CUMHURİYET DÖNEMİNDEN GÜNÜMÜZE TÜRK DİLİ ÇALIŞMALARI
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 08:28:29


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6
  Yazdır  
Gönderen Konu: CUMHURİYET DÖNEMİNDEN GÜNÜMÜZE TÜRK DİLİ ÇALIŞMALARI  (Okunma Sayısı 71790 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #40 : 31 Mart 2010, 22:43:15 »

“Türkçe’nin geleceği aydınlık”

Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Türkçe'nin geleceğinin Türkiye gibi "aydınlık" olduğunu belirtti.
Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Türkçe'nin geleceğinin Türkiye gibi aydınlık olduğunu belirterek, "Sorun Türkçe'de değil. Bu dili kullanan insanlarda. Kullandığımız dilin gücünün ve zenginliğinin farkında değiliz" dedi.

Çorum Belediyesi tarafından düzenlenen "Günümüz Türkçe'sinin Sorunları" konulu konferans Devlet Tiyatro Salonu'nda gerçekleştirildi. Konferansı Belediye Başkanı Muzaffer Külcü, İl Emniyet Müdürü Necmettin Emre, Belediye Başkan Yardımcısı Zeki Gül, İl Kültür ve Turizm Müdürü Ali Özüdoğru, Baro Başkanı Mahmut Bayatlı, Dil ve Edebiyat Derneği Başkanı Turhan Candan ve davetliler izledi.

Türkçe'nin kökleri binlerce yıl öncesine dayanan bir dil olduğunu dile getiren TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Türkçe'nin kimi zaman başka dilleri etkilediğini, kimi zaman başka dillerin etkisi altında kaldığını ancak hiçbir zaman yok olmadığını vurguladı. Türkçe'nin geçmişinden bilgiler aktaran Akalın, Sümerce'de 168 Türkçe kökenli sözcük bulunduğunu, matbaayı ilk, Türklerin kullandığını ayrıca Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divan-ı Lügatit Türk'ün Türkçe'nin ilk veri tabanı olmakla birlikte eşsiz bir kaynak olduğunu kaydetti.

Türkçe'nin yok olmasının söz konusu olmadığını açıklayan Akalın, "Türkçe köklü bir dil. Tabelalarda ne kadar yabancı isim kullanılsa da Türkçe en güçlü dönemlerinden birisini yaşıyor. Dünyada en az bir ortaöğretim kurumunda Türkçe'nin öğretildiği 87, kurslarında Türkçe öğretilen 46 ülke var. Türkçe öğretimi veren 9 üniversitenin yanı sıra 28 ülkede Türkoloji merkezi var' şeklinde konuştu.

Türkçe'nin 12 milyon kilometrekare alanda konuşulduğunu bildiren Akalın, 2005 yılında yapılan dünya nüfus sayımına göre 36 ülkede Türkiye Türkçe'si konuşan çok sayıda insan bulunduğuna işaret ederek Türkçe'nin sınırları aşan bir dil olduğuna vurgu yaptı.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #41 : 13 Nisan 2010, 21:21:34 »


ANLAM DEĞİŞMELERİ:Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
DİL,NE ZAMAN AMAÇ OLMUŞTUR/OLMALIDIR?
   Dil, insanlar arasında bir anlasma aracıdır. Dilin en önemli islevi, budur. Dilin bu
islevinin yerine gelmesi için, anlasacak insanların o dili bilmesi gerekir. Đnsanlar yabancı bir
dille de anlasabilirler. Ancak ikinci dilin öğrenilmesi daima zahmetli ve problemlidir. Zekâ
seviyesi ne olursa olsun, herkesin çocukluğunda öğrendiği bir dili vardır. Bu, ana dilidir. O
dili o toplumda yasayan bütün insanlar öğrenir ve bilir. O toplum, kendine mahsus
özelliklerini koruduğu müddetçe, o dil orada yasar ve o toplumun üyelerinin kendi aralarında
anlasmalarını sağlar.
   Anlasma, yalnızca aynı zaman kesiti içinde olmaz. Geçmiste yasamısların bugünkülerle,
bugün yasamakta olanların da gelecekte yasayacaklarla anlasmaları da dil sayesinde
gerçeklesir. Tabii ki bu anlasma karsılıklı konusma seklinde değil, yazı ile olur. Onun için dil,
bir konusma aracından çok bir anlasma aracıdır. “Konusma” kelimesi, onun islevini
belirtmekte eksik kalır. Yani “konusma aracı” değil, “anlasma aracı” demek daha doğrudur.
Dil, tarihin değisik zaman dilimleri içinde yasamıs insanlar arasında anlasma aracı
olduğu gibi, aynı zaman diliminde, fakat farklı coğrafya parçalarında yasayan insanlar için de
bir anlasma aracıdır. Aynı yurt üzerinde farklı bölgelere gidilse de, o toplumun dili, yani ana
dil, tek anlasma aracıdır.
   En geliskin ve en genis sosyal bir kurum olan millet hayatında dilin, o milletin üyelerini
toplayıcı, birbirine bağlayıcı, günlük hayatını devam ettirici, millî ve manevi değerlerini
gelecek kusaklara tasıyıcı bir islevi vardır. Böylece dil, anlastırma islevini, zamanı ve mekânı
farklı insanlar arasında da gerçeklestirmis olur.
   Günlük dilde bölgeler arasında konusma farklılıkları olduğu gibi, geçmisin dili ile
günümüzün dili arasında da değisiklikler vardır. Bugünkü dil ile gelecek kusakların dili de
tıpatıp aynı olmayacaktır. Canlı bir varlık olan dil, gelisecek ve değisecektir. Ancak ne kadar
gelisip değisse de yine ondaki birçok sey ya aynı veya benzer olarak kalacaktır. Hele, adına
“dil sistemi” dediğimiz sey, hemen hemen hiç değismez. Bu sebepledir ki, ayrıntılardaki
farklılıklar, anlasmayı geçersiz kılacak boyutta olmaz. Dil de anlastırma islevini her zaman
yerine getirmis olur.
   Evet, dil bir anlasma aracıdır. Konusma ve yazılı metinler vasıtasıyla insanların
anlasmalarını sağlar. Sadece anlasan insanlar bir arada yasayabilir, aynı ülkü ve inançlar
etrafında toplanıp millî varlıklarını devam ettirebilirler. Dil, insanın ferdî ve millî varlığını
sürdürebilmesine en büyük yardımcı olduğundan, onun mutluluğu için aynı zamanda bir
amaçtır.
   Kısacası dil hem araç, hem amaçtır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #42 : 15 Nisan 2010, 21:31:09 »

"TÜRKÇEM BENİM, SES BAYRAĞIM"
   Karamanoğlu Mehmetbey'in 13 Mayıs 1277 'de "Bugünden sonra hiç kimse
sarayda, divanda, dergahta, mecliste ve seyranda Türk Dilinden başka dil
kullanmaya" diye ferman çıkartmasıyla Anadolu'da sadece dil alanında değil,
Türk değerlerinin yaşatılması için de her alanda büyük mücadele
vermişlerdir.

12.yy.ve sonları, Anadolu Selçuklularının hüküm sürdüğü, Türk olmalarına
rağmen devletin her alanında İran hakimiyetin görüldüğü ve Türklük
değerlerinin devlet eliyle unutturulmaya çalışıldığı yıllardır.

İşte böyle bir zamanda Karamanoğulları Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen burada
devlet ve beylikler kuran Türk boylarının başka milletlerin değerlerini
kabullenip kendi öz yapılarını terk etmeye yöneldikleri bu dönemde,
Karamanoğlu Mehmetbeyin bu gerçeği tarih sayfalarına fermanıyla yazması
Anadolu Türk tarihinin en önemli adımlarındandır.

