Yazdığım İlk Amatör Düzeydeki Öykü (yarım kalmayacak öykü)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Ekim 2019, 18:15:23


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yazdığım İlk Amatör Düzeydeki Öykü (yarım kalmayacak öykü)  (Okunma Sayısı 934 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ozan Beğtüre
Ozan Beğtüre
APTAL OLDUĞUNDAN ATILDI
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 9


Akçura-Gökalp-Atsız


« : 22 Haziran 2016, 02:18:59 »

(1.Bölüm)
Güneş tepelerin ardından sıcak yüzünü Ötüken dağlarına gösterirken ufukta 4 atlı belirmişti. Birbiri ardına ölümüne at teperken biri diğerine oldukça endişeli bir ses tonuyla sordu.
-On başı, yetişebilecek miyiz ?
Onbaşı Kütaran tok sesiyle yanıtladı.
-Evet !
Bu yanıt o kadar keskindi ki Temir Alp adeta bütün endişesini yitirmişti. Bir rahatlık hissetmişti. Bir yandan atını dört nala at koştururken bu güven dolu tok sesin sahibi Onbaşı Kütaran'a  göz ucuyla baktı. Onbaşı her ne kadar Evet dese de vaktiyle yetişemeyeceklerinden emindi. Yetişseler bile yolda bir çapulcu kafilesine uğramadan geçmek mümkün değildi. Sahi birde çapulcular çıkmıştı meydana. Bunlar Çinlilerle girdikleri son büyük savaştan sonra Yue-Ku-Xan-Yin' in dağılan ordusunun kalıntılarıydı. Çin Seddi'nin yakınlarında geçen vuruşmada Göktürk ordusu Çin ordusunu fena halde bozmuştu. Canını kurtaranlar bir süre kayıp olarak dolaşıp böyle çapulculuğa başlamıştı. Zamanla zengin topraklarda daha iyi çapul bulmak için batıya yönelmişlerdi. Şimdi ise neredeyse Batı Göktürk Kağanlığı sınırındaydılar. Yani Temir Alp ve 3 yoldaşının ilerlediği yola . Belki de bu bir firardı. Çünkü izinsiz bir şekilde ordudan ayrılmışlardı. Ama eli yüzü ter içinde 2 gündür ara vermeden koşan Onbaşı Kütaran şuan bunu düşünecek durumda değildi. Tek odaklandığı şey Batı Kağanlığına vaktinde ulaşmaktı. Yoksa sevgilisi Aykulin Batı Kağanlığında ki bir Pers'e yar olacaktı. Olaylar oldukça karışıktı. Her şey 1 hafta önce ki Batı Kağanlığı'nın Doğu Kağanlığı'na olan elçi ziyaretinde başlamıştı. Doğu Kağanının yemeklerinden sorumlu Aykulin sofrayı hazırlarken ve yemekleri sunarken Batı Kağanlığı ile birlikte gelen Pers bir elçide vardı. Bu adamı görmemişti. O esnada av için ormandaydı. Geldiğinde olayları at uşağı ve yardımcısı Temir Alp'tan dinlemişti. Temir Alp ile konuşmaları aynen şöyleydi.
-Beğim yetiş ! Aykulin'i götürdüler.
-Ne diyorsun bre Temir !
-Beğim siz yokken Batı Kağanlığından elçiler geldi.
-Eee...
-Aykulin Katun yemekleri ikram ederken Batı Kağanlığıyla birlikte gelen bir Pers diplomat Aykuluni beğendi.
Hiddetli bir biçimde
-Eee...
-Ve yanında götürmek istedi. Kağan kimsesiz olduğundan ve evdeşi bulunmadığından münasip gördü.
Tüm bu konuşmalar bitince Onbaşı Kütaran öylece çakılıp kalmıştı. Tıpkı şimdi ki gibi. Atı dört nala giderken kendisi gözünü öylece dikmiş boşluğa bakıyordu. Ya canından çok sevdiği Aykulin başkasına yar olursa... Ya yetişemezde o pers piçi ...

