BİR DÜNYA DİLİ OLMA AÇISINDAN TÜRKÇE'MİZ ÜZERİNDE GENEL BİR DEĞERLENDİRME
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 30 Ekim 2020, 10:26:28


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: BİR DÜNYA DİLİ OLMA AÇISINDAN TÜRKÇE'MİZ ÜZERİNDE GENEL BİR DEĞERLENDİRME  (Okunma Sayısı 2640 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« : 13 Temmuz 2011, 19:25:06 »

BİR DÜNYA DİLİ OLMA AÇISINDAN TÜRKÇE'MİZ ÜZERİNDE GENEL BİR DEĞERLENDİRME

    Bir dile dünya dili denebilmesi için o dilin sıradan öteki dillere
bakarak üstün bir niteliğe ve birtakım ayrıcalıklı özelliklere sahip olması gerekir.
Bu özellikleri, kısaca o dilin tarihî bir derinliğe, yani eskiliğe ve zenginliğe,
çok geniş bir coğrafî yaygınlığa, bu yaygınlıkla orantılı bir kültür
ortaklığına; ayrıca sistemyapısındaki gelişmeye elverişlimükemmelliğe, tarih
boyunca taşıdığı kültürel değerlere, söz varlığındaki dolgunluk ve zenginliğe,
kavram ve anlam değerleri açısından ulaştığı yapı mükemmelliğinin sonucu
olan geniş bir kavramlar alanına ve söz varlığına sahip olması ve bütün bu
özelliklerin birleşkesi olarak da köklü ve güçlü bir kültür, sanat, bilim ve felsefe
dili olabilme niteliklerine sahip bulunması diye tanımlanabilir.

   İzmir Dokuz Eylül Üniversitesince düzenlenen “III. Uluslararası Sempozyum”
un ana başlığı “Dünya Dili Türkçe” olduğuna göre, acaba Türkçemiz
bir dünya dili olabilme açısından yukarıda sıralanan nitelik ve
özelliklerden hangilerine sahip bulunmakta ve nasıl bir durum sergilemektedir?
Bu soruyu, Türk dili üzerinde şimdiye kadar yapılagelen çeşitli bilimsel
araştırmalara dayanarak yanıtlamaya çalışmak uygun olacaktır.
Türk dilinin tarihî akışında, coğrafi yayılışında, yapı ve işleyişinde, söz
varlığında ve kültürel değerlerinde var olan temel özellikler ana çizgileri ile şu
noktalarda toplanabilir:

   1. Türkçe, çok eski bir tarihî varlığa, dolayısıyla öteki önemli dillere kıyaslanınca
zengin bir tarihî derinliğe sahiptir. Türkçenin tarihî derinlik ve eskiliği,
elbette onu konuşan Türklerin tarihteki varlıkları ve eskiliği ile
orantılıdır.

  Bugün elimizde arkeolojik kazılarla elde edilen belgelerin ve bu kazılarÜ
dan çıkarılan tabletlerin ortaya koyduğu sonuçlara göre, Türklerin tarihteki
varlıkları, zaman açısından Türk dilinin bütün kollarına kaynaklık eden ve
MÖ birkaç yüzyıl öncesine kadar uzanan Büyük Hun Devleti’ni oluşturan
Türk kavimlerinin varlığından çok daha eskilere, en az milattan 3500-4000 yıl
öncelerine (Ercilasun, 2004: 36) kadar uzanmaktadır. Sümerce üzerinde çalışan
bilim adamlarının ortaya koyduğu verilere göre, Sümerler ile Türklerin ataları
arasında söz varlığı alışverişinin bulunması, bu konuda her iki dil arasında
168 Türkçe kelimenin ortaklaşması ve bazı ek benzeşmelerinin bulunması
(Tuna, 1997: 5-15; Tosun-Yalvaç, 1981), Türklerin daha MÖ 3500 yıllarında
Yakın Doğu’da muhtemelen Doğu Anadolu’da yaşadıklarını ve bu iki dil arasındaki
söz varlığı alışverişinin de bu döneme rastladığını ortaya koymuştur.

  Bu konuda Afif Erzen, Doğu Anadolu ve Urartular (1986) adlı eserinde MÖ
4000’lerde başlayan çok güçlü bir kültür birliğinin varlığına işaret ederek bu
kültürü yaratanların Asyalı bir kavim olan ve dilleri Altay diline benzeyen
Hurriler olduğunu, bu kültüre de “Erken Hurri Kültürü” dendiğini bildiriyor.

  Hurrilerin torunları da Doğu Anadolu’da yurt tutmuş olan Urartulardır. A. Ercilasun
da Avrupalılar; Anadolu, İran ve Hindistan’a uzanmadan önce Anadolu’dan
ta Kuzey Hindistan’a kadar uzanan bir eklemeli dil kuşağının
varlığına işaret etmiştir (2004: 33). Bu konuda M. Erdal ise, “Türkçenin Hurrice
İle Paylaştığı Ayrıntılar” adlı bildirisinde, arkeolojik verilere dayanarak Hurrilerin
Yakın Doğu’ya MÖ 2000 yıllarında Orta Asya’nın batısından geldiklerini
ve dillerinin eklemeli ve Oğuzca ile akraba bir dil olduğu, hatta Tibet
kaynaklarında Tibetlilerin Batı Türkistan’daki Oğuzlara Hor dediklerini dikkate
alarak Hurriler ile Oğuzlar arasında ayniyet bağlantısı kuran bir teori de
ortaya atmış (2004: 929-937) bulunmaktadır.

