XX. ASRIN BAŞLARINDA TÜRK DÜNYASINDA YAŞANAN ALFABE DEĞİŞİKLİKLERİNİN SEBEPLERİ,
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 12 Aralık 2019, 11:31:18


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: XX. ASRIN BAŞLARINDA TÜRK DÜNYASINDA YAŞANAN ALFABE DEĞİŞİKLİKLERİNİN SEBEPLERİ,  (Okunma Sayısı 5065 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 23 Kasım 2010, 21:58:47 »

   Tarihî akışı içinde kendi tabiatından kaynaklanan değişmelerle birlikte coğrafya, farklı
sosyo - kültürel çevrelerle ilişki gibi dış faktörlerle Türk dili değişmiş, kollara, diyalektlere
ayrılmıştır. XX. yüzyılda ise dışarıdan şuurlu dil planlamalarına tâbi tutularak Türk dilinin
lehçeleri yirmi ayrı yazı “dil”i konumuna getirilmiştir. Edebî dildeki bu değişikliğin yanında
alfabede de değişikliklere gidilmiştir. Türkiye’de Ahmet Cevdet Paşa ile başlayan alfabe
tartışmaları önce alfabe ıslahına, daha sonra yeni bir alfabe oluşturma fikrine dönüşmüştür.
Benzeri tartışmalar farklı kaynaklardan beslenerek Türk dünyasında da yaşanmıştır. 1917’de
Latin’e geçen Yakutlardan sonra 1926 yılında Bakü’de düzenlenen “I. Türkoloji Kongresi”nde
“Birleştirilmiş Türk Elifbası” adıyla Latin kaynaklı bir alfabe oluşturulmuştur. Fakat 1926 -
1940 arasında Sovyetler coğrafyasında Arap harflerinden Latin’e, Latin’den Kiril’e geçilirken
alfabeler ve yazım kurallarında farklılıklar yaratılmış, Doğu Türkistan’da benzer uygulamalar
yetmişli yıllara kadar devam etmiştir.
   Bunun topluma yansıması; yeni nesillerin ortak bilgi ve kültür birikimini okuyup anlayamaz
hale gelmesine; ortaya konan yeni imlâ ve yazım kurallarının karışıklığı insanların duygu ve
düşüncelerini ifade edemez, birbirilerini takip edemez hale getirmiştir. Ayrıca Sibirya'daki Türk
dilinin kollarından Tuva, Hakas ve Altay Türkçesi, Türkistan'daki Özbekçe örneğinde olduğu
gibi yazı dillerinin imlası ile standart konuşma dili telaffuzu arasında farklılıklar ortaya
çıkmıştır. Bildirimizde alfabe değişimlerinin Türkiye ve diğer Türk coğrafyalarındaki tarihi
süreci ve etkileri irdelenmeye çalışılacaktır.
   
   Çağdaş Türk dili alanı, Balkanlardan Büyük Okyanus’a, Kuzey Buz Denizi’nden Tibet'e
kadar uzanan yaklaşık on bir milyon kilometre karelik geniş bir alandır. Hem tarihî akışı içinde
dilin kendi tabiatından kaynaklanan değişmeler hem de coğrafya, farklı sosyo - kültürel
çevrelerle ilişki vb. dış faktörlerle Türk dili, bütün dillerde olduğu gibi bir yandan değişmiş, bir
yandan da kollara, diyalektlere ayrılmıştır. Diyalekt farklılıklarının derecesinin 20. yüzyıl öncesi
dil tarihinde önemli olduğunu söylemek oldukça güçtür. Ancak bu durumun, bugün de devam
ettiğini dile getirmek gerçeği tam olarak yansıtmaz. 20. yüzyıl Türk dili alanı dışarıdan şuurlu
dil planlamalarına tâbi tutulduğu bir yüzyıldır.
Türk dilinin ortak yazı dili geleneğinin tarih boyunca gelişimi ile Türk dilinin çeşitli kollarının
konuşma dili olarak gelişimi hiç bir zaman birbirine paralel olmamıştır. Bu yüzden Türk dilinin
çeşitli kollarını tasnif etme, yani sınıflandırma işi de oldukça güçtür. Bu bildiride genel olarak
yirminci asrın ilk çeyreğinden günümüze kadar Türk lehçelerinin tasnifi ve ortak yazı dili
meselelerini unutturacak kadar meşgul eden alfabe meselesi üzerinde durulacaktır. Çünkü bu
mesele Türkçenin gelecekteki kaderiyle doğrudan etkili bir konudur. Konu ele alınırken
öncelikle Türkiye’de alfabe tartışmaları ve değişimi üzerinde durulacak daha sonra diğer Türk
coğrafyalarında yirminci asır başlarında yaşanan gelişmeler ele alınarak 1990’larda yani
bağımsızlık sürecindeki tartışmalar ve uygulamalar yer verilecektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 23 Kasım 2010, 21:59:58 »

Türkiye’de Alfabe Meselesi:Türkler tarihleri boyunca beş büyük alfabe kullanmıştır. Bunlar;
Göktürk alfabesi, Soğd kökenli Uygur alfabesi (VIII – XV. asırlar arası), Arap kökenli Türk
alfabesi (X- XX. asır), Kiril kökenli Türk alfabeleri (XX-XXI. asırda ), Latin kökenli Türk
alfabeleridir (XX.- XXI asırlar arası).
