccac tarafından 705 yılında Horasan valiliğine Müslümoğlu Kuteybe atandı.(4) Güçlü Arap orduları ve geniş yetkilerle donatılan bu kumandan, Horasan’dan (herhalde Merv ve Herat şehirlerine boyun eğdirmiş ve onları yıllık vergiye bağlamış olacak ki), Maveraünnehir’e girip Baykent’i aldı ve Buhara üzerine yürüdü. İdarecisi Kınık Hatun, 706 yılında şehirden uzaklaştırıldığı için bu şehir çok geçmeden zapt edildi.(5) Daha sonra bazı şeyler olmuş olabilir ama, elimizde bir şiir, bir de 708 tarihinden başka değinmeye gerekli bilgi bulunmuyor. Sıra Semerkant şehrindeydi.(6) Kuteybe buraya yürüdü. Ancak şehrin zaptı saldırı ve kuşatmalara rağmen, mümkün olamıyordu. Şehirdeki Türkler direnmekteydiler. Türk hükümdarı Nizek Tarhan da bu kuşatmada Kuteybe’ye yardım etmekteydi. Ancak Nizek Tarhan’ın Kuteybe’ye karşı tereddüdü vardı. Onun bu tereddüdünü Hayyanü’n-Nebati: “Hakanım, sen hükümdarlığını kaybedeceksin. (Bunu) bilmiyorsun.! Soğuklar gelmek üzere. Bu soğuklar Arap ordusunu çekilmeye mecbur bırakacak. Biz gider gitmez düşmanlarınız, Türk prensleri size hücum edecekler. Hükümdar olduğunuz zengin (Soğd) ülkesini düşmanlarınız, hakanlar alacaklar” diyerek giderdi. Buna onun inandığını anlayan Yahudi dönmesi sözlerini bitirdi: “Türklere haber gönder, de ki: Haccac (yeni) kuvvet gönderdi, Kaş ve Nakşep kapılarından geçerek geliyorlar”.
Nizek Tarhan bir bahaneyle adamlarının bir kısmını Semerkant kuşatmasından alarak ayrıldı. Deniyor ki: O, Toharistan’a varınca Belh, Talakan, Merv ve Faryap Türkleriyle ilişkiye girerek, onları Araplara karşı isyan etmek ve Kuteybe’yi Horasan’dan sürüp çıkarmak için çalışmalara başladı. İlk iş olarak Toharistan’ın Belh yabgusu Şaz Tarhan’ı tutuklatıp onu etkisiz bıraktı. Ancak Kuteybe, onun bu davul zurnalı başkaldırma hareketine kayıtsız kalmadığı gibi, çabuk yetişerek, bu İsyanı bastırdı ve Nizak Tarhan’ı da 709 yılında öldürdü.
Yine deniyor ki:
“Nizek dağlık bir yer olan Kürz’e gelmiş ve bütün yolları tutmuştu.” Şimdi bu ifade tarzı ile Hayyanü’n-Nebati’nin sözlerini birleştirdiğimizde, Nizek Tarhan’ın denileni yaptığı, ancak bundan casusu vasıtası ile haberi olan Kuteybe’nin aslen İranlı olan Süleym en-Nasıh komutasında bir askeri kuvvetle, geçitte Haccac’ın gönderdiği Arap takviye birliklerini bekleyen Türkleri arkadan bastırtarak tutuklattığı anlaşılmaktadır. 709 yılında öldürülenler tam 700 kişiydi.
Bunun bir nedeni vardı. O Kuteybe’den kurtulmak için bir plan yapmış ama, bu Arap komutanının da bir planı bulunduğunu fark edememişti. Baştan beri yanında bir casusu olduğunu nerden bilecekti?(7)
Nizek Tarhan, Kuteybe’nin oyununa gelmişti. Arap şairlerinde Sabit Kutna, şiirinin birinde bunu vurgulamıştı. Ancak Kuteybe bu oyunu niye oynamıştı? Semerkant kalesinin fethi için onun askeri güçlerini de kullanırken, daha burayı zapt edememişken, çıkarı neydi? Onun bu amacı Nizek Tarkan toprağa verildikten sonra belli oldu. Nizek Tarhan’ın dul kalmış hanımına bir heyet göndererek taziyelerini bildirdi ve kendisiyle evlenmek istediğini söyledi. Bu Türk anası Kuteybe’nin huzuruna gelip ona şu cevabı verdi:
-“Ey emir! Sen bir halife değilsin! El-Haccac gibi ünlü bir vali de değilsin! Sıradan, Horasan valilerinden birisin. Oysa sen benim kocamı öldürdün. Elimde, avucumda servet namına ne varsa, aldın. Ondan sonra da bana hiç çekinmeden evlenme teklifinde bulunuyorsun. Sen, benim seni bir hile ile öldürebileceğimden ve böylece –eşim ve çocuklarımın- acı intikamını almış olacağımdan hiç mi korkmuyorsun.”
Bu cevap karşısında nutku tutulan ve hiçbir karşılık veremeyen Kuteybe böylece amacına da ulaşamamıştı. Onun da Nizek Tarkan’ı ortadan kaldırmak için nedeni vardı ama, bunun ters tepeceğini nerden bilecekti. Kuteybe Araplar için şüphesiz iyi bir komutandı. Ama onun sözüne güvenilmezdi. Amacına ulaşmak için her şeyi yapabilirdi. Kur’an’a, peygamber sözüne aykırı bile olsa, istediğini elde etmek için her şeyi mübah gören biriydi. O başarılarını çoğu kez bu kaypaklığına borçluydu. O Türklere karşı düşmandı ve Türklere karşı uygulamış olduğu vahşi zulmü bir an bile terk etmek niyetinde değildi.
Kuteybe Semerkant’ı zapt etmek istiyordu. Bu nedenle Nizek Tarhan’ın boşluğunu doldurmak istedi. O, Harzem hükümdarı Hürzad’ın kardeşi Cangan’ın teklifini almış, uygulamaya koymuş, onun isteğini gerçekleştirmek için Merv’den harekete geçmiş, Harzem’e Abdullahoğlu Iyas komutasında bir ordu göndermiş, ona Hayyan en-Nabti’yi yardımcı vermişti. Ama bunlar Harzemli Türkler karşısında 709 yılında başarısız kaldılar. 710 yılında Kuteybe kardeşi Abdurrahman komutasında yirmi bin kişilik bir askeri kuvvetle Hazarasb’a geldi, Cangan onu karşıladı, yeni plan yaptılar. Abdurrahman, Harzem’e girdi. Fil önlerinde Hurzat ve onun Harzemli Türklerden müteşekkil ordusu ile karşılaştılar. Arap ordusu saldırınca Cangan on bin adamı ile kardeşini arkadan vurdu, böylece Araplar Harzem’e hakim oldular. Kuteybe buraya Iyas’ı vali, Hayyan’ı yardımcı, kendi kardeşi Ubeydullah’ı da vergi sorumlusu tayin etti. Harzemliler bu oldu bitti karşısında şaşırıp kalmıştılar. Cangan da yeni idareden memnun değildi. O tahta oturmuş ama, hiçbir fonksiyonu yoktu. Kuteybe’nin Semerkant kuşatması için istediği on bin silahlı süvariyi de göndermişti. Harzemliler 710 yılı sonunda isyan ettiler. Vali Iyas öldürülmüş, yardımcı Hayyan tutuklanmıştı. Kuteybe, 711 yılı ilk aylarında Ubeydullah’ı yeni bir ordu ile gönderdi. Araplar Harzem’i yerle bir ettiler.
