Yıkılacak asıl ucûbe
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 08 Nisan 2020, 10:52:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yıkılacak asıl ucûbe  (Okunma Sayısı 6502 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Erlik Adana
Ziyaretçi
« : 10 Ağustos 2011, 15:24:24 »

           Yahudi fıtrî erdeminin kanıt kaynağı olan Tevrat'ın nev'ilerinden biri gerçekten bu yüksek erdeme uygun  (!) bir öykü ile başlar. Tarihlerinin bir döneminde mimaride çok ileri gitmiş Yahudi halkından bir büyük duvar ustası yetişmiştir. Adı Hiram usta olan bu zat çiviyi en iyi çakan, duvarı en düzgün yapan, harcı en iyi karan usta olarak tüm Yahudi ülkesine nam salmıştır. Günün birinde kendisinden bu yeteneğin sırlarını öğrenmek isteyen bir grup işçi yanına gelerek kendisine sorular sormaya başlayınca durumu anlayan Hiram usta kesinlikle kimseye bilgi vermeyeceğini söyler. Sinirlenen işçiler Hiram ustayı öldürerek karısını dul bırakırlar ve bu garip öykünün telkinleri ile Yahudi kutsal kitabı hayat esasları belirlemeye çalışır.

           Yahudiler için alınacak çok dersin bulunduğu bu öykü, aslında bugün onları dünya ekonomisinde lider yapan prensiplerin çıkış noktasıdır. Çok erdemli olan Yahudi milletinin bir üyesi, Hiram usta, yardımseverliği reddederek tüm bilgi ve görgülerin kendilerinde kalmasını sağlamıştır. Bu prensibin işlendiği dimağlar da 'birader'leri olmaksızın kalkınmayı reddetmiş, dışa açılmamış, dünyadaki tek ırk-devletin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Yahudi gelişimi ve düşüncesi daha önce yazılmış olan ve ilerde yazılabilecek başka bir yazının konusu olabilir, şimdilik sadece değinmekle yetineceğim.

            Birkaç on yılda bir yapılan ''Bu kez dışa açılıyoruz!'' palavrası ile unutulmağa yüz tutmuş popülerliklerini yenilemeye çalışan masonlar, her fırsatta Yahudiler ile bir alakalarının olmadığını sadece uluslararası bir yardım ve kardeşlik kuruluşu olduklarını iddia ederler. Aslında Yahudi hizmetkarlığı ve siyonizm temsilciliğinden başka bir görevi olmayan masonlar, yurdumuzda da bir dönem popülerlik kazanmış ancak zamanla hak ettikleri gerileme ve dağılma dönemlerine erişmişlerdir. Elbette bu erişme Türk Milleti'nin dimağında, açıkta olanlardan nispeten daha zor bir şekilde silinecek olan izler de bırakarak gerçekleşmiştir.

            Masonluk, Yahudi hizmetkârlığıdır. Bizzat televizyon programına çıkan mevcut büyük üstadın yüzlerle ifade ettiği masonik simge ve işaretlerinden sadece yukarıda anlatılan öykü ile ilgili olan bile onlarcasına rastlanabilir.



              Üstteki resimde, mason üniforması ile Talat Ataev görünmektedir. Üzerindeki çanta ''Dul kadının çantası'' olarak adlandırılmakta ve mason toplantılarında para toplamak için kullanılmaktadır. Masonlar yine kendi aralarında usta-kalfa-çırak ilişkileri ile anılarak Hiram usta geleneğini sürdürürler.





                Bugün Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası adı altında örgütlenen kişilerden, biri zor duruma düşerse ''Dul kadının oğlu zor durumda!'' diyerek biraderlerini uyarmakta ve yardım istemektedir.

                Buraya kadar olan kısımdan ''Bize ne?'' demek elbette hakkımızdır. Dünya'nın her yerinde örgütlenmiş bir gruba karşı ne yapabiliriz? Bize dokunana kadar yılanın başı zaten ezilecektir. Biz önümüze koyulan sahte gündem ve ucûbeler ile vakit ayırabiliriz, ne de olsa.

               1999 yılında yine gelenekselleşmiş mason dışa açılım toplantısında tanıdık bir ismin de masonluğu zikrediliyordu. Ziraat Bankası'nın fikir babası ve ittihatçılardan Talat Paşa da (hürlüğünü bilmem ya) kabul edilmiş bir mason idi (Aynı toplantıda ilan edilen bir diğer meşhur mason için bakınız: Kağan Bahadır- Mason Padişah 5. Murat). Kinayeli bir şekilde, Ziraat Bankası'nın kuruluş fikrini eski Türk Geleneği'nden aldığı iddia edilen Talat Paşa bir gönül kırıklığımız ile böyle yad ediliyordu.

              Peki bu kadar mıydı? Talât Paşa öldü diye kurduğu bankanın kimlerin eseri olduğu gizlenecek miydi? Elbette hayır!


