YAKIN TARİH TÜRK-RUS İKTİSADİ İLİŞKİLERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Ekim 2019, 01:45:38


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: YAKIN TARİH TÜRK-RUS İKTİSADİ İLİŞKİLERİ  (Okunma Sayısı 1039 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« : 26 Kasım 2015, 16:42:07 »

Konuyu yakın tarih Türk-Rus ilişkilerini inceleyerek açıklamak istedim.

Pek tabi bir çok siyasi, ekonomik ve askeri süreç özet içinde yer almaya bilir. Zaman ayırarak yazılarımızı okuyan kandaşlarıma ve dava arkadaşlarıma esenlik olsun...

Glasnot (Açıklık) Politikasını Çöpe Atan Ruslar

Türkiye ve Rusya arasındaki siyaseti tarihte öncelikle iktisadi ilişkiler belirlediğinden konuya bu yönüyle eğilim gösterdim.

Yakın tarihte siyasi sorunlar, iki ülke arasındaki iktisadi ilişkileri zaman zaman dizginlemiştir.  Siyasi ilişkilerdeki istikrarsızlık, iktisadi ilişkilere hız verecek yeni anlaşmaların imzalanmasını uzun süre engellemiştir. İkili ve çok taraflı siyasi sorunlar; petrol ve doğal gaz boru hatları, Çeçenistan olayları, Rusya’nın krt seviciliği, Boğazlar rejimi gibi sorunlar, ikili iktisadi ilişkilerde zaman zaman duraklamalara neden olmuştur.

Sscb’nin dağılmasıyla Hazar enerji kaynakları nakli konusu Rusya-Türkiye ilişkilerinin sorunlu ana başlıklarından birisi halini aldı. Hazar kaynaklarının Türkiye üzerinden nakli, Türk Cumhuriyetleri’nin bağımsızlaşmasının hemen ardından gündeme geldi. Türkiye ve Azerbaycan Şubat 1993’te Bakü-Ceyhan’ın en ekonomik ve tehlikesiz hat olduğunu ilan etti.

Ayrıca Türkiye, Rusya’nın önerdiği Bakü-Novorosisyk hattının güvenli olmadığını açıkladı. Bu hat Çeçenistan’ın başkenti Grozni’den geçiyordu ve bu bölgede siyasi belirsizlik hakimdi.  Çeçen liderler hattın işletilme güvenliğinin kendilerine bağlı olduğunu iddia ettiler. Çeçenler sabotajlarla hattı işletmeyi engelleyebilecekleri tehdidinde bulundular.

Rusya, her daim Çeçenlerin sabotaj tehdidinin Ankara ve uluslararası konsorsiyum tarafından desteklendiği iddia etmiştir. Bu kartın karşılığında da Ruslar pkk kartını ortaya çıkarmış ve Bakü-Ceyhan petrol hattı üzerinde güvenlik sorunları yaratmıştır. 1993 yılında terör olaylarının bölgede artışa geçmesi bunun işaretiydi.

Ebulfeyz Elçibey iktidarında Azerbaycan-Türkiye arasındaki iktisadi ve siyasi işbirliği artışı Rusya’nın tepkisini çekmiştir. Ruslar aynı dönemde her zaman yaptıkları gibi ellerinde bir dosya ile Ankara’yı arşınlayacak ve cicili bicili anlaşmalar ile beyaz ayı zarafeti göstereceklerdir. İlkeler deklarasyonu ile çifte vergilendirmenin önlenmesi, yatırımların korunması, gümrük kolaylıkları ve kültürel işbirliği gibi birkaç anlaşma imzaya hazır olan Ruslar, Türklerin kararlı tutumu karşısında rotayı tarihi dostları Yunanlılara çevirmişlerdir. Aynı süreçte önceden altyapısı hazırlanmış olan Karabağ’da, Ermeni terör grupları saldırılar (katliamlar) gerçekleştirmiş ve petrol hatları güzergahlarını bombalamışlardır. 

Bu süreçte Türkiye ise Ermeni sınırına yüksek düzeyde yığınak yapmış ve savaşın sesi duyulmaya başlamıştır. Türkiye, Ermenilerin saldırılarına devam etmesi halinde şiddetli bir şekilde karşılık verileceğini Moskova’nın kalbinde siyasiler aracılığı ile deklare etmiş ve Ruslara mesaj yollamıştır.