Tüm bu düşünceleri usundan geçirip iyice hiddetlenen Onbaşı silkindi. Atını bütün kiniyle kırbaçladı. Temir Alp ve yanındaki diğer 3 çeri şaşırmıştı. Onlarda atılıp yetişmeyi denese de bu çaba pek boşaydı. Onbaşı Kütaran Göktürk'ler arasında ki en yaman at biniciydi. Onu bu güne kadar at kapışmasında yenebilen yoktu. Bir vadiye inmek üzere dik bir yamaca tırmanmıştı şimdi. Diğer 3 çeri arkasında ona yetişmek için koşarken o olduğu yere çakılmıştı. Sonunda beklenen olmuştu. Çapulcu Çin sürüsü karşısındaydı. Hafif tebessümle mırıldandı

-Çok değillermiş iyi...

Temir Alp olanları hissedercesine.
-On Başım ne oldu ?
Hafifçe boynunu arkasına çeviren Onbaşı Kütaran.
- 13 Çin köpeği görüyorum Temir. Tanrıya şükür nihayet kavuştuk.
Atıyla Onbaşı'nın yanına gelen çerilerden en genci Tünyanhu konuştu.
-Beyim bizi henüz fark etmediler. Onlara görünmeden tüye biliriz.
-On Başnın göz bebekleri büyümüştü. Kızınca hep böyle olurdu. Atını hafiften çevirip sağ elini Tünyanhu'nun yüzüne patlattı.
- Bre ne dersin ! Bu Çin köpekleri bizden kaçıp orduyu terk eyler. Şimdi onları burada bulmuşuz niçin kaçalım. Hem hiç Çinliden kaçılır mı ? Nerede görülmüş, işitilmiş bu !
 Mağrur biçimde.
-Efendim 4 kişiyiz ...
- Bre biz Türk'üz !
Tünyanhu'nun yüzü kıpkırmızıydı. Utancından yerin dibine girecekti. Bir ara eli bıçağına gitti acaba intihar mı etmeliydi. Bu ne büyük bir utançtı ki omuzlarına binmişti şimdi. Tamda o sırada Temir Alp ''İleri!'' diye haykırdı. Tepeden aşağıya doğru 4 Göktürk akıncısı atılmıştı. Çinlilere yaklaşıp etraflarında dönmeye başladılar. Kurdukları küçük bir kulübenin etrafında yağmaladıkları şeyleri paylaşıyorlardı. Yerde birde ceset vardı. Anlaşılan kavga büyüktü. Çinliler Çince bir şeyler söylemişlerdi. Bunu anlamayan Temir yaya Çinli'nin pis suratına deri çizmesi geçirmişti. Adam yere düşerken. Onbaşı Kütaran az ilerideki 3 atı görmüştü. Çinliler bu atlara ulaşmadan hemen davrandı. Çatışma çoktan başlamıştı. Onbaşı atına koşan 3 Çinliyi tam vaktinde yakalamıştı. Birinin ense köküne elindeki kılıcı geçirirken diğerine tekmeyi atmıştı. 