Arınmış ve Öz Türkçe için neler yapabiliriz?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 23 Kasım 2017, 12:35:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: 1 ... 9 10 [11] 12
  Yazdır  
Gönderen Konu: Arınmış ve Öz Türkçe için neler yapabiliriz?  (Okunma Sayısı 70594 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Türkçü Komando
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 185


Güneydoğulu! Bozkurtlar!


« Yanıtla #100 : 01 Ekim 2012, 23:06:03 »

Orhan demek istiyorsan: Şehrin yöneticisi, Hakimi demektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
MerkitKhan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 16



« Yanıtla #101 : 01 Ekim 2012, 23:10:30 »

Teşekkür Ederim Kandaş .
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ULU TANRI TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #102 : 13 Ekim 2012, 08:56:12 »

Yazı yılmaz Özdil'e ait olsa da içinde yararlı bilgiler yer alıyor. Sayfasından alıntılıyorum. İsimlerin anlamlarını öğrenmiş oluruz en azından, karşılaştığımızda söyleyebiliriz.



Diyanet’ten sorumlu devlet bakanı’nın adı Bekir... Samsun Müftüsü diyor ki, Bekir deve yavrusu’dur!

*

Başka ne diyor?

*

Çocuğunuza Sanem adı koymayın, put demektir. Aleyna koymayın, bela demektir. Kezban, yalancı demektir. Melis, şişman demektir. Jülide, perişan’dır. Gülsüm, zavallı’dır. Mikail-İsrafil, mekruhtur. Samet, sakıncalı. Rumeysa, gözü çapaklı kadın. Alara-İlayda gayrimüslim. İrem desen, sahte cennet’tir.

*

Sanırsın, Türk dil kurumu başkanı’dır mübarek.

*

Halbuki...
Geçenlerde “Ben Veysel Karani’yim” diyen uyanığın biri, aralarında hâkimlerin, avukatların, öğretmenlerin de bulunduğu kerizlere, cennet’ten tapu satarak, altı milyon lira tokatladı.

*

Eyüp Sultan’ım deseydi...
Rahat 16 milyon denizürürdü.

*

Deniz Feneri’nin başrolünde üç kişi var, ikisi Mehmet...
Öbürü Firdevsi.
“Cennete ait” demek!

*

Jet unvanıyla tanınan bi arkadaş var, defalarca içeri girdi çıktı, adının anlamı “faziletli, ahlaklı...”

*

Partinin trilyonunu cebine attığı için siyaset hayatı son bulan siyasetçimizin adı, “dinin yıldızı”ydı mesela.

*

Camilerde tezgâh açarak, şöyle fabrika kuracağız, böyle sanayi tesisi kuracağız diye atıp tutup, sonra da paraları buhar eden dolandırıcılardan birinin adı “nurlu”ydu, diğerinin “din uğruna savaşan...”

*

Cami yaptıran uyuşturucu baronunun adı “güvenilir, dost” manasına gelirken...
En ünlü batık bankerimizin adı “ibadet eden”di.

*

Dolayısıyla...
Adının anlamı “dinin hayırlısı” olan müftümüz, çocuklarımızın adlarını helal-haram filan diye tasnif edeceğine, isterseniz Budist adı koyun ama, memlekete hayırlı evlat yetiştirin dese, dinimize gerçekten hayrı dokunur sanırım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #103 : 13 Ekim 2012, 09:00:14 »

İşte Müftü'nün o açıklaması:



Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk, “Aileler çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir. Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim, ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı demektir” dedi.

Yrd. Doç. Dr. Öztürk, çocuğa isim vermenin kültürel, sosyal ve dini açıdan önemli bir konu olduğuna işaret etti. Pek çok ailenin Kur'an-ı Kerim'de geçen isimleri çocuklarına vermek istediklerini söyleyen Öztürk, Kur'an'da geçen her kelimenin ise isim olarak konulamayacağını hatırlattı. Günümüzde yaygın olan ve Kur'an'da geçtiği için konulan çok sayıda ismin anlamının yanlış olarak bilindiğini, gerçek anlamlarının ise isim olarak verilemeyeceğini ifade eden Öztürk, çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isteyen aileleri seçici davranmaları konusunda uyardı.

