Türkçülük Kürsüsü
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 02 Haziran 2020, 13:52:31


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türkçülük Kürsüsü  (Okunma Sayısı 1809 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« : 17 Aralık 2011, 13:26:14 »

BİRİNCİ YAZI

“Gönülleri birleşenler selam sizlere” sözünü duyduğunda gönülleri çarpan, sözün sahibinin Tanrı Dağları’ndan bizi gözlediğini bilen ve hayatını ona göre şekillendirenler!

Türkçülük fikrini eskimiş, tarihin çöplüğüne atılmış gören yüzlerce kalem ve köşe sahibine inat, hiçbir karşılık beklemeden bu ülküye bir anneye sarılır gibi sarılan, onu bırakmamak için canını ortaya koyan Türk milletinin neferleri Türkçüler!

Türkçüleri tanımlarken “hiçbir karşılık beklemeden” sözünü özellikle kullanıyorum.

Zira Türkçülüğe inanmak, yaptığı ameller neticesinde bir mükâfat sunulan prensipler gibi değildir. Türkçülük, bugünün şartlarında Türkçüleri mükâfatlandıramaz. Aksine onları birilerinin gözünde “potansiyel suçlu” ilan ettirir. Onlara göre her şey olunabilir, “her şeyci” olunabilir ancak Türkçü olunamaz.

Peki, Türkçülere neden düşmanlık beslenir? Bu düşmanlığı, Türk olduğunun bilincinde olduğunu iddia eden kişilerin de yapması, bu soruyu sormamızı sağlar. Yoksa başka bir milletin ferdinin ya da hangi millete mensup olduğunu idrak edemeyen bir bireyin Türkçülüğe düşman olması kadar olağan bir durum yoktur. Burada sorulması gereken soru, Türk olduğunun bilincinde olan kimi zevatlar neden Türkçülük kelimesini duyunca canavar görmüş gibi kaçma gayreti içine girerler ve Türkçülükten kaçarlar?

Bunun sebebi olarak milli benliğe yeteri kadar bağlanamamış olmak ve milliyetçiliği doğru anlamamayı gösterebiliriz. Milliyetçilik kavramının, toplulukçuluk olarak anlaşılması ve milleti yalnızca “devletin içinde yaşayan topluluğuna verdiği isim” olarak anlaşılması bunun nedenlerindendir. Tarihini bilmemek yahut yanlış öğrenmek bunun nedenlerindendir.

İzin verirseniz sebeplerini sonuçları ile birlikte değerlendirelim.

Milliyetçiliğin yanlış anlaşılması diyoruz. Peki, Türkçüler, milliyetçiliği nasıl tanımlıyor. Türkçüler için milliyetçilik Türkçülük ile eş anlamlıdır ama bu “milliyetçilikten ne anladığımıza bağlıdır. Milliyetçilik hangi cümle içinde geçerse ona göre yorumlamak gerekir çünkü başına “Türk” konulmadan ortaya çıkarılan bir milliyetçilik pekâlâ bir Alman’ın, Fransız’ın veya Rus’un milliyetçiliğini anlatıyor olabilir. Bu yüzden Türkçülük eşittir Türk milliyetçiliği demek daha doğrudur.

Peki altı umde içinde neden Türk milliyetçiliği denmemiştir de yalnızca “Milliyetçilik” denmiştir. Kabul edilmesi gereken bir gerçektir ki, altı umdenin tümü Türklük ile ilgilidir ve bu ülkelerin hiçbirinin başına “Türk” kelimesinin konmamış olması bunları gayrı Türk olduğu gibi bir sonuç doğurmaz. Yabancı prensiplerin ülkemizde uygulanışı olarak gördüğümüz bazı umdeler de,  buna örnek olarak laikliği verebiliriz, Türklük prensipleri ile düşünülerek uygulanmıştır. Altı umdedeki laiklik nasıl Türk laikliği ise, inkılâpçılık nasıl Türk inkılâpçılığı ise, milliyetçilik de Türk milliyetçiliğidir yani Türkçülüktür. Yetişen ve yetişecek kuşaklara öğretilmesi gereken birinci bilgi bu olmalıdır. Altı umdenin, Türkçülükten uzak bir yanı yoktur ve olamaz. Bunlar iç içedir.