Alfabe meselesi öncelikle 19. yy ikinci yarısından itibaren Türkiye’de başlamıştır. Arap
alfabesinin yetersizlikleri, eksiklikleri olduğu fikrinden hareketle, bu alfabenin önce ıslah
edilmesi, daha sonra ise değiştirilmesi gündeme getirilmiştir. Tanzimat Dönemi’yle birlikte dil
ve imla konusunda tartışmalar başlamıştır. II. Meşrutiyet Dönemi’nde tartışmalar hız
kazanmıştır. Her iki dönemde Münif Paşa, Yenişehirli Avni Bey, Namık Kemal, Şinasi, Ali
Suavi, Ahmet Mithat Efendi, Şemseddin Sami, Macid Paşa, Ali Said Bey gibi önemli isimler
konuyla ilgili olarak çeşitli çözüm önerileri sunmuşlardır (Ertem, 1991: 97 -134).
Türkiye’de Tanzimat döneminden yeni alfabenin kabulüne kadar geçen sürede yapılan dil
tartışmalarını şu ana başlıklar etrafında toplamak mümkündür:
*Orhun veya Uygur alfabesinin kabulü
*Ermeni harflerinin kabulü (Macid Paşa)
*Yeni modern bir alfabe yaratma (İsmail Şükrü Bey)
*Latin harflerine geçiş (Falih Rıfkı, Hamdullah Suphi vb.)
*Arap harflerinin devamı (iki farklı görüş var; aynen kalmasını isteyenler ve ıslah edilmesini
isteyenler).
Tüm bu fikirler içerisinde özellikle Arap harflerinin devamı yolunda fikir bildirenlerin görüşleri
üzerinde durmak gerekir. Bu fikri savunanlardan Ahmet Cevdet Paşa, Arap harflerini
işaretlendirmeyi; Şinasi bazı harflerin atılmasını; Ahmet Mithat Efendi harf sayısının
arttırılmasını; Hoca Tahsin Efendi soldan sağa doğru yazmayı; Ali Kenan Kufi yazı stilini;
Servet-i Fünun akımının önde gelen yazarları hareke yerine vokalleri karşılayan harflerin
konulması gerektiğini belirtmiştir (Ertem 1991: 249 -259). Münif Paşa ise 1863’te Osmanlı
Cemiyet-i İlmiyyesi’ne sunduğu projede Arap harflerinin bitiştirilmeden ayrı yazılmasını ve
“ses uyumu kuralı” nedeniyle sesli harflerin eksiksiz kullanılmasını önermiştir. 1908’den
sonraki tartışmalar Milaslı İsmail Hakkı Bey’in öncülüğünde yürütülen Huruf-ı Munfasıla fikri
etrafında odaklanmıştır. Alfabe ıslahına yönelik çalışmalar amacıyla Milaslı İsmail Hakkı
Bey’in öncülüğünde 1911’de kurulan “Islah-ı Huruf Cemiyeti”1, “Yeni Yazı” adlı bir gazete de
çıkarmıştır. “Harfleri tadil ve ıslah ile mükemmel hale getirmek” amacıyla “ilmi, edebi, içtimai,
haftalık” alt başlığıyla çıkmaya başlayan gazetenin ilk sayısında cemiyet tarafından kabul edilen
harfler yayınlanmıştır (Sadoğlu, 2003: 220; Yeni Yazı, Tarih-i tesisi: 1330, Birinci Sene,
Numara 1, 5 Mart 1330). “Hatt-ı Cedid, Hatt-ı Enveri, Ordu Elifbası ve Alman Yazısı” adları ile
bilinen bu imla sistemi aslında Münif Paşa ile başlayan ve Islah-ı Huruf Cemiyeti’nin
çalışmaları ile sistemleştirilen alfabedir. Balkan Savaşı yıllarında orduda kullanılmaya
başlanmış fakat itirazlar sebebiyle I. Dünya Savaşı yıllarında bu alfaben uygulamadan
kaldırılmıştır.
Ziya Gökalp’in de aralarında bulunduğu bir grup Türkçü aydın, Latin harflerine geçişi
savunanlara; Arap harflerinden vazgeçilmesinin Müslümanlar arasındaki bağları zayıflatacağı
düşüncesiyle karşı çıkmıştır. Onlara göre Arap alfabesi, Türk lehçeleri arasındaki fonetik
farkları da gizleyebilmesinden dolayı dil birliğini sağlayıcı önemli bir unsur olarak
değerlendirilmektedir (Sadoğlu, 2003: 221). Ayrıca Zeki Velidi vb. uzun vadede bir “kültür
buhranı”na yol açabileceğini düşündükleri alfabe değişimine karşı çıkmışlardır.
