TOPRAK BİLE ÖLMÜŞ GİBİYDİ… TRAKYA BAHTI KARA
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 07 Ağustos 2020, 03:14:21


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: TOPRAK BİLE ÖLMÜŞ GİBİYDİ… TRAKYA BAHTI KARA  (Okunma Sayısı 1142 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.470


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« : 24 Eylül 2017, 20:10:42 »

TOPRAK BİLE ÖLMÜŞ GİBİYDİ…

Bütün büyük milletler sınırları dışında kalan, tarihi ve kültürel bir geçmişi olan soydaşlarını asla ihmal etmemekte, içtimai ve siyasi işbirlikleri ile gereken yakınlığı korumaktadır. Kıtalara hakim olan Türk Milleti ise birçok coğrafyada izler bırakmış ve soydaşlık bağını genişletmiştir. Günümüzde Balkanlar’da Türkler; Romanya, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan ve Kosova’da yoğun bir şekilde yaşamaktadırlar.

Balkan Türkleri’nin dernekleşme faaliyetlerindeki artış ve son yıllarda o bölgede yaşanan Türk Milletine karşı yürütülen asimilasyon politikaları batı sınırımız olan hatta (ki bize buna sınır demeyiz) yaşanan “Türk Milleti’ni Yok Et” planının hayata geçtiğinin göstergesidir.

Köklü tarihimiz nedeniyle Türkiye dışında milyonlarca soydaşımız yaşamaktadır. Soydaşlarımız bu ülkelerde çeşitli şekillerde sosyal, dini ve ekonomik baskılara maruz kalmaktadırlar. Diğer ülkelerden sürekli olarak anavatan Türkiye’ye göçlerin olması yapılan baskılardan kaynaklanmaktadır.

Ortodoks devletlerin “Yeşil Koridor” olarak adlandırılan uygulama ile ilgili “Yeni Osmanlıcılık” doktrinin bir parçası olan Bulgaristan’daki Müslümanlar’ın etnik açıdan yeniden tanımlanması hareketi son yıllarda bölgedeki Türk nüfusunun baskı altına alınmasına neden olmuştur. Bölgede “Ortodoks” kanada karşılık, “Müslüman” kanadı ifadeleri çok yaygın bir şekilde halen dile getirilmektedir.

Türkçü Turancı Otağ olarak Balkanlar’da azalan Türk nüfusun, Türkiye açısından güvenlik sorunu oluşturmaktan öte anavatan bildikleri Türkiye açısından beka önemi taşıdığını dile getirmemize bir gerek olmadığını düşünmekteyiz. Bu bakımdan Türklerin teşkilatlanma ve birlikte hareket teşekkül edebilme kabiliyetlerini geliştirmeleri hem kendileri açısından hem de Türk Milleti’nin bütün coğrafyadaki geleceği açısından büyük bir önem arz etmektedir.

30 Haziran 1990'da işbirliği protokolü imzalamak için Suriye'ye giden Rum Yönetimi Lideri Vasiliu'nun görevini değerlendiren Simerini Gazetesi, "Türk yayılmacılığının direkt tehdidi karşısında bulunan ve Türkiye tarafından ezilen halklar (?) arasında, ortak bir cephe kurulması gereğinden" söz etmiş ve "Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Suriye ile Ermeniler ve kürtlerin Turancılığa karşı birleşme zamanının geldiğini" öne sürmüştür.

1995 yılında bu hedefe ulaşılmış, Yunanistan önce Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ve ardından da sırasıyla Bulgaristan, Suriye, Arnavutluk nihayet Ermenistan ile savunma ve askeri işbirliği antlaşmaları yapmıştır.   

Yunanistan ve Rum Kesimi 1990 yılından başlayarak bu sonucun alt yapısını adım adım oluşturmuştur. Öncelikle "Pan-Etnik Bir Birlik" veya "Pan- Etnik Bir Konferans" adı ile çalışmalara başlanmıştır. Ardından "Benzer Kültürlere Sahip Halklar Konferansı" ile faaliyet yürütülmüştür.

