Türkçülükte Din-Mezhep Tartışmaları
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 14 Kasım 2019, 19:04:24


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkçülükte Din-Mezhep Tartışmaları  (Okunma Sayısı 4879 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
salur alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 207



« : 31 Mart 2011, 20:29:07 »

TÜRKÇÜLÜKTE DİN-MEZHEP TARTIŞMALARI 

“Ey muğbeçe-i dehr,badeh cam-ı meyem

Ki amed zi nizayi Sunni-yi Şia kayem

Gayend ki, Camiya, çe mezheh dari ?

Sad şükür ki, seg-i Sünniy-i harı Şia neyem !  “

“ Ey genç saki, ver bana şarap kadehimi

Şii-Sünni çatışması artık canıma yetti;

Deseler ki hangi mezheptensin ey Cami ?

Şükürler olsun ki, ne Sünninin itiyim, ne de Şii’nin eşeği ! “

                                                                            Abdurrahman Cami

Orta Asya kökenli bir Türk şairi olan Abdurrahman Cami’nin bu şiiri yazıldığı çağdan itibaren Şii-Sünni çatışması altında ezilen Türk halkının dilinden düşmemiştir. Şah İsmail ve Şeybani Han’la birlikte dini taassuptan kaynaklanan savaşların arttığı dönemlerde Cami’nin bu şiiri de cezasını bulacaktı.

Nitekim Orta Asya’ya kadar ordu yürüten Şah İsmail’in askerleri “Şii’nin eşeği”  sözüne kızarak Cami’nin türbesini tahrip edecekti.

Yukarıda verdiğimiz misal Orta Asya Türklüğündeki mezhep çatışmalarına bir örnektir.Aynı örneklerle Batı Türklüğü’nün  cephesinde, yani Anadolu Türklüğünde de karşılaşmaktayız.

Bizde bu çatışmanın baş aktörleri Yavuz Sultan ve Şah İsmail idi.

Ancak bu çatışmalar maalesef ki ne Batı Türklüğünde ne de Doğu Türklüğünde bir dönemle sınırlı kalmamış,sürekli bir hal almıştır.

Yavuz ve İsmail’le başlayan çatışma Osmanoğulları ile Safeviler arasında bir kan davasına dönüşmüştür.Bu dava Atatürk’ün laiklik düsturu ile kardeş kavgasını durdurmak istemesine rağmen Cumhuriyet tarihinde de sürdürülmüştür.

Milliyetçiliğin Sünni-Şii demeden Türklüğü gözetmesi gerekirken, bazen milliyetçi adıyla anılan kuruluşların dahi bu kavgada taraf olduğu görülür.

Dilerseniz bu kavgaları her cephe açısından özel olarak anlatıp bir sonuca varalım.

                                                        Sünnilere Yavuz               

 Milliyetçiler içindeki Sünni yanlısı bir kesime göre tarihimizdeki en büyük Türk hükümdarlarından birisi Yavuz’dur. Yavuz’un savaşçı,mert tavrı her Türkçü açısından takdir edilmesi gereken bir meziyettir.

Ancak Sünnici kesim Yavuz’un Şii mezhebini benimseyen Türklere karşı giriştiği kıyıma methiyeler düzer. Bu anlayış yıllarca tarih kitaplarında aynı kandan gelen ancak mezhebi farklı olduğu için Alevi/Şii kandaşlarımızı bize yabancı gibi göstermiştir.

Yavuz, şehzadeliğinden itibaren devşirme yeniçerileri de arkasına alarak Şii Türklerin üstüne yürümüştür. Bu davranış bize halifeliği kazandırdığı gibi, fethin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirmiş ve milli enerjimizi boşa harcamamıza neden olmuştur.

Ancak bu kıyımlara öncülük eden devşirme yeniçerileri incelediğimizde de onların içindeki büyük bir kısmın tıpkı Alevi Türkmenler gibi Bektaşi tekkesine bağlı olduğunu görürüz.

Bu durumda amaç din-mezhep için savaşmak değil, Türk’ü Türk’e kırdırarak, kana doymayan yeniçerilere yağmadan pay kazandırmaktır.

Görüldüğü gibi bir Türk hanedanı olan Osmanlı’nın yine bir Türk hanedanı olan Safeviler’e saldırmasının arkasında Türk olmayan yeniçerilerin parmağı vardır.  Bu yeniçeriler ki Tür milletinin en kudretli ve hizmet aşkıyla yanıp tutuşan padişahlarından Genç Osman’ın kellesini alan eşkıya sürüsüdür.

