Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini

TÜRK TARİHİ ve EDEBİYATI => Türkçülerden Öykü ve Makaleler => Konuyu başlatan: Karagerey üzerinde 12 Mayıs 2012, 20:26:46



Konu Başlığı: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: Karagerey üzerinde 12 Mayıs 2012, 20:26:46
                                      ÜLKÜLERİ OLAN  ÜLKÜCÜLER ( KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
  Büyük bir çatışma vardı. Karanlığın içinde, kimin kime vurduğunu anlamak imkansızdı. Anlamakiçin kavganın içine girmek gerekti.   Ay kavgayı gizlercesine yok olmuştu. Bu Ay’ın yok haliydi. Ama kavga, azlarla çokların kavgasıydı.
 Bu kavganın çıkacağı akşamın ilk saatlerinde belli idi. Büyük bir duvara yazı yazılacaktı. Her zamanki gibi bu yazıyı yazacak olanda, Cengizden başkası değildi.
 Cengiz; öksüz büyümüş anasını küçük yaşlarda kaybetmiş, babasını ise hastalık almıştı. Hırçın ama terbiyeli; hak yemez ama hak ta yedirmez bir yağız güney delikanlısıydı…
Cengiz; 15 yaşlarında tanımıştı Ocakları. Bir yaz gecesinde mahallesine giderken bir kavgaya rastladı. Kavga çok kalleşçe idi. Üç kişinin üzerine en az on kişi saldımıştı. Cengiz dayanamadı ve hemen atıldı.
_ Bre kalleşler, ayıp değil mi? Utanmazlar sizi  yettim gari, diye bağırarak atıldı can havliyle kavgaya.
 Girer girmez iki kişiyi birden devirdi, bir çuval gibi yıktı yere. Öyle güzel ve sert dövüşüyordu ki, diğer üç bahadır, kavgayı bırakmış cengizi seyrediyorlardı. Derken kavga, üç beş dakika içinde son buldu.
  Kavganın ardından, üç delikanlının en büyüğü,
_ Kandaş varolasın, sayende kavga kısa sürdü, dedi, ve tanıştılar. Bahadır, Hakan ve Ertuğrul, Cengizle tanışmalarının ardından, söze ilk atılan Cengiz oldu.
_ Bu itler ne diye saldırdılar size,
_ Cengiz, biz ülkücüyüz, bu kıçı kırık moskof köpekleri  kalabalık olunca böyle saldırırlar. Bunlarla birebir hiç dövüşemezsin. Birebirde it gibi kuyruğunu kıçına sokup kaçarlar. Biz alışkınız böyle bire üç, bire beş kavgalara.
 Cengiz yıllardır süren bu sokaka kavgalarını hep görür duyardı ama pek bir şey anlamazdı. Dayanamadı sordu,
_ Kavganın asıl sebebi nedir?
 Bahadır;
_ Kandaş, eğer vaktin varsa gel ocağa, hem ocağımızı görür, diğer kandaşlarımızla tanışırsın, hem de sana kavganın nedenini anlatırım, Dedi.
 Aslında Cengiz biran önce eve gidip yatmak istiyordu. Ama bu yeni tanıdığı yiğitleride kırmak istemiyordu. İstemiyerek te olsa onlarla gitmeye karar verdi.
 Ocağa doğru yürürlerken, dört delikanlı derin bir sohbete dalmışlardı. Her konuşma Cengizde derin, anlşaşılmaz yaralar açıyordu. Ocağa varınca da konuşmalar devam etti. Gök Türklerden günümüze kadar yaşanan bir destanı dinliyordu. İlk ocağan gittiği gece evde hiç uyumamıştı. Kendini bir boşlukta hissetmiş ve ne için yaşanırın anlamını günlerce aramıştı. Bu Ocağa gidip Türkün gerçek hikayelerini dinledikçe. Bu kanla pusatla yazılan büyük Türk tarihini dinledikçe kendini bulmaya ve bu acuna ne için geldiğinin görmeye başladı. Bir daha da ocaktan çıkmadı… Ta ki kötü günler gelene dek…
 Cengizin Tanrı vergisi güzel yazı yazma yeteneği vardı. Ocakta yazı yazma ile ilgili bir iş oldumu, bilinirdi ki bunu Cengiz yazacak.
