Üç Mayıs ve Sonrası
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Ekim 2019, 06:25:55


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: Üç Mayıs ve Sonrası  (Okunma Sayısı 7919 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 28 Nisan 2011, 22:54:42 »

ÜÇ MAYIS VE SONRASI

Üç Mayıs nümayişi ve ardından gelen Turancılık Davası’nı anmak için Atsız tarafından Türkçülük Günü olarak ilan edilen 3 Mayıs’ı, yine Türkçüler onun kabri başında anacaklar. Şüphe yok ki bu davaya ilişkin “Bir numara kimdir?” sorusu sorulsa, verilecek yanıt “Hüseyin Nihal Atsız” olacaktır. Bugünkü neslin adını daha fazla duyduğu çoğu isim, o sıralar peşinde binlerce kişiyi sürükleyebilecek yeterlilikte değildi. Türkçülük denince insanların aklına Nihal Atsız geliyordu ki, bugün bile bu durum geçerliliğini korumaktadır.
Üç Mayıs’tan bugün için alınacak çok ders vardır. Bugün bile hapiste birçok gazeteci yazar bulunuyor. Hem kendilerinin hem de dışarıda kalan destekçilerinin ifadesiyle, onların tek suçu düşünmek… Ortada darbe yapmak gibi bir iddianın olmadığını, iki gazeteci, üç-beş yazar ve düşük rütbeli subaylarla darbe yapılamayacağını iddia ediyorlar. Bu sözler Üç Mayıs ile ilgili az çok bilgisi olan herkese tanıdık gelecektir.
Üç Mayıs Ankara Nümayişi sonrasında teker teker tutuklanan isimlerin neredeyse tamamı Türkçüydü. Fakat çoğunun Türkçülüğü tanımlama konusunda yorum farkları vardı ve savunmaları okunduğunda neredeyse hiçbirinin görüşü birbirine benzemiyordu.
İşin daha garip tarafı bu Türkçü yazarlar, ayrı Türkçü dergilerde yazılar yazıyorlardı. “Hesap Veriyoruz – Hesap Böyle Verilir” tartışmalarında da görüldüğü üzere birbirileri ile anlaşıp hükümeti devirmek gibi bir niyetleri asla olamazdı. Darbenin asker kanadı olarak düşünebileceğiniz isimler de üsteğmenlik rütbesine haizdi…
Peki, neydi bu isimleri toplayan ve aynı dava havuzunun içine atan süreç… Bunu hatırlayalım:

Reha Oğuz Türkkan’ın “Hesap Veriyoruz” makalesine karşı “Hesap Böyle Verilir” makalesini yazan Hüseyin Nihal Atsız, buna karşılık “Kuyruk Acısı” makalesi ile karşılaşır. Türkçüler arasındaki bu husumetten rahatsız olan Zeki Velidi Togan, Hasan Ferid Cansever, İsmet Tümtürk gibi isimler iki ismi yan yana getirirler. İki isim barışmasalar da adeta sözlü bir saldırmazlık paktı imzalamış olurlar.
Bütün bunlar olurken Türkiye Cumhuriyeti Başvekili Şükrü Saraçoğlu’nun “Türk’üz, Türkçüyüz ve her gün biraz daha Türkçü olacağız” demesi üzerine Atsız, bu Türkçü başvekile devlet içerisindeki komünist yapılanmaları bildirmek için “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup” başlıklı iki mektup yayınlar. İsminden de anlaşılacağı üzere bu iki mektup Orhun Dergisi’nde herkesin okuyabileceği şekilde yayınlanmıştır. Bu mektupların açık yayınlanmasını eleştirenler ve erken bulanlar olur. Ama Atsız müspet bir yanıt alacağı inancındadır. Mektupta direkt hedef alınanlardan biri de Sabahattin Ali’dir. Sabahattin Ali’nin bir Atatürk düşmanı olduğunu yazdığı şiiri örnek göstererek anlatan Atsız, bu ismin devlet kadrolarında bulunmasının doğru olmadığını söyler. (NOT: S.Ali bu şiiri kendisinin yazmadığını ve okumadığını söylemiştir ama Atsız bu şiiri ondan duyduğunu söyler.)
1 Nisan 1944’de çıkan 16. sayı Orhun’un son sayısı olacaktır. 7 Nisan’da Hasan Ali Yücel, Atsız’ın Boğaziçi Lisesi’ndeki öğretmenlik görevine son verir. Öncesinde Yücel’in bir istifa denemesi olmuş ama İnönü tarafından istifaya engel olunmuştur. Orhun da mahkeme kararıyla ikinci kez kapatılmıştır.
Sabahattin Ali’nin ilk niyeti bu mektuba aynı tarzda, yani kaleme alacağı bir yazı ile cevap vermekti. Orhan Şaik Gökyay’ın ifadesinde de belirttiği gibi Sabahattin Ali’ye Hasan Ali Yücel ve Falih Rıfkı Atay, dava açması için baskı yapmışlardır. Gökyay’ın arabuluculuk teklifine rağmen Ali, Nihal Atsız’a dava açar ve tarihe geçecek olan büyük dava başlar.
Sabahattin Ali’nin kendisine dava açtığını öğrenen Atsız, tren yolunu kullanarak Ankara’ya gelir.
26 Nisan 1944 Çarşamba günü Ankara’da mahkeme başlar. Atsız’a mal edilen suç “Neşir vasıtasıyla hakaret ve sövme”dir. Sabahattin Ali, kendisine “vatan haini” dediği için Atsız’a on bin lira para cezası verilmesini talep eder. Bu arada üniversiteli Türkçü gençler mahkeme salonunu doldurmuştur. İlk oturumda Sabahattin Ali, kalabalıktan korkup kaçar. Öğlen açılan oturumda, Nihal Atsız mahkeme heyetine “Ben bir vatansever olarak Türkiye’nin bir uçuruma sürüklendiğini görüyorum. Komünistler ve vatanı bölmek isteyenler, birbirlerine dayanarak memleketin en yüksek noktalarına tırmanıyorlar. Ve memleketi sevenlere her türlü darbeyi vurmak imkânını elde ediyorlar.”  Demiştir.
Sabahattin Ali de Atsız’a aynı mahkemede “maceraperest” yazdıklarına ise “zevzeklik” demiştir. Bu mahkeme 3 Mayıs 1944’e ertelenir. Üç Mayıs’ta mahkeme salonuna girmeğe çalışan Türkçüler, izin verilmeyince Ulus Meydanı’na doğru ilerler. Ankara Ulus Meydanı’nda büyük gösteriler yapılır. Saraçoğlu ile görüşme talepleri de reddedilen Türkçüler emniyet güçleri tarafından şiddete maruz kalırlar. Neticede yüz atmış beş Türkçü tutuklanır.
Yanılgı eseri 3 Mayıs’ı Turancılık Davası’nın görüldüğü gün olarak söyleme durumu birçok kişide görülmektedir. Oysaki 3 Mayıs’ın tarihteki adı “Ankara Nümayişi”dir.
9 Mayıs 1944’te üçüncü duruşma yapılır. Atsız, Sabahattin Ali’ye hakaretten ötürü altı ay hapse mahkûm edilir. Milli tahrik gerekçesi ile ceza dört aya indirilir ve bu ceza da ertelenir. Fakat Atsız, yine de duruşma çıkışında tutuklanır.
Sabahattin Ali’nin Atsız’a karşı dava açması için uğraş veren Falih Rıfkı Atay, Atsız’ın avukatı Hamit Şevket İnce’yi de ikna ederek Atsız’ın avukatlığını yapmaktan vazgeçtirir.
19 Mayıs 1944’te İsmet İnönü’nün nutku Türkçülerin hapse atılmasının fermanı niteliğindedir. Kısaca İnönü şunları söylemiştir:

“Turancılık fikri yine son zamanların zararlı ve hastalıklı gösterisidir. Bu bakımdan cumhuriyeti iyi anlamak lazımdır. Milli kurtuluş sona erdiği gün yalnız Sovyetlerle dostluk ve bütün komşularımız eski düşmanlıkların bütün hatıralarını canlı olarak zihinlerinde tutuyorlardı.
Turancılar, Türk milletini bütün komşuları ile onarılmaz bir surette derhal düşman yapmak için birebir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar şuursuz ve vicdansız fesatçıların tezvirlerine Türk milletinin mukadderatını kaptırmamak için elbette Cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız fesatçılar genç çocukları ve saf vatandaşları aldatan fikirlerini millet karşısında açıktan açığa münakaşa edemeyeceğimizi sanmışlardır. Aldanmışlardır ve daha çok aldanacaklardır.
Vatandaşlarım! Emin olabilirsiniz ki vatanımızı bu yeni fesatçılara karşı da kudretle müdafaa edeceğiz.”