Semerkant kalesi 4 yıldır Kuteybe’ye direnmekteydi. Araplar bu şehri bir türlü zapt edemiyordular. Şehrin halkı hükümdar Tarhun’a başvurdu. Bir şeyler yapmasını söylediler. O da gereken yere haber gönderdi. Göktürkler Semerkant’ın yardımına koştular. Bu nedenle Türk Bilge Kağan, Soğd kavmini “düzene sokayım diye İnci nehrini geçerek Demirkapı’ya kadar ordu sevk ettik. Ondan sonra Türkiş avam halkı düşman olmuş. Kengeris’e doğru gitti. Bizim askerin atı zayıf, azığı yok idi. Kötü kimse er (olamaz. Türkişlerle karşılaştık. O) kahraman er bize hücum etmişti. (Karşılaşıp çarpıştık. Ordumuz çekildi.) Öyle bir zamanda pişman olup Kül Tigin’i (diğer yönden de biz askerlerle bastırmak için daha) az (sayıda ask)erle eriştirip gönderdik. Büyük savaş (yapmış). Alp Salçı ak atına binip hücum etmiş. Türkiş avam halkını orda öldürmüş, yenmiş” diyor.
Beklenenin aksine olmuş, Kuteybe, Göktürklere karşı kardeşi Salih’i göndermişti. Araplar Türk ordusuna pusu kurmuştular. Göktürkler tuzağa düşmüştü. Kağan ailesinden birkaç kişi de öldürülmüştü. Bunun üzerine Kuteybe, Semerkant kuşatmasını hızlandırdı. O, Semerkant Türklerine karşı Harzem ve Buhara Türklerini öne sürmüştü
Türkişlerin Göktürklere karşı ayaklanması ile(Cool Kuteybe bu şehri zapt etti ve burada da Buhara’daki gibi bir cami de yaptırdı. Kardeşi Abdullah’ı Semerkant valisi tayin etmiş, Müslümanlığı kabul etmiş Türklerden Buhara’nın zapt edilmesinde olduğu gibi, buranın zapt edilmesinde de mümkün olduğu kadar yararlanmıştı.(9) Zaten Baykent’i de bu şekilde, Toharistan mahalli hükümdarı Nizek Tarhan’ın yardımı ile ele geçirmemiş miydi? Yardımları nedeniyle hükümdar olarak ilan ettiği Afşin Oğuzbek de göstermelikten başka bir şey değildi. Onu Müslüman bile yapmış, sonra tahakkümünü artırmış, tebaasını da yavaş yavaş kendine boyun eğdirmeye başlamıştı.(10) Çok geçmeden bir yıl sonra, yani 712 yılında Göktürkler yine Maveraünnehir’e girdiler. Göktürk Kağanı, Türk Bilge Kağan, Turhan Han ve Gorlu Han ile konuşarak, süvarilerden müteşekkil bir ordu göndermişti. Bu ordunun başında 711 yılındaki gibi yine Gültekin vardı. Maveraünnehir’deki diğer şehirleri Arapların elinden istirdat ettikleri gibi Semerkant’ı da istirdat etmeği amaçlamışlardı.(11) Arap hakimiyetindeki Semerkant’ın Göktürkler tarafından muhasarası böylece başlamış oldu.(12)
“Semerkant muhasarasında Kuteybe; her zaman olduğu gibi iki yüzlü davranmış” o “şehre anlaşma gereğince, sadece iki rekat namaz kılmak için geçici bir süre girdiği halde, sonradan Guzek’e rest çekmiş ve şehri süratli bir şekilde işgal etmiş”, Akşit “Guzek, Kuteybe’nin bu hiyanetinin kurbanı olmasını hiçbir zaman hazmedememiş ve hayatının sonuna kadar Arap idaresiyle mücadele etmiştir”. Zekeriya Kitapçı, o kadar Arap kaynağını tetkik eden bu yazar, demek ki bir şeylerin farkına varmış ama, ancak bu kadar ifade edebiliyor. Daha doğrusu 712 yılında Merv’de bulunan Kuteybe, Gültekin’le işbirliği içinde bulunduğunu öğrenince, haber gönderip Akşit Oğuzbek’i öldürtmüştür. Göktürk ordusunun bir kısmı İnal Kağan emrine verilip Demirkapı’ya gönderilmişti.(13) Bu sırada Kuteybe, Çinlilerle anlaşıp onlardan gelecek yeni bir tazyik üzerine hareket etmeyi düşünmekteydi.(14) Türkler Pelu Han kumandasında Araplara karşı çetin mücadeleler vermiştiler. Bu han kimdi? Şimdilik bilmiyoruz. Bu han, mahalli Türk idarecilerden biri olabileceği gibi, o dönemki Türk kağanlığı tiginlerinden biri de olabilir. Çünkü Batı Türkistan idarecilerinin bazısı Göktürk tiginlerindendi.


d) Semerkant’ın İstirdat Edilmesi
Göktürkler Arapların Semerkant valisi Sırrıtetıbni’yi öldürdüler. Bu kumandan Kuteybe’nin en güvendiği kimselerden biriydi. Emrindeki askerlerin de çoğu kılıçtan geçirilmiştiler. Arap ordusuna karşı toplumunu korumak için canını vermekten bile çekinmeyen Akşit Oğuzbek’i seven halkın desteğine sahip bulunan Semerkant da, 713 yılında Araplardan istirdat edilmiş,(15) böylelikle, yüzyıllardır Türk toprağı olarak kalmış ve daha yüzyıllar boyunca da Türk toprağı olarak kalacak olan Maveraünnehir’de işgal altında bir şehir, bir kale, bir kasaba bile kalmamıştır. Belazuri, Kuteybe ve Guzek’in evlatlarından bahsettiğine, Taberi de Muhtar Oğuzbek’ten söz ettiğine göre, Gültekin 713 yılında Semerkant’ın başına Oğuzbek’in bu oğlunu getirmişti. Böylece Semerkant Araplardan boşaltılmıştı ama, Arap tarihçileri bunu ört bas etme yoluna gidiyorlar. Güya Oğuzbek, şehrin Arap valisi Süleyman b. Ebissırrı’ye varmış, “Biz Kuteybe’nin zulüm ve kadrine uğradık” demiş ve halifenin adaletine sığındıklarını belirtmiş, vali durumu Şam’a bildirmiş, Emevi halifesi de; “Sana emirnamem geldikten sonra onları şehrin kadısına havale et. Bu işi takip etmekten geri kalmaz” diye emir göndermiş. Davaya bakılmış ve Arapların Semerkant şehrini boşaltmasına karar verilmiş. O zamanki halife de Abdülazizoğlu Ömer imiş. Yıl 713. O sırada halife olan ise Velid b. Abdülmelik. Yani Ömer değil. Bu şahıs, yani Ömer ancak 717 yılında, Süleyman’ın vefatı ile halife olacak. Ömer’in halife olması için daha dört yıl var. Şöyle deniyor: “Halife Ömer’in adaletinden Oğuz Bek değil İslam dini kazanmıştır. Yerli halk, Oğuz Bek’in değil İslamiyetin safına geçmeyi ve Müslüman ahali Arap idaresinin yanında yer almayı” seçmiştir. Arap idaresinden ve baskısından kurtulmak için halkın Oğuzbek’in liderliğinde şikayeti var, bu şikayeti Arap valisi Emevi halifesine iletiyor ve mahkeme sonucu şehrin boşaltılmasına karar veriliyor, ondan sonra da halkın Oğuzbek’i değil, Arap idaresini tercih ettiği söyleniyor. Buna inananlar inanıyor. Aşağı Türkistan Araplar tarafından boşaltıldı da deniyor. Bu da Gültekin’in başarılarını destekler mahiyettedir.
