TÜRKÇÜLER İLE DİNCİLER ARASINDAKİ MESAFE
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 18 Kasım 2019, 19:02:28


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRKÇÜLER İLE DİNCİLER ARASINDAKİ MESAFE  (Okunma Sayısı 1452 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Karagerey
Türkçü - Turancı BOZKURT

ileti Sayısı: 1.865



« : 17 Kasım 2015, 13:26:36 »

 Son yılların en büyük iç kavgasıdır bu kavga;. Müslümandan (dinciden)
Türkçü olmaz.
         Bu konuyu anlamak için, geçmişten günümüze yaşananları
alt alta koymak ve böyle okumak gerekir. Osmanlının Türkleri
sunnileştirme hamlelerinin sadece vergi alma ve biat kültürünün
oturtulması olarak bilinmesi çok önemlidir. Bunu bilmeden günümüzü
anlamak olanaksızdır. Osmanlıda Sunnileştirmek demek, göçebe
hayatın bırakılması ve yerleşik hayata geçilmesi demektir. Daha çok
Camii demektir. İmamlar vasıtası ile Biat kültürünün oturtulması
demektir.
 Yoksa onlarda Müslümandır, onlarda aynı dine inanmaktadır ama bu
Osmanlıya yetmemektedir. Çocukluğumda Bizim köylere gittiğim zaman,
Camiiler görürdüm bir kenarlarda öylece duran. Pek giden olmazdı. Birkaç
ihtiyarın dışında. Zaten yaz gelince bağlasan durmazlar yaylalarına giderlerdi.
Onlar eğer kılacaklar ise namazlarını evlerinde kılarlardı. Evde namaz kılanın
yönetilmesi çok zor olduğu için, Camii müslümanlığının zorla da olsa hayata
geöirilmesi gerekiyordu.
     Atatürk sonrası Bu işin devlet kontrolünden çıkması kaçınılmaz oldu. Tarikatlar,
Kuran kursları, Işık evleri, İmam Hatipler, F. Gülenin fakir çocukları tuzağına
düşürmesi için açtığı yurtlar ve dolayısı ile devlet içinde devlet olması şeklinde
devam etti. Bu arada daha çok Camii, daha çok İmamhatip zihniyeti hiç bitmedi.
Okulu Hastahanesi, sağlık ocağı olmayan köylerin hepsinde Camii yapıldı.
Camii deyip geçmeyin, en son cuma namazına gittiğim zaman, Müezzinin Erbakan
için dua yapmasının ardından camiilerden iyice soğudum.
     Geçmişin Müslümanları ile şimdinin müslümanları arasındaki fark budur işte.
Geçmişte Türkün sade yaşadığı bir Müslümanlık; şimdi ise Arabın yaşadığı ya da
devlet ve bazı güçler tarafından yönlendirilebilen bir inanış. Türk töresi ile yoğrulan
 bir inanıştan saptırılan bir inanış. Neye inandığınızdan nasıl lnandığınıza geçiş yapan
ya da yaptırılan bir sistemin parçası olan inanış.
 Geçişin kanlı mı yoksa kansız mı olacağını söyleyenlerin eline geçen bir inanış.
          Yanlışın içinde yaşayanların doğruyu görme şansı imkansıza yakın bir yerde
duruyor.
 Doğu Türkistan için hayatını veren Müslüman Osman Baturdan, Doğu Türkistanın
Türk olduğunu unutturan Bir Müslümanlığa doğru yol alış.
     Doğru ile yanlışı ayırt edebilmek için konuya hakim olmak gerekiyor. Olay
sadece din değildir. En kolay yol din üzerinden gitmektir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Karagerey Altemur
Tan Hu
Normal Üye
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 594


Möngke Tenggeri-yin Küčün-dür


« Yanıtla #1 : 17 Kasım 2015, 15:47:33 »

Dinin devlet ile olan ilişkisini koparma yerine dinin devlet kontrolü altında olması çerçevesinde “laiklik” faaliyetine girişen cumhuriyet dönemi elitleri, 1924 yılında medreseleri kapatmakla beraber, din adamlarının daha fazla eğitim almasını sağlamak için, Milli Eğitim Bakanlığı nezdinde imam hatip okulları ve İlahiyat Fakültesi açmıştır. Yeni İlahiyat Fakültesi, seküler, batılılaşmış, modern ve bilimsel bir dinsel eğitim merkezi olmak amacını taşımaktadır.1928 yılında bu fakülte de İslam dininde reform ve modernleşme problemini ele almak adına Fuat Köprülü başkanlığında bir komite kurulmuştur.