Mayıs ayı içinde Atsız’ın eşi Bedriye Atsız da gözaltına alınır. Atsız’ın evi, mektupları aranır. Atsız ile bağı olan neredeyse herkes tutuklanır. Atsız’ın meşhur vasiyeti de bu aramalar sonucunda çıkmıştır. Yani sanılanın aksine Atsız bu vasiyetnameyi herhangi bir yerde yayınlamamıştır.
7 Eylül 1944’te Atsız ile birlikte yirmi üç kişi tutuklanmıştır. Hapis koşulları bugün ile kıyaslanamayacak derecede kötüdür. Lağım sularının içinde bekletilenler, tabutluğa girenler ve daha birçok işkence yöntemi… Suçları hükümeti devirip Turancı bir idare kurmak iddiasından ibarettir. Tek yaptıkları makale yazmak olan bu insanlar, alenen yayınlamadıkları vasiyetnamelerden, mektuplardaki ifadelerden ötürü suçlanıyorlardı. Bir de Reha Oğuz Türkkan’ın görüşlerine esrarengiz bir hava vermek için ortaya attığı “Gürem” hadisesi ve işkence üzerine verilen yalan ifadeler, Atsız ve diğerlerinin hapiste kalmasına zemin hazırlamıştı.
Yapılan işkenceler mahkemede anlatılınca Savcı Kazım Alöç “Biz bunları huzurunuza vatan hainleri, caniler ve katiller olarak getirdik. Bunları Pera Palas veya Tokatlıyan otellerinde yatıracak değildik. Onlar müstahak oldukları muameleyi görmüşlerdir. Elbette onlara her nevi zulüm yapılmıştır ve yapılacaktır.” Diyebiliyordu.
Yapılan savunmaların bu makalede uzun uzun bahsini yapmayacağım. Ama savunmalar okunduğunda bazı kişilerin işkencelerden korktuğu, bazı isimlerin de gelecek kaygısıyla mı korku üzerine mi bilinmez mahkemede Türkçü ve Turancı olduklarını reddetmeğe başladığını görebiliriz. Elbette yazılanları tam ve doğru anlayabilmek için bütün savunmaları okumak gerekmektedir. Ancak fikir vermek adına bazı sözler var ki bahsini etmeden geçmemek gerekir:

Nejdet Sançar: “En büyük mahkeme olan tarihin huzuruna alnı açık çıkacak bir Türkoğlu Türk olarak hiçbir endişem yoktur. 10 ayı doldurmak üzere olan ve büyük bir kısmı tahta masalar üzerinde yatmakla geçen hürriyetsizliğimi, millet yolunda çekilmiş şerefli bir felaket olarak sayıyorum. Duvarları, ezilmiş hayvanların kan lekeleriyle rengini kaybetmiş, köpeklerin bile yatmayacağı pis hücrelerde geçen haftaların, içine bir ışık sızacak kadar bile küçük bir deliği olmayan, tavanı basık bir inde, hayır bir in değil bir mezarda ışığa, güneşe ve hayata hasret çekerek geçirdiğim günlerim ve uykusuz, feci gecelerim yarın benim için acı; fakat övünçlü hatıralar olacaktır. Bunlardan yılmış değilim, bilakis bahtiyarım.  Millet yolunda ıstırap çekmiş bir Türk çocuğu olarak bahtiyarım. Yuvamın dağıtılmış olmasına, eşimin bir Türk anası olmak şerefini kazanacağı günlerde çektiği dayanılması güç ıstırapları ve akıttığı gözyaşlarını unutmamış olmama ve bugün hayat kavgasında yeni yavrusuyla tek başıma kalmış olmasının ruhumda yarattığı isyanlara rağmen bahtiyarım.
Türk’ü sevdim, seviyorum, seveceğim. Ama bunun sonunda ıstıraplar varmış, felaketler varmış hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş; hepsi kabul.
Büyük Türk ırkı sağ olsun!”