Yunanistan'ın Türkiye'yi çevrelemek amacıyla üçüncü ülkelerle yaptığı savunma ve askeri işbirliği anlaşmalarından önce bu çerçevede gerçekleşen önemli bir organizasyon da Eylül 1993'te Belgrad'ta toplanan "Benzer Kültürlere Sahip Halklar Konferansı” dır. Bu konferansa Rusya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Ermenistan, Yugoslavya ve farklı 7 ülkeden temsilciler katılmıştır."

Yukarıda Yunanistan tarafından yakın tarihte Türk Varlığı’na karşı duyulan nefretin ve yürütülen politik faaliyetleri paylaşma gereği duydum. Bu planlamalarda dikkat edeceğiniz üzere “Ortak Düşman Türkler” ve onun bu coğrafyadaki varlığına son verecek olan da ezilen halklar olarak ifade edilen bölge ülkeleri olarak tanımlanmıştır.

Bu benzer kültüre sahip zangoç halklar terimi içinde yer alan Bulgaristan’ı, tarihin gerçekliğinde Türk Bulgaristan’ı olarak, Kurultayımızda masa yatıralım istedik.

Tarih, Balkanlar’a bir temayül göstermemek için kendinden kaçmaktadır. Bu bağlamda Huntington, fay hattı benzetmesinde; Balkanlar’ın bir anlamda “Batı ve geri kalanı” ayıran hattın çevrelediği bir bölge olduğunu ileri sürer.


Bulgaristan Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’da ilk toprak kaybına uğradığı 1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi’nden sonra imzalanan Berlin Anlaşmasıyla kurulmuştur.

XVI. yüzyılda Bulgaristan’ın nüfusunun büyük bir kısmını Müslüman Türkler oluşturmaktaydı. Bulgaristan Türkleri, genelde Osmanlı İmparatorluğu döneminde Anadolu’nun çeşitli yerlerinden Balkanlar’a göç etmiş Yörüklerden oluşmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte Anadolu’dan bölgeye göç eden Türkler, burada yaşayan yerli Türk halkı birleşerek çoğalmışlar ve bölgede önemli bir Türk varlığı meydana getirmişlerdir. XIX. yüzyılın ikinci çeyreğinde Tuna Vilayeti’nin altı vilayetinde 600.000 Türk bulunmaktaydı.

Doğu Rumeli (Berlin Anlaşmasında bu adı almıştır) bölgesinde XIX. Yüzyılda 681.000 Türk’e nüfusa karşılık 483.000 Bulgar nüfusu bulunmaktaydı.

1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde 1 milyon 253 bin Müslüman Türk yaşadığı topraklardan göç etmeye zorlanmış ve bunların yarısı soykırım, hastalık, açlık veya soğuk yüzünden hayatını kaybetmiştir. Böylece Tuna Vilayeti’nde Bulgarlara bir ülke oluşturulmuştur.

1877-78 Osmanlı Rus savaşı Osmanlı Devleti’nin 19.yy’da yaptığı en büyük, en çetin savaşlardan biri oldu. Savaş sonunda imzalanan Yeşilköy anlaşması eğer kabul edilmiş olsaydı sonuçları itibariyle de büyük bir savaş olurdu. Ancak büyük devletlerin araya girmesi Rus yayılmacılığını durdurdu ve netice itibariyle daha hafif şartları olan Berlin anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile Osmanlı’ya göstermelik olarak bağlı özerk bir Bulgar Prensliği kuruldu, Doğu Rumeli vilayeti oluşturuldu ve Makedonya, ıslahat yapmak kaydıyla Osmanlı’da kaldı. Nitekim 1885’de Doğu Rumeli de Güney Bulgaristan adını alarak Bulgar Prensliği’ne ilhak olacaktır. ( Ömer Turan, “Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri”, Balkan Türkleri Balkanlar’da Türk Varlığı, Erhan Türbedar, ASAM, Ankara, 2003, s.20; Bilal Şimşir, Bulgaristan Türkleri, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1986, s.31-32.)