Araplar şehri zapt ettikten sonra bu şehre vali tayin eden tabii ki Kuteybe! Böyle bir durumda valinin Oğuzbek’i pek dinleyeceğini zannetmiyorum. Durumu Kuteybe’ye bildirir ve o da Akşit Oğuzbek’in işini görür. Bir şikayet olmuş ise, durum bundan farklı olmaz. Bir kere onların şikayetinde memleketlerinin zorla ellerinden alındığını söyleme hakları var mıydı? En az dört yıl süren bir kuşatma ile Araplar kaleyi zapt ediyorlar. Ya şehrin boşaltılması… Aslında şehir Kül Tigin tarafından istirdat edilmiştir. Ancak bundan sonra bazı istenmedik nahoş olaylar meydana geldi. Göktürklerde kağanlık mücadelesi başlamıştı
Gültekin, 712 yılından, İnal Kağan da 714 yılından beri Maverünnehir’dedir. Türk Bilge Kağan, Kül Tigin Yazıtı’nda Tonga Tigin’in cenaze töreninde Alpagu ve onun on erini öldürdük diyor. Babası Meço Kapağan, İnal Kağan’a bu tigin ve diğer komutanlarını alıp, Beşbalık’a saldırmasını ve burayı Çinlilerin elinden kurtarmasını emretmiş; Çin kaynaklarına göre 714 yılındaki kuşatmada Tonga Tigin burada, kaledeki çarpışmalarda ağır yaralanarak ölmüş. Tonga Tigin’in Kül-Tigin’in ölümünden bir yıl önce öldüğü de söyleniyor, ama kimse 715 yılının ne olduğunun farkında değil. Meço Kağan İlteriş Kağan’ın kardeşi. Kül Tigin de Meço Kağan gibi Türk Bilge Kağan’ın kardeşi. İkisi de küçük kardeş. Meço Kağan bir yıl sonra ölüyor…
Kültigin, ne olursa olsun Maverünnehir’den çekilmek istemiyordu ama, o yıl, yani 714 yılında bir şeyler oldu ki, Ötüken’e dönmek mecburiyetinde kaldı. Bu Tunga Tigin’in, veyahut Meço Kapağan Kağan ailesinden birinin ölüm haberiyle ilgili olabilir. Demek ki bir şeyler var. Türklerde ölen beyin cenaze töreni en az altı ay sonra yapılıyor(16) deniyor. Demek ki bir husumet var. Bu husumet yeni kağanın kim olacağı kavgası da olabilir. Bu Alpagu, sakın İnal Kağan’ın kendisi olmasın! Tonyukuk Yazıtı’nda onun adı açık olarak İnal Kağan olarak belirtilmişti. Bunu daha önce görmüştük. Meço Kapağan ailesinden bazı kimselerse, taht kavgası sonucu Çin’e sığınmışlar. 715 yılında, Tunga Tigin’in cenazesinde Bilge Kağan ve Kül Tigin’in yapmış olduğu baskın bize bir şeyler açıklayabilir mi? Bu baskın kime karşı yapılmış? Alpagu adlı biri var. O ve on eri bu iki kardeş tarafından bir anda katledilmiş. Peki, bu neden yapılmış? 715 yılında yaşanan, Meço’nun ölümüne de neden olan olay… Demek ki Gültekin kargaşanın üstesinden gelmiş.

e) Kuteybe Fergane’de Öldürülüyor
Sıra Fergane’de, bu şehrin kalesini kuşatmış bulunan Kuteybe’deydi. Türkler Arapların din adına içmeğe, hatta yemek yemeğe bile karışmalarını, alabildiğine zulüm ve yağma yapmalarını anlayamamıştılar. Araplara karşı Hıristiyan Çit Türkleri bile, doğuda çok meşgul bir halde bulunan Doğu Göktürk Kağanlığı’ndan yardım istemişlerdi. Çünkü Kuteybe’nin gayretiyle Batı Göktürk Kağanlığı’nda isyanlar da baş göstermişti. Gültekin’in meydana çıkışı yine böyle bir anda oldu. Tacikler,(17) yani Müslüman Araplar rahat durmuyordular. Çinle irtibat kurmak istedikleri gibi, Göktürklere başkaldırmak isteyen isyancıları da kışkırtıyorlardı. Kuteybe, Haccac’a taze kuvvetler istediğini, bu kuvvetlerle Türkistan’ı fethedeceği gibi, Çin’e de ulaşabileceğini mektubunda bildirmiş, Haccac da ona yeni takviye kuvvetlerini göndermişti. Böylece Araplar Fergane’ye üzerine yürümüştüler. Kuteybe, şehre girmiş ve kalesini kuşatmıştı. Bu kalenin bir kahramanlık destanı yazdığı söylenir. Türk ölülerini toprağa vermeye, harp nedeniyle kimsenin vakti yoktu. Sefid Bulan adlı bir Türk kızı diğer Türk kızlarını da yanına alarak bu ölüleri gömdü. Çinlilerle birleşen Araplar Türkistan’ı feth etmek için buralara gelmiştiler.
