Türklüğün Önüne Çekilen ve İnşaası Devam Eden Setler.
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Ekim 2020, 08:40:47


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türklüğün Önüne Çekilen ve İnşaası Devam Eden Setler.  (Okunma Sayısı 5222 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« : 25 Ocak 2011, 15:59:27 »

Türk, bütün dünyanın aslında kendisine gıpta ile baktığı ama bunu kendisine yediremeyerek Bu ezikliğin altından nasıl kalkabilirim diye harıl, harıl Türklüğün aleyhinde planlar yapmasına neden olan bir Kutlu ırkın temsilcisidir. Dünya tarihinin yazılması itibarı ile yabancılar tarafından karşılarına alınan Türk milleti, iç ve dış düşmanlarının kendileri gibi olmaya çalışmaları isteklerinin kan itibarı ile gerçekleşmemesi sonucunda bir hırsla düşmanlık beslemelerine yol açmaktadır. Türklük, düşmanları sayesinde, kanında ki kudretin dışa vurumu ile yücelmektedir. Türk düşmanları Türklüğün yücelmemesi için çeşitli atraksiyonlar geliştirerek, önüne set çekmek istemekte, kimilerinde de bunu çok başarılı bir şekilde icra etmektedirler, Türklüğün önündeki Setlere değinmek gerekirse...


Türk düşmanlarının tarihimizin her safhasında ellerinden geleni en iyi becerdikleri olgu, Kızlarını Türk kağanları ile evlendirerek idareyi bir nebzede olsa ellerinde tutma hevesleridir. Bir çok Türk devletinin huzuru bu şekilde kaçırtılarak bazende o devletimizin yıkılmasına bile neden olunmuştur. Bu işi en iyi beceren düşmanların başında Çinliler gelir. Çinliler tarihlerinin en kıyımlı yenilgilerini hep Türklerden almışlardır, karşılarına erkek gibi çıkmaya cesaretlerinin olmaması bu durumu geliştirmiştir. Çinlilerin bu durumdaki başarıları daha sonraki devirlerde diğer düşmanlarımızın da iştahlarını kabartarak aynı durumun bin yıllar sürmesinin baş nedeni olmuştur.

Türk olmayan kesimlerin Türklüğün büyüyüp gelişmemesi uğruna sahneye koydukları diğer bir oyun da Kardeş kavgalarıdır. Binlerce yıllık Türk tarihinin her sayfasında ilk yazılan anektod, fitne ve fesatlarla bir birlerine düşürülen Kanı Türk olan kardeşlerin en iyi günlerinde birbirlerini kıyarak Türklüğün güçsüzleşmesine neden olan yazımlardır. Türklüğün yok olma derecesine bile indirgenmesine yol açabilecek kıvama bazen getirilebilmiştir . Kardeş kavgaları hiç bitmeyen derdimiz olarak her zaman gündemimizdeki yerini korumuş, bu durum her zaman Türk düşmanlarını sevindirmiştir. Bu kardeş çekişmeleri nedeniyle kurulan koskoca bir imparatorluk doğu ve batı olarak ayrılmış, düşmanlar tarafından bu iki ülke bir birleri ile savaştırılmıştır, kazanan elbet Türk olmamıştır. İslamiyetin kabülü sonrasında iç kavgalar Türk olmayanlarca dahada kolay yapılandırılmış, Din mevhumu Türklerin arasına sokularak aynı dine inananların bile mezheplerini ayırarak bir birlerini kırmaları sağlanmıştır. Daha dün Türk milleti sağ ve sol olarak ikiye bölünerek on binlerce Türk kanlı gencin Toprak olmaları tüm dünya tarafından ibretle izlenmiş ama Türk milleti gene bundan ders almayarak hala günümüzde oy vermiş oldukları parti yada tutmuş oldukları takımlar nedeniyle bile bölünmelere neden olabilmektedirler.

Türklerin arasına Din ayırımını sokmak ise Türklere düşman olanların sinsi hareketleri içerisinde baş roldedir.Türk milleti kanı itibarı ile kardeşim diyebilmekte din adına zorlandığı öz kardeşlerini bir tarafa katarak yabancıların oyunlarına düşebilmekte ve bu durumuda inançlarına bağlamaktadır. Türklüğün yanına ek olarak konmak istenen her dini yada beşeri hareketsel olaylar bize kötülük demektir, Kardeşlik kan bağı ile olur, hangi din veya inanç olursa olsun kardeşlik bağı bilimsel olarak gerçek olamaz. Ülküsü olan Türk milletinin birlikteliği kendisinden olanlar ile gerçekleşecektir, eninde yada sonunda bu olacaktır, adı da Turandır.

