Yıldız Yabgu
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Ekim 2019, 12:36:30


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yıldız Yabgu  (Okunma Sayısı 536 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
UralAltay
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 115



« : 02 Ağustos 2018, 16:47:49 »

Giriş

Türkiye'deki ertek çalışmalarına bakınca, Hunların apaçık Türk olduğu unanıyor olsa da, konuyla ilgili araştırmaların nedense hep Macar yeğenlerimize bırakılmış olduğunu görürüz. Oysa, Türklerin en azından altı bin yıl öncesine değin izleyebildiğimiz geçmişlerindeki onlarca ünlü Kağanlık arasında bile, Hunların yeri ayrıdır. Çin'e komşu geçirdikleri çekişmeli yüzyıllar boyunca, kutalma konusunda sinsiliğin betiğini yazmış bu boylardan öğrendiklerini, Doğu ve Batı Urumları üzerinde uzmanca uygulayan Hunların, neredeyse bin yıl ha övünerek, ha dövünerek var olmayı başarmış bu koca Urum Kağanlığı'nın yıkılışında çok büyük yerleri olduğu yadsınamaz.

Bu yazıda, Doğu ve Batı Urum Kağanlıkları arasına - Trakya'ya - yerleşerek, Urum Kağanlığını tümüyle ikiye bölen Yıldız'dan sözedeceğim. Bir çok Urum ertekçisi, yazılarında Yıldız'dan kısaca da olsa sözetmiştir. Süryani ertekçisi Sozomen'in betiklerinde, Ouldes; Kelt ertekçisi Orosius'un betiklerinde Uldin ve İliryalı ertekçi Marcellinus Comes'in betiklerindeyse Huldin olarak geçer.
Peki bu sözcüklerin kökeni nedir, diye sorarsanız, internet size Ukraynalı Omeljan Pritsak'ın şu kökenbilim denemesini verecektir; "Bu sözcüğün kökü, öl- eylemidir ve bugün bile Moğolcada olje, ol-jei (kut, mutluluk, uğur) olarak yaşamaktadır. Ortadaki kök; jei, özünde di+ge sözcüklerinden oluşur, böylece öl-jige ya da öl-dige sözcüğü ortaya çıkar. Ne var ki Moğolca'daki -ge eki yerine, Hunca -n ekini kullanır"[4]. Kulağa doyurucu gelen bu açıklama, Moğolca'da olje ya da ol-jei sözcüklerinin bulunmaması nedeniyle ne yazık ki çöküvermektedir. Kısa bir araştırma, Moğolcada uğur ve mutluluk anlamlarına yakın sözcüklerden hiçbirinde bu tanıma benzer bir tek ses bile bulunmadığını göstermesinin yanısıra; öl- eyleminin de birebir yavuk dil olan Türkçedeki anlamıyla bir olduğunu da gösterir. Araplar Bağdat'ın yanışına ne denli zırlarsa zırlasın, Moğollar bile ölüm ile mutluluğu bir tutacak bir ulus değildi. Ne var ki ben bu araştırmayı yeterli görmedim. Çünkü Omeljan Pritsak, geleneksel Urus uyrukçuluğundan doğmuş gülünç yalanlara karşı duran ve yalnızca Ukrayna'nın değil, pek çok Avrasya Kağanlığının yanısıra, İskandinav Kağanlıklarının da geçmişlerini derinlemesine araştırmış, saygın bir bilgedir. Bu yüzden önerilen bu kökenbilimde bir gerçek var mıdır görebilmek için, konuyla ilgili bugüne değin yapılmış en derin ve kapsamlı araştırma olan Altay dillerinin en büyük uzmanı Starostin'in Altay Dillerinin Kökenbilimsel Sözlüğü'ne başvurarak, en eski ön-Moğolca sözcüklere bile dokunan bir araştırmaya giriştim. Ne yazık ki sonuç değişmedi, Moğollar için de ölüm, ölüm demekti[5].
Bu denemeyi bir yana koyup, Türkçe adların tat dillerinde nasıl bozulduklarını göz önünde bulundurursak, Ouldes sözcüğünün Yıldız'dan, Uldin sözcüğününse bunun Ogur Türkçesindeki karşılığı, Yuldur'dan başka bir nen olmadığını düşünmek yersiz olmaz. Tartışmalı bir kaynaksa, Yıldız'ın doğru adının Alp-bi (Alp Bey) olduğunu söylemektedir[11]. Ancak bütün Türk hanları orunlandıklarında adlarını değiştirdiği için, iki bilgi de doğru olabilir.

