YAMAN BEĞ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 13 Aralık 2019, 03:10:37


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: YAMAN BEĞ  (Okunma Sayısı 3269 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« : 18 Şubat 2012, 01:13:14 »

Yaman bir ailenin çocuğuydu Yaman Beğ. Adı gibi hayatı da yaman mı olacaktı acaba? Soğuk bir kış günü, Torosların yaman bir köyünde doğmuştu Yaman Beğ. Evin altı çocuğundan biriydi Yaman Beğ. Toroslar gibi ulu, Toroslar gibi sert  ve Toroslar gibi Türk kokan bir aileydi Yaman Beğin ailesi. Yaman beğin babası, yıllarca büyük şehirlerde yaşamış Türk tarihinde uzmanlaşmış bir doçent ti, tıpkı karısı gibi. Ama büyük şehirin küçük insanlarından kaçmışlar ve doğdukları Toros’un eteklerindeki köylerine dönmüşlerdi. Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyorlar ve yaşamlarını böyle devam ettiriyorlardı.
    Yaman Beğ de, böyle bir ailenin çocuğuydu. Asla okula gitmemişler, hep dışarıdan sınavlara girerek eğitimini tamamlamışlardı. Bunun nedeni ise okullardaki eğitimin bozukluğu ve Türkleri yok etmeyi amaçlamasıydı.
 Yaman beğ de babası ve anası gibi Türk tarihine meraklı ve gereğinden fazla da bilgili bir genç olmuştu.
 Evlerinde tam bir Türk töresi hakimdi. Herkesin atı vardı ve herkes çok iyi ata biner ve çok iyi pusat kullanırdı. Babasını zamanında öğrendiği dövüş sanatlarını da, en az babası kadar becerebiliyordu.
 Yaman beğin köyü küçük bir köydü. Evleri ise köyden hayli uzakta idi. Aslında burası bir köy bile değil yaylaktı. Ama yaman beğin ailesi kışında burada yaşardı. Diğer köylüler kışlaklarına taşınırken yaman beğler taşınmaz ve yaylakta yaşarlardı. Kışın en az altı ay karlar kalkmaz ve geçit vermezdi. Ama yaman beğ ve ailesi için bu çok önemli değildi, çünkü onlar bu şartlara alışkın ve bu şartları seven bir aileydi.
 Akşamları yemekten sonra kısa bir sohbet yapılır ve kitap okumaya geçilir, herkes bir kitap okurdu. Bazı zamanlar hiç kitap okunmaz sadece bir kitap üzerinde tartışılırdı.
 Yaman beğin diğer beş kardeşide üniversite okumaktaydı. Beşi de AYRI ŞEHİRLERDE OKUYORDU. Kür şad, İstanbul da; Tengiz, Ankara da; Almıla, Adana da; Aykız, Diyarbakır da, Temur ise Trabzon da okumaktaydı.
   Üniversiteye kadar dışardan sınava girerek liseyi bitiren kardeşler ayrı ayrı şehirlere ayrı ayrı bölümlere gitmişlerdi. Ama hepside kazandığı okulları birincilikle kazanmış ve birincilikle devam etmekteydiler. Aslında beşide Türk tarihi okuyor ama beşi de Türk tarihinin başka alanlarıyla ilgili bölümleri okuyordu. Birisi Türk savaşlarını okuyup incelerken diğeri Türk yazıtlarını diğeri Türk sanatlarını okuyup incelemekteydi.
 Bu beş kardeş, sürekli şehirlerde olup biteni gün gün rapor edermişcesine mektupla bildirirlerdi. Yaman beğde haftada bir geçilmez yolardan geçer, şehire iner ve mektupları postadan alırdı. Günlerce mektuplar okunur ve tartışılırdı. Aynı şekilde yaman beğin anası ve babası da mektup yazar şehirlerde yaşanan olayları kendi gözlerinden yorumlar ve yine Yaman beğ sarp Torosları aşarak şehre gider ve atardı
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #1 : 18 Şubat 2012, 01:13:57 »

