TÜRKİYE'DE YAŞAYAN NOGAY TÜRKLERİ
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 21 Eylül 2020, 21:20:26


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRKİYE'DE YAŞAYAN NOGAY TÜRKLERİ  (Okunma Sayısı 8607 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
TürükOk
TürükOk
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 356


Adam Ol Irkına Çek!


« : 07 Nisan 2015, 22:44:33 »



NOGAY ADI

Nogay kelimesinin Moğolca “it” anlamına gelen bir totemistik “Nohol” kelimesinden geldiği düşüncesi genel bir kanaattir. Kıpçak grubuna bağlı Nogayların Moğol kabilelerinden biri olan Mangıtlar’dan geldiği bilindiği gibi, Uz ve Peçenek boylarından da geldikleri tahmin edilmektedir. Fakat araştırmacıların çoğuna göre Nogay adının Cengiz Han’ın büyük torunu Nogay’dan geldiğini belirtmektedirler. Ancak, her ne kadar onların idari kadrosunda Moğol kabilesi olan Mangıtlar ön plana çıkmış olsalar da Nogayların asıl etnik yapısının Kıpçak Türklerinden meydana geldiği görüşü yaygındır. Nogay adı ile ilgili başka bir bilgi ise Nogay adının Kırım’ın batısında Aksu nehri ile Özü nehri arasındaki sahada Kıpçakların boy beyi olup beyliğini dedesi Tuval Beyden alan bu kişi 1270-1299 yıllarında Altın Orda’da büyük bir nüfuz kazanmış olan Berke Han’ın başkomutanı Nogay Han’dan gelmekte olduğu söylenmektedir. Ona tâbi il ve uruklara Nogay adı verilmiştir.


NOGAYLARIN TARİHİ

Nogayları tarihi kökenini anlatmadan önce Nogay’ın kim olduğunu belirtmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Buna göre, Cengiz Han’ın ilk eşi Börte’den olan 4 çocuğunun en büyüğü Cuci’dir. Diğer çocukları Çağatay, Ögeday ve Tuluy’dur. Cuci’nin bir oğlu ve Cengiz Han’ın büyük torunu olan Nogay Karadeniz’in kuzeyinde olan Altın Orda Devleti’nde söz sahibi olan bir tümen beyidir. Annesi cariye olduğundan dönemin yasalarına göre “Han” olamamıştır. Burada kısaca Altın Orda Devletinden bahsetmek Nogayları anlamak açısından uygun olacaktır.

ALTIN ORDA DEVLETİ’NİN KÖKENİ VE
KURULUŞU


Altın Orda Devleti’nin kökenlerinden bahsetmeden önce daha sonraları yıkılmasına neden olacak ve sürekli etkileşimde oldukları “Slav”lardan biraz bahsetmek gerekir. Çünkü Altın Orda Devleti’nin dağılmasıyla zamanla Rus himayesine giren Nogay’lar günümüze yaklaştıkça sürekli olarak Rus’lar tarafından göçe zorlanacaklardır. Bu göçler ile Anadolu topraklarında da farklı bölgelere Nogaylar iskan edileceklerdir. Slavların Hint-Avrupa kökenli bir ırk oldukları ve ilk anavatanlarının Vistül Nehrinden başlayan Pripet havzası ve Orta Dniyeper sahası olduğu düşünülmektedir. Aşağıdaki haritada bu daha net görülebilmektedir.



Slav kelimesinin Slovo “söz” kelimesinin kökünden türediği iddia edilmektedir. Ayrıca Slav kelimesinin “söz söyleyebilen” anlamına geldiği de ileri sürülmektedir. Slavların anavatanları olan bu bölgenin dışına yayılmaları İsveçlilerin ataları olan Normanlar ile yine Fin ve Türk ırklarına bağlı kavimlerle münasebetleri ilk ırksal özelliklerini yitirmelerine neden olmuştur. Daha sonraki yüzyıllarda Avar ve Hazarlar gibi Türk kökenli devletlerin hâkimiyeti altına giren Slavlar Türkî unsurlarla karışmaya başlamışlardır. Ancak Slavlar için Türklerden daha büyük bir tehlike ise Normanlar’ın Doğu Slavlarını egemenlikleri altına almalarıdır. Normanlar zamanla Bulgar ve Hazar iline ulaşırken, bir yandan da Dniyeper boyunca Karadeniz’e inmiş ve orada yaşayan Slavlarla da temasa geçmişlerdir. Bu süreçle beraber İskandinavyalı savaşçı tüccarların Slav topluluklarını kontrol altına almalarıyla “Rus” kelimesi oluşmuştur. Rus tarihçisi V.Klüçevskiy, X. Yüzyılda Fin-Ural halklarının yaşadıkları bölgelerde ticaret yollarını denetim altında tutan Varyaglardan oluşan knezin drujina’sının yönetici sınıfı için kullanıldığını yazmaktadır.  Daha sonra Normanların Doğu Slavlarını idareleri altına almaları ve Slavların kurdukları yerleşim yerlerini tek çatı altında bir araya getirmeleriyle bu isim coğrafi bir bölge anlamı da kazanmış oldu. Neticede Normanlar XI. Yüzyılın ortalarında Slavların arasında tamamen asimile oldular ve Norman savaşçı tüccarların adı olan “Rus”, bu bölgede yaşayan Slavlar için kullanılmaya başladı.