Ancak inceleme derinleştirildiği zaman görülür ki Türk’ü Türk’e karşı kışkırtan devşirmeler sadece askerlerle sınırlı değildir.

Hoca Sadeddin’in

“ Bir alçak tac alıp çıktı

   İdraksız Türkler etrafında mürid oldular ”

Ya da başka bir Osmanlı şairinin :

“ Böğürtlen açılsa bağ oldum sanır

   Türk şehre gelse beğ odlum sanır ”

Gibi şiirlerinden de devşirme ve İran etkisinde mankurtlaşan şairler tarafından Osmanlı toplumunda Türkleri aşağılama ve kötü gösterme örnekleri görülebilir.

Bütün bu etkilerin sonucunda Yavuz Anadolu’daki Türkmen/Alevi/Yörükleri de önüne katarak büyük bir Şii-Türk katliamı yaptı.

Osmanlı’yı Safeviler’e karşı kışkırtanların arasında bir grubu saymadan edemeyeceğiz. Gariptir ki dün Şii Türklere karşı Sünni Türkleri kışkırtan bu topluluk, bugün Sünni Türklere karşı Alevileri kışkırtmaktadır.

Paolo Giovio isimli Avrupalı tarihçinin belirttiğine göre Han Muhammed komutasındaki Safevi ordusuna gece baskını yapan ancak buna rağmen yenilen Kürtler, bu savaşın ardı sıra Alevi-Türkmenlerden üst üste birkaç tokat yemiştir. Bunun üzerine Yavuz’a giderek İsmail’i kötülemeye başlarlar. Şah İsmail’in Tatarlar üzerine sefere çıktığı bir zamanda da Yavuz’u haberdar edip Safevi ordusunu en zayıf anında tuzağa düşürürler.

Osmanlı’nın kökenine bakıldığında ise kurucular arasında kızıl börklü askerler görülür. Tuhaftır ki bu kızıl börklü askerler yine bir Türk devleti olan Safevilerin kuruluşunda da görülür. Osmanlı’da kızıl börkün yerini zamanla sarık almıştır ancak Safevilerde kızıl börk baki kalmıştır.

Kızılbaş ise kızıl börk giyen asker anlamına gelir ve Türk askerini simgelerken zamanla daralarak Alevi-Türkmen anlamına gelir.

Yukarda verilen bilgiler toplanıp bir sonuç çıkarılması gerektiği zaman şunları söyleyebiliriz :

1.)    Osmanlı-Safevi arasındaki kavga bir kardeş kavgasıdır.

2.)    Azmettiricileri devşirmeler ve Kürtler başta olmak üzere Türklüğe kin duyan etniklerdir.

3.)    Bu savaşlar Osmanlı’nın Batı yönündeki yürüyüşünü durdurmuş , Türk’ün Kızılelma ile dünyaya hükmetme politikası yerini kardeş kavgasına bırakmıştır.

                                                   Şiilere İsmail

Hataya düştüklerini belirttiğimiz Sünnici kesimin yanı sıra milliyetçiler içinde bir de Alevici kesim vardır.

Bu kesim de bahis konusu kardeş kavgasında İsmail’i destekleyerek taraf olmayı tercih eder. Ancak bu kavgaya ne taraftan bakılırsa bakılsın, her iki tarafın da zarar gördüğü, sonuç olarak bütün bir Türk milletinin zarara uğradığı görülür.

Yukarda Yavuz’un zalimliğinden bahsettik. Ancak İsmail de Sünni Türklere ve hatta kendi tebaasına karşı zalimlikte Yavuz’dan aşağı kalmaz.

Yavuz’a karşı ayaklanan Antalya Valisi Şah Kulu on beş bin askeriyle birlikte “Şah’a gidelim” nidalarıyla İsmail’e sığınır. Bunun üzerine Yavuz ile İsmail arasındaki gerginlik doruğa ulaşır. Ancak kendisine bağlılığını bildiren Şahkulu’na karşı İsmail’in yanıtı sert olur.

İsmail “Osmanlı ile aramı bozdun” diyerek Şahkulu’nu cezalandırır. “ Ham olduklarını ve pişmeye ihtiyaç duyduklarını” düşündüğü Şahkulu’nu ve adamlarını kaynar kazanlara attırır.

Aynı tepki Osmanlı’dan kaçan Türkmenlere de sıçrar. Böylece Türkmenler yağmurdan kaçarken doluya tutulduklarını anlar.

Türkçe şiirler yazması yönüyle İsmail, Yavuz’dan milliyetçilik konusunda üstündür. Ancak İsmail’in sarayında Farsça resmi dildir. İsmail’in sarayında Farsi kökende vezirler bulunur.

