Taraflı Tarih ve İki İstilacının Temel Farkları
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 06 Nisan 2020, 05:45:32


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Taraflı Tarih ve İki İstilacının Temel Farkları  (Okunma Sayısı 4200 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Altan Beğ
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 69


Site
« : 22 Ekim 2010, 04:15:10 »

...
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Altan Beğ
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 69


Site
« Yanıtla #1 : 22 Ekim 2010, 04:15:59 »

   Moğol ordusu yirmi beş yıl içinde, Romalıların dört yüz yılda fethettiğinden daha çok toprak ve insan zaptetti. Cengiz Han oğulları ve torunlarıyla birlikte, XIII. yüzyılın en yoğun nüfuslu medeniyetlerini fethetti. Yenilgiye uğratılan insanların sayısı, ele geçirilen ülkeler veya işgal edilen toplam alan hesap edildiğinde, Cengiz Han tarihteki en büyük fetihin iki katından fazla yeri fethetti. Moğol savaşçılarının atları, Pasifik Okyanusu'ndan Akdeniz'e kadar tüm nehir ve göllerin sularına girdiler. İmparatorluk en güçlü döneminde, birbirine komşu 28-30 milyon kilometrekare alanı kapsıyordu. Bu, yaklaşık olarak Afrika Kıtası kadar büyük bir alandı ve Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Meksike, Orta Amerika ve Karayip Adaları'nı da içine alan Kuzey Amerika'dan daha büyük bir topraktı. Hakimiyeti, Sibirya'nın karlı tundralarından Hindistan'ın sıcak ovalarına, Vietnam'ın pirinç tarlalarından Macaristan'ın buğday tarlalarına, Kore'den Balkanlar'a kadar uzanıyordu. Bugün insanların büyük bir çoğunluğu Cengiz Han'ın fethettiği ülkelerde yaşıyor; Cengiz Han'ın fetihleri, günümüzün haritasında otuz ülke ve 3 milyardan fazla insanı içine alıyor. Başarısının en şaşırtıcı yönüyse, emri altındaki Moğol boyunun tamamının bir milyondan az kişiden oluşmasıydı. Bu, günümüzdeki bazı şirketlerin sahip olduğu işgücünden daha az bir sayıdır. Bu bir milyon kişinin içinden, en fazla yüz bin kişiden oluşan ve modern çağın büyük spor stadyumlarını ancak doldurabilecek büyüklükteki ordusunu kurdu.

   Eğer Birleşik Devletler bir grup eğitimli tüccar veya zengin sömürgeci yerine, sırf kişilik, karizma ve kararlılığın getirdiği güçle Amerika'yı yabancı hakimiyetinden kurtaran, halkları bir araya getiren, bir alfabe oluşturan, yeni bir anayasa yazan, evrensel din özgürlüğünü kuran, yeni bir savaş sistemi icat eden, ordusunu Kanada'dan Brezilya'ya götüren ve kıtalar arasında uzanan serbest ticaret bölgesinde yollar açan cahil bir köle tarafından kurtulmuş olsaydı, Cengiz Han'ın başarısı ancak o zaman anlaşılabilirdi. Cengiz Han'ın başarıları her açıdan hayal gücünün sınırlarını zorlamakta ve ilmi açıklamaları yetersiz kılmaktadır.

   Cengiz Han'ın atlıları XIII. yüzyılın başından sonuna kadar savaştı, dünyanın sınırlarını baştan çizdi. Mimarisi taştan değil, milletlerden oluşuyordu. Çok fazla sayıda küçük krallıklarla tatmin olamayan Cengiz Han, küçük ülkeleri birleştirerek büyük ülkeler oluşturdu. Moğollar Doğu Avrupa'da, bir düzine Slav prensliğini ve şehirin birleştirerek Rus devletini oluşturdu. Üç nesil boyunca, güneyde Sung Hanedanı'nın kalıntılarını, Mançurya'da Jurched'leri, batıda Tibet'i, Gobi sınırındaki Tangut Krallığı'nı ve Doğu Türkistan'ın Uygur topraklarını bir araya getirerek Çin'i meydana getirdiler. Moğollar hakimiyet alanını genişletip Moğol fatihler tarafından belirlenmiş sınırları yaklaşık olarak koruyarak günümüze kadar gelen Kore ve Hindistan gibi ülkeleri meydana getirdiler.