Zeki Velidi Togan: Ben kelimenin siyasi manasıyla geniş Türkçü değildim; sadece Türkistancı idim. Geniş Türkçülüğü yukarıda da izah ettiğim gibi ancak tarih, kültür ve dil sahasında görüyordum.”

Alparslan Türkeş: “Beni hiç tanımadıkları halde kendi kanaat ve düşüncelerinden başka bir düşünceye kanaat sahibi olduğumu zannettiklerinden dolayı yani ırkçı ve Turancı fikirler taşıdığım ileri sürülerek vatan ve millete hıyanet cürümü ile itham edilmeliğim benim için en büyük bahtsızlıktır.”

Fethi Tevetoğlu: “Atsız’ın duruşma sırasındaki ifadesinde belirtmiş olduğu veçhile Türkçülük mefhumu dâhilinde Turancılık ve ırkçılığın da dâhil bulunduğu yolundaki görüşüyle benim Türkçülük yolundaki şahsi görüşüm arasında fark vardır”

Hüseyin Nihal Atsız: “Türkçüyüm. Türkçülük milliyetçiliktir. Irkçılık ve Turancılık da bunun şümulüne dâhildir. Memleket ya bu iki temel üzerinde yükselecek veya yıkılacaktır. Irkçılık ve Turancılık Anayasa’ya aykırı değildir. Ceza Kanununda sarahatle suç olduğu yazılmayan bir hakaretten dolayı kimse suçlandırılamaz. Devlet de icraatıyla açıkça ırkçı, Hatay’ı ilhak etmekle de Turancıdır. (NOT: Davanın olduğu yıl bu yönde bir yasa yoktu)
Yalnız gönderilenlere malûm mektuplara ve herkese meçhul vasiyetnameme bakılarak hükûmeti alenen tahkir ettiğim iddia olunamaz. Bunlar polisin başka bir mesele için yaptığı arama dolayısıyla elde edilmiştir. Hükûmeti tahkir ettiğim hakkında bir şikâyet veya ihbar yapılmış değildir. Şu dakikada böyle mektuplar yazmış veya vasiyetname hazırlamış kaç bin kişinin bulunduğunu Tanrı bilir. Anayasaya göre istediğim gibi düşünmekte serbestim. Çünkü eşit adaletin hüküm sürdüğü hür vatandaşlar diyarının vatandaşıyım.
Ankara nümayişini hazırlamadım. Bu nümayiş mebusların teşvik ve Sabahattin Ali’nin tahrik ettiği milliyetçi gençliğin kalbinden kopmuş maşerî ve millî bir harekettir. Bunu hükûmet aleyhinde bir hareket diye gösteren benim şahsi ve barışmaz düşmanlarım olan Hasan Âli ile Falih Rıfkı olmuştur.
Sözlerimi bitirirken tarihî bir misal zikretmeden kendimi alamıyorum: Taşa tutularak öldürülecek bir maznun hakkında İsa Peygambere fikrini sordukları zaman ilk önce hiçbir söz söylememiş. Israr olununca “içinizde hiç günahsız olan kim ise ilk taşı o atsın” diye cevap vermiş.
Siz de, eğer bir parça olsun benim gibi düşünmüyorsanız, iyi veya kötü daima doğruyu söylediğime kani değilseniz istediğiniz şekilde karar verin. Siz hâkimler de insan olduğunuz için belki insanlık icabı zühullerde bulunabilirsiniz. Fakat yanılmaz hâkim olan zaman, yani tarih, hepimiz hakkında en âdil kararı verecek, Irkçı ve Turancı olduğum için mahkûm olursam bu mahkûmluk hayatımın en büyük şerefini teşkil edecektir.”
Burada ilginç sayılabilecek olan nokta şudur: Bazı isimler Atsız’ın Türkçülüğünün ırkçılıkla bağlantısı olduğunu bilmediklerini iddia etmişlerdir. Oysaki Atsız 1944 öncesi yazdığı birçok makalede ve kitapçıkta (Ör: İçimizdeki Şeytanlar) bu hususta kendi düşüncelerini açığa vurmuştur.
Dava sonunda.  Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Cihat Savaş Fer, Nurullah Barıman, Fethi Tevetoğlu, Nejdet Sançar, Cebbar Şenel ve Cemal Oğuz Öcal tutuklanır. On üç kişi ise beraat eder. Ekim 1945’te ise beraat kararları verilir.
Üç Mayıs Ankara Nümayişi ile başlayan ve sonu Turancılık Davası’na kadar varan davanın kısa bir özeti budur. Dava tam anlaşılmak isteniyorsa, tutanaklar ve savunmalar okunmaları ve o dönem yayınları incelenmelidir. Ben elimden geldiği kadarıyla bu konuya yabancı olan kişileri bilgilendirmek amacıyla bu yazıyı yazdım. Hatalarım varsa şimdiden affımı dilerim.