Geleneksel Türk ahlakının dış güçler tarafından bozulması ve binlerce yıllık gelenek, görenek, Törelerimizin kendilerine aydın sıfatını yakıştıranlarca geri kafalılık olarak nitelendirilelerek bunu da basılı ve görsel yayınlarla Türk düşmanları tarafından finanse edilen gelirler ışığında Bütün milletimizin evine kadar sokulmasıdır. Zamanın Türk gençleri bu tuzaklara malesef kendiliklerinden düşmektedir, yozlaşmış ana babaların zavallı tohumları, Tür dili altında ne idiği belirsiz Düşmanların bizi bozmak amaçlı kendilerinin dahi kullanmadıkları hırlamaları kullanmaktadırlar. Türkçe yazım bu encikler tarafından kısaltılma adı altında zaafiyet'e uğratılarak yok edilmek istenmekte ve bunda da başarılı olmaktadırlar. Yabancıların başardıklarında yok olmamızın kaçınılmaz olacağı sette işte budur. DİL!

Tamamı yabancıların hakimiyetinde olan Ulusal televizyon kanalları vasıtası ile ailelerimizin içerisine kadar giren yabancı filmlerin ve dizilerin sayesinde Türk törelerinin zayıflatılması,
Toplumda Fuhuşun ve Kumarın gelişmesi sağlanarak Türk törelerinde zaafiyetin oluşturulması,
Milli gelir dağılımında adaletsizliğin artırılarak Millet arasında gerilimin her an faal durumda tutulması,
Türk devletinin zaruri ihtiyaçları bakımından dışa bağımlı bir durumda kalabilmesi Türk düşmanlarının Türk milleti üzerindeki emelleri için gerekli olan bazı içten çökertmelerdir.

Biz Türkçülerin görevi Türklüğün önüne çekilen bu gibi setleri yıkmak ve Türk milletine bunları açıklamaktır.

NE MUTLU TÜRK DOĞANA, TANRI TÜRKÜ KORUSUN!

yürekli-kam 25 Ocak 2011  Köprülerin (Linklerin) Görülmesine İzin Verilmiyor.
Köprüleri (Linkleri) Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
http://www.turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Yürekli-kam
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 29 Ocak 2011, 21:15:37 »

Türk milleti içerisinde hasbel kader yer bulup daha sonraları Türk olmadıklarının bilinci ile Türk milletinin içine hizip sokan Pislikleri de yabana atmamak gerekiyor ki bunların bazıları Türkçüyüm bile diyebiliyor ve dahada acısı bunlar kendilerine yandaş dahi bulabiliyorlar.
Türkçülük özlemi ile yanan Türk çocukları, daha önceden Türkçü görüş ile tanışmamış olduklarından bu piçlerin tavırlarını Türkçülük zannetmekte ve yola yanlış istikametten çıkmaktadırlar, biz içimizdeki bu Lanetleri de temizlemekle görevliyiz Çünkü Türkçü yalnız kanı Türk olanlardan olur
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Giray-han
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 1.202



« Yanıtla #2 : 05 Şubat 2011, 22:22:47 »

Türk milletini "köylü" "şehirli" diye ayıran halk dalkavuklarıdır.
Başbakanımız, mesela, bu işi çok iyi bir şekilde yapmakta, ve yapmaya da devam etmektedir.
İnsanları sadece bu yolla değil, içki içen içmeyen, namaz kılan kılmayan, eşi başörtülü başörtüsüz diye ayıran, ve orduya da "din düşmanı", "halk düşmanı" ve şehirde yaşayan soydaşlarımız için de "kendini beğenmiş burjuva takımı" gibi terimler kullanan "dindar maoizm"in savunucusu AKP, aynı zamanda bizi Türk dünyasından ayırmakta, düşmanımız olan araplara köle yapmakta diretmektedir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Türk'üz Türkçüyüz. Bu ülkeyi kimseye kaptırmayız.
TANKUT
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 7