Yıldız, Urum erteklerinde Hunlar arasında bir "regulus"[3] (Boyar, Yabgu, İlteber ya da benzeri bir sana denk olmalı) olarak adlandırıldığı için, kendisine Yıldız Yabgu demek en doğrusu olur. Kuşan ve Turan'da (Harezm) il tutmuş Hunların bastırdığı paralarda "Yabgu Turan" adının geçiyor olması, bu dönemde bu sanın kullanıldığını kanıtlar[8]. Ancak Yıldız'ın sanı, Hunlar aracılığıyla Germenlere geçerek Britanya'ya değin yayılmış "kingü" de olabilir, söz konusu paralarda bu san da sık sık kullanılmaktadır[8]. Yazı boyunca tutarlılık sağlaması amacıyla, ben Yabgu sanını kullanacağım.

Taslak

Yıldız Yabgu ile ilgili bulgular (en azından içreki erteksel kaynaklarda) ertinli kısa ve yetersiz olmasına karşın, bütün bu bulguları bir araya getirerek, Yıldız Yabgu'nun orunlandıktan sonra, en azından Avrupa ve Anadolu'nun kutalmasal durumuna yaptığı etkileri görebiliriz. Ancak Yıldız Yabgu'yla ilgili bilgilerin çağdaş ertekçilerin dirediği gibi, İsacı ertek betikleri yazan tepesi dazlak bir takım toyunun, her Urum yengisini allah tözüne, her Urum yenilgisiniyse şeytan tözüne bağladığı önyargılı öyküleriyle bitmediği, daha güncel araştırmalar ışığında ortaya çıkarılmıştır.
Bu yüzden, bu yazıyı dört bölüme ayıracağım;

Bölüm 1. - Yıldız Yabgu'nun ortaya çıkışına değin Balkan bölgesi
Bölüm 2. - Yıldız Yabgu'nun eylemleri
Bölüm 3. - Yıldız Yabgu'dan sonra Balkan bölgesi
Bölüm 4. - Yıldız Yabgu'nun ulungsal kişiliği

Kaynakça

Bu yazıda geçen bulguları edinmek, sağlamak ve denetlemek için pek çok betiğe başvurdum. Bunların başında, doğal olarak Yıldız Yabgu'dan ilk kez sözeden eski çağ Urum ertekçilerinin betikleri bulunmaktadır. Çağdaş araştırmacıların betikleri de, bu ertekçilerin sunduğu kaynaklara dayanmaktadır. Ne yazık ki başvurduğum kaynaklar arasında yalnızca iki tenesinin yazarı Türkiye Türküydü. Bunların ilki, Saadettin Gömeç'in Yıldız Yabgu'yla ilgili yazdığı yalnızca dört yapraklık kısa bir takşuttu. Diğeriyse İsmail Mangaltepe'nin Bizans Kaynaklarında Türkler betiğiydi. Ne var ki, İsmail Mangaltepe, Doğu Urumlarının yüzlerce yıl boyunca onlarca Türk boyuyla ilgili verdiği bilgileri tümüyle yoksayarak yalnızca Göktürklerle ilgili birkaç bulguyu çeke çeke neredeyse 400 yaprağa yaydığı için umduğum denli yardımcı olmadı. Elimde olmayan nedenlerden dolayı, Barış Etli'nin Bölüm 4.'te değineceğim konuları inceleyen Viking Türk Sırları betiğine başvuramadım. Ancak Barış Etli, böyle ilginç konuları işleyerek Türkbilimin geleceğiyle ilgili umut veren bir yazar olduğu için, en kısa sürede betiklerini edinmeyi düşünüyorum.
Başvurduğum bütün betikler şunlardır;