Tanrı Türk’ü korusun. Üç Mayıs Türkçülük Günü kutlu olsun.


KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Börü Kağan
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 507


Ben, Selim Pusat!..


« Yanıtla #1 : 28 Nisan 2011, 23:08:52 »

Eline sağlık ağabey. Üç Mayıs öncesi çok güzel, bilgilendirici bir yazı olmuş. Ayrıca savunmasından anlaşılacağı üzere, Atsız sadece zeki değil, bu zekasını en üst düzeyde ve serinkanlılık ile sergileyebilen bir insanmış. Ruhu şad olsun, Tanrı Türk'ü Korusun.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,

Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,

Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;

Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 29 Nisan 2011, 17:13:44 »

Eline sağlık ağabey. Üç Mayıs öncesi çok güzel, bilgilendirici bir yazı olmuş. Ayrıca savunmasından anlaşılacağı üzere, Atsız sadece zeki değil, bu zekasını en üst düzeyde ve serinkanlılık ile sergileyebilen bir insanmış. Ruhu şad olsun, Tanrı Türk'ü Korusun.

Teşekkür ederim.
Atsız'ı yeni tanımaya başlayan ve Turancılık Davası'na yabancı olan kişileri bilgilendirmek amacıyla bu makaleyi hazırlamıştım. Beğendiyseniz ne mutlu...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 29 Nisan 2011, 17:33:07 »

  Kağan Bahadır, yine otağımızı bilgilendirdin. Sağolasın. Bu iletiden de anlaşılıyor ki, Nihal Atsız mahkeme de bile yanlız bırakılmış. Zeki Velidi Togan, Tevetoğlu ve Kürdeş. Hepsi mahkemede kelimenin tam anlamı ile kıvırmışlar. Buda bize Nihal Atsız'ın karakterini her şeyiyle anlatıyor."Bir Türkçü nasıl olmalıdır?" sorusuna yanıt arayanlara, "yanıt burdadır!" dedirtiyor adeta.3 Mayıs Türkçüler gününü mhp her nekadar milliyetçiler günü olarak değiştirsede aslı sonsuza dek Türkçüler günü olarak kalacaktır.
  Kandaşlar, biliyorsunuz 3 Mayıs her yıl ATSIZ Atamızın kabri başında kutlanmaktadır. Çok da doğrudur. Ama ben diyorumki , 3mayıs bence Ankara Ulus meydanında kutlanmalıdır. Çünki Ankara nümayişi bu alanda yapılmıştır. Nasılki 1 mayıslarda kızıllar illede Taksim diye diretiyorlarsa, bizlerde Ulus diye diretmeliyiz. Taksim nasıl ki kızıllar için sembolse, Türkçüler içinde ULUS sembol olmalıdır. Ancak yine biliyorumki, Atsız Atamızın kabri başında bile 100 kişi ancak toplanabiliyoruz. Ulus Meydanında binler hayal etmek şimdilik rüya. Üzgün(

 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 29 Nisan 2011, 17:48:42 »