  Öte yandan Mezopotamya’daki Sumerler ile Doğu Anadolu’da yurt tutmuş
Türkler arasındaki ilişkiyi aydınlatacak bir başka belge de Eski Çağ tarihi
ile ilgili kaynaklarda yer almıştır. Anadolu’da yapılan arkeoloji
kazılarında, Hititlerin merkezi olan Hattuşaş (Boğazköy)’ta ele geçirilen bir arşivde,
Akkad kralı Naram-sin’e ait “Şartamhari Metinleri” diye bilinen çivi yazılı
metinler elde edilmiştir. Bu metinlerden öğrenildiğine göre, imparator
Naram-sin MÖ 3000 yıllarında Doğu ve Güney Doğu Anadolu bölgesini ele geçirmiştir.

  O zaman bu bölgede, şehir devletleri hâlinde yurt tutan 17 krallık
vardı. Bunlardan biri de adı 15. sırada yer alan Türkî kralı İlşu-Nail’dir (ayrıntılar
için Korkmaz 2010: 33-37). Bu bilgilere daha başka kaynaklarda yer alan
veri ve bilgiler de eklenebilir. Görülüyor ki, Türkler ve konuştukları dil olan
Türkçe, bugün elde var olan verilere göre Orta Asya’dan önce Yakın Doğu ve
Anadolu’ya kadar uzanan bir eskiliğe sahiptir. Ancak, ne yazık ki, bugün elimizde
bu dönemlere ait Türkçe bir metin yoktur.

  Milattan birkaç yüzyıl öncesini içine alan Büyük Hun Devleti dönemi ile
onun parçalanmasından sonra oluşan dönem ve alanlar, genellikle Çin kaynaklarındaki
kayıtlardan izlenebilmektedir. Hâlen elimizde mevcut en eski
Türkçe metin, Esik kurganı buluntuları arasında ele geçen ve MÖ 4. yüzyıla
ait olduğu bilinen, Orhun yazısına benzer harflerle yazılmış olan iki satırlık
bir metindir. Ayrıca, Çin kaynaklarında MS IV. yüzyıla ait tek beyitlik bir metin
de bilinmektedir (Tekin, 1993).
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #1 : 13 Temmuz 2011, 19:29:38 »

BİR DÜNYA DİLİ OLMA AÇISINDAN TÜRKÇE'MİZ ÜZERİNDE GENEL BİR DEĞERLENDİRME

  Türkçeye ait düzenli ve sağlam metinler, bilindiği üzere, ancak milattan
sonraki yüzyılları içine alan Türk devletleri dönemlerine girmektedir. Nitekim
VI. yüzyıldan başlayarak Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm, Altınordu, Kıpçak,
Çağatay, Osmanlı dönemlerini içine alan tarihî akış ise, doğrudan doğruya
belgelerle izlenebilmektedir. Elimizde artık bu dönemlere ait yüzlerce
eser ve yazılı metinler vardır. Bu eserler, bir yazı ve edebiyat dili olarak, Türkçenin
çok yönlü değerlerini sergilemektedir. Bu zengin tarihî dönemlerin devamı
da biraz sonra üzerinde durulacağı üzere, çok geniş bir coğrafyayı içine
alan günümüz Türk yazı dilleri ve lehçeleri ile varlığını sürdüregelmektedir.

 2. Burada Türklerin tarihteki eskiliği dolayısıyla, Türkçenin milattan önceki
tarihî dönem leri ile ilgili bir soruna da parmak basarak açıklığa kavuşturma
durumu ortaya çıkıyor.

  Yukarıda işaret edildiği üzere, yapılan arkeoloji kazılarından elde edilen
veri ve bilgiler, Türklerin tarihini MÖ 3000-3500 yıllarına kadar götürebildiği
hâlde, elde bu dönemleri aydınlatacak metinlerin bulunmaması, Türkçenin bu
tarihî derinliğe koşut bir eskiliğinin ve gelişmişliğinin var olup olmadığı hususunu
tartışma konusu yapabilir ve yapmıştır da… Bu noktada düğümü çözecek
yöntem, Türk dilinin yaşı konusundaki araştırmaların ortaya koyduğu
sonuçlardır.