Cumhuriyet döneminde Latin alfabesine geçişle ilgili ilk öneri 1923’te İzmir İktisat
Kongresi’nde, işçi delegelerinden Ali Nazmi tarafından verilmiştir ve büyük tepki çekmiştir
(Korkmaz, 1963: 37). TBMM’ne tartışmaları taşıyan İzmir milletvekili Şükrü Saraçoğlu
olmuştur. 25 Şubat 1924’te Arap harflerinin Türk dilini yazmaya müsait olmadığını
vurgulamıştır (Levend, 1972: 395). Bakü Türkoloji Kongresi’nde alınan kararlar ve Atatürk’ün
bu konudaki kararlı tutumu sonucunda; Meclis tarafından oluşturulan Dil Encümeni’ni Latin
esasında bir alfabenin ortak ve edebi dilimizin dayandığı İstanbul Türkçesine
uygulanabileceğine karar vermiş ve bu amaçla yeni bir harf sistemi meydana getirmiştir
(Levend, 1972: 401). Türkiye’de linguistik bir problem olarak ortaya atılan alfabe meselesinin
siyasî ve sosyal boyutu göz ardı edilmiş ve 28 Ağustos 1928’de Latin alfabesi temelindeki Türk
alfabesi kabul edilmiştir. 1353 sayılı kanun, 3 Kasım 1928’de Resmi gazete’de yayımlanmış ve
yürürlüğe girmiştir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 23 Kasım 2010, 22:01:41 »

Diğer Türk Coğrafyalarında Alfabe Meselesi:Dil politikasını; Çarlık Dönemi, 1917 -1930
Stalin Dönemi, 1930 -1953, Brejnev Dönemi, Gorbaçov Dönemi, Bağımsızlık Dönemi şeklinde
ele almak gerekir. Çarlık Rusya’sı idaresi altındaki Türkleri Hıristiyanlaştırabilmenin ilk adımı
olarak Arap alfabesinin kaldırılarak yerine Rus alfabesinin uygulanma fikri Rus misyoner
Nikolay İvanoviç İlminskiy (1822 -1892) tarafından ortaya atılmıştır (Kerimli, 2002: 279).
Tatar dilinin gramerini Kiril alfabesinde Tatarlara öğretmeye başlayan İlminskiy, 1864 yılından
itibaren Kazan’da okullar açarak, onların dilinde ama Kiril harfleriyle dersler vermeye
başlamıştır (Dowler, 1995: 519).1862’de Hıristiyanlaştırılmış Tatar Türkleri (Kreşen Tatarları),
1871’de de Çuvaş Türkleri Rus (Kiril) alfabesini kullanmaya başlamış, onları Yakut Türkleri
takip etmiştir. Fakat Çarlık rejiminin uygulamaları, misyonerlerin Türk dilli ahali arasındaki
faaliyeti, bazı Türk dilli halklara Kiril alfabesinin zorla kabul ettirilmesi, Rusya’da yaşayan
Türkler arasında Rusluğa karşı bir nefret uyandırmıştır. İşte bu yüzden Ruslar taktik değiştirmiş
ve Kiril yerine Latin alfabesine geçilmesi gerektiğini dile getirmeye başlamıştır. Azerbaycanlı
dilcilerden Halimcan Şeref’e göre de, alfabe değiştirme konusu bizzat Rusya’nın isteği
doğrultusunda gündeme gelmiştir. O, Azerbaycan’da M. Fetali Ahunzade, Doğu Rusya’da
Ramayev Kardeşler ve A. Mustafa, Kırgızistan ve Kazakistan’da İ.Altınsarın, Başkurtlar
arasında ise M. Kulayev’in bu işle görevlendirildiğini iddia etmektedir (Kerimli, 2002: 273 -
288). Latin alfabesinden Kiril’e geçişte uygulanan taktikler incelendiğinde bu iddialardaki
haklılık payı görülebilir. Arap alfabesi aleyhinde ortaya atılan iddialar 1930’ların sonlarında
Latin alfabesi için söylenmiştir. Mesela Latin alfabesi “Yüksek Tabakaların Dili” olarak
suçlanmış, Kiril alfabesini öven yazılar basında sık sık yer almıştır (Tursun, 1934: 6 -9).
İlminskiy’nin tesirinde kalan İbray Altınsarın (1841 -1899) da 1879’da Rus alfabesiyle ilk
Kazak alfabesini hazırlamış (Kirgiziskaya xrestomatiya, Orenburg, 1879) ve bu alfabeyle metin
örnekleri vermiştir (Timur Kocaoğlu, 1988: 331).
Alfabe tartışmalarının başlangıcında Arap alfabesi reforma (1922’de birkaç harf atılmış ve
ünlüler için yeni harfler bulunmuştur) tabi tutulmuştur2. Ancak bu değişiklikler yeterli
görülmemiş ve dil kurultayları ile toplantılarda sık sık alfabe meselesi gündeme getirilmiştir.
Sovyet dilbilimcileri özellikle, Müslüman halkların kullandıkları Arap alfabesinin bu dillerin
özelliklerine uygun olmadığını iddia etmiştir. Rus uyruğundaki Türklere, bazı Rus harfleriyle
karıştırılmış olan Latin harflerini geçerli hale getirmek konusu, Rusya hükümetinin, özellikle de
komünist partisinin, Rusya Türklerine karşı uyguladığı politikaların merkezine gelip oturmuştur.