 Cengiz, öksüz büyümüş bir Türk yiğidiydi. Akrabalarının sayesinde ilk okulu bitirmiş ve b,r tamirci yanında çalışmaya başlamıştı. Halbuki öğretmeni Cengizi okuması için çok uğraşmış ama başaramamıştı. Oysa Cengizin çok iyi bir geleceği vardı. Ama O da ataları gibi ekmek davasının peşinden gitmek zorunda kalmıştı. Kendine küçük bir tek odalı ev tutmuştu. Aslında ev bile denmez tek göz bir odalı, bir derme çatma barakaydı.
  Neden  ekmek Türkler için hep önemli olmuştu? Neden bu bereketli topraklarda ekemeğe muhtaç kalınmıştı?
  Ocağa gitmeye başladığı günlerde ve sonrasında bu dört bahadırın dostlukları da günden güne büyüdü. Bazı zamanlar Bahadır, Cengizi evine çağırıyor ve evinde yatırıyordu.
 Bahadır, kendisinden iki yaş küçük bir kız kardeşi ve anan babasıyla birlikte yaşayan. Töresine bağlı bir ailenin oğluydu. Bahadırın kız kardeşinin adı Aytuğ du. Yaş olarak Cengizle aynıydı. Bu durum Cengizi rahatsız etmekte ve her defasında Bahadırın çağırmalarına kırk bahane üretmesine rağmen, O güzel ailenin yanına gitmekten de o kadar mutlu olup Cengiz her defasında mağlup olmaktaydı.
  Cengiz, ocakta Hüseyin Nihal Atsız kitaplatıyla karşılaştığı günleri ömrü boyunca unutmayacaktı. Damarlarındaki kanın akış  hızını kontrıl edemediği nadir olaylardan biriydi. Türklük için bir ömürü hiç düşünmeden feda edebilmek…
  Bir ömür feda edlirken, nice Türklere ömür katabilmek…
O’nun açtığı Kutlu ve Ötüken kokan kapıdan girmek ve o kutlu  yolda  Atsızcı bir genç olabilmek…
  Her gün bir diğerinden daha yoğun, her gün bir diğerinden daha kanlı geçtiği günlerdi. Vatanda tüm yağılar birlik olmuştu. Ülkeyi  yönetenler ise her zamanki gibi gaflet içindelerdi. Kimin kim, kimin hangi kanı taşıdığı belli olmayan dönemlerdi.  Görsel basın ise, Atamdan bu yana hiç değişmemiş ve kapitalizm çarkının içine çok kolay ayak uydurup halkıda bu çarkın içinde çok kolay boğmaktaydı. Gülün açmadan solduğun yıllardı o yıllar. Herkes bir davanın peşinde koşuyor, herkes bir davanın uğruna gözünü kırpmadan can veriyordu. Ülkücüler bir tarafta, diğer tarafta ise, tepede dış güçlerin ve iç düşmanların liderliğinde, hiçbir ihanetin farkına varmayan nice Türk ama Türk olmanın anlamını dahi bilmeyen milyonlar feda etmekteydi kendini.
  Cengiz için günler kitap okumakla ve yazılar yazmakla geçmekteydi. Nihal Atsız kitaplarını okudukça Cengizin ülkücülük  fikirleri değişmeye başlamıştı. Fakat bu değişimi kimselere anlatamıyordu. Etrafındaki insanlar o kadar temiz yüzlü ve dava için canlarını vermeye hazırlardı ki, onları üzmemek adına hiçbir şey diyemiyordu. Uzun bir süre bu konuyu içine gömdü…
 Bir gün yine yazı yazılacaktı. Her zamanki gibi Cengiz yazacaktı. Yazı ise “ Biz bir ölür, bin diriliriz” olacaktı. Cengiz büyük bir zevkle yazdı bu yazıyı. Büyük bir yazı yazıldı ve Ocağın olduğu caddeye asıldı. Aynı gece, Arka mahallede bir duvara yazılacaktı. Bu defa yazı biraz daha uzun ve  biraz daha Türk kokmaktaydı. “ Her on Kasımlarda ölür, Her Onbir Aralıkta solarız, ama sanmayınız ki biz biteriz; biz bir ölür bin diriliriz.” Cengiz , Bahadır ve  birkaç ülkücü gençle birlikte yazı yazıldı. Ama sorun bu  mahalle karışıktı.  Yazının başını beklemeye karar verdiler. Bahadır ceplerindeki üç kuruşula gitti