Kemalist yahut Atatürkçülerdeki bu fikir yanılgısını bu şekilde telafi ettikten sonra sıra, bu tip düşünceler içerisine girmemiş daha doğrusu siyaset ve ideoloji ile ilgilenmeyen kişilerin yanılgılarını telafi etmeye gelir ki bu en zor olan husustur. Büyüklerinde gördüğü siyasi kırgınlıklar ve aile telkinleriyle siyaseti muzır bir olay gibi görüp ondan uzak yaşatılan, bu arada mefkûre namına hiçbir şey öğrenmeyen insan, doğaldır ki boşa geçen hayatından memnun vaziyettedir. Sorduğunda adı “Türk”tür ancak Türklük namına ne bir kitap okumuş ne de bir âlimin kürsüsünde bilgi almıştır. Tefekkür etmemiş, yalnızca yaşamıştır. Bu insana Türkçülüğü tanıtmak kolay gibi görünse de aslında pek zordur. Çünkü hiçbir siyasi ve içtimai mezhep onun ilgisini çekmediği gibi belki Türkçülük de onun ilgisini çekmeyecektir. Bunun için özenli davranmak gerekir.

İnsanlara direkt fikir dayatmak, tabir yerinde ise beyin yıkamak yanlış bir tutumdur. Kuran ve hadis dışındaki tüm yayınları küfür sayan mezhepler gibi Türkçülük dışı yayınları yasaklamak fikri, tıpkı yasak olan her şeyin ilgi çektiği gerçeği gibi ters etki yaratır. Bir Türkçü her yayını takip etmelidir. Her gazeteyi okumalı, köşe yazarlarını tanımalıdır. Tanımalıdır ve bunların zararlı olanlarını kendisi ayıklamalıdır. Bu ayıklamayı yapmak için evvela milli şuurunun uyanık olması gerekir. Bu şuur uyanıklığı mevcutsa telkine gerek kalmadan Türkçü birey doğru yolu bulacaktır.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 17 Aralık 2011, 14:19:10 »

Türkçülük, yaşadığı vatan topraklarında Türk'ün  egemen olmasını, başına getirdiği kişinin soyca Türk olmasını, Türkçe düşünüp Türkçe yaşamayı isteyen Türk soyluların milliyetçiliğidir. Kağan Kandaşımın de belirttiği gibi, son yıllarda Atatürk Milliyetçiliği gibi içi boşaltılmış ucube bir Milliyetçilik doğdu. Tüm Türkçülerin tahmnin edebildiği gibi, bu Atamızın değil , Türkçülükten korkanların ortaya çıkardığı bir  millyetçilik. Kendine ulusalcı diyen gruplar sarıldı bu söyleme. Halkların kardeşliğinin yeni versiyonu demek olan bu ucube milliyetçilik, mhp kanadında kendini kültür milliyetçiliği  olarak gösterdi. Buda ümmet kardeşliğinin yeni versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Her ikiside Türkiye üzerinde yaşayan tüm etnikleri aynı kazana atıp bir çorba yapmanın uğraşından başka bir şey değil. Görülüyorki Türkiyede ulusalcı, milliyetçi kisveleri altında da bir Türk düşmanlığı yatıyor. Bir Türkçünün tüm bunları iyi analiz etmesi ve geleceğin bozkurtlarını milli şuurla yetiştirmesinin önemi ortaya çıkıyor.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kagan_Bahadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 20 Aralık 2011, 13:08:50 »