"ANLAMLARI BİLİNMEDEN İSİM VERİLİYOR"
Kur'an'dan isim konulurken seçilen kelimenin gerçek anlamının öğrenilmesi için uzman kişilere danışılmasını tavsiye eden Öztürk, isim kitaplarında veya internette geçen adların anlamlarının da irdelenmesini istedi. Öztürk, şöyle devam etti: “Aileler çocuklarına Kur'an'dan isim koymak isterken ismin anlamına çok dikkat etmeliler. Mesela Sanem ismi çocuğa verilmemeli, Sanem, put demektir, Aleyna sıkça duyduğumuz bir isim ama anlamı üstümüze bela, sıkıntı aksın demektir. Kur'an'da geçen her kelimenin isim olmayacağı bilinmelidir. Kur'an-ı Kerim'de geçen her kelime 'Bu Kur'an'da geçiyor isim olur” mantığıyla çocuklara verilmemelidir. Kur'an'da geçen kelimelerin anlamı iyi bilinmelidir. Kezban ismi Kur'an'da geçiyor diye veriliyor. Oysa Kezban yalancı demektir. Çocuğa bu ismi koyarsanız, 'yalancı, yalancı' diye çağırmak zorunda kalırsınız. Aleyna 'üstümüze bela sıkıntı aksın', Bekir, 'deve yavrusu' demektir. Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır Ebubekir lakabıdır. Bu husus karıştırılmamalıdır. Rumeysa 'gözü çapaklı kadın ' demektir. Hüreyre, 'kedicik' demektir. Kayra eski Türk mitolojisinde 'tanrı' demektir, Allah'tan başka ilah mı olur? Çocuğa tanrı ismi konulmamalıdır. Melis, Yunan mitolojisinde 'tanrıça' demektir, şişman ve tembel anlamlarına da gelir. Erçin 'ücret' anlamına gelir. Bir insanın ücreti olamaz.”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #104 : 13 Ekim 2012, 09:02:23 »

Diyanet İşleri Başkanı olacak Zat'ın bu haklı konuya gösterdiği tepki!




Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Samsun Müftüsü Hayrettin Öztürk'ün ailelerin çocuklarına koyduğu isimlere ilişkin yaptığı açıklamayla ilgili, 'Doğrusu kastını aşan ciddi bir yanlış anlama ile karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek isterim' dedi.
Almanya temasları çerçevesinde Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) genel merkezini ziyaretinde gazetecilere yaptığı açıklamada, 'Şahsen müftümüzün basına yansımış şekliyle ifade etmiş olmasına ihtimal vermiyorum. Çünkü bu isimlerin her birisi topluma mal olmuş, tarihe mal olmuş çok önemli isimler. Her birinin arkasında çok büyük tarihi değerler mevcuttur. Bunları kadim sözcüklerin satır aralarından çıkarılan manalar ile değerlendirmek son derece yanlıştır. Tamamen kastını aşan zorlama bir yorum olduğunu tahmin ediyorum. Bundan dolayı hiçbir kardeşimizin incinmesini istemeyiz. Bu tamamen kastını aşan zorlama bir yorumdan kaynaklanıyor' diye konuştu.



Görmez, söz konusu isimlerin her birisinin arkasında tarihe mal olmuş çok yüksek değerler olduğunu vurgulayarak, 'İsmin Arapçadaki diğer adı Alemdir. Alem aynı zamanda arkasında önemli erdemleri, faziletleri, sembolleri, simgeleri bulunduran kelime ve kavramlar demektir. Toplum hem Türkiye'de hem de dünyanın muhtelif yerlerinde bu isimleri verirken hiçbir zaman kadim sözcüklerde yüzlerce sözlük manası olan herhangi bir kelimeyi dikkate alarak vermezler. Bunu düşünmek dahi, eleştirmek dahi abesle iştigaldir' dedi.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Erlik Adana
Ziyaretçi
« Yanıtla #105 : 13 Ekim 2012, 09:04:18 »