 Bilindiği gibi, bugün için bizim en eski yazılı metinlerimiz MS VI-VIII.
yüzyıllar arasına giren Köktürk Yazıtları’dır. Bu yazıtların dil yapısı üzerinde
yapılan araştırma ve çalışmalar, yazıtlardaki dilin gerek söz varlığı, gerek içerdiği
kavramlar, kavram alanları ve özellikleri açısından hayli gelişmiş, sanatlı
ve edebî bir dil yapısına sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu dilin böyle
gelişmiş bir düzeye ulaşabilmesi için ne kadar zaman geçmesi gerektiğini dikkate
alan dil bilimci ve dilciler, Eski Türkçenin yaşının 2000 yıl daha gerilere
götürülebileceğini belirtmişlerdir (Aksan, 1975-76: 133-141; 1987: 45-48). Biz
bu konudaki bir makalemizde, Eski Türkçeden günümüze uzanan yazılı dönemlerdeki
gelişmeleri dikkate alarak Eski Türkçenin yaşının 2500-3000 yıl
daha gerilere çekilebileceği görüşüne ulaştık (Korkmaz, 1989, 1994: 353-370;
2005/I, 217-231). Hatta bu yaşı 4000, 5000 ve 6000 yıl eskiliğe götüren araştırma
ve görüşler de vardır (Sertkaya, Kormuşin, 2006). Demek oluyor ki, Türk
dili de gelişme koşulları açısından çok eski bir tarihî derinliğe sahip bulunmaktadır.

3. Coğrafi genişlik konusuna gelince:

  Tarihî açıdan çok eskilere uzanan Türk dili, coğrafi bakımdan da kapsamlı
bir genişlik ve yaygınlığa sahiptir. Nitekim, yine arkeoloji kazılarına dayanan
buluntuların ortaya koyduğu verilere göre, Türklerin Orta Asya’daki yaygınlığı
ta Taş Devri’nden başlayıp Demir ve Tunç devirleri ile bozkır kültürünü
içine alan bir coğrafî genişliğe dayanmaktadır (Kafesoğlu, 1996: 48, 210-211;
Koca, 2003: 13-15; Esin, 1978: 11-12; Ercilasun, 2004: 39-42). Her ne kadar Çin
kaynaklarında Hun adı Hiyungnu biçimiyle ilk kez MÖ 318 tarihli bir anlaşmada
kayda geçmişse de yine bu kaynaklarda, Türklerin Çin’deki ve Asya’daki
yayılma alanlarını MÖ 1700 yıllarına kadar indiren bilgiler yer
almaktadır (Kafesoğlu, 1996: 58; Ögel, 1981: 117-121; Ercilasun, 2004: 51-52).

  Çin’in batı kesimine doğru uzanan ve Asya Hunları diye adlandırılan bu büyük
Hun Devleti’nin içinde Türk ya da Türk olmayan birçok kavim yer almaktaydı.
Zaman içinde çeşitli efsaneler ile de karışıp kaynaşarak mitolojik unsurları
ve farklı katmanları içine alan Oğuz Kağan Destanı da aslında Hun
devrinin ve Hun coğrafyasının destanıdır (Ercilasun, 2004: 55-59). Zamanla
Hun tarihinin siyasî yapısında kendini gösteren değişme ve parçalanmalar dolayısıyla,
bir yandan Asya’nın doğusundan batısına uzanan göç dalgaları ile
Türkler, Batı Türkistan, Afganistan ve Hindistan’a kadar uzanırken (MÖ 170),
bir yandan da milattan sonraki IV. yüzyılda (374), Hunların İdil Irmağını geçerek
Karadeniz kuzeyindeki Germen kavimlerini yerinden oynatıp Doğu ve
Batı Roma sınırlarına dayanması, Avrupa tarihinde bir dönüm noktası oluşturmuştur.

  Bu göç dalgası, Roma İmparatorluğu’nu ikiye ayırdığı gibi, Batı
Roma İmparatorluğu’nun yıkılışına (MS 476), dolayısıyla Eski Çağ’ın kapanıp
Orta Çağ’ın başlamasına da yol açmıştır (Ercilasun, 2004: 69).
Büyük Hun Devleti’nin dağılmasından sonra tarih sahnesine çıkan ve birbirini
izleyen Köktürk, Uygur, Karahanlı, Harezm, Altınordu, Çağatay, Selçuklu,
Osmanlı gibi Türk devletlerinin coğrafi alanları, doğuda Moğolistan ve
Çin sınırından başlayıp Orta ve Batı Asya’yı aşarak Balkanlara kadar uzanan
bir genişlik ve yaygınlık kazanmıştır. Ayrıca, Karadeniz’in kuzeyinden Batıya
doğru yol alan Peçenek, Kıpçak, Kuman vb. Türk göçleri de coğrafya alanlarını
Macaristan içlerine kadar genişletmiştir. Bugün Macaristan’ın Kumanova
diye anılan bölgesi ve bu bölgeye ait Kumanca yer adları o dönemin yadigârıdır.
Aynı genişlik kuzeyde Sibirya içlerinden güneyde Hint Okyanusu’na ve
Afrika’ya kadar uzanmıştır. 1453 yılında Fatih’in İstanbul’u zaptı ile de yine
Türkler aracılığında tarihin Orta Çağ dönemi kapanmış ve Yeni Çağ dönemi
başlamıştır. Bundan sonraki coğrafi yayılımlar günümüze kadar uzanmış bulunmaktadır.
Görülüyor ki çok eski çağlardan başlayıp günümüze kadar uzanan farklı
zaman dilimlerinde; Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarında çok geniş bir coğrafyaya
yayılmış olan Türklerin elbette bu yayılışla orantılı olarak dil coğrafyalarında
da aynı genişlik söz konusudur.

