YARIŞACAK OLAN İLK ÜÇ MAKALE (Anketli)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 17 Ekim 2019, 02:20:35


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3 ... 7
  Yazdır  
Gönderen Konu: YARIŞACAK OLAN İLK ÜÇ MAKALE (Anketli)  (Okunma Sayısı 20735 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
YigitKam
Ziyaretçi
« : 17 Ocak 2012, 00:29:45 »

Safkan Türk    '' Alevilik Üzerine ''

Şaman, Kızılbaş - Alevi- Ya da Milletimin Kılıç Artığı Yetimleri

Türk tarihinin en aydınlık ve en net bilinen gerçeğinin, 1300-1350 yıldır karanlığa mahkumiyeti, mahkum edilenin maduriyeti ve madurun kendi gerçeğiyle değil de siyasallaşarak hareket etmesi, siyaset aranasında da üzerinde siyaset yapılmasına- kendilerinin- zemin oluşturması ve 1350 yıllık arayış!....

Zalimin, zülmünde kurtulmak için öz Vatanı-Orta Asya da- kaçış, geldiği yer
“Anadoluda” duyup-bulduklarıyla özlerinde olanın –Şaman- harmanlanması,
“Alevilik”. Bu harmanı kabullenmeyenlerin din adına Türk Soyunu katletmesi!
Devlet olanlara karşı nefret, ön yarğıya karşı da hep ön yarğı, bitmeyen arayış, zamana karşı direnç... Direncin mekanda ki korunağı dağlara sığınma. Gerçeğini “Sır”dağlarda hürce haykırma ve indiği ovada da burdayım diyebilme arayışı...

Beş bin yıllık kökü ve gövdesi  sağlam çınarın; dallarının maduriyetini haykırırken,  kök ve gövdesine karşı duyarsızlığı!.. Bir türlü beden ve ruh bütünlüğü içinde olamama, kafa karışıklığının oluşturduğu boşluk, bu boşluğun üzerinde oluşturulan “gerçeğe aykırı” siyasi ve ideolojik yapılanma ve birtürlü ben olamamanın, Türk Oğlu Türk olup,Türk’üm diyememek ve dememenin
adıdır, Alevilik!...

Türk’ün Dini Şaman -  Emevi ve İslam!

Türkler, yaşadığı coğrafyada (Orta Asya-Türkistan-) 650’lü yıllarda Emevi ordularının istila hareketiyle karşı karşıya kalırlar.Emevilerin bu istilası sırasında da Türkler İslam Dinini tanırlar. Türklere göre –Emevi İslam, İslam da Emevi-demekdir ve bunun adı da zulüm ve katliamdır!

Geniş bir coğrafyada devletleşmeye çalışan Emeviler için,-siyasi hırs ve ikdidar,  İslam Dininin Cihan-ı Şumul Esaslarının- önündedir.
İktidarlarını korumak için “iman ve ahlaki” değerlerden daha çok paraya ihtiyacları vardır.
Emeviler,Türklere “din tepliği” yapmazlar. Türkleri İslama davet etmezler!..
Zulüm yaparlar!

Neden böyle yaparlar?

Eğer,Türkler İslam Dinini kabul etseler, Emeviler ağır vergi alamayacak, yağma ve talan yapamayacaklardır. Emeviler baskı, zulüm ve katliam yaparak Türkistanı kontrol etmeye çalışırlarken, İslamın temel prensiplerini de hiçe sayarlar.

Türkler bu baskı, zulüm ve katliamda kurtulmak, bir nebze de olsa rahat edebilmek için “Biz de Müslüman olduk” derler!.. Bu,zulümde kurtulmak için yapılan bir hiledir!.. Bir müddet böyle idare ederler.Ama, Emeviler, Cuma namazına gitmeyi ve Kuran bilmeyi de şart koşar!  

Türkistanda hemen her aile Emevi zulmüne tabii olmuşdur. Zulümkar olan, Emevi siyasi anlayışıdır. Emeviler bu siyasi anlayışlarını –DİN- kılıfı altında uygulama alanına sokmuşlardır. Türkler, Emevileri vesiyleyle de Emevi anlayışlı dini red ederler!
Bu dönemde zulümde kacarak, İran, Irak ve kısmen de Anadolu topraklarına göç başlar.
Belki de, “Zulümkara yakın olmak, zulümde daha az etkilenmekdir”
mantığıyala hareket edilir..Tebdil-i Mekanda hayır umulur.
                                            *
Türklerin Yeni Mekanı ve Hz.Ali’yi Tanımaları-Alevilik-

İran,Irak ve kısmen de Anadolu eksenli coğrafyaya göç edenler,bu bölgede Emevilerin elinde asker (mecburi!) esir ve köle olarak bulunan Türkler;Emevi zulmüne tabii olmuş,başkalarının da olduğunu öğrenirler! Hz.Ali ve Ehl-i Beyt de zulümlerin en ağırını görmüşdür.

Türkler Kerbela da katledilen Hz.Hüseyin’in ve mahiyetinin akibetiyle,
kendilerinin uğradığı zulmü aynileştirirler. Zulmü görenler farklı da olsa,
zulümkar  aynıdır.Emevi!
Türklerde,zulme uğrayan Hz.Ali,Hz.Hüseyin ve Ehl-i Beyt’e karşı bir sevda
-aşk- başlar.

Bu sevda,din merkezli değildir. Zulümde ayniliğin paylaşıldığı, masuma duyulan bir sevdadır. Türkler, Hz.Ali ve özelliklede Hz.Hüseyin’i zulüm görenlerin en başına yerleştirmişlerdir. Türk’ün,zalime nefreti; zulüm görenlerle aynileşmesi,
Evlad- ı Türkistanın, Evlad-ı Kerbelayı baştacı etmesi, Hz.Ali aşkını, bu aşk da Aleviliği doğurmuştur.

Alevilik, anlayış ve uygulama alanlarındaki görüntüsüyle,homojen bir yapıda değildir. Ehl-i Sünnetle ayniliği paylaşanlar olduğu gibi; ne ‘Şi’ ne de ‘Sünni’ anlayışlı bir İslamla  uzakdan yakına bir ilgisi olmayanlar da vardır.

İslamın temel prensiplerine –itikat, ameli ve mesepler- kuşkuyla bakan bir gurup Türkler de özlerinde olanla “Türk Kültürü ve inanç değerlerini” İslamın bağzı prensipleriyle harmanlayarak kendi inanç ve ibadet sistemini oluşturmuşlardır.

Bu sistem, Allah,Muhammed, Ali ve Ehl-i Beyt merkezli ve Cem ibadetli bir anlayışdır. Bu anlayış ve inançın adı da Alevilikdir.Bugün,bu oluşum kendini kabulettirme mucadelesi vermekdedir.

Cem Nedir?

Bir araya gelmek, birlik olmak, dayanışma demekdir.

Nasıl ve kimler Cem’e alınır? Namuslu, haysiyetli, dürüst ve temiz insanlar Cem’e alınırlar.
Kimler Cem’e alınmazlar? Zina edenler, Faiz ve kul hakkı yiyenler, sahtekar ve dolandırıcılar, iftıra edenler, kadına ve çocuğa kötü davrananlar, hırsızlar ve zülümkarlar... Bu gibi sıfatları taşıyanlar “Düşkün” kabuledildiğinde, Cem İbadetine alınmazlar.

Bunlara, Dede veya Pir’in vereceği ceza ve yükümlülükler vardır.  Eğer bu yükümlülükleri yerine getirir ve de tövbe ederlerse;  toplumda da kabul görürlerse, zaman içinde Cem’e alınabilirler.

Cem toplumsal bir “oto kontrol” sistemidir. Kötülüğe ve yanlışa karşı çelik bir zırhdır.

Pekiyi, Cem’i İbadet saymamak ne demekdir?..Cem’e karşı olanların mantığı nedir?
Tek cümleyle izahı “Allahla kul arasına girip, papazlık rolüne soyunmak” demekdir!...
Ne Türk’ün anlayışında, ne de İslam’ın prensiplerinde “Papaza” yer yok dur. Ama yakamızı da bir türlü “Papazlardan” kurtaramıyoruz!

Alevilik sadece Türk coğrafyasında Türk’ün anlayışıdır. Balkanlara da Türk eliyle taşınmışdır.Anadolu ve Balkanların Vatanlaşmasında ‘Alevi – Bektaşi’ teşkilat, dergah ve tekkelerinin rolü de çok büyükdür.
                                                       *

Emevi zulmünün sona ermesi ve Abbasiler döneminde de askeri alandaki mutlak Türk hakimiyeti,Türkler arasında İslamın yayılmasını sağlamışdır. Bu dönemle beraber, İslamın bayraktarlığını da Türkler ele almışlardır.

Bu dönemde, Türkler arasında İslam yayılırken, İmam Ebu Hanifinin görüşüne itibar edilmiş, bu esaslar kabullenilmişdir. (İmam Ebu Hanifi,İman Caferin talebelerindendir)


Alevi Türkler, Abbasi, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde de-Malesef- çok da rahat edememişlerdir! Osmanlıda, her Millet ve her dinde   insanlara tölerans ve hoşgörü gösterilmiş, özellikle Hıristiyan teba brokrasiye hakimken Alevi-Sünnü Türk  cepheden, cepeye koşan askerden başka hiçbir sahada kendine yer bulamamışdır!..
Hırıstiyan dönmeler, devşirmeler ve Kürt yanaşmalar her fırsatı çokiyi değerlendirerek,Türk soyunu “Kızılbaş”  bir bahaneyle katletmişlerdir!...

Bu durumda, ‘Masum ve Mudurlar mı?!’

-İnancları esas alındığında, evet,masum ve madurlardır...Bu,Türk Soyuna ‘devşirmeler,devşirilenler ve yanaşmalar’ en ağır ve en alçakca iftiralar etmişlerdir.
İnancı horlanmış,ibadetleri,anlayışları yadırganmış ve yargılanmışdır!

Oysa ki, inanç Allahla kul arasındaki bir meseledir ve üçüncü şahısları ilgilendirmez.

Cenneti ve Cehennemi sahiplenip, oralara insanları sevk etme görevi üslenen Cehennem zabanileri, eğer bunu İslam adına yapmış ve yapıyorlarsa, İslamda Papazın yeri yokdur! Malesef ama  Papazlar da her dönemde idari makamların ve mevkilerin sahipleri olarak hep var olmuşlardır!

