TÜRK'E KEFEN BİÇİLİR Mİ?
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 24 Ekim 2019, 06:26:26


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TÜRK'E KEFEN BİÇİLİR Mİ?  (Okunma Sayısı 585 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ATSIZALP
Kurultay Bozkurdu
Türkçü BOZKURT
*****
ileti Sayısı: 8.854


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« : 03 Eylül 2017, 16:30:10 »

TÜRK'E KEFEN BİÇİLİR Mİ?

Bu konuyu ele alırken asla o konunun doğasının izin verdiğinden daha fazla bir kesinliğe ulaşma beklentisine girmeyeceğim. Cevabı çeşitli moda akımları ve kavramlar üzerinden masaya iç meseleler ekseninde yatıracağım. Hızlı bir şekilde yazıyı kaleme aldığımdan, Atsız Atamızın ifade ettiği gibi kısmen “fikri hazırlıktan yoksun” ifadeler kullanır isem şimdiden kandaşlarımın ve dava arkadaşlarımın yüksek anlayışına sığınırım.



Kimlikçilik Modası

Bu modaların yaratıcıları, “Türkiye’nin kimlik arayışının (sözde bunalımının) bizatihi iç içe geçmiş beş kimlikten hasıl olduğunu ileri sürer, doğulu kimliği, batılı kimliği, islam kimliği, osmanlı kimliği ve Türk kimliği” olarak niteler. Pek tabi 36 altı etnik unsurda alt kimlik olarak ara sıcak şeklinde servis edilmektedir. Modacılara göre her yüzyılın bir karakteristiği ve buna bağlı olarak kendine özgü bir söylemi varmış. 19. yüzyıl bütün dünyada milliyetçiliğin şahlandığı çağmış. 20. yüzyıl ise ideolojiler çağıymış. 21. yüzyılın karakteristiği ve söylemi hakkında net bir ifade ortaya koymak için neyi seçtiler dersiniz, tabi ki “kimlikler” çağını seçtiler. Moda bu ya, geçici ama yakıştıran üstüne giyer.

Kürtçülük ve Ümmetçilik Modası

Günümüzde ümmetçilik ve kürtçülük gibi moda akımlarından birinin, diğeri karşısında meşruiyet zemini oluşturması ya da kendini haklı çıkarması gibi amaçlar taşıdığı ortadadır. Eşitlik ya da demokrasi aptallığı, aklın ve erdemin doğal hiyerarşisini bozmuştur. Bilinmelidir ki! Türk’ün en temel özelliklerinden biri, hainlere karşı duyduğu nefrettir. Kendilerindeki yumuşaklığa siper olarak Türkçülüğün gücü kullanmaktadır. Son 100 yıldır bilhassa kimlik tartışmaları üzerinden vatanımızda ve coğrafyamızda azınlık hareketlerine kalkışan çürük ideolojiler en öncelikli düşmanlarımızdandır.

Atsız Atamız, bu dönemde yazdığı “İslam Birliği Kuruntusu” adlı makalede, ümmetçilik fikrini kıyasıya eleştirmektedir. Bir “kuruntu” olarak nitelediği bu fikrin, “din” olgusunun baş unsur olduğu çağlarda bile gerçekleşmediğini belirtirken, araya giren bu kadar “ihanet” ve “düşmanlıktan” sonra bunun mümkün olmadığını belirtmekte ve gerçekleşmesi gerekenin “Türk Birliği” olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca bir makalesinde Türkçülere seslenirken parantez içerisinde “selamünaleykümcülerden” değil gerçek Türkçülerden bahsettiğini söylemek lüzumunda olduğunu ifade de etmektedir.

Yeşil Beynelmilelciler ve Türk-İslam Sentezcileri

“Şeriatın çizdiği sınırlar içerisinde kendi kavmine yardımcı olmakta yanlış bir şey yoktur, kendi milliyetini belirtir ve onunla övünürken diğerlerine zulmetmemek gerekir” diyen hoca efendilerin, fransız Gustave Le Bon’un, “bir milletin ruhunu oluşturan ahlaki ve akli karakterler, o milletin mazisinin bir ürünüdür. Her ne kadar aynı ırkın bireylerinde bu karakterler farklı görünse de, bu bireylerin çoğu bazı ortak karakterlere sahiptir. Bundan ötürü, bir kavim yaşayan mensupları tarafından değil, ölmüş olan unsurları tarafından yönetilirler. Vatan fikri ancak ırk birliğinde düşünülünce anlam kazanmaktadır” ifadelerine bile fransız kalması ne acıdır.