   Cengiz Han'ın imparatorluğu, çevresindeki birçok uygarlığı birleştirip karıştırarak yeni bir dünya düzeni kurdu. 1162 yılında Cengiz Han doğduğu dönemde Eski Dünya, her biri en yakınındaki komşusunun ardındaki uygarlıklardan habersiz olan bir dizi bölgesel uygarlıktan oluşuyordu. Avrupa'da ise kimse Çin'i duymamıştı ve bilindiği kadarıyla birinden diğerine seyahat eden olmamıştı. Cengiz Han 1227 yılında öldüğünde, bunları günümüzde de devam eden diplomatik ve ticari temaslarla birbirine bağlamıştı.

   Cengiz Han, aristokrasiye ayrıcalıklar tanıyan feodal sistemi yıkarken, bireye ait erdemlere, sadakat ve başarıya dayanan yeni ve benzersiz bir sistem kurdu. İpek Yolu üzerindeki birbiriyle bağlantısı olmayan ve bitkin durumdaki ticaret kentlerini alarak, bunları tarihin en serbest ticaret merkezi haline getirdi. Herkez için vergileri düşürdü, doktorları, öğretmenleri, rahipleri ve eğitim kurumlarını vergiden tamamen muaf tuttu. Düzenli olarak nüfuz sayımı yaptırdı ve ilk uluslararası posta sistemini kurdu. Onunki zenginliği ve hazineyi istifleyen bir imparatorluk değildi; savaşta elde edilen ganimetleri geniş çaplı olarak dağıtılarak ticari dolaşım sağladı. Uluslararası bir kanun oluşturdu ve tüm insanların üzerinde Sonsuz Mavi Gökyüzü'nün yüce yasasını tanıdı. Yöneticilerin çoğunun kendilerini kanunların üzerinde gördüğü bir dönemde Cengiz Han, yöneticileri çobanlarla bir tutan yasaları kabul etmek konusunda ısrarlı davrandı. Hakim olduğu topraklar üzerinde dini özgürlük tanıdı, ancak fethedilen yerlerden tam sadakat istedi. Yasaların hakimiyetinde ısrar etti ve işkenceyi kaldırdı, baskıncı haydutların ve terörist süikastçıların bulunacak öldürülmeleri için seferberlikler yürüttü. Rehin almayı reddetti ve bunun yerinde, savaş halinde olduğu ülkeler de dahil olmak üzere, tüm büyükelçi ve delegelere diplomatik dokunulmazlık verilmesi uygulaması başlatan kişi oldu.

   Cengiz Han imparatorluğunu o kadar sağlam bir temelde bıraktı ki, imparatorluk 150 yıl boyunca büyümeye devam etti. Sonraki yüzyıllarda çöktü; torunları Rusya, Türkiye ve Hindistan'dan Çin ve İran'a kadar birçok küçük imparatorluğu ve büyük ülkeyi yönetmeye devam etti. Han, imparator, sultan, kral, şah, emir ve Dalai Lama(1) gibi farklı unvanlar aldılar. İmparatorluğun izleri, yedi yüzyıl boyunca torunlarının hakimiyeti altında kaldı. Bazı Moğollar, 1857 yılında İngilizler İmparator II. Bahadır Şah'ı sürerek iki oğlunun ve torunlarının başlarını kesene kadar Hindistan'da hüküm sürdüler. Cengiz Han'ın hüküm süren son torunu Buhara emiri Alim Han, Sovyet Devrimi'nin etkisiyle 1920 yılında tahttan indirilene kadar Özbekistan'da iktidarda kaldı.

(1): Dalai Lama: Tibet ve Moğol Buda rahiplerinin en başında bulunan rahip mertebesi.