O zaman, bu horlamanın, yadırgamanın ve kabullenememenin sebebi nedir?!
Türk Soyuna düşmanlık yaparak, Milletin evlatlarının bedenini tahrip etme,
aralarına nifak sokarak, kardeşi-kardeşe düşman ederek gücünü zayıflatmak için ‘inanç bahane’ edilmişdir...

Malesef, soyu hiç tahribata uğramamiş, Türk Oğlu Türk –Alevi- de bu oyuna gelmişdir. Halen de oyunun içindedir!.. Kimliğini Türk olarak telafuz etmez-edemez...Aleviyimder!
İnanç, İnsana Kimlik Olur Mu?!...
Olmaz.

Kendini 200 Milyon Türkden bir olarak değil de, 20 Milyon Alevi olarak tanıtır!
Bu durum da, yönetici- yöneten ‘Devlet’ olmaya talip olmadıklarını, yönetilen ve yönlendirilen  olmayı arzu ettiklerini gösterir ki...bu korkunç ve vahim bir hatanın, 1300 yıldır yaşananların, geleceğe taşınması demekdir!

Alevi inanç ve anlayışı esas alındığında,bu Türk Soyuna haksızlık yapılmışdır. İnanç ve ibadet hürriyetleri engellenmiş ve halende engellenmekdedir.Alevilere karşı adeta, ‘Sen doğruyu bilmezsin, biz senin için doğru yolu gösteririz!’ mantıklı bir yaklaşım sergilenmekdedir.Bu anlayış da Emevi anlayışıdır.

Yani,Türk Orta Asyada ‘Şaman iken’ bu inancı yanlış bulan Kuteybe, Haccac ve Yezid İbni Muhelleb gibilerinin gazabına maruz kalmış...Şimdi de el Tayyip’in ve AKP nin merhametine!..
Onlar acılımla açacak ve onların doğru bulup, müsade ettikleri kadarını da Türk, Alevilik adına yaşayacak!..

İnanç, kişilerin özeli ve Allahla Kul arasındaki bir meseledir. Birilerinin,bir başkaları adına -doğru veya yanlış-diyerek karar verme hakları yoktur.Bu açıda bakıldığında Aleviler masum ve madurlardır.

-Siyasi açıda bakıldığında; Masum ve Madur değildirler!..Siyasetlerini varlığının -Milli Kimliğinin- üzerine bina etmeyip,inancı üzerine bina ederek yalnızlaşma yolunu seçip,kurduğu Vatanında devlet-leşenlerde hak talep eder duruma düşmüşlerdir!..

Devlet olanlara karşı hep muhalif olma yolunu seçerek,inanclarının siyasi nufus altına girmesine zemin oluşturmuşlardır.

Bunun en net örneği de Osmanlı döneminde yaşanan Yavuz Sultan Selimle,Şah İsmail arasındaki 1514 Çaldıran Savaşıdır.
Alevi-Türkmenler Şah İsmail tarafında yer almışlardır.Bu savaş İki Türk’ün güç ve ikdidar mücadelesidir. Malesef ama, her ikisi de inancı kullanmışdır.

Şah İsmail kim dir?

Türk resmi tarihinde Yavuz Sultan Selim de, Şah İsmail de Türk dür gerçeğine vurgu yapılsa da, Yavuz taraftarlığı ağır basmakdadır. Halkda da Şah İsmailin bir Pers Hükümdar olduğu düşüncesi hakimdir.
Halkda da Yavuz Sultan Selim taraftarlığı ağır basmakdadır. Şah İsmail ne bir Fars, ne de bir Arapdır. Ana soyuyla da, baba soyuyla da Türk Oğlu, Türkdür.

Bu iki büyük Türk liderin, birbirlerine güç göstererek hemen aynı coğrafya’yı kontrol etme mücadelesi –keşke- olmasaydı. Yada bu siyyasi dalaşa inancı karıştırmasalardı..
Tarih yargılanmaz!..Bizler,taraftar olarak suçlu arayıp , ‘biz haklıydık’ anlayışıyla hareket ederek birbirlerimizi suclamakdansa, geçmişimizin bu acı hatırasında ibret alarak, aynı hataya düşmeyelim. Bu acı hatıra iki Türk’ün hatası olarak bilinsin ki, bizler Bir Türk olabilelim!

Çaldıran Savaşının sonuçlarını, bugüne yansımış haliyle değerlendirecek olursak, bu savaşı Türk Milleti kaybetmişdir!..Savaşın tek ve mutlak galibi de kürtler olmuşdur!

Nasıl mı?
Şah İsmail din “Şii İsmailiye” merkezli anlayışla hareketle, siyasetini din –inanç üzerinde şekillendirerek güç elde etmeyi amaçlamışdır. Şah İsmailin  üzerinde devletleşdiği İran eksenli coğrafya da yaşayan ‘ehli sünnet-şafi!- kürtler, Şah’ın –Şii İsmailiye-siyasi baskısında kaçarak Yavuz’a sığınmışalar,
Yavuz’u da tahrik ederek, savaş kışkırtıcılığı yapmışlardır.

Bu dönemde -1500 1520- İran  eksenli coğrafya da (Safevi Devleti) yaşayan kürtler, Anadolu Türk topraklarına yerleşdirilmişdir.Anadoluda yaşayan hakim nufus Kızılbaş Türkmenlerse,Yavuz’un –sünni İslam anlayışlı-siyasi baskısında kaçarak Şah İsmail’e sığınmışlardır.

Her iki Türk Büyüğünün de –din,mesep- merkezli görülen, siyasi otorite kurma anlayışının sonucu,-devlet eliyle- Türk Vatanının kürtleşmesine zemin oluşturmuşdur!..
Güney Doğunun, doğusundaki bağzı iller, Çaldıran Savaşı öncesi ve sonrasını takip eden yıllar itibariyle kürtleşmişdir!...

Bugün Konya,Kırşehir ve Haymana(Ankara) eksenli coğrafyada yaşayan kürtler de,İranda kaçıp gelen ve Yavuz Sultan Selim döneminde bu coğrafya ya yerleştirilmiş olan kürtlerdir.

Çaldıran Savaşı Anadoludaki etnik,-demografik- yapıyı değiştirmişdir.
Türk nufusunun hakimiyeti aldındaki Diyarbakır eksenli coğrafya, zaman içinde kürt nufus hakimiyeti altına girmişdir!
Bugün kürtce konuşan Kızılbaşlar da, sahipsizliğin kurbanı olan, Türk Oğlu, Türk Türkmendirler.

kürt tarihcisi olalarak da bilinen İblis-i Bitlisi de verdiği fetvalarla,Kızılbaş Türkmenleri katlederek Anadolunun kürtleşmesinde etkin rol oynamışdır.
İblis-i Bitlisi, Yavuz Sultan Selime o kadar güven vermişdir ki;Yavuz Sultan Selim tuğralı (mühürlü)  kağıtlara, kendi fermanını ve fetfasını yazmasına dahi müsade edilmişdir!

Bu yanaşma, sünni anlayışlı siyasi otorite kurmak isteyen sarayı da arkasına alarak Kızılbaş, Rafizi, Mürtedi dinsiz diyerek Türk Soyunu katlettirmişdir. Kanının gereğini de -din adına- yaparak, Türk yurdunun kürtleşmesinin ilk temellerini o günde atmışdır!

Sonuç olarak,din-inanç merkezli hareket, Türk Milletinin hayrına olmamışdır. İnanç esas alınarak korunan başka milletlerse,varlıklarını koruyup, güçlenmişler, ilk fırsatda da –güçlü gördüklerinin- yanında yer alarak,Türk Milletine ihanet edip, kalleşce arkada vurmuşlardır!..

İlk kurşunu Arnavutda,ikinciyi Sırp, Bulgar, Yunanda, üçüncüyü Arap da, dördüncüyü ermenide yemişiz!..
Son kurşunuda –din adına- yüzbinlece Kızılbaş Türkmen, yerlerinde sürülüp veya da katledilerek; bunların yerine tercih edilen kürtde yiyoruz!
Türk’ün Merhameti, kendi katilini beslemiş ve büyütmüşdür!..)
                                                      
                                                          *

Yakın tarih, Cumhuriyet döneminde de Aeviler siyasi hareket etmişlerdir.Eğer Aleviysen, mutlaka ‘solcu!’ olman gerek gibi bir anlayışla hareket edilmişdir.

Hatta,bu anlayışın önderleri!;Aleviliği, ‘Marksist-Leninist ve Maoist’ bir çizgide hareket etmeye eş tutmuşlardır.Bir adım öne çıkıp ‘Darvinist’ bir anlayışla da özdeşleşdirme arayışı içinde olanlar da, kayda değer sayıdadır!

Sol –sosyalist bir sistem içinde ‘İnanç ve Teşebüs Hürriyeti’ aramak,çölde balık avına çıkmakdan daha mantıksızdır!..Solun ne siyasi,ne sosyal,ne de teknolojik alanda insanlığa sunduğu tek bir hediyesi yokdur ama, hayal pazarının da mutlak hakimidir.Hele Türkiyedeki sol!!!...Bedenleri Ülkemizde...Ruhları Uzayın keşfedilmemiş yerlerinde...Söylemde Kominist,eylemde Faşist statükocu ve dayatmacı.Halka göre hareket etmeyi deği,halkın kendilerine göre hareket etmesini dayatacak kadar da Halkcı!.. Ve 80 yıldır da aldatılan Alevi,halen Sol da, bekletisi olan Solcu!..

Aleviler de,siyasi hareket eden her oluşum gibi,‘dünyevi hayatla,uhrevi hayatı’ birbirine karıştırmışlardır.Bunun sonucunda da her siyasi oluşumun ödediği bedel kadar,bedel ödemişlerdir.Bu konuda hiçbir Türk’ün diğerini suçlama hakkı olmadığı kanaatini taşımakdayım.Her gurup kendi vicdani muhasebesini yapmaya mecburdur.İçinde bulunduğmuz-siyasi- ortamda,Vatan ve Milli Bekamız sözkonusudur.Tefferuata takılarak, inanç gibi kişiye özel konularala uğraşmaya devam edersek...Vatanın sahipleri,Vatanında şöyle bir durumla karşı karşıya kalır:  

Kendi bağındaki ‘üzümü yemek’ için, muhtarda izin istemek!..İzin alıp bir salkım üzüm alırsa-ki...muhtara minnet duymak!..Bu durumda dahi, muhtara,
‘sen kimsin LAN’ diyememek...Suclusun soyum, suçlu!..