« Yanıtla #3 : 06 Şubat 2011, 00:04:45 »

Türk'lüğün önünde bulunan engeller ve bunların aşımı ile ilgili mutlak surette bir kılavuz programa gereksinim vardır ki bu program Türk'e doğru düşünce, davranış ve yaşam biçiminin matrissel çözümünü verecektir. Yani DNA'sında bu bilgi/program olan ulusumuz bireyi, hangi şartlar altında olursa olsun her zaman yüksek seviyeli düşünce ve hayat içinde olacak olsun. İşte yöneticilerimiz bu programı ortaya çıkarabilmeli bunu toplumaa sunabilmelidir. Bizleri en üstün kılacak bu program elbette ki biyolojik bir programdır(program:bilgiye dayalı kurallar yığını) ve daha ırkçı bir söylemle kana bağlıdır. Kana yani biyolojiye önem vermeyen toplum ve bireylerin aramızdan zamansızca ayrılışlarının hüzünlü öyküsünü tarih ve şu an içinde bulunduğumuz zaman dilimi, her zaman bizlere belkide ders çıkaralım diye sunmuştur.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TANKUT
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 7


« Yanıtla #4 : 06 Şubat 2011, 01:15:33 »

Ulusumuzun böyle bir biyolojik/yaşam_mantıksal programdan yoksun bulunması onun yoksun bulunduğu şeylerin arasında en önemlisidir ve bu yoksunluk bizi yöneten yönetim birimlerinin sorumsuzluğu ve bilgisizliğidir. Evet bahsettiğim şey bizlere, beynimize ve genlerimize gerçekten iyilikler, esenlikler getirecek   kimyasal bir takım düzenlemeler ve kurallardır ama bu kurallar; dogmalardan/varsayımlardan inanışlardan uzak olarak insanoğlunun elinde bulundurduğu yaşam deneyimine dayanan, hayat tarafından doğrulanmış gerçekçi veri ve bilimsel bulgulardan oluşturulmuş olması gerekmektedir.

Böyle bir yaşammantıksal(biyoloji) örgüyü tasarlarken, bir bina inşa eder gibi iyi planlamalı  olayı şu anki tıp camiasında olduğu gibi yap boz oyuncağına çevirmemeliyiz. Binayı güvene almanın ilk yolu onu sert kayaç malzeme üzerine kurmak olduğu gibi bu bilginin muhakkak birey olarak bizlerin yıkılmamasını sağlayacak biyolojik kaşılığı da olduğu gerçeğinin farkında olmalıyız.

Yani bizler de ulusal bedenimizin yıkılmaması için onu benzetim yaparak söylüyorum kaya üzerinde korumaya almalıyız. Insanın biyolojik gelişimini kaya üzeride gerçekeleştirmek ve bu sayede ona yıkılmazlık vermek biyolojik olarak nasıl mümükündür?
İşte bu sorunun yanıtı bizlere öğretilen insanın hem otçul hemde etçil olduğu yalanını farkedip bu kötü programdan kurtulmamız olacaktır.
Bizler etçil değiliz otçul da değiliz sadece meyve yiyicileriz. Bu bilgi bilim ve yaşam tarafından doğrulanmış bir gerçektir.
İşte bizler bu bilgi ile yaşamımızı yeniden düzenlersek önümüze konan engelleri aşmada önemli bir adım atmış olacağız.
O zaman ilk başta bahsettiğim biyolojik programın ilk maddesini ortaya çıkarabiliriz.

Madde I:Yüksek seviyeli bir insan topluluğu Olan Türk Toplumu hayvansal gıda yemezdir, meyve yiyicidir. Bu onun genlerinin en üst seviyede çalışmasına vesile olacak biricik gerçek ve formuldür.(Bu gerçeğin toplum tarafından gülüneceğine eminim ama gerçek bu)
Hayvan genleri ve kanları ile tüm etkileşimler ve karışmalar hayvansal gıda alınımı yasaklanarak engellenecektir. Bu düzünleme Türk ulusu için büyük bir sevinç ve zenginlik mutluluk getirecektir. Bu madde üzerinde daha detaylı açıklama ve bilimsel belgeler sunulabilir.
Hatta abartıp bu madde hakkında; mevcudiyetinin yegane temeli madde I'dir derim.
Devamı bir sonrak mesaja..