   Tarihi fatihlerin birçoğunu acılı ve zamansız ölümlere mahküm etmiştir. Büyük İskender, otuz üç yaşındayken, Babil'de esrarengiz koşullar altında, yandaşları ailesini öldürüp topraklarını paylaşırken ölmüştü. Jül Sezar'ı, aristokrat dostları ve eski müttefikleri Roma Senetosu'nun salonunda bıçaklayarak öldürmüşlerdi. Fethettiği toprakların yağmalanarak elinden alındığı Napoleon, yanlız ve hayata küsmüş bir şekilde, gezegendeki en uzak ve ulaşılamaz adalardan birinde yanlız bir mahküm olarak ölümü karşıladı. Neredeyse 70 yaşında olan Cengiz Han ise, kamp yerindeki yatağında, kendisini seven ailesi, vefalı dostları ve emrettiği takdirde hayatlarını vermeye hazır sadık askerleriyle birlikteyken can verdi. Cengiz Han, 1227 yılının yazında, Sarı Irmak'ın yukarı kısımlarındaki Tangut Devleti'ne karşı bir seferberlik ilanı sırasında öldü veya ölüm ve hastalıktan bahsetmekten nefret eden Moğolların deyimiyle "göğe yükseldi". Ölümünden sonraki yıllarda, ölüm nedeninin gizli tutulması sekülasyonlara neden oldu; spekülasyonlarsa zaman içinde tarihi gerçeklere dönüşen efsanelerin esin kaynağı oldu. Moğolların ilk Avrupalı elçisi Plano di Carpini, Cengiz Han'ın yıldırım çarpması sonucunda öldüğünü yazdı. Cengiz Han'ın torunu Kubilay'ın hükümdarlığı döneminde Moğol İmparatorluğu'nda seyahat eden Marco Polo, Cengiz Han'ın dizine isabet eden bir okun neden olduğu yaraya yenik düştüğünü söyledi. Bazıları, bilinmeyen bazı düşmanların onu zehirlediğini iddia etti. Bir başka söylentiye göre, savaş halinde olduğu Tangut kralının yaptığı büyüyle öldürüldü. Aleyhinde konuşanlar tarafından yayılan söylentiye göreyse, esir alınan Tangut kraliçesi Cengiz Han'ın ölümüne neden olmuştu.

   Ölümüyle ilgili anlatılan hikayelerin aksine, doğduğu çadıra benzeyen ve ger adını verdikleri bir göçebe çadırında hayata veda etmesi, halkının geleneksel yaşam şeklini korumada ne kadar başarılı olduğunu gösteriyordu; ancak ne gariptir ki, bir yandan halkının yaşam tarzını korurken, diğer yandan da insanlığı değiştirmişti. Cengiz Han'ın askerleri, kağanlarının naaşını gizlice gömmek için Moğolistan'a geri getirdiler. Ölümün ardından yakınları, bir anıt-kabir, mabet, piramit veya gömüldüğü yeri belli eden herhangi bir mezar taşı inşa etmeden, onu isimsiz olarak vatan topraklarına gömdüler. Moğol inancına göre, ölünün ruhu huzur içinde bırakılmalıdır ve ruh artık orada olmadığı için mezar taşına veya anıta gerek yoktur; ölen kişi ruh sancağında yaşamaya devam eder. Cengiz Han, cenaze töreni sırasında, geldiği yer olan Moğolistan'ın geçiş ovalarına dönerek sessizce kayboldu. Son yeri bilinmiyor, ancak güvenilir bir bilgi olmadığı için, insanlar çarpıcı hikayeler uydurarak kendi tarihlerini oluşturdular. Sık tekrarlanan bir söylentiye göre, cenaze alayındaki askerler kırk günlük yolculuk sırasında karşılarına çıkan her insan ve hayvanı öldürdü, gizli cenaze töreninden sonra sekiz yüz atlı gömüldüğü yerin üzerinde gezerek mezar yerinin kaybolmasını sağladı. Bu söylentilere göre, mezarın yerinin öğrenilmemesi için bu atlılar daha sonra bir başka asker grubu tarafından öldürüldü; daha sonra bu asker grubu bir başka savaşçı grubu tarafından katledildi, böylece mezarın yerini gören kimse kalmadı.

   Yurdundaki gizli cenaze töreninden sonra, askerler birkaç yüz kilometrekarelik alanın tamamını kapattı. Cengiz Han'ın aile üyeleri ve alana izinsiz giren her yabancıyı öldürmek için konuşlanmış olan özel eğitimli savaşçılar dışında kimse bu alana giremezdi. Yaklaşık sekiz yüz yıl boyunca, Asya'nın kalbinin derinliklerindeki Ikh Khorig -Büyük Tabu- adlı bu bölge kapalı kaldı. Cengiz Han'ın imparatorluğunun tüm sırları bu gizemli yurdun içinde kilitli kalmış gibiydi. Moğol İmparatorluğu yıkıldıktan ve yabancı ordular Moğolistan'ın bazı kısımlarını işgal ettikten sonra, Moğollar atalarına ait bu kutsal bölgeye kimseyi sokmadılar. Moğolların varisleri Budizm'e dönmelerine rağmen, rahipleri Cengiz Han'ın mezarını açıkça göstermek için türbe, manastır veya anıt yapmalarına izin vermediler.