Nihayetinde 9 Mart 1993 tarihinde Türkiye ile Azerbaycan Hükümeti arasında Bakü-Ceyhan boru hattı inşası anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre Türkiye’nin, Azerbaycan petrolünden pay almasının öngörülmesine karşın Rusya ve İran’ın dışarıda tutulması, bu ülkelerin Azerbaycan’a yönelik politikalarının daha da sertleşmesine ve Karabağ savaşında Ermenistan’a, Türkiye’de de krtlere açık bir şekilde destek vermelerine neden oldu.

İleriye yönelik olarak ta Türk-Orta Asya ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkiler yüksek düzeyde sekteye uğradı.

Azerbaycan Cumhuriyeti Petrol Şirketi’nin (ACPŞ) Mart 1993’te, Total, Exon ve diğer önemli petrol şirketleriyle görüşmeler yaptığı bir dönemde Elçibey, Rusya ve İran’ın konsorsiyuma katılma tekliflerini bir kez daha geri çevirdi.

Azerbaycan’ı terk eden Rus birlikleri, ağır silahlarını Elçibey karşıtı Albay Suret Huseynov’a bağlı birliklere devretti. Bu devir olayında Rusya’nın konsorsiyuma katılma önerisinin Elçibey tarafından reddedilmesi önemli rol oynadı.

Tesadüfe bakın ki! Elçibey, Azerbaycan’daki üç petrol yatağının işletilmesi için Batılı sekiz büyük petrol şirketinden oluşan konsorsiyumla sözleşme imzalamak üzere Londra’ya hareket etmeden hemen önce devrildi.

Petrol boru hattının Azerbaycan’ın Hazar Denizi kıyısından başlayarak, Türkiye’nin Akdeniz sahillerine uzanacak güzergahının, Londra görüşmelerinde kesinlik kazanması bekleniyordu. Böyle bir durumda, Azerbaycan, Rusya’yı nüfuz alanından kesinlikle çıkaracak ve bunun ardından Orta Asya ve  Volga boyu (Tataristan ile Başkurtdistan) ile Kuzey Kafkasya’nın “Moskova himayesinden” çıkması imkanı doğacaktı.

Bu durum, Rusya’nın tam ölümü demekti.

Zenginlikleri dünya piyasalarına sadece Rusya üzerinden ulaşan “kıtanın ortasındaki kilitli mücevher kutusu” (Japon iktisatçıları, bu bölgeyi bu sözlerle adlandırıyorlardı) yeni petrol boru hattı sayesinde Avrupa’ya ve dünya’ya açılan ve Moskova tarafından kontrol edilemeyen bir “pencere” elde edecekti.

Elçibey’in devrilmesiyle Aliyev 18 Haziran 1993’te yönetimi ele geçirdi. Aliyev, Elçibey dönemindeki Azerbaycan petrol yataklarının uluslararası konsorsiyumla işletilmesi anlaşmalarını erteledi.

Artık enerji nakli Türkiye için önemli bir sorun haline gelmişti. 1993 güzünde Türkiye Rusya’dan tehdit algılıyordu. Demirel 19 Eylül 1993’te Ankara’da üç savunma sanayi işletmesinin açılışında, “27.000 nükleer başlığa sahip olan Kızıl Ordu önceden olduğu gibi şimdi de varlığını sürdürüyor” diyerek bir takım kurumlara mesaj yollamıştır.

1994 sonlarında başlayan Çeçenya harekatının nedenlerinden biri de enerji nakliydi.

Rusya, Çeçenistan’dan geçen mevcut Bakü-Novorossiyk hattının güvenliği sağlamak ve Novorossiysk’ten yüklenen tankerlerin Boğazlar yoluyla dünya piyasalarına çıkışının mümkün olacağını uluslararası petrol şirketlerine göstermek için Çeçenistan’a müdahale etti. Başarısız Çeçenya harekatı sonrasında, Rusya yine de, 1995 başında boru hattının Dağıstan ve Çeçenistan üzerinden geçerek Novorossiysk’teki petrol terminallerine ulaştırılmasında ısrarlıydı.