Kuteybe, aslında 713 yılında Fergane üzerine ilk seferini yapmış, bunu 715 yılında tekrarlamış, bu sırada Haccac’ın ve Halife Abdülmelikoğlu Velid’in ölüm haberlerini almıştı. Durumu iyi değildi. Kaşgar’ı kuşatmak için bile Fülanoğlu Kesir komutasında bir ordu gönderen, anlaşmaya gelen Fergane hükümdarı Basık’ı da Nizak Tarkan gibi halleden oydu ama... Bu arada Kuteybe’yi korkutan ve kara kara düşündüren bazı olaylar meydana gelmişti. Emevi halifesi Abdülmelikoğlu Velid’in vefatı ile, Emevilerin başına onun kardeşi Süleyman 715 yılında halife olmuştu. Kuteybe’nin bununla arası iyi değildi. Onun kardeşi Abdülaziz’in halife olmasını Şam’a bildirmiş, hakkında bazı girişimlerde de bulunmuştu. Bu nedenle kara günlerin gelip çattığının farkındaydı. Beklemekten başka da yapacak bir şeyi yoktu. Çünkü Haccac da ölmüştü. Onun bu ölümüne üzüldü. Ancak Kuteybe, başına geleceklere karşı hiçbir tedbir almamıştı. Arap şefleri ile konuşur, değerli armağanlar verir, böylece onları kendi tarafına çekebilirdi.
Dahası Kuteybe’nin önemsenmeyecek belirli bir gücü de vardı. Normalde, adam kazanmak gibi yapması gereken şeyleri yapmamıştı. Aksine o, bir Cuma hutbesinde, “Ne olacak, sizler Arapsınız. Ama nasıl Arapsınız? Allah böyle Araplara (bin kere) lanet etsin! Zaten Araplar küfür ve nifakta en şiddetli, kavimlerin bile boy ölçüşemeyeceği bir kavimdir. Oysa, ben sizi Arabistan’ın yavşan otu ve ılgın ağacı biten yerlerinden topladım. Ellerinizi ve avuçlarınızı ganimet ve servetle doldurdum. Türk aristokrat ailelerinin çocuklarını, Semerkant hükümdarlarının asilzadelerini sizlere hizmetçi kıldım! Oysa, bütün bu iyiliklerime karşılık siz, bunlar da ne ki? demekle yetindiniz, nankörlük ettiniz!” demişti.(18)
“Ey Horasan halkı” diye başlayan daha önceki bir hutbesinde Kuteybe, “Hani, nerede o attığı zaman oku ile insanı gözünden vuran (Türk) okçuları? Hani, nerede Semerkant ülkesi hükümdarları? Nerede (Türk) Tarhanları (Nizekler, Guzekler)? Nerede Türkeşler ve Toharistan hükümdarlarının asilzadeleri? Onlar bugün 12.000 kişiden fazla idi. Onlardan birine bir ok bile isabet etmemişti!” demiş, sonra şöyle devam etmişti: “Oysa bu Türk büyükleri, Arap kabile şeflerine göre daha çok tehlikeli, onlara göre daha asil, kılıç kullanmada onlardan daha maharetli, düşmanların saldırılarına karşı koymada onlardan daha güçlü”ydü.
Hutbenin birinin Fergane’de verildiği doğru. Ancak şehirde mi, yoksa dışında, ordugahta mı? Z. Kitapçı kaynaklara her ne kadar Fergane’nin içinde, camide dese de, hitabete bakıldığında, bunun ordugahta verildiği anlaşılıyor. Çünkü kulanılan hitap cemaatte sırf Arapların bulunduğunu gösteriyor. Diğer hutbe ise şehirde verilmiş. Ancak burası neresi? Bu hutbenin verildiği yer Semerkant Arap camisi. O, hutbede Türkeşlerden ve Toharistanlılardan da bahsetmiş. Hatta bunlardan kendine yardım edenlerin sayılarını bile vermiş. İkinci kumandan Ebisuudettemimioğlu Veki’ye biat eden Araplar, Kuteybe’nin çadırına yürümek için hazırdılar. Kuteybe, Arap şeflerinden birini bile yanına çekememiş, en güvendiği adamı, haddinden fazla hilekar ve sinsi Hayyan en-Nabti de isyancıların safına katılmıştı. Atının hırçınlaşması ve tepinmeye başlaması ile bu hayvana binemeyen Kuteybe hışımla çadırına döndü. İçeri giren askerler onun başını 715 yılında uçurdular. Bu kesik baş Şam’a, Halife Süleyman’ın sarayına götürülüp gösterildi. Halife, Kuteybe’nin başını görünce, “Ben bunun böyle olmasını istememiştim” demekten kendini alamadı.(19)
İsyan eden Araplar Kuteybe’yi çadırından çıkararak onu öldürmüştüler. Çünkü Gültekin ve ordusu karşılarındaydı. Her an saldırabilir, bir tane Arap kalmayıncaya kadar yok edebilirdi. Onlar bunu Gültekin’in canlarını bağışlaması için yapmıştılar. Kuteybe’nin hutbelerini gerçi çok dinlemişlerdi ama, şimdi bu sözlerin birine bile kulak asacak değillerdi. Türkler tam yarım asır süren bir boğuşmadan sonra Arapları Maveraünnehir’den Hazar kıyı boylarına defettiler

Fahrettin Öztopra, Babailer, Balkan Türkleri ve Şeyh Bedrettin, TDAV. Yayını, İstanbul 2010
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
fahrettin öztoprak
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 87



« Yanıtla #2 : 21 Mayıs 2010, 23:38:58 »

Açıklamalar
1- Olayın 642 yılında geçtiğini Arap tarihçileri belirtmiş, ancak, daha önce gördüğümüz gibi, bu tarihte Araplar Farslara karşı Nihavent harbini kazanmıştılar. Yezdicert de 651 yılında Merv önünde öldürülmüştü. Arapların bu tarihten önce Horasan’da olacaklarına pek ihtimal vermiyorum. Çin’e karşı mücadele veren Batı Göktürklerin başında bu yıllarda Tulu Han’ın bulunduğu doğru. Bu han bir büyük Türk kağanıdır. Çinlilere asla baş eğmemiş, birkaç defa da Çin’le işbirliğine giren yabguları mağlup etmiş, 642 yılından itibaren Aksu ve Taşkent civarlarından ayrılıp Toharistan’a yerleşmiştir 653 yılında da vefat etmiştir Eğer Ahnef’e dair bu olay gerçekleşmiş ise, 651 yılı ile 653 yılları arası meydana gelmiştir ki, olay tarihini 652 olarak kabul edebiliriz.
2- Horasan ancak Muavi'ye döneminde Arapların eline geçti. Onlar buraya yerleşmeye başladılar.