   XX. yüzyılda Sovyet yöneticiler, Cengiz Han'ın doğduğu ve öldüğü yerlerin milliyetçiler için bir canlanma noktası haline gelmesini önlemek için bölgeyi sıkı koruma altına aldılar. Burayı 'Büyük Tabu" olarak adlandırmak veya Cengiz Han'la bağlantısını dikkat çekecek tarihi isimlerle anmak yerine, bu bölgeyi Çok Gizli Bölge olarak adlandırdılar. Yönetimsel olarak burayı çevre eyaletlerden ayırdılar ve doğrudan merkezi hükümetin yönetimi altında verdiler, bu sayede bölge Moskova tarafından sıkı denetim altına alınmış oldu. Sovyet yöneticiler, daha sonra bu bir milyon hektarlık Çok Gizli Bölge'yi, aynı büyüklükteki Gizli Bölge ile çevreleyerek mühürlediler. Komunist yönetim sırasında bölgede seyehat edilmesini engellemek amacıyla buraya yol ve köprü inşa edilmedi. Sovyetler, Gizli Bölge ve Moğolistan'ın başkenti Ulanbatur arasında çok fazla güçlendirilmiş bir MİG hava üssü ve büyük bir olasılıkla nükleer silah deposu kurdu. Büyük bir Sovyet tank üssü yasak bölgeye girişi kapattı, Rus ordusu bölgeyi ağır silah ve tank tatbikatları için kullandı.

   Moğollar hiçbir teknolojik ilerleme kaydetmedi, çok az kitap veya tiyatro oyunu yazdılar, dünyaya yeni bir ürün veya tarım yöntemi kazandırmadılar. Zanaatkarları kumaş dokuyamıyor, metali işleyemiyor, çömlekçilik yapamıyor, hatta ekmek dahi pişiremiyorlardı. Ne porselen ne de çömlek ürettiler, resim yapmadılar ve bina inşa etmediler. Ne var ki, orduları ardı ardına farklı kültürleri fethettiği için, tüm bu becerileri bir uyarlıktan alıp diğerine geçirdiler.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Altan Beğ
Normal Üye
*
ileti Sayısı: 69


Site
« Yanıtla #2 : 22 Ekim 2010, 04:16:09 »

   Cengiz Han'ın inşa ettiği tek kalıcı yapı, köprülerdi. Her ne kadar fetihleri sırasında kaleleri, hisarları, şehirleri veya duvarları yıkıp geçtiyse de, büyük olasılıkla tarihteki tüm yöneticilerden daha fazla köprü inşa etmiştir. Ordu ve eşyalarının daha hızlı hareket etmesini sağlamak için yüzlerce dere ve ırmağın üzerine kurdu. Moğollar, dünyayı yanlızca mal ticaretini değil, fikir ve bilgi ticaretine de açtılar. Alman madencileri Çin'e, Çinli doktorları İran'a götürdüler. Büyük küçük bu tür birçok değiş tokuş yaptılar. Gittikleri her yerde halı kullanımını yaygınlaştırdılar ve İran'dan Çin'e limon ve havuç, Çin'den Batı'ya şehriye, oyun kağıtları ve çay getirdiler. Moğolistan'ın kurak bozkırlarında çeşme inşa etmesi için Paris'ten bir maden işçisi getirdiler, ordularında çevirmenlik yapması için bir İngiliz soylusunu görevlendirdiler ve Çinlilerin parmak izi alma uygulamasını İran'a götürdüler. Çin'deki Hıristiyan kiliselerini, İran'daki Budist tapınakları ve stupaları, Rusya'daki Kuran okullarının binalarını finanse ettiler. Moğollar, fatihler olarak kıtadan kıtaya geçerken, aynı zamanda rakip tanımayan kültür taşıyıcılarıydılar.