Sozomen - The Ecclesiastical History (İsacı Ertek), özellikle Got sübaşı Gäinas ve Yıldız Yabgu'nun kendisinden sözeden 8. ve 9. betikler[1]
Orosius - Seven Books of History Against the Pagans (Törüklere Karşı Yedi Ertek Betiği), özellikle Gotlar ve Hunların, Doğu Urumlarıyla savaşlarını ele alan 7. betik[2]
Gyula Nemeth - Atilla ve Hunları[3]
Omeljan Pritsak - The Hunnic Language of the Attila Clan (Atilla Boyunun Hun Dili)[4]
Sergei Starostin - Etymological Dictionary of Altaic Languages (Altay Dillerinin Kökenbilimsel Sözlüğü)[5]
İsmail Mangaltepe - Bizans Kaynaklarında Türkler[6]
Saadettin Gömeç - Türk Büyükleri III, Yılduz Kağan[7]
David K. Faux - Kurgan Culture in Skandinavia (İskandinavya'da Kurgan Kültürü)[8]
Azgar Mukhamadiev - Problems Of Linguoethnohistory Of The Tatar People (Tatar Ulusunun Dilsel-Budunsal Erteğiyle İlgili Sorunlar)[8]
Tadeusz Sulimirsky - The Sarmatians (Yurmatlar)[9]
Jordanes - Getica (Gotlar)[10]
Baksı Iman - Djagfar Tarihi [11]
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
UralAltay
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 115



« Yanıtla #1 : 02 Ağustos 2018, 16:48:25 »

Bölüm 1. - Yıldız Yabgu'nun ortaya çıkışına değin Balkan bölgesi

Doğumdan sonra 400 yılına yaklaşan dönem, Güney Balkanları sömürge etmiş Urum Kağanlığı için yıkımlarla doluydu. Bu yıkımların en büyük nedenlerinden biri olan Gotların eski çağlarda kulluk ettikleri Saka Türkleri ve onların ardılları olan Yurmat boyları, Avrasya'nın dört bir yanına dağılarak Kağanlık durumundan, Beylik durumuna geçmişti. Yazık (Iazgyes) boyu bugünkü Macaristan'a, Avar (Aorsi/Batı Alanları) boyu bugünkü Moldova'ya, Başkurtlarsa (Massagetae) Aral gölünün ötesine göçerek, çeşitli nedenlerle bugünkü Ukrayna bölgesini boş bırakmış, geride kaldığını kesinlikle bildiğimiz tek Türk boyu olan Alanlarsa (Doğu Alanları), Gotlara katılarak ertekteki ilk Got Kağanlığının kuruluşuna izin vermişlerdi[9]. Ancak bu Kağanlık çok uzun sürmeyecekti, çünkü Hunların yüz yıllardır süren batıya doğru yayılışı, çoktan Kuzey Kafkaslarda, Gotlardan bağımsız yaşayan Alanları birliklerine katmıştı[9]. Çok geçmeden, Hunlar Don ırmağını aşarak, Got ülkesine karşı ilk yoklamalarını yapmaya başladılar. Bu dönem, Got Kağanlığının en güçlü dönemiydi ve toprakları güneyde Tuna (Danube) ırmağından başlayıp, kuzeybatıda Baltık denizine, doğudaysa Don ırmağına değin uzanıyordu ve Herul, Venet, Balt, Merya, Mordvin ve Meşçera gibi ayrı uyruklardan gelip, ayrı diller konuşan pek çok boy Gotlara kul olarak yaşıyordu[3]. Hunlar bu durumdan yararlanarak, Gotlara yat olan böyle boyları yağmalar ve baskınlarla kışkırtıp, Got ülkesinde karışıklık çıkardıktan sonra, 373-374 yıllarında, başında Gotların Kağanı Ermanarik'in bulunduğu Got ordusuyla yüzleştiler. Oyratları olan Alanlardan pek bir nen öğrenmedikleri belli olan Gotlar, tam takım cebeleri, süngüleri ve baltalarıyla sanki bir Urum ordusuyla çarpışacaklarını düşünerek sıraya dizildiklerinde, Hunlar atlarının sırtında, korkunç uzaklıklara ok yağdırabilen yaylarıyla karşılarına dikilip yemeğiyle oynayan pars gibi çevrelerinde dört dönünce, Ermanarik sinirinden kendini kesmiş, Got ordusu kapıldıkları belinle kaçıvermişti.