Türkiye ve Azerbaycan başından beri bu hatta karşıydılar. Rusya, Türkiye’nin Boğazlardan tankerlerle petrol geçişini düzenlemesini, daha doğrusu sınırlamalar getirmesini, Bakü-Ceyhan ile Bakü-Novorossiyk boru hattı rekabetine bağlıyordu. Azerbaycan, Elçibey döneminde olduğu gibi Aliyev iktidarı sırasında da, Rusya ile güzergah konusunda uzlaşmaz tutumunu devam ettiriyordu.

Azerbaycan, petrol nakli konusunda kesinlikle Rusya’ya bağımlı olmama çabasındaydı. Türkiye ve Azerbaycan’ın ısrarları, başlangıçta uluslararası şirketlerden destek görmedi. İngiliz ve Amerikan şirketleri kesin bir tercih belirtmiyordu.

Tasarlanan boru hattının, pkk’lı teröristlerin faaliyet gösterdikleri Türk topraklarından geçecek olması “işi güçleştiren tek etkendi” algısı Ruslar tarafından yaratılmaya çalışılıyordu.

Ancak I. Çeçenistan Savaşı PKK’yı arka plana itti. Lukoil’in, 1995 başında, yeni bir boru hattı inşasına gerek olmadığı, Budenovsk ile Grozni’den geçen ancak işletilmeyen boru hattının kullanılması önerisi kabul görmedi.

Rusya Çeçenistan’a müdahale etmesinin başlıca hedeflerinden biri Lukoil’in önerisini uluslararası konsorsiyuma kabul ettirmekti. Rusya, müdahale sonrası Çeçenistan’da güvenliği sağlayacağını varsayıyordu. Müdahale sonrası Çeçenistan’da güvenliğin sağlanamaması, Novorosisyk güzergahı tercihini zayıflattı.

Rusya-Türkiye arasında tehdit algılamaları, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgaliyle, 1993 baharından sonra ve 1994 yılı sonlarında başlayan I. Çeçenistan Savaşı sonrası 1995 baharında arttı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Mart 1995’teki Doğu tatbikatları Rus ordu gazetesi, Krasnaya Zvezda (Kızıl Yıldız) tarafından Rusya’ya karşı bir tehdit olarak açıklandı.

Aynı günlerde Milliyet gazetesine göre, “Türk Genelkurmayı, geçenlerde yapılan ‘doğu’ tatbikatlarının amacını çok kesin bir şekilde belirledi: ‘düşmanı korkutma’. “Hangi düşmanı?” diye tahminlerde bulunmaya gerek kalmıyor. Çünkü son zamanlarda Türk generalleri, güney istikametinde kendine yol açan ‘yayılmacı Rus silindirinden açıkça söz ediyorlar. “Karadayı’ya göre … Rusya’nın artık bölgede emelleri olmadığı savı doğru çıkmamıştır” yorumlarına yer verilmekteydi.

Rusya, 1993 ve sonrasında Kafkasya’da neden etkinliğini artırmıştır? Cevabı aşağıdaki tespitte yer almaktadır.

“…1992’de Kozyrev: “BDT, Rusya’nın hayati çıkarlarının yer aldığı bir bölgedir. BDT’de bizim amacımız tek ordu, gelişmiş iktisadi ilişkiler, ortak sınırlar ve ortak Rus dilidir. Rusya bu beklentilerini her türlü yolla savunacaktır” (Eyvazov, 2004, s. 116) şeklinde yazsa da Rusya’nın Kafkasya ve Orta Asya ile bağlantıları 1992’de geriledi. Rusya, 1993 ve sonrasında, Kafkasya ve Orta Asya’yı BDT çatısı altında zorla toparlamaya çabaladı. Rusya için Hazar petrollerinin nakli; iktisadi olmaktan ziyade, Kafkas ve Orta Asya ülkeleri üzerinde siyasi gücü elinde tutma hedefi açısından önemliydi. Rusya, boru hattını kontrol eden devletin Kafkasya ve Orta Asya’yı denetimi altında tutacağını bilmekteydi. Bakü-Supsa ile Bakü-Ceyhan petrol ve doğal gaz boru hatları Rusya’nın iktisadi kayba uğraması yanında, tüm Kafkas bölgesindeki denetimi kaybetmesi ihtimalini gündeme getirmekteydi. Bu nedenle, Rusya Kafkas devletleri üzerindeki denetimi kaybetmemek için bazen bölgedeki etnik grupları kışkırtarak askerî ve siyasi etkisini kullanmaktaydı (Zhaissenbayev, 2004, s. 102).” (BDT:Bağımsız Devletler Topluluğu)