            1912 yılında Avusturyalı masonlarca Wiener Bank adı ile İstanbul'un Karaköy semtine bir banka açılıyordu:




              Bankadaki heykeller de ilginçti. İkinci kat balkonundaki bir kadın ve erkek heykeli göze çarpıyordu.









             Buradaki kadın, Tevrat'taki ''Dul Kadın'' erkek ise ''Hiram Usta''dan başkası değildir. Masonlar, yani Yahudi hizmetkârları paralarımızı koyduğumuz bankalarımıza kendi şekillerini yerleştirmişler, bize de ancak bir avuç avuntu ucûbe sanrısı bırakmışlardır.


             Makale bittiğine göre Kola içmeyip ''Türkiye'deki her mevkiîe Türkler gelmeli!'' diyen Irkçıları eleştirmeye devam edebilirsiniz.


Ancak Tanrı Türk'ünü koruyacaktır!
Erlik Tanrıöğen
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #1 : 10 Ağustos 2011, 15:37:40 »

çok güzel bir paylaşım olmuş andam. Elin dert görmesin.TTK
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Horasanlı Türkmen
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 205


Batı'da İskender varsa, doğuda Nadir Şah var...


« Yanıtla #2 : 10 Ağustos 2011, 16:35:58 »

İşin kötü tarafı İstanbul'un en görünebilen yerinde(Galata Köprüsü'nün Karaköy Ayağı'nda) olan ucube hiçbir Türk soylunun dikkatini çekmez duruma gelmiş. Duvarcı Hiram'ı Türk Milleti'nin gözüne sokulmasına izin verip de kendilerine Türk diyenlere ne yapmalı sizce. Mason Locaları'nın kaldırılmasında katkısı olmuş Mahmut Esat Bozkurt Bey'in mezarda kemiklerini sızlatan tabloya sessiz kalmak kimin suçu?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

" Benim ölümüm benim son silahımdır, bu silah dünyaya mert gelip mert gidenlerin silahıdır."

-Babek Hürremiddin-
Kam - Şaman
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 217


Bozkurt


« Yanıtla #3 : 10 Ağustos 2011, 16:48:01 »

Sevgili kardeşlerim;

Günümüzün en tehlikeli oluşumlarından ikisi olan Masonluğu ve İllimünati’yi inceleyeceğim. Bu konuda bir kitap projem vardı ama şimdilik rafa kaldırmak zorunda kaldım. Bu yüzden notlarımdan bir kısmını sizlere aktaracağım.

Evvela Masonluğun ve İllimünati’nin birbirinden farklı iki örgüt olduğunu söylemeliyim. Bunlarla çokça birbirlerine karıştırılırlar ama ikisi birbirinden farklıdırlar. Şimdi ilk olarak Masonluğu inceleyelim.

Masonluk iki döneme sahiptir. İlk kuruluş dönemi ve dünya hâkimiyeti sağlama dönemi. Masonlar bir duvarcı örgütüydü kuruluşunda. Bunun amacı mesleki örgütlenmelerini sağlamaktı. Çünkü İngiltere’nin her yerinde çalışan tek meslek sahibi bunlardı. Belli bir kalite standartı getirmek maksadı ile böyle bir örgüt kaldı fakat dikkat çekmiyordu. Bunun fark eden bir İngiliz Lordu bu örgüte sızdı. Temelde Kilise'ye karşı bir örgütlenme ihtiyaçları vardı, fakat bunu sessizce ve dikkat çekmeden yapmak pek mümkün değildi. Bu yüzden bu örgütü tercih etmişlerdi, hem İngiltere’nin her köşesinde organize oluşları, hem de çok önemsiz görülmesi biçilmiş bir kaftan yapıyordu bu işi. Zaman içerisinde duvarcı ustalarının yerini Lordlar alıvermişti.

İlk çıkış Masonları kendilerini Britanya'da Anglosakson Hükümranlığı sağlayan kişi olan Kral Athelstan’a dayandırmaktaydılar. İngiliz Irkçısı olan bu asiller, kiliseyi yok etmek için sistematiklere, şifrelere, ritüellere ihtiyaç duydular. Kiliseye karşı mücadelelerinde örnek alabilecekleri tek bir sistem vardı, o da Cizvit Rahipleri. Yıllarca yeraltında yaşamış, uzun bir zaman mücadele etmiş ve emelleri için gizli yollar, işaretler, ritüeller icat etmişlerdi. Gerçekten de bugün bile karşılaştırdığınızda Mason ritüelleri ile Cizvitlerin birbirlerine ne kadar benzedikleri aşikârdır. Zaten önlerinde kopyalayabilecekleri daha iyi bir model de yoktu.