Müslümanlığı, “sosyoloji bakımından Arapların millet haline geçme savaşı” olarak tanımlayan Atsız Ata; dağınık halde yaşayan bir kavmin tabiatın doğası gereği birlik halinde yaşamak isteyeceğini ifade etmektedir. Kaba softalar bu tespitleri doğrular hareketleri her daim ve süreçte takınmaktadırlar.

Türkler arasında vuku bulan “Sünnilik-Şiilik” davasının Türkleri iki ayrı ordu halinde asırlarca savaşmasına sebep olan elim bir vakıa olarak gören Atsız Ata, bu dava yüzünden Türklerin hem milli enerjisinin “boşu boşuna” harcandığını düşünmekte hem de siyasi Türk birliğinin bu dava yüzünden kurulamadığını ifade etmektedir. Atsız Ata, bu hususta “Celali İsyanları”na atıf yapmaktadır. Şiileri Türk saymamanın sonucunun “Fuzuli” gibi bir şairi Türk saymama sonucunu doğuracağını düşünen Atsız, Turancıların mezhepleriyle değil, “kan” ve “dil” unsularıyla “Türk” olduğunu belirtmektedir.

Osmanlının son döneminde başlayan, imparatorluğun bekasını sağlamaya dönük düşünce ve siyasi akımlar olan Osmanlıcılık ve İslamcılık, Türk muhafazakarlığının düşünsel mirasının içini boşaltmış, karşılarında dimdik olarak Türkçülük ayakta kalabilmiştir.

Türkiye’de dini hareketler Cumhuriyet dönemi ile birlikte daha da ideolojileşmiş, değişmiş ve siyasal alanı dönüştürebilen bir güç haline gelebilmiştir. 1950 yılında demokrat partinin ve mankurt çevrenin hassasiyet gösterdiği temel geleneksel, dini, manevi değerlerini ön plana çıkartarak iktidar olması Türkiye’de sağ muhafazakarlığın önemli bir siyasi aktör haline gelmesinde bir dönüm noktası olmuştur. 1950’den itibaren yükselen dini-milliyetçi muhafazakarlık Türkiye’de siyasal alana damgasını vurmuştur. Bu dönemde aydınlar ocağı çevresinde örgütlenen milliyetçi-muhafazakar aydınlar Türk-islam sentezi düşüncesinin biçimlenmesine önayak olmuşlardır. 1980 askeri müdahalesi sonrasında Türkiye’de islam sentezi ağırlıklı düşünce devletin resmi ideolojisine eklemlenmiştir. Bu eklemlenme sürecinde özellikle milli eğitim kurumlarında ve orta öğretim ders kitaplarında ümmetçi düşüncenin ideolojik bir aygıt olarak izleri görülmektedir. Bu bağlamda Türk-islam sentezi düşüncesi bir muhafazakarlaştırma projesi olarak işlev gördükten sonra yerini dinci ideolojilere bırakmıştır. Türkiye’de milliyetçi-muhafazakar düşüncenin çok etkili olmasında alt gelir gruplarının, devşirilmişlerin ekonomik, siyasal ve kültürel açıdan sözde manevi değerlere sarılmaları kadar, son dönemlerde dışarıya tabi içerideki siyasi maşaların toplumu dönüştürme projelerinin de önemli bir rolü bulunmaktadır. Yazılan senaryonun baş aktörleri ve figüranları her zaman hazırdır. Moda bu! Dizi sektörünün yükselişi masalı içtimai olarak hayata geçirilmeye de çalışılmıştır. 

Atsız Ata bu dönemde “tarikat” olgusu üzerinde de fikirlerini beyan etmiştir. Osmanlı Devleti döneminin 14. ve 15.yüzyıllarda birçok tarikatın varlığına tanıklık ettiğini söyleyen Atsız, bu tarikatları “küçük birer hakikatin yanında bir yığın safsatayı ileri sürerek millete hitap ve birbirleriyle mücadele eden” yapılar olarak ifade etmiştir.