Altın Orda’nın kökeni ise aslında Cengiz Han’a dayanmaktadır. Cengiz Han Hârezm seferindeyken en iyi iki kumandanını Kuzey Kafkasya ve Kıpçak Hanlığı üzerine göndermiştir. Oğlu Cuci Han’ı ise Altay Dağları ve Batı Sibirya’dan başlayarak İdi-Ural bölgesinin fethiyle görevlendirdi. Cengiz Han, oğlu Cuci Han’a verdiği bu bölgede yani Doğu Deşt-i Kıpçak ülkesi ve Hârezm ülkelerinin idaresini vermiştir. Ayrıca burada “Büyük Orda” tesis edilmesini ve “Altın Taht” kurulmasını istemiştir. Bu bölgede tesis olunan ulusa “Cuci Ulusu” denmiştir. Bu seferleri Cuci’nin ölümünden sonra genişleten oğlu Batu Han “Cuci Ulusuna” İdil ırmağı ve Karpat Dağları ve Tuna Nehrinin ağzına kadar uzanan Batı Kıpçak ülkesini kattığı için Cuci Han’ın oğlu Batu Han, Altın Orda’nın ilk hükümdarı olarak bilinir. Yani Altın Orda Devleti Deşt-i Kıpçak, Hârezm, Kuzey Kafkaslar, Kırım ve İdil-Bulgar Devleti’nin topraklarını içine alarak kurulmuş oldu. Altın Orda devleti aslında görüldüğü gibi Kıpçak Bozkırları olan bölgede kurulmuştur. Ancak Moğolların nüfusunun çoğu ana yurtlarında olduğu için bu bölge asimile olmamıştır. Birçok Arap ve Farslı tarihçi Altın Orda Devleti Kıpçakların yurdu iken, Tatarlar tarafından işgal edildiğini ancak zamanla Tatarların Kıpçaklaştığına dair tabirler bulunmaktadır.  Daha sonraki yıllarda Altın Orda Devletinde Cuci Han’ın ölümünün ardından oğulları Batu ve Orda anlaşamamışlardır. Sorunu çözmek için Cengiz Han’ın huzuruna çıkmışlar o da, Batu Han için Ak Orda’yı, Orda için ise Gök Orda’yı vermiş, ülkenin böylece ikiye bölünerek sağ ve sol kanatlar olarak Cuci Ulusu’nun düzenlendiğini görmüş oluruz. Ancak daha sonraları Cuci Ulusu’nun “Ak Orda” adıyla anıldığı görülmektedir. Ancak bugün bunun yerine “Altın Orda” terimi daha çok kullanılmaktadır.

Tatar tarihinin en kötü dönemlerini anlatan Edigey Destanı içinde de birçok devletin adı geçer. Burada da tüm bu tarihsel sürecin son halkası olan devletin Nogay Hanlığı olduğu anlaşılmaktadır.

Eski geçmiş zamanda
Bulgar ile Saray’da
Yayık ile İdil’de
Altın Ordu, Ak Ordu, Şanlı
Kıpçakların yurdunda Tatar’dan doğan Nogay ilinde…
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürükOk
TürükOk
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 356


Adam Ol Irkına Çek!


« Yanıtla #1 : 07 Nisan 2015, 22:58:08 »

Cuci Han’ın Oğullarından olan Nogay daha önce değinildiği üzere annesi cariye olduğundan “Han” olamamıştır. Bu yüzden yukarıda Altın Orda’dan bahsederken Nogay’ın adı hiç geçmemiştir. Böyle olmasına rağmen Nogay Altın Orda Hanlarından Berke Han’ın ölmesinin ardından neredeyse bağımsız bir han gibi hareket etmiştir. 1259 ile 1299 yılları arasında Altın Orda Devleti yönetimi onun ellerindedir denilebilir. Nogay Altın Orda devletinin içerisinde meydana gelen taht mücadelelerinde rol oynamıştır. Tula Buğa’ya karşı Tokta’yı destekleyerek tahta çıkarmıştır. 1290- 1312 yılları arasında Altın Orda tahtında oturan Tokta ise Nogay’ın etkisiyle birçok Nogay Beylerini öldürtmüştür. Ayrıca Nogay, Rus prensleri arasındaki düzeni de sağlamıştır. Daha sonra Nogay ile anlaşmazlığa düşen Tokta arasında uzun yıllar süren bir mücadele yaşanmıştır. Ancak 1299 yılında Kafkas Dağlarında ki “Kökenlik” denilen yerde iki ordu çarpışmış ve neticede Nogay’ın ordusu yenilgiye uğramış ve Nogay ölmüştür.