  Günümüz Türk dünyasına gelince:
Dil sınıflaması bakımından Moğol, Mançu, Kore ve Japon dillerini de içine
alan Altay dil ailesinin nüfus yoğunluğu açısından en önemli kolunu oluşturan
Türkçe, kendi içinde Güneybatı, Kuzeybatı, Güneydoğu ve Kuzeydoğu
Lehçeleri diye adlandırılan dört büyük lehçe grubunu oluşturmakta; bunların
her birinde önemli yazı dilleri, lehçe ve ağızlar yer almaktadır. Böylece, Türk
dili bugün yine doğuda Çin Halk Cumhuriyeti içerisinden başlayıp batıda
Atlas Okyanusu’na; kuzeyde Kuzey Buz Denizi’nden Hindistan’ın kuzeyine
kadar uzanan bölgelerde, birbirlerine oranla temel yapıyı değiştirmeyen ancak,
bazı ses bilgisi, şekil bilgisi ve söz varlığı ayrılıklarıyla 12 milyon kilometrelik
bir coğrafya alanında 220 milyon insan tarafından konuşulan ve yapılan hesaplamalara
göre, yalnız Türkiye Türkçesinde bile konuşma dilini, yazı dilini,
edebiyat ve bilim dili ile ağızları içine alan 600 binden fazla söz varlığına sahip
olan (Akalın, 2009: 196-204) bir dünya dili durumundadır. Büyüklük açısından
da dünyada 5. sırada yer almaktadır.

  Genel olarak Türk Dili başlığı altında topladığımız bu dil, bugün Türkiye
Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, Türkmen, Özbek, Kazak, Kırgız, Yeni Uygur
Türkçesi gibi, her biri bağımsız birer yazı dili oluşturan kolları dışında, Rusya
Federasyonunun doğu ve batı kesimleri ile Kafkas ve Balkanlara yayılmış olan
Altay, Hakas, Tuva, Başkurt, Gagavuz, Karakalpak, Balkar, Kumuk, Karaçay,
Nogay Türkçeleri ile Çuvaş ve Yakut Türkçeleri sıralanabilir. Türk dilinin coğrafyası
açısından bunlara bugün Kuzey Kıbrıs, Suriye, Irak, İran, Romanya,
Bulgaristan, Makedonya ve Kosova gibi ülkelerde yaşayan Türk nüfusu ve konuştukları
Türkçe de eklenebilir. Ayrıca, 1960’lı yıllardan başlayarak iş bulma,
eğitim görme, dil öğrenme, ticari ve teknik alanlara açılma gibi çeşitli nedenlerle
dünyanın beş kıtasına yayılan Türk nüfusu da altı milyonun üzerindedir.

  Bu konuda yapılan araştırma ve incelemelere göre, günümüzde Türkiye
dışında 34 ülkede daha Türkiye Türkçesi konuşanlar tespit edilmiştir (Akalın,
2009: 202). Çağımızın ortaya koyduğu gelişmeler ve Türk nüfusunun yaygınlığı
dolayısıyla ihtiyaca göre, orta ortaöğretim kurumlarında Türkçenin öğretildiği
87 ülke vardır (Akalın, 2009: 202).

  Sonuç olarak Türkçenin coğrafi sınırları Asya dışında, Avrupa’da Atlas
Okyanusu’na, Amerika kıtasında Kanada ve Birleşik Amerika ile Avustralya
kıtasına kadar uzanan bir yayılma da göstermiştir. Ben 2005 yılında Güney
Amerika’daki Kolombiya’nın 3. büyük ili olan Cali (Kali)’nin dağ turizmine
açılan bir bölgesinde ihtişamlı bir tabela ile Hotel Ankara yazısını görünce heyecanlı
bir sevinç duygusuna kapılmaktan kendimi alamamıştım. Aynı bölgede
yemyeşil dağlar arasına serpiştirilmiş bir çiftlik evinin Villa Antalya diye
adlandırılmasına da tanık oldum.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #2 : 13 Temmuz 2011, 19:29:46 »

BİR DÜNYA DİLİ OLMA AÇISINDAN TÜRKÇE'MİZ ÜZERİNDE GENEL BİR DEĞERLENDİRME

  Dönelim kendi ülkemize… Cumhuriyet Döneminde Türk kültürüne,
Türk dili ve edebi ya tına verilen büyük önem dolayısıyla, önce İstanbul ve Ankara
Üniversitelerinde başlayan Türklük bilimi çalışmaları bugün Türkiye çapında
bütün üniversitelerimize yayılmış; çok verimli çalışma ürünleri ortaya
konmuş bulunmaktadır. Hele Türk Dil Kurumunun bu alandaki çok yönlü ve
kapsamlı çalışmaları başlı başına bir dönüm noktası oluşturmaktadır.
20. yüzyılın ilk yıllarından başlayarak Rusya, Almanya, Macaristan gibi
ülkelerde sistemli Türkoloji çalışmalarının yapılması ve yaygınlaşması sonunda
bugün dünyanın 28 ülkesinde kurulmuş olan Türkoloji bölümlerinde
Türk dili, Türk edebiyatı ve Türk kültürü çalışma ve araştırmaları yapılmakta,
değerli yayınlar ortaya konmaktadır.