Konu Başlığı: Ynt: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: Karagerey üzerinde 12 Mayıs 2012, 20:27:19
bakkaldan ekmek ve helva aldı. Gecenin ayazı yüzlerine vurdukça, Bozkır yüzlülerin yüzleri kızarmakta ve donmaktaydı. Ama onlar için bu asla önemli değildi. Önemliydi belki ama bu önem bu kutlu dava için bu soğuktan yılmamak aksine zevk almaktı.
  Gecenin ayazı sessizliği bozmakta ve rüzgarın ıslık sesleri geceye daha bir anlam katmaktaydı. Fırtına çıkıyordu. Fırtına ile birlikte yağmur başlamıştı. Yağmur, karla karışık yağmaktaydı. Ama soğuk hiç kesilmiyor aksine böğülerini delercesine keskinleşiyordu...
    Bu puslu ve soğuk hava Cengizin aklına Kür Şad ve Kırk Çerisini getirmişti. Kendisi bir Kür Şad oluyor, bir çeri oluyordu. Bu gitgeller içinde zamanın içinde gezmekteydi… Derken…
   Derken, silah sesleri sessizliğin içinden çıkıp yeri göğü inletti. Birkaç saniye içinde, Dört Bahadırın içinde yaşadığı ötüken kokulu hayatın son noktasını koymuştu…
 Sabah Türk Elinde büyük bir hüzün vardı. İki ülkücü şehid olmuş, Cengiz ile Bahadır ise komadaydı.
 Ülkenin her yerinde yürüyüşler vardı. Bozkurt yüzlüler yürümekte, Bozkurt yürekler yanmaktaydı…
Ocaklara ataş düşmüş, ülkü ocakları yanmaktaydı, herkesin böğründeydi o kurşunlar, herkesin gönlündeydi o kurşunlar…
  Bahadır ve Cengiz aylarca komada kaldılar. Ölüm onları almak istiyor; onlar ise ölümün yüzüne meydan okuyordu.. Türk ölümden korkar mıydı? Türkün ölümü bir daha yeneceği zamanlardı…
   Bahdırın ailesi her an başlarında bekliyorlar, arada bir evlerine gidip tekrar geliyorlardı. Böyle günlerden birinde, otobüsleri kaza yaptı. Ane ve abab kaza anında öldüler. Aytuğ hafif yaralarla kurtuldu. Bu bozkurt yuvasında alev hiç dinmiyor ardı ardına yangın körükleniyordu.
  Aytuğ, annesini ve basının ölümünü nasıl söyleyecek ti? AYLARCA DİYEMEDİ. Ne zaman ki Bahadır ve Cengiz gözlerini açtı ve annesini babasını sormaya başladı… Aytuğun en çaresiz anlarıydı. Her zorluğa katlanan Aytuğ şimdi çok  zor durumdaydı ve çaresizdi…
 Aylar sonra iyileşen iki  bozkurt yürekli ve Aytuğ eve dönüyorlardı. Evde onları ne beklemekteydi? Aytuğun böğrüne kurşunlar yağmaktaydı. Nasıl anlatacaktı bu yaşananları… Kaza yaptıklarını söylemişti ama … Gerisi… Sonrası…
    Tanrı Dağın yaşını kimse bilemez. Tanrı Dağı her gelen Türkle birlikte bin yıl yaşlanır. Her böğrü yanan Türk ile yanar ve küllenir… Türk olur ve şahlanır…
  Günlerce üçününde ağzını bıçak açmamıştı. Kah saatlerce sessiz oturuyorlar, kah saatlerce kitap okuyorlardı. Böyle günlerden birinde, Cengiz ortalığı suskunlaştıran bir soru sordu.