Akımcılar ve Varsayımcılar

Devlet su işleri ya da elektrik idaresinin mühendislik icraatlarından bahsetmeyeceğim. Günümüz sözde ideolojik akımları; liberalizm, kapitalizm, sosyalizm ve islami milliyetçilik çeşitli düzeylerde karşılaştırılmaktadır. Bir duruş, karşı koyuş, statükoyu koruma, üslup, ideoloji, tavır, tutum, ruh hali, düşünce, siyaset, tutuculuk, gericilik; kavramları ile içi boşaltılmış muhafazakar ilkesizlikler bütünleşmiş, karmalaşmış ve siyasetin çok önemli bir hareketi olarak kemikleşmiştir. Bu akımlarda kefencilerdendir.



Modernleşme ve Batılılaşma

Modernleşme, batılılaşma çabalarının son noktası olarak kabul edebileceğimiz cumhuriyetin ilanı ile birlikte pek çok akım gibi ya da daha doğru bir ifade ile islamcılık, ümmetçilik, osmanlıcılık gibi imparatorluk mirasını paylaşmaya yönelik geliştirilen yerel düşünce akımlarının başarısız olması, bu akımların tarihsel süreçte kemalizme ve onun ideali sözde seküler modern ulus-devlet projesine (her yol komünizme çıkar) dönüşmesine neden olmuştur.

Ciddi bir kutuplaşmanın su yüzüne çıktığı 40’lı yıllarda, İsmail Hakkı Baltacıoğlu’nun Eminönü Halkevinde vermiş olduğu bir konferansta bir grup sol düşünceli mankurt tarafından protesto edilmesi üzerine Atsız, dönemin Başbakanı olan Şükrü Saraçoğlu’na, kendi dergisi olan Orhun’da 1 Mart 1944 tarihinde açık bir mektup yayınlar. Mektupta özetle şu ifadeler yer almaktadır:

“Sayın Başvekil, hem Türkçü hem de Başvekil olduğunuz için size bu açık mektubu yazıyorum… Millet Meclisinde 5 Ağustos 1942 günü verdiğiniz nutukta, “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve laakal o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir” demiştiniz. Türk tarihiyle uğraşmış bir münevver olarak söyleyebilirim ki ne ırkımızın, ne de devletimizin tarihinde, Türk milliyetçiliği resmi bir ağızdan bu kadar kesin sözlerle hiçbir zaman açığa vurulmamıştı… Sayın Başvekil, esefle söylemeye mecburum ki Türkçülük nazariyat safhasında kalmaya devam ederken, bu milletin ve bu ülkenin düşmanı olan solcu fikirler bazen sinsi, bazen açık yürümekte devam ediyor… Solculuk, gördüğü müsamaha ve kayıtsızlıktan faydalanarak sinsi sinsi ilerliyor… Bunlar demokrasinin icabı ise o zaman memlekette, bilhassa ilmi alanda da geniş bir fikir hürriyeti olması gerekir.” Atsız Atamız ne de güzel özetlemiş.

Demokrasi ve Demokratlık Akımı

Sekülerleşme ile birlikte yani dinin siyasal, toplumsal, kültürel alandan en azından kamusal görünürlük düzeyinde çekilmesi, dinin özellikle kentsel alandan kırsal alana ve dolayısıyla özel alana hapsedilmesini beraberinde getirmiştir. Diğer bir kavramsal kavrayışla merkezden itelenen dinsel ögeler mankurt çevre tarafından kucaklanılmıştır. Dinsel varoluş kırsal alanda bir çeşit uykuya yatmıştır. İşte tam da bu noktada çok partili rejime geçiş süreci çerçevesinde Kemalist-komünist (Atsız Atamızın ifadesi ile komünizm cereyanı bu yıllarda ciddi teveccüh görmektedir) projeye eklemlenen düşünce akımları, başka bir ifade ile bu projeye bir şekilde muhalif olan gruplar aslında kırsalın kucakladığı ve sahiplendiği ‘din’ olgusunu aktif etmeyi denemiştir ve kısmen, özellikle de adalet partisinin popülist olarak nitelenebilecek politikalarıyla da hayata geçirilmiştir. (Atsız Ata köycülük düşüncesine bu yönüyle de önem atfetmiştir.)