Lenin’in “Latin harfleri Doğu’da devrim hareketlerinin başlangıç unsurudur” sözleri, Stalin
döneminde Latin teşkilatlarının temel ilkesidir. Rusya için Latin politikası, doğuda uygulanacak
devlet politikasıdır ve Arap harfleri de devletin düşmanıdır. 1925 yılında Arap alfabesinde basılı
eserlerin ithali yasaklanmıştır. 1928 -1930 arasında özel harfler eklenmiş bir Latin alfabesinin
kullanımına geçilmiştir. Bu yolla Arapça kullanan eski seçkinlerin etkisi azaltılmıştır. İlk
aşamada Kiril alfabesi yerine Latin alfabesinin seçilmesinin hedefi, özellikle Müslüman halklara
dil politikasında Ruslaştırma amacı güdüldüğü izlenimini vermekten kaçınma düşüncesidir. Bu
orta yol politikası sonucu, 36 milyon konuşanı olan 70 dil Latin alfabesiyle yazılmaya
başlamıştır (Simon, 1991: 214). 1930’larda Sovyetleştirme politikasının Ruslaştırma biçimini
alması Sovyet dil politikasının dönüm noktasını oluşturmuştur.
Doğu Türklerinin harf ve imla meselesinde zorunlu reformlar yaptıkları dönemde, Batı
Türklüğünün bir köşesi olan Azerbaycan’da benzer reformlar kabul edilmiştir. Onlara da bu
meselenin ancak Latin harflerinin kabul edilmesiyle çözümlenebileceği söylenmiş, Sovyet
Dışişleri Bakanlığının Doğu Bölümü Müdürü Pavloviç ve Prof. Şor gibi şahıslara göre; “Latin
harfleri Pantürkizm ve Panislamizm’i temelinden çürütüyor. Milli burjuva medeniyetlerinin
komünizme karşı çıkabilecek şekilde gelişmelerini engelliyor. Milli burjuvaların arasını
bozmakla, Doğu burjuvası arasında sınıf çatışmalarının yerini tutacak bir çatışma yaratıyor. Ve
böylece onların büyük bir kısmının Sovyetler ile birleşmesine sebep oluyor.” (Togan, 1928:
319). Bu tür propagandalar sonucunda Azerbaycanlı Ferhat Ağazade tarafından Latin harflerinin
kabulüne yönelik 200 sayfalık bir kitap dahi yazılmıştır ( Togan, 1928: 328).
6 Mayıs’ta Almaata’da yapılan “Yeni Alfabe Komitesi”nin VI. Toplantısı’nda, Latin alfabesinin
kabulüne en fazla Kazaklar ve Tatarlar itiraz etmişlerdir. Azerbaycanlı dilci Ağamalioğlu gibi
bazı dilciler de Latin harflerini şiddetle savunmuştur. 1927 yılında “Yeni Türk Elifbası Merkez
Komitesi” adını taşıyan ve çeşitli Sovyet cumhuriyetleri temsilcilerinden oluşan bir kurul,
“Birleştirilmiş Yeni Türk Alfabesi” adıyla yeni bir alfabe hazırlayıp yayınlamış, bu alfabe
Sovyetlerde yaşayan bütün Türk halklarının ortak alfabesi olarak kabul edilmiştir.
Türkiye’nin de Latin alfabesine geçmesi sebebiyle Latincilerin galibiyeti sonucunda ortaya
çıkan(At Keltir, 1930: 43 -44) Türk boyları arasındaki farklı Latin harflerinin kabulü Türkistanlı
dilcileri birlik amacına ulaştıramamıştır. Farklılıklar sebebiyle her şey karmaşık bir hâl alıp,
hiçbir şey anlaşılamaz hale gelince dilciler, 1930’da bir araya gelerek bütün Türkler için “ortak
bir alfabe” kabulü hakkında bir bildiri yayınlamışlardır. Ortak alfabe “hem şekil hem de
mefhumca sosyalist kültürün yegâne dili (yani Rusça) olmasına” (Tursun, 1936: 18 -22) engel
olacağı için 1937 -1940 yılları arasında Kiril kökenli ve her biri diğerinden farklı alfabelerin
kabul edilmesi sağlanmıştır. Bunun topluma yansıması iki farklı alanda olmuştur: Bir yandan
yeni nesil Arap harfleriyle yüzyıllar boyunca oluşturdukları bilgi ve kültür birikimini okuyup
anlayamaz hale gelmiş, diğer yandan ortaya konan yeni imlâ ve yazım kurallarının karışıklığı,
insanları duygu ve düşüncelerini ifade edemez hale getirmiş, ayrıca Türkiye ile kültürel temasa
engel olunmuştur. Kiril alfabesine geçişin ekonomik ve diğer bedelleri de adı geçen devletlere
oldukça ağır bir yük getirmiştir. Kısa bir zaman önce Latin alfabesine göre ayarlanan daktilo,
matbaa ve diğer aletler kullanılamaz, milyonlarca cilt okul kitabı işe yaramaz hale gelmiştir.
Ayrıca Arap veya Latin alfabesiyle okuma yazma öğrenmiş olan yetişkinler bir anda okuryazar
olmaktan çıkmıştır. Kiril alfabesine geçişin bir diğer sonucu da, milliyet dillerini Rusçanın
etkisine daha açık hale getirmesidir.