Bu yengiden sonra, Gotların boyun eğeceğini düşünen Hunlar, Got Kağanlığını yok etmediler ve vergi umuduyla beklemeye başladılar. Ne var ki Gotlar, Ermanarik'in bir yavuğu olan Vithimir'i (ya da Vinitharius'u) başlarına Kağan seçip yeniden savaşa ornağladılar. Vithimir, öncülünden daha öklü olduğunu göstererek, başına buyruk, serkerlik yapan çeşitli Hun çetelerini parayla tutup, kendi ordusunda kullanarak yeniden Hunlara karşı ayaklandı. Bunun üzerine Bülümer önderliğindeki Hunlar[3], Got ülkesine yeniden akın ettiler. Her dem olduğu gibi, yine eşeğini sağlam kazığa bağlayan Hunlar, Gotlar arasında Vithimir'e karşı olup, Ermanarik soyundan birinin Kağan olmasını isteyenlerle birlik olarak Vithimir'in ordusuyla en az üç kez çarpıştılar. Üçüncü çarpışmada alnının çatından bir ok yiyen Vithimir öldü ve Got Kağanlığının sonu geldi. Bu ordunun sübaşları olan Alatheus ve Saphrax ordularının kalanıyla birlikte batıya, Turla (Dniester) ırmağının ötesine çekildi. Burada batıdaki Gotların sübaşı olan Athanarik, ordusuyla birlikte bekliyordu. Hunlar, Got izcilerine görünmeden ırmağı aşıp, gece karanlığında üstlerine çöktüğünde, Athanarik ordusuyla birlikte kaçabildiğince uzağa kaçtı. Ancak batıdaki Gotların büyük bir bölümü, onu izlemek yerine, onun yağısı olan Fritigern'i izleyerek Doğu Urum Kağanlığına sığındılar. Bu dönemde Doğu Urum Kağanı olan Valens, Gotları sevinçle karşıladı. Urum ordusunun yüzyıllardır içten içe çürüdüğü herkesçe bilinmekteydi, bütün ordu parayla tutulmuş Germenler ve Türklerden oluşuyordu. Valens'in isteği, kendi topraklarına yerleştireceği bu Gotları hem Urum uygarlığının bir parçası yapıp, kendince "barbarlıktan" kurtarmak, hem de içi geçmiş Urumlar yerine, orduya katarak eskisi gibi güçlü ve şanlı bir düzenli ordu kurabilmekti. Ancak Gotlar, Urum Kağanlığında kötü koşullar altında kaldılar, açlık ve düzensizlik başgösterdiğindeyse ayaklandılar. Valens'in bu sırada İran'da bulunan ordusu, gerisingeri dönerek Trakya'yı yağmalamakta olan Gotların üzerine yürüdüğündeyse, Gotlar, artık Tuna ırmağına değin uzanan bütün bölgeyi ele geçirmiş Hunlara sığınarak yardım istedi ve bu üç ordu 9 Ağustos 378 yılında, Edirne'de karşılaştı. Urumların büyük yenilgisiyle sonuçlanan bu savaşın ardından, Athanarik ile birlikte kaçan doğu Gotları da, Hunlar ve batı Gotlarına katılarak, bütün Balkan bölgesinin yanısıra Yunanistan'ı bile ele geçirdi. Ne var ki, bütün bu olaylardan sonra, bu geçici birlik dağıldı ve herkes kendi işlerine döndü. Bütün bu olaylardan hiçbir nen öğrenememiş Urumlarsa, Gotlara yeniden kendi topraklarında yer verdiler. Urum ulusundan vergi almaya başlayan Gotlar, bunun karşılığında Urum ordusunda görev alıyordu.
Bu dönemden sonra, giderek daha çok Germen boyu, Hunlara kul olarak, Urumlara karşı akınlar düzenlemeye başladılar. 391 yılından başlayaraksa, Hunlar batıda İtalya'ya, doğudaysa Anadolu'ya, Antakya'ya ve neredeyse Kudüs'e değin pek çok akın düzenlediler, bu akınlarda Yıldız Yabgu'nun da bulunduğunu düşünmek yersiz olmaz.