Nogay, Han olmasa da başarıları çok fazla olan bir şahsiyettir. Ancak Altın Orda Devleti içinde devlet içinde ayrı bir devletmiş gibi hareket etmiştir. Bu durum zamanla Altın Orda Devletinin gücünü zayıflatan bir sebep olmuştur. Nogay’ın idaresi altında olan boylar onun ölümünden sonra da Nogay adıyla anılmıştır. Altın Orda Devleti 1502 yılında yıkılmıştır fakat boylar onun adıyla birleşmişlerdir. Başkenti “Saraycık” olan Nogay Hanlığının sınırları İdil Nehri’nden Balkaş Gölü’ne, Hazar Denizi’nden Aral Gölüne kadar olan bölge içindedir. Bu hanlık içinde birçok Türk boyu da yaşamaktaydı ancak söz sahibi Nogaylardaydı.

1552-1557 yılında Kazan ve Astrahan hanlıkları yavaş yavaş Rus hâkimiyeti altına girmeye başladılar. Bunun ardında Nogay Hanlığı da küçülmeye başlamıştır. Kafkasya’nın kuzeyinde bulunan Küçük Orda, Emba Gölü civarında yaşayanlara Altıul (Altıoğul), İsmail Han idaresindekiler ise Büyük Nogay Ordası  adı altında birleşmiş ve Çar IV. İvan’ın hâkimiyeti altına girmişlerdir. Ancak Küçük Orda Nogayları üzerindeki Rus nüfuzu 18. yüzyılın 2. yarısından itibaren başlamıştır. Bunlar Kazaklar tarafından batıya göçe zorlanarak Bucak Ordası, Yedisan Ordası, Canıboyluk Ordası, Yedikul, Azak ve Kuban gibi kısımlara ayrılmış ve sonunda Kırım Hanlığına bağlanmışlardır. Bunların önemli bir bölümü Osmanlı Devleti’ne göç etmiş ve Anadolu’ya yerleşmişlerdir.

1552 ve 1556 yıllarında Kazan ve Astrahan Hanlıklarının Ruslar tarafından ele geçirilmesiyle başlayan Rusların Asya’ya doğru yayılışı 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşının ardından Osmanlı Devletinin yenilmesiyle daha da hız kazanmıştır. 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşması sonucunda Kırım Kaybedilmiştir. Kırımın Rusların eline geçmesiyle yeni bir dönem başlamış ve “Kıpçak Ülkesi” Ruslara açılmıştır. 1853-1856 Osmanlı-Rus Savaşı (Kırım Savaşı) sırasında Kırım Tatarları, diğer Kafkas halkları ve Nogaylar Osmanlı Devletinden yana tavır koymaları Rusları bu bölgeye iyice çekmiştir.

Bu dönemde Ruslar bölgeyi Ruslaştırmak amacıyla bölgenin demografik yapısıyla oynamışlardır. Bölgeye diğer kentlerden Rus kökenli insanlar iskân edilmiştir. Ayrıca Bölgede yaşayan Türk kökenli halkın topraklarına el konmuş ve vergileri ağırlaştırılarak yoksullaştırılmışlardır. Bütün bunların amacı belli ki bölgede tam egemenlik kurularak, bölgenin asimile edilmek istenmesidir. 1854 yılında Ruslar Karadeniz kıyılarında oturan Türk kökenli halkı iç kesimlere yerleştirmek istemiştir. Soykırım olacağından korkan Çerkezler, Nogaylar ve Tatarlar Osmanlı’ya göç etmeye başlamışlardır. Göç eden bu halkların çoğu Adana, Kırşehir, Konya, Halep, Suriye gibi Osmanlı bölgelerine yerleşmişlerdir. Bu göç akını 1860 yılına kadar sürmüştür.