1877-78 Harbi sırasında Rus ve Bulgarların Türklere karşı yaptıkları katliam ve yağma olaylarını gözlemleyen Binbaşı Leader, İstanbul’daki Daily Telegraph gazetesi muhabiri M. Drew’e gönderdiği telgrafta “… Yeni Zağra istasyonu civarında 3000 kadar ceset gördük, hepsi Türk’tü. Köpeklerin ve domuzların bozulmuş cesetleri kemirmeleri ve binlerce aç kuşun istasyon duvarlarına tüneyerek beklemeleri korkunç bir manzaraydı…”( İlker ALP, a.g.e, s. 19.)

Bulgarlar bu amaçla Türklere karşı uygulanan Türk isimlerini değiştirme, Hıristiyan olmaya zorlama, milli kıyafetleri yasaklama ve camileri yıkma faaliyetleri aratarak devam etmiştir. Balkan savaşları sırasında Bulgarlar, önce kendi ülkelerinde yaşayan Türkleri, sonra da ele geçirdikleri Makedonya, Batı Trakya ve Doğu Trakya’da yaşayan Türkleri planlı bir şekilde katlediyorlardı. Örneğin Makedonya’nın İştip bölgesini ele geçiren Bulgarların bölgede yaşayan Türk ve Yahudi’lere karşı yaptıkları zulümleri “Milli Bulgar Bankası”nın bölgeye gönderdiği bir Bulgar memuru şöyle anlatmaktadır. “ Kasabanın yarısını oluşturan Türk ve Yahudi evleri tamamen boş, 25 kadar komitacı çetnik güpegündüz 70 yaşlarında bir Yahudi’ye saldırdı ve başını taşla yardılar. Ben müdahale edince bana da saldırdılar. Korkunç bir durum, sivil Türk köylülerinin nedensiz yere öldürüldüğü, mallarına, mülklerine el konulduğu karılarının çocuklarının açlığa terk edildiklerini görünce insanın yüreği parçalanıyor. Radovişte ile İştip arasında yaklaşık 2.000 Türk muhacir çoğu da kadın ve çocuk, açlıktan öldüler. Sahiden yalnızca açlıktan…”(H. Yıldırım AĞANOĞLU, a.e, s. 71.)

1877–1878 Osmanlı-Rus Harbi Rusların ifadesi ile bir ırklar ve yok etme savaşına dönüşmüştür. Bu savaş sonucunda bölge Rus işgaline uğramış, bölgede yaşayan Türkler ya katledilmiş ya da göç etmeye mecbur edilmişlerdir. Bu yüzden Türkler dört yüz yıldan beri yaşadıkları topraklarda azınlık durumuna düşmüşlerdir. Bütün baskılara rağmen de Türk nüfusu gücünü korumayı başarabilmiştir.