İşte 400 yılına yaklaşırken, Balkan ve Trakya bölgelerinde Urum Kağanlığının konumu böyle sallantıdaydı. 400 yılında, Yıldız Yabgu yazılı ertekte ilk kez görüldüğündeyse, durum Urumlar için daha da kötüye gidecekti.

Bölüm 2. - Yıldız Yabgu'nun eylemleri

Yıldız Yabgu'nun göz önüne çıkışından önce, Got sübaşı Gäinas'tan sözetmek gerekir. Gäinas, Batı Urum Kağanlığı ordusuna katılmış bayağı bir erken, yeteneklerini kanıtlayıp 394 yılında, ordunun Germenlerden oluşan bölümünün başına geçmişti[1]. Bu yüzden, dönemin Batı Urum başbuğu Stilicho, sözde Doğu Urum Kağanlığı'na yardım için, ancak gerçekte kendine yağı olan Doğu Urum yabgusu Rufinus'tan kurtulmak için Gäinas ve ordusunu gönderdi. Gäinas, Rufinus'u öldürmesine karşın, Stilicho'nun bir başka yağısı olan Eutropius'la ortak olup, Doğu Urum ordularında yüksek bir konuma yükseldi. Doğu Urum Kağanlığında bin türlü sinsilik yapan Gäinas, ordularını İstanbul'a yerleştirdikten sonra sarayda Gotlara karşı olan herkesi alaşağı etmesinin yanısıra, Eutropius'u da astırarak İstanbul'un yönetimini tümüyle eline geçirmeyi başardı. Ne var ki, İstanbul'lular ayaklanarak Gäinas'ı kentten kovaladılar. Böylece gidecek hiçbir yeri kalmayan Gäinas, Tuna ırmağının ötesine kaçarak, Yıldız Yabgu'nun eline düştü. Yıldız Yabgu, Gäinas'ın ordusunu altedip, Gäinas'ın kafasını keserek dönemin Doğu Urum Kağanı Arcadius'a gönderdi ve Doğu Urum Kağanlığı'nın yüreğine su serpti. Ne var ki bu yalnızca Yıldız Yabgu'nun sinsi bir tasarısıydı. Yalnızca birkaç yıl sonra, 405 yılında Yıldız Yabgu ve orduları Tuna ırmağını geçerek Anadolu'nun derinlerine değin girip, Muğla'dan Ürdün'e değin uzanan bütün toprakları yağmaladılar. Böylece Doğu Urum Kağanlığı'na sağ gösterip sol vurduktan sonra, gelecek yıl Batı Urum Kağanlığı'na yaranmak için yine Yıldız Yabgu'nun eylemleri yüzünden Batı Urum Kağanlığı'na saldıran Radagasius ve Got ordularını durdurmak üzere Floransa'ya at sürdü. Savaşta Yıldız Yabgu'nun ordusu Got ordusunun çevresini sararak savaşı sonuçlandırdı. Buna karşın, Urum ordularını oluşturan Gotların ayaklanmaları bitmiyor, Urumlarsa bütün bu olaylardan hiçbir nen öğrenmeyip, Gotlara toprak vermeyi sürdürüyordu. İleride Uroma'yı yağmalayacak olan Alaric ve ordusu 408 yılında çoktan ayaklanmış, İtalya'yı yağmalamaktaydı. Yıldız Yabgu, Stilicho'nun ordusunun Alaric'i yenip kendi üzerine salabilecek denli güçlü olmadığını duyduğunda, ordusuyla Tuna ırmağını yeniden aşarak bugünkü Bulgaristan'a akın etti ve Vidin bölgesindeki Urum kalalarını ele geçirdi. Barış isteyen Urum sübaşına karşı, Yıldız Yabgu kılıcını güneşe doğru kaldırıp, sonra tüm çevresini göstererek barışla ilgilenmeyip, güneşin aydınlattığı her yeri ele geçirebileceğini söyledi[2].
Ne yazık ki 409 yılında, Yıldız Yabgu'nun Hun atlılarının yanısıra çok büyük sayıda Germenden oluşan ordusunun önemli bir bölümü Urumların yanına geçerek Yıldız Yabgu'yu sırtından bıçakladılar. Bu savaş sırasında Yıldız Yabgu'nun yanında savaşan Scrii dedikleri bir Germen boyunun tümüyle yok olduğu yazmaktadır. Yıldız Yabgu bunun üzerine bölgeden çekilerek bir daha yazılı ertekte görünmedi. Yalnızca bir yıl sonra , 410 yılında Hunların arasına tutsak olarak gönderilip sarayda ağırlanan Urum sübaşı Aetius, Yıldız Yabgu'nun değil, Karaton (Aybat/Ay Bey[11]) Tanyu'nun sarayında bulunuyordu[10]. Yazılı kaynaklar, Yıldız Yabgu'nun bu savaştan diri ayrıldığını söylemelerine karşın, daha sonra ölüp ölmediğini söylememektedir.