 Ülkü nedir? Ülkücü kimdir? Dinimizi ülkümüzün içine katmak bize ne kazandırır, neler kaybettirir? Ülkümüzün içine, önüne dinimizi koyarsak, zamanla ülkümüzü kaybetmez miyiz? Atsız Atamızın yolundan çıkmak değil midir, bütün bunlar? Atsız Atayı unutuk mu? O yöl göstericimiz değil mi artık? Soru yağmuru kurşun gibiy di… Böğürleri delmektey di… Kurşun gibiydi…
 Ve en son ekledi; Ben kımız tadında yaşamak istiyorum. Kımız tadında ülkücü, kımız tadında Türk olmalıyım…
  GÜNLER CE KONUŞULDU TARTIŞILDI. Bahadır, Cengizin içindeki o yangını görmüş ve anlamıştı.
    Bu günlerin devamında; Aytuğ ile Cengiz evlendiler. Aytuğ Cengiz için kutsal bir emanet, kutlu bir eş, kımız kokulu bir yâr idi.
 Artık, Aytuğ, Bahadır ve Cengiz her hafta sonları dağlara çıkıp kımız içiyorlar, Türk Töresine uygun kıyafetler giyip , dağda yaşayıp, kımız tadında yaşayıp tekrar geri geliyorlardı. KIMIZ TADINDA BİR HAYATLARI VARDI ARTIK…
 Zamanla bu küçük gurupları on, onbeş kişiyi bulmuştu. Ama bu kadar.  Daha fazla asla olmadılar. Onbeş kişilik dev bir orduydular.
  Bu yaşamları zamanla ocak içinde de duyulmaya başladı. Aslında duyulması sorun değildi. Sorun olan Onların Bu yaşam biçimini her zaman ve her yerde devam ettirmeleri idi. Artık Cengiz din içerikli yazıları yazmıyor,, ocak içindeki Türk olmayan kişilerle konuşmuyordu. Bu gerçek değişime diğerleri de katılmış ve ocakta soğuk rüzgarlar esmekteydi. Zaten Bu on beş kişi zaman içerisinde ocaktan koptular.
   Önce onbeş kişilik dev bir orduyla yürüyüş yaptılar. Türk kokan haykırışlar vardı. Tek hedef Turan bağırışlarıyla Türk Elini inletti bu onbeş kişilik dev ordu. Gazetelerde yazılar çıkıyordu, bu onbeş serdengeçti hakkında. Her zamankin gibi, maymun basın iş başındaydı. Bu onbeş Bozkurta ırkçı  faşist damgası yapıştırılmıştı. Her yerde eleştiri ve ırkçı damgası yemekteydiler. Bu olay, ocak ve üst yönetim tarafından da  dikkate alındı ve uyarı aldılar.
 Ocak ve yönetimle araları iyice açılmıştı. Bütün kapılar sonuna kadar kapanmıştı onlar için. Artık yalnız ve öksüz Türkçülerdi Onlar. Ellerinde Yol göstericini kitapları, kalplarinde Tanrı dağı, Beyinlerinde sadece Turanla başbaşa…
