YORULMADIK MI?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Aralık 2019, 13:27:37


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: YORULMADIK MI?  (Okunma Sayısı 1445 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ATSIZALP
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 8.938


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« : 17 Haziran 2014, 00:16:13 »


YORULMADIK MI?

Bir millette üstünlük inancı, büyüme, gelişme isteği olmazsa nasıl amacı peşinde koşar, kendine, kendi biricikliğine inanmazsa gerçek istek ve iradeden yoksun kalırsa nasıl hayallerinde doğar? Belli bir amaçla belirlenmeden, hazırlanmadan değerli olanı seçmek ve yapmak mümkün müdür? Ülkelerin maddi kazançları mühim de, manevî kazanç sağlamaları daha mı az mühimdir?

Oysa ‘Ülkü’, ‘ideal’, ‘kızılelma’, ‘kızılelma ülküsü’ Türk’ün büyüklük fikrinin, ilahi bir amacın yeryüzünde görünen adıdır. Bu ad ki, Atsız Ata ile güçlenen, asilleşen, asilleştiren bir duygu ve düşünce, Atatürk ile kahramanlaşan, gönül isteği ile koşan, koşturan ülkülü bir millet olmuştur. Nitekim Türk ülküsünü, Türk büyüklüğünü, Türk kudretini ruhumuzda bir heyecan halinde tüm dünyaya duyurduk. İstedikleri ama asla sahip olamayacakları, ne Türk gibi asil bir soyları ne Türk gibi her an ölüme koşabilecek cesaretleri ne de Türk gibi güçlü iradeleri olacak; çünkü soysuzların vicdani kanaatleri ancak Türk düşmanlarının dalkavuğunu yapacak kadardır.

Bir şeyi iyi sevebilmek onu çok tatmış, duymuş, damarlarında hissetmiş olmayı gerektirir. Bu nedenle ülkünün kıymetini de en iyi bilen, onu en çok sevmiş, ülküsü yıldızlar kadar yüksek, parlak ve çok olan Türk milliyetçileridir; çünkü gerçekten inanmış ve istemiş olmak gerekir. İnanmış ve istemiş olmak, küçüklüğü benimseyenlerle olmaz; millete inanmayan, kazanç davası güdenlerle olmaz, çalıp çırpanların dümen suyuna girenlerle olmaz, küçük hesaplarla kıvama gelenlerin yumuşamış beyinleri ile olmaz, bunlar sürüklemez! Rahatın ve huzurun kaçması lâzımdır; bir tepenin arkasından doğan güneş gibi yaşamamış olduğumuz hayatların hatıralarına ermemiz, içimizde daha tatmamış olduğumuz kahramanların gerçekleştirdikleri hamlelerin hissettirdikleri ile ruhlanmamız lâzımdır. Nedir ki bu ülkü, şekilden şekle giren bir bulut gibi başka bir manzaraya, oradan daha başka bir manzaraya, başka bir hisse, başka bir fikre geçenlerle aynı rüyayı görmez, göremez. Hep söylenemez şeyleri, anlatılması mümkün fakat anlaşılması imkânsız hisleri taşır; anlatamaz, gündelik lisanla konuşanlarla anlaşamaz, çünkü onun davası başkadır.

Ataların gönüllerinden miras gibi süzülüp gelen bir milletin evladı, nasıl olur da kalbi ve kanı bulanık olanlarla bütün hasretlerini, ayrılıklarını, isteklerini konuşur, konuşabilir. Yalnız zekâsının sesi değil, millî lisanın dili de buna engeldir. Irkımız, milletimiz, milliyetimiz, memleketimiz, ailemiz, yüzyıllardan gelen varlıklarını duyurur, ruhun yürümeye başladığı, ayaklandığı, karşı koyduğu, boyun eğmediği vefalarını duyurur. Bu ürperiş, heyecan önce gönüllerimizde, gönüllerin derinliklerinde, zihinlerimizde, hayallerimizde görünür. Kendini evvela duygularla gösterir, sonra davranışlara geçer. Yüce duygularla yaşanmak üzere olgunlaşır, Türklerin ülküsü destanlardan yeniden dirilir, eski ömrümüzden alınmış birtakım zaman parçaları ruhumuzu tekrar sarar, ülkülü millet doğar; ancak ülkülü millet daima yürür, yalnız onun ocağı devam eder, sadece o yuvanın şefkati canlı, rüzgârları keskin, gönülleri sonsuz, mücadelesi yüksektir. Ülkülü millet fetheder, birlikte hareket eder, bağımsızlığı kazanır, korur ve bunu sağlamlaştırır. Türk birliğini yeryüzüne hâkim kılar. Vazgeçen, savunmaya geçen, hamleden kaçan yüksek ülkülü olamaz. Rahatına bakan, günlük yaşayan, taviz veren ülkülü olamaz. Her şey mücadeleden ibaretken, ne istediğini bilenin gücü sürekli çabasından gelirken, yalnızca amacı olanların istekleri onları alıkoymak isteyenlerin üstündeyken neden bu kendini engellemek, kendi yolunun üzerine çıkmak, başkalarının hamlelerini izlemek, yorulmadık mı?

Tüyler kadar yumuşak, kuş cıvıltıları içinde bir hayat yaşamak hakkımız mı? Ağızlarda sakız edilen, bazılarının ayaklarının altına aldığı Türk milliyetçiliği bin yerinden hançerlenirken, Arapçı, Ümmetçi geçmişten umduklarını, hayallerindekileri yaşatırken ve bize de millet sevgisini, fedakârlık düşüncesini kaybetmiş olduklarımız gibi gösterip, varabileceklerimizi seçenek olarak dayatanları, dayatmak isteyenleri daha ne kadar dinleyeceğiz? Türk düşmanlarının değişerek devam eden fasılları, bazılarına güzel ve tesirli bazılarına da yavaş yavaş iliklerine kadar işleyen saz dinletileri gibi gelmektedir. Onlar üstlerine yığılan bu pislik altında hep daha çok lezzet, daha çok nimet, daha çok zevk yaşayıp, Türklerin varlığına son vermenin yollarını taçlandırırken, acaba daha ne olması gerekir ki, olup bitenleri idrak edelim, anlamlandırabilelim?

Çİ-Çİ
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Mergen Kurt
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.023


« Yanıtla #1 : 17 Haziran 2014, 00:37:02 »

Çiçi andamı özlemişim, 2 haftadır otağa girmiyor. Bir bilgin var mı ağabey?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Boran
ATSIZCI

ileti Sayısı: 10.338


« Yanıtla #2 : 17 Haziran 2014, 01:55:03 »

Yorulduysak Türk gibi gebeririz, teslim olmayız, kimseyi beklemeyiz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.055 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.