Bölüm 3. - Yıldız Yabgu'dan sonra Balkan bölgesi

Yıldız Yabgu'nun ortadan yok oluşundan bir yıl sonra, Alaric'in ordusu Uroma'yı yağmaladı. Bunun üzerinden daha çok geçmemişkense Alanlar, Vandallarla birlik olarak Batı Urum Kağanlığı'nın en batı yörelerine saldırdılar. Bütün Galya'yı ele geçirdikten sonra bugünkü İspanya'ya yerleştiler. Böylece bütün gücünü yitiren Batı Urum Kağanlığı, yalnızca kırk yıl sonra bütün Avrupa'yı kasıp kavuracak olan Atilla Tanyu karşısında bir engel oluşturamadı. Nasıl Yıldız Yabgu, Batı Urum Kağanlığı'nın yanında bulunup, Doğu Urum Kağanlığı'nı parçaladıysa, Atilla da Doğu Urum Kağanlığı'nın yanında bulunup, Batı Urum Kağanlığı'nı parçaladı. Bu yüzden Doğu Urum Kağanlığı, kardeş kağanlığından daha uzun bir süre yaşamayı başardı. Ne var ki Urum Kağanlıkları, Hunların ardından bir daha acunda önemli bir yer tutamadılar.

Bölüm 4. - Yıldız Yabgu'nun ulungsal kişiliği

Günümüz İskandinavya'sında, 400lü yıllardan başlayıp, bu çağdan çok daha iyi araştırılmış 900lü yıllara değin büyük bir kültürel değişim ve uzluk devrimi görülür. 5. yüzyıla erteklendirilen pek çok kuyum, Avrasya bozkırlarına özgü olan "Yılkı Biçemi" ile süslüdür. Tunçtan yapılma tabak, çanakların üzerinde ulungsal yaratıklar, yağanlar ve tamgalar görüldüğü gibi, benzerleri yalnızca günümüz İran'ı ve Afganistan'ında görülmüş bir oyuncağın yanısıra, kaynağı Suriye olduğu düşünülen bir parça sırça ve kuzey Hindistan'dan geldiği düşünülen bir Burkan balbalı bile bulunmuştur[8].
Bu dönemden önce, tek tük tarlalar ve taştan evlerle kaplı olan İskandinavya'da, ölmüş soylular, teknelerin içine konup, çevreleri taşlarla çevrilip, kişisel mallarıyla birlikte uğurlanıyordu. Ancak 5. yüzyılda, bu gelenek sürmesine karşın, yanına bir de kurganlar eklenmiş (Gamla Uppsala'da) ve İskandinavya'da iki ayrı töre, birlikte yaşamaya başlamıştır. Bunun yanısıra, 5. yüzyıl bir yandan da batılı ertekçilerin "rün" adını verdiği Türk yazısının İskandinavya'da ilk örneklerinin bulunduğu çağdır.