 Onbeş Bozkurt bir basın açıklaması yaptılar; Biz Türküz ve Irkımızı sevmemiz ve Irkımıza doğru bilgiler vermemiz çok normaldir. Bizler Atsız Atamızın yolunda, Onun gösterdiği yolda yürüyoruz ve yürüyeceğiz de. Bize faşist demeyin, asla kabul etmeyiz. Diyecekseniz, bize Atsızcılar deyiniz. Doğrusu budur. Unutulmamalıdır ki, töresini ve geçmişini bilmeyen bir ırk yok olmaya mahkumdur. Biz öyle bir ırkız ki, kahbe tarih kitaplarına, temiz ve  büyük  imparatorluklar kurarak izler bırakmışız. Bu izler silinmeye ve unutturulmaya çalışılmaktadır. Kardeşlik sevdasına düştüğünüz bütün ırkçıklar, her daim sırtımızdan vurmuştur. İğrenç tecavüzlere yeltenmişlerdir. Bizler bunların karşısındayız. Din kardeşiyiz dediğiniz bedevi ırkını nasıl unutacağız. Bizler unutsak Beğdinler nasıl unutacak. Bu en büyük ihenettir. Sonuç olarak; biz KürŞadın Torunlarıyız. Cengiz hanın, Hülagü Hanın, Mustafa Kemal Atatürkün, Attilanın torunlarıyız. Biz Bu kutlu davada tek hedef Turan diyoruz ve Tanrı Dağından ötesi yok diyoruz”
  Bu basın açıklaması, onlar için sonun başlangıçı olacaktı. Ama onlar da biliyorlardı ve daha çok gururlanıyorlar, daha bir mutlu oluyorlardı. Ne demişlerdi; TANRI DAĞINDAN ÖTESİ YOK…
  Aytuğun doğumu yaklaşmaktaydı. Sayılı günler vardı. Çocuğun adını birlikte vermişlerdi. Kız olursa Börte, Er olursa Kür Şad olacaktı. Artık her dağa çıkışlarında,  Cirit ıoynuyorlar, atlarla yarış yapıyorlar, geceleri kurdukları Otağ da yatıyorlar ve Kür Şadın narasıyla iniyorlardı, Tanrı Dağından iner gibi…
 Yine puslu bir gündü. Yağmur hafif hafif çiseliyordu. Aytuğ doğum yapıyor, Bahadırla Cengiz  ise bu sancılı duruma dayanamıyordu. Akşamın karanlığında parkata dolaşmaya çıktılar. Hava pusluda ol sa, zifiri değildi. Ala bir karanlık vardı. Onlar kendi başlarına dolaşırken, hastanede Aytuğ yaşam mücadalesi veriyordu. Doğum başlamış ama Aytuğ doğumu yapamıyordu. Doktorlar çaresizdi. Ameliyata almışlardı. O kadar kısa bir sürede olmuştu ki bu olaylar. Doğum başlamış ve ölüm kol gezmekteydi. Bu arada Aytuğun ağzından, “beni boşverin, çocuğumu yaşatın” mırıldanması çıktı.
Bebeğin sesiyle birlikte bir can gelmişti acuna, diğer bir canı alarak.. Aytuğun cansız bedeni, Küçük Kür Şadın yanında sessizce ve dudağında hafif bir tebessümle yatmaktaydı…
 Bir Kür Şad doğuyor du,doğmuştu yine kendi kaderiyle başbaşa…
 Aynı anda, parkta silah sesleri duyuldu. İki genç bir anda yere yığıldı. Acı kurşunlar böğürlerinde patlamıştı. Bahadır, Cengizin yüzüne bakarak” Tanrı dağında bekliyorum seni” dedi …
Cengiz ise ateş açanları görmüş ve tanımıştı. “O kadar kalleş kurşunu yedim de ölmedim ama bu dost bildiğim tanıdıklarımın kurşunu ben bin öldürdü, ama biz ne demiştik bu yola çıkarken; TANRI DAĞINDAN ÖTESİ YOOOOOOOOOOOOK” Dedi ve ikiside gözlerini yumdular, bir daha açmamacasına…