Yaman beğ için bu çok zevkli idi. Hem doğa denen Yüz vermez ve acımazla kâh savaşarak, kâh konuşarak şehre iner, inerken de zevkle avlanırdı. Doğa ile nasıl yaşanması gerektiğini tüm kardeşleri gibi çok iyi bilirdi. Doğa ile konuşur ve severdi. Doğa ile savaşmaz ama yarışırdı. Sanki doğa ile arkadaş gibi olmuştu. Doğada onun bu arkadaşlığını sevmiş gibi bazen hınzırca şakalr yapar onu ters köşeye yatırırdı.
   Yaman Beğ soğuk bir kış günü doğmuştu. Bu kış diğer kışlara göre çok sert ve acımasız olmuştu. Yaman Beğin doğumunun olduğu gün babası ve kardeşleri ava gitmişler ve dönmemişlerdi, dönememişlerdi. Bu şartlarda doğan Yamanın doğumu sırasında anası evde tek kalmış ve bu şekilde doğum yapmıştı. O bir Türk tü ve anasını üzmek istemezmiş gibi sessizce doğmuş ve doğduğunda da hiç ağlamamıştı. Hatta doğumdan sonra anası bir süre baygın kalmış ama yaman asla ağlamamıştı. Yarı aç yarı susuz bir haftadan sonra babası ve kardeşleri dönmüşlerdi. Yaman ana sütünü asla almamış, anası onun karnını doyurabilmek için çok çırpınmış ve sonunda çareyi bulmuştu. Dağda kışın bütün kurtlar aç kaldıklarında evlerinin etrafından hiç ayrılmazlardı. Yamanın ailesi de onları beslerdi. Bu yıllarca böyle sürmüştü. Kurtlar ne kadar vahşi olsalar da, yamanın ailesine asla zarar vermezlerdi. Hatta baba ve çocuklar dağda avlanırken mahsur kaldıklarında kurtlar tarafından yardım görmüşler ve yolu bulmalarını sağlamışlardı. Yaman da doğduğunda, anasının sütünü almayınca anası bu kurtlardan süt almış ve Yamanı böyle doyurabilmişti. Zaten Yaman doğduğunda, dışarıdaki kurtlar asla evi terk etmemişler ve hep orada kalmışlardı. Sanki Görünmez bir güç olayları yönlendirmiş ve Yamanın kurt kaderini çizmişti. Yaman da, büyüdükçe kurt gibi güçlü, kurt gibi özgür ve Kurt gibi ırkına ve kanına bağlı oldu.
 Yaman beğin anası babası Yaman beğin kurt karakterini bildikleri için asla ona çok karışmadılar. Yaman Beğ de asla onları yanlış kararlar vermeyerek yanıltmadı. Sezilerindeki üstünlük kurtlardan gelme idi. Kurt gibi hep korkusuz ve Kurt gibi ırkı için yaşadı ve yaşayacaktı. Zamanı gelince de gözünü kırpmadan ırkı için kendini feda edecek kadar kurttu.,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
  Yaman çocukluğundan itibaren, kışın evlerinin yanına kadar gelip yemek yiyen kurtlardan hiç korkmamış ve zamanla onlarla oyunlar oynar olmuştu. Babası her zaman düşünürdü; kurtlar mı evcilleşiyor yoksa oğlumu yabanıldır? Öyle bir bağ vardı ki aralarında, sevgi dolu ama vahşi, vahşi ama incitilmekten ve incitmekten çekinen bir bağ…
    Yaman ergenlik yaşlarına geldiği zaman, yaz kış demeden daha yukarı dağlara avlanmaya gider günlerce dönmezdi. Bu gidişlerin sadece ilkinde meraklanmıştı ailesi. Ama yamanın kurtlar eşliğinde dönmesi ile birlikte bu endişeleri bir daha asla olmadı.
 Yaman en çokta Giden Gelmez Dağlarına gitmeyi ve avlanmayı çok severdi. O dağlarda bir tane mağara vardı ve hep o mağarada gecelerdi. Her gidişinde kurtlarda onunla birlikte gider ve onunla birlikte dönerlerdi. Yaman av esnasında vurduğu avların birçoğunu kurtlarla paylaşır, paylaşmaktan öte onlarla birlikte yerdi. Bu dağlara gidip de dönen hem de karakışlarda gidip dönen belki de tek yiğitti.
 Yaz tatillerinde tüm kardeşleri köye döner ve hep birlikte yaşarlardı. Asla şehir yaşantısına kapılmamışlar ve kendilerini bu gösterişe kaptırmamışlardı.
 Köy halkı bu aileyi sevmekle birlikte hep çekinirler ve mecburi bir mesafe koyarlardı. Köy halkı onlara kurt ailesi diye lakap bile takmıştı. Çünkü yamanın yaban kurtlarıyla oynamalarını görmüşlerdi. Bu olaydan sonra asla bir kurt öldürülmemişti.
 Bu yıl yamanda üniversiteyi kazanmıştı. Tek tercih olarak Ankara dil tarih coğrafya yazmış ve diğer kardeşleri gibi bütün soruları yaparak kazanmıştı. Hatta okula gittiği zaman bütün hocaları tarafından şaşkınlıkla karşılanmış, aldığı puanla çok yüksek yerleri değil de, üstelik tek tercihle gelmesi hayretle karşılanmış kısa zamanda tüm üniversitede duyulmuştu. Ama o sakin, güvenli ve kıskandıran dik duruşuyla bu olayı önemsememiş ve insanların önemsemesine de kulak vermemişti. Yamanın ilk yılı dersler olarak çok iyi geçmiş ve bütün sınavlarda üstün başarı göstermişti. Yakışıklılığı ile ilk günden tüm kızların dikkatini çeken ve peşinden koşturan Yaman bu tür basitliklere asla fırsat vermemişti.
  Bu yaz tatilinde, babaları bir toplantı yaptı ve “Okulunu bitirenlerin hiç birisi ben dön demeden dönmeyecek, okumaya devam edecek.” Dedi. Aslında bu söz önceden de söylenmişti ama hatırlatmak için tekrarlandı. Yaman günlerce bunu ne anlama geldiğini düşünmüştü. Aslında aklına bazı düşünceler gelmiyor değildi ama bunu babasına açmadı. Biliyordu ki babası günü geldiğinde nedenini açıklayacaktı.
  Yaz tatilinde her zamanki gibi atlara binildi, avlara gidildi, kitaplar okundu, ülkenin ve Türk dünyasını sorunları ve neler yapılmalı, bol bol tartışıldı. Bu tartışmalarda en ateşli konuşmaları Yaman yapmaya başlamıştı. Yaman okula gidip te ülkenin halini görünce dayanamıyordu.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #2 : 18 Şubat 2012, 01:14:39 »