Bu fermanla Dil birliğinin önemi karşımıza çıkmakta. Dil bir milleti millet
yapan olmazsa olmazların başında gelmektedir. Bu gün dünya üzerindeki
dillerden pek azı bilim kültür ve medeniyet dili olarak nitelendirilen büyük
dillerdendir.

Türkçemiz de sayabileceğimiz bu diller içine dahildir. Kaldı ki dilimiz aynı
zamanda tarihi köklerinin derinliği bakamından da dünyanın önde gelen
dillerindendir.

İşte bu gerçekle tarihin derinliklerinden süzülüp gelen, konuşulması için
fermanlar çıkarılan TÜRKÇE'mizi bu gün internet sitelerinde kullanan
şairlerimize, yazarlarımıza kısacası edebiyatçılarımıza çok önemli görevler
düşmektedir. Lütfen dilimizi en güzel şekilde kullanalım.

Türkçemizi teknolojiye kurban vermeyelim. Çocuklarımıza katledilmiş bir dil
bırakmayalım.

Yahya Kemal Türkçe için "Bu dil ağzımda annemin sütüdür" diyor.
Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın, "Türkçem benim ses bayrağım" demesi ne anlama
gelmekte, düşünmeliyiz.

Bahtiyar Vahapzade şöyle diyor şiirinde:
"Bu dil tanıtmış bize bu dünyada her şeyi
Bu dil ecdadımızın bize miras verdiği,
Kıymetli hazinedir. Onu gözlerimiz dek,
Koruyup nesillere biz de hediye edek."
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #43 : 20 Nisan 2010, 22:20:25 »

