Kızıl Derili Türk Sorunu Ve Yakın Topluluklar Kavramı
Türkçü Turancı Otağ, Kurt ini
 
*
Esenlikler, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 30 Mayıs 2020, 12:30:20


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Otağ Kuruluş Tarihi: 10 Ekim 2008


Random Image
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kızıl Derili Türk Sorunu Ve Yakın Topluluklar Kavramı  (Okunma Sayısı 10 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Tengiz
Ziyaretçi
« : 21 Ocak 2012, 23:49:54 »

  Bağlantıyı inceledim; gerçi bağlantının bir bilim makalesine gitmesini ummuştum; buna karşın yinede bir yanıt vermek gerek bir takım noktalara. Yazıyı biraz abartılı, duyguluca ve duyumlara dayanılarak yazılmış olarak bulduğumu söylemem gerek. Yazar bizi makalelere, profesörlerin bildirilerine yönlendirseydi daha inandırıcı olurdu.


İlk olarak; Siyuların da dediği üzere bütün Amerikan yerlileri nin Türklüğünden söz etmek yanlıştır. Türklük ile bağlantısı olduğu öne sürülen Kızılderili boyları adları belirlenmiş bazı kabilelerdir. Bu bölüm oldukça açık.

Ardından en önemli soruları sormak gerek;
1) Türk olarak öngörülmenin şartları nelerdir? '
2)Türklerle bağlantısı bulunan her boy Türk olabilir mi?...

İlk soruya verilen yanıtı da önceki yazılarımda bir çok kez yineleyerek verdim.
Türk olmanın ilk koşulu kandır. Soyunuz Türk olduğu bilim çevrelerince tartışmasız onaylanan boylardan birine bağlı olmalıdır. Türk olmanın ikinci koşulu ise kültür ve dildir. Bir Türk soylunun bağlı olduğu kök topluluk Türkçe konuşmalıdır. ''Türkçe'' derken de şu anda kullandığımız Türkiye Türkçesine birebir benzeyen bir dil anlamında değil; ''Tüm dünyadaki dil bilimcilerinin belirlediği akrabalık koşulları'' göz önüne alınmalıdır.

Örneğin iki dilin akraba olarak sayılabilmesi için bilimciler sayı adlarının, temel insan gövdesi adlarının (kol,bacak,saç gibi), tümce kuruluş kurallarının (gramer denilen şey) yüksek oranda aynı olması koşulunu koşarlar. Örneğin ben bir Tıva Türkü nün sayı saymasını güçlük çekmeden anlayabilmeliyim.
Ben ona ''Gözün neresi'' diye sorduğumda Tıvalı vatandaş elini gözüne götürebilmelidir.
Bize en uzak Türkler olan Tıvalılarda, Yakutlarda bu kurallar sorunsuz işler, deneyebilirsiniz.

Buna karşın bir Macarın, Moğolun, Kızılderilinin sayı sayması sizin kulağınızda tanıdık bir etki yaratmaz. Macara ''Kelle,Boyun'' dediğinizde size boşça bakar. Türkmen, Kazak ise hemen karşılık verir. Bu nedenle Türklükle tarihte ilgisi bulunan, buna karşın bir kaç hafta içinde dilini öğrenemeyeceğiniz bu türlü halklara ''Türk'' damgası vurmak yanlıştır.  


Peki Ne Yapacağız?

Kızılderililerin 10.000 yıl önce ya da daha yakın bir dönemde Türklerden ayrılan bir topluluk olduğu ortaya çıkarılsa bile dillerinin Türk dili olmaması, Türklerle aynı tarihi paylaşmamış olması, arada çok uzun dönemli kopuklukların olması, soylarının hem çok benzer hem de tam benzer olmaması bizim onları ''Türk olarak öngörmemizi güçleştirmektedir. Öyle ki ''Türk'' adı; resmiyetini tarihin çok derinde olmayan bir zamanında- Kök Türkler döneminde- kazanmıştır. (M.S 500 ler)
 
Kişilerde şöyle bir  yanılgı da var; Evrende her şey ''tamdır'', ''damgalanmıştır'', ''adı konulmuştur'', ''durağandır''. Böyle bir şey yok. Dünyanın dönüş hızı giderek yavaşlıyor; Evren genişleyip daralıyor. yaşayan varlıklar sağa sola göç ediyor, doğaca ayıklanıyor soyları tükeniyor; bir yandan yeni kuşaklar yeni düşüncelere ya da fizik yapılarıyla karşımıza çıkabiliyor.
İşte böyle bir evrende ''sen şusun'' diyebileceğiniz kadar ''sen şu yada bu değilsin'' diyebileceğimiz şeyler de var.