   Cengiz Han'ın imparatorluğunu miras alan Moğollar, ürünleri ve ticari malları dolaştırmak, bunları tamamen yeni ürünler ve eşi görülmemiş buluşlar üretmek için bir araya getirmek konusunda azimli bir çaba gösterdiler. Çin, İran ve Avrupa'dan oldukça yetenekli mühendisler getirip, Çin'in barutunu, Müslümanların alev saçıcılarını ve Avrupa'nın pirinç dökün teknolojisini birleştirerek tabancadan füzelere kadar günümüzün büyük silah cephanelerinin türediği, tamamen yeni bir teknolojik buluş olan topu ürettiler. Her ne kadar her birinin önemi büyükse de, Moğolların asıl etkisi, benzeri görülmemiş ürünler oluşturmak için farklı teknolojileri bir araya getirdiklerinde ortaya çıktı.

   Moğollar, politik, ekonomik ve entelektüel uğraşlarında içtenlikle ve inatla uluslararası bir azim sergilediler. Yanlızca dünyayı fethetmek istemiyorlardı; serbest ticarete dayanan küresel bir düzen, tek bir uluslararası hukuk ve tüm dillerin yazılabileceği evrensel bir alfabe istiyorlardı. Cengiz Han'ın torunu Kubilay Han, her yerde kullanılabilecek bir kağıt para basılması önerisinde bulundu ve herkezi okuryazar yapmak için tüm çocuklara yönelik evrensel eğitim veren ilkokullar oluşturma girişiminde bulundu. Moğollar, daha öncekilerden daha doğru olan on bin yıllık bir takvim oluşturmak için takvimleri geliştirerek birleştirdiler ve o zamana kadar yapılan en geniş haritaları yaptırdılar. Kendi imparatorluklarına da uğramaları için tüccarları kara yolculuğuna teşvik ettiler, kaşiflerini denizden ve karadan Afrika'ya kadar göndererek ticari ve diplomatik alanlarını genişlettiler.

   Moğolların dokunduğu hemen hemen her ülkede, bilinmeyen ve barbar bir kavmin yaptığı yıkım ve itila edilmenin getirdiği şok, hızla kültürel iletişimde benzeri görülmemiş bir yükselişe, ticaretin genişlemesine ve uygarlığın gelişmesine yol açtı. Avrupa'da, Moğollar kıtanın aristokrat şovalyelerini katlettiler; ne var ki bölgenin Çin ve Müslüman ülkelere kıyasla ne kadar fakir olduğunu gördüklerinde hayal kırıklığına uğrayarak geri döndüler; şehirleri istila etmekle, ülkeleri yağmalamakla veya genişleyen imparatorluğu katmakla uğraşmadılar. Sonucunda, Avrupa en az kaybı verdi. Ayrıca Venedikli Polo Ailesi gibi tüccarlar ve Moğol hakanlarıyla papa ve Avrupalı krallar arasında gidip gelen elçiler sayesinde sağlanan ilişkinin avantajlarını kullandılar. Yeni teknoloji, bilgi ve ticareti zenginlik, Avrupa'nın eski kültürünün bir kısmını tekrar keşfettiği Rönesans'ı tetikledi, ancak daha da önemlisi Doğu'dan matbaa, ateşli silahlar, pusula ve hesap cetveli teknolojilerinin alınmasıydı. İngiliz bilim adamı Roger Bacon'ın XIII. yüzyılda gözlemlediği gibi, Moğollar askeri üstünlükleriyle değil "bilim yoluyla başarı kazandılar". Her ne kadar Moğollar "savaşmak için can atan" bir topluluk olsalar da, bu kadar ilerlemelerinin nedeni "boş zamanlarını felsefeye ayırmalarıydı".

   Görünüşe göre, Avrupa'daki hayatın her yönü -teknoloji, savaş, giyim, ticaret, yiyecek, sanat, edebiyat ve müzik" Moğolların etkisiyle Rönesans sırasında değişim gösterdi. Yeni savaş tekniklerine, yeni makinelere ve yiyeceklere ek olarak, Avrupalılar Moğol kumaşlarına dönerek, tunik ve cüppe yerine pantolon ve ceket giymeye, müzik aletlerini parmakları yerine bozkır yayıyla çalmaya ve resimlerini yeni bir tarzda yapmaya başladıkça günlük hayatın en sıradan yönleri dahi değişti. Avrupalılar, Moğolların hurra bağırışlarını bile, birbirlerini cesaretlendirmek için kullanmaya başladılar.