DLİMİZ NEREDEN NEREYE GELDİ
 Yakın bir tarihte Kazakistan'ın başkenti Alma Ata yakınındaki Altın Tepe'de yapılan kazılar, Türkdili için önemi son derece büyük yeni bulgular ortaya koymuştur. Dört binden çok altın eşya arasında, dışyüzü iki sıralı yazıyla süslenmiş, bir kral oğluna deygin(ait)olduğu sanılan gümüşten bir fincan da ele geçmiştir. İkiyılda ancak okunabilen ve MÖ. 7- 5. yy'dan kalma olduğu saptanan bu fincanın yazısında, şöyle denilmektedir: "Yurdunun bayrağını onurla yükseklerde tut. Sayılan bir başbuğ, çevik atlar, gözüpek yiğitler sana şan getirecek. Büyüyünce kendi mutluluğunu, kendi ellerinle kur. Sağ ol...Bu bulguların ışığında Türk dili ve tarihi, günü-müzden yaklaşık olarak iki bin altı yüz elli yıl dolayındagerilere doğru gitmektedir. Ayrıca buluntuların, o dönem"Yedi Irmak" topraklarına yapılmış metni temel sayarsak,yüzyıllar süren uzun bir boşluktan sonra Türkçe olarak,ö.yy'da yazılmış Yenisey Kırgızlan'ndan kalma gömüttaşlarıyla, 8.yy'da dikilmiş Köktürk yazıtları, daha ilerikitarihlerde ise Mani- Buda çevresi metinleri ve şamanistiçerikli metinler elimizde bulunmaktadır. Eldeki bu yazdıbelgeler ve değişik lehçe ürünlerinden Türk dilinin tarihimESKİ TÜRKÇE, ORTA TÜRKÇE ve YENİ TÜRKÇEolmak üzere kabaca üç döneme ayırabiliyoruz. ESKİTÜRKÇE, Türk boylarının dağılış çevrelerine göreKöktürkçe, Klasik Uygurca ve Eski Oğuzca gibikollara ayrılmıştır. Köktürkçe Ms. 6- 8.yy'larda, KlasikUygurca 8- 9.yy'larda, Eski Oğuzca da Eski Kırgızca'danetkilenmiş olarak ya da lehçe özellikleri çerçevesinde 9-lO.yy'larda birer uygarlık ve, yazı dili durumuna gelmiş-lerdir.ORTA TÜRKÇE, Uygur- Kartuk uluslarınınoluşturduğu Karahanlı (Hakaniye) Türkçesi, Kök-türk- Uygur ve Çiğiller'in lehçelerinden oluşan Çağatay-ca ile Orta Oğuzca gibi kollara ayrılmıştır. Orta Oğuz-ca daha erken tarihlerde kuzeyde, Oğuz- Bulgar koluylaUz, Peçenek, Gagauz ve Balkan Türkçelerinin doğmasınakaynaklık yapmıştır. Arkadan, Orta Oğuzca'nm Oğuz- Ha-rezm, Oğuz- Türkmen ve Oğuz- Selçuk kollarının ortayaçıktığım görüyoruz. Yüzyıllarca süren göçler, savaşlar ve(*) Melih Cevdet Anday, Atatürk'ün Yücelttiği, Cumhuriyet Gazete-si, 4. Ocak. 1974, s. 228sürekli kaynaşma yüzünden karşılıklı etkileşim içinde bu-lunmakla birlikte; gene de belli bölgelerde belli ve belir-gin ayrılıkların doğmasına tanık oluruz. O dönem Oğuz-cası bu açıdan incelendiğinde Oğuz- Harezm kolunun ku-man- Kıpçak, Kalaç, Kanglı ve Memluk lehçelerine; 0-ğuz- Türkmen kolunun Horasan, Kuzey Kafkas ve giderekYeni Türkmence lehçelerine; Oğuz- Selçuk kolunun iseYENİ TÜRKÇE, YENİ OĞUZCA ya da BATITÜRKÇESİ adlarıyla anılıp, 11.yy'dan başlayarak Ana-dolu, Azeri, Irak, Kırım ve Rumeli Türkçeleri'ne ayrıldık-ları gözlemlenir. Bu arada, Oğuzca'nın kuzey koluna bağlıBalkan Türkçesiyle, ban koluna bağlı Rumeli Türkçesi-nin büsbütün ayn özellikler taşıdığına da işaret etmek ge-rekir.ll.yy'dan sonra Türk dillerinin doğudaki kollarınakısaca DOĞU TÜRKÇESİ, batıdaki kollarına da BATI TÜRKÇESİ adı verilmiştir. Doğu Türkçesi 8.yy'da,Batı Türkçesi de en belirgin biçimde 13.yy'da yazı dili du-rumuna gelmiştir. Doğu Türkçesi'nde daha erken tarihlerdedil, tarih, şiir, hukuk ve ahlak alanında, o dönem için de-ğeri çok yüksek yapıtlar oluşturulmuştur. Yusuf Has Ha-cib'in Kutadgu Bilig adlı hukuk- ahlak içerikli yapıtıylaKaşgarlı Mahmut'un Divari-ü Lügat- it Türk adlı dilbilgi-si ve karşılaştırmalı dil yapın bugün bile dünya çapındakideğerini korumaktadır.Konumlan gereği Türkler, tarih boyunca birçok dinve kültür alışverişi içine girmişlerdir. Samanlık döne-minde dilin, Çin ve İran kaynaklı çok az öğeler dışında,genellikle katkısız ve an bir Türkçe olduğu Köktürk Ya-zıtlarında apaçık görülmektedir. Uygurlar zamanında iseMani ve Buda dinleri kabul edildikten sonra, yeni din vekültürlerin etkisiyle Türkçe'ye, Çince ve Sanskritçe'denepeyce sözcükler karışmıştır.Bilindiği gibi, dokuzuncu yüzyüdan sonra, Türkler,İslâmlığı kabul edip yeni bir kültür çevresine girerler. Budurumda kutsal kitap dili olan Arapça ile işlenmiş bir ya-zın dili olan Farsça, anlatım olanakları ve düşünce dizge-leriyle kimi zaman yavaş, kimi zaman da hızlı bir bi-çimde, Türk yaşayış ve diline büyük Ölçüde sızma yolunubulurlar. Anadolu Türkçesi bu etkilerin uzun ve çetin birserüvenini yaşamıştır. Bugünkü dilimizin kaynağı olanAnadolu Türkçesi, güçlü ve köklü geleneğiyle Eski Anadolu Türkçesi, Osmanlıca ve Türkiye Türk-çesi gibi birtakım evrelerden geçip günümüzün çağdaşTürkçesi düzeyine ulaşmıştır: 11- 15.yylar arasında Sel-çuklular, Anadolu beylikleri ve ilk Osmanlılar'ın kullan-dıkları dil olan Eski Anadolu türkçesi üzerinde, Arapça veFarsça'nın etkileri, başlangıçla oldukça sınırlıdır. Ne varki, bu etki zamanla artar ve yaygınlaşır. Anadolu Selçuk-luları döneminde devlet diliyle bilim dilinin Arapça olaraktanınması ve yazın diline de Farsça'nın egemen olamasıyüzünden, Türkçe'nin kapısı bu iki yabancı dil etkilerineister istemez aralanmış olur.Azınlıklar dışındaki halk, günlük yaşayışında tü-müyle Türkçe konuşurken, okumuş tabaka medrese öğre-timi ve belli dinsel akım dolayısıyla hep Arapça ve Fars-ça'ya eğilim duymuştur. Öte yandan beylikler döneminde,başla Karamanoğlu Mehmet Bey'in buyrultusunda olduğugibi, bu olumsuz davranışa yer yer tepkiler başgösteril-mişse de, Türkçe'yi toplumun tüm tabakalarında kesin ol-arak geçerli kılma girişimleri bir türlü başarıya uluşama-mıştır. Özellikle Mevlâna Celâlettin gibi o dönemin ünlüşairleri, halkla olan ilişkilerini Türkçe olarak sürdürmele-rine karşın, şiirlerini bütünüyle Farsça yazmayı uygunbulmuşlardır.Eski Anadolu Türkçesi, 13.yy'dan başlayarak SultanVelet, Hoca Ahmet Fakih, Şeyyat Hamza, Hoca Dehhanive Yunus Emre'nin yapıtlarıyla tam bir yazı dili durumu-na yükselmiştir. Hele bunlar arasında Yunus Emre, Türkvarlığının bütünleşmesi ve Türkçe'nin yoğrulmasında eşi-ne az raslanır bir görevi yerine getirmiştir. Ayrıca DedeKorkut öyküleri, Nasreddin Hoca Fıkraları ve halk öykü-leriyle düzyazı dilinin temelleri atılmışsa da, ne yazık kibu sağlam ve sağlıklı temelin önemi kavranamadığı içino gelenek, ileriki çağlarda sürdürülememiştir.Bununla birlikteAnadoluTürkçesi'nde bir iç evrimolarak bir takım yararlı yenilikler ve sonuçlar da doğmuşoldu:1- Orta Asya Türkçesi'ndeki sert ünsüzler, AnadoluOğuzcasında yumuşadı. Tağ > dağ, keldi > geldi... gibi.2- Sözcük başlarındaki b-'ler düştü ya dq başka sesedönüştü. Bolmak > olmak, bermek > vermek... gibi.3- Eylem sonlarındaki "- kine, - kına, - küne, - ku-na" ekleri, ki'ye dönüştü. Yaptıkına > yaptı ki, geldikine> geldi ki, sordukuna > sordu ki...vb4- Kimi sözcükler evirtimlere uğrayarak uyumlaşu.Bigi > gibi.5- Eski ulaç ekleri olan - ben (- ban)'lar, - rek (- rak)durumuna geldi. Gülüben > gülerek, duraban > durarak...gibi.6- Gelecek zaman eylem kipi ekleri olan - ser (-sar)'lar, - cek (- cak) biçimine girdi. Geliser > gelecek,yapısar > yapacak... vb. gibi.Eski Anadolu Türkçesi dönemi, 15.yy'ın ortalarınadeğin sürüp Mevlit yazarı Süleyman Çelcbi'nin duru Türkçesinden sonra kapanmış sayılır. Bundan böyle Türk-çe, Arapça ve Farsça'dan oluşmuş Osmanlıca adlı melezbir dil evresi başlar. Aslında Osmanlıca; saray çevresi,medreseliler ve Divan şairleri arasında geçerli olan bir dil-di. Halk kitleleri, halk ozanları, tekkeler ve Yeniçeri ocak-ları gibi çevrelerde hep Türkçe konuşuluyordu. Bu yüzdentoplumda iki ayrı yazınsal beğeni oluşarak, bir yandan darbir zümreye hitap eden Divan edebiyatı, öte yandan genişyığınlara dayalı yaygın bir halk edebiyatı ortaya çıktı.Divan sanatçılarının İran yazınına özentileri, Türkdilinin aruz ölçüsüne uydurulma zorunluğu, yazı dili olanArap yazısı, medrese ulemasının Arapça'ya düşkünlükleriyüzünden, Farsça ve Arapça'nın Türkçe üzerine baskılarıdurmadan artmış, lö.yy'da karışıklık danada hızlanarak 19.yüzyda değin doruk noktasına ulaşmıştır. Yabancı öğelerbaşlangıçta ses, ek sözcük ve basit tamlamalar çizgisin-deyken, zamanla ad ve eylem çekimleri dışında bütüncümle yapısmı sarar duruma gelmiştir. Medreselerde