Yavuz’un Osmanlı’da yaptığı kıyımların benzerini İsmail de Safevi’de yapar. Tebaasında bulunan birçok Sünni Türk’ü katleder. Tebriz’in fethinden sonra büyük bir Sünni avı başlatır.

Yavuz baba katilidir ancak Şah İsmail bu konuda da Yavuz’dan geri kalmaz. İsmail, Akkoyunlu hanedanını yıkıp Tebriz’i ele geçirdiğinde büyük bir katliam yapmıştır. Akkoyunlular da bir Türk hanedanıdır. Mensuplarının İsmail tarafından katledilmesinin nedeni ise Sünni olmalarıdır.

İsmail’in annesi Alemşah Begüm de Akkoyunlulara mensup bir prensestir. Oğlunun giriştiği kıyıma üzülen Alemşah Begüm, oğlundan katliamı durdurmasını ister. Ancak Sünni kanına (kardeş kanına) susamış olan Şah İsmail’in öfkesine annesi de kurban edilir.

Alevi cephesine de Alevici olmayan bir gözle baktığımızda yukardaki bilgiler ışığında şunları söyleyebiliriz :

1.)    Yavuz’un zalimliğine karşı Şah İsmail hiç de mazlum bir rol oynamaz. Bu kavgada her iki padişah zalime karşı zalim olmuş ve kardeş kavgasını durdurmaya çalışmamıştır.

2.)    Yavuz’u devşirmeler ve Kürtler azmettirmiştir, fakat İsmail’in çevresinde de Farsi kökenli kışkırtıcılar vardır.

3.)    Yavuz baba ve kardeşlerine karşı zulmetmiştir. İsmail ise anne katili olarak ondan geri kalmamıştır.

4.)    Bu ikili mezhep kavgası sonuç olarak Alevi Türkmenleri, İran’daki Sünni Türkleri, ve Akkoyunlu, Memlüklü gibi Türk devlet ve topluluklarını zarara uğratmış, Türk dünyası açısından yıkıcı sonuçlar vermiştir.

Meseleye mezhepçi değil, Türkçü bir gözle bakıldığında “Şah mı Sultan mı” iyi meselesinden sıyrılıp her ikisinin de birer büyük Türk başbuğu olduğu sonucuna varırız. Bu çatışmalar sonucunda Güneydoğu Anadolu’daki Türkmen boylarının göç edip o bölgeye Kürtlerin yerleşme imkanı bulması da bugünkü demografik soruna temel oluşturmuştur.

Türkçülerin bu konuda duruşu, Tür’ü inanç ve mezheplerle bölmek değil kan birliği ile dermek, birleştirmek olmalıdır.

                                            Atatürk’ün Konuya Bakışı

Atatürk laiklik düsturu ile mezhepçi bölünmeye karşı çıkmış, milliyetçi atılımlarla Türk milletini bütünleştirmiştir. Dil ve tarih alanında açtırdığı kurumlar, yaptırdığı araştırmalarla ortak dil ve tarih geçmişini ortaya çıkarmıştır.

Sünni tekkelerin yanında Bektaşi tekkelerini de kapatmış, modernleşen Türkiye’de gericilik ve yobazlıkla beraber softalığı tasfiye etmeyi başarmıştır. Böylece hem Sünni hem de Alevi Türklerin sevgisini kazanmıştır. Çünkü Atatürk ne Sünni’nin ne de Alevi’nin tarafında olmamış, o hep Türk’ün tarafında durmuştur.

                                                 Atsız’ın Konuya Bakışı

Atsız bu konu hakkında bir yazısında şöyle der:

“Müslümanlığı tek başlarına birçok millete karşı savunmalarından mıdır, yoksa manasını anlamadıkları Kur’ana kayıtsız şartsız inanmaktan mıdır nedir Türkler islamiyeti, taassupla kabul eden tek millet olmuştur. Müslüman ve Hırıstiyan Araplar arasında bir dayanışma olduğu gibi Türklerden çok sonra Müslüman olan Arnavutların Hıristiyan soydaşlarıyla din savaşı yaptığı görülmemiştir. Boşnaklar yani Müslüman Sırp veya Hırvatlar da Ortodoks Sırp ve Katolik Hırvatlarla din çatışması olmadan yaşamışlardı.