   Moğolların bu kadar çok başarısı olduğu düşünülürse, İngilizce eser veren ilk yazar olan Geoffrey Chaucer'ın Canterbury Hikayeleri adlı kitabında en uzun hikayeyi Moğolların Asya fatihi Cengiz Han'a ayırması şaşırtıcı değildir. Yazar, Cengiz Han'a ve başarılarına karşı korku ve merakla karışık saygısını gizlemiyordu. Aslında yine de Rönesans'ın bilgili insanının, tüm dünyanın kana susamış barbarlar olarak gördüğü Moğollar hakkında böyle yorumlar yapması şaşırtıcıdır. Chaucer ve Bacon tarafından çizilen Moğol portresi, Cengiz Han'ı ve ordusunu altın, kadın ve kan peşinde koşan canavar ruhlu insanlar sürüsü olarak gösteren kitap ve filmlerdeki portreye pek benzememektedir.

   Daha sonraki yıllarda çizilen resimlerine rağmen, Cengiz Han'ın yaşamı sırasında yapılmış bir portresi bulunmamaktadır. Cengiz Han, tarihteki diğer fatihlerden farklı olarka, hiçbir zaman portresinin çizilmesine, heykelinin yapılmasına veya isminin ve resminin madeni para üzerine konmasına izin vermedi. Çağdaşlarının onunla ilgili tanımları bilgi vermekten çok ilgi çekiciydi. Çağdaş bir Moğol şarkısının sözlerinde de söylendiği gibi: "Senin görünümünü hayal ettik, ancak zihnimiz bomboştu."

   Cengiz Han'ın veya herhangi bir Moğolun portresi olmadığı için, dünya onu istediği gibi hayal edebilirdi. Ölümünden yarım yüzyıl sonrasına kadar hiç kimse resmini çizmeye cesaret edemedi, daha sonra ise her kültür kendi izlenimine göre ortaya bir Cengiz Han portresi çıkardı. Çinliler onu acımasız bir Moğol savaşçısından çok, bir tutam sakalı ve boş bakışları olan, kafası karışmış yaşlı bir Çinli bilge olarak çizdiler. İranlı bir minyatürcü onu taht üzerinde oturan bir Türk sultanı olarak resmetti. Avrupalılarsa, her detayı çirkin, vahşi yüzlü, sabit ve acımasız gözleri olan bir barbar olarak tasvir etti.

   Moğolların gizliliği, Cengiz Han ve imparatorluğu hakkında yazmak isteyen tarihçilere yıldırıcı bir görevi miras bıraktı. Biyografların ve tarihçilerin ellerinde, hikayelerini dayandırabilecekleri çok az bilgi vardı. Fethedilen şehirlerin ve yenilgiye uğratılan orduların kronolojisini biliyorlardı; yine de kökeni, karakteri, motivasyonu veya kişisel yaşamı hakkında güvenilir bilgi çok azdı. Kanıtlanmamış söylentilere göre, Cengiz Han'ın yaşamının bu yönleriyle ilgili bilgiler, ölümünden kısa süre sonra, kendisine yakın biri tarafından gizli bir belgeye yazılmıştı. Çinli ve İranlı bilim adamları gizemli belgenin varlığına dikkat çektiler ve bazı araştırmacılar Moğol İmparatorluğu'nun zirvede olduğu dönemlerde bu belgeyi gördüklerini iddia ettiler. Cengiz Han'ın ölümünden yaklaşık yüz yıl sonra, İranlı tarihçi Raşid al-Din yazıları, "Moğol deyim ve harfleriyle" yazılmış "orjinal yazılı kayıt" olarak tanımladı. Ancak, belgenin "yabancılardan sakladığı ve gizlendiği", hazinede korunduğu uyarısında bulundu. Moğol metnini "anlayan ve sırrını kavrayan hiç kimseye bu fırsatın verilmeyeceğini" vurguladı. Moğol hakimiyetinin çöküşünden sonra, gizli belgeye ait izlerin çoğu kayboldu, zaman içinde araştırmacıların çoğu sözü edilen belgelerin hiçbir zaman var olmadığına, bunun Cengiz Han hakkındaki birçok efsaneden sadece biri olduğuna inanmaya başladılar.