Konu Başlığı: Ynt: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: açina üzerinde 14 Mayıs 2012, 12:11:58
Çok güzeldi herzamanki gibi. Öykünün geçtiği yıllar sanırım 1969 öncesi. Ocaklarda Atsız okunduğuna göre. Bir de, Cengiz ve Bahadır'ı katledenler de tanıdık olduğuna göre tahminim doğru.


Konu Başlığı: Ynt: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: kalalduruk üzerinde 14 Mayıs 2012, 18:54:47
Güzel bir paylaşım olmuş. Bu arada bildiğim kadarıyla Ülkü Ocakları'nda Atsız'ın okutulmadığı hiç bir dönem olmamıştır.Zaten 1969'dan önceki süreçte Ülkü Ocakları çeşitli üniversitelerde kurulan kulüpler düzeyindeydi. Ülkü Ocakları'nın kurumsallaşma süreci CKMP'den MHP'ye evrilme sürecinin sonrasında gerçekleşmiştir. Tabi şunuda belirtmekte fayda var Ülkü Ocakları Hüseyin Nihal Atsız'ı hiç bir zaman fikrin merkezine oturtmamıştır,Ülkücülükte fikrin merkezini kişiler değil Türklüğün tarihsel süreci işgal eder.


Konu Başlığı: Ynt: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: Boran üzerinde 14 Mayıs 2012, 21:21:17
Güzel bir paylaşım olmuş. Bu arada bildiğim kadarıyla Ülkü Ocakları'nda Atsız'ın okutulmadığı hiç bir dönem olmamıştır.Zaten 1969'dan önceki süreçte Ülkü Ocakları çeşitli üniversitelerde kurulan kulüpler düzeyindeydi. Ülkü Ocakları'nın kurumsallaşma süreci CKMP'den MHP'ye evrilme sürecinin sonrasında gerçekleşmiştir. Tabi şunuda belirtmekte fayda var Ülkü Ocakları Hüseyin Nihal Atsız'ı hiç bir zaman fikrin merkezine oturtmamıştır,Ülkücülükte fikrin merkezini kişiler değil Türklüğün tarihsel süreci işgal eder.
Türklüğün tarihsel sürecini Atsız'dan daha iyi kim tahlil edebilirdi acaba? Yada Atsız'ın ilkelerinde ne hata gördü de Ülkü Ocakları O'nu benimsemedi?


Konu Başlığı: Ynt: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: Gumus Kurt üzerinde 14 Mayıs 2012, 23:35:42
Güzel bir paylaşım olmuş. Bu arada bildiğim kadarıyla Ülkü Ocakları'nda Atsız'ın okutulmadığı hiç bir dönem olmamıştır.Zaten 1969'dan önceki süreçte Ülkü Ocakları çeşitli üniversitelerde kurulan kulüpler düzeyindeydi. Ülkü Ocakları'nın kurumsallaşma süreci CKMP'den MHP'ye evrilme sürecinin sonrasında gerçekleşmiştir. Tabi şunuda belirtmekte fayda var Ülkü Ocakları Hüseyin Nihal Atsız'ı hiç bir zaman fikrin merkezine oturtmamıştır,Ülkücülükte fikrin merkezini kişiler değil Türklüğün tarihsel süreci işgal eder.

"Fikirden taviz vermeyen Atsız'ın sert ve kararli neşriyatından dolayi MHP Genel İdare Kurulu 1973 yilinda Atsız tarafindan yayınlanan Ötüken dergisinin okunmasini yasaklar."