NOGAYLARIN SOSYO-KÜLTÜREL YAŞAMI

17. yüzyılın en ünlü gezginlerinden Evliya Çelebi birçok farklı coğrafyaya geziler yapmıştır. Bu gezileri sonucu kaleme aldığı ünlü Seyahatname adlı yapıtında Nogaylardan da bahsetmiştir.Buna göre Nogaylar, Karadeniz ve Hazar Denizi çevresinde, step kuşağı olarak adlandırılabilecek bölgede yaşamışlardır. Bu bölge içindeki ilk yerleşim yeri ise günümüzde Romanya sınırları içinde olan İsmail Şehri ve Bucak bölgesidir. Evliya Çelebi, Azak’tan Hacı Tarhan’a doğru gittikçe İdil nehrinin Moskova tarafında Kalmuk esareti altında yaşamakta olan Nogaylardan ve Moskova’nın kontrolündeki Saray ve Kazan kentlerinde yaşayan Nogayların da olduğundan bahsetmiştir.

Nogayların gündelik yaşamda yarı göçebe bir yaşam tarzına sahip olduklarını, onlarında Tatarlar gibi at eti yediklerini ve boza içtiklerini, suyu ise çok az tükettiklerini belirtmiştir. Nogayların görünümlerini Evliya Çelebi, orta boylu omuzlara sahip, ince belli, iri başlı, yassı alınlı ve küçük gözlü olarak tanımlar. Nogay kızlarının çok güzel olduklarını anlatır. Bunun dışında Nogayların başlarına taktıkları kalpaklarından ve Nogay oklarından da Nogay kültürünü anlatırken bahsetmiştir. Nogaylarda da avcılık tıpkı Türklerde olduğu gibi önemlidir. Nogayların doğan, sungur ve toykun gibi kuşları evcilleştirildiklerini, avcılıkta hatta savaşlarda bile kullanıldıklarıyla ilgili bir bilgiyi de eklemiştir.

Nogayların arasında dini eğitim alan ve hatta ulema konumuna yükselebilen kişilerin olduğu yönündedir. Seyahatname’de Nogayların mezhepleri hakkında da bilgi verilmiştir. Ulu Nogay, Şıdak Nogay, Urumbet Nogay, Geçdi Nogay, Mansurlu, Sincivitli, Mankıt, Çobaneli, Nevruzeli ve Deveyli Nogaylarını Şâfi mezhebinden olarak göstermiştir. Nogaylara ait ilginç bir bilgi ise Kalmuk baskısı nedeniyle Kafkaslara göç eden Nogaylar burada birçok Çerkez topluluklarıyla siyasi ve kültürel ilişkiler kurmuşlardır. Bu ilişkilerin arasında evlilikte vardır. Fakat şöyle ki Nogaylar Çerkezlerden kız almışlar ama onlara kız vermedikleri belirtilmektedir.

NOGAYLAR’DA EKONOMİK YAŞAM

Nogayların 17. yüzyılda ki ekonomik yaşamları tarım, hayvancılık ve esir ticaretine dayanmaktadır. Hayvansal üretimde Nogaylar, yağ üretip bunu İstanbul’a göndererek satmaktadırlar. Nogaylar hayvancılığın yanında tarımla da uğraşmışlardır. Bazı Nogayların develeri kullanarak çift sürdüklerin bilinmektedir. Develerle çift sürme işlemini Bucak’ta yaşayan Ormembedoğlu ve Orakoğlu isimli Nogay kabilelerinin daha çok kullandığı da kaynaklarda ifade edilmiştir. Esir ticareti konusunda Evliya Çelebi, Saray şehri civarındaki Nogayların Kıpçak bozkırlarını geçerek Çerkez bölgelerinde yaşan bazı Nogaylara esir getirdiğini, Çerkez bölgesinde ki bu Nogaylarında bu esirleri sattıklarını belirtmiştir. Nogaylar oldukça dağınık alanlarda yaşamış bir halktır. Rusya’ya bağlı Karaçay Çerkez Cumhuriyeti, Stavropol ve Dağıstan’da, ayrıca Romanya, Kırım ve Türkiye’de de Nogaylar   bulunmaktadır.   20.   yüzyıla   kadar   göçebe olarak yaşamış olan Nogaylar yazılıdan çok sözlü edebi geleneklere sahiptirler. Nogaylar 15. yüzyıldan itibaren yazılı kaynaklarında Arap harflerini kullanmışlardır.  Bu durum 1928 yılına kadar sürmüştür. 1928’de Nogaylar Latin alfabesine geçmişler ve 1938’den itibaren de Kiril alfabesini kullanmaya başlamışlardır.