Türk-çe yerine, salt Arapça ve Farsça öğretime yer verilmesin-den de kaynaklanarak yabancı kurallar, ikizli- Uçüzlü ya-bancı bileşimler, birer araç sözcükler olan bağlaç ve ilgeçöbekleri, bileşik sözcükler ve yabancı çoğululk ekleriolanca yapaylıklanyla dilimize akın etmişledir. Düzyazı,seciler ve sayfalar boyu süren cümlelerle, anlatım aracı ol-maktan çıkarılıp, amaca ters düşen süs yüklü söz sanatla-rıyla o denli ki, ana yapı bile temelden bozulur durumasokulmuştur.Bilginlerin bir dereceye dek sanatçılara göre yalın dilkullanmaları, bu arada Aşıkpaşazade, Mercimek Ahmet,Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmi gibi yazarların yalındile eğilim göstermeleri, olumsuz gidişi değiştirici nite-likte hiç bir etki yaratamamıştır. Ayrıca, 17.yy. sonlarınadoğru Divan şiirinde başlayan "yerlileşme akımı", giderekşiire günlük yaşamdan kimi öğeler katmışsa da, dilin a-İaşında belirgin bir evrim sağlayamamıştır. Hele lmpa-ra-torluk içindeki azınlıklara Türkçe'nin yayılması konusun-da hiç bir çaba gösterilmemiş olması ayrı bir eksikliktir.Osmanlı Türkleri, 19.yy'ın ortalarına doğru tarihselve toplumsal bir zorunluk gereği, bu kez de doğu uygar-lığından sıyrılıp batı uygarlık çevresine girerler. Batılılaş-ma olgusu, yeni değerler dizgesini gündeme getirir. îlkin,halkın eğitim ve öğretimi ele alınır. Bu amaçla, devletkurumlarının değiştirilmesi yanında kamusal ve özel ba-sın organlarının yaygınlaştırılmasına yer verilir. ArkadanBatı yapıtlarindan Türkçe'ye yoğun bir çeviricilik devini-mi başlar. 1860'tan sonra batı türünde alabildiğine yazmve düşün ürünleri oluşturma çığırı açılıp bu etkinlik gide-rek yeni boyutlar kazanır. Böylece bu dönemde ayrı nite-likli basın dili, çeviricilik ve yazın dilleri ortaya çıkar.Ancak, batıdan alman yeni kavramlara karşılık bulu-namadığı için, ya batı dillerinden hazır sözcükler, ya daFarsça ve Arapça'dan yeni türetmelere gidilir. Bu aradaabece sorunu ile dilde yalınlaşma sorunu tüm aydınlar ara-sında tartışma konusu olmaya başlar. Ne var ki bu akım,birer dilek ve özlem olmaktan daha ileriye gidememiştir.
 Geçmiş dönemlerde olduğu gibi Tanzimatta da süslüdüzyazıyla yalın düzyazı hep birlikte yürümüştür. İlk yıl-lardan başlayarak Ibrahim Şinasi, Münif Paşa, AhmetCevdet Paşa ve Ahmet Mithat Efendi yalın dilden; EthemPertev Paşa, Sadullah Paşa, Namık Kemal ve Ziya Paşasüslü dilden yana olmuşlardır. Şiir dilinde ise MuallimNaci ismail Safa birincilerin, Abdülhak Hamit ve Recai-zade Mahmut Ekrem ikinci öbeğin yolunu izlemişlerdir.Bununla birlikte 1870'ten sonra gazete ve dergilerçoğalır. Birtakım yeni öğretim kurumlan açılır. Tiyatroyapıtlarında konuşma diline yakın bir yalınlaşma devini-mi görülür. O dönemde dile yaklaşım açısından Osmanlıaydınları bu kez de "fesahalçılar, ıslahatçılar ve tasfiyeci-ler" olmak üzere üç kesime ayrılmışlardı. Fesahatçılan(biçemciler) Hacı ibrahim Efendi, ıslahatçıları (evrimciler)Necip Asım, tasfiyeceleri (devrimciler) Ahmet MithatEfendi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Süavi ve Şemsettin Samitemsil ediyorlardı. Bunlardan Ahmet Vefik Paşa Lehçe-iOsmani, Şemsettin Sami Kamus- i Turki adlı sözlükleriyayımlayarak Türkçe'nin gelişmesine büyük çapta hizmetetmişlerdir.Öte yandan Tanzimat döneminde terimler sorunu,gelişi güzel ve karışık olarak ele alınmıştır. Şanizade, He-kimbaşı Behçet Mustafa Efendi, Hayrullah Efendi, HocaIshak Efendi tıp ve hukuka deygin bilim dilinde yalınlığayer verdikleri halde; Hacı Ali Paşa, Mazhar Paşa ve Ah-met Cevdet Paşa terimleri büsbtün Arapçalaştırma yolunagitmişlerdir. Ali Süavi de terimlerin uluslararası nitelikteolmasını savunur. Özellikle Cemiyet- i Tıbbiye- i Osma-niye, yeni sözcük türetme işinde Arapça köklere başvur-mayı öngörüyordu.Sanatçılar arasındaki dilin kullanılmasına deygin an-laşmazlıklar, Edebiyat-1 Cedide (Servet- i Fünun) döne-minde de sürüp gitmiştir. Şiir dilinde Tevfik Fikret veCenap Şehabettinle düzyazıda Halit Ziya'mn sanatlı dille-rine karşılık, Mehmet Emin Yurdakul, Hüseyin Cahit veAhmet Hikmet Müftüoğlu daha yalın bir dil kullanmış-lardır. Hele. Mehmet Emin'in yayımladığı Türkçe Şiirlerkitabı, Türkçe konusunda yepyeni bir tartışmanın kapısınıaçar. Ancak, Tanzimat dilinde çatışma konusu salt sözcükve tamlamalar çerçevesinde kaldığı halde, Edebiyat-1 Ce-dide döneminde cümle değişiklikleri ve yapılanın da içinealır.Ne var ki, Edebiyat-1 Cedide döneminde duygu vedüşünce değişmesi, yaşayış değişmesi olmuşsa da, Doğu-Batı arasında sentez kaygısı gözetümemiştir. Bu dönemaydınlan, Batı kültürü ile doğrudan değinme fırsatı bula-rak batılı yaşayış, dil örüntüleri ve kültür öğelerini Türktoplumuna olduğu gibi aktarma yoluna gitmişlerdir. Batıyapıtlarında gördükleri yeni kavram, imge, düşlem va an-latım özelliklerini Türkçe yerine, Farsça ve Arapça'ya baş-vurarak gidermeye çalışmışlardır.Düşünce olarak dil sorununa yoğun bir biçimdeeğilmeyi, asıl Meşrutiyet döneminde görüyoruz. 1909'da30istanbul'da çıkan Türk Derneği, 191 l'de Selanik'te yayım-lanan Genç Kalemler, aynı yıl İstanbul'da kurulan TürkYurdu, 1913'te çıkarılan Halka Doğru, 1914'te yayımla-nan Türk Sözü ile 1917'de sesini duyuran Yeni Mecmuadergileri Türkoloji ve Türk dili hakkında geniş yayımlaryaparak yeni görüşlerin yaygınlaşmasını sağlamışlardır.Bunlar arasında Genç Kalemler çevresinde toplanan ÖmerSeyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp gibi yazar vedüşünürler, Yeni Lisan devinimim başlatmışlardır.Böylece bu dönemde, Edebiyat-1 Cedide izleyicileriolan Fecriâticiler, Türkçeciler, Yeni Lisancdar ve yazındaÖzentisizler biçiminde kümeleşmeler oluştu. Servet- i Fü-nuncular'm bir uzantısı olan Fecriâticiler, Arapça ve Fars-ça'nın yardımı olmadan Türkçe yazınsal bir yapıt yazıla-mayacağı kanısındaydılar. Türkçeciler, halkın anlayacağıbir dili savunuyorlardı. Yeni Lisancılar'ın ana ilkelerinidile getiren Ziya Gökalp, başlıca şu görüşleri orlaya at-mıştı: Anlamdaş sözcüklerden salt Türkçeleri alınmalı, .Türkçe karşılıkları bulunmayanlann yenileri türetilmeli,arak kullanılmaz olmuş Türkçe eski sözcükleri yenidendiriltme yoluna gitmemeli, dilimize yerleşmiş yabancısözcükleri olduğu gibi korumalı, terimleri ise tümüyleArapça tabanlara dayatmalıdır._ Görüldüğü üzere Ziya Gökalp, sorunu hem ulusçu-luk, hem de ümmetçilik açısından ele almıştır. Bu yüzdenonun çelişkisi, uzlaşmacılığından ileri gelmektedir. Yazınalanında Özentisizler, daha çok Türk dilinin güzelleşme-sini amaçlıyorlardı. Refik Halit, Yakup Kadri, ibrahimAlâettin, Mithat Cemal, Mehmet Akif ve Rıza Tevfik ya-pıtlanyla bu amacı gerçekleştirmeye çalışmışlardır.Cumhuriyetin kurulmasıyla Türk toplumu tam birulusallık süreci içine girmiştir. Divân edebiyatı dönemin-de gerçeği tasarlama, ona biçim verme ve onu üretme ge-leneği yoktu. Tanzimat ve onu izleyen dönemlerde ise heralanda bir ikilem sürüp geliyordu. Atatürk dönemiyleuluslaşma ve çağdaş Türk kültürünü kurma çağı başlatıl-mıştır. Düşünce devrimine giden yolda ilkin laiklik ilkesikabul edilip eğitim ve kültür işleri ikilikten kurtarılarakdevlete bağlanmıştır. Devlet kurumlan ve yaşayış biçim-leri büsbütün değiştirilerek, Türk toplumunun düşünceyapısı da değiştirilmek isteniyordu. Üst üste kabul edilendevrimlerle, uzun bir gelişim süreci içindeki batı düşün-cesine, bilime ve somut gerçeklere dayah bir öz kazandı-nlmak amaçlanıyordu. Atatürk, olaylara tarihin geniş açı-sından bakan bir önderdi. Bunun için toplumun temel de-ğişikliklerini yalandan kavramış ve her alanda ara çözüm-ler yerine temel çözümler getirmiştir. Bu yönden Atatürkdöneminin en belirgin özelliği, feodal yapı ile kağşamışhanedanlık düzeninin yıkılarak, toplumun çağdaş bir düze-ye yükseltilmesi olmuştur. _Hiç kuşkusuz toplum yapısıyla söz varlığı arasındasıkı bağlar vardır. Toplum yapısındaki değişmeler ve dal-galanmalar, söz varlığı ve dizgesinde de değişmelere yolaçar. Bu olay da dilin evrimini ve eşsüremliliğe geçilmesisonucunu doğurur. Bir toplumun yaşamında kültür ve Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın


Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #44 : 06 Mayıs 2010, 21:28:30 »

Türkçe’yi bilim dili yapmanın önündeki engeller nelerdir?
 1. ABD ve İngiltere dünya üzerinde zorla yaydıkları kendi ucuz dillerinin Türkçe’den
karşılaştırılamayacak kadar aşağı seviyede olduğu gerçeğini örtbas etmeye çalışmaktadırlar.
Türkçe’nin en çok konuşulduğu Türkiye’de Türk dilini yok etmek için çeşitli oyunlar
oynanmaktadır. Bunlar;
a. İngilizce’nin Türkçe’den daha etkileyici bir dil olduğu (aslında tam tersi)
aldatmacasıyla; okumayan, araştırmayan gençliğin gözü boyanmaktadır.
b. Okullarımıza çeşitli vatan hainleri aracıları ile “yabancı dil ile eğitim” kod
adlı ölümcül virüs sokulmaya çalışılmaktadır. (Eğitim her alanda milli olmalıdır.)
c. Türk öğrencilerine Türkiye’de “İngilizce hazırlık sınıfı” adı altında Türkçemiz
unutturulmaya çalışılmaktadır.
d. Reklamlar, televizyon ve radyo programları, gazeteler, dergiler, diziler, filmler, afişler
ve şirket adları gibi kanallar yardımıyla kendi dillerindeki can alıcı birçok kelimeyi,
dilimize alternatif olarak sunmakta; kendi reklamlarını yine kendi kendimize
yapmamızı sağlayacak ortamlar el altından yaratılmaktadır. (Ok, bye, full, mail, CV
gibi kelimeleri; dilimizle, köklü kültürümüzle yakından uzaktan bağdaşmayan
sözcükleri bize kullandırtıyorlar.)
e. Gerçek bilim dilinin Türkçe olduğu gizlenmektedir.
f. Üniversitelerde bilim üreten insanların, ürettikleri şeylerin Türkçe olmaması için
içeriden kandırdıkları kişilere talimatlar veriliyor, o vatan haini kişiler de kanunlar
çıkartıp YÖK denen bilim düşmanı bir kuruluşa vatan hainliğinin en iyi hizmetini
yapıyorlar: Profesör olmak için yazacağın her İngilizce makaleye 5 puan, Türkçe
makaleye 2 puan. (Puanlar örnek olarak verilmiştir.)
g. Yüzde yüz Türk malı olan bir ürüne bile İngilizce isim verdiriliyor, kamuoyunda
İngilizce’nin daha albenili bir dil olduğu izlenimi yaratılıyor.
2. Yabancı dille eğitim görmüş kişiler, aynı kaleyi savunduğumuzun farkına
varamadıkları için uyarılara, eğitmelere tepki duyuyorlar.
3. Yukarıdaki cümlenin bir benzeri kendi kültürünü tam olarak anlayamayan, toplama bir
Amerikan kültürüne fazlasıyla teslim olmuş insanlar için de geçerlidir.
4. Bütün bu handikapları tersine çevirmenin, aslında kişinin önce kendisini kurtarmasıyla elde
edilebileceğinin mümkün olduğu gerçeğini anlatmanın zorluğu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #45 : 06 Mayıs 2010, 21:30:46 »

Türk dilinin diğer dillerden üstün olan özellikleri nelerdir?
1. Sondan eklemeli bir dil olması
2. Yazıldığı gibi okunması
3. Her sese bir harf mantığıyla yaratıldığından bilgisayar diline en uygun dil olması (rakipsiz)
4. Köklü Türk kültürünün en önemli parçası olması
5. Dünyanın en eski dillerinden biri olması (Orhun kitabeleri Türkçe’dir.)
6. İngilizce veya buna benzer diller gibi ezbercilikten uzak bir mantığının olması
7. Öğrenmesinin kolay ve kalıcı olması (Örneğin; İngiltere’de ortaöğretimden mezun olmuş
kişilerin çoğu okuma-yazma bilmiyor. Çünkü belli bir mantığı olmayan, ezberleyerek
öğrenilebilen bir dil. Yani uydurma.)
8. Latin harflerinin kullanılması
9. Ünlü ve ünsüz uyumlarıyla kulağı tırmalayıcılıktan uzaklaşan hoş duyumlu bir dil olması
10. Bilimsel isimlendirmeye uygun olması (Her ses, tek bir harf ile ifade ediliyor.)
11. İngilizce gibi uydurma değil, matematiksel temellere dayanan bir dil olması
12. Kelime haznesi bakımından dünyanın en gelişmiş dillerinden biri olması
13. Kelimeye bakarak ne anlama geldiğinin kestirilebilmesi (Başka hiçbir dilde bu özellik yok.)
14. Canlı ve cansız varlık ayrımının yapıldığı; dişi ve erkek diye ayrımın yapılmadığı, eşitliğe önem
veren hümanist bir dil oluşu
15. Kelime türetme yeteneğinin benzersiz oluşu (Uydurma dilleri sadece ezberleyerek
öğrenebilirsiniz.)
16. Vurgu özelliği ile çeşitlemenin daha da zengin olması
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #46 : 06 Mayıs 2010, 21:42:41 »