3- Yeni halifenin babası Hakem Binibnülas, Hazreti Muhammet’e en şiddetli karşı koyanlardan biriydi. Müslüman olduktan sonra da, bu düşmanlığını devam ettirmişti. Mekkeliler Zübeyroğlu Abdullah’ın çevresinde kenetlenmiştiler. Gün geçtikçe Kays kabilesi gibi ona katılanlar da çoğalmaktaydı. Kelb kabilesi Mervan’ı destekliyordu. Mısır, Mervan tarafından Hicaz emiri Abdullah taraftarlarının elinden alındığı gibi, onun Suriye’ye saldırısı da durdurulmuştu. Bu sırada, yani 685 yılında Mervan öldü. Oysa ki öldükten sonra veliaht tayin edilen iki kişiden biri, yani Muaviye nesli onun yerine geçeceği halde, Mervan’ın oğlu Abdülmelik başa geçirildi. Arabistan ve Irak’a Emeviler birkaç yıldır hakim değildiler. Bir tarafta Ehl-i Beyt taraftarları, diğer tarafta Hariciler. Bu sırada Muhtar es-Sakafi adlı biri çıkmış, Küfe’yi Hicaz emiri Abdullah’ın elinden aldığı gibi, üzerine gönderilen Emevi ordusunu da Irak’ta mağlup etmişti. Abdülmelik, beklemeye başladı. Abdullah ile Muhtar kapıştılar. 691 yılında Mekke emiri Abdullah galip geldi. Yusufoğlu Haccac, Emeviler adına bu Abdullah’ı mağlup ederek, 692 yılında Mekke’ye girdi ve böylece Hicaz valisi oldu. Emeviler uzun süredir İran’dan uzak kalmışlar, bu süre zarfında İran’da meydana çıkan Hariciler her tarafı kana bulamışlardı. Haccac’ın Irak valisi tayin edilmesiyle, onlarla mücadele eden Müellep, Haricileri 697 yılında tesirsiz hale getirdi.
4- Demek ki 701, daha doğrusu 699 yılından 705 yılına kadar, Horasan, Toharistan ve Sicistan, yani bütün Batı Türkistan’da Araplardan eser yok. Son vali Müellep de 699 yılında çekildiği küçük bir kasabada, 701 yılında hayata veda etmiş. Ancak Abdurrahman’ın Haccac’a mağlup olduğu tarih, 706 yılında Türk-Çin Savaşı meydana geldiğine göre 705 olabilir. Müellep’ten sonra 701-704 yılları arasında Horasan valisi olarak onun oğlu Yezid gösterilmek isteniyor ama, et-Taberi bunu aradaki boşluğu doldurmak için yapmış olabilir. Aslında Yezit’ten bahsedilirken, onun Nizek Tarhan’ın hazinesini ve malını yağmalaması olayı var. Aynı olayı 704 yılında kardeşi Mufaddal da yapmış. Bunların hiç birinin tarihi değeri yok. Daha önce dediğimiz gibi bu iki Arap komutanı dağda saklanmış, valilik yerine haydutluk yapmışlardır. Beş yıl boyunca Horasan’a bir vali bile tayin edilmediğine, hatta ne Toharistan, ne de Sicistan üzerine de her hangi bir ordu gönderilmediğine göre, 701-705 Türk isyanı ve bunun başarısı doğrudur. Bu zaman zarfında Irak valisi Haccac neredeydi? Tabii ki Arabistan’da! Daha doğrusu o, Hicaz valisiydi. Durum bunu gösteriyor. Haccac, yeniden Irak valisi olunca Kuteybe’yi büyük yetkilerle donatarak Horasan’a gönderdi.
5-Kuteybe Müslümanlığı kabul etmiş Toharistanlı Türk generali Nizak Tarhan ve onun askerlerinin desteğiyle Baykent’i almış, şehri yakıp yıkmış, yağmalatmış, pek çok Türkün boynunu vurdurmuş, aynı Türk generali Buhara seferine de iştirak etmiş, Arap ordusunun her saldırışını Buhara Türkleri püskürtmüş, Kuteybe’ye kötü dakikalar yaşatmışlardı. 707 yılında Buharalılar kaleyi Araplara teslim ettiler. Kuteybe tarafından bu şehrin yöneticisi Verdan Hudah ve ailesi öldürüldü, bu aileden önceki yönetici ailesinden Kınık Hatun’un oğlu Tuğşad, Buhar Hudah olarak hükümdar, yani Buhara’nın yeni yöneticisi tayin edildi. Nizak Tarhan olmasaydı Kuteybe bu şehri ve kalesini zapt edemezdi.
Arap tarihçileri ve edebiyatçıları Buhara melikesi hakkında çok şeyler söylemiş, hatta onu küçük düşürecek konulara da muhayyelelerinde yer vermiş, bunu yazıya dökmüşlerdi. Bunlardan biri evlenme meselesidir: O Sabit b. Osman adında birisiyle evlenmiş; melike bundan çok pişmanlık duymuştu. Nizek Tarhan’ın Müslüman olmasında büyük emeği bulunan arkadaşı Osman b. Mesut et-Temimi’nin Türk ileri gelenlerinden ve Tarhan ailesinden bir Türk hatun ile nikahlandığı da söylenir. Kadının adı verilmek istenmiyor ama, tahminimce o kadın, Kınık Hatun olabilir. Şöyle de deniyor: “Kuteybe, Tuğşad’a bütün Buhara hükümdarlığını iade etti. Onu saltanat tahtına ikinci defa oturttu. Melik ve saltanata giden yolu açtı. Bütün düşmanlarını da ondan el çektirdi”. Bunu diyen ise en-Narşahi. Burada kafayı kurcalayan bir durum var. Tuğşad’ın Kuteybe tarafından ikinci defa Buhara’nın başına oturtulduğu, bunun da 708 yılında olduğu söyleniyor. Buhara’nın Araplar tarafından fetih tarihi 707. O yıl başa getirilen Tuğşad, bir isyanla veyahut Müslüman olmadığı için tahttan indirilmiş olabilir. Herhalde Kuteybe onu 708 yılında ikinci defa tahtına çıkarmıştır. Bunun başka bir açıklaması yok. Ancak şu da olabilir. Buhara’nın Kuteybe’nin eline geçmesinin tarihi, 707 değil, 708’dir.
6- Kuteybe’nin niyeti Semerkant’ı da Nizek Tarhan’ın ve onun askerlerinin vasıtası ile zapt etmekti. Bu Türk beyi, Toharistan’ın Bazgis hakanı idi. Ona Nizek et-Türkişi de denilmekteydi. el-Yakubi, Nizek Tarhan’ın Müslüman olduktan sonra Abdullah adını aldığını söyler, ama onun ölümüne kadar Nizek Tarhan olarak anıldığı da vakidir. Onun Şakran Sul ve Salih adlı iki oğlu vardı.
7- Nizek Tarhan, aslında Toharistan beyiydi. Barmakoğlu Abdullah’ı öldürerek, Belh’in tek idarecisi olmuştu. Horasan valisi Kuteybe, Belh üzerine gelince, kaleye çekilmiş, Kuteybe’nin ona Mesutoğlu Osman et-Temimi vasıtası ile Müslümanlık teklif etmesiyle bu dine girer görünmüş, böylece Belh’in işgalini önlemiş ama, emrindeki Türk askerleriyle birlikte Kuteybe’nin saflarında yer almıştı.
