Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini

TÜRK TARİHİ ve EDEBİYATI => Türkçülerden Öykü ve Makaleler => Konuyu başlatan: Temuçin üzerinde 09 Mayıs 2011, 20:40:26



Konu Başlığı: TÜRK YAŞAM TARZI VE DÜŞMANI
Gönderen: Temuçin üzerinde 09 Mayıs 2011, 20:40:26
                               TÜRK YAŞAM TARZI VE DÜŞMANI

 Günümüzde her ne kadar Türkçü ideoloji isim olarak kendini devam ettiriyor olsa da bu gelenek olarak , örf , adet , ahlak , töre ve mücadelecilik olarak devam etmemektedir. Nice Türkçüyüm diyenler çevresinde olanlardan bitenlerden bihaberi , nice Türkçüyüm diyenler Türkçülüğün şartları ve ahlak kurallarından bihaberdir. Durmadan siyasi konuşan cahillerin milliyetçiliği Osmanlıdan öteye gitmemektedir. Cahil olanlar bir yandan milliyetçi damgaları taşır , bir yandan Türk düşmanı ideolojileri bünyesinde barındıran güçlere yönelir. Ayrıca bunların bir kısmı çok okumuş olabilir ama okudukları kişilerin yalan olayları ve hainliği ilme çevirebilecek kapasiteleri ve palavralara bilimsel bir nitelik kazandıracak ya da süsleyecek kapasiteleride vardır. Örneğin bir bilim adamı Amerikadaki eyaletleri göz önünde bulundurarak parçalar bütünü güçlendirir mesajını vererek Türkiye’nin de eyalet olmasının iyi olacağını bilinçaltımıza işlemeye çalışır. Oysa Türkiyedeki eyalet sisteminin farklı Türk boyu ve etnik gruplarla oluşturulması şuanki plandır.  Yani farklı ekiplerin farklı yönetim tarafınca dil farklılıklarının eyalet biçiminden öteye gidilecek şekilde toprak parçalanması , ırksal farklılaşma ve kültürel farklılaşma olarak toprak bütünlüğünü zedeleyici bir planın aşamalı olarak sürdürülmesi bu Prof. Yunus Çengel’in her gittiği konferansta çaşıtlık yaparak milletimizin beynini yıkamak için bilinçaltına sokmaya çalıştığı düşüncedir.Tabi bu kadar basit değildir.İçerisine fizik , kimya katarak ballandırmıştırda.
     Türklüğün geleneksel olarak ve mücadelecilik olarak devam etmesi Türklüğün olmazsa olmazlarıdır.Çünkü bir millette geleneksellik demek millet olmamızdaki eski anıların canlanması ve bunu herkes yaptığı için tek yürek olunması demektir. Bir toplumun kendi gelenekleriyle devam etmesi demek kendi zihniyetiyle devam etmesi demektir. Kendi zihniyetimizle devam etmemizde Türklerin sıcaklığına , Dede Korkut hikayelerinde ve Toros dağlarındaki Yörüklerde olduğu gibi Türk kadınının(özellikle babaannemde gördüğüm gibi) yoldan her geçene sevecenlikle bir şeyler ikram etmesi , hiçbir şey de kötü niyet aramaması gibi zihniyetlerinde devam etmesi demektir. Çünkü geleneklerin kaybolup insanların batılılaşmasıyla Türk toplumunun mizacında ve genetiğinde olan bu  özellikler baskın gen olmaktan çıkmıştır.Geleneksel bir toplumun ayrıca hayata bakışıda farklı olacaktır. Çünkü Türk milleti geleneksel orta oyunu , meddah gibi oyunlarda kendi yapısını tadacaktır. Ayrıca bunlar dışındaki geleneklerde de toplum arasındaki bağlar artacaktır. İçinde milli gibi laflar geçmediğinde bile temaları Türkçülük hissi uyandıracaktır.
    Mücadelecilik ise Türk Milleti’nin yapısındaki temel taşlardandır. Türk milleti mücadeleciği tekrar öğrendiğinde dünyayı Türk bayrağı altında toplama ruhu , çalışkanlığı ve her ferdinin içindeki saklı gücü bir güneş gibi doğacaktır. Bu mücadeleci genetiğin tekrar baskın çıkabilmesi için şu devlet projesi uygulanabilir: Onüç yaşındaki her Türk çocuğuna Türk mizacı , el becerisi ,Türk oyunları ,Tür kılıç sanatı ,at kullanmak ,ok kullanmak öğretildikten sonra kendi avlarını kendi avlayacağı , kendi yaşam yerlerini kendi kuracağı çok geniş bir ormanlık alana bırakılması , orada bir yıl halk oyunları , at yarışı , okçuluk yarışı , at üstünde ciritçilik , geleneksel kılıç oyunları(sayokan) gibi geleneksel her türlü ruhlarını canlandırıcı etkinlik yapıldıktan sonra bir yılın sonunda erişim cihazıyla(telsizle) atlarını alarak aşağıya gelmesinin  istenmesi gerekmektedir. Böylece gençlerimizin Türk ruhunda olmayan tembellik ruhlarından silinip atılacaktır. Her işi ve hayatını mücadeleyle atalarının güçleriyle başaracaklardır.Böyle bir zindelik ve tecrübe onları her işte başarılı kılacaktır.Sonunda mücadeleci genetik tekrar baskın çıkacaktır.