2 düşmanı saf dışı kalırken diğeri olduğu yerde kala kalmıştı. Konumunu toparlayıp tekrar atılmıştı bir iki kılıç çarpışmasından sonra Çinli yere yığılmıştı. Daha sonra gözünü 3 çerisine atmıştı. Olaylar karışmıştı Temir etrafını saran 4 Çinliyle mücadele ediyordu. Tünyanhu da aynı şekilde 4'e tek mücadeye girişmişti. Ama onun durumu daha ağırdı eli yüzü kan içindeydi. Diğer çerisi Çınguryan ise ikiye tekti. Onbaşı hemen Çınguryan'ı kurtarmak için harekete geçti. Böylece Çıngurya'nı Temir Alp'a yardıma gönderirken kendisi Tünyanhu'nun yanına yetişecekti. Çatışma tüm hızıyla devam ederken. Onbaşı dizine bir darbe aldı. Yinede acıyı yok sayarcasına devam etti. 5 dakika geçmeden Çınguryan'nın etrafını Çinlilerden temizledi. Çınguryan'a ''Temir Alp'a yardıma koş'' diye talimat verdi. Tünyanhu'nun yanına doğru giderken Tünyanhu'nun pek çok yerden yaralı bedenini görmüştü. Zavallı haldeydi sol omzu 4 yara almıştı. Sağ kolu ise 2 tane. Zaten dizlerini bir daha kullanamayacak haldeydi. Moral olsun diye ''Yettim Tünyanhu dayan!'' diye bağırmıştı. Ama nafile bir anda attan yere yığılmıştı. Yüz üstü kapaklanmıştı. Atı heyecanla sağa sola zıplayarak zaman kazandırmasa Tünyanhu ölmek üzereydi. Çünkü bu süre zarfında Onbaşı Kütaran yetişip Çinlilerle boğuşmaya girmişti. 1 saat içinde tüm Çinlileri geberten Göktürk çerileri şuanda üzgündü. Çünkü demin ki savaşta bir canı yitirmişlerdi. Yaralı bir biçimde biraz dayansa da Tünyanhu'nun bedeni o kadar yarayı kaldıramamıştı. Yaşamının baharında genç bedeni ceset olmuştu. Onu toprağa veriyorlardı. Gerçekten çok gençti bu acemi çeri , henüz 16 yaşındaydı. Ve oldukça yeniydi. Daha önce hiçbir savaşta bulunmamıştı. Bu maceraya da neden atıldığını bir türlü anlayamamıştı. Çünkü Onbaşı obadayken Batı Kağanlığına gitmeyi amaçladığında yanına bir tek Temir Alp'ı almak istiyordu. Onu çok seven Çınguryan çok ısrar ettiği için gelmişti. Ama tamamen tesadüfen orada bulunan Tünyanhu bir anlık heyecanla olaya dahil olmuştu. Onbaşı ne kadar ısrar edip bu yoldan vazgeçirmeye çalışsa da bu temiz yüzlü şirin çocuğu kimse kıramıyordu. Onu yanına alması en başından beri büyük bir hataydı. Şimdi Onbaşı bunun ızdırabını ve pişmanlığını duyuyordu. Keşke savaştan önce tokat atmasaydı bu çömez oğlana. Ama yaşam keşkeler ile yürümüyordu. Göğe doğru dua etmek için ellerini kaldırıp yüzünü yükseltirken havanın iyice karardığını fark etmişti. Acaba geç mi kalmıştı. Şuan da o pers piçi ile AyKulin Katun neredeydi ? Ne yapıyordu ? Evleniyor muydu yoksa ?