Kendini su birikintisine mahkum etmişsen,denize girme!..Girersen,boğulsan da  yardım isteme boğul.‘Düşkünde Himmet Beklemek, Kırk Kapıda değil,kırık kapıda’ medet ummak demekdir!..
Senin kapında olması gerekenlerin kapısındaysan-ki öyle, kapısındasın!-Soyuna sahipçık,kapı sen ol...Siyaseten masum da,madur da değilsin.

İdeolojik ve kulağa hoş gelen birtakım ‘sloğanların’,dünya üzerinde uygulama alanları bulduğu ülkeleri,ülkeyin gerçeklerini ve kendi gerçeğini birkez olsun;
aklının kararını,-yaşanmışlarla mukayese ederek-, vicdan süzgecinde geçirip,
öz eleştiri yapmanı gerektirmez mi?! Vicdani muhasebeni yap!

                                                         *
Benim endişem,Aleviliğin kimlikleştirilerek,-Cemaatlaşması- siyasallaştırılması ve 1300 yıldır olduğu gibi, ‘devlet olmaya talip olmayıp’, devlet olan ‘Emevi Zihniyetine’Tabii olma!...Türk Oğlu Türk Olmak ve Kendi Vatanında birilerinde kendi İnanci ve -Türklüğün Öz Değerlerine- saygı beklemek!..
Buna rağmen de Türk’üm dememek!...
Gidişat ‘cemaatlaşmaya’ doğru!..

Bu durumda da, çok eleştirdikleri ‘İslam-cı!’ anlayışla aralarında nasıl bir fark olabilir?!..
Alevi Türk’üm dermi? Demez!
Fetullahcı Türk’üm der mi? Demez!
Nurcu Türk’üm der mi? Demez
Milli Görüşcü Türk’üm der mi? Demez!
Kominist Türk’üm der mi? Demez!

Faşist mi? Türk Tarihinde böyle bir anlayış ve yapılanma ne dün vardı,ne bugün var.Gelecekde de olmayacakdır.Türk Milletinin Ruh ve beden yapısına aykırı bir anlayışı;Türk Milletinin evlatlarına yakıştırmak,Türk’ü tarih sahnesinde silmek isteyenlerin bir planı ve oyunudur.Türk’ün kendi adını telaffuz etmesinde korkanların, psikolojik savaş taktiğidir.  

Fark nerde?..
Sanırım söylem,kelime ve kavramların kulanılışı farklı!..
Hepisinin buluştuğu ortak nokta; ‘Türk’üm demek,Faşizim demekdir!’..

Alevi bu nokda da farklı olmalıdır.Alevi,Türkdür ve Türkiyede başka kabul görecegi bir coğrafya da,arkasında emperyalis destek de yokdur.

Faşizim gibi sapık bir anlayışı,bir Türk kendi kardeşine nasıl yakıştırır?!

Türk’e, “Alevi –kızılbaş ve bunlar mum söndü yapar,sapıkdır” diyen çarpık ve alçak zihniyetin, Türk düşmanlığı  ne ise,Türk’e Faşist diyen zihniyetin de Türk düşmanlığı O dur.

Her iki zihniyetde de aslolan,Türk Milletini aşağılamak ve düşkün göstermekdir.

Bugün,kürtcülerin azgınlıklarına dahi karşılık verilmiyorsa!,Türk,kendi coğrafyasında ve bu coğrafyada yaşayanların tamamını Milleti olarak kabul ettiğindedir.Bu da sadece Türk Milletine has bir asaletdir.Hiçbir insanın ve hiçbir Milletin bir diğerinde SOY üstünlüğü yokdur.Her Millet övgüye ve sagı gösterilmeye layıkdır.Milliyetini ifade edemeyenlerin,Milletlere de saygısı olamaz. )  



Alevi, ‘İnsan olmak lazım’ der.İnsanız zaten...İnsan olmakda kast edilen,ölçü ne?
Kendini ve özdeğerlerini bilmede,insan olunur mu?
Kendini bilmeyenin İnsanlığa hizmeti olur mu?.
Yoksa,Türk İnsan Değilmi?!
Milletine ve Milliyetine saygı duymak,başka Milletlere de saygı duymanın temelini teşkil etmez mi?!

İslam- cılar da, ‘Müslüman olmak lazım der!’,Ümmet-cılık yapar!..
Hangi Ümmet?
Şeyh ve Krala kölelik eden,kendi ‘açına’ kuru ekmek vermezken, ‘atına’
İsvicrede su getirten bedevi mi?.
Türk Müslüman değil mi?..İnsan olmak için illa da Müslüman mı olmak gerek?!
Türk’üm demek,yaradanın verdiği sıfatı kabullenmek mi, dinin gereği? Red etmek mi?.
Red ederek,Rabbimin verdiğin yok saymak ‘şirk’ değil mi?!...Kendine sahip çıkmayanın,Ümmete! Ve insanlığa ne faydası olabilir?!

Tüm cemaatların akasında bir güç var!.Alevi, sen Türksün, senin arkanda kimin var?!..
Soyuna sahip çık.Seni, senin varlığınla korkutanda kork,varlığından korkma!
                                                    



Arzum,1300 yıldır, ‘devlet yaptıklarının’ eline mahkum yaşamayı ve önderlerinin siyasi oyununu red edip, Milliyetine sahip çıkarak, oynanan saklambac oyununda hep ‘söbelenen’ olmamalarıdır.
Soyumun,inancına olduğu kadar,kanına da sahip çıkıp,Türk’üm diyebilmesidir.

Türk Vatanının iki maduru ve birbirlerine ‘düşman edilen!’ kardeşleri,Allaha karşı sorumluluğunu ‘özelini’ bir tarafa bırakarak,birlikde hareket etmeye ve devlet olmaya mecburdurlar.Bu iki kardeşin de, Türk Vatanı dışında,dünyanın hiçbir yerinde,hürce yaşama hakkı yok.Arkalarında, hiçbir global –emperyalist – güç desteği de yok!..
Sahipsizlerin,birbirlerine sahip cıkması gerekirken;birbirlerine düşmanlık etmesi kimin işine yaradı,yarıyor,yarayacak?!..

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 17 Ocak 2012, 00:29:58 »


Kim bu iki kardeş?
Milliyetci-Ülkücü- Türk ve Alevi –Devrimci- Türk.

Yıllarca Türk Milliyetcileriyle,Aleviler arasına bir düşmanlık bendi örüldü!..
Türk Milletinin üzerinde bir oyun oynadı.Türk Milliyetcilerini,Türk’e düşman gösterdiler.Hem Milliyetci olacaksınız,hem de Milletinize düşman! Salak olanın dahi hileyi-oyunu sezmesi lazımdı ama,tezgahı sağlam kuranlar sezdirmediler!..

Bizler birbirimizle “kominist-faşist!” (Kominizim de Faşiyim de Türk Milletinin ruh ve beden yapısına aykırı, iki çarpık sistemdir) diye uğraşarak,sokaklarda kovalamaca oynarken,bu tezgahı hazırlayanlar da devlet oldu!..Devlet!

Oyuna devam mı?
Eğer devamsa,‘senin adına,açılım yapanların, açtığını görmeye ve o gördüğünle yaşamaya mahkumsun!’ Oyuna devam et!

Türk Milliyetcileri için aslolan,-kültür ana merkezli- Milliyet anlayışıdır.
Milletine mensup bireylerin, inancına karışmayı vesiyleyle de ‘Allahla Kul’
arasına girmeyi red eder.Türk Milliyetcileri,Milletini inancına göre sınıflara ayırmak gibi alcakca bir oyunun içinde olmadı,olmaz ve olmayacakdır.

Hıristiyan Gagavuz,Musevi Hazara ve Kabartay,Şii Azarbeycan,Şaman Yaku,Tuva,Çavuş ve Alevi-Sunni Türkiye Türk’ü...Kimliğimiz Türk.
İnanç Allahla Kul arasındadır.Vatan ve Milli Bekamız söz konusu.Biz işimize bakalım.Allahla kul arasındaki işe de,mudahil olmayalım.Mahşeri yargı Rabbime ait. Rabbimin işine karışmayalım...emrine uyalım.

-Alevi,kendini yaşamak mı istiyorsun?
Soyuna sahip çık, soysuzu ezip geçelim!..Üçüncü yol arama. Başka çıkış yolu yoook.

Ey,Türk Oğlu Türk, Alevi: Orta Asyada,Anadolu ve Balkanlara Türk’ün değerini,anlayışı ve kültürünü taşıyan SEN...Türkistanda Kopuzu alıp,
Anadoluda SAZ eden...sözü SAZ la söyleyen, Dede Korkut’da Söz,Hoca Ahmet Yesevi de Öz,Hünkar Hacı Bektaş-ı Velide İz alan SEN, Bozkurt’u  neden yanında ayırdın?!...
Neden?

                                                       *
_Ey Türk Evladı, aradığın ne varsa ‘Özünde’ mevcut.Ne batıda,ne doğuda,ne kuzeyde, ne de güneyde buldukların senin kurtuluşunu sağlamayacakdır.
Özünde var olanı harekete geçirmen ve cesur olman tek kurtuluş yoludur.Ön yargılarını yık ve kendinde korkma!
Kardeşlerine karşı ön yargılı olma!..Kendine güven.Tevazu ve Rekabetde de kaynağın Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana olsun...
İşte örneğin ve sen bu olmalısın.Busun Sen!

Kürt Alevi Olurmu?!

OLMAZ.

Alevilik öğretisi Pir, Dede, Çelebi, Ata-Baba eliyle ve diliyle ailede öğrenilen bir yaşam, inanç ve değerler bütünüdür. Bugün Orta Asya,Tuva, Sibirya ve Yakutistanda yaşananlarla Sivas da, Tunceli de, Çorum da, Erzincan ve Memleketim Hacı Bektaş da yaşananlar ‘rütüeller’ aynıysa ve de bunlar bir yazılı belgeyle değil de,yaşanarak nesilden nesile aktarılmışsa, bu da Türk’ün değeriyse-ki öyle- Aleviysen,Türksün.