Kilise ile olan mücadelelerini kazanan Masonlar’ın İngiliz Irkçısı olduğunu söylemiştik. Bunların inancı dünyaya hâkim olmaktı. Fakat önemli bir eksikleri vardı, hâkimiyeti sağlamak için çok iyi bir para kaynağına sahip olmaları gerekiyordu. Bu gerekliliğin zaruretinden olacak, en iyi kaynağın Yahudiler olduğunu anlamaları gecikmeyecekti. İngiliz asiller ile Yahudi önde gelenlerin ilk defa yolları bu zamanda kesişmeye başladı. Elbette aralarında bir bağ oluşturulması gerekmekteydi, bunun için hayali bir tarih üretildi, destanlar ve mitler ile süslenmiş bir tarih. Yahudilerin tarihleri zaten hep mitsel yaklaşım taşıdığından bunları özümsemeleri çok da zor olmayacaktı. Yahudilere bir de vatan vaat etmekle işlerini kolaylaştırabileceklerini düşündüler, bu bölüme tekrar döneceğiz.

Uydurulan hayali tarihte Süleyman Tapınağının duvarcı ustası Hiram usta kullanıldı. Tevrat metinlerini incelediğimde bu isimde bir Hiram usta vardır, kendisi tunç ve döküm ustasıdır, fakat bir detay var ki Mason tezinin aksine kendisi Musevi değildir, Fenikelidir ve putperesttir ayrıca duvarcılıkla da alakası yoktur. Tapınak mimarisini incelediğimde ulaştığım veriler ile Fenikelilerin mimarilerini kıyasladığımda onların mimarisi ile örtüşüyor ve putperest inançlarını yansıtıyordu. O yüzden üstün meziyetlere sahip Yahudi Hiram, sadece bir hayalden ibaretti! Zaten devrin en önemli kaynağı Fenikedir.

Daha sonra bu tarihi Templier Şövalyeleri (Tapınak Şövalyeleri) ile ikinci bir halka oluşturulur. Bunların üstün meziyetleri Süleyman Tapınağında aldıklarından bahsedilir. Hayali Hiram usta ile herhangi bir bağları olmadığı gibi esasında bahsedilen anlamda üstün meziyetlere de sahip değildirler. Papalık tarafından daha sonra aforoz edilmiş ve biri hariç tüm üyeleri yok edilmiştir.

Fakat buna rağmen Gül ve Haç ile ilişki kurdukları ve bilgilerini aktardıkları iddiasını öne sürerler ama tarihsel olarak hiçbir geçerli kanıt yoktur. Hiçbir organik bağları yoktur, sadece Masonların ürettiği hayali bir tarih vardır. Gül ve Haç ile de kendileri arasında bir bağ kurarlar ama esasında böyle bir bağ da yok. Başta da anlattığım gibi kiliseye karşı başlatılmış bir organizmadır ama hiçbir organik bağları yoktur. Aksi halde Mason ritüellerinde Cizvit rahipleri yerine Yahudi ritüelleri hâkim olurdu! Bu bir tarafa herhangi bir tarihsel gerçekliği bulunmamaktadır.

Bugüne kadar basın yayın organlarında çıkan Mason haberleri ise sanki bunların hepsi doğruymuş gibi, sanki onlar üstün bir toplulukmuş gibi bir hava estirildi. Esasında bu bilgilerin tamamı da Masonlar tarafından sızdırıldı, bu yüzden sap ve saman birbirine karıştı ve herkes Masonluğun ne olduğunu öğrenemedi. İngilizler siyasi manevra kabiliyetleri sayesinde kendilerini perdeden sıyırarak yerine Amerika ve Yahudileri koydu ve bugün Masonluk dendiğinde akla hep Yahudiler geldi, oysaki Mason büyük locası İngiltere’dedir. Bu locanın izni olmaksızın hiçbir Mason locası açılamaz, açılsa bile varlığını sürdüremez. İngilizler dünya hâkimiyetine giden yolda gelen tepkileri ve saldırıları kendi üstünden kaydırmak için Amerika ve Yahudileri kullanmıştır. Bu konuyu açalım.

Fransa ve İngiltere arasında gerçekleşen 7 yıl savaşları sonucunda ağır bir maddi yük gelmiştir. İngiltere savaşın galibi olmuştur ama maddi yükün finanse edilmesi gerekmektedir. Bunun için bir çeşitli kolonileri bulunan Amerika’da vergiler artırılmıştır. Vergilerin artmasına toprak ağası Washington’un başını çektiği bir isyan başlamıştır. Bu isyan öz nitelik olarak ağırlaşan vergilerin kaldırılması içindir. Peki, ne oldu da kurtuluş savaşlarına döndü?