 İkinci yılında, yaman babasıyla konuşmak için okulunu bırakıp köye döndü. Babasını şaşkın bakışları karşısında okulu bırakacağını, bu ahlaksız ve Türkü aşağılayan düzene dayanamadığını söyledi. Babası bu sözler karşısında bazı şeyleri açıklamak zorunda kalmıştı.
“Yaman oğul, şu ana kadar senin hiçbir kararına karışmadım. Her yaptığını onayladım ama bu defa olmaz. Okulu bırakamazsın ve bırakmamalısın. Bu kutsal bir görevdir ve Türk Irkının geleceği senin ellerinde olacaktır” Dedi ve tüm olması gerekenleri ve olacakları bir bir anlattı.
Yaman okuluna geri döndü ve derslerine yine dört elle sarıldı. Okulda bir kız vardı. Onunda yaşayışı aynı yaman gibiydi. Pek arkadaşı olmaz sadece dersleri ile ilgilenirdi. Oda bir kurt gib yaşar ve bu Yamanın çok hoşuna giderdi. Bilseydi kızında ona yanık olduğunu, belki cesaretlenirdi. Ama Yamanın bu işlerle uğraşacak ne zamanı ne de hedefi vardı. Ama kurt kaderi ağlarını ördü ve yolarını kesiştirdi. Ortak bir ödevde görev aldılar. Bu görev Türklerin neden Türklüğünden koptuğunun ve hangi zamanlarda yok olma tehlikesi anlattığını anlatan bir konu idi. Kızın adı ilk defa o zaman dikkatini çekmişti yamanın. ADINI BİLE YENİ ÖĞRENMİŞTİ. Adı börte idi. Demek ki ailesi Türk bilinci oluşmuş bir aile idi. Bu ödev sırasında birbirlerine kaynaştılar ama asla sırnaşmadılar.
 Aradan aylar geçti ve ara tatil geldi. Bu ara tatilde Yaman ve kardeşleri koşarmışcasına evlerine döndüler. Altı kardeşin altısı da buluştular. Onları bu kara kışta köye evlerine götürebilecek tek kişi Yaman’dı. Ama bu dönüşte altı değil yedi kişiydiler. Yamanın yanında Börte de vardı.
  Börte de Yaman gibi Türk bir ailenin, Türk bilinci oluşmuş bir ailenin çocuğu idi. O da Yaman gibi Torosların çocuğuydu. Dağlarda gezmeyi, avlanmayı çok severdi. Yamandan tek farkı kurtlarla olan bağlantısı idi. Bunu da Yaman sayesinde en kısa zamanda öğrenecek ve Kurtlar tarafından en az Yaman kadar sevilecekti.
 Eve geldikleri ilk birkaç gün Türkiye ve dünya sorunlarından bahsedildi. Börtenin ailesinden bahsedildi. Börte ile Yaman, Giden Gelmez Dağlarına gidip günlerce avlandılar. Kurtlar eşliğinde, Kurtların gözetiminde. Gerçek kurtlarla dans burada yaşanıyordu. Ama sade, ama reklamsız ve Amerika kokmayan Türk kokan bir dansdı bu dans. Bu kurtlar öyle sıradan değildi. Bu Kurtlar Bozkurtlardı. Dağın Tek sahibi Bozkurtlar…