Osman b. Mesut et-Temimi’nin Arap yönetimi aleyhtarı olduğu, Türk büyüklerine sığındığı söyleniyor. Kuteybe’nin, diğer Türk beyleriyle birleşen Nizek Tarhan ile baş etmesi pek mümkün değildi. Kanaatimce onun casusu bu Osman’dı. Kınık Hatun’u da onun vasıtası ile Buhara’dan uzaklaştırdığına göre, bu mümkündür. Nizek Tarhan’ın Müslüman olduktan sonra, Kuteybe’nin emrine girmesinde de herhalde Osman b. Mesut et-Temimi’nin rolü var. Böyle biri nasıl Arap yönetimi karşıtı olabilir?
8- Yazıtta belirtilen kötü kişiler Araplar, yiğit kişiler Türkişlerdi. Göktürkler yenilmemiş ama, oyalanmış, Türkişlerin saldırısını def etmek zorunda kalmışlardı. Geri dönerlerken Kuteybe, bu sefer Göktürklerin karşısına Koşu Tutuk’u çıkardı. İtaat altına alınan Türkişlerin akabinde, ya Semerkant’ın yardımına koşmak için ordunun karargahına doğru yola çıkılmış veya o sırada Semerkant’ın düştüğü haberiyle, Ötüken’e hareket edilmiş de olabilir.
9- Huttal Türk beyi Sabbal, 701 yılından beri Nizek Tarhan’nın yakın dostu idi. Çapulcu Arap askerlerini Horasan’dan sürüp çıkarmak için Semerkant beyi İhşid Tarhun da dahil, 704 yılında birlikte hareket ederek, Abdullahoğlu Musa’yı Tirmiz’de yok etmiştiler. Kuteybe, Nizek Tarhan’ı öldürülmeden önce tutuklattığında, Nizek Tarhan’la hapishanede görüşenlerden biri de Sabbal’dı. İkisi geçmişi yad ederek kucaklaşmış ve ağlaşmıştılar. Kuteybe, ona dokunmamıştı. Neden?
10- Kuteybe, Semerkant’a girmeden önce, Oğuzbek’le anlaşma yapmış, (712) yılında onu çok ağır şartları ihtiva eden bir sözleşmeyi de imzalamak zorunda bırakmıştı. Oğuzbek bundan rahatsızdı. Aralarında neler olup geçtiğini bilmiyoruz ama, deniyor ki: Bu durum karşısında Akşit Oğuzbek, donup kalmıştı. Bundan kimsenin bir kuşkusu olmasın. Sanki kıyamet kopmuştu. Kuteybe, Nizak Tarkan gibi, bir çok Türk büyüğüne yaptığı kalleşliği ve hıyaneti ona da yaptı. Zaten Kuteybe Türk yurtlarındaki çoğu başarısını bu karakterine borçluydu. İki yüzlülük, sözünde durmamak onun şanıydı. Neylesin ki, Akşit Oğuzbek bunu anladığında iş işten geçmişti.
11- “Horasan’da hazırlanan İslam orduları Soğd ve Fergane’yi istila için, Ceyhun’un güneyinde Merv ve Belh’ten geçen eski askeri yolu takip etmişler; Türk alemi o sıra karşılaştığı büyük karışıklıklar arasında, arasıra fetihlere karşı epeyi başarılı darbeler de indiriyordu; hatta M.S. 712’de bir Türk ordusu Soğd’a girerek Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra isyanda bulunan yerli ahaliye büyük yardımlarda bulunmuş ve Araplar’ın elinde Semerkant’tan başka hiçbir şehir bırakmamıştı.”
12- Türkiş hanı Uçele’nin oğlu Soko, 712 yılında öldürülenler arasındaydı. Türk Bilge Kağan bile Bolçu’da savaştığını, Türkiş hakanının öldürüldüğünü söylüyor. Kara Türkeşlerden Sulu Han başa geçmişti. Soko Han bunun kardeşiydi.
13- Tonyukuk Yazıtı’nda “Demirkapı’ya kadar takip ettik. Oradan geri döndürdük. İnal Hakan’ı (Demirkapı’ya) Müslüman Araplara” doğru yolladık, deniyor. Burada Müslüman Araplar “Tezik” kelimesiyle belirtilmiş. Bu olay, yani Demirkapı seferi 711-712 yılları arası gerçekleşmiş ve 714 yılına kadar devam etmiştir. Oradan geri döndürdük derken, Kül Tigin (veyahut Bilge Kağan) kastedilmiş. Onun yerine durumu daha iyi anlamak için İnal Kağan gönderilmiş. Bu ise Moço Kapağan Kağan’ın oğlu, yani babasının yerine bakan prens
Günümüz Türkçesinde “Demirkapı” deyimi dağlardaki dar geçitleri belirtmek için kullanılmaktadır ama, o günkü “Demirkapı” deyimiyle Türklerin Güneybatı sınırlarının bulunduğu nokta kastedilmiştir. Sözü edilen nokta Belh kentini Semerkant’a bağlayan, Kuça kentinin çok güneyinde, on-yirmi metre genişliğinde, üç kilometre uzunluğunda bir boğazdır. 630 yılında Kaş’tan ve Toharistan’dan geçen meşhur bir Çinli seyyah, burada iki katlı bir demir kapının bulunduğunu söylemektedir. Çoğu Arap ve Fars yazarları da buradan “Demirkapı” olarak söz etmişlerdir. 1404 yılında Türkistan’a elçi olarak giden Avrupalı bir seyyah, eskiden burada bir demirden kapı varmış, geçitten Semerkant ve Buhara’ya bir ticaret yolu da geçmektedir, demektedir. Buradan Taşkent ve Fergane’nin de yol üzerinde bulunduğunu anlamaktayız. Göktürklerin akın güzergahının demek ki Maveraünnehir olduğu anlaşılmaktadır.
14- Çinlilerle anlaşmak için doğuya elçiler göndermişti. Onlardan olumlu cevap gelmesi üzerine dört bin Arap askeri Çin generali Sun Tusung’un emrine girdi. Tonyukuk yazıtında, bu adı geçen bu Göktürk vezirinin, Bilge Kağan, Kül Tigin ve İnal Kağan’ın birlikte yaptıkları ve Demirkapı’ya kadar uzanan Türkiş Seferi’nde, “Çinlilerin de (hazır) askeri var imiş” deniyor.
15- Türkler Semerkant hariç Maveraünnehir’deki bütün şehirleri yeniden ele geçirmiş, Buhara’nın yönetimine de birini getirmişlerdi. Kuteybe, Merv’e dönmüştü. Fuat Köprülü bu hususta çok haklı. Onun haklı olmasının diğer sebebi de şudur: Kuteybe, Merv’e dönünce Semerkant’ı kaybettiğini öğrenmiş, gücüne de kaybeden ordularını takviye etmek, zinde kuvvetlerle yeniden fetihlere girişmek istemiştir. Bu kuvvetler gelince, ordunun birini Şaş’a, yani Taşkent’e gönderdi, kendisi de diğer ordunun başında Fergane’ye ilerledi, hatta o Hocend’e kadar geldi, Hocend önlerinde Türklerle çarpıştı. Kaşan’a geldi, beklemeye başladı. Burada Taşkent’ten başarısız dönen ordu ona katıldı. Kış yaklaştığı için Arap orduları Merv’e döndüler.