Türk dilinin  üstün olan özelliklerini sağlamak için neler yapmalıyız?
1. Yapılacak işin çokluğuna bakmadan önce kendimizi kurtarmalıyız. Sonra da kurtarabildiğimiz
kadar kişiyi...
2. Dilimizi yabancı sözcüklerden tek tek temizlemeliyiz.
3. Bunun sıradan bir tepki değil, milli varoluş mücadelesi olduğunun bilincinde olmalıyız.
4. Vatan hainlerini doğru teşhis edebilmemiz için tarihimizi çok daha iyi öğrenmeliyiz.
5. Türkçe’nin her yerde ne pahasına olursa olsun olumlu propagandasını yapmalıyız.
6. Dilimize sızmış yabancı kelimeleri tespit edip, bunları Türkçeleri ile değiştirmeliyiz.
7. Konuşurken ne zaman aklımıza yabancı olanı gelse, dilimizi ısırıp hemen Türkçe’si ile
değiştirmeliyiz. (Göreceksiniz ki en geç iki hafta içinde diliniz doğru olana alışacaktır.)
8. Her yerde, her ortamda Türkçe konuşmalıyız.
9. Yabancı dille eğitimin en ateşli düşmanı olmalıyız.
10. Zorluklarla karşılaştığımızda asla pes etmemeliyiz.
11. Yabancı kelime kullanan şirketleri; telefon, belgegeçer, mektup veya e-posta ile kınamalı, bu
şirketlerin ürünlerini satın almamalıyız.
12. İsmini Türkçe olarak değiştiren şirketleri arayıp tebrik etmeliyiz.
13. Yabancı kelime kullanan ünlüleri mesaj yağmuruna tutmalı, kınamalıyız.
14. Herkesi birden değiştirmeye çalışmamalı, teker teker kurtarmalıyız. (Öyle bir kurtarmalıyız ki
onlar da başkalarını kurtarsın.)
15. İçinde yabancı kelime içeren e-postaları kınayan mesajlar atmalıyız.
16. Belediye başkanlarına, milletvekillerine bu konu ile ilgili yüzlerce şikayet yapmalıyız.
17. Ne pahasına olursa olsun ikna etmeye çalışmalı, yılmamalıyız.
18. Önce çevremizi değiştirerek başlamalı, ama şimdi başlamalıyız!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.928


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #47 : 11 Temmuz 2010, 21:26:22 »