Balkan Savaşları sırasında karşı yapılan mezalimler Avrupa ve Türkiye’de yayınlanan gazetelerde de yer almaktaydı. İkdam gazetesinin 15-16 Ağustos 1913 tarihli sayısında yapılan katliamlarla ilgi yayınlanan belgelerin sonuna özet olarak şöyle yazılmaktaydı: “ Habere göre Kırcaali kazasının 6 köyünde 570 hanede oturan 3430 nüfusun çoluk çocuğu da dahil olmak üzere tamamı katledilmiştir. Eğridere kazasının Gümilcine’ye hicret etmeyen kısmında kalan 11 köyde 1490 hanenin tamamı yakılmış ve bir tek kişi kalmamacasına 7600 nüfus katledilmiştir. Diğer köylerden 1970 ev yıkılmış ve göç etmeyi başaramayan 1880 kişi feci şekilde katledilmişti. Gümilcine’nin 85 köyden oluşan Şeycuma ve 25 köyden oluşan Kirli nahiyelerinin tamamı Türk olduğundan bütün bu köyler yıkılmış ve tahrip edilmiş ahalisi istiladan önce göç ettiğinden kurulmuştu. Arda havzasının kuzeybatı istikametindeki Eğridere’nin Hataşlı nahiyesi ile Kırcaali’nin Şahinler ve Çamdere mevkileri istilaya uğramamıştı. Bunun sebebi ise 15-16.000 nüfustan oluşan ahalisinin elinde 2000’i aşkın silah ve bolca cephane bulunmasıydı.” (Ahmet HALAÇOĞLU, Balkan Harbi Sırasın’da Rumeli’den Türk Göçleri (1912-1913), Türk Tarih
Kurumu, Ankara 1995, a.35-36.)

Balkan Savaşları sırasında katledilen Türklerin sayısını İttihad ve Terakki Partisi’nin önde gelenlerinden olan ve dönemin Bahriye Nazırı olan Cemal Paşa hatıralarında 500.000 civarında olduğunu belirtmektedir. Diğer kaynaklara göre bu dönemde 812.271 kişinin 1912–1926 yılları arasında Türkiye’ye göç ettiği belirtilmektedir. (H. Yıldırım AĞANOĞLU, a.g.e, s. 94.)

Bulgar Prensliği’nin hukuken Osmanlı’ya bağlılığı 1908 yılında II. Meşrutiyetin ilanına kadar sürdü ve bu tarihle birlikte Bulgaristan krallık oldu. 19 Nisan 1909’da Bulgaristan Krallığı ile Osmanlı arasında bir protokol imzalandı ve Osmanlı hükümeti Bulgaristan’ın bağımsızlığını resmen tanıdı. Bundan sonra hukuken artık Bulgaristan’da yaşayan bir Türk topluluğu vardı. Ancak Balkan savaşları ve I. Dünya savaşı yılları kitleler halinde Türk göçlerinin yaşandığı yıllar oldu. Bulgar hükümetleri hızla Türk varlığını Bulgaristan’da eritmeye ve Bulgar nüfusunu çoğaltma gayreti içine girdiler. Ancak I. Dünya savaşı sonrası Alexandre Stanbuliyski liderliğinde kurulan Bulgaristan Çiftçi hükümeti döneminde Türk azınlık insanca bir yaşam sürebildi. Hükümet, çiftçi oylarıyla kurulmuştu ve bu sayede ayakta kalabiliyordu. Yüzde 80’i çiftçi olan Türkler de Çiftçi Partisi tarafından büyük bir destek görmüştür. Ancak bir darbe neticesi 1923’de iktidardan düşen Çiftçi Partisi yerine bundan sonra faşist düşünceli yönetimler gelmeye başlayacaktır. I. Dünya savaşı sonrası yeni düzende Bulgaristan, revizyonist blokta yer aldı ve Balkanlar’da yayılmacı bir politika izlemeye başladı. Bu bakımdan Türkiye, Bulgaristan’la 1925’de Ankara Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 1929’da Tarafsızlık ve Uzlaşma Anlaşması imzalayacaktır. (Bulgaristan’la 1925 ve 1929’da yapılan anlaşmalar için bkz., İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Anlaşmaları, c.I, TTK, Ankara, 2000, s.261-271 ile s.381-386.)

