Türklerde Soysuzlaşma (Türkiye’nin İnek ve Eşekleri)
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 15 Ekim 2019, 15:44:37


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türklerde Soysuzlaşma (Türkiye’nin İnek ve Eşekleri)  (Okunma Sayısı 1332 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kaan Ulas Türk
Ziyaretçi
« : 22 Ekim 2013, 01:48:04 »

“Soysuzlaşmak: Biyolojik ve toplumsal bozulmaya uğramak, yaşama biçimi ve değerlerinde yozlaşmak” /verimsizleşmek, tükenmek demektir. Buna göre soysuzlaşma iki yönlüdür. Bedensel soysuzlaşma, zihinsel soysuzlaşma. Nesebi belirsizlere biyolojik soysuz, milli değerlerini kaybedenlere zihinsel soysuz diyebiliriz. Her millet gibi Türklerde de soysuzlar vardır. Bilge Kağan diktirdiği bir taşa (M.732) şunları yazdırmış:
 
“Türk Beyler Türk adını bıraktı. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye… İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime il kazanıyorum, kağanlı millet idim kağanım hani...” (1)
 
Bu belgeden anlaşıldığına göre geçmişte Türklerin bazı yöneticileri soysuzlaşmışlar ve Türk milleti bu soysuzlaşmanın acısını çok ağır ödemiş. Türkler Müslüman olduktan sonra dil ve yazılarını bırakıp Arap ve Fars’ın yazısını/dilini, acemin peçesini, yabancıların kızını almışlar, çok yönlü soysuzlaşmışlar.
 
Türkçenin aşağılandığı dönemlerde Karamanoğlu Mehmet Bey soylu bir çıkış yapmış; bizi Türkçemize kavuşturmuş, kuruyan köklerimizi yeşertmiş. Zaman geçmiş, ana ve kafalarıyla soysuzlaşan bazı padişahlar soysuz “devlet ricali”nin de ihanetleriyle bizi yeniden soysuzlaştırmaya kalkmışlar, biz de Türk olmanın “günah”, Türküm demenin suç sayıldığı asırları yaşamışız. 
 
Sonra Türkoğlu Türk olan bir Mustafa Kemal gelmiş; T.C.’ni kurmuş, Türkleri Türkleştirmeye başlamış. Türkleşme sürecimiz kemale ermeden Mustafa Kemal vefat etmiş, soysuzlaştırma belası kaldığı yerden harekete geçmiş. Gelinen noktada bugün Türkiye Türkleri soysuzlaşmaya zorlanıyor. Soysuzlar ve soysuzlaşanlar bize diyorlar ki:
 
“Yüce Türk milleti demek tahrik unsurudur. Anayasa ve yasalarımızdaki Türk sözcükleri çağ dışıdır. Ne mutlu Türk’üm demek ırkçılıktır…”
 
Türk’e kimler düşman?
 
Kanında, kültüründe ve aklında soysuzluk olanlar bugün Türk’e düşmandırlar. Bu Türk düşmanları, Türk kanı, Türk kültürü ve Türk aklı taşıyanları aşağılıyorlar. Aşağılamakla da kalmıyorlar, ayaklarının altında eziyorlar. Bunlar Osmanlı’nın soysuzlarına bile rahmet okutuyorlar. Türkiye’de yaşanan bu acıda:
 
Türk milliyetçiliğini temsil iddiasındakilerin cılızlıkları, mevzisizlikleri, kaçak güreşmeleri ilginç geliyor. Şimdi Türk halkının kendi varlığına kurşun sıkanları “din-iman” sarhoşluğu ile alkışlamaları, kendine atılan okları toplayıp soysuz okçulara geri vermeleri benim gücüme gidiyor.
 
Demek Türkler Türklük ve insanlıklarını kaybediyorlar, başkalaşıyorlar. Türkler Türklük ve insanlıklarını kaybedince ne olur? Ne olduğunu görüyoruz; İngilizleşirler, Amerikalılaşırlar, Araplaşırlar, hayvanlaşırlar. Dikkatlice çevrenize bakın; İngilizleşmiş, Amerikalılaşmış, Araplaşmış, hayvanlaşmış Türkleri görürsünüz.
 