Bunları düşündükçe kan beynine sıçrıyordu. Onbaşı heyecanla ayağa fırlayıp
- Hadi ! Durma vakti değil ! Harekete geçiyoruz !
Temir Alp yorgunluktan perişan olduklarını 2 gündür ara vermeden ilerledikleri ve yaralı olduklarını hatırlatmak istiyordu. Ama AyKulin ile Onbaşı Kütaran arasında ki aşkın en yakın tanığı kendisiydi. Böylesine bir durumda yorgunluktan, yılgınlıktan söz edemezdi. İlerlemek zorundaydılar. O da heyecana ortak olmak için zoraki biçimde konuştu.
-Hadi ilerleyelim.
3  çeri toprağa verdikleri yoldaşlarının ardından son kez baktılar ve yola düştüler. Gece onları karanlığı ile gizemine boğuyordu. Yolda bir kafile görmüşlerdi. Tüccar kafilesiydi bu. Yanlarına yanaşıp sordular.
-Kimsiniz nereye gidersiniz ?
Onları çapulcu sanan kervan başı kılıcına sarılarak
-Gelin bakalım Çin köpekleri!
Onbaşı Kütaran hafif bir tebessümle.
-Türkçe bilen kaç Çinli gördün. Biz Göktürk'üz Doğu Kağanlığından geliyoruz. Batı Kağanlığı'na ne kadar yolumuz var bilemek dileriz.
Kervan başı da tebessüm ederek.
-Kusura bakma yiğidim boş bulundum. Zaten şuan Batı Göktürk Kağanlığı sınırları içindesiniz. Şu sıralar Çinli haydutlar bu bölgeleri mesken tuttular. Alçaklar kervanlara, köylere saldırıp duruyorlar. Sizi de onlardan sandım kusuruma bakmayın. Haddini iyice aşan bir haydut grubu vardı ki Tanrı Kut hakanımız Tong Yabgu'nun kızının kervanına saldırmış. Tong Yabgu'nun bizzat kızı için yaptırdığı gümüş kılıcı çalmış haydutlar. Senin anlayacağın buralar pek tekinsiz yerlerdir.
Onbaşı Kütaran heyecanla geveze adama seslendi.
- Ne gümüş kılıcı anlat hele !
-Dedim ya, Tong Yabgu'nun kızının kılıcı bir haydut grubu tarafından gasp edilmiş. Tong Yabgu dört bir yana ordusunu yolladı ancak şerefsizleri bulan olmadı. İsterseniz sizde gidin huzurunda diz vurup göreve tabi olduğunuzu söyleyin. Kendisi gönlü geniş bir hakandır sizi ödüllendirir.
Onbaşı Kütaran
-O kılıcı buldum.
Atındaki torbadan kılıcı büyük özenle çekip çıkardı.
- Kervanbaşı gevezeliğini bir kenara bırakıp öyle şaşa kaldı.
-Ne oldu kervanbaşı bahsettiğin gümüş kılıç bu değil mi ?
-Bu yiğidim bu ama ... Sen... Sen bunu nasıl buldun ? Aylardır Batı Kağanlığının her toprağı arandı. 10 binlerce asker her yerde bunu aradı ama bulamadı.
- Yolda karşılaştığımız bir grupla çatıştık. Onlardaydı.
Arka taraftan yaklaşarak Temir Alp
-Demek bunu paylaşamayıp kavga ediyorlardı. Yerde ki cesedi hatırlıyor musun Beyim ?
-Aa evet ! Şimdi hatırladım. Neyse Kervanbaşı çok sağol bize müsade işimiz acaledir. Sen sarayın yolunu tarif et  yeterli...