Nogaycanın üç ağzı bulunmaktadır: Dağıstan’da ve Kuma ile Terek Irmaklarının aşağı kısımlarında Kara Nogay ağzı, Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti’nde ve Mineralnıy Vodı bölgesinde Kanglı köyünde Ak Nogay ağzı, Stavropol bölgesinde ise Merkez Nogay ağzı kullanılmaktadır. (Pelin Ekşi, Türkiye’de Nogayca Çalışmalarına Genel Bir Bakış

Nogayca kelimelerin Oğuzca kelimelerle etkileşimleri ve benzerlikleri Nogay dilinin kökenini daha net açıklamaktadır. Aşağıda Divanü Lugati’t Türk’teki bazı kelimeler ile bu kelimelerin Nogay Türkçesindeki anlamları karşılaştırılmıştır. Buna göre;

Aba
DLT: aba : “Ana. Oğuzca. (Karluklu Türkmenlerce bu
kelime sert p ile söylenir)
Nog.: aba :  “anne, ana”.

ak sakal
DLT: ak sakal er : “saçı, sakalı ağarmış olan adam.
Oğuzca.”
Nog.: ak sakal     : “tecrübeli kişi, ihtiyar.”

Alma
DLT: alma : “Elma. Oğuzca. Öbür Türkler almıla derler.”
Nog. : alma : “Elma.

Anla-

DLT: anla- : “Ol sözüğ anğladı = O, sözü anladı. Oğuzca. Başkası da böyledir; anğlar- anğlamak”
Nog.: anlav (anla-) “idrak etmek, anlamak.”

Ayıt-
DLT: ayıt- : “ Ol manğa söz ayıttı = O,benden söz sordu. Oğuzlar men ağnar söz ayıttım, derler ki ben ona söz söyledim, demektir. Bu kurala uygun değildir.
Nog. : aytuv (ayt-) “söylemek, konuşmak”

Bakır-

DLT: bakır- : “Tewey bakırdı = Deve bağırdı. Oğuzca. Bakırar- bakırmak.”
Nog.: bakıruv (bakır-) “bağırmak, haykırmak”

Buyur-
DLT: buyur- : “Ol ağnar ayla buyurdı = O, ona böyle
buyurdu, emretti. Buyurur-buyurmak.”
Nog. : buyıruv (buyır-) : “emretmek, buyurmak”

Çakrış-
DLT: çakrış- : “Boy bibirge çakrıştı = Boy halkı birbirini çağırdı. Oğuzca. Çakruşır-çakruşmak” çağrışmak.
Nog. : şakırısuv (şakırıs-) : “çağırmak, seslenmek; davet etmek”

Çaltur-
DLT: çaltur- : “ ol anı çalturdı = onu çeldirdi, yere çaldırdı; o, yitük çalturdı = o, yitik nesnesini arattı, (o, kaybolan şeyi aramak için emretti). İşittirmek için çağrıldığı zaman böyle denir. Oğuzca. Çalturur – çalturmak.”
Nog. : şaldıruv (şadır-) : “duymak, duyurmak, hissettirmek”

Çalın-
DLT: çalın- : “At çalındı = yemin kötülüğünden at arıkladı. Söz Beğ kulakına çalındı = Söz Beyin kulağına çalındı. Başkası da böyledir. Oğuzca. Er özin yirge çalındı = adam kendini yere çaldı, yahut çalar göründü, çalınur – çalınmak.”
Nog. : şalınuv (şalın-) : “işitmek, duymak; kulağa çalınmak”.

ep
DLT: ep : “Te’kit ve abartma edatıdır. Bir şey fazla güzellikle vasıflandığı zaman söylenir. Ep edhgü nenğ = Ep eyi, gerçekten iyi nesne. Oğuzlar bembeyaz denecek yerde ap ak derler.
Nog. : ap “kuvvetlendirme edatı: ap-ak”.

et-
DLT: et- : “Tenğri meninğ ışım etti = Tanrı benim işimi iyiliğe koydu; ol yükünç etti = o, namaz kıldı. Oğuzca. Oğuzlar bir şey yaptıkları zaman etti sözünü kullanırlar, Öbür Türkler kıldı derler. Yalnız, bu kelime kadınla çiftleşmekte kullanıldığı için Oğuzlar, kadınlar sıkılmasın diye bunu kullanmaktan vaz geçmişlerdir. Eter- etmek.
Nog. : etüv (et-) : “yapmak, etmek; yardımcı fiil”.

Kaytar-
DLT: kaytar- : “Ol atığ kaytardı = o, atı çevirdi. (atı yöneltisinde dönderdi). Kaytarur- kaytarmak. Oğuzca.”
Nog. : kaytaruv (kaytar-) : “geri verme, geri gönderme, dönüş”.

Kuşluk
DLT: kuşluk : “Kuşluk vakti.” Oğuzca.
Nog. : kuslık : “Kuslık vakti”.