16- “Türk geleneklerine göre beyin ölümüyle cenaze töreni arasında kalan altı aydan biraz fazla zaman süresi için” şunlar söylenir: “Kişi ilkbaharda ya da yazın ölmüşse, gömülmesi için ağaç yapraklarının sararıp dökülmesi beklenir. Eğer sonbahar ya da kış mevsiminde ölmüşse, yaprakların yeşermesi ve ağaçların çiçek açması beklenir.”
17- Araplar Maveraünnehir’e geldiği zaman Zerefşan havzasında Soğdlular ve Türkeşler vardı. Türkler burada hakim unsurdular. Zaten Zerefşan nehrinin döküldüğü gölün adı Türkçe, eskiden Karagöl idi. Kül Tigin Yazıtı’nda deniyor ki:: “Az kavmi düşman kaldı. Karagöl’de harp ettik. Kültigin (o zamanda) otuzbir (yaşını) yaşıyor idi” Yine deniyor ki: “Kül Tigin o savaşta otuz yaşında idi. Alp-salçı’(ya) atılarak hücüm etti. İki eri takip”etti. Kaçan o “iki eri mızrakladı. Karluku öldürdük, yendik. Az milleti düşman oldu. Karagöl’de savaştık. Kül Tigin otuz bir yaşında idi.”
Türk Bilge Kağan’ın yazıtında, doğu tarafı kısmında, 41. Satırda “tezip” kelimesi var. Güneydoğu cephesinde 1. Satırda, günümüz Türkçesiyle bile anlaşılabilecek bir cümle var. Burada “tagip” ve “tagi” kelimeleri var. Bunu okuyanlar “ulaşıp” ve “kadar” olarak çevirmiş. İki kelimenin anlamına bir sözüm yok. Yalnız aslında kökü aynı, yani “tag” olan iki kelime var. “Tezik” ve “tezip” kelimelerine bakarsak, kökü “tez” olan yine iki kelimeyi görürüz. Bu kelime “taz” olarak da okunabilir. Yani “Tazik” ve “Tazip”… Türkçede “tazı” kelimesi vardır. Bunun anlamı “iyi kaçan”dan gelir, köpek cinsinden, avı iyi kovalayan demektir. Tezik (veyahut Tazik)’in Müslüman Araplara dendiğini daha önce görmüştük. Tezip (yani Tazip) kelimesi ise “kaçtı” anlamına geliyor. Tacik kelimesi Tazik’ten gelmektedir. Tezip kelimesi. 41. Satırdan önce, 37. ve 38. satırda da geçiyor. Türk Bilge Kağan, otuziki yaşında kardeşiyle ülkesi için beraber çalıştığını söylüyor. Bu yıl 715’tir.
18- Fergane önünde, ordugahta, bir Cuma namazında verdiği hutbe Kuteybe’nin ne kadar kızgın ve öfkeli bulunduğunu gösteriyor. Irak’tan takviye kuvveti alan ve bu askerlerle müteşekkil güçlü bir ordunun kumandanı olan o, daha ne istemekteydi? Bunun açıklanışı gayet basittir. Çünkü Arap ordusu Fergane önünde de başarısızdı. Kuteybe bunun farkına varmış, hırsını Arap askerleri ve onların
19- Mevali Türk Birliği’nin komutanı Hayyan en-Nabti, (yani Hayyan en-Nebati) için şöyle denir: “Kuteybe’ye bir çok Türk büyüğünü kandırmada ve onları Kuteybe’nin tuzağına düşürmede müşavirlik eden bu adam”.

f) Arapların Doğu ve Güneydoğu Hazar Kıyıları Seferi
Halife Süleyman, Müellepoğlu Yezid’i Horasan’a vali olarak değil, Gürgan ve Dehistan’ın zaptı için 715 yılında göndermişti. Yezid, Irak’tan 716 yılında yüzbin kişilik bir ordu ile hareket etti. O, Gürgan’ın kuzeyinde bulunan Dehistan’a varınca onu Sul Tekin karşılamış, Arap ordusunun çok kalabalık olduğunu gören Sul Tekin, Buhara’yı bütün hazinesi ile birlikte Araplara teslim edeceğini söylemiş, ağır vergi ve bin kadar Türk genci vermek şartı ile, Dehistan’ı, yani Türkmenistan’ı da kurtarmıştır. Ancak bu anlatılanlar kafi değil. Sul Tekin’in Hazreti Muhammet devrinde Müslüman olduğu da söylenir Sul Tekin’in Yezid’le mücadeleye girdiği ve onunla anlaşma yapıp Türkmenistan’ı kurtardığı unutuluyor,
Yine deniyor ki: es-Sehiminin, Yezid. b. Müelleb valiliğinde, 716 yılında Sul-Tekin’in Cürcan’da kırk mescit yaptırdığını haber vermesi, burada Müslümanlığın nasıl geliştiğini göstermektedir. Yezid, nasıl oluyor da Müslümanlığı kabul etmiş Sul Tekin’in idaresindeki Dehistan’a, sonra Cürcan’a yürüyor da, zenginlerin mallarını yağmalıyor, halkını da bil cümle kılıçtan geçiriyor? Şimdi Sul Tekin’le ilgili, yukarıdaki bilgileri karşılaştırdığımızda, ne kadar tenakuzun bulunduğunu görürüz ki, buradan onun Müslüman olmadığı, yani eski Türk dinini muhafaza ettiğini çıkarabiliriz. İşte Arap kaynakları ve onlardan elde edilen bilgiler. Bunlara nasıl güvenebilirsiniz. Düşünüp karar verin.
Yezid’in Dehistan’dan sonra Hazar denizinin güneyinde bulunan, halkı yine Türklerden müteşekkil Taberistan’a, oradan da Gürgan’a yürüdüğünü, Kuloğlu Firuz ile çarpışarak oniki bin Türkü feci bir biçimde öldürdüğünü görmekteyiz. Onun bu seferleri 716 ile 718 yılları arasındaydı. Yeni halife Abdülazizoğlu Ömer, Yezid’i Beytülmal’a bir şey vermediği için azletmiş, yerine Abdullahoğlu Cerrah’ı tayin etmiştir.
716 yılında göreve başlayan Yezid, 718 yılına kadar, Taberistan da dahil, bu seferlerle vakit geçirmişti. Horasan’a yeni vali ancak 721 yılında atandı. O arada 718 yılından itibaren Yezid’in azledilmesi, bu valinin isyanına yol açmış, onu destekleyen Sul Tekin 720 yılında okunun üzerine halifeyi İslama davet yazısı yazıp bunu Emevilere attı, denmiş; bunu okuyan Halife Yezid b Abdülmelik de “şu sünnetsize bakın, İslama davet ona mı kalmış” demiştir.