Bu kısımda İngiliz efendilerin Yahudi dostları devreye giriyor, isyanları kurtuluş savaşına döndürmeleri telkinleri ve destekleri sağlanıyor. Bu arada da Fransa Kralı 16. Louis ise alttan alttan isyana maddi destek sağlıyor. Başta Washington dâhil hiç kimse bu kurtuluş savaşına katılmıyor, çünkü İngilizler büyük bir güce sahiptir ve onları ezebilecekleri kesindir ama İngiliz efendilerinden tam destek alan Washington işi kurtuluşa döndürmeye razı oluyor. Halkı buna ikna etmekte zordur ama bir süre sonra herkes buna ikna olmuştur. Gerçekten de bu savaşı incelediğimde İngilizlerin kolaylıkla bastırabileceği isyanın, kaybedilmesi için gösterilmiş çabayı görmemek mümkün değildir. Proje aracı bir devlet yolu ile dünya hâkimiyetine oynanmasıdır. Ve sonunca Amerika kurulmuştur ve resmi olarak tarihte kurulmuş ilk Mason devletidir! Kurucuları Masondur.

Masonların tarihe ilk müdahalesi ise Fransız Devrimi iledir. Tarihteki ilk soykırım da burada yapılmıştır! 16. Louis Amerikan isyanına verdiği maddi destek ile birlikte kendi ülkesi zor zamanlar yaşamaktadır. İnsanlar açtır ve Antounnette’in “Ekmek bulamıyorsanız pasta (ekmeğin bozulmak üzere olan hali, kıtlık zamanında kullanılırdı) yiyin” sözü sabırları taşırmış ve Bastillé hapisanesini basarak mahkumları serbest bırakarak isyanı başlatmıştır. Esasında burada hiçbir özgürlük istemi yoktur. Halkın temsilcisi sayılan burjuva adil bir sistem istemektedir, soylulara verilen imtiyazlara son verilmesi ve ortak paylaşım istemektedir. Zira burjuva ticaret ile zenginleşirken, asiller girilen savaşlar yüzünden fakirleşmiş ve eski maddi güçlerine sahip değildir ama imtiyazlarını yitirmemek için direnirler ve krala baskı yaparak 160 yıl boyunca hiç toplanmayan üçlü meclisi toplarlar. Bunlar Asiller, Burjuva ve Kraldır. Burjuva talepleri kabul edilmeyince ulusal meclisi kurar. Bu meclis ilk başta meşruti bir monarşik rejim ister. Yani halkın soylu sınıfı ile eşit haklara sahip olabileceği (hizmetçiler ve köleler hariç) bir sistem isterler. Burada Masonların müdahalesi gerçekleşir ve monarşi devrilmesi giden yol dillendirilmeye başlanır. Zamanla krallık karşıtları üstün gelir ve İngiliz efendilerine savaş açan 16. Louis giyotine gönderilerek cezalandırılır.

Bu dünya üzerinde birçok krallığın parçalanmasına giden yolu açmış ve yeryüzünde tek bir krallığın kalmasına neden olmuştur, İngiliz Monarşisi! İngiltere tahtı yani kral Masonluğun koruyucusudur. Kral tahta çıkabilmek için bunu yapacağına söz verir. Düşünen arkadaşlar bir ip ucu vereyim, prens Charles yaşadığı halde neden kraliçe hala tahta vekalet eder?!

Evet, görüldüğü gibi tarih sahnesinde köklü bir değişim sağlamışlardır. Fakat öyle üstün güçler ile değil para ve köleleri sayesinde yapmışlardır bunu. Buradan çıkan sonuç hiçbir şey halklara rağmen yapılamaz, halklar dilerse bunların hepsini bertaraf eder. İşte size gerçek Mason tarihselliği. En azından benim tespit edebildiklerim. Bundan sonraki operasyonlarını da ileriki günlerde açıklamaya gayret edeceğim.

Sıra da İllimünati var. İllimünati örgütü, Masonluğun aksine Alman temellidir. 1 Mayıs 1776'da Alman Hukuk Profesörü Adam WEISHAUPT tarafından kurulmuştur. Anlamı Aydınlanmışlardır. İşçi bayramı diye kutlanan gün ile aynı tarihte kurulması ne kadar ilginç değil mi? Bunun bağlantısını birazdan anlayacaksınız.

İllimünatinin kurulmasının iki temel amacı vardı. Bunlar;

  • Bütün monarşilerin ve düzenli hükümetlerin yok edilmesi
  • Bütün dinlerin yok edilmesi

Masonluk ile karıştırılırlar fakat en büyük özellikleri Masonlar ile ilişki kurmamaya gösterdikleri özendir, herhalde ırk ayrımından olsa gerek. Fakat tarih sahnesinde kesişmeleri de mevcuttur. Bazı ideallerini Masonlara yaptırdıkları da olmuştur.