   Farklı ülkelerden hayal gücü güçlü ressamların Cengiz Han'ın farklı portrelerini yapmaları gibi, araştırmacılar da farklı hikayeler üretti. Kore'den Ermenistan'a kadar Cengiz Han'ın hayatı hakkında birçok efsane ve hayal ürünü hikaye uyduruldu. Güvenilir bilgi olmadığı için, bu söylentilerle kendi korku ve fobilerini yansıttılar. Yüzyıllar geçtikçe araştırmacılar, İskender, Sezar, Şarlman veya Napolyon gibi adamlar tarafından işlenen gaddarlık ve saldırganlığı, elde ettikleri başarıyla veya tarihteki özel görevleriyle kıyasladılar. Ne var ki Cengiz Han ve Moğollar söz konusu olduğunda, başarıları unutulup bir kenara bırakılarak ve işledikleri suçlar ve gaddarlıkları ön plana çıkarıldı. Cengiz Han, barbar, kana susamış yabani insanların, sırf kendi zevkleri için şehirleri yakıp yıkan acımasız fatihlerin simgesi haline geldi. Cengiz Han, Moğollar ve büyük ölçüde Asyalılar tek boyutlu karikatürler olarak sunuldu, medeni soluk benizlilerin ardında yatan sembol oldular.

   Bu tehditkar izlenim, XVII. yüzyılın sonunda, Aydınlanma döneminde, Voltaire'in Cengiz Han'ın Çin'i fethedişini konu edinen Çin'in Öksüzü adlı oyununda ortaya çıktı: "O, kralların kralı olarak anılan, Asya topraklarını yakıp yıkan, ateşli Cengiz Han." Chaucer'ın Cengiz Han'a övülerinin aksine, Voltaire onu"gururla... kralların boyunlarına basan... o yıkıcı zorba" ancak "yine de silahlarla yetişen ve kan alışverişinde bulunan vahşi İskit askerinden hiç bir farkı yok." (I. Perde, I.Sahne) ifadesiyle tanımlıyordu. Voltaire, Cengiz Han'ı çevresindeki uygarlığın sahip olduğu üstün erdemlere kin duyan, uygar kadınlara tecavüz etmek ve anlamadığı şeyleri yok etmek için barbar güdülerle motive olan bir adam olarak tasvir etti.

   Cengiz Han'ın aşireti Tartar, Tatar, Moğol, Moğul, Mıngol gibi birçok isim aldı, ancak isim her zaman nefret verici bir laneti üzerinde taşıdı. XIX. yüzyıl bilim adamları Asyalıların ve Kızılderililerin aşağı ırk olduklarını göstermek istediklerinde, onları Mongol olarak tanımladılar. Doktorlara göre, sözde üstün olan beyaz ırktan kadınların geri zekalı çocuklarının olmasının nedeni, bu çocukların Moğol atalara sahip olmasıydı; bu çocuğun atalarından birinin Moğol bir savaşçı tarafından tecavüze uğradığının "açık" olduğunu öne sürüyorlardı. Bu tür özürlü çocuklar kesinlikle beyaz olamazlardı, ancak Mongol ırkından olabilirlerdi. Zengin kapitalistlerle, zenginlikleriyle övündüklerinde, demokrat ve eşitlikçi davranmadıklarında, Moğolların Farsça karşılığı olan moğul adıyla alay edilirdi.

   Moğollar zaman içinde, diğer milletlerin başarısızlıklarının ve eksikliklerinin günah keçisi durumuna geldi. Rusya, Batı'nın teknolojisine veya Japon İmparatorluğu'nun askeri gücüne yetişemediğinde, suçu Cengiz Han tarafından başına musallat edilen korkunç Tatar boyunduruğuna attı. İran, komşularının gerisinde kaldığında, bunu Moğolların sulama sistemini tahrip etmesine bağladı. Çin, Japonya ve Avrupa'nın gerisine düştüğündeyse neden, Moğol ve Mançuryalı derebeylerinin zalim sömürü ve baskısıydı. Hindistan'ın İngiliz sömürgesine karşı koyamamasının nedeni Moğol yönetiminin yağmacı açgözlülüğüydü. XX. yüzyılda, Arap politikacılar taraftarlarını, eğer Moğollar Arapların muhteşem kütüphanelerini yakmasaydı ve şehirlerini yerle bir etmeseydi, atom bonbasını Amerikalılardan önce icat edeceklerine ikna etmişlerdi. 2002 yılında Amerika bonbaları ve füzeleri Taliban'ı Afganistan'dan çıkardığında, Taliban askerleri Amerikan işgalini Moğolların işgaliyle bir tuttu ve bu nedenle öfkeli bir intikam hissiyle sekiz yüzyıldır Afganistan'da yaşayan Moğol ordusunun torunların olan binlerce Hazara'yı katlettiler. Bir sonraki yıl, Amerikalılar ülkesini işgal etmek ve kendisini iktidardan indirmek üzere harekete geçtiğinde, diktatör Saddam Hüseyin de Iraklılara son seslenişlerinden birinde Moğollara atıfta bulundu.