4. Türk dilinin sistem yapısındaki özelliklere gelince:

  Zaman darlığı dolayısıyla bu konuda fazla ayrıntıya girmeden örnek olarak
Türkiye Türkçesini ele alıp özet halinde açıklama ve değerlendirmeler yapmak
gerekirse, şu hususlar dile getirilebilir:

  a. Dilimiz ses yapısı açısından ünlüler ile ünlüler ve ünsüzler ile ünsüzler
arasındaki benzeşme kuralları dolayısıyla uyumlu ve mükemmel bir görünüm
sergilemektedir. Ağacın dallarından tutacaksınız; bizim ilimizin çevresindeki ilçeler
örneklerinde görülen ve ünlüleri ünlüler ile dengeleyen ünlü benzeşmesi ile;
keskin, yaprak, dizgin, tutsak, gözcü örneklerinde görüldüğü üzere ünsüzlerle
ünsüzler arasında boğumlanma (articulation) özellikleri açısından var olan
ünsüz benzeşmesi kuralları bu dilin ses yapısına uyumlu bir akıcılık kazandırmıştır
(Korkmaz, 2010/1: 38-39). Aynı düzenli durum Türkçenin hece yapısında
da ortaya çıkar. Türkçe sözlerin tek doruklu birer hece yapısına sahip
olması, ona uyumlu bir özellik kazandırmıştır. Dilin uyarlama gücü, bu özelliğe
uymayan yabancı sözleri de kurala uydurmuştur. Skumbri>uskumru,
scala/iskele, film>film, vasf>vasıf örneklerinde görüldüğü (Banguoğlu, 1990: 123
ve öt.) gibi. Dilimizde ayrıca, konuşmayı bazı dalgalanmalara uğratarak cümleleri
türlü ses perdesinden geçirmek yoluyla onlara çeşitli duygu ve anlam
incelikleri katan bir tonlama özelliği de vardır. Konuşma dilinde kendini gösteren
bu tonlar yükselen ve alçalan tonlar biçimindedir. “Yanıma gelir misiniz?”
soru cümlesinde söz yükselen bir tonla sonuçlanırken Artık dışarı çıkmayınız
gibi bir yargı cümlesinde alçalan bir ton yer almıştır. Bu tonlara elbette sözcükler
üzerindeki vurgular da eklenmelidir. Vurgu ve tonda dilin anlam yapısına
göre ayarlanan iniş ve çıkışlar, dilde bir müzikalite ortaya koymuştur.
Yabancıların Türkçeyi kulakta müzik etkisi bırakan bir dil olarak değerlendirmeleri,
bu dilin nice yüzyılların süzgecinden geçerek durulmuş uyumlu ve
müzikal bir nitelik kazanmış olmasından kaynaklanan önemli bir özelliğidir.
Türkçenin bu uyumlu yapısı yalnız günlük konuşmalarda kalmamış; birer
halk bilimi ürünü olan mâniler, türküler, ninniler, atasözleri ve destanlara da
yansıyarak dile uyumlu bir değer ve zenginlik katmıştır.

  b. Bir dilin, çağın gereksinimlerini karşılayabilecek düzeyde bir gelişim
göstere bil mesi, o dilin yapısının ve türetme olanaklarının işlek ve yaratıcı olmasına
bağlıdır. Bilindiği üzere, Türkçe, çok çeşitli türetme olanaklarına sahip
bir dildir. Addan ad, addan fiil, fiilden ad, fiilden fiil türetme yolu ile ortaya
koyduğu binlerce söz varlığı dışında, iki ayrı sözcüğün birleştirilmesi ile ortaya
çıkan gecekondu, imambayıldı, düşeyaz-, bırakıver- gibi birleşik kelimeler ve yine
 dilin kendi kendine oluşturduğu akça ‘para’, dolmuş, gözde ‘sevgili’, tanıdık
‘ahbap’, yazın, kışın gibi örneklerde göze çarpan ek kalıplaşması yolu ile ortaya
koyduğu sözcükler, dilin yaratıcılığından kaynaklanan ve yeni yeni kavramlar
elde etmek için başvurduğu değişik bir türetme yoludur. Dilimizin kökü
sabit tutan ve yeni türetmeleri köke eklenen çok çeşitli yapım ve sözleri birbirine
bağlayan çekim ile karşılayan eklemeli (iltisaklı, agglutinative) bir dil olması,
ona gerçekten sistemli ve mantıklı bir matematik değer kazandırmıştır.