WEISHAUPT aslında bir masondu, fakat kendi emellerinin bir kısmı Masonlukta olsa da yeterli değildi. Bu yüzden kendi yolunu kurdu. O da kilise karşıtı idi ve hareketi gizlice gerçekleştirdi.  Çalışmalar bilimselmiş gibi gösteriliyordu ve Newtoncu pozitivst akımı öne çıkarılıyordu ama esasında gizli siyasi emelleri de mevcuttu. Mason olan Baron Adolf Von KNIGGE’nin katılımı ile itibarı artmış ve geniş bir nüfuza yol açmıştı. Baron’un sisteme ekler getirmesi ve hâkimiyeti WEISHAUPT ile anlaşmazlığa girmesine neden oldu ve ayrıldı. Baron ayrıldıktan sonra 22 Haziran 1784’de örgüt yasadışı siyasi emelleri neden gösterilerek kapatıldı ve İllimünatiler dağıtıldı. Tabi bu onların mücadelesine son vermelerine neden olmadı, bu sefer daha da dikkatli davranmaya başladılar.

İllimünati aslında Sosyalizm’in ideolojisinde öngörülen yapıyı oluşturmak istiyordu. Zaten bu tür bir darbe yapma girişimlerinin haber alınması yasaklanmalarına neden olmuştu. 1800’lü yılların başında İllimünatiler varlıklarını korumak için Dürüstler Birliği adında bir dernek kurdu ve zamanla Komünistler Birliği adını aldı. Bu birlik siyasi mekanizmalarını ön görecek bir manifesto hazırlamak niyetindeydi ve bu konuda iki Komünist kardeşlerinden yardım aldılar, Karl MARKS ve Fredrick ENGELS!

MARKS ve ENGELS, İllimünati tarafından kendilerine yazdırılan meşhur bir hayalet dolaşıyor diye başlayan Komünist Manifestosunu kaleme aldılar ve dinlere olan kinlerini de burada kustular. Dini bir uyuşturucu olarak gördüler ve halkın aydınlanması için dinlerin kaldırılması fikrini ileri sürdüler. İlginçtir ki İllimünatide yer alan Yahudilerin hemen tamamı Komünizm’in öncülerindendi. Örnek vermek gerekirse;

Ferdinand LASALLE: MARKS’ın en yakın arkadaşı ve Komünist Diktatörlüğün ateşli savunucusudur.

Victor ADLER: Engels’in sağ koludur. Komünizm için çok çaba harcadı ve oğlu Friedrich ADLER, Avusturya Komünist Partisi’nin lideri oldu

Moses (Musa) HESS: Tutucu bir Yahudi ailenin Sosyolog oğludur. MARKS’ın yakın arkadaşı ve ateşli bir Siyonisttir. Roma ve Kudüs kitabı ile Avrupa da Siyonist hareketin öncüsü oldu ve İsrail devletinin kurulması için çalıştı. Tüm yaşamı boyunca Darwinizm’in en şiddetli savunucularından oldu.

LENIN: Sovyet devrimini yapan LENIN, bir Yahudidir.

Herbert MARCUSE: Bir Yahudi olan MARCUSE, Marksizm’i yeniden yorumlayarak tüm dünyaya yayılan Solcu Üniversite hareketini başlatan kişi oldu. Günümüzde ki Marksist İdeoloji yorumuna hâkim olan görüşte kendisine aittir.

Görüldüğü gibi Komünizm’in temelini İllimünati atmıştır ve yine onlar bir yere getirmiştir. Size daha ilgi çekici ve tarihte hiç dikkat çekmeyen bir İllimünatiden bahsetmek istiyorum. Burada anlatılanlar size birçok şeyi anlamanızda yardımcı olacaktır.

Bu kişi Amerikan Konfederasyon Ordusu Generali Albert PIKE'dır. Önce kısaca PIKE'ı tanıtmakla başlayalım. Amerikan iç savaşı sırasında Güneyli Konfederasyon ordusunda görev yapan General PIKE, bu savaştaki en acımasız komutanlardan biriydi. General PIKE emri altına topladığı ve değişik Kızılderili kabilelerinden özel olarak seçtiği bir yağmacı ve çapulcu ordusuyla Kuzey hatlarının arkasında bir gerilla savaşı veriyor ve bulabildiği tüm sivil yerleşim birimlerine saldırıyordu. Bu süreçte o kadar çok sivil katliamı, tecavüz ve yağmacılık olayına adı karıştı ki binlerce mil ötedeki İngiliz İmparatorluğu bile eğer General PIKE'ın acımasız akınları durdurulmazsa Amerikan iç savaşına müdahil olacağını belirtmek zorunda kaldı. Konfederasyon ordusundaki diğer generallerinde nefret ettiği ve askerlik mesleğinin yüz karası olarak adlandırdığı PIKE, sonunda Konfederasyon Başkanı DAVIS tarafından savaş bitmeden görevinden alınarak çiftliğine sürgüne gönderildi.