Türklere gelince iş değişmiştir. Onuncu yüzyılda Müslüman olur olmaz ilk iş olarak Budist Uygurlarla vuruşmaya başlayan Karahanlılar’ın bu âdeti tarih boyunca süregelmiş, bu kadarla da kalmayarak Sünnilik, Şiîlik davası, Türkleri iki ordu halinde asırlarca çarpıştırarak hem milli enerjinin boşuna harcanmasına, hem de siyasi Türk birliğinin gerçekleşmesine engel olmuştur. ”

Görüldüğü gibi Atsız, Türkler arasındaki mezhep çatışmasını öncelikle taassuba bağlar. Mezhep uğrunda Türklerin birbirleriyle cenk etmesini de enerji kaybı olarak görür.

Türk’ün enerjisini boşa harcamasının yanında bir sonuç daha çıkar ki, asıl bu çok ürkütücüdür.

Mezhep çatışmaları Türk birliğinin gerçekleşmesine engel olmuştur. Böylece bütün Türkleri kapsayan müstakil bir devlet kurulamamış ve Kızıl Elma ülküsü gerçekleştirilememiştir.

Meğerse taassupla bağlandığımız mezhepçiliğimiz, uğruna içten içe yanıp tutuştuğumuz Kızıl Elma yolunun önündeki yegane taşmış.

Ve Atsız dünden bugünün milliyetçi geçinen aydınına seslenir :

“Dini taassubun dünyanın her köşesinde yerini müsamahaya bıraktığı günümüzde bile Hıristiyan, Şamanî ve Musevî Türkler, hatta Şiî-Alevi Türkleri bizden saymayacak kadar gözü dönmüş sözde aydın mütaassıplar aramızda hiç de az değildir. ”

Atsız, Türk’ün Türk’e karşı mezhepçi duygularla her zaman merhametsiz davranmadığını, bu mikrobun bize sonradan bulaştığını da şu örnekle ortaya koyar ve en merhametsiz bilinen Türk hükümdarı Hülegü Han’ın dahi halkına nasıl merhametli davrandığını belirtir:

“Şaman dininde olan Hülegü Han ölürken Hıristiyan evdeşi Dokuz Hatun’un ruhunun dinlenmesi için dua edilmesine izin istemsi üzerine, dua yerine yoksullara sadaka verilmesini, vergilerin indirilmesini istemiştir. ”

Görüldüğü gibi Türk’ün son başbuğu Atatürk ve Gökbilge Atsız da Türk’ü Türk’e kırdıran mezhepçilik yaışında taraf olmamış, Türkleri birleştirme yoluna giderek Türk’ten yana taraf olmuşlardır.

 

                                   Türk’ün Konuya Bakışı

Tarih boyunca Türk milletinin tercümanı ozanlar olmuş, milletin duyguları ozanlar kanalıyla edebiyatımıza aktarılmış, ölümsüzleştirilmiştir.

Yazının başında Orta Asya Türklüğünden bir şairin konu ile ilgili şiirine yer vermiştik. Şimdi ise bir başka şairin, bu sefer Ön Asya Türklüğünden Azerbaycanlı bir şairin mısralarına yer vereceğiz:

“Ar olsun Yavuz’a

Ar olsun İsmail’e

Savaşacak başka düşman mı bulamadılar. “

 

                              Türkçüler Arasında Yavuzlar ve İsmailler

Türkçülerin bu konuya bölücü değil birleştirici bir bakış açısıyla yaklaşması gerektiğini yazı boyunca belirtmiştik. Ancak Türkçüler içinde iki grup vardır ki, bunların tavırları Şah İsmail-Yavuz Sultan çatışmasından farksızdır.

Türkçülerin, daha doğru bir tabirle milliyetçi camiadaki bazı kimselerin konuya aşırı derece Sünnici veya Alevici bir cepheden baktığı hepimizin malumudur.

Bu kimseler Türkçülüğün inançlara saygılı ve dine, mezhebe bakmadan Türk’e değer veren, Türk için çalışan bir düşünce olduğundan habersiz gibidirler.

Ancak bir grup daha vardır ki onların durumu da en az ötekiler kadar zararlıdır.

Bu gruptakiler ise Türklüğün öz dini olan Gök Tanrı inancından yola çıkarak diğer inançları küçümseme yolunu tutmuştur.

Gök Tanrı dini, Şamanizm, Kamcılık adına ne dersek diyelim bu inanç sistemi Türk kültürünün önemli bir parçasıdır. Eski kaynakların araştırılması ve bu inancın temelleri ve sisteminin tam olarak ortaya çıkartılması zaruridir.