1200lerde, İskandinavlar sonunda kendi Kaşgarlı Mahmut'ları olan, Snorri Sturluson'u çıkarmayı başardılar. Başarılı bir ertekçi olan Snorri, dönemin Norveç kralı için bulabildiği bütün soykütüklerini incelemesinin yanısıra, her türlü öykü ve ulungu da derleyerek Prose Edda (Kögsüz Koşuk) ve Heimskringla adlı iki betik yazdı. Bu betiklerin her ikisi de, bugün ABD'nin gülünç öyküleri yüzünden İskandinavların baş tözü olarak tanıdığımız Odin'in, İskandinavya'ya nereden ve nasıl geldiğini, bu topraklarda nasıl han olduğunu, çocukları arasında ülkeyi nasıl bölüşüp, İskandinavların toplumsal yasalarının ulunu nasıl attığını ve Odin'in soyundan gelen hanlar ile beyleri saymaktadır.

Prose Edda, Odin'in İskandinavya'ya gidişinden önce başlar. Snorri'nin dediğine göre, Odin, Germen ve İskaninav ülkelerini kuşaklardır yöneten köklü bir soydan gelmektedir. Odin'in ulusuna Asir (As+er?) denir ve Asya'dan gelirler. Odin Turkland'de yaşamaktayken, bütün ulusunu toplayarak Saxland'e değin yürür. Bütün buraları ele geçirdikten sonra, oğullarından birini Frankland'e, birini Westphalia'ya, biriniyse Doğu Saxland'e han olarak atar. Burada geçen Saxland, Saka elinden başka bir yer değildir. Aral gölünden başlayıp, Tuna ırmağının boyuna değin uzanan bütün bölgenin adı, anlaşılır biçimde bu bölgeyi bin yıldır yöneten Sakalardan gelmekteydi. Bu bilginin doğruluğunu, Hazar Hanlığı'na komşularının Saklan adını vermesinden görebiliriz. Ancak Snorri'nin çağına değin, Saxland adı yalnızca bugünkü kuzey Almanya'yı kapsayacak denli küçülmüştü. Snorri'nin derlediği öyküleri olduğu gibi yazdığını, ancak ne anlatmak istediklerini de anladığını Heimskringla'da yazdıklarından göreceğiz. Odin bunun ardından, gözünü kuzeye çevirerek yürümeyi sürdürür. Jutland'a (Danimarka) vardığında bir başka oğlunu da buraya han olarak atar ve denizi aşarak İsveç'e girer. İsveç hanı Gylfi, Asirlerin geldiğini duyunca onları karşılayarak, Odin'e hanlığının yarısını sunar. Odin sunulan toprakları beğenerek kendine aldıktan sonra kuzeye doğru ilerlemeyi sürdürür ve Kuzey Buz Denizi'ne vardığında, buraya Norveç adını vererek oğlu Saemingr'i başına han olarak atar. Daha sonra İsveç'e dönerek ülkeyi yönetir. O öldüğündeyse ülkenin başına oğlu Yngvi geçer.