 2.Bölüm
3 Kafadar şimdi sarayın önündeydi. Kapının önündeki bekçilerden biriyle konuşmuşlardı.
-Tanrı Kut Başbuğumuz Tong Yabgu sarayda yoktur. Kendisi ava gitmiştir.
Göktürkler savaş dışındaki zamanlarını genelde avlanarak geçirirlerdi. Bu yüzden bu yanıt Onbaşı Kütaran ve arkadaşlarını şaşırtmamıştı. Ancak yorgunluktan fena hale gelmişlerdi. Bir hana gidip önce dinlenmek zorundaydılar. Neredeyse 3 gündür ara vermeksizin at tepmişlerdi. Birde yolda çapulcular ile kapışmışlardı. Hala yaraları tazeydi. Kesinlikle molaya ihtiyaçları vardı. En azından biraz yemek yemeleri gerekiyordu. Hemen kendilerini bir hana attılar. Hancı yanlarına gelip.
-Beğlerimiz ne dilerler ?
-Hancı bize et getir ve su !
-Hemen Beğim.
Biraz sonra pis suratlı bir herif elinde büyük tepside tavuk getiriyordu. O çağlar ırkların birbirine şimdiki kadar karışmadığı çağlardı. Çekik gözlü olmayan bu esmer yaratığı bir şeye benzetemiyorlardı. Temir Alp, Çınguryanı dürterek gülümsemişti. Temir Alp kendini tutamayıp takılmıştı.
-Bre sen hancının adamı mısın ?
Karşındaki koca cüsseli adamın sesini bir anda işitince korkan adam susuyordu.
Temir Alp soruyu tekrarladı.
-Bre hancının adamı mısın ?
Adam ürkek bakışlarla hızlıca tepsiyi koyarak arkası dönüp ayrılmaya çalışıyordu.
Onbaşı Kütaran'ın tepesi atmıştı. Seri bir hamleyle bileğinden yakaladı.
- Duymaz mısın yoksa bizimle eğlenir misin ulan !
Adam kolunu kurtarmak için bir iki kere debelendiyse de bu çelik ellerden kimse kurtulamamıştı. Tam o anda yan taraftaki müşterilere yemek götüren hancı olanları gördü.
- Beğim bu Pers'in size bir kusuru mu vardır ?
Pers sözünün duyunca Onbaşı bir kat daha sinirlenmişti. Bu suratsız Pers mi ?
-Evet beğim, niçin şaşırdın.
-Bir kusur yok sadece burada mı çalışıyorsun dedik cevap vermedi.
-Nasıl versin beğim Türkçemizi bilmez ki
-Doğru dersin. Nerede buldun bunu ?
-Savaş esirleri arasından seçtim. Lakin pek işime yaramaz korkak, güçsüz bir sıfatsızın tekidir.
-Belli, geç otur hancı konuşacaklarım var.
-Tabi beğim.
Şu Perslerden bahset hele diyerek başından geçenleri bir bir anlatmıştı.
Hancı şaşkın biçimde.
-Vay be ! Demek ta Doğu Kağanlığından buraya bir Pers diplomatın elinden sevdiğini almak için geldin...
-Aynen öyle hancı ama ben bu adamı nerede bulabilirim anlat hele !
-Onun gibi Pers piçleri sarayda dolaşırlar genelde.Ulu Hakanımızın yanında çariyesi olan bir Pers kadın onları doldurdu saraya şu son günlerde. Ama bugün Tong Yabgu'nun bir av partisinde olduğunu duymuşsundur. Oradadırlar büyük ihtimal.
-Anladım. Ne kadar süreye orada oluruz ?
-Aaa beğim. Şimdi hatırladım. Bu mevzunun haberini bir gezgin 2  gün önce vermişti.
-Neyi ! Neyi hatırladın. Ne vermiş ?
-Beğim senin sevdiğin ile bu Pers piçi yarın düğün yapacak.
- Zamanında yetişmişiz ! Söyle nerede olacak bu düğün. Hemen söyle
Hancı durulmuştu. Sessizce başını önüne eğdi.
Onbaşı Kütaran heyecanla. Söyle bre söyle ! Nerede olacak düğün !
-Beğim şey...
-Söylesene hancı sinir etme beni !
-Beğim düğün korkarım ki Pers diyarında olacak.
Bir anda ortamdaki bütün olumlu hava dağılmıştı. Yetişmenin verdiği heyecan yok olmuştu. Sessizlik bir dakika kadar kendi çığlığını dinlettikten sonra bu sükutu hancı bozdu.
-2 Ay önce Pers diyarından buraya bir elçi kafilesi geldi. Hediyelerini sunup Hakanla görüştüler. Ticari anlaşmalar ve saldırmazlık anlaşması yapıldı. Kağanımız onları misafir etti. Türk Töresi uyarınca diledikleri kadar misafir olabilme imkanı verdi. Daha sonra Doğu Kağanlığına bir elçi kafilesi gidecek olunca bunlarda oraları görmek istediklerini söyleyerek aralarından birkaç kişiyi gönderdiler. Bu adamda oradaydı. Dönerken senin bahsettiğin Katun'uda yanında getirmiş.
Temir Alp sözünü bölerek atıldı.
-Ben bir tek Çinlileri kahpe bilirdim. Bu Pers'inden pek aşağı kalır yanı yok imiş ! Obamızdan Katun çalmak nedir. Koca Pers diyarındaki karılar yetmez mi !
Hancıya sesi titreyerek soruyordu Onbaşı Kütaran.
-Ne kadar yolumuz var oraya
-8 gün falan, çok hızlı giderseniz 5 gün
-Ne yapacağız?
Ortalığı ölüm sessizliği kaplamıştı. Dakikalarca sessizlik  hanın duvarlarına çarpıp durdu. Sonra sesi titreyerek ve birazda yutkunarak Onbaşı:
-Bize yatacak yer göster, sabahta def olur gideriz kendi diyarımıza başımıza aldığımız bunca bela yeter. Zaten izinsiz geldik yani firarız. Döner dönmezde oklatırlar bizi...
Hancıda bunlanmıştı içini bir dert kaplamıştı şimdi.
-Böyle konuşma beğim.
-Öyle hancı. Böyle kahpe dünyada yaşamanın ne manası var ki zaten.
-Beğim yatacak yeriniz hemen şurada. Ama sen ne olur Tanrı'dan umut kesme. Gün doğmadan bak neler doğar.