Kürdün ata dini,‘Zerdüşlük ve Yezidilikdir. ‘Türkün ata dini de ‘Şamandır’
Bu noktada hareketle; Alevilikde,Türk’ün ata dininin ve yaşam biciminin ana fiğürleri mevcutdur.Zerdüşlük ve Yezidilikde ne alıntı, ne de bir söylem,figür Alevilikde bulunmaz.
Kürt Alevi olmaz ,olamaz.Olsa olsa Kürtlerin arasında yaşayan Türk’ün,kürtce konuşanı olabilir.Yani Kürtce konuşan Alevi Türk olur...

Bu nasıl olmuş olabilir?
Kürtler genellikle hayvancılıkla uğraşan bir halkdır ve dağlık arazilerde yaşam alanlarıdır.Tarihin her döneminde zulüm gören ve genelde de siyasi hareket ederek ‘devlet olanlara’ muhalif olan Alevi Türkler,her baskıda dağlara sığınmışlar ve Kürtlerle komşuluk ettiklerinden de Kürtce öğrenmişlerdir.

Dilin değişmeiyle Millyet değişmez.Milliyeti, kültür ve yaşam biçiminin tamamı oluşturur.Millet Kültürel bir varlıkdır.Mesela,çocuklarımız Almanya da doğdu ve Almancayı,Türkceden daha iyi konuşuyorlar.Bundan dolayı ‘Alman oldular’ diyebilirmiyiz? Diyemeyiz.
Almanca konuşan Türkdürler.Alevi birinin Kürtce konuşması, onun Kürt olduğunu göstermez.Kürtce konuşan Türkdür.

Eğer, hisiyatını kabetmiş olanlar varsa, onlar da kendilerini ne hissediyorsa o dur. Onların Türklüğüne de ihtiyac yok!

Türk Coğrafyasında,soyu en iyi bilinen Koçgiri ve Kureyşan aşiretleri Alevi ve Türk Oğlu Türk olmalarına rağmen, buğün kürtce ve zazaca (dersimce!) konuşan
aşiretlerdir.Tunceli (Dersim) Tarihde isyankar Türkmen-Alevi  aşiret ve
beylerinin karargah kurduğu bir Türk coğrafyasıdır.Bugün, bu aşiretler içinde soyuna (Türklüğüne) sahip cıkanlardan çok daha fazlası,Kürtcülerle birlikte hareket etmekdedirler.Bu aşiretlerde dille beraber, asalet de kaybedilmişdir.

Şanlı Urfa da yaşayan Karakeçili Aşireti de kürtce konuşmakdadır.Sünni bir aşiretdir.Ben bu Aşiretin içinde bulundum.Bu Aşiret de Türkdür.Bu konuda da oldukca şuurlular.Her yıl ‘Söğüt’e’ gelerek Osmanlının kuruluşunun yıldönümü kutlamalarına katılırlar.Yaşadıkları yerde de (Siverek) kapsamlı bir şekilde şenlik
ve törenler yaparlar.
Kara Keçili Aşiretinde,dil, kaybedilmiş olsa da,Asalet kaybedilmemişdir.


Safkan Türk turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 17 Ocak 2012, 00:33:27 »

Gökalp ''KGB arşivlerine göre Türkistan'daki Basmacılık Hareketi ve Enver Paşa''

Öncelikle basmacılık hareketi için

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.turkcuturanci.com/turkcu/turk-tarihi/%27basmaci%27-bagimsizlik-sahareketi/msg32424/#msg32424



Enver Paşa ile birlikte Basmacılık hareketine katılan fakat daha sonra Enver Paşa'ya karşı tutumu değişen, O'nu casus olabileceği gerekçesiyle üç ay Buhara'da tutuklu bırakan, Ruslarla çatışmasında O'na yardım göndermekte geciken ve belki de bu yüzden şehit olmasına neden olan İbrahim Bek Lakay'ın ifadesinden Enver Paşa şöyle söylemiştir:

"Enver Paşa şöyle açıkladı: "Müslümanlar hiçbir zaman Bolşeviklere aldanmamalı ve onlarla işbirliği yapmamalıdırlar. Aksi takdirde Türkistan gene Rusya'nın kölesi olarak kalır. Bolşeviklerin bütün vaadleri yalan... Çünkü onlarda söz yok, iman yok! Allahsızın ne sözü ne de imanı olur. Onları başçısı (lideri) Lenin'dir. Şimdi yurdumuzun o kafiri gönderdiği Ruslar işgal ediyorlar. Bütün müminlerle müslümanlarla yekvücut olup kafirlere karşı savaşmaları buyurulmuştur. Bu amaçla, canımız bedenimizde dururken, bu müslüman yurdumuzu kafirlerin, baskıncıların esaretinden kurtarmaya mecburuz." (s.34)


Enver Paşa'yla görüşen Bolşevik Partisi'nin ileri gelenlerinden Karl Radek, "Asya'nın Bolşevizasyonu" planını Lenin'e açmış, bu konuda Enver Paşa'nın rolünü şöyle tanımlamıştı: "Enver Paşa, bizim Türkiye'deki Kurtuluş Savaşı'na yardımımızı istiyor. Buna karşılık, Hindistan'da İngiliz emperyalizmine karşı direnişi ve isyanı örgütleyip başlatacak! Hindistan'da, Asya'nın birçok yerinde, Ortaasya'da Enver Paşa'nın kurduttuğu Osmanlılar'ın gizli casusluk örgütü Teşkilat-ı Mahsusa'nın ajanları ve binlerce casusu var. Bunların çoğu da Osmanlı subaylarına, onlar da doğrudan Enver Paşa'ya bağlılar; hem de ölümüne bağlılar... Enver, önce Hindistan'da islami bir ayaklanma düzenleyecek Teşkilat-ı Mahsusa'yla. 'Bunun hareket üssü de şu anda denetimsiz durumda bulunan Doğu Türkistan olmalı, ben buradan Afganistan üzerinden Hindistan'a geçeceğim' diyor." (s.46) Daha sonra Hindistan Komünist Partisi lideri Roy'un Hintli komünistlere sızdırdığı bilgileri İngiliz ajanları ele geçirdi ve patronlarına iletti. Moskova'ya gönderilen haber şöyleydi: "Enver Paşa ve öteki Türk liderler (Cemal Paşa ve Teşkilat-ı Mahsusa), Hindistan'ın fethi için Türk ve Tatarlardan oluşan büyük bir ordu hazırlıyorlar." (s.47)


Son olarak Sultan Galiyev, 1925 yılında bir arkadaşına gönderdiği mektupta, "Sovyetler Birliği" adını alan yeni komünist Rus imparatorluğunun geleceği konusunda şu kahince görüşü ileri sürüyordu: "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adı altında varlığını koruyan eski Rusya, uzun süre yaşayamaz. Sovyet Rusya geçici bir olgudur. Rus halkının öteki halklar üzerindeki egemenliği, yerini kaçınılmaz olarak bu halkların Rus halkı üzerindeki egemenliğine bırakacaktır." (s.52)


KGB arşivlerindeki fotoğraflarda Türklere yapılan zulmün fotoğrafları ise aşağıdadır (kitaptan tarayıcı ile bilgisayara aktardığım için görüntüler çok net değil maalesef)

Resimler +18 içeriktir !!!

 
  
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Resimlerin tamamını winrar dosyası yapıp aşağıdaki baplantıya attım, ilgilenen arkadaşlar indirebilirler.

Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
https://rapidshare.com/files/3703779088/kgb-foto.rar



Kaynak: İrfan Ülkü, KGB Arşivlerinde Enver Paşa
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 17 Ocak 2012, 00:35:47 »

Kızılalma ''Türk Milletinin,  Bilmesi ve Yapması Gerekenler''

 ‘Devlet, Türk Milletine Yalan Söylüyor! ’ Öncelikle bu yalanların ne olduğunu sorgulayalım... Yanlış diyecekler karşısında da,yalancı ben olayım!

Öncesi de olmasına rağmen 1938 lerle başlayan ve son 25 yıldır da salaklığının zirvesine ulaşan devlet aklı, ülkeyi bir savaşı ortamına getirdi. pkk adı altında başlayan kürtcülük hareketini, kriminal bir olay gibi algılayan devlet, olaylara teşhis koymada yaptığı hatanın bedelini Türk Milletine ödetme yolunda,elinde gelen her türlü gayreti ve çabayı da göstermekden tereddüt etmedi! Etmiyor!

1-Devlet yalan söyledi; pkk bir terör örgütü değil, kürtcülük hareketiydi!

2-Devlet yalan söyledi; bu örgütü kendi elleriyle korudu, kolladı!

3-Devlet yalan söyledi; bu örgüt ve mensuplarını besledi, büyütdü!

4.Devlet yalan söyledi; kürdün, Türk illerini istilasına zemin hazırladı!

5-Devlet yalan söyledi; kürt bin yıllık kardeş de akraba da değildi!..Eğer,kürt ve dersimli kardeş ve akraba olsaydı, diyarbakır ve dersim de ayağa kalkarlar ve biz burdayız derlerdi!.. Demedi, demeyecek, diyemeyecek!..

6- Devlet yalan söyledi; Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında Kürdün hele  hele Dersimlinin hiçbir katkısı olmadı. Onlarla da savaşdık!

7-Devlet yalan söyledi; dış güçler ve dış destek esas bahane değildi!

8-Devlet yalan söyledi; tehlikeyi dağlarda ve kandilde, şehir merkezlerine indirip kapı komşu yaptı. Bununla da yetinmedi meclise taşıdı!

9-Devlet yalan söyledi; Türk’ün alın terini kürde, yedirdi

10-Devlet yalan söyledi; kürtcülerle mücadele etmedi!

11-Devlet yalan söyledi; Türk askerini katledenler pkk değil kürtdü, dersimliydi.

12-Devlet yalan söyledi; abd, ab ve israil stretejik ortak, dost ve müttefik değildi!

13-Devlet yalan söyledi; aşiret ağası dediklerinin ayaklarına kapandı!

14-Devlet yalan söyledi; ‘Şehitler ölmez, Vatan bölünmez’ dedi... 10 bin Türk evladı hayatının baharında kara toprağa girdi. 15-20 bin Türk evladı da bir veya bir çok uzvunu kaybetdi, sakat kaldı. Vatan da, kürt ve dersimli istilasına uğradı!

15-Devlet yalan söyledi; ne yaptığını bilmedi,halen de ne yapacağını bilmiyor!

16-Devlet yalan söyledi; son 25 yıldır gündemi kürt belirledi!.. Devlet kendi elleriyle basleyerek, militan bir kürt nesli-gençliği- yetiştirdi.