“Rusya, Hazar petrol ve gazı üzerindeki etkinliğini kaybetmesinin maliyetinin yüksek olacağını hesapladı. Rusya nakliye bedelinden mahrum olacak, düşük fiyatla alacağı petrol ve gazı dünya piyasalarına yüksek fiyatla satamayacak, petrol ve gaz fiyatları üzerindeki etkinliği azalacak, petrol ve gaz naklinin sağlayacağı Hazar çevresi ülkelerine siyasi, iktisadi, kültürel müdahale imkânından mahrum olacak, etkinliği zamanla daha kuzeye doğru çekilecek, askerî üslerini kaybedebilecekti (Aras, 2002, s. 38).”

1995’li yıllarda ise Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması’nın Duma’da reddi, zaman zaman kara taşımacılığında ortaya çıkan kota engelleri, Türk menşeli malların Moskova’ya yakın gümrükler yerine Moskova dışında, 50 km uzakta bir gümrükte işleme tabi tutulması gibi hususlar meydana gelmiştir.
Rusya Başbakanı Victor Çernomırdin, 15 Aralık 1997’deki Türkiye ziyareti sırasında, Türkiye ve Rusya Federasyonu’nun “Krt ve Çeçen” dosyalarına bakmaktan kurtulmaları gerektiğini, güçlü ekonomik ilişkilerin iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesine katkıda bulunacağını kaydetti.

Çeçenler o dönemin Türk hükümeti tarafından Rusların krt kartına karşılık masaya yatırdıkları bir kart olmuştur.

1997 yılındaki anlaşmaların bir maddesi dikkat çekicidir.

İki ülke, birbirlerinin güvenliği ve toprak bütünlüğüne zarar verecek hiçbir hareketi desteklemeyecek. Türkiye, Çeçenlerin bağımsızlığına, Rusya Federasyonu ise krtlere yani Pkk’ya destek vermeyecek. Maalesef ki Rusya hiçbir zaman sözlerini tutmamıştır.

Çernomirdin, Rusya Federasyonu’nun Akdeniz’de Rus egemenliğini kurma çabasında olmadığı, Mesut Yılmaz da, Türkiye’nin Kafkasya ve Türk Cumhuriyetleri üzerinde Moskova’ya zarar verecek egemenlik eğilimleri olmadığı konusunda güvence verdi.(İşte diplomatik orospuluk budur!)

15 Aralık 1997’de imzalanan Mavi Akım anlaşmasıyla (Abd’nin deyimi ile Mavi Hayal Projesi) Türkiye’nin Rusya’ya bağımlılığının arttığı, doğal gazın % 70’ini Rusya’nın karşılayacağı, bu durumun Türkiye’nin enerji güvenliğini tehlikeye soktuğu yorumları yapıldı…

O dönem Abd’nin “Mavi Hayal Projesi” adı ile nitelediği ve muhalefetlik ettiği “Mavi Akım Projesi”ne, Gazprom Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Yuriy Aleksandroviç Komarov şu şekilde cevap vermiştir.
“… Bizim mallarımızı realize etmek, işgücü yaratmak ve ekonomimizi güçlendirmek için işbirliğine ihtiyacımıza var. Bunun iznini de heralde okyanus ötesinden alacak değiliz. … verdiğimiz söze harfiyen uymanın bizim açımızdan uluslararası prestij konusu olduğunu belirtmek isterim. … Ekonomik işbirliği elbette “bağımlılık” yaratır. Ama bu tek yanlı bir bağımlılık değildir. … Rusya’da Türkiye’ye bağımlı hale gelecektir. Bu durum karşılıklı birbirimizin çıkarlarına daha büyük özen göstermemiz sonucunu doğurur. … insanların hayat standartlarının yükselmesi sonucunu doğuran bir bağımlılıktır” (Komarov, 1999, s. 18)

Dış Ticarette Silah İthalatı

Türk dış ticaret mevzuatına göre, mallar ihracı bakımından üçe ayrılır; ihracı serbest mallar, ihracı yasak mallar ve ihracı müsaadeye bağlı mallar.