Sabah hancının horozları birbiri ardına sesini duyurmuştu. 3 gündür yorgun ve biçare olmalarına rağmen Onbaşı Kütaran ve yoldaşları herkesten önce uyanmışlardı. Çünkü onlar en amansız koşullarda her türlü açlığa, susuzluğa, uykusuzluğa, yaralanmaya alışmış Göktürk çerileriydiler. Çakır gibi gözleriyle etrafı biraz süzen Kütaran etrafı kolaçan etme iç güdüsü ile bahçeye çıktı. Biraz dolaştıktan sonra içeri girdi. Kahvaltı yapmak üzere arkadaşlarını sofrada buldu. Biraz karınlarını doyurduktan yola çıkacaklardı. Sofrada kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.

Ahırın önünde Hancıyla vedalaştılar.
-Yolunuz açık olsun Beğim.
-Sağ ol hancı. Seninde bahtın açık olsun.
Sabahtan beri yaptıkları tek konuşma buydu. Yola çıktılar. Tekrar  balta girmemiş ormanlardan, ot bitmemiş dağlardan, kuş konmaz vadilerden geçmeye başladılar. Buraya geldikleri zaman ki yetişme heyecanını ölüme giden infazlı buhranı almıştı. Ayakları gitmemek için direniyordu adeta. Aklını Batı Kağanlığında bırakan 3 çeri şimdi Doğu Kağanlığına cesetlerinin yanına gidiyordu. Cezalarının kesileceğine adları gibi emindiler. Bir anda bu düşünceli seyahati tanıdık lakin bir o kadarda tanımadık bir ses bozdu. Ses çok uzaktan geliyordu tam seçilemiyordu.Onbaşı önce Temir Alp'e sonra Çınguryan'a baktı. Daha sonra sesin geldiği yöne doğru kafasını çevirdi. Ufukta bir atlı belirmişti. Çok uzaktaydı seçilmiyordu. Biraz sonra ses anlaşıldı.

-Beğim ! Beğim ! Bekleyin !
Bu heyecan dolu sesin sahibi Hancıdan başkası değildi. Ama ne arıyordu burada. Hemen yanına at sürmeye koyuldular. Yanında katır suratlı Pers hizmetçisini de getirmişti.
Çınguryan merakla.
-Ne oldu hancı ?
-Beğim haberler çok iyi.
Aynı şaşkınlıkla Onbaşı Kütaran Çıngurya'nın sözünü ağzına tıktı.
-Neymiş iyi haber ? Söylesene.
-Siz gidince olanları hizmetçime anlattım. Pers diyarında tanıdıkları varmış. Onlarla bağlantı kurarak bu düğünün ertelenmesini sağlayacağız.
-Bre biz oraya gidene kadar 10 kere yaparlar düğünü ! Sen ne dersin ?
-Sakin ol beğim. Onuda düşündük. Haber güvercini vasıtası ile haber yollattık. Akşama kadar en geç yarın sabah güvercin orada olur.
Onbaşı kendisi ile dalga geçildiğini zannediyordu.
-Ulan ne haber güvercini. Haber güvercini ne ?
-Aman beğim hiddetlenme. Haber güvercinin bilmez misin ?
-Ne ?
-Haber güvercini ona verdiğimiz yazıları başka bir diyara uçurur beğim.
-Saçmalama güvercin haberi nasıl uçursun ?
-Bu güvercinler küçüklükten beri eğitimli kuşlardır. Onlar işlerini bilirler. Bizde paraya kıyıp bir tanesini kiralattık. Şimdi yoldadır bile.
-Kime haber yollatınız peki, Pers diyarında ki bağlantısı kimmiş hizmetçinin ? İşe yarayacak mı?
-Dur beğim. Sana yetişene kadar iflahımız kesildi. Biraz soluklanalım her şeyi tek tek anlatacağım. Önce şu ağacın altında biraz dinlenelim.


GökTürk  KURT  GökTürk  KURT  GökTürk  KURT  GökTürk  KURT  
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Ozan*Beğtüre
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.048 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.