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ANKARALI GÖKTÜRK
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 2.261


BİR HAKAN GİDER BİN HAKAN GELİR !..


« Yanıtla #5 : 06 Şubat 2011, 06:15:56 »


          Tankut Kandaş, bu konulardan bahsederken bilgili olduğun anlaşılıyor ancak konunun uzmanı bir kişi misin onu bilmiyorum. Yalnız   özellikle kırmızı et yemezsem ben zaten ölürüm ve Türklüğe de bir katkım olmaz. Ayrıca sebze ve meyvada aşırı yerim. Belki bilimsel bir yönünü buldun onu anlatıyorsun ama bir gerçeklikte eski büyük kahramanlar hep et yiyordu. Hayvansal ürünleri tüketiyordu. Nedir bunlar ; et, süt, yumurta, kımız vbg. Şimdi sadece meyva yiyen belki çok sağlıklı uzun yaşayan ancak yağı gördüğünde ödü patlayan bir olacaktır inancındayım. Bilemiyorum benim görüşüm bu yönde. Et yoksa toprak göründü demektir !!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR.
OGUZ-ALTAN
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 179


At olmak taydan, yigit olmak soydandir !!!


« Yanıtla #6 : 06 Şubat 2011, 06:58:56 »

Ulusumuzun böyle bir biyolojik/yaşam_mantıksal programdan yoksun bulunması onun yoksun bulunduğu şeylerin arasında en önemlisidir ve bu yoksunluk bizi yöneten yönetim birimlerinin sorumsuzluğu ve bilgisizliğidir. Evet bahsettiğim şey bizlere, beynimize ve genlerimize gerçekten iyilikler, esenlikler getirecek   kimyasal bir takım düzenlemeler ve kurallardır ama bu kurallar; dogmalardan/varsayımlardan inanışlardan uzak olarak insanoğlunun elinde bulundurduğu yaşam deneyimine dayanan, hayat tarafından doğrulanmış gerçekçi veri ve bilimsel bulgulardan oluşturulmuş olması gerekmektedir.

Böyle bir yaşammantıksal(biyoloji) örgüyü tasarlarken, bir bina inşa eder gibi iyi planlamalı  olayı şu anki tıp camiasında olduğu gibi yap boz oyuncağına çevirmemeliyiz. Binayı güvene almanın ilk yolu onu sert kayaç malzeme üzerine kurmak olduğu gibi bu bilginin muhakkak birey olarak bizlerin yıkılmamasını sağlayacak biyolojik kaşılığı da olduğu gerçeğinin farkında olmalıyız.

Yani bizler de ulusal bedenimizin yıkılmaması için onu benzetim yaparak söylüyorum kaya üzerinde korumaya almalıyız. Insanın biyolojik gelişimini kaya üzeride gerçekeleştirmek ve bu sayede ona yıkılmazlık vermek biyolojik olarak nasıl mümükündür?
İşte bu sorunun yanıtı bizlere öğretilen insanın hem otçul hemde etçil olduğu yalanını farkedip bu kötü programdan kurtulmamız olacaktır.
Bizler etçil değiliz otçul da değiliz sadece meyve yiyicileriz. Bu bilgi bilim ve yaşam tarafından doğrulanmış bir gerçektir.
İşte bizler bu bilgi ile yaşamımızı yeniden düzenlersek önümüze konan engelleri aşmada önemli bir adım atmış olacağız.
O zaman ilk başta bahsettiğim biyolojik programın ilk maddesini ortaya çıkarabiliriz.

Madde I:Yüksek seviyeli bir insan topluluğu Olan Türk Toplumu hayvansal gıda yemezdir, meyve yiyicidir. Bu onun genlerinin en üst seviyede çalışmasına vesile olacak biricik gerçek ve formuldür.(Bu gerçeğin toplum tarafından gülüneceğine eminim ama gerçek bu)
Hayvan genleri ve kanları ile tüm etkileşimler ve karışmalar hayvansal gıda alınımı yasaklanarak engellenecektir. Bu düzünleme Türk ulusu için büyük bir sevinç ve zenginlik mutluluk getirecektir. Bu madde üzerinde daha detaylı açıklama ve bilimsel belgeler sunulabilir.
Hatta abartıp bu madde hakkında; mevcudiyetinin yegane temeli madde I'dir derim.
Devamı bir sonrak mesaja..