  5. Dilimizin söz varlığı, anlam bilimi özellikleri açısından da üzerinde durulmaya
değer bir zenginlik gösterir. Türk dili, coğrafi yaygınlığı, tarihî derinliği
ve eskiliği, geçirdiği çeşitli kültürel süreçlerle orantılı olarak zengin bir
kavramlar dünyasına da sahip bulunmaktadır. Bu konuyu bir bildiri çerçevesinde
birkaç örnekle değerlendirmek gerekirse, şunları söyleyebiliriz: Türk
dili, onu konuşanların dış ve iç dünyasındaki binlerce kavramı anlamlı birer
söz varlığına dönüştürebilmek için, biçim bilgisi kuralları dışında, anlam bilimi
açısından da birtakım yollara başvurmuştur. Söz gelişi aslanağzı, ateş çiçeği ballıbaba,
keçiboynuzu, devetabanı ‘bir bitki türü’ gibi söz varlıkları, anlam bilimi
açısından çeşitli nesneleri doğadaki nesnelere benzetme ve somutlaştırma yoluyla
ortaya konmuş sözlerdir. Benzetme ve somutlaştırma yolunun daha zengin
örneklerini ceviz yeşili, dede yeşili, deve tüyü, kahverengi, gülkurusu, kavuniçi,
vişneçürüğü gibi başka dillerde örneklerine pek rastlanmayan ve renklere ton
incelikleri katan çeşitli renk adlarında da görmekteyiz. Bunlara dilberdudağı,
hünkârbeğendi, imambayıldı, kadınbudu köfte, kalburabasma gibi ince nüktelerle
bezenmiş yemek ve tatlı adları da eklene bilir (Aksan, 1987: 55-57).
Bunlar dışında, insan vücudundaki bazı organların dış dünyadaki bazı
nesnelere kaydırılması yoluyla yapılan adlandırmalar da vardır: Boğaziçi, Çanakkale
Boğazı, İstanbul Boğazı, dolap gözü, dört yol ağzı, Beşparmak dağları, kapı
kolu, masa ayağı vb.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
K A L K A N
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.926


YAŞAMIMIZI DÜŞÜNCELERİMİZ YÖNETİR


« Yanıtla #3 : 13 Temmuz 2011, 19:29:53 »

BİR DÜNYA DİLİ OLMA AÇISINDAN TÜRKÇE'MİZ ÜZERİNDE GENEL BİR DEĞERLENDİRME

   Türkçede, kavramları söz varlığına dönüştürme yollarından biri de anlaşılması
güç soyut nitelikteki kavramların somut aktarmalarla karşılanmasıdır.
Söz gelişi canı sıkılmak, işi kavramak, bir işte pişmek, kafası bozulmak, yüreği yanmak
gibi söylemlerdeki sıkılmak, kavramak, pişmek, bozulmak, yanmak fiilleri mecazlı
kullanım yoluyla somuttan soyuta uzanan anlam kayması örnekleridir.

  Somutlaşmanın pek belirgin kalıplarından biri de dilimizde çok kapsamlı
bir yer tutan deyimlerde yer almaktadır. Birbirinden farklı dil bilgisi kalıplarına
başvurularak bir araya getirilmiş olan birden çok söz ya da söz grubunu
yine mecazlı kullanımlar yolu ile kaynaştıran deyimler, aslında anlaşılması
güç soyut kavramları somutlaştırma yolu ile karşılayan, dile anlam derinliği
ve güzellikler katan özgün (orijinal) sözlerdir: Aba altından değnek göstermek;
ağzını bıçak açmamak; başı dara gelmek; dişini tırnağına takmak; havanda su dövmek;
turnayı gözünden vurmak; şeytana pabucu ters giydirmek; yüz bulup astar istemek
(ayrıntılı bilgi için Korkmaz, 2007/III: 259-268) gibi yüzlerce deyim aynı zamanda
dilimizin kavram alanını genişleten söz kalıplarıdır.

  Bunlara, halkın yüzyıllar boyunca geçirdiği deneme sonuçlarına dayanan,
inandırıcılığı genel kural niteliği taşıyan ve bilgece düşünceleri özlü birer
cümle kalıbı hâlinde anlatan Ak akçe kara gün içindir; bakarsan bağ, bakmazsan
dağ; balık baştan kokar; denize düşen yılana sarılır; dilim seni dilim dilim dileyim, başıma
ne gelirse senden bileyim; el elden üstündür; doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar;
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır; mum dibine ışık vermez; üzüm
üzüme baka baka kararır gibi yüzlerce atasözü de dilimizi hem şekil yapısı, hem
de anlam derinliği ve zenginliği ile süsleyen çok değerli söz kalıplarıdır.

 Türkçeye söz varlığı açısından zenginlik, çeşitlilik ve anlam niceliği katan
ögelerden biri de ikiz kelimelerdir. İkiz kelimeler ev ev dolaşmak, demet demet maydanozlar,
öbek öbek çiçekler, yığın yığın karpuzlar örneklerinde görüldüğü gibi, ya
aynı sözün tekrarı ile anlam dolgunluğu ve zenginliği sağlayan sözlerdir.
Yahut da vara yoğa üzülmek; dereden tepeden konuşmak; kolu kanadı kırılmak örneklerinde
görüldüğü gibi, zıt anlamlı sözlerin yinelenmesine dayanır.