Üç Mayıs savunmalarında, ilk okunduğunda insanı hayrete düşüren sözler yer alıyor. İnsanlar, sanki Atsız karakterini saklamış ve evi aranınca ortaya çıkmış gibi davranmışlar. Daha neler neler vardı da makalenin çok uzaması, onları elememi sağladı. İkisini buraya yazayım:

Fethi Tevetoğlu'nun "Büyük Türkçü Atsız Kimdir" makalesi herkesçe malumdur. Bu makale Tevetoğlu'nun evi aranırken ortaya çıkıyor. Tevetoğlu bu makaleyi yayınlamaktan vazgeçtiğini savunmasında söylüyor. Buna neden olarak da İsmet İnönü'nün 19 Mayıs Nutku'nu gösteriyor.

Orhan Şaik Gökyay, Atsız'ı müfrit (aşırıya kaçan) milliyetçi ilan ediyor.

Bu anlamda pekçok cümle savunmalarda yer bulmuş.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BAYCU NOYAN
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 29 Nisan 2011, 19:16:46 »

3 mayıs 1944.
ismet inönü denen basiretsizin dışardan yönetilmesi ve o sırada sscb nin savaşta üstünlük göstermeye başlaması ve bahsettiğimiz kürtten türkçüleri yok etmesini istemesi ve hükümetin buna göre hareket etmesi üstüne, ankara'da üniversite öğrencileri ve onlara katılan  binlerce lise öğrencisinin, ülkemizi moskofa bağlamayı düşünen hainler aleyhinde slogan atıp yürüyüşe geçmesi ve ankaradan sonra bu eylemlerin her yana yayılmasını sağlayan gündür.

satılmış moskof uşakları, marksist, maoıst,  köylülerin kafasını yıkayan öğretmenler, ve satılmış gazeteciler sscb boğazı ne zaman geçecek diye beklerlerken bu antikomünist hareket hayallerini suya düşürdü.  adsız binlerce kahraman bu hain itlerin kirli oyununu başlarına geçirdi.

bildiğim kadarı ile siyasi bakımdan bugünün odtü sü olan ankara üniversitesi de türkçüler tarafından basılmış, akademisyenler de dahil olmak üzre solcu ve komünistlere meydan dayakları atılmıştır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Orkun_Ulug
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 21


« Yanıtla #6 : 29 Nisan 2011, 19:40:21 »

Temiz niyet ile açılan başlık 3 Mayıs'ı anma amacından çıkıp çilekeşlerin ruhunu rahatsız etmeye yönelmiştir.1944 savunmalarını nereden okuduğunuzu merak etmekteyim.Kendi evlatları dahi o belgelerden habersiz iken nasıl ve ne şekilde ulaştığınını merak ettiğim Yavuz Bülent Bakiler'in kitabında yer alan savunmalar tam anlamıyla doğrumudur oda merak konusudur.Kazım Alöç'ün Atsız Ata'nın ve Togan'ın yazılarındaki kahpeliklerinden bihaber değiliz. O yüzden bu belgelerde de ne derece kesin bilgiye ulaşabiliriz?

Başkurtlar ver Türkistan bağımsızlığı için korkusuzca mücadeleden çekinmeyen hele hele 1917 lerdeki mücadelesi ile destanlaşan Zeki Velidi Togan'ın ruhunu rahatsız etmek kimsenin haddi değildir.Ve o şahsa ''kıvırmak'' gibi çirkin yafta yapıştırmak Türkçülükle alakası olmayan bir yaklaşımdır.

Söz konusu '' Çilekeşler'' olduğunda, ileti eklerken on düşünüp bir yazmak gerekir.Düşünecek zamanım yok diyenlerden zorla ileti beklenmemektedir.