Bir takım hükümetlerin kurdurulmasından ve kendisini muhafazakar demokrat olarak tanıttırılmasından sonra sağ-sol yapı demokratik toplum çabası içine girmiştir. (Atsız Atamızın değimi ile dalkavuklar gecesi başlamıştır) Çünkü din münevverliği kavramı bile henüz tam şekillenmemişken bu hükümetlerin buna bir de “demokrat” kimliğini eklemesi sağ-sol içinde çeşitli ortamlarda bu kavramın ya da siyasi kimliğin anlaşılması gerekliliğini beraberinde getirmiş ve ideolojilerin içini boşaltmıştır.



Azınlıkların ve Mankurtların Irkçılığı

Atsız Atamız, kendi hatıratında, Kurtuluş Savaşı yıllarına gönderme yapar ve İstanbul’da yaşayan azınlıkların “süt dökmüş kedi” gibi değil de tam manasıyla “köpek” gibi olduğunu ifade eder. Irkçılığı öncelikle bir milli savunma vasıtası olarak gören Atsız Ata, bu kavramı Türkiye’de azınlıkların kendi aralarında “gizlice” yürüttükleri ırk şuuruna karşı müteyakkız olmak olarak görür.

O dönemde Türkiye’de var olan, gelişen ve iddiası bulunan iki fikir cereyanından bahseden Atsız Atamıza göre bu iki fikirden bir tanesi “milliyetçilik” bir diğeri de “dincilik”tir. Atsız Atanın bu dönemde “dinci” olarak tespit ettiği çevrelerle ciddi bir mücadele içerisine girmesinde gerçekçi düşüncelerin önemli bir rolü vardır. Atsız Ata bu dönemi şu şekilde tasvir eder: “Bir yandan ümmetçilerle, nurcular şeriat prensipleriyle bizi Araplaşmaya sürüklerken öte yandan marksistler ve aşırı solcular sosyal adalet vaadiyle moskoflaşmaya doğru götürmek istiyor”.

Alıntı da görüleceği üzere, Atsız Atanın tespitlerine bu dönemde yeni kavramlar dahil olmuştur. Bunlardan biri de nurculuktur. Atsız Atamıza göre, “nurculuk, komünizm, particilik, süleymancılık, ümmetçilik” gibi fikirler, Türkçülük fikrine yapılan yıpratma faaliyetleri sonucunda oluşan boşluk sayesinde kendilerine mevzi bulmaktadır. Zira ortada “milli” bir düşünce kalmayınca, manevi bir inanca sarılmak durumunda kalanlar bu gibi fikirlere tevessül etmektedir. Bunun sebebi, gençlerin beynine ve gönlüne “milli” bir biçimde hitap edilmemesidir.

Atsız Atanın tespitlerinde nurculuk ile komünizm arasında herhangi bir fark yoktur. Komünizm, iktisadi bir emperyalizm olarak moskofdan, nurculuk ise dini bir emperyalizm olarak Mısır’dan gelmektedir. Türk milletini ve kültürünü yok etmek için faaliyet gösteren bu iki fikirden birisi “moskofçuluk” diğeri de “arapçılık” davasını gütmektedir. Ancak Atsız Atanın, “nurculuk” ile olan fikirlerini en iyi anlamak için, 1964 yılında yazmış olduğu “Nurculuk Denen Sayıklama” adlı makalesine göz atmak lazım gelmektedir.

Bu tespitlerin ışığında son 13 yıldır iktidarda olanların hangi tebaa üzerinden ülkeyi karanlığa sürüklediği ve beyinleri mankurtlaştırdığı ortadır.