Fuat Köprülü tarafından oluşturulan bu komitenin tavsiyeleri dört ana başlıkta toplanmıştır: “İbadet biçimi” olarak oturacak sıraları ve dolapları olan temiz ayakkabılarla girilen camiler, ibadet dilinin Türkçe olarak yapılması, ibadetin ilham verici ve ruhani bir müzikle yapılması ve hutbelerin felsefi eğitime sahip hatipler tarafından yapılması.

Bilhassa 1950’li yılların sonrası Türkiye’de çok partili siyasal sürece girilmesi, kasaba kültürünün Türk sosyal hayatına nüfus etmesi ile dini cemaatleşme, cami derneklerinin, vakıflarının ve tarikatların sosyal hayata sızması ve dinin siyasallaştırması ile ülkülerin yerini dini grupların sapık fikirleri almıştır.

Atsız Ataya göre bir milletin fertleri, “ülkü” sayesinde heyecan içinde yaşar. “Kan”, “fedakârlık” ve “kahramanlık” gibi unsurlar sayesinde beslenen “ülkülere” varılmak için “milli kin”e gereksinim duyulur. “Ülkülere kanla, kılıçla, dövüşle, milli kinle varılır… Ülkü bir dindir. Kahramanlar ve şehitler ister”.

Atsız Ata, bir başka yazısında bu bağlamda şu sözleri sarf etmektedir: “Irkımıza, devletimize, yurdumuza, mukaddesatımıza, şerefimize fenalık etmiş olan her millete, her dine, fikre, cemiyete, ferde düşmanız; kinimiz dinimizdir”.

Atsız Atanın “kin” düşüncesi “diyalektik” fikrine istinat etmektedir. Hayat var oldukça her şeyin karşıtı ile anlaşılmaya devam edebileceğini savunan Atsız’a göre, “kin olmadan sevgi olmaz”. Bundan ötürü “milli ülkü” yolunda “sevgi”nin yanına “nefret” eklenmelidir.

Ayrıca Atsız Ata Türkçülük fikrini yine “din” olarak addetmekte ve bu fikrin, “din gibi derin, tasavvuf gibi mistik” bir sistem olduğunu ifade etmektedir.
 
Atsız Ataya göre Türkçülük fikri ihtişamlıdır ve O’nun uğrunda ölmek yücedir ve “ancak ruhunda istidat olanlar” bu yüceliği algılayabilir.

Şamanizm’i, Türkler adına “milli din” olarak açıklayan ve İslam’ın Türkler adına ciddi tahribatlar oluşturduğu kanaatinde olan Atsız’ın bu yıllarda İslam yernie “milli din” sıfatını kullanması ilgi çekicidir.
Atsız Ata burada “İslam” öğesinin yerine Türk lafzını kullanmak suretiyle “milliliği” ön planda tutmaya çalışmıştır.

Atsız Ata, “Vaktiyle Türkler arasında bir ayrılık unsuru olan Sünnilik-Şiilik meselesi artık bahis konusu yapılamaz” ifadeleri ile müstakbel Türk Birliği yolunda “din” ve “mezhep” farklılıklarını önemsememekte ve oluşabilecek sorunlar karşısında gerçek bir düşünce ileri sürmektedir.

Aynı yıllarda Türk’ü Müslüman olduğu için seven ve Müslümanlığı nispetinde değerlendiren Anadoluculuk fikirleri vatanımızın başına peyda olmuştur.

Politikleşen bu ortam içerisinde, “İslamcılık” fikrinin de yükselişe geçtiği 1960’lı yıllarda Atsız Ata “dinci” diye tarif ettiği çevrelerle ciddi bir mücadele içerisine girmiştir.

Atsız Ata bu dönemi şu şekilde tasvir eder: “Bir yandan Ümmetçilerle, Nurcular şeriat prensipleriyle bizi Araplaşmaya sürüklerken öte yandan Marksistler ve aşırı solcular sosyal adalet vaadiyle Moskoflaşmaya doğru götürmek istiyor”.