Sor-
DLT: sor- : “Kenç süt sordı = çocuk süt emdi. Başkası da böyledir. Er söz sordı = adam haber sordu; er yitük sordu = adam yitik sordu,
yitik aradı. Sorar- sormak. Bu iki kelime oğuzcadır.”

Nog. : sorav (sor-) : “sormak”; soruv (sorı-) “emmek”
(Mustafa Yıldız, Nogay Türkçesinin Söz Varlığındaki Düvanü
Lügati’t-Türk Kaynaklı Oğuzca Kelimeler
)


 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürükOk
TürükOk
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 356


Adam Ol Irkına Çek!


« Yanıtla #2 : 07 Nisan 2015, 23:12:12 »

Daha önce değinildiği gibi Tatarlar ve Nogaylar arsında büyük farklar yoktur. Her iki halkta birçok geleneği paylaşmaktadırlar. Türkiye’de yaşayan Tatar ve Nogay nüfusu tam olarak bilinmemektedir. Ancak bazı kaynaklar 4-5 milyon Tatarın Türkiye’de yaşadığını belirtmektedir. Bunu yaparlarken anlaşılıyor ki, başlangıçta 1 milyon Tatar’ın Türkiye’ye göç ettiğini ve bu sayıdan yola çıkarak, bu sayıyı doğum oranı ile çarptıklarında telaffuz edilen rakama ulaşıldığı görülür. Ancak bu rakamın abartılı olduğu ise dikkatli araştırmacıların gözünden kaçmamıştır. Tatarların en yoğun bulundukları bölge Eskişehir’dir. Tatar araştırmacılara göre başka yerlerde ve Türkiye’de de azınlık olarak belirtilmediklerinden, Tatarların sayısı net olarak bilinmemektedir. Eskişehir’de 150.000 civarında bir Tatar nüfusunun olduğu belirtilmektedir.

Tatarların yoğun olduğu bir diğer bölge ise 11 Tatar köyü ile Polatlıdır. Eskişehir’in 33 köyünden ikisi Nogay’dır, ancak bu Nogaylar etraflarındaki Tatarlardan, Tuz Gölü Nogaylarına göre oldukça etkilenmişlerdir. Eskişehir’deki bazı Tatar köyleri şöyledir: Merkez İlçesi: Boyacıoğlu (kısmen Tatar), Karaçoban, Gökdere, Kireçköy (Tatarca Kireş, sadece 5 Tatar hanesi kalmıştır), Karaçay (Tatarca Karaşay, 34 Tatar hane, 1 Kürt, 1 Manav), Kalkanlı. Alpu İlçesi: Gökçeoğlu, Fevziye, Güneli (45 Tatar hane, 10-15 Konya’dan, diğer göçmenler Kırım’dan), Aktepe (Tatarca ve Nogayca Rıpkiye, Nogay köyü birkaç Nogay kalmış), Yeşildon, Işıkören (eski Arapkuyusu ,Nogay Köyü), Güroluk, Çukurhisar (kısmen Tatar), Çardakbaşı, Esence (eski adı Yellice yarısının Nogay olma olasılığı var, 40 hane Tatarlara aittir) Bunların dışında ise Mahmudiye ilçesinde 6 köy, Sivrihisar ilçesinde 4, Çifteler ilçesinde 4, Seyitgazi ilçesinde ise 2 Tatar köyü bulunmaktadır.

Bunların dışında Kırım Tatarlarının yoğun yaşadığı ikinci bölge Ankara ili Polatlı ilçesidir. Polatlı ilçesi: Eskipolatlı, Karakaya, Karakuyu, Karapınar, Karayavşan, Taşpınar, Tatlıköyü, Tırnaksız (yeni adı Sakarya), Toydemir, Yenidoğan köyleri Tatar köyleridir. Konya ili içinde ise Kulu ilçesinde bulunan Kırkkuyu, Boğazören (eski Köstengil), Ağılbaşı, Seyitahmetli köylerinde Tatar nüfus yaşamaktadır. Tüm bunların dışında Ankara ilinde Şereflikoçhisar, Ankara merkez ilçesi, Bâlâ ve Haymana ilçeleriyle; Aksaray ili içinde de Tatar köyleri bulunmaktadır. Günümüzde Tatarların çoğu köylerinin yakın olduğu, iş ve okul bulabildikleri ilçe ve şehir merkezlerinde yaşamaktadırlar. Dağılım ilçeden ilçeye değişmektedir. Yeni yerlerinde Tatarca sadece evde özellikle yaşlı insanlar tarafından konuşulmaktadır.