Atsız Atamız “Milliyetçilik büyük ve asil bir inançtır. Hiçbir karşılık beklemeden kendini yok etme düşüncesidir. Bu bakımdan dinden üstündür. Dindar, yarınki bir âlemin cennetine ve nimetlerine kavuşmak için feda eder. Bu fedakârlık, hiçbir şey ummadan kendisini yokluğun karanlıklarına atan bir milliyetçiliğin fedakârlıkları ile asla ölçülmez” ifadelerinde durumu özetlemiştir.

Atsız Ata, Türklerin islamiyeti kabul etmesi hakkındaki düşüncelerinde büyük tehlikeden bahsetmiştir. İslamiyet’ten önceki dönemi, “milli şuuru” çok yüksek olan bir çağ olarak nitelemiştir. Türklerin islamiyete geçişinden ve bu dini benimsemelerinden sonra “trajedi” yaşadığını düşündüğünü her vasıtada iletmiştir.

Gök Bilge Atsız Atamızın geçmişte, günümüzde ve gelecekte düşman olan ve olacak gruplar için yapmış olduğu derin tespitler geçerliliğini her daim korumaktadır. Türk Vatanının bütünlüğünü tehdit eden hedefler sürekli bir halde varlığını daimi sürdürecek, bekamız için hayati öneme sahip olacaklardır. Kimi amerikancı, kimi helenist, kimi siyonist, kimi islamcı, kimi de panslavist hareketlerin merkezinde yer almaya devam edecektir. Jeopolitik sahaya giren Avrupa, Adriyatik, Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Türk düşmanlığı eksenli cepheler her geçen gün büyüyerek katlanacaktır. Güç fethedilen ve her gün yeniden fethedilmesi lazım gelen bir şeydir.

Tarih boyunca, Türk düşmanlığı ekseninde birçok devletler birleşmiş, kendi geleceklerini ikame etmek ve Millet olgusunu geliştirmek adına Türk’ün gücünü kullanmışlardır. Tarihi düşman niteliğindeki birçok devlet bağımsızlığını Türklerin elinden kazanmış, ihanet senaryolarını Türklerin üzerinde denemişlerdir. Türklerin tarih boyunca medeni ve yaşayan devletler ailesinde en üst noktada yer almasının sebebi tarihi tecrübelerinin, yasalarının ve yüksek aklının mevcut olmasından ileri gelir.

Bir taraftan tarihi düşmanlarımız Rusya, Çin ve İran, diğer tarafta Orta Asya  geçmişten uzak bir görüntü ile istikrarlı bir ekonomiye sahip olduklarını göstermektedirler. Kandaşlarımızın da yer aldığı bu devletlerin arasındaki jeopolitik ve tarihsel bağlar mutlaka en uç noktada, Türk coğrafyasındaki yani Türkiye’deki yakınlığını hissettirecektir.

Büyük işler kader perdesi altında mı gizlidir, yoksa kaderimizi kendimiz mi yazarız biz iyi biliriz.

Ruhları fethetmek, düşman düşünceleri kırmak, dostun düşmanın, iyinin ve kötünün içinde dolaşarak niyetlerini ve gizli açık maksatlarını öğrenmek hakkında gerekli güce her daim hakim olan Türkçülerdir. Tarihi düşmanlarımız, Türklerin tartışmayı, meclis kurmayı, düşünmeyi, sabrı, sağlam ve akıllı işler yapmayı iyi bildiğini tecrübe etmiştir. Karşımızda yenilmez iradelerin yenildiğini, alınmaz şehirlerin alındığını, diz çökmeyen orduların dize getirildiğine şahit oldukları günler pek uzak değildir.

Tanrı Türk’ü Korur.


21/10/2015
Tan Hu “Emre”
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Kaan Ulas
OTAĞ BEKÇİSİ
Türkçü BOZKURT

Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 4.975


Madem ki Türküz; o halde Türk gibi yazarız.


« Yanıtla #1 : 30 Nisan 2019, 03:37:44 »

Türk' kefen biçilir mi?
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

ATSIZCA, ATSIZCILIK
Genç Atsızcı
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 30 Nisan 2019, 15:25:37 »

Türk' kefen biçilir mi?

"Kürşad'ın narasıyla indik Tanrı Dağından
Ruhumuzu kandırdık Orhun'un kaynağından
Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur
Türk'e kefen biçenin ölümü korkunç olur!"
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.06 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.015s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.