Ancak çok geçmedi, onlar yine Türkistan üzerine yürümek istediler ama, 722 yılına kadar bu mübarek Türk topraklarına ayak basamayacaklardı. Yedi yıl az değildi. Demek ki, Türk Bilge Kağan Araplara karşı işe sıkı tutmuştu.

g) Türkeşler
Türkeşler Göktürklerin Onok boyuna bağlı kabilelerden biriydi. Çu nehrinin çevresinde yaşamakta, Batı Türkistan’ın bazı bölgelerinde de bulunmaktaydılar. Bunlar Kara ve Sarı Türkeşler olarak ikiye ayrılmışlardı. Çin kaynakları Türkeşlerin Tulu boyunun başındaki beylere Çur, Nuşepilerin başındaki beylere de Erkin adı verildiğini belirtmektedir. Zamanla Türkeşler daha batıya kaymış, Tokmak ve İli nehri kenarındaki iki şehri kendilerine başkent yapmışlardı. 716 yılında Kara Türkeşlerin başına geçen Sulu Han, Sarı Türkeşlerle irtibata geçerek, 717 yılında Türkeş Devleti’ni kurmuştur. Bu hakan Göktürk Kağanlığı ile de münasebet temin etmiş, hatta yakın akrabalık ilişkilerine bile girmişti. Daha doğrusu Sulu Han, Göktürklerin müttefikiydi. O, ayrıca Emevi halifesi Abdülmelikoğlu Hişam’la da münasebete girmiş, onun gönderdiği elçilik heyetini başkentinde karşılayarak Araplara da gücünü ve ihtişamını göstermişti.
Sarı Türkişlerin başında ise Kül Çur vardı. Hişam’dan sonra halife olan Abdülazizoğlu Ömer’in öldürülmesiyle Emevilerin başına Abdülmelikoğlu Yezid, 720 yılında geçti. O, halife olunca Abdülazizoğlu Said’i 721 yılında Horasan valisi tayin etti. Arap kaynakları Kür Sul’un, bu yıl Semerkant’ı kuşattığını, oranın Arap valisiyle anlaşma yaparak, yıllık vergi karşılığı çekildiğini söylerler ama, bunu yazan Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, Buhara ve Semerkant’ta Türk varlığı hakimdi, Araplara da vergi vermekten hoşlanmıyordular; Arap valisi Said, bu nedenle Türklere karşı Semerkant’a sefer düzenlemişti demesine, bunu kitabında açık olarak ifade etmesine ne diyelim?
Ancak bu olaylar cereyan ettikten en az yüz, ya da yüzelli yıl sonra Arap fütuhatını kaleme alan Arap tarihçileri, kalemlerini kılıçlardan daha keskin addettiklerinden, sanki her şey onların yazdıklarından ibaretmiş gibi düşünmüşler, o niyetle Horasan ve Maveraünnehir’in Araplar tarafından fethedilmesine geldiklerinde, akılarına ne gelirse, yazmaktan ve bunları gelecek nesillere okutmaktan çekinmemişlerdir. Oysa Müslüman demek doğru söyleyen ve doğru bir şekilde hareket eden demektir. Onlarda bunu anlayacak kapasite yok
Araplarla sıkı bir mücadeleye girişen Kara Türkeşlerin başındaki Sulu Han, onları Maveraünnehir’e sokmamak istiyordu. O bu mücadelesinde yalnız değildi. Ancak asıl adının ne olduğunu bilmediğimiz Sulu Han, Semerkant hükümdarı da olabilir. Çünkü bunun nedeni şu: 37 yaşında bulunan Türk Bilge Kağan, Meço Kağan’ın ölümünden sonra güçlenen ve devlet kuran Türkeşleri cezalandırmak için onun üzerine 720 yılında bir sefer düzenlemiştir. Bu sefer sakın Kür Sul’un Semerkant kuşatması olmasın? Eğer öyle ise buradan Semerkant’ın Kara Türkeşlerin, daha doğrusu Türkeşlerin başkenti olduğunu da böylece anlamış bulunuyoruz.
Orkun kitabelerinde Türk Bilge Kağan’ın oğlu Türk Bilge Kağan, babasının tahta oturduğunu, bunu kutlamak için Kül Çur başta olmak üzere, bir çok Türk beyleri ve şadlarının geldiğini, bunların içinde Kül Erkin’in de bulunduğunu belirtmiş. Kül Çur yahut Kül Erkin ise Sarı Türkeşlerin beyiydi. Arap tarihçisi et-Taberi’nin tarihinde geçen Kür Sul ise budur. Semerkant üzerine Sulu Han’ın Kül Çur’u gönderdiği de söylenir. Gerçek ise, Göktürklerin Kül Çur komutasında gönderilen ordudur.

h) Arapların Türkistan Rüyaları
Arap komutanı Said, Horasan’da bir başarı bile sağlayamamıştı. Ondan sonra Horasan’a feth amacı ile gönderilen valiler tayin tarihleri ile, şunlardır: Amralharaşioğlu Said (722), Saidoğlu Müslim (722), el-Kasri Esad (724), es-Sülemi Eşras (727). Bu son kumandan 728 yılında “Baykent, Buhara ve Semerkant bölgelerine ulaşmak” için hareket etmiş, Sulu Han tarafından durdurulmuş, Horasan sınırında üç ay boyunca çakılıp kalmış, Türk topraklarına bir adım bile atamamıştı. 729 yılında el-Mürri Cüneyt vali tayin edilmiş, onun ordusu da Türkler tarafından imha edilmiş, kaçan Cüneyt ancak Merv’e dönebilmiş, burada 734 yılında ölmüş, yerine vali olarak Abdullahoğlu Esad getirilmiştir. O, 737 yılında Maveraünnehir’e hareket etmiş ama, mağlubiyet nedeniyle Türkler karşısında fazla tutunamayarak kendini ancak Belh’e atabilmişti.
Sarı Türkeşler beyi Kür Çur, 738 yılında, Timuçin’in dahil olduğu on arkadaşının yardımı ile, Kara Türkeşler beyi Sulu Han’ı bir gece baskını ile öldürmüş, 739 yılına doğru Horasan valisi olarak Seyyarelkinanioğlu Nasr tayin edilmiş, o bir punduna getirip Kül Çur’u öldürmüştür. Oysa Kül Çur, 744 yılında Çinliler tarafından öldürülecekti.

Fahrettin Öztopra, Babailer, Balkan Türkleri ve Şeyh Bedrettin, TDAV. Yayını, İstanbul 2010
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan ULAŞ
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.932


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #3 : 17 Ekim 2019, 15:52:21 »

Bu arapların Türklere yaptıkları kahpelikler asla bitmez ve halan da sürüyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Kaan ULAŞ
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.932


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #4 : 17 Şubat 2020, 21:05:38 »

Bir de şimdi 7 milyona yakın kahpe arap'ı besliyoruz.
En çok ağrıma giden de bu....
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.233 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.