Günümüzün eşekleri ve inekleri
 
Soysuzlaşmanın bazı nedenleri ve birkaç yolu vardır. Bunlardan birisi din adına milliyet düşmanlığıdır, yanlış din kültürüdür, düşünme tembelliğidir. Din adına milliyet düşmanlığı, yanlış din kültürü ve düşünme tembelliği bize biz olmayı çok görüyor. Oysa Allah düşüncesizleri dört ayaklı hayvanlara benzetir, hatta bunları o hayvanlardan daha aşağı görür. (Araf:179, Furkan:44) Ayrıca Allah, öğrendiğinin hakkını vermeyenleri kitap yüklü eşekler diye damgalar. (Cuma:5)
 
Öyleyse içimizde ilminin hakkını vermeyen, düşünce yetisini kullanmayan, kendisi olmaktan kaçıp korkan imam, müftü, öğretmen, profesör, siyasetçi kılığındakilerin hepsi, emperyalizmin değirmenine su taşıyan eşeklerdir, soysuzlara sağılan ineklerdir. İnekler nasıl sahiplerinin verdiği yemle beslenirler, sütlerini sağdırırlar, ineklik yapamayacak duruma geldikten sonra imha edilir iseler, inekleşen insanlar da imha ediliyorlar, kalıntıları bir deliğe süpürülüyor.
 
Yukarıda özelliklerini belirttiğimiz kişilerin inek ve eşeklere benzetilmesi size kaba, bazılarına hakaret gibi gelmesin. Çünkü bu benzetmeler Allah’ındır. Azıcık bir mantık yolundan gidersek, bilinen inek ve eşeklerin, hayvanlaşan insanlardan bile doğal yaşadıklarını görürüz. Çünkü eşekler kendi sesleriyle anırırlar/konuşurlar, eşekliklerini değiştirecek davranışlarda bulunmazlar. İnekler de öyledir. Bir kanarya, ötüşünü/dilini hiçbir zaman karga ötüşüne/diline çevirmez. Evrende, insanın dışındaki tüm canlılar yapılarına ters düşmezler, fıtratlarını bozmazlar. Canlılar âleminde en üstün zekâ, en gelişmiş organizma insanda olmasına rağmen, insanların bir kısmı neden fıtratını bozuyor, hayvan kadar olamıyor? Bunu düşünmek gerekiyor. 
 
Ham sofu ve kara cahiller
 
Yaratan bize diyor ki:
 
“Atanızı, adınızı unutmayın. Dilinizi konuşun,  örfünüzü yaşayın. Ben sizi nasıl ve kim olarak yarattıysam öyle kalın. Fıtratın yasalarına uyun. Kimliğinizi koruyun. Maymun iştahlı olmayın.” Durum bu iken bazıları bize: “Irkçılık yapıyorsun, şeriattan kopuyorsun”  diye diye bizi başkalaştırıyor, yapımızı bozuyor, Yaratan’a ters düşüyor.
 
Dört tarafınıza bir bakın. Bir sürü ham sofu ve kara cahil allame olmuş, ahkâm kesiyor, müçtehit olmuş içtihat yapıyor. Bunlara ağızlarının payanı vermesi gerekenler ise sinmişler, sus-pus olmuşlar, bilim ve akıllarını çiğnetiyorlar.
 
Tehlikeli bir orman
 
Biyolojik ve kültürel değerlerini koruyarak yaşamak isteyen insanları düşünün ki, çevresinde çok sayıda düşman var. Böylelerinin “insan olarak” yaşamaları zordur, gelecekleri tehlikededir. Böyleleri, içinde vahşi yaratıkların, zehirli yılanların, yırtıcı hayvanların yaşadığı bir ormanın bülbüllerine benzerler. O ormanın yarasaları, çakalları, tilkileri, ayıları, atmacaları her fırsatta o bülbülleri yutmak için fırsat kollarlar. O bülbüller dikkatli olmazlarsa, yakalanıp yutulacaklar, nesilleri tükenecek.
 
Türkiye böyle bir ormana benziyor. Bülbül misali, soy, varlık ve güzelliklerini sürdürmek isteyen Türkler, yarasalaşmış, çakallaşmış, tilkileşmiş insan türlerinin sinsi ve açık saldırılarına muhataplar. Yarasa, çakal ve tilki karakterlilerin hedefindeyiz. Artık bunu görelim. Türk milleti yeniden: “İlli millet idim, ilim şimdi hani? Kağanlı millet idim kağanım hani?” diye ağlamalı mı?
 
“Bir geçti mi hür boyna asırlar kıramazmış;
Bir secde eden bir daha baş kaldıramazmış.”
 
 
(1) Muharrem Ergin, Orhun Abideleri 6. baskı s. 21 Boğaziçi Yy. İstanbul 1978
 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.056 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.017s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.