Türkiye’nin buradaki amacı sınırlarını Bulgaristan’a karşı güvence altına almaktı. Bu arada faşist Bulgar idaresi Türkleri ezmeye başladı. Bulgaristan’ın amacı, Türkleri ağır ekonomik ve politik şartlarda perişan duruma getirip Türkiye’ye göçe zorlamaktı. Bu durumu fark eden Bulgaristan Türk aydını, Türk azınlığın unum dertlerini görüşmek, bir hal çaresi bulmak amacıyla milli bir kongre toplama ihtiyacı hissetti. Bu düşünce o sırada Bulgar parlamentosunda bulunan Türk mebuslar tarafından da desteklendi. Sonuçta 31 Ekim-3 Kasım 1929 tarihleri arasında Sofya’da Bulgaristan Türklerinin 1. Milli Kongresi yapıldı. Bu, Türklerin milli varlığını, duygularını dile getiren ilk teşebbüs oldu. Kongre, Türk azınlığın tarihinde derin izler bıraktı. Bulgaristan yerel Türk basını konuya geniş yer ayırdı. Rehber gazetesi kongreden bir güneş doğacağını yazarken, Deliorman gazetesi kongreyi “Bulgaristan Türklerinin tarih önünde bir dönüm noktası” olarak nitelendirdi.( Hüseyin Memişoğlu, “Bulgaristan Türklerinin Birinci Milli Kongresi (31 Ekim-3 Kasım 1929)”, Belleten, C. LIV, Nisan-1990, Sayı209’dan Ayrı Basım, s.309-318.)

Milli kongrenin Bulgaristan’ın kuruluşundan buyana 1929’a dek geç kalmasının sebebi ise yetişmiş Müslüman Türk aydını eksikliğidir. 93 harbiyle birlikte asker ve sivil idareciler, aydınlar, varlıklı kimselerin büyük kısmı Anadolu’ya göçtü. Geriye cahil, eğitimsiz kesim kaldı. Bu durum yerel Türk basınında bir benzetmeyle başız gövde olarak nitelendirilmişti.( Ömer Turan, “Bulgaristan Türklerinin Bugünkü Durumu, Yeni Türkiye, sayı:3(Mart-Nisan 1995), s.300 )

Ancak Milli kongre kararları Bulgar hükümeti üzerinde etkili olamadı. II. Dünya savaşının sonuna kadar Bulgar kızıl faşizmi, Türklerin üzerine bir kabus gibi çöktü. Bulgaristan Bulgarlarındır sloganıyla Türklere karşı katı bir tutum sergilendi.( Hakkı A. Meçik, Bulgaristan Türklerinin Durumu, İzmir, 1984, s.26. )

Son olarak Bulgaristan 1940 yılında nüfusunun çoğunluğunu Türkler’in oluşturduğu Dobruca bölgesini de topraklarına katarak kuruluşundaki topraklarının hemen hemen üç katına ulaşmıştır.

II.Dünya savaşının sonunda ise faşist yönetimin yerine 9 Eylül 1944’de Bulgaristan Komünist Partisi’nin öncülüğünde Vatan cephesi hükümeti kuruldu ve böylece komünist rejim Bulgaristan’da başlamış oldu. Cengiz Hakov, “ Bulgaristan Türklerinin Göçmenlik Serüveni”, Türkler, ed., Hasan Celal Güzel-Kemal Çiçek-Salim Koca, c.20, Yeni Türkiye Yay, Ankara, 2002, s.372.)

1947’de ülkeyi Halk Cumhuriyeti ilan eden anayasanın onaylanmasıyla da Bulgaristan, Sovyetler Birliği’nin bir uydusu haline geldi.

Komünist rejimin ülkedeki halkları yönetime ısındırma anlayışı vardır. Bu bakımdan Türk azınlık da ilk zamanlar Bulgar yönetiminin teveccühüne mahzar oldu. Türkler de komünist idareden umutluydu. Ona bir kurtarıcı gözüyle bakıyordu. Faşist yönetimden bunalmıştı. Bu bakımdan Vatan Cephesi, Türkler için Türkçe “Işık” gazetesini çıkarmaya başladı. Gazete yeni rejime övgüler yağdırıyordu. Böylece yeni hükümet Türk azınlığı kazanmaya çalışıyordu. Komünist yönetim Türklere parlak bir gelecek vaad ediyordu.( Şimşir, a.g.e., s.172.)