Hüseyin Nihâl Atsız  -  Arapça Yerine Türkçe Adlar


İslâm birliği taraftarlarına göre Türkler, Müslüman bir millet oldukları için müslümanca adlar almalıdır. Türkler’in İslâm olmazdan önce kullandıkları adları almak yanlıştır, müslümanlığa aykırıdır. Dünyada bundan daha yanlış ve iptidaî düşünce olamaz. İslâm adları denen adlar Arap adlarıdır. Bunların hemen hepsi de islâmlıktan önceki zamandanberi Araplar arasında kullanılmaktadır. Yani küfür ve cahiliyet zamanından kalmadır. Anlamı bilinmeyen kelimeleri çocuklarımıza takmakta maddî veya manevî hiçbir kazancımız yoktur. Aksine, millî ruh bakımından kaybımız vardır. Hele Müslüman adları arasında Yahudi’lerden Araplar’a geçen Musa, İsa, Süleyman, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Harun, Davud gibi adlar bizim Türkçe adlarımızla ölçüştürülebilir mi?
Hayvan adıdır diye Bozkurt’a, Alparslan’a, Ertuğrul’a itiraz edenler Muaviye’nin “Uluyan dişi köpek” ve Osman’ın “yılan yavrusu” demek olmasına ne buyururlar?
Araplar’da yalnız şahısların değil, boyların da hayvan adı aldığı vardır. Meselâ bir kabilenin adı “Benî Kelb” yani “İtoğullarıdır.”
Kadın adları da öyledir: Ayşe “Yaşar”, Fatma “sütten kesilmiş”, Hadice “Vaktinden önce doğmuş”, Zeynep “tombul” demektir.
İslâm Birliği Kuruntusu (Ötüken, 17 Nisan 1964, Sayı: 4) 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Darıtay
Türkçü - Turancı BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 825


Demir gibi sert, Atsız gibi mert!


« Yanıtla #106 : 02 Eylül 2013, 13:30:26 »

''Davet'' sözcüğünün Türkçe karşılığını kullanıyor olsak bile yinede bu yabancı sözcüğü bir türlü bırakamıyoruz. Bu karşılıklar;



Davet          ---> Çağrı
Davet etmek ---> Çağırmak
Davet edilmek --> Çağırılmak
Davetli   ---> Çağrılı
Davet edilmemiş ---> Çağırılmamış
Davet edilmeden ---> Çağırılmadan
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

"Tarihin olağanüstü ve şahane işi,
Kür Şad'ın, Kül Tegin'in, Çağrı Beğ'in ok çekişi..."

Hüseyin Nihâl Atsız
Alp77
YörükoğluYörük
SOYSUZ BİR PİÇ OLDUĞUNDAN ATILDI
Türkçü - Turancı BOZKURT
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 991



« Yanıtla #107 : 02 Eylül 2013, 13:42:51 »

Davetiye ---> Çağrı

Atsız ata en güzel şiirlerinden birine ad verirken "davetiye" sözcüğünü kullanmış.
Çağrı sözcüğü de kulağa hoş geliyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Nihal Atsız Ata'dır, Türkçülüğün kapısı,
O'nun mahiyetinde, çizilmiştir yapısı,

Nihal Atsız atmıştır, davaya son temeli,
Turan Yurt kurulması, O'nun birtek emeli,

Gökbilge'dir davada, bu yüzden Atsız Ata,
Tanrı her doğan Türk'e, O'nun ruhundan kata...


Alp
BÖRÜ:TİGİN
Ziyaretçi
« Yanıtla #108 : 26 Nisan 2014, 13:50:23 »

Ulu Türk budunun başındaki ağrılardan biri de “Türkçe yetersiz kaldığı için(!)” diğer diller yolu ile dilimizi bozan yobazlardır. Bunların sorunu altını çizdiğim saçmalıktır.

Peki bunlar ne derler, ne isterler?

Bu yobazlar kabaca ikiye ayrılır;
1-Din konusunda Türkçe yetersizdir diyen ve kutsal(!) saydıkları Arapça ve (İslam ile sonrada karışan ama nedense yinede kutsal sayılan) Farsçayı, ana dil sayıp, sarılanlar.
2-Bilimde Türkçenin yetersiz ve geri olduğunu savunan, Türkeli’ndeki Batı Avrupa yardakçıları.