Savaş sonrası pek çok Güney Ordusu subayı Kuzeyliler tarafından hapse gönderilmesine rağmen ne hikmetse katliam uzmanı General PIKE'a kimse dokunamadı. Bunun sebebi elbette PIKE'ın İllüminati olmasıydı. General PIKE savaş sonrası dönemde de rahat durmadı ve kendi idealleri doğrultusunda bir oluşum kurdu. Bu teşkilat Amerikan tarihine zenci katliamları ve korkunç linçler sayesinde damgasını vuran Kukuletalı katillerin örgütü Ku Klux Klan’dı. Bugün bile varlığını sürdüren, her sene belli aylarda yüzlerce ırkçı Amerikalının katıldığı ve yanan haçlar eşliğinde ilahiler okunduğu toplantılar düzenleyen Ku Klux Klan’ın tüm kuralları ve teşkilat yapısı General Albert PIKE tarafından oluşturulmuştur.

General Pike'ın yaptığı tüm bu faaliyetlere rağmen Masonlar tarafından Amerikan başkentinin göbeğine koca bir heykeli dikildi! Bu heykelin altına da sanki bu vahşet dolu adamın geçmişini kimse hatırlamazmış gibi koca harflerle "Asker" ve "Şair" yazdılar. Masonların General PIKE'a bu kadar hürmet göstermesinin sebebi onun Masonluk örgütünden daha üst düzey bir yapılanma olan İllüminati örgütüne girerek burada 33. Derece üstadıazamlığa kadar yükselmiş olmasıydı. Little Rock bölgesindeki çiftliğinde İllüminati dünya hâkimiyeti konusuna yıllarca kafa yoran ve düşüncelerini diğer önemli mason devlet adamlarına yazdığı mektuplarla paylaşan General PIKE, 1871 senesinde başka bir İtalyan mason üstadı olan Mazzini’ye çok önemli bir mektup yazdı. Bu mektup belki dikkatsizlikleri belki de insanların büyük kısmının bu tip şeyleri "komplo teorisi" olarak adlandırıp önemsememeleri nedeniyle yok edilmedi ve İtalyan devlet arşivlerinde saklı kaldı. Bu önemli belgeyi yazar Juri LINA ortaya çıkarana kadar dünya çoktan General PIKE'ı unutmuştu.

Belgenin orjinali "Under the Sign of Scorpion" isimli kitapta detaylarıyla verilmiş, ben kısaca anlatmaya çalışacağım. PIKE mektubunda aslında oldukça basit bir stratejiye dayanan detaylı bir dünya egemenliği planı kurgulamış. Ana fikir dünyadaki insanların arasındaki fikir ayrılıklarının körüklenerek çıkarılacak büyük çapta dünya savaşları sayesinde dünya dengelerini kendileri lehlerine çevirmek olarak özetlenebilir. PIKE, bu bağlamda üç dünya savaşının çıkartılmasını şart görüyordu!

Birinci savaşta Avrupa da ki üç büyük imparatorluk çökertilecek ve bunlardan biri ateist totalitarizmin merkezi yapılacaktı. Bunun arkasından Avrupa’da yaşayan Yahudi nüfusa duyulan ırkçı tepkiler kaşınacak ve bununla bağıntılı aşırı ırkçı ideolojiler hayata geçirilecekti. Çıkarılacak bu ikinci savaş Avrupa'yı ekonomik ve politik olarak tam bir çöküntüye uğratacak ve bu savaşla iki ana hedefe ulaşılacaktı. Birincisi ilk savaşta kurulan totaliter ateist ideolojinin Avrupa da ağırlık kazanması ve ikincisi Avrupa'daki Yahudi nüfusun Filistin'e göçü sağlanarak orada bir Yahudi devletinin kurulmasını sağlamak!

Şimdi burada durup düşünelim. General PIKE'ın mektubundaki plan sanki bir kehanetmiş gibi gerçekleşmiş gözüküyor! Birinci Dünya Savaşında Almanya, Avusturya-Macaristan, Rus ve Osmanlı İmparatorlukları yok edildi. Rusya da totaliter ateizm temelli Sovyetler kuruldu. İkinci Dünya Savaşı bir anda ortaya çıkan Nazi ve Faşist partiler tarafından çıkarıldı. Savaşın sonunda Avrupa zayıf düşerek Komünizm Avrupa'nın yarısına kadar yayıldı ve Ortadoğu da bir Yahudi Devleti olan İsrail kuruldu. Bir insanın yüz sene önceden bu olacakları içeren bir plan yazması, bu planın aşama aşama gerçekten de uygulamaya konduğunun işareti olabilir belki de, siz ne dersiniz?

Şimdi gelelim buraya kadar ki tüm söyledikleri gerçekleşen General PIKE, Üçüncü Savaş için neler planlamış? PIKE'a göre Üçüncü Savaş öncesinde Avrupa’da kurulmuş totaliter ateist rejim ortadan kaldırılacak ve hemen ardından Filistin de kurdurdukları Yahudi Devletinin varlığının meydana getireceği reaksiyon kullanılarak bir Hıristiyan-Müslüman savaşı çıkartılacak. Bu üçüncü savaşta Hıristiyan ve Müslüman güçler birbirlerini zayıflatana kadar savaşacaklar ve böylece tüm Dünyada İlluminati örgütünün hegemonyasına karşı gelebilecek tek bir devlet bile kalmamış olacak.