Ancak komünist sisteme adapte olamayan, varlığını sistem içerisinde eritemeyen Türkler için zamanla düşünceler değişmeye başladı. Bunda Türkiye’nin II. Dünya savaşı sonrası Batıbloğu içinde yer alması da çok etkili oldu. Bulgaristan’dan ilk hamle 1950-51’de geldi. Sovyetlerin tazyikiyle 250 bin Türk bir anda ülkeden sınır dışı edilmek istendi.  ( Coşkun, Bulgaristan’la Yeni Dönem, s.15-16.)

Türkiye ise soydaşlarına kucak açarak 250 bin olmasa da 150 bin dolayında Türkü ülkeye almayı başardı. Bu sayıda kalınmasında, Bulgaristan’ın Türklerle birlikte bir takım zararlı unsurları da Türkiye’ye sokmak istemesi etkili oldu. Bundan sonra Bulgaristan tarafından Türkiye’ye göç konusu yasaklandı. Artık geride kalan Türkler, sistem içersine zorla entegre edilmeye başlandı. 1946’da özel okul statüsündeki Türk okulları devletleştirildi.

1959-60 ders yılında ise Türk azınlık okulları Bulgar okullarıyla birleştirilerek tüm Türk okulları ortadan kaldırılmış oldu.( Hazma Eroğlu, “Milletlerarası Hukuk Açısından Bulgaristan’daki Türk Azınlık Sorunu”, Bulgaristan’da Türk varlığı(Bildiriler, 7 Haziran 1985), TTK, Ankara, 1992, s.16.)

Beş yüzyıl Osmanlı yönetiminde kalan Bulgaristan, bağımsızlığını kazandıktan sonra Türklere karşı sürekli bir asimilasyon politikası izlemiştir. Ancak 1944 yılında Bulgaristan’a komünist rejimin yerleşmesiyle beraber asimilasyon devletin resmi ve sistemli bir politikası olması itibariyle nitelik değiştirmiştir. Özellikle Jivkov döneminde (1962–1989) Türk ve diğer azınlıklar eritilerek “tek milletli” Bulgaristan oluşturma idealine yönelik uygulamalar artmıştır. İşte böyle ırkçı bir anlayışla, Bulgaristan nüfusunun onda birini oluşturan Bulgaristan Türkleri’ne 1984 yılı sonlarından başlanarak Jivkov’un iktidardan uzaklaştırılışına kadar çok şiddetli ve geniş kapsamlı bir asimilasyon politikası uygulanmıştır.

Zorunlu isim değiştirmelerle başlayan bu uygulamalar, Türkçe yasağı, dini yaşamın kısıtlanması ve diğer uygulamalarla devam etmiştir. Baskılar sonunda bunalan Türk azınlık yönetime karşı gösteri yürüyüşüne başlayınca da ellerine birer pasaport tutuşturularak sınır dışı edilmeye başlanmıştır. Böylece 1989 yılı göç olayı gerçekleşmiştir.

Türkçe gazete ve dergiler yavaş yavaş kapanmaya başladı. Okullarda Türkçe ders saatleri kademeli olarak azaltıldı. 1969 yılına gelindiğinde ise özel bir kararla Bulgaristan’da Türkçe kitap yayınlanması yasaklandı. 1971’de kabul edilen yeni Bulgar anayasasında azınlık haklarına dair hiçbir hüküm yer almadı. ( Turan, Geçmişten Günümüze Bulgaristan Türkleri, s.25; M.Türker Acaroğlu, Bulgaristan Türkleri Üzerine Araştırmalar, Kültür Bakanlığı Yay, Ankara, 1999, s.131; Coşkun, a.g.e., s.22.)