Ancak Türklerin kitleler halinde Müslümanlığı ve Türk kaynaklı olmayan diğer dinleri benimsediği tarihsel bir gerçekliktir. Bugün Türkçülük içinde Sünniciler, Aleviciler gibi Şamanici bir yol tutarsak, bu inanca hala sahip olan birkaç yüz bin Türk’ten başka elimizde hiçbir şey kalmaz. Kaldı ki bugün Müslümanlık başta olmak üzere diğer dinleri benimseyen kandaşlarımızda eski kültür ve inancın izleri halen bulunmaktadır.

Türkler Müslümanlığı kabul ettikten sonra onu bir Türk Müslümanlığı haline getirmeyi bilmiştir. Bunun en güzel örneği Mevlid törenlerimizdir.

Mevlid’in yazarı bir Türktür ve eser bir Muhammed güzellemesidir. Eserin kendine özgü bir musikisi vardır ve müzikli din törenlerine bağnaz Araplarda hiç rastlanmaz.

 

Sonuç olarak Türklüğü din,mezhep gibi konular etrafında bölerek değil, ortak amaç ve büyüklük ülküsü doğrultusunda birleştirerek saadete erebiliriz.

Onun için Çin’den bugüne düşmanlarımıza miras kalan “böl-yönet” stratejisini hezimete uğratıp milletimize şunu demeliyiz:

“ Ey Türk! Birleş ve Hükmet! “


Kürşad Kurtkaya
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 31 Mart 2011, 20:33:58 »

 Son cümle herşeyi özetliyor. EY TÜRK! BİRLEŞ VE HÜKMET! İslam, islam olmayan, sünni, alevi ayrışmasını bir kenara bırakamadığımız takdirde Türkçülük ülküsü olduğu yerde saymaya mahkum kalacaktır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
isbara.alp
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 176



« Yanıtla #2 : 31 Mart 2011, 21:06:31 »

İnsanlarımız öyle hale gelmişki, bazı kesimler müslüman değilsen ters bakar. İşte burda kaybediliyor hep.  Aslında inanç konusunda gerçekten hoşgörülü,  saygılı olunsa bence sorunların büyük çoğunluğu çözülür.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
NoYaN-oLCay
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 31 Mart 2011, 21:32:56 »

Çok güzel bir yazı olmuş... Tebrik ederim kandaşım...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Genç Börü
Genç Börü
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 508


TANRI TÜRK'Ü KORUSUN


« Yanıtla #4 : 31 Mart 2011, 21:49:47 »

Çok güzel bir yazı olmuş kandaşım ellerine sağlık. Tartışma çıkmasın bu yazınında altında lütfen kandaşlar...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN
salur alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 207



« Yanıtla #5 : 01 Nisan 2011, 18:13:59 »

İlginiz için teşekkür ederim kandaşlarım.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Harmanci
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 16


« Yanıtla #6 : 01 Nisan 2011, 20:43:57 »

Su ana kadar bu konuda yazilmis en guzel yazi diyebilirim. Okudugumda icim rahatladi ve tunelin sonundaki isigi gorebilmeme sebeb oldu. Biz Turkler hakikaten enerjimizin buyuk bir kismini kendi Turklugumuzu yok etmek icin calismisiz. Bu konu acildiginda k'rtlerin neden Turklerin arasina yerlestiklerini ve Dogu Anadolu ya yerlestiklerine  bir anlam veremezdim. Gelin gorunku mezhepcilik ayni kani tasiyan iki Turk sulalesini birbirine kolaylikla dusman edebiliyor. Bence bu konularin boyle guzel sekilde otag icinde aciklanmasi  gereklidir cunku hem alevi hemde sunni kardeslerimiz boylelikle birbirlerine daha da isinacaklardir. Azerbaycanli sairin dedigi gibi ' Ar olsun Yavuz'a Ar olsun Ismail'e. Savasacak baska dusman mi bulamadiniz?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
salur alp
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 207



« Yanıtla #7 : 04 Nisan 2011, 16:44:47 »

Kürt denilen ne idiğü belrisiz topluluk görüldüğü gibi Yavuz zamanında onu ŞAh İsmail'e karşı kışkırtmıştır.
Bugün ise kürtler Aleevi kandaşlarımızı da kendi taraflarına çekerek bizim üstümüze saldırtmaya çalışıyor.
Uyanık olmak ve uyandırmak her Türkçünün bu çağdaki en önemli görevidir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
BALTAR
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 470



« Yanıtla #8 : 04 Nisan 2011, 16:57:22 »

Tebrik ederim kandaşım güzel bir yazı olmuş. Ama Türkçüler birbirlerinin dini inançlarına saygı göstermedikten sonra tartışma da olur başka şeylerde.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Mermiler sıkılır devlet için
Giderse can boşuna değil vatan için..
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.057 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.