DERLEME SÖZLÜĞÜ'NDE GEÇEN EN ESKİ TÜRKÇE KELİMELER
Bu çalışmanın konusunu, Türk Dil Kurumu tarafından
yayımlanan Derleme Sözlüğü 'nde geçen en eski kelimelerin tespiti
teşkil etmektedir. Burada "en eski" sıfatı ile Türk dilinin Orta Asya'da
henüz siyasî ve kültürel bölünmelere maruz kalmadığı, nisbeten tek
kol halinde gelişimini sürdürdüğü, VII ve XIII. yüzyıllar arasındaki
birbirini izleyen Köktürk, Uygur ve Karahanlı dönemleri
kasdedilmiştir. Gerçi bu dönemlerde de XIII. yüzyıldan sonra
meydana gelen bağımsız yazı dillerinin özelliklerini tespit etmek
mümkün olmuş ve bu konuda pek çok çalışma yapılmıştır. Eski
Türkçede ve Divanu Lugati't-Türk1 (DLT)'te Güney-Batı Oğuz
Türkçesinin belirtileri ve Kaşgarlı Mahmud'un "Oğuzca" kaydıyla
vermiş olduğu kelimeler değerli türkologlar tarafından ortaya
konulmuştur2.
Türk dilinin yukarıda sözünü ettiğimiz dönemleri (VII-XIII.
yy), bazı türkologlar tarafından "Eski Türkçe" terimi ile de
karşılanmıştır. Bugüne kadar gün ışığına çıkmış metinler
doğrultusunda ve bunlar üzerinde yapılan metin-sözlük çalışmaları ile
bu dönem yazılı Türk dilinin söz varlığı hemen hemen ortaya
konulmuştur diyebiliriz. Ayrıca etimolojik sözlük çalışmaları ile de bu
kelimelerin tarihî gelişimleri, çağdaş Türk dillerindeki yansımaları bir
bakıma tespit edilmiştir. Örneğin; Clauson, An Etymological
Dictionary ofPre-Thirteenth Century Turkıstf (EDPT) adlı etimolojik
sözlüğünde XIII. yüzyıla kadarki Türk dilinin yazılı metinlerinde
geçen kelimeleri ele alırken bunların çağdaş Türk dillerinden Güney-
Batı Oğuz grubuna dahil olan Osmanlıca ve Türkiye Türkçesi ile
tesbitini Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü ve Söz Derleme Dergisini esas
alarak yapmıştır. 1932-1934 yılları arasında yapılan derlemelerle
ortaya konulmuş olan 6 ciltlik Söz Derleme Dergisi, 1952-1959
yıllarında yapılan ikinci bir derleme faliyeti ile tamamlanmış ve bu
çalışmaların sonucunda 12 ciltlik Derleme Sözlüğü yayımlanmıştır.
Böylece Clauson'un eski Türkçe kelimeleri incelerken çağdaş Türk
dillerinden Türkiye Türkçesi için karşılaştırmalarda esas aldığı eser,
1963-1982 yıllan arasında yapılan yayımlarla mükemmel halini
almıştır. Yine XIII. yüzyıldan itibaren Türkiye Türkçesi ile yazılmış
160 eserin taranması ile 1943-1957 yılları arasında 4 cilt olarak
yayımlanan Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü, sonradan yapılan daha
kapsamlı bir tarama faaliyeti ile 1963 ve 1972 yılları arasında
yayımlanan 6 ciltlik Tarama Sözlüğüne yerini bırakmıştır.
Drevnetyurkskiy Slovar* (DTS1.) da eski Türkçe dönemine ait
söz varlığını kapsayan diğer bir sözlüktür.
Ayrıca, E.V. Sevortyan, Etimologiçeskiy slovar' tyurkskix
yazıkov5 (ESTJa.) adlı sözlüğünde eski ve yeni Türk diyalektlerinde
yaşayan ortak Türkçe sözler yer almaktadır. Bu sözlüğün ilk iki cildi
1974 ve 1978 yıllarında yayımlanmış, Sevortyan'ın 1978'de vefatı ile
diğer üç cilt çalışma arkadaşları ve öğrencileri tarafından baskıya
hazırlanmıştır. Bu sözlük henüz tamamlanmamış olup 1-s ve t-ş
harfleri ile başlayacağını öğrendiğimiz son iki cildi eksiktir.
Bu çalışmada bugün Türkiye Türkçesi yazı dilinde
kullanılmayıp halk ağzında yaşayan kelimelerin eski Türkçe ile
ilgisini kurmada esas aldığımız diğer bir sözlük de Eren'in etimolojik
sözlüğü6 (TDES)dür.
"Anadolu Türkçesinin Tabakalanışı7" adlı yazısında Anadolu
Türkçesi için en mühim tarihî olay Türklerin Anadoluya gelmesi ve
yerleşmesidir ve Anadolu Türkçesinin esas tabakası Türklerin
Anadoluya gelip yerleştikleri anda kullandıkları dildir. Hemen
söylemek lazımdır ki Oğuzların o zaman konuştukları Türkçe tarihsiz
bir dil değildi, kendi tarihi gelişmesi neticesi oldukça
kompleksleşmişti. Türklerin eski komşuları olan Toharlardan,
Moğollardan alınmış kelimeler vardı, bilhassa kuvveli İran kültür
tesirleri ve İslamlaşma devresinin yadigârı olan Arapça unsurlar
boldu... diyerek Anadolu Türkçesinin ortaya çıkışını yedi tabakada
değerlendiren A. Tietze, yukarıdaki açıklamaları doğrultusunda esas
tabakayı Türklerin Anadoluya beraberlerinde getirdikleri dile
ayırmıştır.
Tietze'nin de dediği gibi bugün Anadolu ağızlarında Moğolca,
Arapça, Farsçadan ve diğer pek çok dilden alıntı kelimeler vardır. Ve
bu alıntı kelimeler üzerinde değerli çalışmalar yapılmıştır. Bu konuda
özellikle H. Eren'in "etimoloji araştırmaları" ve "etimolojik sözlüğe
katkılar" başlıklı yazıları ve Tietze'nin çalışmaları kayda değer8.
Biz ise çalışmamızda Türkiye'de halk ağzından yapılan
derlemelerle oluşturulan Derleme SözlüğıTnde geçen VII-XIII.
yüzyıla ait kelimeleri ortaya koyarak VII. yüzyıldan başlamak sureti
ile XX. yy. arasındaki dil bağını kurmaya çalıştık. Bunu yaparken bu
kelimelerin XIII. yy'dan sonra Türkiye Türkçesi ile yazılmış
metinlerde geçip geçmediğini de Tarama Sözlüğü 'ndeki
tespitlerimizle ortaya koyduk. Ele alınan her kelime için VII ve XIII.
yy'a ait metinlerden birkaç örnek vererek bu kelimelerin eski Türkçe
dönemi sözlüklerinde ve etimolojik sözlüklerde geçtiği sayfa
numaralarını vermekle yetindik.
Bu karşılaştırmada kelimelerin anlam ve yapı bakımından aynı
olması esas kuralımız olmuştur.
1. aba, apa
DS 1:1 aba [apa (III)-2]9 "2. anne. (krş. DS 1:5 abaç "annesi gibi,
annesine çeken, annesi ahlâkında", abacık "anne")"
TS 1:1 aba: 1. anne.
DLT IV: 1 aba "ana" (Oğuzca). Ayrıca DLT IV:30 apa "ana" (Karluk
Türkmenlerince).
Kelime Orhon yazıtlarında10 eçü apa şeklinde "ata, ecdat" anlamında
geçmektedir: KT D1 eçüm apam bumın kağan iştemi kağan olurmış.
Kelimenin "ata, ecdat" anlamı ile ilgili olduğunu düşündüğümüz DS
sözlüğündeki bir varyantı da:
DS 1:282 apa (III) "1. ağabey."
DS V:1763 eppe (I) "[ede (I)-2] 2. baba."
apa Kutadgu Bilig'de "insan" anlamı ile geçmektedir: KB" 3653
buzulğay ajun barça kalğay kuruğ / apa oğlanı barça kesgey uruğ.
[EDPT 5 aba / apa / ebe / epe, DTS1. aba I, ESTJa. 1:54 ve 158]
2. açığ
DS 1:46 acığ (I) "1. öç, intikam, kin, garaz, 3. keder, kahır." (krş.
DS 1:48 acık (II) [acıh, açuv] 1. keder, ıstırap, elem, 3. hiddet,
gazap, öfke, 6. sıkıntı, eziyet.)
TS 1:4 acığ (acık, açuk) "acı, dert, ıstırap."
Eski Türkçede "sıkıntı, keder, eziyet, öfke" anlamlarında geçmektedir:
TT12 1:179-180 iltin kantin açığ bolur, TT IV:B26 açığ emgek
emgenmişte ökünser-biz ne tusu bolğay, U13 III 55:10 türlüg açığ
ağrığ bar, KB 4204 kalı tenrilik iş tutunsa özün / yükin yüd açığ kılma
tügme yüzün.
[EDPT 21 açığ (?acığ), DTS1. 4, ESTJa. 1:89 acı]
3. adaş14
DS 1:64 adaş "1. dost, arkadaş, 2. kardeş, kardeş edinilmiş olan."
Bu kelime bugün Türkiye Türkçesi ve diğer bazı Türk dillerinde
olduğu gibi "aynı isimde olan" anlamında değil Türk dilinin en eski
yazıtlarından olan Yenisey yazıtlarında da "dost" karşılığı
kullanılmıştır: altmış er adaşmgızilig er edgü eşingid*. Ayrıca:
TT VIII B:4 eş adaş bolmak, U III 33:16-18 kadaş yeğen takay adaş
böşük edgü ögli kim bar erser, KB 3485 kadaş sen tileseyime tut adaş
/adaşlı kadaşlı ikigün tudaş, DLT IV:5 adaş "arkadaş, dost".
[EDPT 72, DTS1. 9, ESTJa. 1:203 atdaş]
4. ağ-
DS 1:102 ağmak "2. aşmak, 10. yükselmek, yukarı çıkmak."
TS 1:49 ağmak "1. çıkmak, yükselmek."
BK D37 yışka ağdr, TT 111:58 ağmak inmek ajunlarığ körgittiniz, KB
1959 uruğ edgü bolsa er edgü toğar / er edgü bolup ötrü törke ağar,
DLT 1:173 ol tağka ağdı.
[EDPT 77, DTS1. 16, ESTJa. 1:68]
5. ağdık ~ağduk
DS 1:87 ağdık (I) "1. yaramaz, sırnaşık, münasebetsiz, densiz,
nâdan, 2. ters, aksi, 3. yanlış, değişik, 4. hatalı, kusurlu, 5.
yakışıksız, yersiz."
TS 1:31 ağduk (ağdık) "karışık, bozuk, kusurlu, fena, ters, aksak."
KP 56:4 men yanı ağduk bitkeçi; DLT IV:9 ağduk "bozuk, belirsiz,
değişik", ağduk kişi "kim olduğu belli olmayan sığıntı adam."
[EDPT 80, DTS1. 17]
6. ağır
DS 1:90 ağır (I) "3. kıymetli eşya, para, 2. itibarlı, hatırı sayılır."
"değerli, kıymetli" anlamlarında: BK D2 ağır törüg, KB 1281 ağır tut
negü erse yarlığların /ağırkılğa tenri bu kün hem yarın, DLT 1:52 ağır
nen. (krş. DLT IV: 10 ağırlığ kişi, ağırlık, ağırla-, ağırlal-, ağırlan-)
[EDPT 88, DTS1. 19, ESTJa. 1:85]
7. ağırşak ~ ağurşak
DS 1:92 ağırşak "1.kağnı, arabalarında tekerlekler üstüne konulan
ağaçların gerdirilmesi için kullanılan parça, 2. el değirmeninde
iki taş arasına yatay olarak konulan tahta veya demir."
TS 42 ağırşak "iplik eğrilecek iğe takılan tahta yuvarlak."
DLT IV: 13 ağurşak "ağırşak."
[EDPT 92 ağurçak "spindle whorl, millstone", DTS1. 24 ağurşak
(oğurşak), TDES 4]
8. ağlak
DS 1:101 ağlak "1. ıssız, tenha, boş."
U III 63 kodı tüşüp ağlak yirte ol tiş; DLT 1:11 ağlak "ıssız, çorak,
oturulmayan yer, boş." (DLT ağla-, ağlat-)
9. ağna-
DS 1:106 ağnamak "1. hayvanlar toprakta yatıp yuvarlanmak, 2.
balık kendine has hareketler yapmak." (krş. DS 1:105 ağnak "1.
at, eşek gibi hayvanların debelendikleri tozlu, topraklı yer.")
KP16 58:7 balıkça ağnayu, KB 79 elik külmiz oynar çiçekler üze /
sığun muyğak ağnaryorır tip kezer, DLT 1:289 atağnadı.
[EDPT 87, DTS1. 22, ESTJa. 1:75]
10. ağnk ~ ağnğ
DS 1:110 ağrık (II) "1. ağrı, sancı, yel, 2. hastalık." (krş. DS 1:391
avruk (III) "hasta")
TT VII 40:56 ağır ig ağrığ, U III 38:34 et özintekiağrığı tegigisönüp,
AY17 590:17 ağrığ tegig ig toğa adıra bilser, KB 2147 bedük iş budun
başlamakı ağır / baş ağrığ bile tutçı emgek tegir, DLT IV: 12 ağnğ
(t w »
ağrı .
[EDPT 90, DTS1. 22, ESTJa. 1:87]
11. ağrık ~ ağruk
DS 1:109 ağrık (I) "1. eşya, yük, yolculukta önden gönderilen
eşya, ağırlık." (krş. DS 1:317 arık, arık (III), DS 1:391 avruk (II))
TS 1:56 ağruk (ağrık II) "ağırlık, eşya, ev eşyası."
KP 68:3 ağruk bultı "ağır bir yük görerek"; DLT IV: 12 ağruk "pılı
pırtı, ağırlık, yük".
[EDPT 90, DTS1. 23]
12. ağu
DS 1:114 ağu (I) "1. zehir." (krş. DS 1:114 ağulamak
"zehirlemek", DS 1:394 avu "zehir, ağı"; DS 1:395 avulamak
"zehirlemek")
TT II 16:13 ağusı küçedipr, KP 38:4 ağu tınr, DLT 111:339 ağız içre
ağu sağdı (krş. DLT IV: 13 ağulamak "ağılamak".)
[EDPT 78, DTS1. 24, ESTJa. 1:67 awı]
13. ağuz
DS 1:115 ağuz "yeni doğmuş bir hayvandan ilk günlerde sağılan,
koyu yapışkan süt, ağız." (krş. DS 1:272 anız anız (IV); 1:433 âz,
az (II))
TS 1:59 ağuz [ağız (III)] "doğuran hayvanın ilk sütü."
DLT 1:55 ağuj: ağız, inek veya koyun doğurduktan sonra ilk gelen süt.
Bu kelime (z) ile (j) arasında söylenir; (z) ile de yazılabilir.
[EDPT 98 ağuj / ağuz, DTS1. 24, TDES 5 ağız II]
14. ahtar-
DS 1:134 ahtarmak, ahtarmak (I) [ahdarmah-2] "karıştırmak, alt
üst etmek, çevirmek."
TS 1:67 ahtarmak [aktarmak, akdarmak, ağdarmak] "1. yere
sermek, devirmek, altetmek, yenmek, 2. altını üstüne getirmek."
U I 14:5 tavğaç tılındın ikileyü türk tılmça ahtarmış, U II 4:10 ahtaru
tondaru tegzinürler, DLT 1:219 ol yer axtardı, tüpi yığaçığ axtardı. Bk.
DLT IV: 13 ağtar- "aktarmak, devirmek; yenmek."
[EDPT 81 ağtar- / axtar-, DTS1. 23 ağtar-, ESTJa. 1:73 agdar-]
15. ali
DS 1:165 al"hile, tuzak."
TS 1:79 al "hile."
U II 48:15 alaltağı üzer, TT VI 58:20 al çeviş, KB 2226 bitip kodmasa
erdi bilge bitig / sakışka negü erdi al yan itig, DLT 1:63 aıvçı neçe al
bilse adığ ança yol bilir.
[EDPT 120, DTS1. 31, ESTJa. 1:126]
16. alil krş. alın
DS 1:166 al (III) "ön, ön târaf."(krş. DS 1:225 allı "ileri, ön.")
TT 1:130 beg tamğası eliğinde omağlığ orun alınta, M18 III 37:5 suv
kum alına [ijlinser.
[EDPT 121, DTS1. 32 al (III)]
17. ala
DS 1:166 ala (I) "1. siyahla beyaz karışık renk, siyahlı beyazlı, 7.
açık al, doru ile al arası bir at donu." (krş. DS 1:182 ala düşmek
(I) "3. vücud veya yüz leke olmak." )
TT VII 23:5 kavkın kılıp ala kişige sürtser alası kı'ter, DLT IV: 18 ala
"ala, alaca; ala tenli kişi ki bir çeşit deri hastalığından vücudunda
alacalar olur, apraşlık", DLT 1:81 ala at: alaca renkli, ala kır at.
[EDPT 126, DTS1. 32, ESTJa. 1:129]
18. alacık ~alaçu