Tatarların aradan geçen yüzyılı aşkın zaman rağmen tamamıyla asimile oldukları söylenemez. Örneğin bir Tatar köyü Türk köylerine benzemez. Tatar köyleri, Türk köylerinden daha farklı bir yapıdadır. Köyler standart bir düzene sahip değildirler. Birkaç köy Kırım yerleşimine benzer ve modern Kırım köylerinin düzeni eden Seferiye’de olduğu gibi tipiktir. Köy evinin arsası, her zaman duvarla çevrilidir, avlu oldukça geniştir ve yaşanan ev ve dış binalar geniştir. Malzemelerin konduğu ambarlar evden ayrıdır. Evler Türk evlerinde olduğu gibi kerpiçtendir ve çatısı kiremittendir. Birçok Tatar evinin içi ve düzenlemesi Türk evlerinden farklı değildir. Tatarlar milli kıyafetlerini korumamışlardır. Türkiye’de ki Tatar kadınların bazılarının başı kapalıdır ancak daha çok yaşlı kadınlarda başörtüsü kullanımı yaygındır.

Polatlı Kırım Tatar
Köyleri



Ahırlıkuyu Köyü / Polatlı


Toydemir Köyü / Polatlı


Tatar mutfağı Türk mutfağından farklıdır. Genellikle pasta ve hamur işi yemekler daha fazla yapılmaktadır. Tatar mutfağı belki de Tatar kültüründe en dirençli ve değişime uğramamış alandır. Eskişehir’de Tatar yemekleri birçok lokanta ve barda servis edilmektedir. İçecekleri Türklerinkine benzer. Türk yoğurduna “katık” denir ve yoğurt, ayran veya “cazma” olarak içilir. Nogayşay ya da ayakşay adı verilen taslardan özellikle Tuz Gölü Nogayları Nogay çayı olarak bilinen çayı içerler. Yine başka bir gelenek ise tören ve toplantılarda yaşlılar Tatar şarkıları ve şınglarını söylerler. Sözlü edebiyatlarının bir başkası ise bilmecelerdir. Tatarcası tapmaşa, Nogaycası cumak’tır. Ancak masallar, destanlar ve destansı hikâyelerin büyük kısmı günümüzde unutulmuştur.

Türkiye’de yaşayan Tatarlar ve Nogaylar Sünnî Müslüman’dırlar. Köylerde, Tatarlar çiftçilikle uğraşırlar. Hayvancılıkta yaygındır fakat koyun yetiştiriciliğini daha çok Nogaylar yapmaktadırlar. Çobanlar genellikle Türkmen’dir. Türk kadınlarının aksine Tatar kadınları tarlada çalışmazlar. Bunun, Tatarların geleneklerinde ayıp olduğu belirtilmiştir. Kırsal kesimde Türklerle evlilik görülse de, Tatarlar ve Nogaylar genellikle Tatar ve Nogay kızlarla evlenirler. Tatarlar ile Nogaylar birbirlerine kız alıp verirler ancak bunlarla kürtler ve gipsiler arasında hiç evlilik olmaz.

Nogaylar ve bölgede yaşayan Türkler arasındakine göre Tatarlarla olanlar arasında belirgin farklar vardır. İlki; Nogaylar hala Türkler ve Tatarlarda bilinmeyen, örneğin kadın adı olarak Boldukhan, Damakhan ve erkek adı olarak ta Keldimurat gibi Nogay adlarını korumaktayken, Tatarlar Türkler gibi aynı isimleri kullanmaktadırlar. İkincisi; yaşlılar hayvan isimleriyle anılan Nogay takviminin adlarını hala hatırlamaktadırlar. Üçüncüsü; Boğazören ve Seyitahmetli’deki eski mezarlarda “tamga” olarak bilinen boy işaretleri yazılı birçok mezar taşı vardır. Bunun dışında ise yaşlılar ve genç Nogaylar kendi boylarını hala bilirler. Yani eski boy geleneklerinin kalıntıları günümüz Nogaylarında hala görülmektedir.

KIRŞEHİR’DE YAŞAYAN NOGAYLAR

Kırşehir’e yerleştirilen Nogay muhacirleri halk arasında Tatar olarak bilinmektedir. Ancak böyle dense bile göç esnasında ki belgelerde Nogay muhaciri tabiri kullanılmıştır. 1861 yılında Kafkasya’dan göç etmek zorunda kalan Nogay muhacirler Konya eyaleti dâhilinde bulunan Kırşehir kazasına göçmen kabul edilerek yerleştirilmişlerdir. Yerleştirme köylere 3’er veya 5’erli olarak dağıtılmaya çalışılmışlar ancak bu durum Nogayların pekte hoşuna gitmemiştir. Kırşehir’e gelen Nogaylar kendilerini misafir olarak gördükleri için köylere gitmek istememişlerdir. Şehirdeki medrese ve hanlarda kalmayı tercih etmişlerdir. Kendilerine köylerde iskân olunmaları söylenen Nogayların bu duruma direndikleri ve ısrarlarla diğer Nogaylarla birlikte kalmayı istedikleri yönündeki taleplerini iskan işiyle görevli kişilere iletmişlerdir.