İşte tüm bunlar totaliter Bulgar komünist yönetiminin tek uluslu Bulgar devleti oluşturma amacının sonucuydu. (Eroğlu, a.g.m., s.20; Hüseyin Memişoğlu, Pomak Türklerinin Tarihi Geçmişten Sayfalar, Ankara, 1991, s.38. )

Yaklaşık beş yıl süresince devam eden asimilasyon politikası uygulamaları esnasında başta Türkiye olmak üzere diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar Bulgaristan’a her fırsatta tepkisini göstermiştir. Ancak gösterilen tepkiler yaptırımdan uzak olduğu için Bulgaristan üzerinde çok etkili olmamıştır.

Başarıya ulaşamayan bu asimilasyon politikası, Jivkov yönetiminin sonunu hazırlamıştır.

Bulgarlara göre, tek milletli devlet oluşturmadaki amaçları ve bu yöndeki gayretleri, Türkiye’nin Kıbrıs müdahalesiyle haklılığını ispatlamıştır. Bundan sonra Bulgaristan, Türkiye’nin bir gün ülkedeki Türk azınlığı Sofya’ya karşı kullanmasından korkmuştur. Türkiye’nin bu müdahaleyle Neo-Osmanlıcı planlarının olduğu ileri sürülmüştür. Kıbrıs sendromu denen bu korku tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi Bulgaristan’da da uzun yıllar etkisini sürdürdü.( Coşkun, Bulgaristan’la Yeni Dönem, s.37.)

Bulgaristan’ın Türk düşmanlığı ve Türk fobisi Bulgar resmi tarih görüşüne de yansımıştır. Buna göre, Osmanlı Devleti kanlı, despot, köleci, feodal bir devlettir. Osmanlı Devleti’nin Balkan hakimiyeti dönemi, Komünizm döneminde kötü yönleriyle tanıtıldı ve nesilden nesile aktarıldı. Bu anlayış demokrasi döneminde bile Bulgar milliyetçileri tarafından devam ettirildi. ( Şimşir, a.g.e., s.355; Ahmet Nuri Ayvalıev, “Tebliğ”, Türk Halkları, ed., Mustafa Kahramanyol, Ahmet Yesevi Üniversitesine Yardım Vakfı, Ankara, 1995, s.220.)

Balkan savaşları sırasında Bulgarlar, Trakya bölgesinde de zulümler yapmış ve burada yaşayan Türklerin de göç etmelerini sağlamışlardır. Balkan savaşları esnasında Babaeski’de bulunan Alman Binbaşı Hachwaechter ifade ettiği şu manzara ile anlatıma ara vereyim.
“Şehirden çıktığımız zaman oldukça iyi bir yolu takibe başladık. Yol düz bir ovayı geçiyor ve iki yerde tren yolunu kesiyordu. Hat boyu ile geçtiğimiz yol istisna edilirse çevrede hiç kimse yoktu. Bu boşlukta ve yalnızlıkta rahatsızlık veren bir şey vardı. Toprak bile ölmüş gibiydi. Hiçbir tarla ekilmemiş, sürülmemişti. Göz alabildiğine kararmış, yanmış otlardan başka bir şey görünmüyordu...”

Tan Hu
24.09.2017
turkcuturanci.com
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.470


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #1 : 24 Eylül 2017, 20:15:01 »

Muhteşem bir araştırma, harika bir dizim, varol  Gardaşım Emre TanHu!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Karluk Han
Ötüken'den yayılan KAN
APTAL OLDUĞUNDAN ATILDI
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 490


Tanrı Türkü Korusun


« Yanıtla #2 : 24 Eylül 2017, 20:15:14 »

Batı Trakya bizim ... Selanik bizim Filibe bizim Burgaz , Varna Gümülcine hep Türk'ün yaralı gönlü oralar
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Tanrı dağları Bozkurdu
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.470


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #3 : 24 Eylül 2017, 20:18:41 »