  Türkçenin söz varlığını zenginleştiren, ona anlam incelik ve derinliği
katan daha nice özelliklerden de söz edilebilir. Bu durum yalnız Türkiye Türkçesinde
değil, bugün Türk dilinin yaşayan öteki yazı dilleri ve lehçelerinde de
görülen bir durumdur. Lehçe farkları dolayısıyla bazı şekil değişiklikleri söz
konusu olsa da genel durum aynı zenginlik ve derinliği yansıtır niteliktedir.

  Türk dili çok eski dönemlerden başlayarak tarihî, sosyal, ticari ve kültürel
nedenlerle hem başka toplumlara kendi bünyesinden birçok söz vermiş,
hem de birlikte yaşadığı ya da ilişkide bulunduğu komşu veya komşu olmayan
başka toplumlardan (yani onların dillerinden) birtakım sözler alarak da
kendi söz varlığına katmış bulunmaktadır. Dilimize bu yolla eski dönemlerde
Çince, Moğolca, Sogotça ve Tibetçeden başlayarak daha sonraki dönemlerde
de genellikle Arapça, Farsça gibi Doğu dilleri ile Fransızca, İngilizce, İtalyanca
gibi Batı dillerinden epey söz girmiştir. Bunlara daha sınırlı sayıda Rusça, Yunanca,
Ermenice, Almanca gibi sözler de katılabilir. Türkçe yabancı dillerden
aldığı bu sözlerin büyük bir kısmını kendi dilinin ses ve söyleyiş kalıplarına
yerleştirerek kendi söz varlığına katmış ve varlığını bu yolla da genişletip zenginleştirmiştir.

  Bugün Türkçede yerleşmiş bulunan acemi, âciz, ambar, anahtar,
baston, poğaça, cadde, çerez, çılbır, düven, evlek, damat, fakir, fukara, inci, kent, marangoz,
papatya, parça, postal, pulluk, reçete gibi nice nice sözler artık Türkçeleşmiş
ve dilin kendi malı durumuna girmiştir.
Buna karşılık, özellikle aydınlar kanalı ile, yazı dilinde, Türkçenin yapısına
ters düşen ve dile kendi kuralları ile birlikte girerek kullanımda yabancılık
damgasını yitirmemiş olan bir kısım yabancı sözler de vardır. Onlar ayrı
bir konuşma konusu oluşturduğu için burada o nitelikteki sözlere dokunmadan
geçiyoruz. Yalnız şurasını da belirtelim ki bu nitelikte olup da dilimize
sinmemiş olan yabancı kökenli sözlerin pek çoğu, önce dilde sadeleşme ve
yeni lisan akımları, daha sonra da Dil Devrimi süreçlerinden geçerek dilde
Türkçeleştirme çalışmaları yolu ile atılmış ve yerlerine Türkçeleri konarak benimsenmiş
bulunmaktadır. Bu konuda elbette dili kullanan aydınlara düşen
önemli bir görev de vardır.

 6. Sözlerimizi bitirirken Türk dilinin bir özelliğini daha belirtme gereğini
duyuyoruz. O da dilin bir kültür hazinesi olarak sergilediği durumdur. Her
dil gibi Türk dili de tarihin derinliklerinden günümüze uzanan dönemlere ait
bütün sözlü ve yazılı değerlerini, yani edebiyat, sanat, felsefe, bilim ve düşünce
ürünlerini hep dil hazinesine aktarmış bulunmaktadır. Bu bakımdan bir
milletin, bir toplumun, bir kavmin dili, o milletin, o toplumun kültür varlığının
aynası durumundadır. Dolayısıyla Türk dili yazılı ve sözlü binlerce ve binlerce
eseriyle bu açıdan da bir kültür zenginliği sergilemektedir.

  Dilin bir toplumun bireyleri arasında yalnızca karşılıklı anlaşmayı sağlayan
bir araç olmayıp aynı zamanda duygu ve düşünceleri en iyi dışa vurma ve
toplumu oluşturan bireyleri birbirine kenetleme aracı olması, sosyal bir olgudur.
Dolayısıyla toplumun yüzyıllar boyunca biriktiregeldiği kültürün en iyi
koruyucusu ve kuşaktan kuşağa aktarıcısıdır. İşte dilin insan ile toplumu, toplum
ile kültürü birbirleri ile kaynaştıran bu özelliği, ona sıradan bir iletişim
aracı olma dışında, üstün ve önemli bir nitelik kazandırmıştır. Onu tarihi boyunca
biriktiregeldiği sözlü ve yazılı bütün kültür değerleri ile de taçlandırmıştır.
Sonuç olarak görülüyor ki, Türk dili bugün yukarıda belirtilen temel özel-
likleri dolayısıyla hem edebiyat, sanat, bilim ve felsefe alanlarını temsil edebilen
bir kültür dili, hem de bir dünya dili özelliklerine sahip bulunmaktadır.
Ancak, binlerce yılın süzgecinden geçerek ve işlenerek günümüze ulaşan
Türk dilinin her zaman çağdaş gelişmelere ayak uyduran bir yapı sergileyebilmesi
için, hiç şüphe yok ki dili işleyenler açısından da onu konuşan ve yazanlar
açısından da gerekli ilgi ve duyarlığın gösterilmesi kaçınılmazdır. Bu
duyarlık yediden yetmişe hepimizin boynunun borcudur.