Alfabe değişimine baştan beri karşı çıkan Zeki Velidi Togan; Arap alfabesinden Latin’e, oradan
da Kiril alfabesine geçiş sürecinin ne kadar farkındaydı bilemiyoruz ama en azından ona göre
Latin alfabesinin kullanımında akla gelebilecek sakıncaların neler olduğu konusunda bir fikir
sahibiyiz. O, bu geçişin sakıncalarını dört başlık altında dile getirmiştir:
1. Devrimci Latin, Türk dillerindeki bütün seslileri ve sessizleri, şivelerin herhangi birisinde
işitildiği şekliyle aynen yazmak demektir. Diğer taraftan ne batı ne de doğu Türklerinde,
ülkelerin her köşesinde konuşulacak kadar benimsenmiş tek bir şive olmadığından, büyük bir dil
anarşisi doğacaktır ve bu anarşi Türk dilinin yaşama ve yaratma gücünü bütünüyle
zayıflatacaktır.
2. “Devrimci Latin”in bizi milli kültür geleneklerimizden ayırır. Çok saygın milliyetçiler bile,
Türk milli değerlerinin % 95’inin önemini daha şimdiden inkâr etmeye kalkıştılar. Bunlara göre
Türk milli değerlerinin % 5’i ile yetinerek “yeni Türk medeniyeti” gelişecektir.
3. Latin harflerinin devrim anlayışı içerisinde kabul edilmesi, bizim kültür çalışmalarımıza
büyük durgunluk getirecektir.
4. Son olarak; halkı, devlet kurumları ve gelenekleri Arap harfleriyle çok sıkı bir şekilde
özdeşleşmiş olan bir bağımsız Doğu devletinde, bütünüyle diğer bir alfabeye geçmek mümkün
olmasa gerek. Alfabe para ve pazar meselesi gibidir ve onu tamamen kontrol etmek çok zordur,
her fırsatta bu yazıdan yararlanmaya kalkışılır (Togan, 1928: 330 -342).
Zeki Velidi Togan’ın fikrini destekler mahiyette ve Sovyet dilbilimcilerini iddialarının aksine
Alman dilbilimci L. Johanson, Arap alfabesini Türk lehçeleri arasındaki fonetik farkları
göstermemesi bakımından birleştirici bir özelliğe sahip olduğunu şöyle izah etmektedir: “Arap
alfabesi bugünkü yeni Uygurcada başarılı bir şekilde uygulandığı gibi, ihtiyaç halinde ek
işaretlerle fonetik hale getirilebilir. Türk dilleri için Arap yazısının kullanıldığı dönemlerde bu
işaretlerin çoğunlukla kullanılmaması ve ünlülerin gösterilmemesi büyük bir avantaj
sağlamıştır. Böylece yazı sistemi, diller arasındaki önemsiz varyantları ve farkları örtmüştür.
Söz edildiği üzere, bazı bölgesel yazı dilleri oldukça yakın zamana kadar bölgeler üstü
kalabilmişse, bu onların bazı mahalli fonetik farkları örten yazı sistemleri sayesindedir. Bu
bakış açısından ünlüleri göstermeyen Arap imlasına dayanan Osmanlıca imla, ünlüleri daha çok
gösteren Uygur yazı geleneğinden kaynaklanan Çağatayca imladan üstündür. Kısa ünlülerin
gösterilmemesi sadece yer bakımından tasarruflu değildir; aynı zamanda, bir morfemin yazılı
şekli, değişmez görüntüsü ile hem diğerleriyle kullanılabilir bir parça, hem de yazı dili
öğrenilirken zihne yerleşen bir bütündür. Buna şöyle örnek verilebilir. Çokluk morfeminin lr
şeklinde gösterimi: “-Lar, -ler, -lor, -lör, -lir” gibi bütün varyantları karşılayabilir. Meseleye
diller arasındaki ilişkiler yönünden bakılacak olursa, böyle tek bir yazım, akraba diller
arasındaki ilişkileri mümkün olduğu kadar kuvvetli tutar” (Uğurlu, 2002: 76 -77).
Dil politikasının şovenleştiği ve Ruslaştırmanın açık bir meşruiyet kazandığı bu dönemde yeni
edebî diller beraberinde pek çok problemi de getirmiştir. Bu durum Moskova’da yayınlanan
“İzvestiya” gazetesinde; Sovyetler memleketindeki “millî diller”in Sovyet hükümeti dil ve
kültür siyaseti sonucunda, karşı karşıya kalınan sorunlarla ilgili ilginç örneklere yer
verilmesinden de anlaşılmaktadır. Dillerin bugünkü vaziyetinin feci bir manzara arz etmekte
olduğu da kaydedilmiştir. Bu makaleye göre; “Bu millî dillerin çoğunda ne ilmî bir inceleme
neticesinde kat’i, sağlam esasa dayandırılan imlâ kaideleri vardır ne de terimler meselesi sağlam
bir esas üzerine oturtulmuştur” (- 1937; 22-26). İmlâ ve terim meselesi bu dillerin halihazırda
dahi çözmeleri gereken büyük problemlerden biri olarak önlerinde durmaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.927


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 23 Kasım 2010, 22:04:16 »

Türk Dünyasında 1990 Sonrası Alfabe Değişiklikleri:Sovyetler Birliğinin dağılmasından
sonra Türk Cumhuriyetleri her alanda yeniden yapılanma çalışmaları içerisine girdiler. Bu
kapsamda alfabe meselesi gündeme geldi. Bağımsızlık ilanlarının ilk gününden itibaren Türkiye
kardeş ülkelere her alanda işbirliği, yardım ve destek sözüne binaen Alfabe ve dil meselelerine
dair çalışmalardan ilki18 -20 Kasım 1991 tarihinde Marmara Üniversitesi Türkiyat
Araştırmaları Enstitüsü tarafından “Milletler Arası Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu”
adıyla gerçekleştirilmiştir. 29 Eylül -2 Ekim 1992’de Bişkek’te toplanan Türk Cumhuriyetleri
Eğitim Bakanları ve Türk Toplulukları Eğitim Temsilcileri II. Konferansı’nda, 8 -10 Mart 1993
tarihinde Türk İş Birliği Kalkınma Ajansı tarafından Ankara’da düzenlenen ve beş bağımsız
Türk Cumhuriyetinden bilim adamlarının katıldığı alfabe ve imlâ konferansında, ayrıca 21-23
Mart 1993’te Antalya’da yapılan Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk-Kardeşlik ve İş Birliği
Kurultayı’nda bu mesele ele alınmış; 34 harfli “Ortak Türk Alfabesi”ne geçiş teyit edilmiştir.