İKİNCİ YAZI

Peki, Türkçü birey, milli şuurunu aydınlatmak için neleri okumalıdır. Burada, yelpazeyi geniş tutmanın ve hiçbir şeyi yasaklamamanın önemini tekrar edelim. Bu yelpazenin en başına milli şuuru uyandıran kişiler, sonuna da bunlara karşı çıkan ve muzır olan kişileri ekleyelim. Örnek vermek gerekirse, Atatürk’ü anlamak için elbette önce Nutuk’u okumak lazımdır. Ancak Armstrong’un Bozkurt’u okunmazsa ve burada yer alan çirkin iftiraların ne olduğu Türkçü birey tarafından bilinmezse, bu iddialara cevap verme hazırlığını yapmamış olan Türkçü birey fikir muharebesinde kaybeder.
Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Buradan çıkaracağımız ana fikir, bir Türkçünün her şeyi okumasının en önemli şart olduğu gerçeğidir. Elbette önce Atatürk’ü, Atsız’ı, Gökalp’ı ve Akçura’yı bilecek, tanıyacak, okuyacak ve sevecek… Türkçü düşüncenin aydınlık yüzlerini bilmeden milli şuurunu aydınlattığını iddia eden kişi kendini kandırmaktan bir adım öteye gidemez.
İnsanların övünecekleri yegâne organları beyinleri olmalıdır. Ve unutulmamalıdır ki para karşılığında ekleme yapamayacağımız tek organımız beynimizdir. Beyne estetik yapılamaz, bilgi eklenemez. Bunun için okumak lazımdır.
Bir de örnek alınacak kişi mevzusu vardır ki, baktığımızda en önemli meselelerden birinin de bu olduğunu görürüz. Örnek alma meselesini, dış görünüş, simgeler üzerinden değil düşünce çerçevesinde anlamak lazımdır. İnsanların düşünceleri örnek alınır ama körü körüne bağlılık da elbette doğru değildir. Müstesna bir iki isim haricinde, Türkçülerin fikirlerinin tümüne imza attığı kimse yoktur. Bu isimler malumdur ve kendine Türkçü diyen birey bunları sevip saymanın dışında tanımak da zorundadır.
Bir Türkçü şu soruya cevap vermelidir. Atsız’a düşmanlık besleyenler neden vasiyetnameyi ezbere bilirler? Çünkü düşmanlık besleyen kişi bu belge ile Türkçü bireyi mağlup etmeyi düşünmüştür. O halde Türkçü birey de Marks’ın aile ve ahlak hakkındaki düşüncelerini ezberleyecek, bunları bilecek. “Ben bu adamları sevmiyorum, okumam” demenin mantığı yoktur. Tanımadan düşmanlık beslemek aptallıktır.
Örnek alma mevzusunda Atatürk’ün şu sözlerini yâd etmeden geçemiyorum:

''Bir adam ki büyük olmaktan bahseder, benim hoşuma gitmez. Bir adam ki memleketi kurtarmak için evvelâ büyük adam olmak lâzımdır, der ve bunun için bir de numune intihap eder, onun gibi olmayınca memleketin kurtulamayacağı kanaatinde bulunur, bu, adam değildir."

Bugün acıdır ki, birçok kişi bir kahraman çıksa ve memleketin başına geçse diye bekliyor. Daha da acısı şudur ki, hiç kimse kahraman olmaya yanaşmıyor. İnsanlardan sürekli “Atatürk gibi bir adam bir daha memleket dâhiline gelmez” sözünü işitiyoruz. Hiç kimsenin onun gibi olamayacağı söyleniyor. Peki, bunu söyleyenler onun gibi olmak için hiç çaba gösteriyor mu? Cevap ne yazık ki hayır…
Onun gibi olmak, onun gibi okumaktan geçer. Onun gibi okumak, onun gibi düşünmeyi kendiliğinden getirir. Okuduğunu düşünürsün, bilmediğin yahut duymadığın şeyi düşünmen mümkün değildir.
“Allah’ı İnkâr Mümkün müdür” ile “İslam Tarihi” kitaplarını okumuş, kendince bir düşünce sistemi oluşturmuş bir insandan söz ediyoruz. Bu düşüncenin temelini anlamak için belki de bu düşünceyi yaratan eserlere göz gezdirmek gerekiyor.

KAĞAN BAHADIR
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.052 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.007s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.