Batı Trakya bizim ... Selanik bizim Filibe bizim Burgaz , Varna Gümülcine hep Türk'ün yaralı gönlü oralar

Sende bu konuda makaleni hazırlayacaksın Emrah!!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Aşkar
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 43



« Yanıtla #4 : 24 Eylül 2017, 22:26:31 »

Pomaklar için de Türk diye söylentiler var. Onlar kendi dilini konuşmakta Bulgarca içinde Türkçe kelimeler kullanmakta. İsim olarak Türk isimleri var. Müslüman ne kadar denilebilir onda tereddüt ediyorum. Çünkü onlar bayramda kurban keser düğünlerde domuz. Ama bulgarlaştırılmış Türk diye tanıtıyorlar kendilerini
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Aşkar
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 43



« Yanıtla #5 : 24 Eylül 2017, 22:36:55 »

Ve Gagavuz Türkleri Türk olduklarını artık kabul etmemekte. Varna bölgesinde çok Gagavuz Türkü var. O kadar başarılı olmuşlar Bulgarlar asimile etmekte ki Bulgaristan'da ki Gagavuz Türkleri tek kelime Türkçe bilmez.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Tan Hu
Atsızcı
*
Cinsiyet: Bay
ileti Sayısı: 611



« Yanıtla #6 : 24 Eylül 2017, 22:40:14 »


Pomaklar için de Türk diye söylentiler var. Onlar kendi dilini konuşmakta Bulgarca içinde Türkçe kelimeler kullanmakta. İsim olarak Türk isimleri var. Müslüman ne kadar denilebilir onda tereddüt ediyorum. Çünkü onlar bayramda kurban keser düğünlerde domuz. Ama bulgarlaştırılmış Türk diye tanıtıyorlar kendilerini

Gagauzların temelde Uzlar(Oğuzlar) olmak üzere, Peçenek ve Kuman- Kıpçaklarla Anadolu Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus (1236-1261 )’u takiben Dobruca’ya yerleşen Selçuklu Türklerinden meydana gelmiş bir Hıristiyan Türk topluluğu olduğunu söyleyebiliriz.

Pomakların ana kütlesi Helen ve Slavlıktır. Belli bir grubu Türk olduklarını kendileri iddia etmektedirler. Balkanlarda yaşayan müslüman bir kütledir. Oğuz ile ilgisi yoktur... Tarihte kendi kökenlerine mensup gruplar tarafından müslüman olmanın bedelini ödemiş olduklarından bizim coğrafyamızda kaynaşmış ve Türk olduklarını dile getirmişlerdir. Bulgaristan'da kominist askeri rejim döneminde dahi Türk köylerine ayda bir baskın yapılırken, pomak köylerine haftada bir baskınlar yapılırdı, siz nasıl dinden dönersiniz anlamı ile..İncelediğim tarihi kaynaklarda Türk olduklarına dair bir iz ve emareye rast gelmedim..

Esen kalın..
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ALBASTI
OTAĞ BEKÇİSİ
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 9.470


Orta Asyadan Anadoluya , Metehandan Mustafa Kemale


« Yanıtla #7 : 24 Eylül 2017, 22:56:54 »

Pomaklar tabi ki Türk değildir, Atsızın vasiyetine bir göz at istersen Tulgar!
Facebook'a Ekle
Kayıtlı

Hiçbir, bölücü, yobaz, kansız ve abd emperyalizminin uşağı, TÜRK'ü yıldıramaz!
BUNA İNANIYOR, BUNUN İÇİN SAVAŞIYORUZ!
Aşkar
Atsızcı
*
ileti Sayısı: 43



« Yanıtla #8 : 24 Eylül 2017, 23:10:21 »

Bundan 60 yıl önce Bulgar kimliklerinde milliyet kısmı vardı ve Türk yazıyordu. Şimdi maalesef artık Yok. Türk kelimesine sağır kör Bulgarlar.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.469 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.214s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.