   Bunca retorik, bilim sahtekarlığı ve bilimsel hayal gücünün arasında, Cengiz Han'la ilgili gerçekler saklı kaldı. Anayurdu ve iktidarı elde ettiği bölge, XX. yüzyılda komunistler tarafından dış dünyaya kapatıldı ve önceki yüzyıllarda Moğol savaşçılar tarafından yapıldığı gibi sıkı önlemler altında mühürlendi. Moğolların Gizli Tarihi olarak anılan orjinal Moğol belgeleri, yanlızca gizli değil, aynı zamanda kayıptı, Cengiz Han'ın mezarından daha gizemli bir şekilde tarihin derinliklerine gömülmüştü.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
açina
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 22 Ekim 2010, 09:33:56 »

              Çok güzel ve aydınlatıcı bir iletiydi. Türk ve Moğol tarihleri bu yönüyle birbirine çok benziyor. Çin, Rusya ve Avrupalı tarihçilerin Türk ve Moğol tarihlerini günümüzde bile hala gizli tutmaları onların aşağılık komplekslerinden kaynaklanıyor. Tarihler boyu yaptıkları katliam ve soykırımlarını gizlemek, ancak Türk ve Moğolların yaptıklarını öne sürdükleri sözde soykırımları tüm dünyada meşrulaştırmakla mümkün oluyor. Ancak güneş balçıkla sıvanmaz. Eğer Atatürk'ün önemle üzerinde durduğu Türk tarih tezi günümüze dek ayakta kalabilse ve uygulansaydı bugün bu sorunlarımız olmayacaktı.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
TürkcüKasirga
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 22 Ekim 2010, 12:52:00 »

Acina Teyze kandasima katiliyorum. Kendi barbarliklarini, katliamlarini, sömürgelerini, soykirimlarini örtbas edebilmek icin mutlaka birilerinin günah kecisi secilmesi lazimdi buda Türkler ve Mogollar olmus..
Araplar, Farslar din üzerinden Türkler'i ve Mogollar'i kötülerken, Avrupa'lilar ise yüzlerine taktiklari sözde medeniyet ve insancil (!) maskeler ile yüz yillar boyu insanlari kandirmislar.
Ispanyol'larin Orta ve Latin Amerika da, Endülüs'te yaptiklari korkunc soykirimlardan kimseler bahsetmez.
Ruslar'in asirlardir Ural'lar da Türkistan da, Kirim da, Kafkaslar da, Sibirya da Türk'lere karsi sistemaktik olarak uyguladiklari soykirimlarindan kimseler bahsetmez. Cinlilerin mezbahaneye acik hava hapishanesine cevirdikleri Dogu Türkistan'i kimseler görüp duymaz..
Avrupalilarin tetikcisi Ortodoks sürülerinin Balkanlar da, Anadolu da, Azerbaycan da katlettikleri milyonlarca Türk'ten kimseler bahsetmez.
Sirf eglence olsun diye siyahi insanlari öldürmek icin av partileri düzenleyen medeni(!) ve insancil beyaz Avrupalilardan kimse bahsetmez..
50 milyona yakin Kizilderiliyi yok eden beyaz Avrupalidan kimse bahsetmez..

Varsa yoksa barbar Türkler, barbar Mogollar, barbar Tatarlar..

Facebook'a Ekle
Kayıtlı
ERGENOKON
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 22 Ekim 2010, 15:37:57 »

Onların bize  Barbar yakıştırması yapmasının Moğollarla alakası yoktur aslında,  Atilla'dan kalma karın ağrılarıdır. Büyük Hun imparatoru Attila tarafından Bozguna uğratılıp çok değer verdikleri papalarının bir Türk hükümdarı önünde diz çökmesini hazmedemeklerinden kaynaklanmaktadır.
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.062 Saniyede 22 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.012s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.