17. Devlet yalan söyledi; Haburda katilini, törenle karşıladı, Alçaldı!

18-Devlet yalan söyledi; apo -ermeni piçi- değil, öz be öz kürtdü!

19-Devlet yalan söyledi; apo kırk bin kişinin katili bir terörüst değildi!!!

20- Devlet yalan söyledi; stratejik,diplomatik,siyasi,askeri ve psikolojik savaşı kaybetti!.. Çözümü, Türk Milletine haval etti!


21-Devlet yalan söyledi; tüm kurum ve kuruluşların başındakiler birbirlerine çelme takmaya çalışırken, Millete kurşun sıktı!

22-Devlet yalan söyledi; İnsyatifi, iradesi ve de ortada devletin bi-zatihi kendisi yokdu!




apo terörüst mü?  Evet.Türk Milletinin gözünde terörüstdür.

apo terörüst mü? Hayır.kürdün gözünde bir kahramandır.

apo terörüst mü? Türkiyede ki Devletin gözünde?  Hayır!!!  İşte Türk Milleti bu noktada aldatılıyor. Eğer apo 40 bin kişinin katili bir terörüstse, bu terörüste gösterilen bunca itina, özen neden ve niçindir?

1-Bu adama bir ada tahsis edilmedi mi? Edildi.

2-Bu adama 5 milyon dolara özel barınak yapılmadı mı? Yapıldı.

3-Bu adamın rahatı için aylık 25-30 bin dolar harcanmıyor mu? Harcanıyor.

4-Bu adam örgütünü (pkk) ve siyasi partisini (dtp) en sağlıklı ve en güvenli bir şekilde yönetmiyor mu? Yönetiyor. Türkiyede ki Devletin korumasında ve asker gözetiminde!

5-Bu adamın doktoru, aşcısı, berberi, sabunu ve havlusu dahi özel değil mi? Özel.

6-Yemesine, içmesine ve hatta s...masına itina ve özen gösterilmiyor mu?
Gösteriliyor.

7-Bu adamın yanına yarenlik yapacak arkadaş da gönderilmedi mi? Gönderildi.

8-Bu adamın “karnı ağrısa”, kürt “ishal”olur, devlet “kabız” her üçünün pisliğin faturasını da Türk Milleti ödemiyor mu? Ödüyor.

Bu adamın eksiği ne?... Kadın mı? İstemesi yeter! Milyonlarca gönüllü çıkar. akp için bu ‘bireysel hak’ ve ‘biyolojik ihtiyaç’ olarak değerlendirilir.   Tayyip emreder üçyüz küsür marabası parmak kaldırıp tasdik eder,a.gül onayalar,
genelkurmay da refakat eder! Olmaz mı? Olur.

Yani, apo ya Türkiyede ki Devlet ‘VİP’ hizmeti veriyor, özel misafir muamelesi yapıyor.Bunca itina ve özen gösterilen bir adama terörüst denir mi? Denmez!
Bu adamın Türk Milletine maliyeti yıllık 2- 5 Milyon Dolar. Bu Millete, bu yükü çektirenlerse Devlet!.. Bu yükü çekmeye bu Millet mecbur mu? Mecbursa neden ve niçin?
Hiçbir nedeni yok. Öyleyse apo dağlara gönderilsin. Hem de Dersime, Munzur dağlarına!..Dersimlinin onunla bir hesabı var! Bu Milletimiz için daha hayırlı ve en sağlam kurtuluş yolu olacakdır.

Kürt, aponun İmralıda olmasında menmun!.. Saklambaç oyununda birinin ‘kör ebe’ rolünde olması, oyunun kuralıdır. Türk Milleti de 25 yıldır söbeleniyor!

dersimlisiz ve kürtsüz bir Türkiye de

1-Görüntü kirliliği, fiziki ve iletişim kirliliği yok.

2-Sosyal yaşam alanlarında endişe ve güvensizlik yok.

3-Kapkaç, gasp, taciz,tehdit ve eşkiyalık yok.

4-Yediği ekmeği, içtiği suyu, kullandığı elektiriği, bindiği otobüsü, yürüdüğü yolu, okuduğu okulu ve sağlık hizmetlerini kendilerine bedava sunan devleti (salak devleti) taşa tutan, yakan, yıkan yok.

5-Siyasi ve dini saplantı ve fanatizim yok, Hizbul vahşet yok. dhkp yok. Terrör ve illegal yapılaşma yok, Bu oluşumlara kaynak yok Çünkü kürt yok!

6-Kimlik, kişilik vesiyleyle de şahsiyet arayışı yok!..

7-Türk cografyasında  oluşturulmuş kürt kolonileri ve kurtarılmış bölgeler yok.

8-İşsizlik, yolsuzluk ve fakirlik yok.

9-Feodal, Orta Çağ anlayışlı hareket ve görüntü yok.

10-Kan davası, töre cinayeti-katillik- yok.

11-Zorla evlilik ve berdel denen saçmalık yok.

12-Fırsatı buldu mu SALDIRAN!.. Sıkıya geldim KANDIRILAN yok!!!

14-Ne istediğini ve ne aradığını bilmeyen; isteği ve arayış içinde olanların emrinde sürü psikolojisiyle hareket edenler yok!

15-Sokaklara salınmış –analı,babalı!- sahipsiz çoluk, çocuk yok!

16-Nufus planlamasına ihtiyaç yok.

17-Köyleştirilmiş metropoller ve şehirler yok.

18-Ülke genelinde su sıkıntısı,hava kirliliğ, elektirik, doğal gaz yetersizliği ve kaçak kullanımı yok.

Bu ülkeye hiçbir katma değer sağlamayan kürdün ve dersimlinin sadece 25 yıllık dolaylı -maddi- maliyeti Bir Tirilyon Dolar ve onbinlerce Asil Türk’ün Şahadeti.

Türkiyede ki Devlet, dağda ki kürdü de, şehirlerde ki kürdü de Türk Milletinin alın teri ve kanıyla besliyor.

Nasıl mı?

Dağa çıkan her kürdün ve dersimlinin ailesine,  kürt ve dersimli belediye başkanlarınca maaş bağlanıyor. Aynı ailelere Valilik, Kaymakamlık ve belediyelerce de gıda ve yakacak yardımı yapılıyor!.. akp de buzdolabı,
çamaşır makınası, televizyon ve çekyat dağıtıyor!
Dağda öldürülen kürt ve dersimlinin ailelerine de mağlum belediyeler ‘şehitlik maaşı’ bağlıyor.

Şehirlerde polis, asker taşlayan- kamu mallarına ve özel mülkiyete zarar veren kürdün tamamını, devlet kendi elleriyle besliyor. Bunların % 90-97 si A-sosyal ve yeşil kartlıdır. Geri kalan % 3-10’i de, bu % 90-97 kürdü tahakkumları altına almış, istediği gibi kullanıyor. Devlet için bu % 3-10 çok özel, değerli ve dokunulamazdır!

Sonuç;

 kürtsüz bir Türkiye, problemlerinin % 98 ini çözmüş, dünyanın en zengin devleti ve ciddi hiçbir problemi olmayan, temiz ve güven içinde yaşanacak bir Ülke Olur. Zengin bir ülkede, güvenilik ve huzur içinde yaşamak isteyenler, mevcut durumda sorumlu olan anlayışa ve bu anlayışın kurumsal temsilcisi devlete karşı, ‘yeter’ diyerek ayağa kalkıp hesap sormalıdır.

Tedbir olarak her alanda, sivil itaatsizlikle beraber vergi vermemeli, çocuğunu da askere göndermemelidir!

aponun serbest bırakılması için ayaklanılmalı, biz terörüst (maliyeti ağır özel misafir!) beslemek istemiyoruz deyebilinmelidir. Türk İllerinde de, istilacı kürtlerde ve dersimlilerde 25 yıldır öğrendiklerini, bire bir kürde ve desimlilere uygulamalıdır. En adil, en kısa vadeli ve en demokratik çözümde budur.

Demokrasilerde ‘karşılıklılık’ ilkesi vardır ve buna bağlı kalınarak,kürdün demoograasiii, bariiiiş anlayışının, sokakda ki filiyatina bire-bir karşılık verilmelidir. Bu da siyasallaşmadan kitlesel, demokratik Ve barışcıl bir tepki olarak organize edilmelidir!



Aziz Milletim; gayip de gelecek kurtarıcı bekleme. Siyasilere hiç güvenme. Paşalar mı?.. Şerefliler İntihar etti-rildi-!, Salaklar hapse girdi, Angutlarda başta!.. Kimi golfcu, kimi de traji komik tiyatro oyununda figüran!.. İş sana kaldı. Kararını ver ve iradeni ortaya koy!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 17 Ocak 2012, 00:36:52 »

Bu devlet terörle (kürtle) mücadele mi ediyor?! Terörüsleri (kürtleri) mi besleyip koruyor?

Bu devlet - kurumsal ve işlevsel olarak- senin devletin mi?
Benim DEĞİL!.. Benim değil diyenler de, devlete karşı –devlet olmak için- mücadele etmelidir.

Benim deyip, mevcut durumda nemalananlar; gelecekde çocuklarınızın bataklıkda ‘anofol cinsi sineklerle’ beraber yaşayabilmesi için şimdi de bol, bol ‘kinin tableti’ stok edin!.. Bir müddet idare edersiniz!

Balkonda seyredenler; Bu Milletin evlatları 12 Eylül 1980 öncesi hataya düşmeyecekdir!.. Bir-birlerine değil, birilerine hesap soracakdır!.. Bundan da emin olun!...

Devlet Olan Salak Başlar,Türk Milletine Kafa Tutanlar ve Kayıtsız Kalanlar,
yüz yılın başını hatırlayın!... Olacaklar ve başınıza gelecekler Yakın Tarihin Kayıtları Altındadır!.... Tekerrür etmemesi temennimdir ama, gidişad oraya!..

Benim kanaatim:

1-Şeytansız bir dünya insanlık için cennet olurdu ama şeytanın varlığı Rabbimin iradesinde ve bu varlık kıyamete kadar da sürecek. Şeytansız bir dünya da yaşamak, bizim-insanlığın iradesi dahilinde değil.

2-Yahudisiz(siyonist) bir dünya da, tüm insanlık için huzur ve güven içinde yaşamak demekdir. Böyle bir dünya kurmaya da Türk’ün gücü yetmez! Bu da tüm insanlığın meselesidir.