                                       DEVAMINI OKUMAK İÇİN...
Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #48 : 11 Temmuz 2010, 21:36:57 »

Paylaşımın için teşekkürler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
KÜR ŞAD
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 25



« Yanıtla #49 : 22 Temmuz 2010, 19:02:54 »

Türk Dilinin Bugünkü Durumu ve Yayılma  Alanları


Konuşma dili olarak binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan Türkçe bu derinliğin yanında, Türk tarihinin gelişmesine paralel olarak geniş bir yayginliğada sahip olup; Asya,Avrupa ve Afrikada konuşulan ve yazılan bir dil halinde karşımıza çıkar.


Türk tarihi tek bir mekanda değil, birden fazla mekanda gelişmiş tarihler topluluğudur. Türk dili de buna uygun olarak büyük bir coğrafyaya yayılmıştır. Bu yaygınlığın ve Türk kavimleri yerleşiminin başlıca üç ağırlık mekanı vardır.  


1_Doğu sahası(Orta Asya ve civarı)

2_Kuzey sahası(Kazakistan Polonyaya kadar olan saha)

3_Batı sahası(Anadolu ve civarını içine alan saha)

Bu sahalar  Doğu merkezi ile Kuzey ve Batı göçlerinden oluşmuştur.


   Bu sahalarla tarihi zaman yürüşünün neticesi olarakl ve Türk kavimlerinin teşekkülüne uygun bir şekilde dal budak salıp Türk dilinin bir çok lehçe, şive ve ağızları ortaya çıkmıştır. Zamanımızda lehçe ve şivelerin bir kısmı daha yazı dili ile ulaşmış bulunan Türk dilinin bugün ondan fazla yazı dili olmuştur.

Lehçeler Türkçenin karanlık devrinde, çok eskiden kopmuş ve bugün hayli farklılaşmışlardır. Buyüzden bugün bazı Türkologlar bunları artık ayrı bir dil sayarlar, hatta bunlara şiveleride katarakTürk lehçe ve şiveleri yerine Türk dilleri tarihini kullananlarda vardır.

Bugün Dünyada ana dili Türkçe olan200 milyon kadar insan vardır ve Türkçe yeryüzünde nüfus bakımından dilelr arasında  beşinci sırayı işgal eder. Bunun 70 milyonu Türkiye'de,80 milyonu sovyetler'de, 20 milyonu çin'de, 20 milyonu iran'da, 5 milyonu afganistan'da, 5 milyonu hindistan ve pakistan'da, 5 milyonu Balkanlar'da, 2 milyonu ırak ve arap ülkelerinde160 bini Kıbrıs ve diğer civar ve başka memleketlerde yaşamaktadır. Bu rakamların kesin nüfus sayımı  dışındakilerin tahmini,fakat tahminiçeşitli dillere dayanan gerçeğe yakın sayı olduğunu belirtmeliyiz.

Sibirya ve Altay alanı

1_ Karagas
2_ Soyan
3_ İrtiş ve Tobal
4_ Altay
5_ Telengit
6_ Tuba
7_ Kumandı
8_ Teleüt
9_ Ledeb
10_Sagay
11_Beltir
12_Kaç
13_koybal
14_Kızıl
15_şor
16_Komasin
17_Çalım ve Çat



Facebook'a Ekle
Kayıtlı

GÜZEL TANRI !.GÖK TANRI !.
Sen Türk’ü Türk yurtlarını koru !.. TÜRK’ün gönlüne herşeyden önce, hatta kursağına ekmek koymadan evvel TÜRK’lük sevgisini koy !
Sayfa: 1 ... 3 4 [5] 6
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.096 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.