 Dönüş zamanı gelip çatmıştı. Bu defa herkes birbiri ile farklı vedalaşıyordu. Sanki gidipte dönmemek var, dönüpte bulmamak var der gibi bir vedalaşmaydı bu. Sevdiğnden ayrı kalmaya alışık bir ırkın torunlarıydı ne de olsa. Alışkındılar ayrılıklara, alışkındılar Hasret kokan ölümlere, alışkındılar…
  Yaman artık son sınıfa gidiyordu.Bir bahar sabahıydı. Güneş daha bir parlak, daha bir yakıcıydı. Yaz bahardan önce gelecekmiş gibi sabırsız ve güneşe hükmedermiş gibi bir çaba içerisinde idi.
 Ana  ile baba bu gün hiçbir işle uğraşmamışlardı. Evde kasvetli bir hava vardı. İkisi de birbiriyle hiç konuşmuyor, konuşmaktan da uzak duruyorlardı. Bir zaman sonra Baba, saatine baktı ve biraz hüzünlü bir hâlde atına atlayıp yavaşça gözden kayboldu. Ana ise bir elinde bir harita, diğer elinde ise bir şiire benzer, haritadan daha küçük bir çerçeveyi duvara asmakla meşgul idi. Bahar olmasına arağmen bu gün bütün bozkurtlar evin etrafından ayrılmıyor ve acı acı uluyorlardı. Kasvetli günü daha da kasvetli yapan bu durum, toroslarda yankılanıyordu.
  Türkiye yeni bir güne uyanıyordu. Baharın baharlığını piman eden bir sıcak vardı ülkenin dört bir yanında.
 Televizyon ve gazetelere son dakika haberleri düşmeye başlamıştı. Ankara, İstanbul, Adana, Diyarbakır, Trabzon da büyük patlamaların olduğu haberleri televizyonları patlatırcasına yankılanıyordu.
 Ankarada Başbakanlık konutu, hemde tamda Cumhurbaşkanı ve başnbakan yardımcılarınıda olduğu bir anda büyük bir patlama olmuştu. Patlama demek hafif kalır, bina yerle bir olmuştu.
 Trabzonda Sümene Manastırı, ayin sırasında bombalanmış ve yok olmuştu.
 Adana da, Çukurova üniversitesinde peşpeşe patlamalar oluyor ve deyim yerinde ise Üniversiteden eser bile kalmamıştı.
 İstanbulda, bir sinegog darmadağın olmuştu.
 Diyarbakırda ise BDP lilerin toplantı yaptığı sırada bina havaya uçmuş ve Bir tek canlıya rastlanmıyordu.
 Ülkede büyük bir kaos hakim olmuştu. Hava alanları ülkeyi terkedecek olan bir yığın insan müsvettesiyle dolup taşıyordu. Ama dış seferler iptel edilmişti ve kimse bir yere gidemiyor ya da kaçamıyordu.
 Bu arada en büyük bir bomba haber düştü televizyonlara. Okyanus ötesinden geliyordu bu bomba. Amerikada bir çiftlik yerle bir olmuştu. Büyük bir yangından bahsediliyordu.
 Ülke bu halde iken, Torosların eteğinde, elinde bir bebekle genç bir kadın yürümekteydi.Yrürken de son birkaç yılda yaşadıklarını düşünüyordu. Hüzünlü ama gururlu bir düşünce iel düşünmekteydi.Yamanla tanışmaları. Daha sonra Yamanla birlikte Gülen tarikatının içine girmeleri. Bu tarikat içinde Yaman ve Tengizin hızla yükselmesi. Tengizin Başbakanlıkta danışmanlık görevine gelmesi, Yamanın ise Amerika macerasının başlamasına kadar her bir yaşanan gün gibi aklındaydı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« Yanıtla #3 : 18 Şubat 2012, 01:15:10 »