Basit ve düzenli ses farklarıyla karakter kazanan Türk lehçelerinin ortak bir yazım geleneğiyle
okuma-anlama oranlarının çok yukarı çekilebileceği gerçeği göz önünde tutularak ve 1926 Bakü
Kurultayı3 sonrasında kaçırılan fırsata karşılık doksanlarda Ortak Türk Alfabesi gerçekleştirme
imkânını yeniden elde etmiştir.
Ortak Türk Alfabesi önünde duran siyasi ve ekonomik nedenlerin dışında başka engeller var mı
sorusuna cevap verebilmek için yukarıda bahsedilen Arap, Latin, Kiril alfabesine geçiş
sürecindeki uygulamaları hatırlamak gerekir. Geçmişin aksine günümüzde Türk
cumhuriyetlerinin yetkilileri alfabe konusunda, Rusya'nın yapmaya çalıştığı şekilde bir tercihle
hareket etmemeliydiler. Aksine ihtiyaç duydukları birkaç harfi 34 harfi ortak Türk alfabesinden
ilâve etmekle birlikte aynı karakterleri kullanarak şuur altını harekete geçirip dilde yakınlaşmayı
doğurabilecek paralel kodların kullanılmasına özen göstermeliydiler.
Türk cumhuriyetlerinde önce, Türk lehçeleri için tavsiye edilen ve Türkiye Türkçesinde
kullanılan Lâtin temelli alfabeye beş harfin ("Ä ä", "Ñ ñ", "X x", "Q q", "W w") ilâve
edilmesiyle oluşturulmuş 34 harfli ortak alfabeye imza atılmıştır. Daha sonra Azerbaycan, 25
Aralık 1991'de Kiril harflerini bırakıp Lâtin alfabesine geçme kararı almış, ancak "Ä ä" harfi
yerine "ə"yi kabul etmiştir. Bu kabul, aynı zamanda 34 harfli ortak alfabeden ilk sapma
olmuştur. Bu alfabenin Türkiye'de yürürlükte olan alfabede bulunmayan karakterleri "ə ", " q"
ve " x"dir. 12 Nisan 1993'te Türkmenistan, 2 Eylül 1993'te de Özbekistan Lâtin alfabesini kabul
etti. Bu iki Türk cumhuriyetinin kabul ettikleri alfabede de 34 harfli ortak alfabeden sapma
epeyce fazladır. Türkmenistan, "ı" yerine "y", "y" yerine "Ϋ", "c" yerine de "j" yi kabul etti.
Özbekistan bir yandan "ş", "ç" gibi harflerin İngilizcedeki yazılışları olan "sh" ve "ch"yi esas
alırken bir yandan da yuvarlaklaşan "a" ile "o"nun tek kodla gösterilmesini “o” kabul ederek iki
farklı harfi birleştirmiş oldu (Ercilasun, 2005:279-283).
Bu ülkelerin dışında şu ana kadar Gagavuzlar, Karakalpaklar, Kırım ve Kazan Tatarları da Lâtin
alfabesine geçme kararı almışlardır. Ancak 2002 yılında Duma'nın aldığı kararı meclis de
onayıp kanun hâline getirince Kazan Tatarlarının alfabe değiştirme girişimi engellenmiştir.
Çıkarılan kanuna göre, Rusya Federasyonu içindeki bütün halklar ana dillerini yazarken Kiril
esaslı kendi alfabelerini kullanmak zorundadırlar. Kazakistan’da ise alfabe değişimi ile ilgili
süreç Türkiye’nin katkı ve desteğiyle yeniden başlamıştır. Türk Dil Kurumu’nda 11-15 Haziran
2007 tarihleri arasında Kazakistan’ın Latin alfabesine geçişi ile ilgili bir toplantı yapılmıştır.
Toplantıda, Türkiye’nin Latin esaslı Türk Alfabesi üzerinde yaklaşık seksen yıllık birikim ve
deneyimleri paylaşılarak Kazakistan’da son dönemde büyük bir hız kazanan alfabe reformu
hakkındaki gelişmeler değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak;
1.Alfabe meselesi Türkiye’de 19. yy ikinci yarısından itibaren başlamıştır. Türk yazar, şair ve
fikir adamları tarafından Arap alfabesinin yetersizlikleri, eksiklikleri olduğu fikrinden hareketle
önce ıslah edilmesi daha sonra ise değiştirilmesi gündeme getirilmiş hatta çeşitli alfabelerin
kabulü yönünde fikirler bildirmiştir. Diğer Türk coğrafyalarında ise alfabe tartışmaları Rus
dilbilimcilerin etkisi ve güdümünde başlayıp, devam etmiştir.