3-kürtsüz bir Türkiye, Türk Milletinin huzur, güven ve zenginliği demekdir.
Türk Milleti “kürtsüz” bir Türkiye kurmaya muktedirdir. Ancak bunu başardığı gün huzura kavuşabilir... Milli bekamız için “kürde güle-güle” demeliyiz!

Nasıl Kürtleşdik?!



Harita -1




Kırmızı renk kürt hakimiyet bölgesi. Diğer renkler de kürt istilasına açık olan bölgeleri göstermekdedir. Devlet desdekli AKP finanslı, kürt istila hareketinin hedefindeki bölgeler. Bugün bu bölgeler –kısmi- kürt yaşam alanlarına döndürülmüşdür!

Harita -2

 

2025 li yıllarla beraber, kürt dağlarından daha da tehlikeli bir hale gelecek olan bölgeleri göstermekdedir. Bu bölgeler kürt nufus alanına girecekdir. Feodal hukukun! hakimiyet sahasında kalacak olan bu bölgelerde, Türk için, hayat daha da zorlaşacak, mal ve can güvenliği olmayacak, mücadele daha da zor ve çetin geçecekdir.

Zaman, Türk Milletinin aleyine işlemekdedir!..Bu zamanı işletense Devlet ve başındaki hükümet AKP dir.

Türk, seçimini ve tercihini yapmak zorundadır. Yılan ve akreple yaşamak ya da yılan ve akrebi kendi yaşam alanına sokmamak konusunda, yeterli zamanı var. Beklemek, hele - hele devlete! Güvenmek, Türk için intihara eş olacakdır.

Yüzyılın başında yaşananlarla,bugünkü yaşananlar bire-bir aynı.. 2025 li yıllarda yaşanacaklar da, yüzyılın başında yaşananlarla aynı olacakdır... Türk Milleti olaylara şimdiden mudahil olursa, tarihin tekerrür etmesini önlemiş ve daha az bedel ödemiş olur...
Türk Vatanı,Anadolunun kürtleşmesi:

Kürtcülerin iddia ettiği gibi; Kürtler, “Mezepotamya’nın yerli ve çoğunluğu teşkil eden halkı” değildir. Mezepotamya gibi düz ve verimli bir arazi üzerinde yaşayan ve çoğunlukda olan bir halk olsalardı ;sahip oldukları bir değer, bu değerlerin oluşturduğu ortak bir kültür ve bu kültürün oluşturduğu bir medeniyetin kurucusu olurlardı. Bunlara kanıt olarak da bugün, Kürt medeni  değerlerini ortaya çıkarıp, isbatlayan arkolojik bulgulara ulaşılırdı. Böyle bir kültür de, bu kültürün sonucu ulaşılmış bir Kürt medeniyeti de yok... Arkolojik bir bulgu ve belge de yok.

kürtler bu coğrafya da yokmuydu? Vardı. Yerleşik ve tarımla uğraşan bir halk değildi. Hayvancılıkla geçinen ve genelde de rakımı 1500-3000 metre olan, İran,Irak ve bu ülkelerle olan Türkiye sınır boylarının dağlık kesimlerininde, kabileler halinde ve ipdidai bir hayat süren halkdı. Kabileler arasında da, birlik ve beraberlik olmadığında ,ortak bir değer etrafında birleşerek birlikde hareket etmeleri de mümkün değildir.
Bu kürt kabilelerinin ortak olan tek değeri “kan davsı” olduğunda,bu
ortak değerin de, birlik olma ve birlikde hareket etmeye engel teşkil edeceğinde, bir yere dayanmadan da ayakda duramayacakları bir gerçek olduğunda; kürtler yaşadıkları coğrafyada, güçlü gördüklerinin yanında yer almayı asalet kabul etmişlerdir!.. Feodal yapı içinde de, ağaya maraba,tabii oldukları devlete de yanaşma olamakdan öteye bir asalete! sahip olamamışlardır.

Millet olamadıkları için de, devlet kurmak gibi bir arayışları hiçbir zaman olmamışdır. Halen böyle bir arayışları yok!.. Gelecekde de olmayacakdır!

kürtcü okur-yazarların! İddia ettiği; - “Anadolu ortalarında başlayıp,
Tacikistan sınırlarına kadar uzanan, bu geniş coğrafyanın sahibleri kürtlerin atasıolan“Kaldeliler,Gutiler,Mitaniler,Asuriler,Uraltular,Sümerler...
Ve Medlerdir!!!! ’’ ...Bir başka kürt okur-yazar da şöyle bir tesbitde bulunmuş; “Avrupalılar da kürtlerin atası olan ‘Aryanlardan’ Medeniyeti
öğrenmişlerdir!!!..”

Bunu da şöyle izah etmişler:

Büyük İskender Asya seferinde(M.Ö 334-324) dönerken beraberinde de 30.000 (otubin) levazımatcı! Ve 1000 (Bin) alim! kürdü Mekedonya’ya götürmüş!...Bu kürtler de Avrupalıların medenileşmelerini sağlamışlardır!..

Yani,Asyalılar da,Avrupalılar da varlıklarını ve refahlarını Kürtlere borçludur,.. demişler!!!! (İddia,k.post gazetesinde Fikret Yaşar’a ait)

Bu doğru olabilir mi?

1-İskender Asya seferine çıkarken ordusu 30.000(Otuzbin) Piyade ve 5.000(Beşbin) Suvaride müteşekkildi.Yani İskenderin Ordusundaki toplam asker sayısı 35.000 (Otuzbeş bin) di.

2-İskenderin,Pers Kralı Daıeiosla yaptığı savaş da(M.Ö 333) çok şiddetli ve kanlı geçtiği gerçeginde hareket edersek, İskender in ordusu en azında 10-15 Bin kayıp vermişdir.Yani İskender Anadolu da ayrılırken yanında ki asker sayısı eniyi ihtimalle 20.000 (Yirmibin) civarındadır.

Bu real tesbitler gerçeğinde hareketle, Kürt iddiaları yalanda da öteye ‘aptalca!’ bir idiadır.

İddiayı doğru kabuletmekse,- Kürtler açısında değerlendirildiğinde- dahada vahim!

Neden?

1-Kürt Fikret Yaşar’ın ve diğer kürt okur-yazarların iddia ettiği gibi Kürtler bir medeniyet sahibi olsalardı, savaş yorgunu ve yabancı bir coğrafya da bulnan İskenderi ve ordusunu esir ederlerdi!

2- 30.000(otuzbin) levazımcı ve 1000(Bin) alim!.. Toplam 31.000(otuzbirbin) Kürdü, İskender önüne katıp taaa Mekedonya”ya götürdüğüne göre, kürt medeniyetinde söz etmek abesle iştiğalden başka bir şeyde değildir. Bu iddia, kürdün medeni olduğunu değil, geçmişinin de yanaşma ve uşaklık olduğunun isbatıdır.

3- O dönemde,(M.Ö-334-324) İran, Irak, Suriye ve Türkiye eksenli coğrafyada nufusun 2-3 Milyon civarında olduğunu varsayarsak;bu nufus içinde de Kürt nufus olsa olsa 150-200 Bin cıvarındadır. Böyle bir nufusun bölgeyi kontrol etmesi mümkün olmadığı gibi, hesab edilen ve dikkate alınan bir varlık olmadıkları da bir gerçekdir.

4-Peki, İskender yanında Mekedonya’ya kürt getirmemişmidir? Getirmişdir!..

Pers Kralı Dareios’un yanında sadık birer hizmetkar ve uşak olarak bulunan kürtler; Dareios’un savaşı kaybetmesinin ardında, İskender’e gelip ‘Vallah Gomutan Dareios bizi gandırdı! ’diyerek sığınmışlardır. Bu sayı da 300(üçyüz) at bakıcısı ve 10 (on) nalbatdan daha fazla değildir!. Bunlar da, Avrupa da yaşanan tüm olumsuzlukların,kötülüklerin ve katilliğin ilk tohumlarını Avrupaya ekenlerdir...

5-Kürtcüler, medeniyet sahibi olduklarını, övünmek için iddia etmişlerdir, varsayımıda hareket edersek; ortada övünecek değil,utanılacak bir durum var! İskender, 31.000(otuzbirbin) kürdü kendi topraklarında söküp, önüne katmış ve taa Mekedonya’ya götürmüş!...Türk de övünür.Bu haklı bir övünmedir.

Kürşat 40 (Kırk) kişiyle Çin’e gidip,Çin Sarayını basmışdır.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 17 Ocak 2012, 00:38:22 »

Bu bakış acısına göre Kürt, ‘övünmekle,utanmak’ arasındakı farkı dahı kavrayamayacak kadar medeniyete sahipdir!...

Tüm bu gerçeklere rağmen; Kürt iddiaları eğer doğruysa, bu kadar geniş bir coğrafya’ya hakim olmalarına rağmen varlıklarını devletleşdiremediklerine göre, acaba –köstebek ya da yarasa- olarak mı yaşamışlardır?!.. Yoksa, “ruhani” bir varlık olarak mı? 

Avrupalıların dahi medenileşmelerini kürtlerin sağladığını iddia etmelerine
rağmen, kendilerinin halen “feodal bir halk” ve medeniyetden nasiplerini almamış olmalarını; bir devlete sahip olamamaları ve de böyle bir talepde dahi bulunmakdan korkmalarını nasıl açıklarlar?!...

Varlıklarının ortaya çıkışı ve ovalarda görülmeleri Türklerin bu coğrafyada devletleşmeye başlamasıyla eş zamanlıdır. Bunun dışında ki her iddia hayal pazarlamak,sahtekarlık ve yalandan ibaretdir.

Kürtlerin Diyarbakır eksenli coğrafyada nufus sahibi olmaları 1490-1520 yılları arasında gerçekleşmişdir! Bu tarih,Yavuz Sultan Selim’le, Şah İsmail’in, “inancı”siyasi güç elde etmek için, acımasız ve hesapsızca kulandıkları zaman dilimine denk gelmekdedir!..

Çaldıran Savaşıyla (1514) Anadoludaki nufus dengeleri, “demografik” yapı bozulmuşdur!.. Anadoluda ki Kızılbaş Türkmenler, sünni inancını esas alan bir anlayışla hareket eden Yavuz Sultan Selim’in baskılarına maruz kalmışlardır! Şah İsmail’i de kendileri gibi Kızılbaş bildiklerinde, Şah İsmail taraftarı olmuşlardır.Bu nedenle de bugün ki İran merkezli coğrafya da devletleşen Şah İsmail’e (Safevi Devleti) sığınmışlardır.