 Bu düşünceler içinde süren yolculuğun sonunda evin kapısına dayandı. Kapı açıktı ve içeri girdi. Baba ve ana bir divanda oturuyorlar ve sessizce duvara bakıyorlardı. Börte de sessizce divana oturdu. Duvarda ise Tanrı Dağının bir resmi vardı. Resmin altında ise şu dizeler yazmaktaydı.
 KÜR ŞAD ÖLDÜ MÜ SANIRSINIZ,
TÜRKLER SOLDU MU SANIRSINIZ,
BİZ KÜR ŞADIN TORUNLARIYIZ,
 BİZ BİR ÖLÜR BİN DİRİLİRİZ,
 BUNLARI UNUTTUK MU SANIRSINIZ.
  Börte bu dizelerin içinde kaybolurken, Baba da torununu, adaşı olan Bumın adındaki torununu sevmekteydi, sessizce ama yürekten…
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Bozkırın Atlısı
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 64



« Yanıtla #4 : 18 Şubat 2012, 05:34:33 »

Okurken hiç bitmesin istedim ama ne yazık ki her güzel şeyin bir sonu oluyor. Gece gece duygulandırdın beni yüreğine sağlık.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Dağ eğildi de üzengi oldu asıldık
Çeliği pek tutacak suyumuz vardı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 18 Şubat 2012, 13:20:22 »

Hep söylemişimdir, yine söylüyorum. Karagerey bu yeteneğini geliştirmeli ve bu eşsiz öykülerini romanlaştırmalısın.  Sana gaz vermek niyetinde falan değilim. Bozkurtlar yeniden diriliyor ve Yaman beğ adlı öykülerin bu gerçeği ortaya koyuyor zaten. Emeğine ve yüreğine sağlık ablam. Ben inanıyorumki, Türkçü öykü ve roman eksikliğimiz senin bu güzel ve anlamlı kaleminle bir nebze olsun giderilecek. Öykü gerçekten tüylerimi diken diken etti. Bozkırın Atlısı Kandaşımın dediği gibi hiç bitmesin istedim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
_SANCAR_
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 21



« Yanıtla #6 : 19 Şubat 2012, 01:00:17 »

Abi eline yüreğine sağlık çok güzel olmuş. Bu öyküleri kesinlikle bir kitapta diğer Türkçülerle paylaşmalısın. Bu hikayeleri bütün Türkler okuyarak örnek almalı...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

BİRİ BENİM ELİMDEN BİRŞEY ALMIŞSA, ONUN ELİNE VERECEK BİRŞEY BULURUM!!!
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.057 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.016s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.