2.Türkiye’de linguistik bir problem olarak ortaya atılan ve batı medeniyetine geçiş için bir araç
olarak düşünülen alfabe meselesinin siyasî ve sosyal boyutu göz ardı edilirken; diğer Türk
coğrafyalarında uygulamalar tamamen siyasi amaçlar doğrultusunda yürürlüğe konmuştur.
3. Türk lehçelerinde seslerin neredeyse yüzde doksan dokuzu ortak iken bu seslerin bir bölümü
için farklı işaretler kullanılması, bölgeler üstü yazı dillerinin küçük bölgesel yazı dilleriyle
değiştirilmesi, Arap alfabesinin Latin alfabesiyle, sonra da konuşma dilinde anlaşma zorluğu
olmayan yerlerde de yazılı anlaşmayı zorlaştıran farklı Kiril harfleriyle değiştirilmesi, devamla
bölge dillerinin teker teker ağızlara dayanılarak standartlaştırılması ve bunların aralarında
gerekli herhangi bir koordinasyon olmadan kelime hazinelerinin genişlemesi” zaman içerisinde
Türk halklarının dilleri birbirinden uzaklaşmasına neden olmuştur.
4. Çarlık ve Sovyetler dönemi dil politikasının sonucunda mahalli ayrılıklar temelinde
birbirinden farklı yazı dilleri meydana getirilmesi, bütün mahalli ayrılıkların da bu politikalar
sebebiyle oluştuğu sonucuna götürmese de çok önemli sebeplerden biri olduğunu inkâr
edilemez. Yeni Türk yazı dilleri, bölgeler üstü dillerin yerini almış; böylece sınırlar kesinleşmiş,
Rusçanın yeri sağlamlaşmış, günümüzde birlik, ortaklık çalışmalarının önünde de set olarak
kalmıştır.
5. Doğu Türkistan Türk dünyasının geri kalan kısmından tecrit edilmiş bir durumda gelişimini
sürdürürken Afganistan ve İran’daki ağızlar çok az gelişebilmiştir.
6. Farklı yazı dilleri meydana getirme süreci tamamlanmıştır. Geçmişe dönmek imkânsızdır ama
gereksiz yere fark doğuran yazım şekillerini düzeltmek için hala zaman vardır. Unutulmamalıdır
ki alfabeler, akraba dilleri ayıran bir araç olmamalı, alfabelerin birleştirilmesi yakın akraba
dillerin sosyal, siyasi ve edebi sahalarda birbirlerinden faydalanmalarını sağlamalıdır.
Türkçe dil dışı güçlerin egemenliği altında ayrı istikametlerde hızla ilerliyor. Farsların,
Sovyetlerin ve Çinlilerin uygulayacağı azınlık politikaları her ne kadar önemli olsa da
cumhuriyetlerdeki siyasi iktidarlara bu konu bilimsel olarak anlatıldığı takdirde, ortak dil
planlaması ve dili koruma gayreti ile Türk dillerinin karşılıklı yakınlaşması mümkün olabilir.
Bunun için de Türk dünyası ortak iletişim dili üzerine araştırmalar, çalışmalar yapmak üzere
Türk Cumhuriyetlerindeki dil enstitülerinin, dil kurumlarının desteğiyle uluslar arası araştırma
enstitüsü kurulabilir. Enstitüde çalışacaklar 1920'lerde Türkistan’dan politik sebeplerden dolayı
yurt dışına çıkarak Afganistan, Türkiye ve Batı Avrupa ülkelerine giden Kazak Kırgız, Özbek
ve Türkmen aydınları İstanbul, Paris, Berlin, Münih vb. şehirlerde çıkardıkları 1929 ile 1990
yılları arasındaki yayınlarında kullandıkları Türkistan Türkçesi veya kısaca "Orta Dil" denilen
yazı dili tecrübelerinden faydalanabilirler. Togan’ın da dediği gibi; Türk kültür sahası devrime
değil gelişmeye muhtaçtır” (YT. Togan sayfa 343). Şu ana kadarki inişli çıkışlı ilişkilere rağmen
Türkiye bu bölgelerle iletişim kurmada hâlâ daha avantajlı durumda olduğunu unutmamalıdır.
Şuuraltını harekete geçirecek imkânlara sahip bir ülke olarak yeter ki her konuda olduğu gibi
alfabe meselesinde de doğru politikalar belirleyebilsin.

                    KAYNAKLAR
1. Akalın, Ş. Haluk. Güz 2001, “Gaspıralı İsmail Bey ve Dilde Birlik Ülküsünden Ortak
İletişim Türkçesine” Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 12- 1.
2. Akçay, Yusuf. 2007, “Osmanlı Dönemi Alfabe Tartışmaları Bağlamında Dr. İsmail
Hakkı Bey ve Islah-ı Huruf Cemiyeti” Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Kongresi,
Erzurum.
3. Albayrak, Mustafa. 1989, “Yeni Türk Harflerini Kabulü Öncesinde Halk Eğitimi ve
Yazı Değişimi Konusunda Türk Kamuoyunda Bazı Tartışmalar ve Millet Mekteplerini
Açılması (1862 -1928)”, Atatürk Yolu, Yıl 2, Sayı 4 (Kasım).