Şimdi sizi bilmem ama bundan önceki iki dünya savaşına ait öngörüleri bire bir doğru çıkan bir insanın üçüncü savaş hakkındaki planını boşa atmamak lazım! Özellikle söylediklerinin bir bölümü gerçekleşmiş ise. Aynen PIKE'ın dediği gibi Sovyetler Birliği ve Komünizm ortadan kalkmış ve İsrail'in arkasında olduğu bir dizi provakasyondan sonra Amerika ile Hıristiyan dünyası Irak'ı işgal etmişlerdir. Her iki tarafta da düşmanlığın arttığı böylesine bir ortamda İsrail'in sebep olacağı bir İran saldırısı tüm bölgeyi ateş topuna çevirecek, Hıristiyan - Müslüman medeniyetler savaşına sebep olabilir. Acaba eski Konfederasyon Generali ve İllüminati üstadı azamı Albert PIKE aklını kaçırmış bir ihtiyar mıydı, yoksa şu anda hepimiz onun temelini attığı bir planın içinde mi yaşıyoruz?

Evet, şimdilik bu kadar kardeşler. Vakit buldukça çeşitli konularda bilgilerimi size aktarmaya gayret edeceğim.

20 Mart 2009
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk'ün yüreği çelikten kuvvetli, aklı kılıçtan kesindir. Türk orman gibi sessizdir fakat öfkesi ateş gibi yakıcıdır. Türk dağ gibi ağır ve sarsılmazdır fakat saldırışında rüzgâr gibi hızlıdır! Yeryüzünde Türk'ün bir eşi daha görülmemiştir...
ULAK_ KURT
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 443



« Yanıtla #4 : 10 Ağustos 2011, 17:05:41 »

Dan Brown bu illuminate ve şövalyeler  konusunu romanlarına taşıdığında uydurma sanmıştım. Meğer adam gerçeği romanlaştırmış.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Börü Kağan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 507


Ben, Selim Pusat!..


« Yanıtla #5 : 10 Ağustos 2011, 19:55:48 »

Ben de biraz bilgi vereyim Illuminati hakkında. İnternette de bir çok sitede var bu konuda bilgiler. Ancak sizin araştırabileceğiniz son derece ilginç konuları yazmak istedim önce. İleride daha detaylı anlatacağım ''Illuminati Oyun Kartları'', ''Rothschild Ailesi'', ''Kabala'', ''24. kare'', ''Subliminal mesaj'' ve ''Blue Beam Projesi''. Bu kalıpları aramanız sizi ilginç bilgilere götürecektir.

Illuminati ve Masonluk, her ne kadar Tanrı'ya ve Musevilik inancına dayalı gibi görünse de, aslında basbayağı Satanizm'dir. Yahudi mistizminden, Kabala'ya, Mısır mitolojisinden, Paganizm'e ve hatta Hristiyan mitolojisine kadar uzanan bir beslenme alanı vardır bu Illuminati'nin inancının. Taptıkları Tanrı'ları ise Lucifer, yani Kuran'daki Şeytan'dır.

Bir çok sembolleri vardır, çünkü inançları sembolizme dayanır. Horus'un gözü, gökkuşağı, piramit ve tek göz gibi sembolleri çok sık kullanırlar. Stanley Kubrick, ''Eyes Wide Shut'' adında bir film çekmiştir, bu filmdeki sembolleri ve çözümlemeleri Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
bu link
te bulabilirsiniz, ancak uyarayım yazan arkadaş bayağı küfürlü yazıyor...

Günümüzde, MTV'den, tüm medyaya kadar bütün iletişim organlarında bu adamların elleri kolları vardır. Ve, müzik piyasası da onların kontrolündedir. İki fotoğraf bile, bunu kanıtlayacak.



Resimdeki Amerikan şarkıcı Rihanna. Açık bir şekilde tek gözlü fotoğraf, Illuminati'nin sembolizmidir.

Bu da, o gözün dolardaki yansıması;



Altta Roma rakamlarıyla Illuminati'nin kuruluş tarihi var, ve ''Novus Ordo Seclorum'' yazıyor. Latince ''Yeni Dünya Düzeni'' gibi bir anlam taşır bu. Rihanna'nın gözü, ve piramitin üzerindeki göz aynı gözdür işte. Her şeyi gören Lucifer'ın gözü!



Bu da Lady Gaga. Aynı işareti yapıyor, üstüne üstlük bu kez piramit şeklinde eli...