Heimskringla, Odin'i çok daha derinlemesine incelediği gibi, Snorri'nin acunla ilgili ne denli bilgili olduğunu da gösterir ve Asir'lerin anayurdunun yeriyle ilgili önemli bilgiler verir. Snorri, Don ırmağının ötesindeki topraklara Asaland ya da Asaheim dendiğini ve buradaki en büyük kentin, Odin'in yaşadığı Asgaard (As+kala) olduğunu söyler. Bilindiği gibi Askel (As+kala), Kiyev'in (Kuu+ev = Ak ev, ya da Kıyı+ev) tepelerinden birindeki Hun kalasının adıdır. Bulgar ulunglarına göre Atilla'nın sarayı da burada bulunmaktaydı. Ancak Kiyev, Don ırmağının batısında kaldığı için, Snorri daha doğuda, As-Tokar Türklerinin anayurdu olan Kafkas bölgesindeki bir yerden sözediyor olabilir. Snorri, Odin'in büyülü öngörüsüyle İskandinavya'da bayındırlığa ulaşacağını bildiği için, Asgaard'ı kardeşleri Ve ile Vilje'ye bırakıp Saxland'a gittiğini söyler. Öykünün buradan sonraki bölümü, Prose Edda'daki konuyu işledikten sonra, Odin'in İsveç'teki yeni ulusuna ozanlığı ve yazıyı öğretmesiyle, ölümünü anlatır ve onun soyundan gelen İsveç ve Norveç hanlarını sayarak biter.

David K. Faux, bu konuyu Kurgan Culture in Skandinavia yazısında derinlemesine incelediği gibi, belki Yıldız Yabgu değilse bile, Hunların kesinlikle İskandinavya'ya yerleşerek han soylarını oluşturduğunu ve bunu yaparken yanlarında kadınlarını getirmediklerini kalıtsal verilerle kanıtlamaktadır. Ancak Yıldız Yabgu'nun ortadan yok oluşuyla, İskandinavya'da Hun kültürünün ortaya çıkışı erteksel olarak çok güzel örtüşmektedir.

Sonuç

Yıldız Yabgu, Hunların Avrupa'yı ele geçirişinde önemli bir yeri olan, büyük bir sübaşıydı. Eğer Snorri Sturluson'un öyküleri gerçekten de Yıldız Yabgu'dan sözediyorsa da, acundaki en kötü bölgelerden birinde yaşayan tatlara töre ve uygarlık götürmüş, bir bilgeydi. Yıldız Yabgu, Djagfar Tarihi'ne göre, 402 yılında, batı ertekçilerine göre 412 yılında, Snorri Sturluson'a göreyse 450 yılında ölmüş olmalıdır.

Sözlük

belin: panik
dem: zaman
ertek: tarih
ertinli: son derece
içreki: resmi
kög: ritm, koşukta ölçü
kutalma: politika
ornağ: karar
orun: taht
oyrat: müttefik
öklü: zeki
serker: haydut
takşut: fıkra
tat: töre bilmez, gavur
toyun: rahip
törük: töreyi bilen ve izleyen
töz: güçlü tinsel yaratıklar, örn. Zeus, Ülgen, Allah vb.
ul: temel
ulung: efsane
unan-: kabul edilmek
uzluk: sanat
yağan: fil
yağı: düşman
yat: yabancı
yavuk: akraba
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Buga Yaktu
Türkçü BOZKURT

ileti Sayısı: 4.112


Türk var oldukça,Türkçülük ateşi de yanar durur.


« Yanıtla #2 : 02 Ağustos 2018, 21:58:42 »

Ellerine sağlık.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türkçülük, din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
UralAltay
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 115



« Yanıtla #3 : 03 Ağustos 2018, 11:53:39 »

Sağolun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.089 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.