Kafkasya’dan gelen muhacirlerin kendi aralarında bir liderlik sistemleri oldukları bilinmektedir. Bu kişiler “hoca” lakaplı olup iskân ve yevmiye konusunda muhacirleri Osmanlı memurlarına karşı kışkırtma eyleminde olmuşlardır. Hocaların yönlendirmesiyle, ekonomik
zorluk çeken muhacirler başka şehirlere daha önce yerleştirilen akrabalarının yanlarında kalmayı başarmışlardır. Anadolu’ya gelen muhacirlerin hemen hemen tümü başlarında bir “hoca” ile birlikte gelmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nin gelen muhacirleri yerleştirmekte sıkıntı yaşadığı da dikkat çekmektedir. Muhacirlerin geleceği belli olmasına rağmen gelenleri yerleştirmek için önceden bir planlamanın yapılmaması muhacirlerle sıkıntıya düşülmesine neden olmuştur. Buna örnek olarak Drama’ya yerleştirilecek olan Canboyuk kabilesinden 32 hane 101 nüfus ilk önce Drama’ya gitmişlerdir. Ancak dört ay boyunca uygun bir yer bulunamadığı için Konya eyaletine bağlı Kırşehir sancağındaki akrabalarının yanına yerleştirilmeyi talep etmişlerdir. Kırşehir’e gönderilen Nogay muhacirlerinin bir kısmı uygun köylere parça parça yerleştirilirken, bunların bir kısmı da Niğde bölgesine bölüştürülmüş ise de liva-ı mezkûr dâhilinde bulunan Aksaray, Kırşehir, Arapsun, Ürgüp ve Bor kazalarına gönderilmişlerdir. Fakat Kırşehir’de bulunanlar köylere yerleştirilmeyi pek kabul etmemişlerdir.

Kırşehir’e yerleştirilen Nogaylara zamanla yardımlar yapıldığı görülmektedir. Tarım yapmak için tohumluk, çift yapmak için öküz ve alet-edevatlar verilmiştir. Ayrıca evler yapılmıştır. Bazı muhacirler bu yardımlardan çifter adet elde etmiş ve verilenleri satarak memleketlerine dönme isteğinde oldukları görülmüştür. Bu konuda böyle davrananlara karşı Niğde Meclisi üyelerinden Mehmet Efendi muhacir köylerini tek tek gezmiş, yevmiyesi verilmemiş olanları tespit ederek paralarını verdirmiş ve başka yerlere gidilmemesi konusunda uyarılarda bulunmuştur.  Yani Nogaylar yeni bir ülkeye geldiklerinden ötürü birçok sorun yaşamışlar ve birbirlerine destek olmak için ayrı köylerde olmak istememişlerdir. Ancak bu sorunlar zamanla azalmıştır. Kırşehir halkı ve köylüsünün de gelen muhacirleri sıcak karşıladıkları ve ihtiyaçlarını karşıladıkları da
kaynaklarda belirtilmiştir.

1850’den 1865 sonrasına kadar süren bu Kırım göçlerinde Anadolu’nun Adana, Ankara, Konya, Kırşehir, Sivas gibi illeri göç almış ve muhacirler bu bölgelerde iskân edilmiştir. Kırşehir’e yerleştirilmiş Nogaylar günümüzde Boztepe ilçesine bağlı olan Malya Ovası sınırları içindeki Üçkuyu köyünde, Kaman ilçesine bağlı Değirmenözü, Tatık, Nogay Kızıközü, Kırşehir/Akpınar ilçesine bağlı Polatyurdu köylerinde yaşamaktadırlar. Ayrıca bazı köylerde de tek aile şeklinde bulunmaktadırlar. 60 yaş ve üzerindekiler Türkçe dışında Tatarca da bilmektedirler. Yeni kuşak gençler ise sadece Türkçe bilmektedirler. Sonuç olarak Nogaylar, günümüz Türk toplumu ile bütünleşmiş bir vaziyette, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde yaşamlarını devam ettirmektedirler.



Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.531


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #3 : 28 Haziran 2017, 09:30:34 »

Aramızda Nogay var mı?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
akıncıı
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 349


« Yanıtla #4 : 28 Haziran 2017, 09:54:47 »

Soyumun bir tarafı Nogay Türküdür. Diğer taraf ise Oğuzdur.
Ancak önemli olan Türk olmaktır. 
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

AttilaHunTürk tarafından otağdan kovuldum.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.308 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.008s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.