Bir takım Kızılderililerin Cengiz Han dan kaçan Uygur boylarından türemiş olduğu söylenmektedir. Geçtiğimiz günlerde izlemiş olduğum Kızılderili belgeselinde gösterilen kilimleri gören babamın ''şu kilimin aynısı bizim evde vardı'' diyerek izlediğim belgeselin Orta Asya Türklerini anlattığını sanması, tüm bunlardan önemlisi sağdan soldan genetik benzerlik bildirisi duyumları gelmesi ortada üzeri kapatılamayacak bir durumun olduğunu da gösteriyor.

Bir örnek verelim; sizin dedeniz onlara ''Birlikçiler'' adı takılan iki kardeşmiş ve birbirleri arasında ilkel ve sınırlı sayıda sözcükler barındıran bir dili konuşuyorlarmış. Sonradan bunların biri iş bulup bir başka diyara göç etmiş, ötekisi de ondan çok uzakta başka bir yere gitmiş. Aradan uzunca bir süre geçmiş. İş bulup çalışmaya giden adamın ailesi büyümüş; kullandıkları ilkel dil onlara yetmeyip çok daha yeni sözcükler üretmişler, dilleri de ilkinden çok değişik gelişmiş bir dil olmuş, çevre ailelerin kültüründen irili ufaklı bir şeyler de edinip kendi yaşamlarında yeni potalar ve değerler üretip birbirlerine yakın yeni boylara ayrılmışlar. Hepsi birden ''Aydınlar'' adını almışlar.

Dedenizin öteki kardeşi de gittiği yerde başka ailelerle tanışmış, onlardan yeni sözcükler edinmiş, Yeni yeni akımlara kapılıp üretip kullandıkları kök dilin kurallarından bağımsız yepyeni bir dil oluşturmuşlar; soyları da kendi aralarındaki genetik mutasyonlarla, adı unutulmuş bazı küçük kabilelerin karışmasıyla, hava şartlarındaki çok büyük değişiklikle ve hastalıkların etkileriyle az biraz değişime uğramış. Adlarını da ''Muhantu'' olarak almışlar.

Şimdi aradan geçen binlerce yıldan sonra bu iki topluluk ne kadar ''Birlikçiler'' dir; diğer deyişle ortak kökleri çok eskilerde aynı olan bu halklar şimdi değişik dilleri konuşup değişik efsaneleri anlata gelmişler. Arada genetik yakınlık olsa da bunlar artık başka kültürlerin kişileri olmuşlar.

İşte tüm bu gözden kaçmaların olmaması için ortaya ''yakın topluluklar'' kavramının koyulması gerekmektedir.

Nedir Bu kavram?

Bu kavram; bizim bir zamanlar ilişkili olduğumuz topluluklara hemen ''Türk damgası'' vurmamamızı sağlayan, buna karşın bir takım derin ve önemli bağlantıları da göz ardı etmememizi sağlayan bir kavramdır.
''Macar Türkü, Sekel Türkü''...
Olmaz kardeşim, Macar dili de folkloru da Türkçe değil. Asya nın göbeğindeki Altaylı bir dede ''suvlar akar tuvlarımdan'' dediğinde ben onu bile anlıyorum, buna karşın Macar dış görünüm olarak ta, dili ile de benden çok uzak. Kızılderili dillerini araştırmadım. Buna karşın ondan da pek öz Türkçe çıkacağını sanmam.

Tüm bunlara karşın işte bizler bu topluluklara ''yakın topluluklar'' demeliyiz. (Ne kadar yakın- uzak o da başka bir tartışma konusu)

Birisi bize ''Kızılderililer Türk müş'' dediğinde biz ona şöyle demeliyiz ''Hayır, Türk değiller ama Türklerin kökenleriyle önemli derin bağlantılarının olduğu bilinen bir gerçek.

Peki ya Kızılderililerin bir gün genetik olarak Türklere şaşılacak kadar yakın olduğu ortaya çıkarsa?

Sorun değil, Kızılderililer Türkçe öğrenmeyi istedikleri gün ''soyu Türklerle bağlantılı olup kültür olarak ta Türk olmayı isteyen yeni soydaşlarımız'' olarak aramıza katılabilirler...  Gülümseme
Facebook'a Ekle
Kayıtlı
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Harita | Arşiv | 1 | 2 | 3 | 4 | XML | Rss
PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.20 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Google'a ekle
BOZKURT FM*
XHTML 1.0 Uyumlu! Dilber MC teması HarzeM tarafından
Bu Sayfa 0.047 Saniyede 20 Sorgu ile Oluşturuldu (Pretty URLs adds 0.011s, 2q)


Türkçü Turancı Otağ
Otağımıza üye olarak Türklüğe ve Türkçülüğe katkıda bulunabilirsiniz.
10 saniyede üye olmak için tıklayın.