  Konuşmamızı ulu Atatürk’ün pek isabetli olarak dile getirdiği “Türkiye
Cumhuriye ti nin temeli kültürdür” (İnan, 1959: 261); ve “Türk dili dillerin en zenginlerindendir.
Yeter ki bu dil şuurla (bilinçli olarak) işlensin” yani ona sahip çıkılsın
sözleri ile bitiriyoruz.
                                       PROF. DR. ZEYNEP KORKMAZ

                                     KAYNAKÇA
Akalın, Şükrü Halûk (2009), “Türk Dili Dünya Dili”, Türk Dili, S.: 687 (Mart),
s. 195-204.
Aksan, Doğan (1975-1976), “Eski Türk Yazı Dilinin Yaşıyla İlgili Yeni Araştırmalar”.
__________ (1987), Türkçenin Gücü, Türkiye İş Bankası yayınları, Ankara.
Aksoy, Ömer Asım (1971), Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I, TDK yay., Ankara.
Banguoğlu, Tahsin (1990), Türkçenin Grameri, TDK yay., Ankara.
Ercilasun, Ahmet Bican (2004), Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Ankara,
s. 39-42; 51-52; 69.
__________ (2007), “Türkçenin En Eski Komşuları”, Makaleler, Akçağ yay., Ankara.
Eren, Hasan (2001), “Türklerin Ana Yurdu Sorunu”, Türk Dili, S.: 600 (Aralık),
s. 665-688.
Erdal, Marcel (2004), “Türkçenin Hurrice ile Paylaştığı Ayrıntılar”, V. Uluslararası
Türk Dili Kurultayı Bildirileri, Ankara, TDK yay., s. 929-938.
Erzen, Afif (1986), Doğu Anadolu’da Urartular, Ankara , TTK yay., s. 1-17.
Esin, Emel (1978), İslamiyet’ten Önceki Türk Kültürü Tarihi ve İslamiyet’e Giriş, İstanbul.
Golden, Peter (2002), Türk Halkları Tarihine Giriş, Çev.: Osman Karatay, Ankara.
Gürsoy, Kenan (2009), “Türkçe Felsefeye, Düşünceye Çok Elverişli Bir Dildir”,
Türk Dili, S.: 693 (Eylül), s. 261-271.
Hatipoğlu, Vecihe (1981), Türk Dilinde İkileme, TDK yay., Ankara.
İnan, Afet (1959), Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ankara, s. 261.
Koca, Salim (2003), Türk Kültrünün Temmelleri, II. cilt, Ankara.
Korkmaz, Zeynep (1989), “Tarihî Devirlerdeki Gelişmelere Göre Eski Türkçenin
Yaşı”, TDAY-Belleten 1989 (1994), s. 353-370.
__________ (1994), Türkçede Eklerin Kullanılış Şekilleri ve Ek Kalıplaşması Olayları,
TDK yay., Ankara.
__________ (2005), Türk Dili Üzerine Araştırmalar, I. cilt, TDK yay., Ankara, 12-84.
__________ (2007), Türk Dili Üzerine Araştırmalar, III, TDK yay., Ankara.
__________ (2009), Türkiye Türkçesi Grameri: Şekil Bilgisi, TDK yay., 3. baskı, Ankara.
__________ (2010/1), “Türkçe, Nasıl Bir Dildir?”, Türk Dili, S.: 697 (Ocak 2010),
s. 38-39
Kormuşin, İgor (2007), 75. Dil Bayramı Konuşmaları Dünden Bugüne Türkçe Oturumu,
TDK yay. (baskıda)
Memiş, Ekrem (2007), Eskiçağ Türkiye Tarihi, 7. baskı, Konya.
Sertkaya, Osman (2007), 75. Dil Bayramı Konuşmaları Dünden Bugüne Türkçe Oturumu,
TDK yay., (baskıda)
Tekin, Talat (1993), Hunların Dili, Doruk yay., Ankara.
Tosun, Mebrure - Kadriye Yalvaç (1981), “Sümer Dili ve Grameri/ Sümerceden
Örnekler”, TTK yay., Ankara.
Tuna, Osman Nedim (1997), Sümer Ve Türk Dillerinin Tarihî İlgisi İle Türk Dilinin
Yaşı Meselesi, TDK yay., Ankara.[/color]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

SEN  TANRI   DEĞİLMİSİN ,  ADINI    YARGILATMA
SANA   TANRI   DEYİNCE ,  DİNİMİ     SORGULAMA
YA  ADAM  ET  BUNLARI , YA  BERABER  YAŞATMA
KANI  BOZUK  OLANLAR  "TÜRK'ÜM" DİYEMESİNLER
𐱃𐰀𐰴𐰾𐰃𐰤 𐰴𐰀𐰞𐰴𐰀𐰣
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.248 Saniyede 24 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.03s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.