4. At Keltir. 1930. “Yengi Türk Latin Elifbası”, Yaş Türkistan, Sayı 7-8. Paris.
5. Baysal, Jale. 1981, “Harf Devriminden Önce ve Sonra Türk Yayın Hayatı” Harf
Devriminin 50. Yılı Sempozyumu. TTK Yayınları. Ankara.
6. Buluç, Saadettin. 1981, “Osmanlılar Devrinde Alfabe Tartışmaları” Harf Devriminin
50. Yılı Sempozyumu. TTK. Ankara.
7. Canpolat, Mustafa. 1981, “Arap Yazılı Türk Alfabesinin Gelişimi” Harf Devriminin
50. Yılı Sempozyumu. TTK. Ankara.
8. Demir, Nurettin (çeviren). 2001, “Türk Dünyası’nın Sınırları: Türk Topluluklarının
Gelişmesinde Bağlayıcı ve Ayırıcı Unsurlar” Türkbilig, Sayı 2.
9. Dowler, Wayne. October 1995. “The Politics of Language in Non-Russian Elementary
Schools in the Eastern Empire, 1865-1914”, The Russian Review, Volume 54, Number
4.
10. Ercilasun, A. Bican. 2005, Örneklerle Bugünkü Türk Alfabeleri (6. baskı) Akçağ
Yayınları, Ankara.
11. Ertem, Rekin. 1991, Elifbe’den Alfabe’ye Türkiye’de Harf ve Yazı Meselesi
Dergah Yayınları, İstanbul.
12. Hudayberdiev, Cora. Bahar 1998. “Özbekçede Ses Uyumunun Yok Edilişi” Türk
Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 5.
13. Levend, A. Sırrı. 1972, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, (3. Baskı) TDK
Yayınları, Ankara.
14. Levend, A. Sırrı. Aralık 1988, “Latin Harfleri Meselesi”, Milli Kültür, Sayı 63.
15. Kerimli, Latif. Güz 2002, “Azerbaycan’da Dil Siyaseti: Alfabe ve İmla Meseleleri
Tarihinden” Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı14.
16. Kocaoğlu, Timur. 1988, “Türkistan Kültürünü Öğrenmede Türkistan Türk
Lehçelerinin Önemi”, Türk Kültürü, Sayı 302.
17. Kocaoğlu, Timur. 3 Ekim1996, “Dünyada Türk Dili Sosyo-Politik Bir Yaklaşım”,
Türk Dil Kurumu, Ankara.
18. Korkmaz, Zeynep. 1963, “Türk Dilinin Tarihi Akışı İçinde Atatürk ve Dil Devrimi”,
AÜ: Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara.
19. Korkmaz, Zeynep. 1996, “Türk Dünyası ve Ortak Yazı Dili Konusu ”, Uluslararası
Türk Dili Kongresi 1992, TDK Yayınları:632, Ankara.
20. Sadoğlu, Hüseyin. 2003, Türkiye’de Ulusçuluk ve Dil Politikaları, İstanbul Bilgi
Üniversitesi Yayınları, İstanbul.
21. Simon, Gerhard. 1991, Nationalism and Policy Toward the Nationalities in the Soviet
Union. Trans., K. Forster and O. Forster. Boulder, Colorado: Westview Pres.
22. Şimşir, Bilal. 1992, Türk Yazı Devrimi, TTK Yayınları, Ankara.
23. Tursun, İsen. 1934, “Türkistan’da Dil Siyaseti”, Yaş Türkistan, Sayı 57.
24. Tursun, İsen. 1936, “Türkistan’da Dil Siyaseti”, Yaş Türkistan, Sayı 77.
25. Tolum, Mertol. 1991, “Alfabe ve Eski Alfabemiz Üzerine, Dil ve Alfabe Üzerine
Görüşler”, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Yayınları, Ankara.
26. Togan, Z.Velidi. 1981, Bugünkü Türkili (Türkistan) ve Yakın Tarihi. İstanbul.
27. Togan, Z.Velidi. 1928, “Türk Dünyasında Alfabe Meselesi” Yeni Türkistan Dergisi,
Sayı 10 -11-12.
28. Tokatlı, Suzan. 1997, Özbek Alfabesi Üzerine”. Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi,
TDK. Sayı 3.
29. Uğurlu, Mustafa (çeviren). 2002, “Türk Yazı Dillerinin ve Yazı Sistemlerinin
Geçerliliğine Dair”, (L. Johanson, 1993, Zur Geltung türkischer Schriftsprachen und
Schriftsysteme), Türkbilig. Türkoloji Araştırmaları 4 (2002).
30. Virtanen, Ö. Eraydın. 2002, “Dil Politikalarına Bütüncül Bir Yaklaşım: Orta Asya’da
Dil Politikaları (Dok. Tezi İÜ. SBE: )
31. Wayne Dowler. October 1995, “The Politics of Language in Non-Russian Elementary
Schools in the Eastern Empire, 1865-1914”, The Russian Review, Volume 54, Number
4.
32. - 1937, “Sovyet Dil Siyaseti”,Yaş Türkistan, Sayı 86, Sayfa 22 -26.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.067 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.