Türk Kimliği oluşum sürecinde Türkçü imgeler
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 01 Nisan 2020, 13:07:12


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Türk Kimliği oluşum sürecinde Türkçü imgeler  (Okunma Sayısı 1664 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Erlik Tanrıöğen
Ziyaretçi
« : 28 Ekim 2010, 15:19:25 »

                                                                                   Merhum Gökalp'in ölmez anısına...

          Kişioğlu, ilkel kabilelerden çok medeni toplumlara değin, var oluşundan beri sürekli ne'liğini arar, soruşturur. Bu tabiatı gereği olduğu kadar bir yere bağlanma ve aidiyet içgüdüsüne de bağlıdır. Kimi toplumlar içe dönük bir yaşam sürmüşken kimileri ırki değerlere çok bağlı kalmamış, soyunun savunuculuğuna da girişmemiştir. Temel olarak medeni Dünya için bireysel kimlik arayışlarının ortaya çıkışı Avrupa'daki ihtilallere bağlansa da 1800'lü yıllarda pekala soyunu koruyan yörük obalarımızın yaptığı sosyologlar tarafından içgüdü olarak değerlendirilmektedir. Türk Milleti'nin Avrupai ihtilallerden önce ne'liğinin (kimliğinin) farkında olmadığını söylemek haksızlık etmek olur. Ama ne yazık ki yönetimsel zaaflar sebebiyle kimlik uzun süre bir ''Milli Kimlik'' halini alamadı, ya da dışarıya öyle gösterilemedi. Türk Milleti'nin Dünya'ya karşı imajı bugün bile gerçekte olduğundan farklıysa, bunun sorumlusu Türk Milleti değil, ulusal kimlik sürecinin geç kalmışlığına sebep olan yönetimlerdir!

           Gerek imparatorluk, gerekse meşrutiyetin yönetimleri ve aydınları belki tarihsizlikten belki de talihsizliklerden bu kimliği yaratmada yetersiz kaldılar. Daha doğru bir ifadeyle aslında miletin benimsediği 'özel'liği, 'ayrı'lığı, 'bizdenlik' ve en önemlisi milletliği dile getirip söylemediler/ifade edemediler. Lakin, zor durumdaki Türk Milleti'ni kurtarmak icap ettiğinden, çoğu özünde iyi niyetli olan kurtuluş yolları aranmağa başlandı. Ne yazık ki bugün Türk milletinin başına bela olan mefkure yoksunu ideolojilerin temeli, o zamanlarda atıldı. Hem de tamamının soyundan emin olamadığımız kişi ve gruplarca...

           Dağılan imparatorluk, bozulan ekonomi, kimilerince elden giden din kişi ve kurumları çözümler aramağa itiyordu. Ortaya çözüm önerileri atılıyor, aydın zümre bunları fikir ve çıkarlarına göre değerlendiriyor, Türk Milletinin değerlerinin ve Türklüğün hiçe sayıldığı reçeteler yazılıyordu. Bu reçeteler, bu memleketin asıl sahibi, üretici gücü, ahlak ve düzeninin koruyucusu ve emek sahibi olan Türkler yok sayıldığı sürece elbette başarılı olamayacaktı. O zaman olamamıştır, asla da olmayacaktır! Tarihten ders çıkarmak isteyenlere bu açık kanıttır ki, Türkçülükten başka kudret, hiç bir zaman Türk'e fayda sağlamamıştır.

            Peki dönemin kurtuluş önerileri neydi? Aydınlar, yönetim, halk ne istiyordu? Bunlar uzun uzun da yazılabilir, uzun uzun tartışılabiir. Orası, başka bir bahsin knuşması. Temel olarak düşünülebilir ki; yönetim yıkım döneminden en az zararla çıkıp Osmanlı'yı ayakta tutmak, aydınlar din çekincesi ve çıkar kaygılarıyla eski teranelerini sürdürmek derdinde idi. Halkta ise; yorgun, dışlanmış, çocuğunu kendi savaşı olmayan arap çöllerinde şehit vermiş, ''bi-idrak'' Türkler yılgındı, yabancı kanlılar ayrılıkçılığın hesapları içindeydi. Bu sebeptendir ki, içindeki yabancıların bulunduğu kurtuluş hesapları başarılı olamayacaktı. Dönemin üç kurtuluş reçetesini şöyle sıralayabiliriz;

1.  Mevcut devlete bağlı, henüz ayrılmamış milletlerden yine eski dönemlerdekine benzer bir Osmanlı Milleti yaratmak.
2.  Din birliğine bağlı, yani Osmanlı'dan gayrımüslim unsurların çıkarılmasıyla oluşacak, halife eksenli bir İslam devleti yaratmak.
3.  Bir Türk Milleti (Kimliği, Ne'liği ) yaratmak.