Necdet Sevinç


Konu Başlığı: Ynt: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: kalalduruk üzerinde 15 Mayıs 2012, 03:28:57
Güzel bir paylaşım olmuş. Bu arada bildiğim kadarıyla Ülkü Ocakları'nda Atsız'ın okutulmadığı hiç bir dönem olmamıştır.Zaten 1969'dan önceki süreçte Ülkü Ocakları çeşitli üniversitelerde kurulan kulüpler düzeyindeydi. Ülkü Ocakları'nın kurumsallaşma süreci CKMP'den MHP'ye evrilme sürecinin sonrasında gerçekleşmiştir. Tabi şunuda belirtmekte fayda var Ülkü Ocakları Hüseyin Nihal Atsız'ı hiç bir zaman fikrin merkezine oturtmamıştır,Ülkücülükte fikrin merkezini kişiler değil Türklüğün tarihsel süreci işgal eder.

"Fikirden taviz vermeyen Atsız'ın sert ve kararli neşriyatından dolayi MHP Genel İdare Kurulu 1973 yilinda Atsız tarafindan yayınlanan Ötüken dergisinin okunmasini yasaklar."

Necdet Sevinç

Rahmetli Necdet Bey'in ifadesine göre MHP Genel İdare Kurulu Atsız Bey tarafından yayınlanan Ötüken dergisinin okunmasını yasaklar. Bu yasak Atsız Bey'in dergide MHP hakkında ki olumsuz görüşlerine binaen getirilmiştir. Fakat yasağın sınırları Atsız'ın yazdığı Bozkurtların Ölümü,Bozkurtlar Diriliyor,Deli Kurt,Ruh Adam gibi Türk gençliğine ülkü ateşi verecek eserlerin yasaklanması şeklinde gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla Ülkü Ocakları'nda Atsız'ın okutulmadığı hiç bir dönem olmamıştır.


Konu Başlığı: Ynt: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: Tata Tunga üzerinde 15 Mayıs 2012, 03:41:38
Bugün benim bildiğim gördüğüm ülkücülerin nurculardan hiçbir farkı yok. Farlı olarak ülkücüler bazı kutlamarda içki de içer.


Konu Başlığı: Ynt: ÜLKÜLERİ OLAN ÜLKÜCÜLER (KIMIZ TADINDA ÜLKÜLER)
Gönderen: Gumus Kurt üzerinde 15 Mayıs 2012, 12:04:44
Güzel bir paylaşım olmuş. Bu arada bildiğim kadarıyla Ülkü Ocakları'nda Atsız'ın okutulmadığı hiç bir dönem olmamıştır.Zaten 1969'dan önceki süreçte Ülkü Ocakları çeşitli üniversitelerde kurulan kulüpler düzeyindeydi. Ülkü Ocakları'nın kurumsallaşma süreci CKMP'den MHP'ye evrilme sürecinin sonrasında gerçekleşmiştir. Tabi şunuda belirtmekte fayda var Ülkü Ocakları Hüseyin Nihal Atsız'ı hiç bir zaman fikrin merkezine oturtmamıştır,Ülkücülükte fikrin merkezini kişiler değil Türklüğün tarihsel süreci işgal eder.

"Fikirden taviz vermeyen Atsız'ın sert ve kararli neşriyatından dolayi MHP Genel İdare Kurulu 1973 yilinda Atsız tarafindan yayınlanan Ötüken dergisinin okunmasini yasaklar."

Necdet Sevinç

Rahmetli Necdet Bey'in ifadesine göre MHP Genel İdare Kurulu Atsız Bey tarafından yayınlanan Ötüken dergisinin okunmasını yasaklar. Bu yasak Atsız Bey'in dergide MHP hakkında ki olumsuz görüşlerine binaen getirilmiştir. Fakat yasağın sınırları Atsız'ın yazdığı Bozkurtların Ölümü,Bozkurtlar Diriliyor,Deli Kurt,Ruh Adam gibi Türk gençliğine ülkü ateşi verecek eserlerin yasaklanması şeklinde gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla Ülkü Ocakları'nda Atsız'ın okutulmadığı hiç bir dönem olmamıştır.