Şii –İsmailiye- inancını esas alan bir anlayışla hareket eden Şah İsmail’in baskılarına maruz kalan sünni! kürtler de Yavuz Sultan Selim’e sığınmışlardır. Bugün ki İran dağlarında yaşayan kürtler, Anadolu ya gelmişler, Anadoluda yaşayan Kızılbaş Türkler de İran’a göç etmişlerdir. Böylece,devlet eliyle-inanç adına!- Türk Vatanının kürtleşmesinin ilk temelleri 1500’lü yıllarda atılmışdır. Kısa zamanda, Diyarbakır merkezli coğrafya da kürt nufus, “dağda inme, üreme ve göçlerle!” baskın duruma gelmişdir.

Bugün Konya,Kırşehir ve Haymana (Ankara) eksenli coğrafyada yaşayan kürtler de 1500 lü yıllarda İranda (Safevi Devleti –Şah İsmail de) kaçarak Osmanlıya sığınan kürtlerdir... Yani göçmendirler!.. Eğer bu göçmenler de, bulundukları yerde rahat değil ve hak, hukuk arayışı içindelerse; nerde ve hangi şartlarda geldikleri kendilerine hatırlatılmalı, gidecekleri yerin de yolları açık tutulmalıdır!..

Büyük kürt tarihcisi olarak bilinen, aslında da Yavuz Sultan Selim’in iyi bir yanaşması olan kürt İblis-i(idris-i) Bitlisi de Anadolunun kürtleşmesinin mimarlarından ve bilinen ilk Türk katili,soy kırımcıdır.

Bu yanaşma Yavuz’a o kadar güven vermiş ki, kendisine, padişah tuğralı kağıtlara fermenlar ve fetfalar yazmasına dahi müsade edilmişdir.Bu kürt de kanının gereğini, ‘din adına!’ eksiksiz yerine getirmişdir.

Doğu ve Güney Doğu da hakim Türk nufus, kürt İblis-i Bitlisinin verdiği;
“Kızılbaş, Rafizi, Mürtedi ve Sapıkdır” fetfalarıyla katledilmiş ve öz vatanları, topraklarında sürülmüşlerdir. Katledilen ve sürülen her “Kızılbaş Türk’ün” yeri de “şafi müslüman!!!” kürtlerce doldurulmuşdur.

Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail gibi iki Türk büyüğünün ‘Devleti Ebed Müddet’ kilma! mücadelesinde esas aldıkları‘Din-İnanç’ merkezli anlayışları, kendi varlıklarının teminatı olan Türk Milletinin,öz vatanlarını terk etmelerine ve ölümlerine sebep olurken; kürdün,  korunup,
kollanmasına ve Türk Vatanının kürtleşmesine zemin oluşturmuşdur. Her ikisinin hata ve yanlışı da bugünleri doğurmuşdur

Devletlerini,‘Ebet Müddet’ kılma amacında olan Yavuz Sultan Selim ve Şah İsmail; bu ‘müddeti’ kendi ömürleriyle sınırlamışlar... Milletinin yaşaması ve ömrüyle devletin ‘Ebet Müddet’ olacağını pek de hesap etmemişlerdir.


(Çaldıran Savaşı, 23 Ağustos 1514:Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Çaldıran Savaşı,İki Türk Devleti (Osmanlı - Safevi) ve İki Türk liderinin (Yavuz Sultan Selim – Şah İsmail) din-inanç üzerinde siyasi güç elde etme mücadelesi olarak ele alınıp değerlendirildiğinde; sünni inancını esas alan Yavuz Sultan Selim savaşın galibidir!..

Bu savaşla Osmanlı Devleti daha geniş bir coğrafyayı kontrol ederek, bu coğrafya üzerinde devletleşmeye çalışmışdır!.. Bu savaş akabinde, 1516 Mercıdabık, 1517 Rıdaniye savaşları da kazanılarak Arap coğrafyasına vesiyleylede İslam coğrafyasına hakim olunmuş...  Müslümanların liderliği (Halifelik) sıfatı da Osmanlıya geçmişdir!.

Şii –İsmailiye- inancını esas alan Şah İsmail de bu savaşın mağlubudur.

Bu savaş, Türk Milleti adına değerlendirildiğinde,savaşın galibi yokdur!

Bu savaşı, Anadolunun etnik yapısına etkısı açısında değerlendirirsek,
savaşın galibi kürtlerdir!..

İki Türk Devleti ve lideri arasındaki bu savaşın bir çok sebebi vardır.Bu sebeplerden biri de kürtlerin –din adına-yaygarası ve savaş kışkırtıcılığıdır! Bu savaşla beraber, Güney Doğu Anadolunun, Doğusunda nufus dengeleri, kürtlerin lehine değişmeye başlamışdır!.

Bu savaşı her iki devlet adına (Osmanlı ve Safevi) değerlendirirsek;
Osmanlı çok geniş bir coğrafya’yı imparatorluk sınırlarına dahil etmişdir. Bu geniş coğrafya üzerinde yaşayan milletleri ve bu milletlerin mensup olduğu dini-inancı da korumuşdur!... Güçlü olduğu sürece de, Müslüman veya Hıristiyan teba devlete ‘sadık’ görünmüşdür!..

Osmanlı, tebası olan her millete ve inanç guruplarına gereken tolerans ve hoşgörüyü göstermişdir.Brokrasisini de hıristiyan tebasına teslim etmişken, üzerinde devletleşdiği ana unsur Türk Milletine gereken değeri vermemişdir.

Güçlü olduğu sürece de uygulamalarının bir zararını görmemişdir...
Gücünü kaybettiği, kontrol ettiği coğrafyaların birer, birer elinde çıktığı dönemlerdeyse,tek sığınağının Türk olduğunu anlamışdır ama anladığında da –din adına- koruduklarının ihanetiyle yıkılmışdır!

Safevi Türk Devletinin Şah İsmailden sonra en parlak dönemini Şah Abbas dönemidir(1587-1628). Bu dönemden sonra İranda ‘Pers’ etkinligi ve hakimiyetiyle birlikde ‘Şii’ inancını esas alan bir yapılaşmada başlamışdır.
Bu savaş her iki devlet adına değerlendirildiğinde – günümüze yansımış haliyle - galip devlet de yokdur!...Her iki devletin sonunu da “inanç-din” adına korudukları getirmişdir!.. Safevi Devletinin kurucusu olan Anadolu Kızılbaş Türkmenleri,kendi devletlerinde yok olurken, koruyup, kolladıkları “Şii Persler”, devlet olmuşlardır!...

Osmanlıda da farklı birşey olmamışdır. Din adına koruyup kolladıklarında yemişdir ilk darbeyi!... Müslüman teba (Ümmet!) ilk kurşunu sıkandır!...
İlk kurşun Balkanlarda, Arnavutda yenmiş...ardında Arap ve sonra Sırp,
Bulgar,Yunan,Ermeni Veee kürt!..

Neden yazdım?

Yavuz Sultan Selim taraftarlığı için mi?

Yoksa, Şah İsmail taraftarlığı için mi?

Her ikisinin de taraftarı olmadığım gibi, karşılarında da değilim.

Biri Sultanım, diğeri de Şahımdır.

Tarih yargılanmaz,yargılanamaz!.. Her ikisinin de içinde bulunduğu şartlar, böyle bir olayın yaşanmasına sebep olmuşdur.Olanları olmamış saymak da olmaz,olmuşları “geçmişi” bugüne taşıyarak hak-haklılık kavgası vermek de olmaz...

Milletimin evlatlarının, bu tarihi olayın bize verdiği dersi iyi okuyup, aynı hataya düşmemeleri için yazdım... Devleti yönetenler üzerinde “devletleşdiği Milletin”,dinine-inancına mudahele etmemeli,taraf olmamalıdır.

Devlet, Allahla kul arasına girmemelidir.Dini,siyasi güç elde etmek için bir araç olarak kullanmamalıdır.Devlet, Milletini inancından dolayı sınıflara ayırmamalıdır. Hangi inanca sahip olursa olsun, insanlar inancının gereği, ibadetini hür ve özgürce yapmalı ve de kendi dini ve finans kurumlarını oluşturabilmelidir.

Millet mi?

Bunlar da inancını siyasallaştırmamalı!..  Siyasi güç merkezlerine araç olmamalı. Gücünü, siyasiler üzerinde bir baskı aracı olarak da kullanmamalıdır!

Bedenle – Ruhun kavgasının galibi olmaz.Bedenle, Ruhun bütünlüğü denge ve ahengi o da en az hatayı ve mükemmele yakınlığı sağlar.

Önemli bilgi:

1-İkinci Beyazitin padışahlığı döneminde; Şah İsmaille, İkinci Beyazit arasinda iyi bir diyalog vardı. İkinci Beyazit, Şah İsmail’e “oğlum!”; Şah İsmail de İkinci Beyazit’e “baba!” diye hitap etmişdir.

2--Yavuz Sultan Selim, babası İkinci Beyazit’i tahtda indirip yerine geçtikden sonra ise,iki Türk devleti arasında ‘diyalog’ kopmuş,düşmanlık başlamışdır!. Bu da o korkunç ‘Çaldıran Savaşına’ sebep olmuşdur.

3-İkinci Beyazitle, Şah İsmail arasında geçen yazışmalarda;Beyazit “Farsca” yazmış, İsmail de “Türkce” yazmışdır.

4- Yavuz’un ordusunda ateşli silahlar, top ve zırhlı askerler varken; Şah İsmail’in ordusunda, ateşli silahlar ve top olmadığı gibi; mertliğe, yiğitliğe aykırı diye, askerler ‘zırh’ da giymemezler, çıplak vucutla dövüşmüşlerdir.

5-Balkanlardaki Hıristiyan nufus yoğunluğunu –ilerde tehdit olabilir-düşüncesiyle daha batıya kaydırmak ve devleti, ‘tabii engelerin’ çevrelediği sınırlarla korumak isteyen Yavuz’a, Şeyhül İslam fetfa vermezken; Türk soyunun, ‘kızılbaş diye’ katline ve sürgününe fetfa vermiş, bunu da yanaşma kürt İblis-i Bitlisi ve devşirmeler eliyle yaptırmışdır!..