            Türk Milleti'nin azmi, dönemin Türkçülerinin (Merhumlar; başta Başbuğ, Kazanlı Akçura, Bilge Gökalp, Koca Süleyman Paşa) müthiş dehaları sayesinde en mantıklı yolun seçildiğini tarih söylüyor bize. Diğer çareler başarılı olamayacak mıydı? Elbette olurdu! Ama o zaman Türk daha ağır bedel öder, belki hilafet denen boyunduruktan kurtulamaz, bir milli kimliği hala oluşturamaz, milli istiklal savaşında başta bir ülkü ve erekle bu denli kişiüstü bir başarı yaratamazdı! Bu destan böyle yazılamazdı. O yüzdendir ki hala Türkçülük dışı ülkülerle savaş halindeyiz.

            Anadolu'da daha kimse bırakınız ''Milli Devlet''i, ''Millet'' kavramından dahi söz edemezken Süleyman Paşa, Recaizade Ekrem Beğ'e ''Osmanlı devletimizin adıdır, Milletimizin adı se Türk'tür!'' diyerek ilerde yapılacak olanın bir ıslahat değil de başlı başına ''Türkçü Devrim'' olacağının işaretini vermiyor muydu? İşte bundandır ki, Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, devrim ve düzenlemeleri bu hale getiren kudret Türkçülüktür. Hem de bugün Ata saydığımız isimlerin yaptığıdır. Akçura'nın ''Yeni Türk Devleti'nin Öncüleri'' dediği kişilerdir.

             Esasında, bu işareti bize veren bir yerde devrimimizin asıl kahramanı Başbuğ'dur. O “Heyecan ve hislerimin babası Namık Kemal, fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.” derken aslında bize iki büyük Türkçünün adını veriyor, bu yeni cumhuriyet ve devleti yaratanların aynı zamanda Türk milliyetçi hareketinin başlatıcıları olduğunu söylüyordu. Zaten, yine O ''Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür.'' derken de Gökalp'in 'Kültürel Türkçülüğü'ne işaret etmekteydi.

             Yapılan devrim ve Cumhuriyet icraatları ile Gökalp'in ''Türkçülüğün Esasları'' başyapıtını biraz ilişkilendirmek aslında çok sorumuza cevap olacaktır. Gökalp Ata'nın dil, din, ahlak, moral ve estetik olarak saydığı sosyal birlik unsurlarını sağlamak için Türk Devrimi'nin sosyal kısımları; Gaspıralı'nın ''Dilde, düşüncede, iş hayatında birlik.'' ilkesi için kültürel kısımları, Akçura'nın ''Üç Tarz-ı Siyaset'' makalesinde önerdikleri için ise siyasi kısımlarının yapıldığı artık daha rahat anlaşılmakta.
 
            Büyük deha Akçura ''Sadık Millet'in (ermeniler) bile kıpırdanmaya başladıysa bir Osmanlı Milletinden, güçlü hristiyanlık bile etnik sebeplerden birlik kuramıyorken bir İslam birliğinden'' söz etmenin manasız olduğunu söyleyerek devrimin yoluna ışık tutmuştur. Tarihçi Berkes'in ''Unutulmuş Adam'' dediği Akçura tarih sahnesinden ağır ağır kendisine yakışan alçakgönüllülükle çekilirken Enver Ziya KARAL Üç Tarz-ı Siyaset için yazdığı Önsözde şunları söylüyordu: ''Akçura, bir orta sınıf yaratılması önerisiyle, Türk Devrim Hareketi'nde Ziya Gökalp'ten daha etkili olmuştur.'' Ben de haddim olmayarak ekliyorum: Çünkü Gökalp Başbuğ'u bu yolda erken yalnız bırakmıştı.

            Sonuç olarak, Türk Kimliği oluşmasının gerekliliği Türkçü kamuoyunun bir icraatı olmuştur. Bu kimliği oluşturmak için bir devrimin gerektiği de, bu devrimin yöntemi de Türkçüler tarafından belirlenmiştir. Başbuğ'a düşen bu görev sayesindedir ki, Türkiye Cumhuriyeti tarihte eşine ender rastlanır bir istiklal mücadelesi ile kendi kimliğini başı dik biçimde yaratmıştır. Tüm Dünya'ya Türk'ün varlığını anlatmanın tek yolu vardı, o uygulandı. Biz bugünün Türkçülerinin işi nispeten daha kolay olmakla beraber sorumluluğumuz katbekat fazla. Korumamız gereken bir devrim, ondan önce bir kimlik var.


Cumhuriyet bayramımız kulu olsun.
Tanrı Türk'ü korusun.

Erlik TANRIÖĞEN

             
           
 
           
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 2.093 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.0059999999999998s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.