Bu konunun bence Turklukle ve Turkculukle hicbir alakasi yok. Ister Turkoglu et yer, ister ot veya meyve. Her biri Turk'e faydali. Yeterki Turk mutfagini koruyalim. Saygilarimla...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 1.016


IRKÇI


« Yanıtla #7 : 06 Şubat 2011, 17:14:37 »

Ulusumuzun böyle bir biyolojik/yaşam_mantıksal programdan yoksun bulunması onun yoksun bulunduğu şeylerin arasında en önemlisidir ve bu yoksunluk bizi yöneten yönetim birimlerinin sorumsuzluğu ve bilgisizliğidir. Evet bahsettiğim şey bizlere, beynimize ve genlerimize gerçekten iyilikler, esenlikler getirecek   kimyasal bir takım düzenlemeler ve kurallardır ama bu kurallar; dogmalardan/varsayımlardan inanışlardan uzak olarak insanoğlunun elinde bulundurduğu yaşam deneyimine dayanan, hayat tarafından doğrulanmış gerçekçi veri ve bilimsel bulgulardan oluşturulmuş olması gerekmektedir.

Böyle bir yaşammantıksal(biyoloji) örgüyü tasarlarken, bir bina inşa eder gibi iyi planlamalı  olayı şu anki tıp camiasında olduğu gibi yap boz oyuncağına çevirmemeliyiz. Binayı güvene almanın ilk yolu onu sert kayaç malzeme üzerine kurmak olduğu gibi bu bilginin muhakkak birey olarak bizlerin yıkılmamasını sağlayacak biyolojik kaşılığı da olduğu gerçeğinin farkında olmalıyız.

Yani bizler de ulusal bedenimizin yıkılmaması için onu benzetim yaparak söylüyorum kaya üzerinde korumaya almalıyız. Insanın biyolojik gelişimini kaya üzeride gerçekeleştirmek ve bu sayede ona yıkılmazlık vermek biyolojik olarak nasıl mümükündür?
İşte bu sorunun yanıtı bizlere öğretilen insanın hem otçul hemde etçil olduğu yalanını farkedip bu kötü programdan kurtulmamız olacaktır.
Bizler etçil değiliz otçul da değiliz sadece meyve yiyicileriz. Bu bilgi bilim ve yaşam tarafından doğrulanmış bir gerçektir.
İşte bizler bu bilgi ile yaşamımızı yeniden düzenlersek önümüze konan engelleri aşmada önemli bir adım atmış olacağız.
O zaman ilk başta bahsettiğim biyolojik programın ilk maddesini ortaya çıkarabiliriz.

Madde I:Yüksek seviyeli bir insan topluluğu Olan Türk Toplumu hayvansal gıda yemezdir, meyve yiyicidir. Bu onun genlerinin en üst seviyede çalışmasına vesile olacak biricik gerçek ve formuldür.(Bu gerçeğin toplum tarafından gülüneceğine eminim ama gerçek bu)
Hayvan genleri ve kanları ile tüm etkileşimler ve karışmalar hayvansal gıda alınımı yasaklanarak engellenecektir. Bu düzünleme Türk ulusu için büyük bir sevinç ve zenginlik mutluluk getirecektir. Bu madde üzerinde daha detaylı açıklama ve bilimsel belgeler sunulabilir.
Hatta abartıp bu madde hakkında; mevcudiyetinin yegane temeli madde I'dir derim.
Devamı bir sonrak mesaja..


Budizm dinini kabul eden bazi Türk boylari savascilik özelliklerini bir müddet sonra yitirip cinliler arasinda asimile olmuslardir acaba bunun en büyük sebebi neydi ?
En basta et yenmesini yasaklayan inanistan olmasin sakin..?

Yine bilge Tonyukuk, Türklerin Bozkir yasantisini biraktiklari an (et yemekte bunun icindedir)kalabalik düsmanlari karsisinda eriyip kaybolacaklarini söylemistir.
Yine Cici Yabguya karsi kardesi isyan etmistir, isyan etmesinin sebebi neydi acaba ?

Cin´in altini üstüne getiren Moyuncor Kagan mani dinini kabul ettikten sonra devlet neden cöküse gecmistir hic arastirdinmi ?




Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TANKUT
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 7


« Yanıtla #8 : 06 Şubat 2011, 22:00:42 »

Üstteki yazımda yaşam mantığı kavramını ortaya atarak genlerimiz, bedenimiz ve onları ne ile beslediğimiz gerçeği ile toplumsal olaylar arasında bir mantık bağı var olduğu sezinlemesini çıkararak şu yargıya varıyorum:

Her türlü kanlı iç savaş, iç isyan, kanlı cinayetler, kazalar, temel kanunlara aykırı hareketler(kaçak yapılaşma dahil) vb. olguların kökeninde insan genlerinin, kesilmiş öldürülmüş hayvan ve ürünlerine yenmek süretiyle maruz kalması yatmaktadır.

Bu bir mantık devresindeki lambayı yakmak gibidir. Anahtara ile  lamba yanar veya lambayı kapatırsın.

Et(Hayvansal gıdaların hepsi süt dahil) bir denetim ögesidir, lamba anahtarı gibi. Et tüketimini arttırısın sorunlar artar, azaltırsın sorunlar en aza iner.

Şimdi bizim toplumda da et tüketim azaldığında barış olur, et tüketimi arttığında savaş olur.
Savaşı da her zaman daha az et yiyen kazanır.(Bu aralar Tr'de et tüketimi azaldı)

Örneğin Yunanlılar çok et yiyen bir toplumdur ve hem Kurtuluş savaşında hem de Kıbrıs Barış harekatında yenilmişlerdir. Türk toplumunun et tüketimi tüm ittirmelere rağmen düşüktür.
Çiçi Yabgu olayı kadar eskilere gidemiyeciğim. Ama Çiçi yabguya karşı bir isyan hareketi olduğuna göre Çiçi Yabgu çok et tüketen biriydi. Aksi halde bu mantık gereği isyan olmaması gerekiyordu.
Biyoloji konusunda resmi bir uzmanlığım yok ama konu hakkında okuyorum.
Bu arada bu görüşler bir denemedir, tezdir. Bir iddiamız olmalı.


Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Türkçü Kasırga
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 1.016


IRKÇI


« Yanıtla #9 : 06 Şubat 2011, 23:42:09 »

Üstteki yazımda yaşam mantığı kavramını ortaya atarak genlerimiz, bedenimiz ve onları ne ile beslediğimiz gerçeği ile toplumsal olaylar arasında bir mantık bağı var olduğu sezinlemesini çıkararak şu yargıya varıyorum:

Her türlü kanlı iç savaş, iç isyan, kanlı cinayetler, kazalar, temel kanunlara aykırı hareketler(kaçak yapılaşma dahil) vb. olguların kökeninde insan genlerinin, kesilmiş öldürülmüş hayvan ve ürünlerine yenmek süretiyle maruz kalması yatmaktadır.

Bu bir mantık devresindeki lambayı yakmak gibidir. Anahtara ile  lamba yanar veya lambayı kapatırsın.

Et(Hayvansal gıdaların hepsi süt dahil) bir denetim ögesidir, lamba anahtarı gibi. Et tüketimini arttırısın sorunlar artar, azaltırsın sorunlar en aza iner.

Şimdi bizim toplumda da et tüketim azaldığında barış olur, et tüketimi arttığında savaş olur.
Savaşı da her zaman daha az et yiyen kazanır.(Bu aralar Tr'de et tüketimi azaldı)

Örneğin Yunanlılar çok et yiyen bir toplumdur ve hem Kurtuluş savaşında hem de Kıbrıs Barış harekatında yenilmişlerdir. Türk toplumunun et tüketimi tüm ittirmelere rağmen düşüktür.
Çiçi Yabgu olayı kadar eskilere gidemiyeciğim. Ama Çiçi yabguya karşı bir isyan hareketi olduğuna göre Çiçi Yabgu çok et tüketen biriydi. Aksi halde bu mantık gereği isyan olmaması gerekiyordu.
Biyoloji konusunda resmi bir uzmanlığım yok ama konu hakkında okuyorum.
Bu arada bu görüşler bir denemedir, tezdir. Bir iddiamız olmalı.



Yahu arkadasim sen ne anlatmaya calisiyorsun önce bunu bir anlayalim.

Yazdiklarinda Türklügü ve biz Türkcüleri ilgilendiren mesele nedir buna bir aciklik getir ondan sonra duruma göre yazariz.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.267 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.022s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.