Zira ortada “milli” bir düşünce kalmayınca, manevi bir inanca sarılmak durumunda kalanlar dinci fikirlere tevessül etmektedir. Bunun sebebi, gençlerin beynine ve gönlüne “milli” bir biçimde hitap edilmemesidir.
Atsız Ata, “Türk milletini ve kültürünü yok etmek için faaliyet gösteren iki fikirden birisi “Moskofçuluk” diğeri de “Arapçılık” davasını gütmektedir” der.

Atsız Atanın bu dönemde; “Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilâkis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu” ifadeleri yer almaktadır.

Başbuğ Atatürk’ün, “devlet”i, ulemanın ve tarikat önderlerinin etkisinden koruma geleneğini devralmış olduğu açık bir biçimde görülmektedir. Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk, “gerçek İslam”ın papazlık ya da Tanrı ile kul arasında bir tür aracı kurum tanımadığını belirterek ruhban sınıfı ile mücadele etmiştir.

Dini, bütünüyle yadsımak yerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin herhangi bir inancı resmi din olarak tanımasının laiklik ilkesi gereği mümkün olmadığı vurgulanan bu dönemde, bu yorumun dinin ait olduğu inanç alanının “kabul edilebilir bir İslam” tanımı çerçevesinde laikleşmesini öngörmektedir.

Pek tabi bu kabul edilebilir çerçeve ümmetçi ideoloji tarafından daima kaşınmış ve laikliğin içinin boşaltılması ile beraber bir sosyal sistem haline getirilmiştir. Bireyin vicdanına indirgenmiş, rasyonelleştirilmiş ve siyasetten arındırılmış bir İslam’ın yerini ideolojik İslam ve ümmetçiliğe bırakması pek uzak olmamıştır.

Atsız Ata, tevkif edilmesine sebep olacak olan “Konuşmalar” adlı bir dizi makalesinin ilkinde şu şekilde seslenmektedir: “Türkler acayip bir millet oldu. Kendisine yapılan fenalıkları unutuyor. Kendisinden başka hiç kimseye düşmanlık gütmüyor. Evet, Türkler kendilerine düşman bir millet oldular. Kendilerini yok edecek ne varsa ona sarılıyor, kendisini yükseltecek ne varsa onu tepiyor. Nurcu oluyor, Arapçı oluyor, Moskofçu oluyor fakat Türkçü olmuyor…”

Bunu birlik içinde sırt sırta vererek, çığ gibi büyüyerek bizler başaracağız….

Tanrı Türk’ü Korur.
Tan Hu”Emre”
17.11.2015
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 5.036


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #2 : 04 Ağustos 2019, 00:07:48 »

Aslında sorun direkt müsümanlık değil dincilik ve bu tarikat ile cemaatler. Ve Tan Hu kandaşmın Atsız atamızda alntı yaptığı şu sözler;
Türkler acayip bir millet oldu. Kendisine yapılan fenalıkları unutuyor. Kendisinden başka hiç kimseye düşmanlık gütmüyor. Evet, Türkler kendilerine düşman bir millet oldular. Kendilerini yok edecek ne varsa ona sarılıyor, kendisini yükseltecek ne varsa onu tepiyor. Nurcu oluyor, Arapçı oluyor, Moskofçu oluyor fakat Türkçü olmuyor…”
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Genç Atsızcı
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 04 Ağustos 2019, 13:33:47 »

Türkçüler aydındır, sorgulamayı bilir, bağnaz değildir, en önemlisi de özgür düşünceye sahiptirler; dinciler yobazdır, birilerine bağlanmadan edemezler. Camideki imamı dinlemezler de elin delisini şeyh, pir, hoca yapıp onun ayaklarına kapanırlar, yani özgür düşünceden eksiktirler. Bir dinciden daha Müslüman Türkçü bile olabilir çünkü bu radikallerin birçoğu inandıkları din ne der bilmezler, okumadan sadece duydukları neyse ona biat ederler; Türkçünün Müslüman olanı da o dinin buyruklarını bilir, okur, içeriği öğrenir.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.051 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.014s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.