 Birinciden başlarsak, bunları yakında değil eskilerde aramak gerekir. Sonuçta bu yobazlığın körükleyicisi onlardır. Türkler nasıl ki İslam’ı benimseyip batıya hızlı bir göç yaptılarsa, aynı zamanda dillerini de batıya, biraz güneye benzeterek içine ettiler. “Türkçe yetersizdir” ya da “Ah bunların dili ne güzel, kulağa hoş geliyor” diyerek Ulu Türk Kağanlarının “TAŞLARA KAZIDIĞI” uyarılara hiç kulak asmadılar.
 Şimdi bunların Türkçe yetersizdir diyerek bağlandıkları Arapçaya bakalım. Arapça Türkçenin tersine olarak baştan eklemeli ve ses değişimlerine uğrayan, bir sözcüğün uzadıkça uzadığı bir dildir. Yani “Bismillahirrahmanirrahim” sözünde dört sözcük vardır (isim(ad)-İlah(Tengri)-rahman(esirgeyen)-rahim(beğışlayan)). Biz bu sözü açarken dört sözcüğü de ayrı ayrı ele alarak söylediğimiz için bu yobazlar “Bak gördün mü Arapçada bir sözcük Türkçede dört sözcüğe karşılık geliyormuş.” diyerek ulu dilimizi kendileri gibi aşağıladılar… Ya da başka bir boyuttan bakarsak, Arapçadaki bir sözcükten elli türlü sözcük türetebilirler. “Nazar-Nazır-Nazir-Nezaret…” diye uzar gider. Ancak biz Türkçede bunların karşılığı olarak “Göz-Bakan-Benzer-Gözaltı…” dediğimizde “Kendi dilini kurtarmak için kırk dereden su getiriyor.” derler. Ulan soysuz yobaz itoğlu sen ve senin gibiler olmasaydı hiç kimse hiç bir şey kurtarmayacaktı. Sizin gibiler geçmişte bilim dilini Arapça, ülkenin resmi dilini Farsça yaptığı için bizler sizin dağıtıp döktüklerinizi toplamaya çalışıyoruz. Eğer sizin gibi özentiler geçmişte de olmasaydı Ulu Bilge Kaşgarlı Mahmut’un dediği gibi “Türkçe Arapçayla koşu atları gibi yarışır.”dı. Arapça ve Farsça bizim ağzımızda gelişirken Türkçe “tü kaka” denerek yok olmanın eşiğine geldi. Bunu gören Kaşgarlı Mahmut, Karamanoğlu Mehmet Bey gibi ulu bilgeler engel olmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Ancak Osmanlı’nın son dönemlerindeki aydınlar ve özellikle Atatürk’ün girişimlerince Türkçe geçmiş yıların acısını çıkardı.

 İkincisi olan Batı Avrupa özentiliğidir. Genelde bilimsel sözcükler buradan dilimize girmiştir. Bunu yapanlar da, Arap - Fars özentilerinde olduğu gibi “Türkçe yetersizdir, boşuna oranızdan buranızdan bilimsel terimler uydurmayın.” demiştir. Böyle bir saçmalık olmaz. Çünkü Batı Avrupa bilimde gelişirken eski sözlüklerine bakıp da terimler koymadılar. Günlük yaşamlarında kullanılan sözcükleri, terimleri kalıplaştırarak hem kendi dillerini geliştirdiler hem de dış dillere kendi dillerini zenginmiş gibi gösterdiler. “Otomobil” sözcüğünü ele alalım. “Oto-Auto” sözcüğünün “kendiliğinden olan, kendisi çalışan” gibi bir anlamı vardır. “Mobile” sözcüğü ise “gezgin, gezen” anlamına gelir. İkisini birleştirip “Automobile-Otomobil” sözcüğünü türetmişlerdir, Türkçe karşılığı “Kendigezer” demektir. “Hard disk” “Yerel Veri Toplayıcısı” demektir (Hard:Yerel, Disk:Veri Toplayıcısı). Ancak ne yazık ki günümüzde bizim gibi dil konusunda Türkçü yaklaşımlar olmadığı için bu sözcükleri sözlüklere aktarmak zordur.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Mergen Kurt
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.034


« Yanıtla #109 : 26 Nisan 2014, 14:00:36 »

Kandaşım ilk yazı denemen çok güzel olmuş. Kandaşlarımın düşündüğünü yazdığını gördüğüm zaman çok mutlu oluyorum. Senin gibi kandaşlarımız olduğu müddetçe sırtımız yere gelmeyecek. Bu yazın da ilk olmasına rağmen çok iyi. Bu git gide daha iyi olacak. Sık sık yazmanı, sormanı, düşünmeni ve sorgulamanı isterim Börü. Yardım istediğin zaman yardımcı olabileceğim bir şey varsa sor. Birlikte de yazılarımız paylaşımlarımız olur. Kendini her alanda geliştir. Herkesten farklı ol kandaşım, Daha çok yazını göreceğiz. Bir de yazı ile ilgili Oktay Sinanoğlu' nun bay bay Türkçe kitabını okumanı isterim. Türkçe' nin düşmanlarını o kitapta bulacaksın.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 9 10 [11] 12
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.055 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.