Silahlar, özelliklerine göre ve ihraç edilecek ülkelere göre, ya ihracı yasak ya da müsaadeye bağlı mallar cetvelinde yer alır.

Silah ticareti herhangi bir mal ticaretinden çok farklıdır. İki ülke arasında silah ticareti ancak önemli siyasi sorunların olmaması halinde gerçekleşir.

Siyasi sorunların olmadığı Millî Mücadele sırasında Sovyet Rusya’nın silah, teçhizat ve nakdî yardımları oldukça önem kazanmıştı. Bu yardımlar 1920 yazında başlamıştı. Eylül 1920’de ise Tuapse yolu ile ilk silahlar Trabzon’a gönderilmiştir.

II. Dünya Savaşı döneminde ise silah ticaretinin ya da silah yardımının iki ülke arasında gerçekleşmemesi, önemli siyasi sorunların varlığının bir göstergesiydi. Aynı dönem günümüzde tekrar su yüzüne çıkmıştır.

11 Mayıs 1993 tarihli mutabakat zaptından yaklaşık bir yıl sonra 20 Nisan 1994’te, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Askerî Teknik Konular ve Savunma Sanayi Alanında İşbirliği Yapılmasına Dair Anlaşma” imzalandı.

Söz konusu belge, herhangi bir sözleşme ya da programı öngörmemekte, ancak işbirliği için yasal imkan sağlayan bir çerçeve anlaşması niteliği taşımaktaydı. Türkiye’nin Avrupa’da NATO içinde en büyük orduya sahip olduğunu da göz önüne alan, büyük bir silah piyasası niteliği taşıdığını düşündüğü Türkiye için Rus ayılarının iştahı daima kabarmıştır.

Bir taraftan krt terör örgütlerini silahlandırma ve eğitim faaliyetleri diğer taraftan da Türk Silahlı Kuvvetlerinin Silah Modernizasyonu’nda taraf olma hareketleri Rusların genel karakterini ortaya koymaktadır.

Yakın döneme ait bu süreçte Abd şirketlerinin petrol ve gaz konsorsiyumlarında büyük paylar alması sonrası Abd siyasetinin de Kafkasya’ya ilgisi arttı. Abd kendi çıkarlarını doğrudan tehdit etmediği sürece, Kafkasya ve Orta Asya’yı Rusya’nın nüfuz alanı sayarak Türkiye'ye büyük bir kötülük yapmıştır.

Abd ve Ruslar her daim arka planda iki süper güç niteliğini korumuş ve müttefik olmuşlardır. 15-16 Kasım 2015 tarihinde Antalya’da gerçekleştirilen G-20 zirvesinde (aslında G-2 demekte fayda vardır) sadece Rusya-Abd ittifakının gerçekleştirildiğini açıklamakta fayda vardır.

Sonuç olarak uluslararası politikada şirketlerin en büyük aktör olduğunu, şirketlerin ya doğrudan ya da hükümetleri vasıtasıyla çıkarlarını gözetip, artırmaya yöneldiklerini belirtmem gerekir.

Bütün bu kısa özeti geçmemin yegane sebebi konu başında da değindim gibi Rusya-Türkiye arasındaki siyaseti öncelikli olarak iktisadi ilişkilerin belirlediğinin hatırlatılmasıdır.

Rusya hiçbir zaman tek başına Türkler ve Türk Cumhuriyetleri ile boy ölçüşemeyecek, daima kendi yandaşlarının tali tehditleri ve iç karışıklıklar yaratma taktiği ile Kafkaslarda oyalanacaktır.

Akdeniz'e indiğini düşünen Rus ayılarını tarihe gömecek gücümüzü her zaman mahfuz tutarız.

Tan Hu”Emre”
26.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.06 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.006s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.