Hani, tarihde 16 büyük devlet kurmuş bir Milletin evlatlarıyız diye övünürüz ya!.. Bu 15’ini nasıl yıkdığımızı sorgulayabilseydik;16. devletimiz ebed müddet olurdu!..

Sorgulayamadığımız için de 16. devlet de çatırdamakdadır!..

Neden böyle?

Türk Milleti devleti kurar, devleti idare edenler de kurucu unsuru, Türk Milletini hiçe sayar!... Hakimiyeti altındaki her halkı korur, kollar, besler, büyütür; büyüyen baş kaldırır ve ‘Devlet Olur!’...

Dünya üzerinde soyuna sahip çıkmayan tek devlet vardır o da Türk Milletinin kurdugu devletlerdir (idari-yönetim kadroları)
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 17 Ocak 2012, 00:38:45 »

Türk Milleti 15 kez aldatıldığını anlamış ve 16. devletini, Türkiye Cumhuriyetini kurmuşdur.
Bu 16. devlet de M.Kemal’in 1938 tarihinde ölümüyle beraber, Türk düşmanlarının eline geçmişdir! Şimdiye kadar da, Türk Milletini hiçe sayan bir anlayışala idare edildi, ediliyor!..

Son besleme de Türk Milletine 25 yıldır kafa tutmakdadır! İnşallah,son beslemeyi de taşımakdan kurtulup, 17. Devleti kuracağımız günler yakındır.

Türk Milletinin kurduğu devletlerde, devleti idare edenler-ikdidarlar- neden Türk’e sırtını dönmüşlerdir?!...

Devleti idare edenler, besleme, yanaşma ve devşirmeleri neden baş tacı etmişlerdir?!..

Nedeni:

Türk’ün kurduğu devletlerde ikdidarı ele geçirenler, ikdidarlarıını kaybetmekden korktukları için, kurucu unsur Türk Milletini idari makamlara getirmemiş; idare edilen konumda olmasını da kendi ikdidarlarının bekası için şart görmüşlerdir!..

Besleme,yanaşma ve devşirmelerin ikdidar olmak gibi bir arayış içinde olmayacaklarını düşündüklerinden de, brokrasiyi bunlara teslim etmekden ve en kilit noktalara bunları getirmekden de bahis görmemişlerdir.

Besleme, yanaşma ve devşirmelerse devleti idare edenlerin bu zafiyetini en iyi bir şekilde değerlendirmişlerdir.
Devlet içinde ‘sinsice ve kahbece’ kadrolaşmışlar,en kilit noktaları tutmuşlardır.

Devletin güç kaybettiği dönemlerde de, güçlü gördüklerinin yanında yer alarak, devlete ihanet etmişlerdir.

Bu ihanet 15 kez yaşanmışdır... 16. sını da yaşıyoruz!.. 15 kez devlet –ikdidarlar- kaybetmişdir!.. 16. sını da kaybedecek!...

Türk düşmanları sevinmesin, 15 kez Türk Milleti kazanmışdır.16.sını da kazanacakdır.



Cumhuriyet döneminde kürtler:


Kürtler Çanakkalede, Kafkas Cephesinde ve de Kurtuluş Savaşında yokdur.
Yeni Türk Devletinin kuruluş yıllarında, (1914- 1938 yılları arasında) da sürekli olarak ayaklanmışlardır. Türk Milletiyle savaş halinde olan kürtle, bu vatanı nasıl beraber kurmuş olabiliriz?!...

Biz, kürtlerle de savaşarak o bölgeyi kontrol altına almaya çalışmışız; izlenen yanlış politikalarla da,bölgeyi kontrol edemediğimiz gibi,Vatanın da kürt istilasına açık hale gelmesine ve kürtleşmesine zemin oluşturmuşuz!

1914-1940 arasındaki dönemde, ayaklanma bölgelerinde kontrol edilemeyen kürtlerin…malesef, Anadolu içlerinde iskan edilmesine karar verilmişdir. Bugün Orta ve Batı Anadolu Türk şehirlerinde bulunan kürt kolonileri de Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında, kürt İsmet İnönü eliyle oluşturulmuşdur.

Ve, 1980’li yıllarla beraber de,Türk Vatanı, kürt istilasıyla karşıkarşıyadır!
İstilacı kürtler,daha önceki yıllarda,Batı Türk İllerinde oluşturulan kürt kolonileriyle birleşerek ülkenin her yerinde örgütlü bir şekilde hareket etmekde ve Türk’ü katledecek katil guruplara lojistik destek sağlamakdadır.

Devlet, kendi eliyle ülkede mayınlı (kürt) sahalar oluşturmuşdur!

Eğer, Devletseniz ve coğrafi sınırlarınız içindeki bir bölgede yaşayan halkı kontrolde acizseniz!..O bölge değil, O halk problemdir!.. O halkı başka bölgelere dağıtmaksa, çözüm değil,problemin devlet eliyle daha geniş alanlara yayılması demekdir!..

500 Yüz Yıldır, ikdidarı ele geçirenler “Siyasi güç elde etmek ve ikdidarlarını korumak için, din –inanç„ adına, Türk Vatanında,Türk’ü sindirmiş,besleme, yanaşma ve devşirmeleri de besleyerek azmanlaşmalarını sağlamışdır! Aynı anlayışla da devlet idare edilmekdedir!

Bugün de devlet, kontrolde acze düşdüğü bölgelerdeki kürdün, Türk illerine yerleşmesine zemin oluşturmuşdur. Terör bahanesiyle boşaltılan yüzlerce köyde yaşayan, on binlerce kürdün, batı Türk illerini istilası da devlet eliyle sağlanmışdır.

Devlet, boşaltığı yerleri kontrol edemediği gibi,batı Türk illerinin de terörüs(kürt) yuvası olmasını sağlamışdır!!!

kürdün yerini değiştirmek,olayların daha da geniş alanlara yayılmasını ve kontrolünün daha da güçleşmesine sebep olmuşdur. kürt gittiği her yerde de kürtlüğünün gereğini yapkışdır, yapmakdadır!…

Bunlar, devletin söylediği gibi,“terör mağdurları„ değil, dağlardan ve köylerden şehre indirilip,devlet eliyle de beslenen terörüstdür!..

Bugün, kürt istlasına maruz kalan Adana, Mesin, İstanbul ve İzmir kürt dağlarından ve şehirlerinden daha çok terörüst barındırmakdadır! Bu şehirler kürt dağlarından daha da güvensizdir. Bu Türk Şehirlerinin kürt yuvası haline gelmesinden de devlet sorumludur!

Geçmişin tecrubesi gözönünde bulundurularak, gelinen noktada Türk şunu bilmeli: Devlet kendi elleriyle, Türk Milletinin katillerini beslemişdir,      besliyor.

Türk Milletini de utanmaz ve hayasızca aldatmışdır, aldatıyor!..

Devlet ;coğrafi,siyasi ve hukuki yeni bir yapılanmaya gitmek zorundadır!
Bu yeni yapının içinde de son besleme kürt asla olmamalıdır.

Kendini Türk kabul etmeyen hiçbir kişiye, Türk kimliği verilmemeli.  Kişilerin mensubiyeti, hissiyatı ve beyanı ne ise, o esasa göre kimlik tanzim edilmelidir.

Türklük,Türk Vatanında da yaşayan her mahluka verilen ad ve kimlik olmamalıdır!..

Yavuz Sultan Selim dönemiyle başlayan (1500 lü yıllar) kürdü, dağlarda indirerek ovalarda iskan etme politikaları, 1925 – 1940 lı yıllarda şehirlerde iskan etmekle devam etmişdir.1980 den itibaren de Türk Vatanının her köşesi -devlet teşfikiyle!- kürt istilasına açık hale getirilmişdir.

Devletin, 500 (Beşyüy) yıldır izlediği,kürdü dağda indirme politikası,hiçbir işe yaramamışdır!.. Halen dağda indirmek için gösterilen bunca çaba ve gayret niye, neden ve niçindir?! Dağda indirilip,Türk ova ve şehirlerinde iskanı sağlanan kürtler,yerleşdikleri bu yerleri de “kürt yaşam alanlarına çevirmişlerdir! „.

Kürdün,yerinin değiştirilmesiyle,kürt genetik yapısının değişmeyeceğinde; bu yapının sahip olduğu kültür ve ulaştığı medeniyet seviyesi de dikkate alındığında, kürtle yaşamayı, Türk “red „ etmelidir.
kürtler asli yaşam alanları olan –geldidikleri, indirildikleri- dağlara geri gönderilmelidir. Bu, kürt sosyo-kültürel ve genetik yapısına da uygun olacağından, kürdü de mutlu ve bahtiyar edecekdir!

Kürt devletleşmeli, Vatan temizlenmeli, dine-inanca-ibadete karışılmamalı, Millet esas alınmalı ve tarih de - geçmişin tecrubelerine dayanılarak - yeniden yazılmalıdır.

Zaman,Türk Milletinin aleyhine ve nalet bir şekilde işlemekdedir.Bu nalet zamanı işletense -salak - devletdir!..

Türk Milleti, devlet eliyle, aleyhine işletilen zamanı seyretmemelidir!..

Eğer, ürk Milleti “devletin yalanlarına” inanmaya devam eder ve korkak bir seyirci gibi olayları seyrederse, 2025 li yıllarda daha da büyük bir tehlikeyle iç-içe olacakdır!..

Tehlikenin bir an önce bertaraf edilmesi için, Türk Milleti en kısa zaman içinde olaylara mudahil olmalıdır. Bu mlli bekası için şartdır!..

Not: Dersimli; (Kendileri Türk soyundan olup, bu milletin yıkılması için elinden gelen her şeyi yapan, 80 öncesi Tehdiş örgütleri ile birlikte hareket eden, o zamanın Koministleri, şimdiki kürtçüler)


NE MUTLU TÜRK DOĞANA

Kızılalma  turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 17 Ocak 2012, 00:43:19 »

Oylama 30 gün sürelidir!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
YigitKam
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 17 Ocak 2012, 00:52:03 »

Başlığa 50 kişi bakıyor, oy veren yok, oy vermeye mi çekiniyorsunuz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 17 Ocak 2012, 00:55:02 »

Başlığa 50 kişi bakıyor, oy veren yok, oy vermeye mi çekiniyorsunuz.

Okuyorlardır ağabey... Malum, makaleler uzun...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 ... 7
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.077 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.01s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.