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 29 Nisan 2011, 19:58:51 »

Düşünecek zaamanım yok diyenlerden ileti beklemek hatadır. Bu yüzden bu sözünüzü üzerime almayacağım. Türkeş'in nasıl çarkettiğini tüm kitaplar yazar. Hatta kendi de sonraki eylem ve davranışlarında bunu göstermiştir. Zeki Velidi Togan hakkındaki görüşlerinize katılıyorum. Kiimse burda ona ve ismine bir şey söyleyemez. Ama eğer mahkemdeki savunması buysa kusura bakmada buna kıvırmak denir.Ama bu beyanat dediğiniz gibi yanlış bilgi ise ben yazdığım kelimeden dolayı özür dilemesinide bilirim.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
oguz sad
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 29 Nisan 2011, 20:07:26 »

Temiz niyet ile açılan başlık 3 Mayıs'ı anma amacından çıkıp çilekeşlerin ruhunu rahatsız etmeye yönelmiştir.1944 savunmalarını nereden okuduğunuzu merak etmekteyim.Kendi evlatları dahi o belgelerden habersiz iken nasıl ve ne şekilde ulaştığınını merak ettiğim Yavuz Bülent Bakiler'in kitabında yer alan savunmalar tam anlamıyla doğrumudur oda merak konusudur.Kazım Alöç'ün Atsız Ata'nın ve Togan'ın yazılarındaki kahpeliklerinden bihaber değiliz. O yüzden bu belgelerde de ne derece kesin bilgiye ulaşabiliriz?

Başkurtlar ver Türkistan bağımsızlığı için korkusuzca mücadeleden çekinmeyen hele hele 1917 lerdeki mücadelesi ile destanlaşan Zeki Velidi Togan'ın ruhunu rahatsız etmek kimsenin haddi değildir.Ve o şahsa ''kıvırmak'' gibi çirkin yafta yapıştırmak Türkçülükle alakası olmayan bir yaklaşımdır.

Söz konusu '' Çilekeşler'' olduğunda, ileti eklerken on düşünüp bir yazmak gerekir.Düşünecek zamanım yok diyenlerden zorla ileti beklenmemektedir.



Türkçülük kişiler üstü kutlu bir ülkülemdir. Türkçülükle adı özdeşleşmiş isimler buna Atsız'da dahil olmak üzere Türkçülüğün mihenk taşı olmakla beraber aynı zamanda hizmetkarıdırlar.

Türkçülere en ince noktasına kadar olayları analiz ederken geçmiş yaşanmışlarda saygıyı bahse konu olayda kimin ne için hak ettiğini belirtmezsek; Türkçüler için idol kimliği havada kalır.

Atsız'ın da öğrencisi olmakla iftihar ettiği Togan'dan başlayarak sayısız isim davaya hizmet anlamında anlatmakla bitmeyecek derecede faydalı olmuştur.

Sadece 3 Mayıs'ı ve sonrasını değil bugüne kadar davayla özdeşleşmiş bütün olayları irdelerken; dava adına babamız dahi olsa eleştirmekten ya da ''Burada yaptığı doğru değildir'' demekten geri kalmayız!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 29 Nisan 2011, 20:44:49 »

Düşünecek zamanım olmasaydı üşenmeyip bu kadar uzun bir makale hazırlamazdım.
Zeki Velidi Togan'ın Türkçülüğe hizmetleri olduğunu elbette biliyorum. Ayrıca mahkemeye çıkmadan önce nasıl bir psikolojik baskıya maruz kaldığını, yatsın diye pis yatakların layık görüldüğünü elbette biliyorum.
Togan'ın ruhunu rahatsız etmek gibi bir amacım yoktur. Bu örneklemelerdeki birinci amaç Atsız'ın ırkçılık görüşünü bildiği halde mahkemede bunu bilmiyormuş gibi yapanları yazmak, ki bu kapsama Togan girmez, çünkü Atsız'ın büyüğüdür ve Atsız da onu öyle kabul etmiştir.
İkinci amaç da, mahkemede soy anlamında Türkçülüğü savunan yalnızca iki kişinin olduğu, bu iki ismin de Nihal Atsız ve Nejdet Sançar olduğu gerçeğidir.
Zeki Velidi Togan'ın "Geniş Türkçü değilim, sadece Türkistancı idim" sözünü "Bakın Togan da yan çizmiş" demek için değil, sadece "Togan'ın Türkçülüğü dil ve kültür sahasındaydı" tezini doğrulamak içindi ve bunu kusur olarak görmek benim de haddim değildir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.05 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.009s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.