            Hiçbir başarı oturarak masa başında yakalanamaz. Sadece spor mücadeleciği tam manasıyla getiremeyebilir ama sporcuların diğer insanlara oranla daha başarılı olmalarının nedeni sporun zihindeki ve ruhtaki gücü harekete geçirmesindendir. Tabi sadece harakete geçirir. Olması gereken seviyeye ulaştıramaz. En üst olan atalarımızdaki seviyeye ulaştıramaz. Bunun için benim kurguladığım devlet projesi gerekmektedir. Galatasaray gibi üniversiteleri kazananlar en az bir sporla ilgilenmektedir. Büyük liderler hayatlarındaki en az bir dönemi ruhunu harekete geçirerek geçirmişlerdir. Atatürk tarlada çalışarak , Kore tarihindeki Jumong Prens olmasına rağmen bir şirkette işçilik yaparak ve bunun gibi çok örnekler gösteren Türk büyükleri dinamkliği sayesinde her türlü atlımı keşfetmesine borçludur. Mücadeleci insanlar daha tecrübeli olurlar. Bunun nedeni hayata daha çok yönelmelerinden , sosyal ilişkilerinin fazlalığından doğan birikimleri  işbilirlikleri  ve yöntem bilirlilikleridir. Bu tecrübedeki kişiler cesurca atlımlar yaparlar.Günümüzün gençliğine bırakın atılımı kitap okutamazsınız. Zevkleri dışına çıkamazlar. Bir Türk zevklerini milletini ilerletebilecek şekilde yönlendirmeli ve hatta terk edebilmelidir. Türkçü demiyorum. Çünkü bir Türk Türkçü olsa bile o terimi kullanmadan Türkçü gibi hareket etmelidir. Çünkü Türkçü kelimesi son yüzyıllarda çıkmış bir akımdır. Orta Asya atalarımızın Türkçülük özelliği göstermesinde Türk olması yeterliydi.Tabikide diğerlerinden farklı olduğumuzu göstermek için Türkçülük temrini kullanmalıyız.
           Bu saydığımız geleneksellik , mücadelecilik gibi ilkelerin en büyük düşmanı küreselleşmedir. Küresel toplumları milli ahlaka yöneltemezsiniz. Dokunsanız tınlamaz. Konuşsanız alay , asi çıkar. Bunları bilinçlendirmek gereklidir. En iyi yol çocuklarını elinden almaktır. Biz Malazgirt savaşıyla Anadolu’ya ilk kez gelmedik son kez geldik. Biz Anadolu’ya son gelişimizden önceki zamanlarda devletin birliğinin temeli aile üzerine yani aile töresi üzerine kurulmuştu.Aile milli bilincin kaynağıdır.Balın fazlası ağzımızı burktuğu gibi özgürlüğün fazlasıda milli bilinç kaybına neden olur. Milli bilinç kaybı toplumun soğuk ağaç kümesine dönmesine , bu dönme insanların her fikre açık olmasına , bu açıklık bize gerçekleri görmeye değil bize dünyadan empoze edilen her türlü akımı kapmamıza , bu akımları kapmak toplumda kutuplaşmaya , bu kutuplaşma yabancıların bizi kışkırtarak birbirine düşürmesine neden olur. Birbirleriyle etkileşemeyen bireyler orta bir düşünce oluşturamayacağı için her türlü fikre açık olmaktadırlar. Küreselleşme pop tarzı şarkılarla insanları uyutup mücadeleciliğini almaktadır. Aşırı ve suni tüketimle rahata alıştırıp geleneksel tüketimi yok etmektedir. Hızlı yiyeceklerle sunni insan olma yolunda ilerlemektedirler. Yemek kültürünü basite indirgeyip rahata alışmaktadırlar. İnsanlar kendilerini mütevazi ve mülayim hissedecekleri tarzları ve kıyafetleri takınmaları yerine kendisini üstün , çılgın ve milli karakterden uzak tarzlar ve kıyafetleri kendilerine seçmektedirler. Okullarda küreselleşmenin etkisiyle batıdan alınan tarih verilip tarih bilinci yok edilmektedir. Küreselleşmenin etkisiyle büyüklere töreden değilde korkudan kaynaklanan bir saygı duymaktadırlar. Korkmadıklarına saygı duymazlar ve her türlü ahlaksızlığı yapabilirler.
18 Nisan 2011 Pazartesi Akdeniz lisesi 3. Sınıf öğrencisi