Sadece Romanlar okutulmuştur. Türkçü-Turancı-Türk Irkçısı hiçbir makalesi, hiçbir eseri okutulmamıştır. Yani Nihal ATSIZ'ın eserleri yasaklanmıştır. Hadi MHP ile ilgili görüşlerini anladıkta yahu bütün makalelerinde, bütün yazılarında MHP ile ilgili mi görüş vardı? Niye Türk tarihi, Türklük, Turancılık ile ilgili yazıları okutulmadı? Hem MHP ile ilgili görüşlerinde bir yanlışlık mı var? Çatır çatır doğruları yazmış. Ama ne hikmetse Türklüğe hakaretten davalık olan Necip Fazıl gibilerin yazıları ne hikmetse MHP'de boy boy okutuldu. O yazıların içinde Ziya Gökalp'e atılan iftiralardan tut, Başbuğ Atatürk'e edilen hakaretlere kadar herşey var!

"ATSIZ'I TERKEDİŞ MHP İÇİN DÖNÜM NOKTASIYDI

Ülkücü harekete en sinsi ve ağır darbeyi kerâmeti kendilerinden menkul olan bazı şeyhlerin mûritleri vurdular. Bir Türk müsün, Müslüman mısın, bir Allah mı Tanrı mı tartışması başladı ki, hâla sürüp gidiyor.

BEKLENEN ITIRAF

Bugünkü 3 Hilâlin parti, hilâlli bozkurtun da gençlik kollarının sembolü olarak kabul edildigi 1969 kurultayı sert tartismalara, hatta salon dışında gençlerin çatışmalarına sebep olmuştu. Bu yara sarılmadan beklenen itiraf zuhur ediverir. Ve hareketin fikir temellerini atan Atsız'la, hareketin siyasi lideri olan Türkeş'in arası açılır. Bu bir bakıma beklenen akıbettir. Çünki fikir taviz vermez!! Siyaset ise taviz esası üzerine kurulmustur. Atsız da, Türkeş de siyasi hareketle fikir hareketini yanyana yürütemezler. Bu belki de mümkün değildir.

Fikirden taviz vermeyen Atsız'ın sert ve kararli neşriyatından dolayi MHP Genel İdare Kurulu 1973 yilinda Atsız tarafindan yayınlanan Ötüken dergisinin okunmasini yasaklar. Oysa 9 Işık bile Atsız'ın Şubat 1962'de Orkun dergisinde yayınlanan Türk milletine çağrısından esinlenerek hazırlanmıştır. Atsız'in 9 maddelik millî kalkınma programı şöyledir:

1. Türkçüyüz
2. Arınmış Türkçeciyiz
3. Yasacıyız
4. Toplumcuyuz
5. Millî gelenekçiyiz
6. Şuurlu demokrasiye taraftarız
7. Ahlakçıyız
8. Bilimciyiz
9. Teknikçiyiz

(Orkun Dergisi, Şubat 1962)

Bu arada 1970 Ocak ayında kurulan ve 1971 muhtırasında kapatıldıktan sonra yeniden faaliyete geçirilen MSP ile MHP arasında bir islâmcılık yarışı başlar. Artık MHP bin kere tövbesini bozanın içeri daldığı, Mevlânâ'nın dergâhı gibidir. Farklı davaların temsilcileri arasındaki bu anlamsız yarış MHP'yi kendi kulvarının dışına itmiştir. Bir süre sonra Atsız'ın eksikligi "Milliyetçiliğin kabuk olduğunu iddia edenler" tarafından doldurulur.

Ve bir de bakarlar ki, seçkin kurmay subayların yönettiği bir üniversite hareketi olan MHP hareketi, bir köylü hareketine dönüşüvermis!!

Bu gerçek görülür de, MHP Atatürk'le yeniden buluşup, islâmcıları dışlayıp yeniden üniversite hareketi haline gelebilirse tekrar Türk milletinin umudu olacaktır."


Necdet Sevinç, Yeniçağ Gazetesi