Şimdi bu Yeni Dünya Düzeni'ne gelelim. Yukarıda verdiğim linkte bu konuda çok şey bulabilirsiniz, her ne kadar katılmadığım yerler de olsa çoğu yerde mantıklı konuşmuş blog sahibi. Yeni Dünya Düzeni, kısaca milliyetsiz, dinsiz bir dünya yaratma amacıdır. Bu amaca göre tek dünya devleti kurulacaktır. Bir çok diplomatın bu konudaki ''Evet, kurulmalı ve kurulacak.'' gibi açıklamaları da mevcuttur. Bu Siyonist amaç, aynı zamanda Dünya nüfusunu 500 Milyon'un altına indirmeyi de amaçlar. Aile planlamaları, sahte aşılarla kısırlaştırmalar, savaşlar gibi yollarla bu hedefe ilerlemeye çalışmaktadır bugün Illuminati. Bu 500 Milyon'un içerisinde de sizin gibi, benim gibi insanların olmayacağını temin edebilirim. Tabii, siyonist-Yahudi uşağı ve yüklü bir banka hesabı olan biri değilseniz...

Bu adamlar amaçlarına ilerlerken yaptıklarını, ve yapacaklarını da ortaya sermekten çekinmez. Öyle ki, 1994 yılında çıkarılan (farklı yıl iddiaları da mevcut), Illuminati Oyun Kartları olarak adlandırılan oyun, yaptıklarını ve yapacaklarını açıkça anlatır. Kartların içinde İkiz Kuleler'e giren uçak da vardır, Pentagon'a saldıran uçak da, Japonya'da seri felaketler olacağını haber veren kart bile mevcuttur. Ve kartlardan birinde de, dünya ülkelerinin uzaylılardan para yardımı alışı sembolize edilir.

NASA, her gün açıklama yapıyor. Yok orada su var galiba, yok hayat olabilir. İnanmayın efendim, uzaylı diye bir şey, dünyadaki hayat dışında yoktur! Hollywood filmleri o kadar çok konu aldılar ki bu uzaylıları, artık uzaylı görsek şaşırmayacağız. İşte bu da propagandadır. Subliminal mesajlarla, filmlerle gözümüze sokuyorlar propagandalarını. Uzaylıların varlığına inandırmalarında da bir amaç var elbette. Artık ''Müslüman terörü'' hikayesinin kaymağını yeterince yiyen (NY İkiz Kuleleri'ne yapılan saldırının arkasında bunların olduğunu söylemiştim sanırım..) Illuminati, artık dünya dışı tehditlere çevirdi gözünü. En büyük kozları da, hologramlar yaratıp, olmayan bir şeyi varmış gibi gösterebilen ''Blue Beam Projesi.'' Bu proje ile sahte uzaylı saldırıları da yapacaklar, sahte Mesih yaratıp insanları ''Yeni Dünya Düzeni''ne de ısındıracaklar.

İleride daha detaylı yazılar da yazabilirim. Ancak, küfürlü ve müstehcen olmasına rağmen güzel bilgiler bulunduran blogu tavsiye ederim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,

Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,

Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;

Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Irkçı-Türk
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 105


« Yanıtla #6 : 10 Ağustos 2011, 23:44:14 »

Resimdeki heykel derhal yıkılmalı. İstanbulda yahudiliği çağrıştıran tek taş bile görmek istemiyoruz.
Ancak masonlarla ilgili anlatılanları çok abartılı buluyorum. Masonluk dediğimiz alt tarafı bir dernek. Tamam adamların hepsi kalburüstü genelde zengin, mesleklerinde başarılı olan adamlar. Yani ''elit kesim'' diyebiliriz. Ama Türkiyeyi bunlar yönetiyor demek bence komplo teorisidir. TÜSİAD var MÜSİAD var. Bunlar Türkiyenin en nüfuzlu işadamları. %95i da mason değildir. Siyasi görüşlerine bakarsak %20si Türkçü desek kalanların %80ini dinci, liberal, solcu olarak dağıtabiliriz.
Sonuç olarak Masonların siyasette ve ekonomideki yerinin en fazla %10 olduğunu düşünüyorum. Bu dediklerim üç aşşağı beş yukarı dünya için de geçerlidir.

Devleti ben yönetsem masonluk, rotary, lions bu derneklerin hepsini kapatır, mal varlıklarına da el koyardım. Çünkü bunların hepsi Türklüğe zararı olan dernekler. Ama güçlerinin abartıldığını düşünüyorum.
Yalnız bir konuda sıkıntı var. Rotary ve Lions üyeleri genelde Chp'ye oy veriyor. Sosyo ekonomik seviyeleri üst düzeyde, Akp muhalifi olan insanlar. Çoğu Atatürkçü olarak kendini tanımlıyor. Ama malesef kendi menfaatleri için veya cahilliklerinden ötürü bu derneklere üye oluyorlar. Sırf bu yüzden bu derneklerin gerçek yüzü iyi anlatılmalı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.078 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.